İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ercan Yalçınkaya Başvurusu (B. No: 2015/12310)

1. Başvuru, iletişimin tespiti (dinleme) tedbirinin

Başvuru No2015/12310Tarih28 Kasım 2018Okuma17 dk · 3.377 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ercan Yalçınkaya Başvurusu

Karar tarihi
28 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2015/12310
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.377 kelime·17 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, iletişimin tespiti (dinleme) tedbirinin

uygulanmasına dair herhangi bir karar olmamasına rağmen dolaylı ve hukuka

aykırı olarak uygulanan dinleme tedbiri sonucunda elde edilen delillere dayalı

olarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle haberleşme hürriyetinin ve adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 23/7/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. 1967 doğumlu olan başvurucu, başvuru konusu olayların

gerçekleştiği tarihlerde Ankara Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmaktadır.

9. Bir ihbar mektubu üzerine İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığı (CMK 250. madde ile yetkili) bazı şahıslar hakkında suç işlemek

amacıyla örgüt kurma, bu amaçla kurulan örgüte üye olma, uyuşturucu ve uyarıcı

madde ticareti yapma ve kara para aklama suçlarından soruşturma başlatmıştır.

10. Soruşturma kapsamında 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesinin (6) numaralı fıkrası uyarınca

görevli mahkemelerden alınan iletişimin tespit edilmesi, fiziki ve teknik takip

yapılması kararlarına dayalı olarak aralarında A.B.nin de bulunduğu birçok

şüphelinin iletişimi tespit edilmiş ve kayda alınmıştır.

11. Soruşturma kapsamında elde edilen bilgiler üzerine

örgüte yönelik operasyon kararı alınmış ve 11/7/2007 tarihinde gerçekleştirilen

operasyon sırasında şüphelilerden bir kısmı isnat edilen suçlardan yakalanarak

tutuklanmıştır. Operasyonun ardından bazı savcı ve hâkimlerin suç örgütüyle

irtibatlı oldukları yönünde iddiaların ortaya çıkması üzerine Adalet Bakanlığı

Teftiş Kurulu Başkanlığınca konuyla ilgili inceleme başlatılmıştır.

12. Bakanlık tarafından yapılan incelemede, soruşturma

evrakı kapsamında telefonu teknik takibe alınan şüphelilerden A.B. ile

başvurucu arasında sık sık telefon görüşmeleri gerçekleştirildiği ve bu

görüşmelerde, Ankara'da bulunan bir eğlence yerinde meydana gelen silahla adam

yaralama suçuna ve bu suç kapsamında başlatılan soruşturmaya ilişkin konuşmalar

yapıldığı iddia edilmiştir.

13. Başvurucunun görevi kötüye kullanma suçunu işlediği

yönünde yeterli şüpheye ulaşan Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı 22/7/2008

tarihli iddianame ile Yargıtay nezdinde yargılanmak üzere başvurucu hakkında

son soruşturma açılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

14. İddianamede; örgüt faaliyetleri çerçevesinde

başvurucunun uyuşturucu madde ticareti yapma suçu ve sair suçları işledikleri

iddia edilen bazı şüpheli şahıslar ile menfaate dayalı ilişkiler kurmak ve iş

takipleri gerçekleştirmek suretiyle mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz

ve itibarını bozduğu, mesleğe olan genel saygı ve güveni yitirdiği iddialarına

yer verilmiştir.

15. Beyoğlu 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/5/2009 tarihli

kararı ile başvurucu hakkında örgüt üyeliği ve rüşvet alma suçlarından Yargıtay

4. Ceza Dairesinde yargılanmak üzere son soruşturmanın açılmasına karar

verilmiştir.

16. Yargıtay 4. Ceza Dairesi 13/7/2009 tarihli

görevsizlik kararı ile başvurucunun anılan suçlardan yargılanması için

dosyanın Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmesine karar vermiştir.

17. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 16/5/2012 tarihli kararı

ile başvurucunun her iki suçtan beraatine hükmedilmiştir. Gerekçenin ilgili

kısmı şöyledir:

"Sanık Ercan Yalçınkaya'nın üzerine

atılı rüşvet alma suçundan açılan kamu davasında; sanığın yukarıda bahsedilen [M.A.] soruşturmasının kendisine

tevzii edilebilmesi amacıyla İzmir'den geldiği, [A.B.] ile çok fazla

sayıda görüştüğü, birlikte yemek yedikleri sabitse de sanığın yapacağı iş

karşılığında menfaat istemesi isnadının kesin olarak saptanamadığı, bu konuda

telefon kayıtlarının haricinde herhangi bir delile ulaşılamadığı, tapelerde de

rüşvet oluşturabilecek bir eylemin tespit edilemediği, (...) tapelerin de

usulüne uygun elde edilmemesi nedeniyle görevi kötüye kullanma suçu yönünden de

değerlendirilemediği gözöüne alındığında, sanığın atılı suçtan mahkumiyetine

yeterli delil bulunmaması gözetilerek,

(...)"

