İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ercan Tosun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5934)

1. Başvurucular, davalı idare

Başvuru No2013/5934Tarih26 Şubat 2015Okuma24 dk · 4.867 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ercan Tosun Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
26 Şubat 2015
Başvuru Numarası
2013/5934
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.867 kelime·24 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular, davalı idare

aleyhine 2005 yılında açtıkları tazminat davasında ıslah taleplerinin, bozmadan

sonra ıslah yapılamayacağı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mülkiyet ve

mahkemeye erişim haklarının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşler, ihlalin tespitiyle uğradıkları maddi ve manevi zararın tazminine

karar verilmesini talep etmişlerdir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 29/7/2013 tarihinde

Diyarbakır 4. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden

yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 30/9/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

11/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 27/10/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvuruculardan Ercan Tosun

2/11/2004 tarihinde TEDAŞ Müessese Müdürlüğüne ait elektrik tellerinden akıma

kapılarak sağ el işaret parmağını kaybetmiştir.

8. Başvurucu Ercan’ın anne ve

babası olan Müceder ve Muhsin 7/3/2005 tarihinde

Ergani Asliye Hukuk Mahkemesinde kendi adlarına asaleten, başvurucu Ercan adına

velayeten, başvurucu Müceder

ve Muhsin için ikişer bin TL maddi, üçer bin TL manevi tazminat ile başvurucu

Ercan için sekiz bin TL maddi ve on beş bin TL manevi tazminata hükmedilmesi

istemiyle idare aleyhine dava açmışlardır.

9. 16/8/2006 tarihinde

başvurucu Ercan’ın babası Muhsin vefat etmiş, mirasçısı Tuana

Ertosun davaya katılmıştır.

10. Mahkemece, başvurucu

Ercan’ın geçirdiği kaza nedeniyle maluliyet oranının belirlenmesi için Dicle

Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden alınan raporda, başvurucu Ercan’ın maluliyet

oranı % 7 olarak belirlenmiştir.

11. Kusur oranları ile tazminat

miktarının tespiti için alınan raporda, davalı kurumun % 60,

belediye başkanlığının % 20, başvurucu Ercan’ın anne ve babasının ise %20

oranında kusurlu olduğu, başvurucu Ercan’ın gerçek zararının 7.956,18 TL olduğu

yönünde görüş bildirilmiştir.

12. Mahkeme, 23/10/2007 tarih ve

E.2005/395, K.2007/649 sayılı kararıyla Muhsin ve başvurucu Müceder’in

maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine, başvurucu Ercan yönünden ise

davanın kısmen kabulüne, 7.956,18 TL maddi tazminat ile 3.000,00 TL manevi

tazminatın ödenmesine karar vermiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay 4. Hukuk

Dairesi 13/10/2008 tarih ve E.2008/1545, K.2008/11722 sayılı ilamıyla, başvurucu

Ercan yönünden daimi kazanç kaybı hesaplanırken 18

yaşından sonrası için “destek payı”

indirimi yapılmadan karar verilmesi gerektiği, anne ve babanın manevi tazminat

isteklerinin reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu tespitlerine yer

vererek, Adli Tıp Kurumundan usulüne uygun olarak rapor alınarak maluliyet

oranının belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.

13. Mahkemece kusur durumunun

tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmış, başvurucu Ercan’ın meslekte

kazanma gücünün belirlenmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas

Kurulundan rapor alınmış, raporda başvurucu Ercan‘ın

%100 oranında malul sayılması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir. Alınan

raporlar doğrultusunda, tazminat hesabı yönünden ek rapor aldırılmış, 17/1/2011

tarihli ek raporda Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda başvurucunun 2011 tarihi

itibarıyla bilinen asgari ücret tutarlarına göre talep edebileceği maddi tazminatın

13.739,24 TL olduğu tespit edilmiştir.

14. Bozmadan sonraki aşamada

başvurucular vekili 17/3/2011 tarihli ıslah dilekçesiyle başvurucu Ercan için

13.739,24 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi

ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

15. Mahkeme, 24/1/2012 tarihli

kararıyla “… kazalı küçüğün (başvurucu

Ercan) maluliyet oranı, Yargıtay bozma ilamına istinaden bozma ilamından sonra

tespit edilmiş olmakla tahkikat aşaması Yargıtay bozmasından sonra tamamlandığı

dikkate alınarak somut olayda ıslah yapılabileceği kanaatine varılmıştır”

şeklindeki gerekçeye yer vererek başvurucu Ercan yönünden maddi tazminat

taleplerinin kabulü ile maddi tazminatın 8.000,00 TL’lik kısmının olay

tarihinden, 5.739,24 TL’lik kısmının ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal

faizi ile birlikte idareden tahsiline, Muhsin ve başvurucu Müceder’in

manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne, maddi tazminat taleplerinin

reddine karar vermiştir.

