İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Erdem Doğan Başvurusu (B. No: 2017/25955)

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

Başvuru No2017/25955Tarih7 Mart 2019Okuma41 dk · 8.186 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Erdem Doğan Başvurusu

Karar tarihi
7 Mart 2019
Başvuru Numarası
2017/25955
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.186 kelime·41 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

tutukluluğa itirazın bağımsız ve tarafsız hâkim güvencelerine aykırı olan sulh

ceza hâkimliklerince karara bağlanması, soruşturma dosyasına erişimin

kısıtlanması, tutukluluk ve itiraz incelemelerinin duruşmalı incelenip karara

bağlanmaması, tutukluluk incelemeleri sonucu verilen kararların kendisine

tebliğ edilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; masumiyet

karinesinin; yetkisi olmayan soruşturma mercileri tarafından verilen kararlar

uyarınca konutta ve işyerinde arama yapılması nedeniyle özel hayata saygı ve

konut dokunulmazlığı haklarının; hukuka aykırı delillerin kullanılması ve

savunmasını hazırlamak için gerekli kolaylıklardan faydalanamaması nedeniyle

adil yargılanma hakkının; gözaltı ve tutukluluk süreçlerindeki bazı uygulamalar

ve gözaltına alındığı ilk andan itibaren avukat

yardımından yararlandırılmaması nedeniyle kötü muamele yasağının; mal varlığına

tedbir konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

8. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı

karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl

ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl süresi 19/7/2018 tarihinde yeniden

uzatılmayarak son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı

Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak

isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan

ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında

soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de (Anayasa

Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) bulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu

hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla başlatılan

soruşturmada gözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

10. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme

üyesi hakkında tutuklama tedbiri uygulanmış, bunlardan bir kısmı sonradan

tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya kovuşturma mercilerince kaçak oldukları

değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek Mahkeme üyesi hakkında ise yakalama emri

çıkarılmıştır.

11. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul

etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017

(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz

mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde

verdiği kararlarında (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin

silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmıştır.

12. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine

ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak

soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,

başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere

maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitlerin (Selçuk Özdemir, § 22) bir kısmı şöyle özetlenebilir:

i. Devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında

devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden

şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir

zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan FETÖ/PDY;

amaçları doğrultusunda yetiştirdiği gençleri devlet yönetimi bakımından önemli

görülen Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet teşkilatı ve mülki idare birimlerinin

yanı sıra yargı kurumlarına da yerleşmeye teşvik etmiş ve yargıdaki

kadrolaşmaya büyük önem vermiştir.

ii. FETÖ/PDY; kendisine mensup olan hâkim ve savcılara sosyal

hayatlarındaki tutum ve davranışlarının nasıl olacağından ibadetlerini gizlilik

içinde nasıl yerine getireceklerine, görevlerini yaparken hangi yönde karar

vereceklerinden eşlerini nasıl ve kimler arasından seçeceklerine, kendilerinin

ve eşlerinin kılık kıyafetlerinden görev yeri olarak nereyi tercih

edeceklerine, siyasal tercihlerinden kimlerle arkadaşlık kuracaklarına kadar

yaşamlarının her alanını dizayn etmeye yönelik telkin ve talimatlarda

bulunmuştur.

iii. FETÖ/PDY ile bağı bulunan yargı mensupları, adaylık sürecinden

itibaren mesleğin her aşamasında gizliliğe azami dikkat ederek bu yapılanmayla

ilişkilerinin bilinmesine engel olmaya çalışmışlar; bunun için kendilerini

farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme gayreti içinde bulunmuşlardır. Bu

bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatı olan birçok yargı mensubunun sosyal ortamlarda

birbirleriyle yakın ilişki kurmadıkları, ibadetlerini gizli olarak yaptıkları,

inançlarına aykırı davranışlarda bulundukları, aralarındaki iletişimde gizli

haberleşme yöntemleri -ByLock

ve kod adı gibi- kullandıkları

belirtilmiştir.

iv. Kendisine kutsallık atfetmekte olan FETÖ/PDY'nin

yargı kurumlarındaki mensupları da vatan, devlet, millet, ahlak, hukuk, temel

hak ve özgürlükler de dâhil olmak üzere her şeyin değer olarak yapılanmadan

sonra geldiği anlayışına sahiptir.

v. FETÖ/PDY ile irtibatı bulunan yargı mensupları, yapılanmaya

olan sadakatlerinin derecesine göre kendi içlerinde gruplara ayrılmıştır.