18. Temyiz üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 9/7/2013

tarihli kararıyla suç örgütü üyesi olma suçu yönünden verilen beraat hükmünün

onanmasına, rüşvet alma suçu yönünden verilen hükmün ise eylemin görevi kötüye

kullanma suçunu oluşturacağı gözetilmeden verilen kararda isabet bulunmadığı

gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

19. Bozma kararına uyularak devam edilen yargılamada

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 11/6/2014 tarihli kararıyla başvurucunun görevi

kötüye kullanma suçundan adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar

verilmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"(...) yıllık iznini geçirmek için

ayrıldığı Ankara'ya izninin ikinci gününde İzmir'den uçakla dönmesi, Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının [2007/...]

sayılı soruşturma dosyasını takip ettiği hususu sabit olan [A.B.] ile

HTS raporlarına göre 02.04.2007, 03.04.2007 ve 04.04.2007 tarihlerinde yoğun

telefon görüşmelerinin bulunması, tanık anlatımları ile sabit olduğu şekilde

henüz kendisine tevzi edilmeden soruşturma dosyası ile ilgilenmesi ve olağan

olmayacak şekilde yakından takip etmesi, göreve başladığı gün sözkonusu

soruşturma dosyasının kendisine tevzi edilmesi, dosyanın şüphelisi [M.A.nın]

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının [2006/...] sayılı soruşturma

dosyasında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma ve benzeri suçlardan

şüpheli olan [R.A.] ve [İ.A.nın] kardeşi olması ve söz konusu

soruşturma sırasında gerçekleştirilen [S.N.] operasyonunun ardından

basında sanığın suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüt üyeleri ile işbirliği ve

menfaat ilişkisi içerisinde olduğu yönünde bir kısım haberler çıktıktan sonra

soruşturmayı sonuçlandırarak iddianame düzenlemesi hususları birlikte

değerlendirildiğinde, rüşvet alma iddiası sabit olmamakla birlikte, görevinin

gereklerine aykırı hareket ederek soruşturma dosyasının taraflarının

mağduriyetine neden olmak suretiyle gerçekleştirdiği eyleminin, TCK'nun 257/1.

maddesi uyarınca görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul

edilmelidir."

20. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21/4/2015 tarihli

kararıyla hüküm onanmıştır.

21. Başvurucu 25/6/2015 tarihinde nihai kararı

öğrendiğini beyan ederek 23/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

22. Başvurucu tarafından 3/2/2016 tarihli dilekçe ile ek

beyanda bulunulmuştur.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 28/11/2018 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Haberleşme Hürriyetinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

24. Başvurucu; iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda

alınması tedbiri kapsamında usulüne uygun olarak verilen bir mahkeme kararı

bulunmaksızın telefon görüşmelerinin dinlenip kayda alındığını belirterek

haberleşme hürriyetinin ve özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

25. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak

Anayasa’nın “Haberleşme hürriyeti” kenar başlıklı 22. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine

sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç

işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya

başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına

bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere

bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış

merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine

dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına

sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar

kendiliğinden kalkar ...”

26. Anayasa Mahkemesi, iletişimin tespiti tedbirinin

uygulanması konusundaki başvuruları Anayasa'nın 22. maddesi kapsamında

incelemektedir (Yasemin Çongar ve diğerleri [GK], B. No:

2013/7054, 6/1/2015, § 49; Mehmet Seyfi Oktay [GK], B. No:

2013/6367, 10/12/2015, § 28; Rıdvan Bayram, B. No: 2013/1171,

9/9/2015, § 29; V.D., B. No: 2013/1222, 20/4/2016, § 37; Yılmaz Öner,

B. No: 2013/7535, 14/4/2016, § 32).

27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını

temellendiremediği, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya

müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama

şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir

(Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

28. Somut olayda başvurucunun iletişimi doğrudan tespit

edilmemiş, telefonu doğrudan dinlenilmemiş veya kayda alınmamıştır. Suç işlemek

amacıyla örgüt kurma, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçları

kapsamında mahkeme kararına dayanılarak aralarında A.B.nin de yer aldığı birçok

şüphelinin fiziki takibe alınmasına, iletişiminin tespit edilmesine ve kayda

alınmasına karar verilmiştir. Başvurucunun A.B. ile kurduğu iletişim bu

kapsamda tespit edilerek kayda alınmıştır. Söz konusu tedbirin uygulanması

nedeniyle başvurucunun haberleşme hürriyetine yönelik dolaylı şekilde bir

müdahalede bulunulduğu değerlendirilmiştir.

29. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

30. Anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen

koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 22. maddesini ihlal edecektir.

31. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında haberleşme

hürriyetine yapılan müdahalelerin değerlendirilmesine ilişkin temel ilkeler

belirlenmiştir. Gizli uygulanmaları nedeniyle kötüye kullanılma riski

barındıran, haberleşmenin gizliliğine yönelen tedbirlerin uygulama alanı ve usulünün

açık kanun hükümleri ile düzenlenmesi şarttır. Buna göre haberleşme hürriyetine

yapılan müdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal

dayanağını oluşturan mevzuatın ulaşılabilir, yeterince açık ve belirli,

bir eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından öngörülebilir olması

gerekir. İkinci olarak söz konusu sınırlandırma meşru bir amaca dayalı

olmalıdır. Bunun yanı sıra müdahale demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü

olmalıdır (Ahmet Temiz, B. No: 2013/1822, 20/5/2015, §§ 28-34; Rıdvan

Bayram, § 40; Yasemin Çongar ve diğerleri, §§ 56, 57).

32. Somut olayda başvurucunun haberleşme hürriyetine

yönelik müdahalenin dayanağı 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesidir. Müdahale

tarihi itibarıyla yürürlükteki hâliyle 135. maddede, sadece sınırlı sayıdaki

suç türleri bakımından yapılan soruşturmalarda, suç işlendiğine ilişkin

kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi

imkânının bulunmaması durumunda hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan

hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon

yoluyla iletişiminin tespit edilebileceği, dinlenebileceği ve kayda

alınabileceği düzenlenmiştir. Aynı maddede; hâkim kararında, yüklenen suçun

türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü,

telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin

türü, kapsamı ve süresinin belirtileceği, tedbir kararının en çok üç ay için

verilebileceği, hangi koşullarda bu tedbirin uzatılacağı belirtilmiştir (V.D.,

§ 59; Yılmaz Öner, § 51). Bu kapsamda 5271 sayılı Kanun’un anılan

maddelerinin kanunilik ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

33. Somut olayda suç işlenmesinin önlenmesi ve suç

kanıtlarının elde edilmesi amacına yönelik olarak 5271 sayılı Kanun’un 135.

maddesi uyarınca ve mahkeme kararıyla iletişimin tespiti gerçekleştirilmiştir.

Dolayısıyla müdahale Anayasa’nın 22. maddesinde gösterilen meşru bir amaca

dayalıdır.

34. Başvuruya konu olayda belirtilen amaca yönelik olarak

A.B. isimli şüpheli hakkında 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesi uyarınca ilgili

mahkemece iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararları

verilmiştir. Hakkında usulüne uygun şekilde iletişimin denetlenmesi kararı

verilmiş diğer şüpheliyle başvurucunun yaptığı telefon görüşmeleri dinlenerek

kayda alınmıştır.

35. 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesi telefonların

dinlenilmesi tedbirleri karşısında kişilerin özel hayatları ve haberleşme

hürriyetlerinin korunması bağlamında yeterli güvenceleri düzenlemekte olup

somut olayda da anılan Kanun hükmüyle getirilen güvencelere uyulmuştur. Anılan

Kanun'un 135. maddesinde sınırlı olarak sayılmış olan suçlar kapsamında (suç

işlemek amacıyla örgüt kurma ve uyuşturucu madde ticareti) iletişimin

denetlenmesi tedbiri gerçekleştirilmiş ve başvurucunun görüşmeleri de

dinlenilmiştir. Buna göre kamu düzenini tehdit eden nitelikte bir suçun

işlenmesinin önlenmesi ve suç kanıtlarının elde edilmesi amacına yönelik olarak

hakkında dinleme kararı verilmiş şüphelilerle başvurucunun yaptığı telefon

görüşmelerinin dinlenip kayda alınmasının demokratik bir toplumda gerekli

olmadığı söylenemez. Öte yandan bu şekilde elde edilen deliller üzerine kısa

süre içinde operasyon düzenlenmesi ve bazı şüphelilerin tutuklanması, bu

bakımdan dinleme işlemlerinin süreklilik arz etmeyecek şekilde ve verilen yasal

süreler içinde tamamlanması, delillerin elde ediliş şeklinde herhangi bir

takdir hatası veya keyfîlik bulunmaması ve isnat edilen suçun ağırlığı

hususları da dikkate alınarak müdahalenin hedeflenen amacın sınırlarını

aşmadığı, dolayısıyla orantılı olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak

haberleşme hürriyetine yönelik açık ve görünür bir ihlalin bulunmadığı

değerlendirilmiştir.