16. Temyiz üzerine, Yargıtay 4.

Hukuk Dairesi, 18/4/2012 tarih ve E.2012/4648, K.2012/6668 sayılı ilamla Hukuk

Usulü Muhakemeleri Kanunu ve yerleşmiş yargı kararları gereğince bozma üzerine

yapılan yargılamada ıslah yapılamayacağı gerekçesiyle kararın bozulmasına karar

vermiştir.

17. Mahkemece bozmadan sonra

yapılan yargılama sonunda, 9/5/2013 tarih ve E.2012/379, K.2013/335 sayılı

kararla, başvurucunun iş göremezlik zararına ilişkin ilk kararla hüküm altına

alınan miktar üzerinden maddi tazminatın başvurucu Ercan yönünden kısmen kabulü

ile 7.956,18 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal

faiziyle idareden tahsiline, başvurucu Müceder ve

Muhsin’in manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne, maddi tazminat

taleplerinin reddine karar verilmiştir.

18. Anılan karar 27/6/2013

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 4/7/2013 tarihinde temyiz

dilekçesi vermiş, 29/7/2013 tarihinde de bireysel başvuruda bulunmuştur.

19. Başvuru tarihinde yargılama

halen temyiz mercii önünde devam etmekteyken, Anayasa Mahkemesinin karar tarihi

itibarıyla dava, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 4/2/2014 tarih ve E.2013/16281,

K.2014/1532 sayılı ilamı ile onanarak sonuçlanmıştır.

B. İlgili

Hukuk

20. 18/6/1927 tarih ve 1086

sayılı Mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 84. maddesi şu şekildedir:

"Islah, tahkikata tabi olan davalarda

tahkikat bitinceye kadar ve tabi olmayanlarda muhakemenin hitamına kadar

yapılabilir."

21. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesi şu şekildedir:

" (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın

miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden

beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi

asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası

açabilir.

(2) Karşı tarafın

verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin

olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilme

yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.

(3) Ayrıca, kısmi eda

davasının açılabildiği hallerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda

hukuki yararın var olduğu kabul edilir."

22. 6100 sayılı Kanun'un 177.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şu şekildedir:

" Islah, tahkikatın sona ermesine kadar

yapılabilir."

23. 22/5/2003 tarihli ve 4857

sayılı İş Kanunu'nun "Fesih bildirimine

itiraz ve usulü" kenar başlıklı 20. maddesinin üçüncü fıkrası

şöyledir:

"Dava seri

muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın

temyizi halinde, Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir."

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 26/2/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 29/7/2013 tarih ve 2013/5934

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

25. Başvurucular,

başvuruculardan Ercan Tosun’un 2/11/2004 tarihinde TEDAŞ Müessese Müdürlüğüne

ait elektrik tellerinden akıma kapılarak sağ el işaret parmağını kaybettiğini,

7/3/2005 tarihinde Ergani Asliye Hukuk Mahkemesinde idare aleyhine maddi ve

manevi tazminat talebiyle dava açtıklarını, yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmadığını, yargılama sürecinde ise maddi tazminat miktarının

artırılmasına ilişkin dilekçelerinin "bozmadan

sonra ıslah yapılamayacağı" gerekçesiyle reddedildiğini,

böylece mahkemeye erişim haklarının engellendiğini belirterek, adil yargılanma

hakkı, mülkiyet hakkı ve etkili yola başvurma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşler, kendilerine maddi ve manevi tazminat ödenmesini talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

26. Başvurucular, idare aleyhine

açtıkları davada maddi tazminat taleplerinin bozmadan sonra ıslah

yapılamayacağı gerekçesiyle reddedildiğini belirterek, mülkiyet ve etkili yola

başvurma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerse de ihlal iddiaları bir

bütün olarak değerlendirildiğinde, başvurucuların mülkiyet haklarının ihlali

iddiasını ancak Mahkeme kararına bağlanmış bir alacak hakkında ileri

sürebilecekleri, başvurucuların ıslah talebinin ise Mahkemece kabul edilmediği

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucuların ihlal iddiaları mahkemeye

erişim hakkı çerçevesinde değerlendirilmiş, yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmadığı iddiası ise ayrı bir başlık altında incelenmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali İddiası