Ayrıca yapılanmaya mensup hâkim ve savcılar, görev yerlerine göre

örgütlenmiştir. Bu çerçevede her bir yargı kurumu/birimi içinde periyodik

olarak toplantılar yapılmaktadır.

vi. FETÖ/PDY mensupları, kendilerinden olmayan hâkim ve

savcılarla ilgili edindikleri bilgileri ve bu kişilerin yapılanmaya yönelik

tutum ve değerlendirmelerini öğrenerek bağlı oldukları üstlerine (abi/abla veya

imam) iletmektedirler.

vii. FETÖ/PDY içinde gerektiğinde -bu yapılanmanın kurucusu ve

lideri olan- Fetullah Gülen ile doğrudan irtibat

kurabilen ve yapılanmanın Türkiye imamına bağlı olarak hareket eden bir yargı

imamı bulunmaktadır, bu kişi yargı içinde söz sahibi olabilecek kişiler

arasından seçilmektedir.

viii. Yapılanmayla irtibatı olan yüksek yargı mensuplarının

kurum içinde yapılan seçimlerde yapılanmadaki üstlerinden gelen talimatlar

doğrultusunda oy kullandıkları belirtilmektedir.

ix. Her seviyedeki yargı kurumu içinde örgütlenmiş olan

FETÖ/PDY, örgütün imamlarından aldığı talimatlar uyarınca ve örgüt çıkarları

doğrultusunda hareket eden binlerce yargı mensubu eliyle yargı sistemi üzerinde

bir vesayet oluşturmuştur.

B. Başvurucuyla İlgili Süreç

13. Olay tarihinde Aksaray'da hâkim olarak görev yapmakta olan

başvurucu hakkında 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra, Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu değerlendirilerek

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapılanmasında yer aldığı

iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.

14. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Genel Kurulunun

24/8/2016 tarihli kararı ile başvurucunun meslekten ihraç edilmesine karar

verilmiş ve anılan karar 29/11/2016 tarihinde kesinleşmiştir.

15. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla meslekten

ihraç edilenler hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki yazısı

üzerine Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 18/7/2016 tarihinde teslim

olan başvurucu gözaltına alınmıştır.

16. Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Aksaray

Sulh Ceza Hâkimliği 16/7/2016 tarihinde, başvurucu hakkında yürütülen

soruşturmaya ilişkin olarak müdafinin ve tarafların dosya içeriğini

incelemesinin veya belgelerden örnek almasının soruşturmanın amacını tehlikeye

düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 153. maddesi uyarınca soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına karar vermiştir.

17. Başvurucunun 19/7/2016 tarihinde savcılıkta müdafii huzurunda verdiği ifadesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"...Üniversite hazırlığında Yozgat da

derece yapmam nedeniyle burslu şekilde hiç bir grup ile

bağlantısı olmayan Delta Başarı dershanesine gittim. Başka herhangi bir

dershaneye gitmedim. Üniversite eğitimim sırasında bekar evinde birkaç arkadaşlakaldım. Herhangi bir yurtta kalmadım. Bu evinde

herhangi bir cemaatle alakası yoktur. Yozgat da ise sınavla kazandığımız Devlet

Parasız Yatılı lise yurdunda kalmıştım...Bugün kadar herhangi dergi yada gazete aboneliğim olmamıştır. Özel olarak takip ettiğim

gazete yada dergi yoktur. Ancak daha çokHürriyet Gazetesine ve internet sayfasına bakarım. Bunun

haricinde Zaman Gazetesi, Bugün Gazetesi ve Sızıntı Dergilerini takip etmem

okumam. Bugüne kadar maaş hesaplarının açıldığı bankalar dışında hiç bir özel bankada hesap açtırmadım. Kredi almadım. Para