36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddialar

1. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu; üçüncü kişi hakkında verilen iletişimin

tespiti kararı kapsamında elde edilen delillerin aleyhine delil olarak

mahkûmiyet hükmüne esas alındığını, bu kapsamda elde edilen delillerin hukuka

aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

38. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamında güvence altında

olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı çerçevesinde incelenmiştir.

40. Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye'nin tarafı olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında hakkaniyete uygun yargılanma hakkı düzenlenmiştir.

Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca değerlendirme yaptığı

birçok kararında, kanuni bir temele dayanmadan veya hukuka aykırı şekilde elde

edilen delillerin yargılamada kullanılmasıyla ilgili olarak ileri sürülen

iddiaları -Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi- adil yargılanma hakkının

güvencelerinden olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında

incelemektedir. Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yapılan değerlendirmelerde,

Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası da dikkate alınmaktadır (Orhan

Kılıç, B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 43).

41. Ancak bireysel başvuruya konu davadaki eylemlerin

kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin kabul

edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile uyuşmazlığa derece mahkemeleri

tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Dolayısıyla somut başvuruyla

ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin rolü, derece mahkemelerince yapılan

değerlendirmelerin ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemek

değildir. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir (Orhan Kılıç, § 44).

42. Bu konuda değerlendirme yapılırken delillerin elde

edildiği koşulların, onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup

doğurmadığının da dikkate alınması gereklidir (Güllüzar Erman, B. No:

2012/542, 4/11/2014, § 60). Hakkaniyete uygun bir yargılama, delillerin

gerçekliği ve güvenilirliği konusundaki kuşkuların giderilmesini ve delillerin

güvenilirliğine ve gerçekliğine etkili bir şekilde itiraz etme fırsatının

tanınmış olmasını zorunlu kılmaktadır (Orhan Kılıç, § 47).

43. Anayasa Mahkemesi; delillere yönelik hukuka aykırılık

iddialarıyla ilgili olarak başvuruculara delillerin gerçekliğine itiraz etme ve

kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini, bu konuda

silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetilip

gözetilmediğini, savunmanın menfaatlerinin korunması için yeterli güvenceler

sağlanıp sağlanmadığını incelemektedir (Orhan Kılıç, § 48).

44. Kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde

ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen ya da

derece mahkemelerince hukuka aykırı oldukları tespit edilen delillerin kabul

edilmesinin yargılamanın hakkaniyetini zedeleyip zedelemediğinin Anayasa'nın

36. ve 38. maddeleri açısından değerlendirilmesinde -yargılamanın bütünlüğü

içinde- somut davanın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır (Orhan

Kılıç, § 51).

45. Somut olayda suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve

uyuşturucu madde ticareti suçlarından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK

250. madde ile yetkili) tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında mahkeme

kararına dayanılarak şüpheli A.B. hakkında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve

kayda alınması ile teknik araçlarla izleme tedbiri uygulanmıştır. Bu

doğrultuda, anılan şüpheli ile iletişim vasıtalarıyla görüştüğü anlaşılan başvurucu

hakkında da söz konusu tedbirler uygulanmıştır.

46. Başvurucunun hukuka aykırı olduğunu iddia ettiği ve

hakkındaki ceza davasında delil olarak kullanıldığını belirttiği telefon

görüşmelerine ilişkin tutanakların adli soruşturma kapsamındaki diğer şüpheliyle

ilgili iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izlenmesi tedbirlerinin

uygulanması sonucu elde edildiği görülmektedir.

47. Yargıtay 5. Ceza Dairesinde görülen davada verilen

kararın gerekçesinden anlaşıldığı üzere telekomünikasyon yoluyla yapılan

iletişimin denetlenmesine ve teknik araçlarla izlemeye ilişkin tedbirlerin

icrasından sonra elde edilen söz konusu delillerin bir suç soruşturması

kapsamında mahkeme kararına dayanılarak usulüne uygun şekilde elde edildiği

anlaşılmaktadır. Öte yandan bu delillerin kanuni düzenlemelere uygun şekilde

elde edilmediği ve elde ediliş yöntemi açısından hukuka aykırı mahiyette olduğu

hususunda derece mahkemelerince bir tespitte bulunulmadığı görülmektedir.