27. Başvurucular, henüz alacak

hesabı yaptırılmadan ve alacak miktarının artırımı olanağı doğmadan verilmiş

bozma kararı sonrasında, ıslah dilekçesi ile maddi ve manevi tazminat

taleplerinin artırılması işleminin "bozmadan

sonra ıslah yapılamayacağı" gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle

mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.

i. Başvuru

Yollarının Tüketilmesi Sorunu

28. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, 'ikincil nitelikte bir kanun yolu'

olup bu yola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.

29. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.

30. Bireysel başvurunun ikincil

niteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği

iddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu

mercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için

gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları

önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline

ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz.

31. Başvuru yollarının

tüketilmesi ilkesi, hukuk sisteminde öngörülen usul kurallarına riayet

edilmesini gerektirir. Zira, başvuru yollarının tüketilmesi için usule ilişkin

koşullara ve sürelere uymak gerekir. Başvurucunun hukuk yollarını tüketmeye

çalıştığı, ancak kendi ihmali nedeniyle usul gerekliliklerini yerine

getiremediği hallerde başvuru, hukuk yolları tüketilmediği için reddedilir.

32. Başvuru konusu olayda,

temyiz üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 18/4/2012 tarih ve E.2012/4648,

K.2012/6668 sayılı ilamla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve yerleşmiş yargı

kararları gereğince bozma üzerine yapılan yargılamada ıslah yapılamayacağı

gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir. Mahkemece bozmadan sonra

yapılan yargılama sonunda, 9/5/2013 tarih ve E.2012/379, K.2013/335 sayılı

kararla başvurucunun iş göremezlik zararına ilişkin ilk kararla hüküm altına

alınan miktar üzerinden maddi tazminatın başvurucu Ercan yönünden kısmen kabulü

ile 7.956,18 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal

faiziyle idareden tahsiline, başvurucu Müceder ve

Muhsin’in manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne, maddi tazminat

taleplerinin ise reddine karar verilmiştir. Anılan karar 27/6/2013 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 4/7/2013 tarihinde temyiz dilekçesi

vermiş, 29/7/2013 tarihinde de bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuru

tarihinde yargılama halen temyiz mercii önünde devam etmekteyken, Anayasa

Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla dava, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin

4/2/2014 tarih ve E.2013/16281, K.2014/1532 sayılı ilamı ile onanarak

sonuçlanmıştır.

33. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM)'nin içtihadına göre, genel bir kural

olarak başvurucu, dava konusuyla ilgili ulusal içtihada göre yapacağı bir

temyiz başvurusunun başarısız olacağını ispat ederse, başvurucunun iç hukuk

yollarını tüketmiş olduğu kabul edilecektir (bkz. Kleyn ve Diğerleri/Hollanda, B.No: 39343/98, 6/5/2003, § 156).

34. Temyiz mahkemesinin yakın

zamanda vermiş olduğu ve başvurucunun davasına da uygulanacak nitelikteki bir

karar varsa ve temyiz mahkemesinin bu kararını değiştirmesi ihtimal dâhilinde

görünmüyorsa başvurucu, iç hukuk yollarını tüketmiş sayılacaktır (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Salah Sheek/Hollanda, B.No: 1948/04, 23/5/2007, § 121).

35. Yukarıda belirtildiği üzere

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulması için olağan kanun yollarının

tüketilmesi gerekir. Ancak somut olayda başvurucu açısından temyiz yoluna

başvurulması, tüketilmesi gerekli bir yol olarak kabul edilmeyebilir. Zira

somut başvuruya konu davada, aynı karara yönelik olarak temyiz mercii

kararlarını vermiş ve Derece Mahkemesince de temyiz merciinin verdiği karar

doğrultusunda hüküm kurulmuştur. Bu anlamda Mahkemece verilen son karara karşı

temyiz yolu, etkili bir başvuru yolu olarak kabul edilemez ve Mahkemece verilen

son karara karşı temyiz yoluna müracaat edilmeden yapılan bu başvuru, başvuru

yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez nitelikte

değerlendirilemez. Mahkemece verilen ilk karara yönelik olarak, olayın şartları

dâhilinde, olağan kanun yollarını tüketmek için kendisinden beklenen her şeyi

yapmış olan başvurucudan, bu aşamadan sonra Derece Mahkemesince verilen son

karara yönelik olarak da temyiz yolunu tüketmesini beklemek, etkili olmayacağı

anlaşılan bir yolun tüketilmesinin zorunlu tutulması nedeniyle, bireysel

başvuru hakkının kullanılması önünde orantısız bir engel oluşturabilir.

