İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Emrah Şahin Başvurusu (B. No: 2018/37580)

1. Başvuru, devlet memurluğundan çıkarılma işleminin

Başvuru No2018/37580Tarih20 Ekim 2020Okuma23 dk · 4.515 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Emrah Şahin Başvurusu

Karar tarihi
20 Ekim 2020
Başvuru Numarası
2018/37580
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.515 kelime·23 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, devlet memurluğundan çıkarılma işleminin

iptali istemiyle açılan davada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı

ile sonuçlanan ceza yargılaması esas alınarak karar verilmesi ve kullanılan dil

nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 19/12/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Samsun İl Özel İdaresi bünyesinde veri

hazırlama ve kontrol işletmeni olarak görev yapmakta iken 2014 yılında kadrosu

Samsun Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına (Belediye) devredilmiş ve aynı yıl

Bafra Şube Müdürlüğü bünyesinde (sebze hali) tahsildar olarak

görevlendirilmiştir. Takip eden süreçte de başvurucunun belediyenin ilan ve

reklam biriminde görevlendirildiği anlaşılmaktadır.

9. Başvurucu hakkında, tahsildar olarak çalıştığı dönemde

22/10/2014 ile 28/11/2014 tarihleri arasında yaptığı 7.300 TL tutarında

tahsilatı Belediye hesaplarına yatırmadığı ve uhdesinde tuttuğu iddiasıyla

21/1/2016 tarihinde idari soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu, durumun

kendisine bildirilmesi üzerine 22/1/2016 tarihinde söz konusu tutarı faiziyle

birlikte Belediye hesaplarına yatırmıştır. Başvurucu soruşturma sürecinde

alınan ifadesinde, belirtilen tarih aralığında topladığı paraları belediye

hesabına yatıramadığını, daha sonra bu görevden ayrılıp farklı bir birimde

görevlendirilince paranın üzerinde kaldığını, kendisine durum bildirilince de

parayı hemen ertesi gün faiziyle iade ettiğini, zimmet gibi bir kastının

olmadığını beyan etmiştir.

10. Soruşturma sonucu hazırlanan raporda; başvurucunun,

tahsilatın günlük olarak yatırılması talimatını daha önce tebellüğ etmesine

karşın 22/10/2014 ile 28/11/2014 tarihleri arasında topladığı belediye

gelirlerini günlük olarak banka hesaplarına yatırmadığı, paranın uzun süre

kendisinde kaldığı, her ne kadar kamu zararı oluşmasa da eylemin memurluk

sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici

hareket kapsamında kaldığı ifade edilmiştir.

11. Soruşturma sonucunda isnat edilen fiili

gerçekleştirdiği kanaatine varılan başvurucu, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı

Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin (E) bendinin (g) alt bendi uyarınca

(memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve

utanç verici hareketlerde bulunmak) 18/5/2016 tarihli Samsun Büyükşehir

Belediyesi Başkanlığı Yüksek Disiplin Kurulu işlemiyle devlet memurluğundan

çıkarılmıştır.

12. Diğer taraftan başvurucu hakkında 26/9/2004 tarih ve

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 247. maddesi kapsamında zimmet suçu

isnadıyla kamu davası açılmıştır.

13. Bafra Ağır Ceza Mahkemesi 19/4/2016 tarihli kararıyla

başvurucunun isnat edilen eylemin gerçekleştiği kanaatine ulaşarak 1 yıl 1 ay

26 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiş ancak 4/12/2004 tarihli ve

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Hüküm, temyiz edilmeden

kesinleşmiştir. Bafra Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir;

"... sanığa, olay tarihinden önce,

göreve başladığında, görevin tanımı ve kapsamının ne olduğu konusunda yazılı

bildirimde bulunulmasına rağmen sanığın, görevi nedeniyle 22/10/2014 ile

28/11/2014 tarihleri arasında zilyedliği kendisine devredilmiş olan ve makbuz

karşılığı tahsil ettiği belediye gelirlerine ilişkin paraları kurumun banka

hesaplarına günlük olarak yatırması gerekirken yatırmayıp toplam 7.300,00 TL'yi

uhdesinde tuttuğu, sanığın eylemini bir suç işlemek kararının icrası kapsamında

bir çok kez gerçekleştirerek atılı 'zincirleme şekilde zimmet' suçunu işlediği

...anlaşıldığından... "

14. Başvurucu, hakkında tesis edilen devlet memurluğundan

çıkarılma işlemine karşı Samsun 2. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) iptal davası

açmıştır.

15. Mahkeme 16/2/2017 tarihli kararıyla davayı

reddetmiştir.