48. Bu durumda -belirli bir davaya ilişkin olarak

delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yapan mahkemeye ait

olmakla birlikte- somut olayda elde edilen delillerin ceza davasında

kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği

sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca delillerin değerlendirilmesinde bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik oluşturan bir bulguya rastlanmamıştır. Diğer taraftan

silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine aykırı olarak başvurucuya

delillerini sunma, inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun olanakların

sağlanmadığına ilişkin bir delil de bulunmamaktadır. Tüm bu hususlar birlikte

değerlendirildiğinde yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal

eder nitelikte bir durumun bulunmadığı açıktır.

49. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da,

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Kanuni Hâkim

Güvencesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

50. Başvurucu, son soruşturmanın açılmasına karar veren

mahkemenin yetkisiz ve görevsiz bir mahkeme olduğunu belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

51. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu

olarak olağan kanun yollarında ve mahkemeler önünde ileri sürülmeyen iddialar

ile bu mahkemelere sunulmayan bilgi ve belgeler bireysel başvuru konusu

edilemez (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 20).

52. Başvurucu, son soruşturmanın açılması yönünde karar

veren mahkemenin yetkisiz ve görevsiz bir mahkeme olduğunu belirterek kanuni

hâkim güvencesinin ihlal edildiğini iddia etmiş ise de bu hususu yargılama

aşamasında veya temyiz dilekçesinde ileri sürdüğüne dair herhangi bir bilgi

veya belge sunmamıştır.

53. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

3. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

54. Başvurucu, yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

55. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği yahut

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat

Komisyonuna (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu;

ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin

bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır

(Ferat Yüksel, §§ 26-35).

56. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı, tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat

Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk

bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve

yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru

yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§

35, 36).

57. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

58. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Yargılamanın

Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

59. Başvurucu; görevi kötüye kullanma suçunu işlediğine

ilişkin objektif ve somut bir delil bulunmadığını, bu suçun unsurlarının

oluşmadığını, delillerin takdirinde hata yapıldığını belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

60. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu

kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

61. Somut olayda Yargıtay 5. Ceza Dairesince yapılan

yargılamada; HTS raporları, tanık anlatımları, sanık savunmaları ve tüm dosya

kapsamı birlikte değerlendirmek suretiyle bir sonuca ulaşıldığı anlaşılmıştır.

Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar, mahkemelerce delillerin

değerlendirilmesine ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup mahkeme

kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan bir hususun da

bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

62. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. Diğer İhlal

İddiaları

1. Başvurucunun İddiaları

63. Başvurucu 3/2/2016 tarihinde sunduğu ek dilekçeyle

tanık dinletme taleplerinin karşılanmadığını, soruşturma aşamasında müdafi

yardımından faydalandırılmadığını, özel hayatına ilişkin birtakım bilgilerin

soruşturma dosyasına alındığını, görev yerinin değiştirilmesi nedeniyle aile

birliğinin bozulduğunu, daha önce yargılandığı bir davaya ilişkin dosyaya atıf

yapılması suretiyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini

belirterekAnayasa'nın 5., 10., 12., 17., 20., 22., 36., 38., 41., 42. ve 141.

maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

64. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı

fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası

gereği bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş

ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

65. Somut olayda nihai kararın öğrenildiği 25/6/2015

tarihinden itibaren otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra 3/2/2016 tarihli

ek dilekçeyle anılan iddiaların dile getirildiği anlaşılmıştır.

66. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre

aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

6. Diğer ihlal iddialarının süre aşımı nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 28/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör Yrd. : Zehra GAYRETLİ Başvurucu : Ercan YALÇINKAYA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/12310, 28 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İnceleme Ve
  10. Gerekçe
  11. A. Haberleşme Hürriyetinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
  12. B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
  13. C. Diğer İhlal
  14. A. 1. Haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin
  15. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/12310
Tarih
28 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • İlknur Koca Başvurusu (B. No: 2015/3511)
  • Erol Yüksel Başvurusu (B. No: 2017/21274)
  • Behiç Ertan Ünlüer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/17155)
  • Mehmet Temim Abay Başvurusu (B. No: 2015/12754)
  • Arin Zümrüt Başvurusu (B. No: 2015/10679)
  • Zeynep Yıldız ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/20997)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.