ii. Mahkemeye

Erişim Hakkının İhlali İddiasının İncelenmesi

a. Başvurucular Müceder Tosun ve Tuana Tosun Yönünden

36. Başvurucular, henüz alacak

hesabı yaptırılmadan ve alacak miktarının artırımı olanağı doğmadan verilmiş

bozma kararı sonrasında, ıslah dilekçesi ile maddi ve manevi tazminat

taleplerinin artırılması işleminin "bozmadan

sonra ıslah yapılamayacağı" gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle

mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.

37. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır."

38. 24. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar

başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir."

39. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar"

kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen

işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan

etkilenenler tarafından yapılabilir.

40. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca,

Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden herkese

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı tanınmıştır (B. No: 2012/22,

25/12/2012, § 24).

41. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar"

başlıklı 46. maddesinde kimlerin bireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup,

anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre; bir kişinin Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunabilmesi için üç temel ön koşulun birlikte bulunması

gerekmektedir. Bu önkoşullar, başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri

sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı, başvurucunun "güncel bir hakkının ihlal edilmesi",

bu ihlalden dolayı kişinin "kişisel

olarak" ve "doğrudan"

etkilenmiş olması ve bunların sonucunda başvurucunun kendisinin

"mağdur" olduğunu ileri sürmesi gerekir (B. No: 2013/6179, 20/3/2014,

§ 24).

42. AİHM, Sözleşme'nin 34.

maddesinde yer alan "mağdur"

kelimesi ile ihtilaf konusu eylem ya da ihmalden doğrudan etkilenen kişinin

kast edildiğini belirtmektedir (Brumarescu/Romanya

[BD], B. No: 28342/95, 28/10/1999, § 50).

43. Başvuru konusu olayda,

başvurucu Müceder ve başvuruculardan Tuana’nın murisi Muhsin 7/3/2005 tarihinde Ergani Asliye

Hukuk Mahkemesinde kendi adlarına asaleten, başvurucu Ercan adına velayeten, başvurucu Müceder ve

Muhsin için ikişer bin TL maddi, üçer bin TL manevi tazminat ile başvurucu Ercan

için sekiz bin TL maddi ve on beş bin TL manevi tazminata hükmedilmesi

istemiyle idare aleyhine dava açmışlardır. 16/8/2006 tarihinde başvurucu

Ercan’ın babası Muhsin vefat etmiş, mirasçısı Tuana

Ertosun davaya katılmıştır. Kusur oranları ile tazminat miktarının tespiti için

alınan raporda başvurucu Ercan’ın gerçek zararının 7.956,18 TL olduğu yönünde

görüş bildirilmiştir. Mahkeme, 23/10/2007 tarih ve E.2005/395, K.2007/649

sayılı kararıyla Muhsin ve başvurucu Müceder’in maddi

ve manevi tazminat taleplerinin reddine, başvurucu Ercan yönünden ise davanın

kısmen kabulüne, 7.956,18 TL maddi tazminat ile 3.000,00 TL manevi tazminatın

ödenmesine karar vermiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi

13/10/2008 tarih ve E.2008/1545, K.2008/11722 sayılı ilamıyla, başvurucu Ercan

yönünden daimi kazanç kaybı hesaplanırken 18 yaşından

sonrası için “destek payı” için

indirim yapılmadan karar verilmesi gerektiği, anne ve babanın manevi tazminat

isteklerinin reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu tespitlerine yer

vererek, Adli Tıp Kurumundan usulüne uygun olarak rapor alınarak maluliyet

oranının belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.

44. Başvuruculardan Müceder ve Muhsin’in maddi tazminat taleplerinin reddine

dair karar anılan Yargıtay ilamı ile kesinleşmiştir. Bozmadan sonra devam eden

yargılamada başvurucular vekili 17/3/2011 tarihli ıslah dilekçesiyle başvurucu

Ercan için 13.739,24 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek

yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Islah

talebi başvuruculardan yalnızca Ercan adına yapılmıştır.