16. Ret gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Olayda, davacı hakkında zimmet

suçuyla ilgili olarak yapılan ceza yargılaması sonucunda Bafra Ağır Ceza

Mahkemesi'nin 19.04.2016 gün ve E:2016/68, K:2016/85 sayılı kararıyla,

davacının üzerine atılı zimmet suçunu işlediği sübut bulduğundan, neticeden davacının

1 yıl 1 ay 26 gün hapiscezasıyla cezalandırılmasına, CMK 231.maddesindeki

hükmün açıklanmasının geri bırakılması için belirlenen koşulların

gerçekleştiğinden bahisle, CMK 231. madde gereğince verilen hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği görülmekte olup; mahkumiyet

kararının hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedeniyle hukuki sonuç

doğurmaması ve infaza ilişkin hükümlerin beş yıl süre ile askıda bırakılması

disiplin hukuku açısından zimmet fiilinin sanık tarafından gerçekleştirilmemiş

sayılması şeklinde değerlendirilemeyeceğinden, dosyadaki bilgi ve belgeler ile

davacı hakkında düzenlenen disiplin soruşturmasına ilişkin raporun ve eklerinin

incelenmesinden, davacının, 22.10.2014-28.11.2014 tarihleri arasında yaptığı

7.300,00-TL tutarındaki tahsilatı davalı idarenin hesaplarına aktarmayarak

zimmetine geçirdiğinin; davacının disiplin soruşturması ve ceza yargılamasında

verdiği ifade ve savunmalarda da ikrar edildiği, dolayısıyla davacı üzerine

atılı fiilin sübuta erdiği anlaşıldığından, söz konusu fiilin memurluk sıfatı

ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici

hareketlerden olduğu kanaatine varılmakla, davacının Devlet memurluğundan

çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık

bulunmamıştır. "

17. Samsun Bölge İdare Mahkemesi 1. Dava Dairesi

12/4/2018 tarihli kararıyla ret hükmünü yönelik yapılan itirazı reddetmiştir.

Danıştay Onikinci Dairesi de istinaf mahkemesi tarafından verilen kararı

19/9/2018 tarihinde kesin olarak onamıştır.

18. Başvurucu, nihai kararı 20/11/2018 tarihinde tebellüğ

etmesinin ardından 19/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 5237 sayılı Kanun'un zimmet suçunu düzenleyen 247.

maddesi şöyledir:

"Görevi nedeniyle zilyedliği

kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı

kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki

yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Suçun,

zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi

halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Zimmet

suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere

işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir."

20. 657 sayılı Kanun'un "Disiplin cezalarının

çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller" kenar başlıklı 125.

maddesinin Devlet memurluğundan çıkarma cezasını düzenleyen (E) bendinin

ilgili kısmı şöyledir:

"E - Devlet memurluğundan çıkarma :

Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzerememurluktan çıkarmaktır.

Devlet

memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

...

g)

Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç

verici hareketlerde bulunmak, "

21. 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (5) numaralı

fıkrasının son cümlesi şöyledir:

"Hükmün açıklanmasının geri

bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade

eder."

B. Uluslararası

Hukuk

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.

maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Kendisine bir suç isnat edilen

herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır."

23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme’nin 6.

maddesinin ikinci fıkrasının kişilerin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya

kadar masum sayılma hakkını güvence altına aldığını belirtir. AİHM,

içtihatlarında masumiyet karinesi ile sağlanan güvencenin iki yönünün

bulunduğunu ifade etmiştir. Ceza yargılamasının yürütülmesine ilişkin -usule

ilişkin güvence- bu güvence ile, sonucunda mahkûmiyet kararı dışında bir hüküm

kurulan ceza yargılaması ile bağlantılı olan durumlarda, daha sonra yürütülecek

yargılamalar boyunca kişinin masumiyetine saygı gösterilmesinin sağlanması

amaçlanır. Bu usule ilişkin yön kapsamında, masumiyet karinesi ilkesi, ceza

yargılamasının kendisinin adil olmasını sağlayacak usule ilişkin güvence olarak

kamu görevlilerinin davalının suçluluğu ve eylemleri hakkında erken

açıklamalarda bulunmasını yasaklar. Ancak bu husus, cezai meselelerde usule

ilişkin güvence ile sınırlı değildir, bu kapsam daha geniştir ve Devletin

hiçbir temsilcisinin, mahkeme ile suçluluğu ispatlanıncaya kadar kişinin bir

suçtan suçlu olduğunu söylememesini gerekli kılar. Bu kapsamda, sadece ceza yargılaması

kapsamında değil aynı zamanda ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen

bağımsız hukuk yargılamaları, disiplin işlemleri veya diğer yargılamalarda da

masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir. Sözleşme’nin 6. maddesinin

ikinci fıkrası kapsamındaki güvencenin ilk yönü, kişi hakkındaki ceza

yargılaması sonuçlanıncaya kadar ceza gerektiren bir suçla suçlandığı süreye

ilişkin iken masumiyet karinesi güvencesinin ikinci yönü, ceza yargılaması

sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha

sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suç karşısında kişinin masumiyetinden

şüphe duyulmamasını gerektirir (Seven/Türkiye, B. No: 60392/08,

23/1/2018, § 43).

24. AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasının

disiplin yetkisini haiz makamların ceza yargılaması kapsamında kendisine suç

isnat edilen ve eylemi usule uygun bir şekilde tespit edilen bir kamu

görevlisine yaptırım uygulamasını engellemek gibi bir amacı veya etkisi

bulunmadığına kanaat getirmiştir. AİHM, Sözleşme’nin herhangi bir eylem

nedeniyle hem ceza hem de disiplin yargılamalarının başlatılmasına veya söz

konusu iki yargılama türünün eş zamanlı olarak yürütülmesine halel

getirmediğine vurgu yapmaktadır. AİHM ayrıca, cezai sorumluluğun kaldırılması

hâlinde bile daha hafif bir ispat külfeti temelinde aynı olaylardan doğan

hukuki veya diğer sorumlulukların tesis edilmesine halel getirilmediğine işaret

etmektedir. Ancak nihai bir cezai hüküm olmaksızın disiplin yargılaması

kapsamında başvurana iddia konusu eylemi nedeniyle cezai sorumluluk yükleyen

bir ifadenin bulunması hâlinde 6. maddenin (2) numaralı fıkrası kapsamına giren

bir mesele söz konusu olacaktır (Seven/Türkiye, § 51).

25. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci

fıkrasının sağladığı korumanın ikinci yönüne göre sanığın beraatıyla veya

davanın düşmesiyle sonuçlanan ceza yargılamaları sonrasında, söz konusu kişiye

masumiyetine uygun bir muamelede bulunulmasını gerekir. Bu ikinci yönde,

maddenin genel amacı, bir suçtan beraat eden bireyleri veya ceza yargılaması

düşen kişileri, itham edildikleri suçtan aslında suçlu olduklarını düşünen kamu

görevlileri ve makamlarına karşı korumaktır. Bu davalarda masumiyet karinesi,

adil olmayan bir cezai hükmün önlenmesi için, sağladığı usule ilişkin

güvencenin çeşitli koşullarının yargılamada uygulanması suretiyle hayata

geçirilmiştir. Beraat veya herhangi bir düşme kararına riayet edilmesi hakkının

korunmaması hâlinde, Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan adil

yargılanma güvenceleri teorik ve hayali olma riskiyle karşı karşıya kalabilir (Seven/Türkiye,

§ 54).

26. Disiplin ve yargı makamlarının kişinin

davranışlarının iş disipliniyle ve devlet memurluğunun gerekleriyle bağdaşıp

bağdaşmadığını disiplin hukuku bakış açısıyla nasıl tespit ettiğini ve değerlendirdiğini

anlaşılır kılan bir gerekçeyi sunmaları şarttır. Bu gerekçenin yokluğunda

disiplin sorumluluğunu cezai sorumluluktan ayıran çizgiler, teorik ve

belirsiz/yanıltıcı hâle gelmektedir. Bu bağlamda kişi hakkında yetkili ceza

mahkemesi tarafından kesin bir mahkûmiyet kararı verilmedikçe hiçbir yetkili

makam bu kişiye suçlu muamelesi gösteremeyecektir (Kemal Coşkun/Türkiye, B.

No. 45028/07, 28/3/2017, § 54).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

27. Mahkemenin 20/10/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

28. Başvurucu; hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile

sonuçlanan ceza yargılaması esas alınarak davanın reddedildiğini, hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı Kanun uyarınca aleyhine

hukuki sonuç doğurmaması gerektiğini belirterek masumiyet karinesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

29. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar

başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

30. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar, kimse suçlu sayılamaz.”

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

31. Anayasa Mahkemesi masumiyet karinesinin ihlali

iddialarını incelediği başvurularda (çok sayıda karar arasından bkz. S.M.