yatırmadım. Ben eğitim merkezindeyken sınıf temsilciliği, albüm kurulu üyeliği

gibi üyeliklerde bulunmadım. O dönem doktora yapıyordum ve doktoramla

meşguldüm. Özel olarak Kanal D Haber ile TRT World kanalını seyrediyorum. Bunun

haricinde özel takip ettiğim bir kanal yoktur. Türksat

yayın ağından Samanyolu Haber, Samanyolu TV Bugün TV gibi kanallar

çıkarıldıktan sonra benim bu kanalları izlemek için özel bir girişimde bulunmam

söz konusu değildir. Biz apartmanda merkezi sistem kullanıyoruz. Özel olarak

bir çanak almam da söz konusu değildir. Bu mihvalde hiç bir cihaz almadım... 2012 yılında Adalet Bakanlığı

tetkik hakimi iken Bakanlık kanalı ile Amerika'ya yabancı dil eğitimi için

gittim. Yaklaşık 10 ay kalmıştım. Orada Connecticut eyaletinde Newheaven Üniversitesinde yabancı dil eğitimi aldım. Bunun

haricinde yine bakanlık kanalı ile TBMM Adalet Komisyonu üyeleri ile

İngiltere'ye gitmiştik. Yine UNDP diye bilinen Birleşmiş Milletlere bağlı birkuruluşun Bakanlığın ortaklaşa yapmış olduğu program

çerçevesinde Almanya'ya gitmiştik. İngiltere ve Almanya seyahatlerimiz bir kaç günlük kısa olmuştu. Ben mesleğin başında yeni TCK

İnsan Hakları seminerlerine katılmıştım. Ankara'da görev yaparken herhangi bir

seminere katıldığımı hatırlamıyorum. Bugüne kadar ayni yada

nakdi herhangi bir kuruma, vakıfa yada derneğe para yardımında bulunmadım...

Aksaray Adliyesinde çalışan hiç bir hakim ve savcı ile bir problemim yoktur.

Ben herkesle görüşürüm. Bana göre Aksaray Adliyesinde bir gruplaşma yoktur.

Herkes herkesle görüşmektedir. Adliye içerisinde ben en sık aile hakimi E. Ö. ile görüşürüm. Bunu herkeste bilir. Onun

dışında Asliye Hukuk Mahkemesinin yoğun olması nedeniyleodamdan

çok çıkmadığımı bilirlirler. Dolayısı ile ben

gitmediğim için kimsede bana pek fazla ziyarete gelmez. Ben Aksaray Adliyesinde

herhangi bir sabah mesaisi öncesi çay kahve içme şeklinde bazı hakim ve savcılar ile bir araya gelerek katılmışlığım söz

konusu değildir. Benim ya duruşmam vardır ya da işlerim çok yoğundur. Ben bu

nedenle böyle şeylere katılmam. Ben Aksaray Adliyesinde kütüphanede herhangi

bir doğum günü kutlamasına katılmadım. Meyve günü şeklinde yapılan etkinliğe

ise bir kaç kez denk geldim. Sürekli olarak

katılmadım. Bende bir kez oldu. Bana adliye hizmetlisi F. gelerek bu hafta hakim ve savcı beyler sizin odaya gelecekmiş diyerek benden

meyve parası aldı. Bu şekilde bende de meyve yedik. Katılanlar hakim ve savcı karışıktı. O gün işi yada

duruşması olmayan tesadüfen kimler denk geldi ise onlar geldi. Ben şuan kimlerin geldiğin hatırlamıyorum. Bildiğim kadarıyla

meyve etkinliği tüm hakim ve savcılara açık olarak

yapılıyor. AyrıcaAksaray whatsap

grubundan da herkese davet yapılıyor..."

18. Başvurucu, 19/7/2016 tarihinde tutuklanması istemiyle

Aksaray Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklamaya sevk yazısında

başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu belirtilmiştir.

19. Başvurucu sorgusunda "Ben

savcılık ifademi aynen tekrar ediyorum, ekleyecek bir husus yoktur, ben

savcılıkta da söyledim aleyhime olan delil varsa öğrenmek ve kendimi savunmak

istiyorum, mahkemenizden bunların bana açıklanmasını talep ediyorum. Bize

savcılıkta yöneltilen sorular sabah diğer arkadaşlarla kahvaltı yaptınız mı,

doğum günü kutlaması yaptınız mı, hangi tv kanalını

seyrediyorsunuz gibi sorularla bana herhangi bir suçlamaya yöneltilmedi bu

nedenle sorulan sorulan sorulara cevap verdim, ayrıca

buranın yetkili olmadığını Niğde'nin yetkili olduğunu düşünüyoruz, başkada bir

şey bilmediğim için kendimi savunamadım... Bu nedenle suçsuzluğumu kendim

bildiğim için tahliyemi talep ediyorum mahkeme aksi kanatte

ise adli kontrol hükümlerinin uygulanmasını talep ediyorum." şeklinde

beyanda bulunmuştur.