45. Bu durumda, başvurucular Müceder ve Muhsin’in mirasçısı sıfatıyla davaya katılan Tuana’nın maddi tazminat taleplerinin reddine dair kararın

kesinleştiği, başvurucuların bozmadan sonraki aşamada ıslah talebinin de

bulunmadığı, bu kapsamda mahkemeye erişim hakkının ihlali iddiası açısından söz

konusu başvurucuların güncel ve kişisel bir hakkının doğrudan etkilenmediği ve

belirtilen ihlal iddiası açısından mağdur sıfatlarının bulunmadığı

anlaşılmaktadır.

46. Açıklanan nedenlerle,

başvurucuların, bireysel başvuru tarihi itibarıyla mağdur statüsü

bulunmadığından, başvurunun bu bölümünün diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin "kişi yönünden

yetkisizlik" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Başvurucu Ercan Tosun Yönünden

47. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

48. Adil yargılanma hakkının en

temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen

veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını

önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebilir (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Mahkemeye erişim hakkı, kural

olarak mutlak bir hak olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte

getirilecek sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması,

meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir

yük oluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38).

49. Mahkemeye etkili erişim

hakkı, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava

açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara

sahip olmasını gerektirmektedir. Özellikle hukuki belirsizlikler ya da

uygulamadaki belirsizlikler kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlâl

edebilmektedir (AİHM, Geffre/Fransa, B. No: 51307/99,

23/1/2003, § 34). Bu nedenle, mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan

âdil yargılanma hakkını ihlâl edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da

yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu

doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdırlar (Bkz. Eşim/Türkiye, B.No:59601/09, 17/9/2013, § 21).

50. Mülga 1086 sayılı Kanunu'nun

87. maddesinin "Müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez." şeklindeki son

cümlesi yapılan başvuru neticesinde Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiş ve

dava açıldıktan sonra davacının müddeabihi "ıslah" yoluyla artırmasını

önleyen itiraz konusu kuralın, bir hakkın elde edilmesini zorlaştırdığı, hak

arama özgürlüğünün en önemli iki öğesini oluşturan sav ve savunma haklarını

kısıtladığı ve davacıyı ikinci kez dava açmaya zorladığı, davacıların haklarını

en kısa sürede ve en az giderle almalarını engellediği, hak arama özgürlüğünü

önemli ölçüde zorlaştırması nedeniyle demokratik toplum düzeninin gerekleriyle

bağdaşmadığı, davaların en az giderle ve olabildiğince hızlı biçimde

sonuçlandırılmasına engel olacağı gerekçeleriyle iptal edilmiştir. (AYM,

E.1999/1, K1999/33, 20/7/1999) İptal kararı sonrasında Yargıtay dairelerinde iptal

gerekçesi ileri sürülerek ıslah yapılabilmesine dair kararlar verilmiştir

(Bkz., Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E.2006/382, K.2006/2561, 1/5/2006;

E.2005/4503, K.2006/308, 26/1/2006).

51. Mülga 1086 sayılı Hukuk

Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 84. maddesinde, tahkikata tabi olan davalarda

tahkikat bitinceye kadar ve tabi olmayanlarda muhakemenin hitamına kadar ıslah

yapılabileceği hükmü yer almaktadır. Bu kuralın uygulanışı ve bozmadan sonra

ıslah yapılıp yapılamayacağına ilişkin iki farklı Yargıtay içtihadı birleştirme

kararı bulunmaktadır.

52. 4/2/1948 tarih ve E.1944/10,

K.1948/3 sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararında; ".dava açıldıktan sonra mevzuunda, sebebinde ve

delillerde ve diğer hususlarda usule müteallik olmak üzere yapılmış olan

yanlışlıkları bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmek ve eksiklikleri de

tamamlamak imkânını veren ve mahkeme kararına lüzum olmadan tarafların sözlü ve

yazılı beyanlarıyla yapılabilen ıslahın, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın

seksen dördüncü maddesinin açık hükmü dairesinde tahkikat ve yargılama

bitinceye kadar yapılabilip Yargıtay'ca hüküm bozulduktan sonra bu yoldan

faydalanmanın mümkün olamayacağına."denilerek Yargıtayca hüküm bozulduktan sonra ıslah yapılmasının mümkün

olmadığı ifade edilmektedir.