[GK], B. No: 2016/6038, 20/6/2019; Galip Şahin [GK], B. No:

2015/6075,11/6/2018) suç isnadına ilişkin bir güvence olan masumiyet

karinesinin medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda hangi hâllerde

uygulanabileceğine ilişkin ilkeleri belirlemiştir. Buna göre masumiyet

karinesinin medeni hak ve yükümlülükler kapsamında kalan bir yargılamada

uygulanabilmesi için başvurucunun söz konusu medeni hak ve yükümlülüklere

ilişkin yargılama ile hakkında yürütülen veya sona eren ceza yargılaması

arasında bağlantı bulunduğunu göstermesi gerekmektedir. Medeni hak

yargılamasında, ceza yargılamasında verilen kararın sonucunun dikkate alındığı

ve değerlendirildiği veya ceza dosyasında yer alan delillerin irdelendiği ya da

başvurucunun hakkındaki suçlamayı doğuran olaylara dahli ile ilgili

irdelemelerde bulunulduğu veyahut başvurucunun muhtemel suçluluğuyla ilgili

yorum yapıldığı hâllerde söz konusu bağlantının var olduğu kabul edilebilir.

Bununla birlikte idare/hukuk yargılaması ile ceza yargılaması arasındaki

bağlantının varlığına işaret eden olguların tüketme yoluyla sayılmasının mümkün

olmadığı, bunların kararların verildiği yargılamaların türüne ve içeriğine göre

değişebileceği kabul edilmelidir.

32. Somut olayda başvurucunun ihlal iddiası, devlet

memurluğundan çıkarma işleminin iptali istemiyle açtığı davada, çıkarma

işlemine konu eylem nedeniyle yapılan ceza yargılamasında hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına karar verilmesine karşın İdare Mahkemesince eylemin sabit

görülerek işlemin hukuka uygun bulunması ve İdare Mahkemesince kullanılan

ifadelere ilişkindir. Gerek Mahkeme kararında gerekse disiplin makamlarının

işlemlerinde ceza yargılamasına konu eylemlerle ilgili olarak değerlendirme

yapıldığı gözlemlenmektedir. Bu değerlendirmeler -herhangi bir ihlale yol açıp

açmadıkları hususu aşağıda değerlendirilecek olmakla birlikte- disiplin işleminin

denetlendiği yargı süreci ile ceza yargılaması arasında bağlantının bulunduğu

sonucuna ulaşılması bakımından yeterli görülmüştür. Bu bağlamda masumiyet

karinesinin sağladığı güvencenin devreye girdiği somut başvuruda Anayasa'nın

36. ve 38. maddelerinin uygulanabileceği sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla

ihlal iddialarının Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanının kapsamında yer

aldığı, bir başka ifadeyle başvurunun Anayasa ve Sözleşme hükümleriyle konu

bakımından bağdaşmazlık göstermediği anlaşılmaktadır.

33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

34. Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 38. maddesinin

dördüncü fıkrasında "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz." şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde ise

herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmektedir. Anılan maddeye adil yargılanma ibaresinin eklenmesine

ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de

güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır.

Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, kendisine bir suç

isnat edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz

sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi, Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla

beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağına

dair 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir (Fameka İnş.

Plastik San ve Tic. Ltd. Şirketi, B. No: 2014/3905, 19/04/2017, § 27).

35. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir

kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis

edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti

ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169,

26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı

kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır.

Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve

kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine

tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

36. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet

karinesinin sağladığı güvencenin iki yönü bulunmaktadır. Güvencenin ilk yönü;

kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle

kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu)

sürece ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin

suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar.

Güvencenin bu yönünün kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle

sınırlı değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da

işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu

olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla

sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile

eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari,

hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir (Galip

Şahin, B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 39).

37. Güvencenin ikinci yönü ise ceza yargılaması sonucunda

mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki

yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe

duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu

izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip

Şahin, § 40).

38. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ile disiplin

hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Disiplin hukuku kurumun iç

düzenini korumayı amaçlayan ve bunun için kamu görevlilerinin mevzuata, çalışma

düzenine, hizmetin gereklerine aykırı fiillerine yönelik olarak uygulanacak

yaptırımları ve bu yaptırımların uygulanmasındaki usul ve esasları düzenleyen

bir hukuk alanıdır. Bazı hâllerde ise kamu görevlisinin fiili ceza hukuku

kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin hukuku yönünden de

sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir (benzer yönde değerlendirmeler

için bkz. Özcan Pektaş, B. No: 2013/6879, 2/12/2015, § 25; Kürşat

Eyol, § 30). Böyle bir durumda Anayasa'da güvence altına alınan masumiyet

karinesinin bir eylemi nedeniyle ilgili hakkında hem ceza hem de disiplin

işlemlerinin yürütülmesine engel teşkil etmediğini, bu iki sürecin eş zamanlı

olarak devam etmesinin de önünde anılan güvence bakımından bir mâni

bulunmadığını belirtmek gerekir (M.E.T., B. No: 2014/11920, 3/7/2018, §

61).