20. Başvurucu, Aksaray Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/7/2016 tarihli

kararıyla, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

tutuklanmıştır. Tutuklama kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Şüpheliler A. K., R. E. ve Erdem Doğanhakkında TCK.309/1 maddesine uyar biçimde Anayasal

Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme suçu nedeni ile yürütülmekte olan

soruşturmada, isnad edilen suçun işlendiğine dair

somut delil niteliğindeki Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Sekreterliği

72305940-2016/4 tedbir-2699/29834 sayılı şüphelinin de darbeye teşebbüs

eylemlerinin ardında olduğu belirtilen FETÖ Terör Örgütü ile ilişkilendirilmesi

sonucu tedbiren görevden uzaklaştırılmasına dair

yazısı, bu kapsamda HSYK ilgili dairesinin disiplin soruşturmasınınve

askeri darbe teşebbüsüne dair adli soruşturmanın devam etmesi, askeri darbenin

başarılı olması sonrasında, darbe aktörü yapıyla uyumlu olduğu değerlendirilen

şüphelinin de içinde bulunduğu şüphelilerin devletin üç temel erkinden biri

olan yargı yetkisini kullanma gibi çok nitelikli bir görevde bulunmaları, Bakanlık

tarafından görev gereği kendisine tevdi olunan bilgisayar ve flash bellekte henüz teknik inceleme yapılamamış olması,

HSYK ilgili dairesinin açığa alma tasarrufuna dayanak teşkil ettiği düşünülen;

Devletin istihbarat birimleri tarafından darbe girişimi aktörü olan yapıyla

irtibat içinde olduğuna dair muhtemel istihbari

raporun henüz dosyaya intikal etmemiş kısacası delillerin henüz tam manasıyla

toplanamamış olması birlikte değerlendirildiğinde; şüphelinin müsnet suçu işlediğine dair 5271 Sayılı CMK.nın

100/1 maddesi gereği somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesi bulunduğu,

şüphelinin üzerine atılı suçlamanın 5271 Sayılı CMK.100/3 çerçevesinde

tutuklama sebebi varsayılan katalog suçlardan olduğu ve tutuklama nedeni

bulunması, şüphelinin irtibatlı olduğu değerlendirilmesiyle açığa alınmasına

gerekçe gösterilen cemaat yapılanmasının aktörü olduğu kalkışma esnasında sivil

halktan, teşebbüs sahiplerine direnen TSK ve Emniyet ve MİT mensuplarından çok

sayıda şehit bulunması bu anlamda kalkışmanın geldiği aşama ve demoktarik düzen üzerinde oluşturduğu zarar ve tahribat,

yargılama neticesinde verilmesi muhtemel ceza birlikte değerlendirildiğinde

şüpheli hakkında adli kontrol tedbirinin uygulamasından sonuç alınamayacağı

hususunda Hakimliğimizde oluşan kanaat ve ölçülülükilkesi

uyarıncadaha hafif koruma önlemi olan adli kontrol

tedbirinin uygulamasının bu aşamada soruşturmaya konu suç,ortaya

çıkan netice dikkate alındığında yetersiz kalacağı ve amaca hizmetetmeyeceği

değerlendirilmekle şüphelinin tutuklanması talebinin kabulü ile 5271 sayılı CMK.nun 100 ve devamı maddeleri uyarınca şüphelilerin

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını

engellemeye teşebbüs etme, türkiye cumhuriyeti

hükümetine karşı silahlı isyanı idare etme,silahlı

terör örgütüne üye olma,anayasal düzeni ortadan

kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından ayrı ayrı tutuklanmalarına [karar

verildi]."

21. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, Niğde Sulh Ceza

Hakimliği 9/9/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Karar

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Şüpheliler ... Erdem Doğan'ın ...

Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme, Silahlı Terör Örgütüne Üye

Olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyanı İdare Etme, Türkiye

Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye

Teşebbüs Etme suçlarını işledikleri hususunda somut delillerbulunması

ve atılı suçların CMK'nun 100/3 maddesinde sayılan

suçlardan olması karşısında Aksaray Sulh Ceza Hâkimliği'nin

2016/2380, 2016/2881, 2016/2914, 2016/2941 Değ.İş

sayılı tutukluluk hallerinin devamı kararlarına karşışüphelilerin

ve şüpheliler müdafiilerin itirazlarının

reddine,"

22. Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı 7/9/2016 tarihinde, soruşturmanın Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca yürütülmesinin gerektiğini belirterek yetkisizlik kararı

vermiştir.

23. Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliği 6/1/2017, 8/2/2017 ve 7/3/2017

tarihlerinde yaptığı inceleme sonunda tutuklama kararındakine benzer gerekçelerle

tutukluluğun devamına karar vermiştir.

24. Başvurucunun 6/1/2017 tarihli tutukluluğun devamı kararına

yaptığı itiraz Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/4/2017 tarihli kararıyla

reddedilmiştir.

25. Başvurucu 7/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

26. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 11/7/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı

terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle

Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açmıştır.

27. İddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer

almak suretiyle terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddia edilmiştir.

İddianamede bu suçlamaya esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:

i. Başvurucunun HSYK Genel Kurulunun 24/8/2016 tarihli kararı

ile hâkimlik mesleğinden ihraç edildiği belirtilmiştir.

ii. Başvurucunun Adalet Akademisinde 41. dönem yıllık kurulu

üyesi olarak görev aldığı, 2012 yılında ABD'ye dil eğitimi için gönderildiği,

ayrıca İngiltere ve Almanya'ya yapılan yurt dışı gezilerine katıldığı

belirtilmiştir.

iii. HTS kayıtlarıyla

ilgili olarak düzenlendiği belirtilen bilirkişi raporuna göre başvurucunun,

haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma başlatılan kişiler veya

FETÖ/PDY ile bağlantısı nedeniyle haklarında işlem yapılan kurumlarla telefon

görüşmesi yaptığı belirtilmiştir.

iv. Aksaray Adliyesinde görevlibir

kısım kişinin tanık sıfatıyla alınan beyanlarında özetle başvurucunun da dâhil

olduğu FETÖ/PDY ile bağlantılı hâkim ve savcıların adliyede gruplaşarak

birlikte hareket ettiklerini, düzenli olarak sabah çayı, öğle çayı ve perşembe

günü yapılan meyve etkinlikleri düzenlediklerini ifade ettikleri

belirtilmiştir.

28. Dosya kapsamında mevcut tanık beyanları şöyledir;

i. Aksaray Adliyesinde kafeterya işletmecisi olan R.B.nin ifadesinin ilgili kısımı

şöyledir:

"Her hafta perşembe günleri isimlerini

belirttiğiniz Savcılarında arasında bulunduğuve İdare

Mahkemesi Hakimlerinin de dahil olduğu hakim ve

savcılar arasında meyve yeme etkinliği yapılıyordu. Bu etkinliklerde hep aynı

isimleri ve yüzleri görüyordum. Ben hakim yada

savcıların adliye kütüphanesinde doğum günü kutlamalarına ilişkin bir bilgiye

sahip değilim. Öğle arasında isimlerini belirttiğiniz Savcılarını olduğu

Savcıların birlikte öğle arası yemek yemeğe gittiklerini görmüşlüğüm çok

olmuştur. Ben ayrıca öğle arası kafeler caddesinde yemek yiyordum. Kafeler

caddesindeki restoranlarda kendilerini görmüşlüğüm olmuştur. Yukarıda belirttiğim

sabah çayı, öğle çayı ve perşembe günleri meyve etkinliğinde HakimErdem ve H. İ. K. yi de

zaman zaman görüyordum."

ii. Aksaray Adliyesinde hizmetli olarak

görevli F.D.nin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Ayrıca söz konusu beyanımda meslekten

ihraç edildiklerini duyduğum fotoğraflarını gösterdiğiniz şahıslar arasında HakimlerErdem Doğan, H.İ.K. ve K.G. de daha önce ki

beyanımda bahsettiğim çay içme ve meyve yeme etkinliklerine sürekli katılan

kişilerdir..."