53. Ancak 4/2/1959 tarih ve E.

1959/13, K.1959/5 sayılı içtihadı birleştirme kararında "Bir mahkeme kararının her ne nedenle olursa

olsun temyizce bozulması sonunda mahkemenin bozma kararına uymasıyla dava

yeniden duruşma (muhakeme) safhasına girmiş olacağı cihetle duruşma henüz

bitmemiş demektir" denilerek, esasına girilmeyerek görevsizlik

gibi bir sebeple reddedilen davalarda Yargıtay'ın bozma kararından sonra

davanın ilk derece mahkemelerinde esastan görüşülmesi halinde bozma sonrasında

da tahkikatın devam ettiği ve ıslahın mümkün olduğu yönünde içtihat

geliştirilmiştir.

54. Bu iki içtihadı birleştirme

kararı birlikte değerlendirildiğinde doktrinde, bozma kararına uyulmasından

sonra ıslah yoluna başvurulamamasının nedeninin, yerel mahkemenin bozma

kararına uymasından sonra oluşan usuli müktesep

hakkın korunması olduğu, ıslah yoluyla usuli müktesep

hakkın ortadan kaldırılmasının mümkün olamayacağı, bu nedenle esasa ilişkin

bozmalarda ıslah yoluna gidilemeyeceği, ancak ilk derece mahkemesince verilen

görevsizlik kararının Yargıtayca bozulması gibi usule

ilişkin bozmalarda usuli müktesep hak söz konusu

olamayacağından ıslah yoluna gidilebileceği dile getirilmiştir (Pekcanıtez; Atalay; Özekes, Hukuk

Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları,

Ankara, 2011, 12. Bası, s. 406-407).

55. Yargıtay dairelerinin somut

davaların özelliklerinden kaynaklanan farklı kararları bulunmakla beraber

(Bkz., 4. Hukuk Dairesinin 28/10/2003 tarih ve E.2003/10507, K.2003/12396

sayılı kararı) Yargıtay'ın genel uygulamasının davanın esastan görülmesi ve

uyuşmazlık konusu alacak/tazminat miktarının tespit edilerek verilen kararın

bozulması halinde ıslahın mümkün olmadığı, ancak dava konusu alacak/tazminat

miktarı belirlenmeden usuli bozmalar sonrasında

tekrar tahkikat yapılarak uyuşmazlık konusu alacak/tazminat miktarı

belirlendiğinde ıslahın mümkün olduğu yönündedir (B. No: 2013/1932, 17/7/2014,

§ 45).

56. 1/10/2011 tarihinde

yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanun'un 177. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

göre, ıslah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilmektedir. Kanun'un 448.

maddesine göre ilgili Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek

kaydıyla derhâl uygulanacaktır.

57. Somut olayda başvurucular,

mülga 1086 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu 7/3/2005 tarihinde Ergani Asliye

Hukuk Mahkemesinde, başvurucu Müceder ve Muhsin için

ikişer bin TL maddi, üçer bin TL manevi tazminat ile başvurucu Ercan için sekiz

bin TL maddi ve on beş bin TL manevi tazminat talebini içeren dava açmışlardır.

Mahkeme, 23/10/2007 tarihli kararı ile davanın kısmen kabulüne karar vermiş,

kararın temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 13/10/2008 tarihinde,

başvurucu Ercan yönünden daimi kazanç kaybı hesaplanırken

18 yaşından sonrası için “destek payı”

indirimi yapılmadan karar verilmesi gerektiği ve babanın tazminat isteklerinin

reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu tespitlerine yer vererek bozma

kararı vermiştir. Bozma ilamı doğrultusunda yargılamaya devam edilmiş,

başvurucular vekili 17/3/2011 tarihli ıslah dilekçesiyle başvurucu Ercan için

13.739,24 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi

ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece kusur durumunun

tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmış, başvurucu Ercan’ın meslekte

kazanma gücünün belirlenmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas

Kurulundan rapor alınmış, raporda başvurucu Ercan‘ın

%100 oranında malul sayılması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir. Alınan

raporlar doğrultusunda, tazminat hesabı yönünden ek rapor aldırılmış, 17/1/2011

tarihli ek raporda Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda başvurucunun 2011 tarihi

itibarıyla bilinen asgari ücret tutarlarına göre talep edebileceği maddi

tazminatın 13.739,24 TL olduğu tespit edilmiştir.