39. Öte yandan ceza muhakemesi sonucunda kişinin müsnet

suçu işlemediğine dair hükümler dışında ceza mahkemesi hükmü, disiplin

makamları açısından doğrudan bağlayıcı değildir. Ancak cezai sorumluluğu

ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfeti

temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önünde

bir engel bulunmamaktadır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Özcan

Pektaş, § 25; Kürşat Eyol, § 30).

40. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir

başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları

tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden disiplin

soruşturma ve yargılamalarında masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus;

kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya

kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza

mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge

düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (Galip Şahin, § 47).Bu kapsamda

karar vericilerin kullandıkları dil kritik önem taşır (Mustafa Kıvrak,

B. No: 2013/3175, 20/2/2014, § 36).

41. Bununla birlikte ceza yargılamasına konu maddi olay

ve olguların disiplin hukuku esasları çerçevesinde diğer kamu makamlarınca

(idari/adli) ayrıca değerlendirilmesi ve bu değerlendirme sonucunda ulaşılacak

kanaate göre işlem/karar tesis edilmesi mümkündür. Bu bağlamda disiplin işlem

ve yargılamalarında ceza yargılamasında elde edilen bir delile istinat edilmesi

ya da kişi hakkında yapılan ceza yargılamasına bir olgu olarak atıf yapılmış

olması tek başına masumiyet karinesinin sağladığı güvencelere aykırılık teşkil

etmez. Ancak adli ve idari makamların kendi görev sınırlarını aşarak kişiyi suçlu

ilan etmesi veya bu bağlamda birtakım çıkarımlarda bulunması masumiyet

karinesinin ihlaline yol açabilir. Masumiyet karinesi kapsamındaki güvencelerin

sağlanıp sağlanmadığının tespiti yapılırken ise kararın gerekçesinin bir bütün

olarak değerlendirilmesi gerekir (Galip Şahin, § 48).

42. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilen durumlarda sanığın suçlu olduğu konusunda ulaşılmış bir vicdani kanaat

bulunmakta ve bu kanaat “kasten yeni bir suç” işlenmemesi şartına bağlı

olarak hüküm ifade etmemektedir. Gerçekten hükmün açıklanmasının geri

bırakılması, mahkûmiyet konusunda vicdani kanaate ulaşmış mahkemenin buna

ilişkin hükmü açıklamayı belirli bir süre ertelemesini, bu süre zarfında hükmün

sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ve bu süre sonunda kişinin başka

suç işlememesi hâlinde açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak

davanın düşmesine karar verilmesini ifade eder. Bu çerçevede ceza davası

dışında fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idari uyuşmazlıklarda

açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet kararına dayanılması masumiyet karinesi

ile çelişebilir (Kürşat Eyol, §§ 28, 29).

43. İdari uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi

bakımından salt kişinin yargılanmış olmasından ve hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına dair karardan söz edilmesi, masumiyet karinesinin ihlal

edildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli değildir. Bunun için kararın

gerekçesinin bütün hâlinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen fiillere dayanıp dayanmadığının

incelenmesi gerekir (Ramazan Tosun, B. No: 2012/998, 7/11/2013, § 63; Hüseyin

Şahin [GK], B. No: 2013/1728, 12/11/2014, § 40).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

44. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucu, tahsil

ettiği belediye gelirlerini uhdesinde tuttuğu iddiasıyla hakkında açılan

idari soruşturma sonucunda devlet memurluğundan çıkarılmıştır. Aynı eylemler

nedeniyle hakkında açılan kamu davası sonucunda zimmet suçu nedeniyle

başvurucu hapis cezasına mahkûm edilmiş ancak hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmiştir. Başvurucunun devlet memurluğundan çıkarılma

işlemine karşı açtığı dava da reddedilmiştir. Başvurucu, hükmün açıklanmasının

geri bırakılması kararı ile sonuçlanan ceza yargısı süreci esas alınarak

davanın reddedildiğini, bu nedenle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri

sürmektedir. Başvurucunun şikâyeti dikkate alındığında somut başvurunun

masumiyet karinesinin ikinci yönü bakımından incelenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

45. Yukarıda alıntılanan ilkeler uyarınca masumiyet

karinesinin ihlal edilip edilmediği değerlendirilirken önemli olan husus;

yargılamayı yapan makamın ilgili kişiye suç isnat edip etmediği, ceza

yargılaması kararını sorgulayıp sorgulamadığı ve münhasıran ceza yargılaması

sonucunda verilen hükme dayanıp dayanmadığıdır.