58. Mahkeme, bozmadan sonra

ıslah yapılıp yapılmayacağı hususundaki değerlendirme sonucunda “… kazalı küçüğün (başvurucu Ercan) maluliyet oranı,

Yargıtay bozma ilamına istinaden bozama ilamından sonra tespit edilmiş olmakla

tahkikat aşaması Yargıtay bozmasından sonra tamamlandığı dikkate alınarak somut

olayda ıslah yapılabileceği kanaatine varılmıştır” şeklindeki

gerekçeye yer vererek başvurucu Ercan yönünden maddi tazminat taleplerinin

kabulü ile maddi tazminatın 8.000,00 TL’lik kısmının olay tarihinden, 5.739,24

TL’lik kısmının ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte

idareden tahsiline karar vermiştir. Bu kararın da temyiz edilmesi üzerine

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 18/4/2012 tarihli ilamı ile Hukuk Muhakemeleri

Kanunu ve yerleşmiş yargı kararları gereğince bozma kararı üzerine yapılan

yargılamada ıslah yapılamayacağı gerekçesiyle bozma kararı vermiştir.

59. Mahkeme, bozma ilamı

doğrultusunda başvurucunun iş göremezlik zararına ilişkin ilk kararla hüküm

altına alınan miktar üzerinden maddi tazminatın başvurucu Ercan yönünden kısmen

kabulü ile 7.956,18 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek

yasal faiziyle idareden tahsiline karar vermiştir. Karar, Yargıtay 4. Hukuk

Dairesinin 4/2/2014 tarihli ilamıyla onanarak kesinleşmiştir.

60. 1/10/2011 tarihinde 6100

sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir. Yukarıda bahsedilen ıslaha ilişkin kanun

hükümleri ile bu konudaki Yargıtay içtihatları incelendiğinde; mülga 1086

sayılı Kanun'un 84. maddesinde ıslaha tahkikatın bitimine kadar izin verildiği,

4/2/1948 tarihli Yargıtay içtihadı birleştirme kararında ilk derece mahkemesi

kararıyla tahkikatın tamamlandığının kabul edildiği ve ıslah yapılamayacağı

yönünde içtihat geliştirildiği, 4/2/1959 tarihli içtihadı birleştirme kararında

ise usuli bozmalar sonrasında yeniden duruşma

safhasına girildiğinden ıslahın mümkün olduğu yönünde karar verildiği, Yargıtay

dairelerinin, somut davaların özelliklerinden kaynaklanan farklı kararları

bulunmakla birlikte genel olarak yukarıda bahsedilen içtihadı birleştirme

kurulu kararlarına uyumlu karar verdiklerinin görüldüğü, bozmadan sonra ıslah

yapılıp yapılamayacağı hususuna ilişkin hukuki ve pratik bir belirsizliğin

bulunmadığı anlaşılmıştır. (B. No: 2013/1932, 17/7/2014, § 52).

61. Ayrıca vekille temsil edilen

başvurucuların ıslah talebini tahkikat aşaması tamamlanmadan yapması gerektiği,

Mahkemenin 2005/365 esas sayılı dosyası kapsamında yapılan yargılamada

maluliyet oranı ve destekten yoksun kalma tazminatı hesabı yapılıp tahkikat

aşaması tamamlandıktan sonra 23/10/2007 tarihinde karar verildiği, verilen

kararın 13/10/2008 tarihinde Yargıtay 4. Hukuk Dairesince bozulmasından sonra

17/3/2011 tarihinde yaptığı ıslah talebinin mevcut koşullarda reddedileceğini

bilebilecek durumda olduğu (Benzer bir örnek için bkz. Harrison McKee/Macaristan,

B. No: 22840/07, 3/6/2014, §33), yine başvurucunun ıslah yerine ek dava yoluyla

talepte bulunabileceği, başvurucunun ek dava açmasının engellendiği şeklinde bir

iddiasının da olmadığı, böyle bir yolu kendi iradesiyle tercih etmediğinin

anlaşıldığı göz önünde bulundurulduğunda bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına

karar verilmesinde açık ve görünür bir ihlal bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır

(B. No: 2013/1932, 17/7/2014, § 53).