46. Somut olayda Bafra Ağır Ceza Mahkemesi yargılama

sonunda başvurucuya isnat edilen suçla ilgili olarak mahkumiyet hükmü kurmuş

ancak 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin başvurucuya isnat edilen suça

uygulanabilir olduğunu tespit ederek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar vermiş ve dolayısıyla beş yıllık denetim süresinin suç işlenilmeden

geçirilmesi hâlinde başvurucu hakkında açılan kamu davasının düşmesi imkânını

tanımıştır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı

Kanun'un 231. maddesi uyarınca sanık hakkında hukuki sonuç doğurmadığı dikkate

alındığında başvurucunun masumiyet karinesinin devam ettiği açıktır.

47. Masumiyet karinesinin devam ediyor oluşu, başvurucuya

zimmet suçunu gerçekleştirdiği, işlediği yönünde bir

ithamda/beyanda/imada bulunulmamasını gerektirir. Diğer taraftan bu durum

başvurucuya, ceza hukuku alanına girilmeden aynı eylemleri nedeniyle daha hafif

ispat külfetinde disiplin hukuku sınırları dahilinde kalınarak hukuki

sorumluluk yüklenilmesine engel değildir.

48. Yukarıda anılan ilkeler çerçevesinde, ceza gerektiren

herhangi bir suç isnat edilen ancak kesin olarak mahkûm edilmemiş bulunan bir

kişiye yönelik hukuki kararın kişinin suçlu olduğu yönünde bir görüşü

yansıtması hâlinde masumiyet karinesinin ihlal edilmiş olacağı unutulmamalıdır.

49. Mahkeme, disiplin cezasının hukuka uygun olduğu

sonucuna ulaşırken disiplin soruşturması süreci ve dosya kapsamında bulunan

diğer deliller üzerinden bir değerlendirme yaparak başvurucunun disiplin cezası

gerektiren fiili gerçekleştirdiği sonucuna ulaşmıştır. Bu bağlamda mahkemenin salt

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile sonuçlanan ceza yargılaması

sürecine ve bu yargılama sonucunda verilen karara dayanmadığı açıktır.Bu

aşamada masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediğinin anlaşılabilmesi adına

açıklığa kavuşturulması gereken husus mahkemenin idari davanın sınırları

içinde kalıp kalmadığı ve kullandığı dilin başvurucunun masumiyeti üzerine

gölge düşürüp düşürmediğidir.

50. Mahkeme ret gerekçesinde başvurucu için zimmetine

geçirdiği ifadesini kullanmış ve cümlenin devamında fiilin sübut

bulduğunu ifade etmiştir. Mahkeme, bu fiili memurluk sıfatı ile

bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareket olarak

nitelemiş ve karşılığının devlet memurluğundan çıkarma cezası olduğunu ifade

etmiştir. Mahkeme, bu nitelemeyi yaparken özensiz bir dil kullanmış olsa da

sonuca ulaşırken başvurucunun eyleme ilişkin ikrarından, disiplin

soruşturmasına ilişkin bilgi ve belgelerden hareket etmiş ve bunu yaparken

başvurucunun masumiyetine gölge düşürecek şekilde ceza yargılamasını esas

almamış ve/veya ceza yargılaması sürecini sorgulamamıştır. Bununla beraber,

eylemin 657 sayılı Kanun'un 125. maddesi hükmüyle örtüşüp örtüşmediğini

denetleyen mahkemenin, sübut bulduğunu ifade ettiği eylemin asıl olarak

657 sayılı Kanun'da düzenlenen yüz kızartıcı ve utanç verici hareket eylemi

olduğu da açıktır.

51. Bu bağlamda, disiplin soruşturması çerçevesinde elde

edilen bilgi ve belgeleri hükme esas alan ve disiplin cezasına temel teşkil

eden memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve

utanç verici hareket eylemine yönelik olarak değerlendirmede bulunan

Mahkemenin masumiyet karinesinin sağladığı güvenceyi ortadan kaldıracak

biçimde, idari davanın sınırlarının dışına çıkarak ceza hukuku alanında kalan

bir suç isnadında bulunduğu söylenemez.

52. Bu duruma göre başvurucu hakkında tesis edilen

disiplin işlemine ilişkin yargısal sürecin masumiyet karinesine yönelik bir

ihlale vücut vermediği anlaşılmıştır.

53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. ve 38.

maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü

fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE Yusuf

Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 20/10/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Devlet memurluğundan çıkarılma işleminin iptali

istemiyle açılan davada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile

sonuçlanan ceza yargılaması esas alınarak karar verildiği ve kullanılan dil nedeniyle

masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin başvuruda Mahkememiz

çoğunluğu masumiyet karinesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.

2. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucu kendi

beyanında, topladığı paraları belediye hesabına yatıramadığını, daha sonra bu

görevden ayrılıp farklı bir birimde görevlendirilince paranın üzerinde

kaldığını, kendisine durum bildirilince de parayı hemen ertesi gün faiziyle

iade ettiğini, zimmet gibi bir kastının olmadığını beyan etmiştir.

3. Bunun üzerine başvurucu hakkında hem disiplin

soruşturması hem de ceza kovuşturması açılmıştır. Ceza davasında Bafra Ağır

Ceza Mahkemesi başvurucuya isnat edilen eylemin gerçekleştiği kanaatine

ulaşarak başvurucunun 1 yıl 1 ay 26 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına

hükmettikten sonra 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiş ve bu hüküm temyiz

edilmeden kesinleşmiştir.

4. Hakkında devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla

cezalandırılmasına ilişkin işlem tesis edilen başvurucu bu işleme karşı da dava

açmıştır. Bu davada ise Samsun 2. İdare Mahkemesi 16/2/2017 tarihli kararıyla

davayı şu gerekçeyle reddetmiş ve bu karar istinaf ve Danıştay incelemesinden

geçerek onanmıştır:

"Olayda, davacı hakkında zimmet suçuyla ilgili

olarak yapılan ceza yargılaması sonucunda Bafra Ağır Ceza Mahkemesi'nin

19.04.2016 gün ve E:2016/68, K:2016/85 sayılı kararıyla, davacının üzerine

atılı zimmet suçunu işlediği sübut bulduğundan, neticeden davacının 1 yıl 1 ay 26

gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, CMK 231.maddesindeki hükmün

açıklanmasının geri bırakılması için belirlenen koşulların gerçekleştiğinden

bahisle, CMK 231. madde gereğince verilen hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verildiği görülmekte olup; mahkumiyet kararının hükmün

açıklanmasının geri bırakılması nedeniyle hukuki sonuç doğurmaması ve infaza

ilişkin hükümlerin beş yıl süre ile askıda bırakılması disiplin hukuku

açısından zimmet fiilinin sanık tarafından gerçekleştirilmemiş sayılması şeklinde

değerlendirilemeyeceğinden, dosyadaki bilgi ve belgeler ile davacı hakkında

düzenlenen disiplin soruşturmasına ilişkin raporun ve eklerinin

incelenmesinden, davacının, 22.10.2014-28.11.2014 tarihleri arasında yaptığı

7.300,00 TL tutarındaki tahsilatı davalı idarenin hesaplarına aktarmayarak

zimmetine geçirdiğinin; davacının disiplin soruşturması ve ceza yargılamasında

verdiği ifade ve savunmalarda da ikrar edildiği, dolayısıyla davacı üzerine

atılı fiilin sübuta erdiği anlaşıldığından, söz konusu fiilin memurluk sıfatı

ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici

hareketlerden olduğu kanaatine varılmakla, davacının Devlet memurluğundan

çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka

aykırılık bulunmamıştır".

5. Mahkememiz çoğunluğunca Samsun 2. İdare Mahkemesinin

kararında başvurucu ile ilgili yapılan değerlendirme ve kullanılan ifadelerin

masumiyet karinesini ihlal etmediği sonucuna ulaşılmıştır.

6. Çoğunluk görüşündeki başvurucunun disiplin cezası gerektiren

fiili gerçekleştirdiği sonucuna ulaşılan süreçte idare mahkemesinin salt hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararı ile sonuçlanan ceza yargılaması sürecine

ve bu yargılama sonucunda verilen karara dayanmadığı şeklindeki kanaate

katılmaktayım (§ 49). Bu yönü ile de başvurucunun masumiyet karinesinin

ihlalinden bahsetmenin mümkün olmadığı kanaatindeyim. Ancak Samsun 2. İdare

Mahkemesinin idari davanın sınırları içinde kalıp kalmadığı ve kullandığı dilin

başvurucunun masumiyeti üzerine gölge düşürüp düşürmediği noktasında Mahkememiz

çoğunluğunun şu değerlendirmesine katılmamaktayım:

“Mahkeme ret gerekçesinde başvurucu için zimmetine

geçirdiği ifadesini kullanmış ve cümlenin devamında fiilin sübut bulduğunu

ifade etmiştir. Mahkeme, bu fiili memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve

derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareket olarak nitelemiş ve karşılığının

devlet memurluğundan çıkarma cezası olduğunu ifade etmiştir. Mahkeme, bu

nitelemeyi yaparken özensiz bir dil kullanmış olsa da sonuca ulaşırken

başvurucunun eyleme ilişkin ikrarından, disiplin soruşturmasına ilişkin bilgi

ve belgelerden hareket etmiş ve bunu yaparken başvurucunun masumiyetine gölge

düşürecek şekilde ceza yargılamasını esas almamış ve/veya ceza yargılaması

sürecini sorgulamamıştır. Bununla beraber, eylemin 657 sayılı Kanun'un 125.

maddesi hükmüyle örtüşüp örtüşmediğini denetleyen mahkemenin, sübut bulduğunu

ifade ettiği eylemin asıl olarak 657 sayılı Kanun'da düzenlenen yüz kızartıcı

ve utanç verici hareket eylemi olduğu da açıktır.