62. Açıklanan nedenlerle,

başvurucuların Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan "mahkemeye erişim haklarının"

ihlal edildiği iddiasının açık ve görünür bir ihlalin bulunmadığı

anlaşıldığından “açıkça dayanaktan

yoksunluk” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

63. Başvurucuların makul sürede

yargılanma hakkına yönelik şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi

diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu

nedenle, başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

64. Başvurucular, idare aleyhine

açtıkları tazminat davasında yargılamanın yaklaşık 9 yıl sürdüğünü ve bu sürenin

uzun olması nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

65. Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer

verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

66. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

67. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuruya konu

tazminat davasında, 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na ve

6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama

faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda

kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

68. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başvurucular tarafından idare aleyhine

tazminat davasının açıldığı tarih olan 7/3/2005 tarihidir.

69. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Bu kapsamda, somut yargılama

faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin onama

karar tarihi olan 4/2/2014 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

70. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başvuruculardan Ercan’ın

idareye ait elektrik tellerine kapılarak parmağını yitirmesi nedeniyle

uğranılan zararların tazmini talebiyle açılan tazminat davası olduğu, 7/3/2005

tarihinde açılan davanın yargılama sürecinde ilk derece mahkemesince maluliyet

oranı ve uğranılan zararın hesabına ilişkin bilirkişi incelemelerinin ardından

başvurucuların taleplerinin kısmen kabulüne karar verildiği, kararın temyiz

incelemesi neticesinde bozulduğu, bozma kararı doğrultusunda yargılamaya devam

eden Mahkemece, yeniden raporlar alındığı, bozmadan sonraki aşamada ıslah

yapılabileceği değerlendirmesi ile başvurucu Ercan lehine tazminata

hükmedildiği, anılan kararın, Dairenin 18/4/2012 tarihli ilamı ile bozmadan

sonra ıslah yapılamayacağı gerekçesiyle bozulduğu, bozma kararına uyularak

yapılan yargılama neticesinde davanın ıslahtan önceki aşamada belirlenen miktar

doğrultusunda kısmen kabulüne karar verildiği, temyiz üzerine kararın, Dairenin

4/2/2014 tarihli ilamı ile onandığı, bu kararla birlikte neticelenen yargılama

faaliyetinin yaklaşık 9 yıl sürdüğü anlaşılmaktadır.

71. 6100 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin

etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde

bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar

verilmiştir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64).

72. Başvuruya konu tazminat

davası, hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler

dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır. Başvurucuların tutum ve

davranışlarıyla ve usulî haklarını kullanırken

özensiz davranmalarıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da

söylenemez. Söz konusu davanın niteliği, başvurucular açısından taşıdığı değer

ve başvurucuların davadaki menfaati dikkate alındığında, yaklaşık 9 yıllık

yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

73. Açıklanan nedenlerle,

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. maddesi Yönünden

74. Başvurucular, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle maddi ve manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmişlerdir.

75. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

76. Başvurucuların tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık 9 yıllık yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara takdiren net 8.650,00 TL

manevi tazminatın müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

77. Başvurucular tarafından

maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile

iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

78. Başvurucular tarafından

yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara

müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucular Müceder Tosun ve Tuana Tosun’un mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği

yönündeki iddiasının “kişi bakımından

yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Başvurucu Ercan Tosun’un mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği

yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan

yoksunluk” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Başvurucuların

1.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2.

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvuruculara net 8.650,00 TL manevi TAZMİNATIN MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE, başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

26/2/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan y.

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Aliye YILDIZ VARSIN Başvurucular : 1. Ercan TOSUN 2. Müceder TOSUN 3. Tuana TOSUN Vekilleri : Av. Vedat KARADUMAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/5934, 26 Şubat 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. C. Başvurucuların
  16. D. Başvuruculara net 8.650,00 TL manevi TAZMİNATIN MÜŞTEREKEN
  17. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  18. Dursun
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/5934
Tarih
26 Şubat 2015

İlgili Kararlar

  • Metin Taşdemir Başvurusu (B. No: 2014/6991)
  • M. T. K. Başvurusu (B. No: 2014/6574)
  • Alper Kınalı Başvurusu (B. No: 2014/8551)
  • Osman Kılıç Başvurusu (B. No: 2014/12837)
  • Bubo Çelik Başvurusu (B. No: 2013/3954)
  • İbrahim Akkan Başvurusu (B. No: 2014/7146)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.