Bu bağlamda, disiplin soruşturması çerçevesinde elde

edilen bilgi ve belgeleri hükme esas alan ve disiplin cezasına temel teşkil

eden memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve

utanç verici hareket eylemine yönelik olarak değerlendirmede bulunan Mahkemenin

masumiyet karinesinin sağladığı güvenceyi ortadan kaldıracak biçimde, idari

davanın sınırlarının dışına çıkarak ceza hukuku alanında kalan bir suç

isnadında bulunduğu söylenemez.” (§§

50-51)

7. Zira burada Samsun 2. İdare Mahkemesi olgulardan

hareketle hükme ulaşırken aynı zamanda Ceza Mahkemesi kararına da atıf

yapmıştır. Burada masumiyet karinesinin ihlaline sebep olan temel hususun İdare

Mahkemesinin karar gerekçesinde yer verdiği ve başvurucu ile ilgili kullandığı

özensiz dil ve üslup olduğunu özellikle ifade etmek gerekir.

8. Başvurucu ile ilgili bahse konu ceza yargılamasının

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile sonuçlanmasından sonra İdare

Mahkemesinin ceza yargılamasına değinmesi ve daha da önemlisi idari yargılamada

özellikle ceza hukuku terimi olan zimmete yer vermesi ve yine bu bağlamda İdare

Mahkemesi karar gerekçesinde başvurucu ile ilgiliyer verilen “üzerine atılı

zimmet suçunu işlediği sübut bulduğundan”, “mahkumiyet kararının hükmün

açıklanmasının geri bırakılması nedeniyle hukuki sonuç doğurmaması ve infaza

ilişkin hükümlerin beş yıl süre ile askıda bırakılması disiplin hukuku

açısından zimmet fiilinin sanık tarafından gerçekleştirilmemiş sayılması

şeklinde değerlendirilemeyeceğinden”, “dolayısıyla davacı üzerine atılı

fiilin sübuta erdiği anlaşıldığından” şeklindeki ifadelerin masumiyet

karinesinin ihlaline sebebiyet verebilecek nitelikteki bir dil kullanımı

olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

9. Esasında disiplin soruşturması sürecinde verdiği

ifadesinde başvurucu zaten belirtilen tarih aralığında topladığı paraları

belediye hesabına yatıramadığını, daha sonra bu görevden ayrılıp farklı bir

birimde görevlendirilince paranın üzerinde kaldığını, kendisine durum

bildirilince de parayı hemen ertesi gün faiziyle iade ettiğini belirttiğinden

Samsun 2. İdare Mahkemesi pekala bu olgulardan hareketle disiplin soruşturması

bağlamındaki işlemin hukuka uygunluğunu denetleyebilecekti. Ancak İdare

Mahkemesi bu olgular yanında ayrıca ceza yargılamasındaki karardan bahsederken

burada özellikle kendi karar gerekçesinde kullandığı ifadeler nedeniyle

masumiyet karinesini ihlal etmiştir.

10. Özetlemek gerekirse İdare Mahkemesi bu bağlamda idari

yargı ve disiplin hukuku alanının dışına taşarak ceza hukukunun alanında suç

isnadı ile ilgili “zimmet” gibi kavrama karar gerekçesinde yer verip oldukça

özensiz bir dil kullanarak iptal isteminin reddine ilişkin gerekçeyi

oluşturmuştur. Dolayısıyla bu durum, başvurucunun masumiyet karinesini ihlal

edecek bir dil kullanımı olduğu şeklindeki kanaate ulaşmama sebebiyet verdiği

için Mahkememiz çoğunluk kararına katılamadım. Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Volkan ÇAKMAK Başvurucu : Emrah ŞAHİN Vekili : Av. Kerami GÜRBÜZ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/37580, 20 Ekim 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. A. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin
  18. B. Anayasa’nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü
  19. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  20. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  21. Karşıoy Gerekçesi
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/37580
Tarih
20 Ekim 2020

İlgili Kararlar

  • Emre Erdem Başvurusu (B. No: 2017/30219)
  • Beyören Elektrik İnş. Paz. Taah. Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2019/19615)
  • Ela Gülsen Başvurusu (B. No: 2018/15212)
  • Bilal Yıldız Başvurusu (B. No: 2018/29257)
  • İhsan Murat Düz Başvurusu (B. No: 2018/26178)
  • Fatma Sarıkaya Başvurusu (B. No: 2018/5780)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.