iii. Aksaray Adliyesinde zabıt katibi

olarak görev yapan R.G. ifadesinde özetle Adliye içinde yalnızca başvurucunun

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü şüphelisi olan K.G.nin

yanına sık sık geldiğini belirtmiştir. Söz konusu ifadenin ilgili kısmı

şöyledir:

"Ayrıca kendisi Aksaray

Sulh Ceza Hakimini Paralel Devlet Soruşturması kapsamında vermiş olduğu

kararlar ile ilgili uyardığını, bir gün devranın tersine döneceğini hakime söylediğini söylemişti. Bu söylem genelde benim

cemaatçi bildiğim herkesin ortak bir söylemidir. Her cemaatçi olduğunu bildiğim

kişi devranın bir gün döneceğini söyler.Hakim

K. bey ayrıca sık sık sabahları ben savcıların yanına çay içmeye, kahvaltıya

gidiyorum derdi. Savcılardan hakim beyini yanına gelen

olmazdı. Ancak 4. Asliye Hukuk Mahkemesi hakimi Erdem

Doğan hakim beyin yanına sık sık gelirdi. Kendileri sık görüşürlerdi..."

29. Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi 28/7/2017 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve başvurucu hakkındaki yargılamanın

Mahkemenin E.2017/165 sayılı dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

30. Mahkeme 7/11/2017 tarihinde yaptığı birinci duruşmada

başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu, savunmasında üzerine atılı

suçlamaları kabul etmemiş ve önceki ifadelerini tekrar ederek FETÖ/PDY ile

hiçbir bağlantısının olmadığını beyan etmiştir. Bu duruşmada Mahkemece

başvurucunun tahliyesine karar verilmiş; başvurucu aynı gün serbest

bırakılmıştır. Tahliye kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanığın üzerine atılı suçu işlediğine

dair dosyada bulunan delillerin büyük oranda toplanmış olması, sanığın

karartabileceği dosyada bir delilin bulunmaması, kaçma şüphesi içerisinde

olduğuna dair dosyaya yansıyan delilin bulunmaması nazara alınarak bu aşamada

adli kontrol hükümlerinin yeterli olacağı kanaati ile sanığın adli kontrol

altına alınmak suretiyle tahliyesine[karar verildi].

31. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

32. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 7/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Gözaltının Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

34. Başvurucu, somut ve inandırıcı bir delil olmadığı hâlde

hukuka aykırı olarak gözaltına alındığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

35. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

36. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat

davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna

varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK],

B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

37. Somut olayda, yakalama ve gözaltı sürecinden sonra

tutuklanan başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuki

olmadığına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan kararlarda varılan

sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

38. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

39. Başvurucu; kuvvetli suç şüphesi olmaksızın ve görevinden

kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin, görevli olmayan bir mahkeme

tarafından tutuklandığını, olayda tutuklama nedenlerinin bulunmadığını ve

tutuklamanın ölçüsüz bir tedbir olduğunu, adli kontrol tedbirinin neden

yetersiz kalacağının değerlendirilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

40. Bakanlık görüşünde, kabul edilebilirlik yönünden

başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindeki tazminat yolunun

tüketilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Esas yönünden yapılan değerlendirmede

ise tutuklama kararına ve iddianamedeki delillere atıf yapılarak somut olayda

suç işlendiğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu belirtilmiştir.

41. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında iddianamede

gösterilen delillerin suç işlediğine ilişkin kuvvetli şüphenin var olduğunu

gösteren deliller olmadığını ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

42. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

43. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

44. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik Yönünden

45. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

46. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya

yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu

iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli

kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

47. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

48. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak

genel ilkeler için bkz. Metin Evecen

(B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

49. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu

iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma

suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

50. Diğer taraftan başvurucu 2802 sayılı Kanun'da -hâkimlerle

ilgili- öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin

yetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.

51. Tutuklama kararı veren Hâkimlikçe 2802 sayılı Kanun'un 94.

maddesine dayanılmıştır (bkz. § 20). 2802 sayılı Kanun'a göre suçun "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü

hâli" kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma

usulü Kanun'un 94. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Bu maddeye göre "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü

hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık

soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür. Bu halde

durumun hemen Adalet Bakanlığına bildirilmesi zorunludur." 2802

sayılı Kanun'un 94. maddesinin uygulanma koşulları açısından ayrıca, ağır ceza

mahkemesinin görevi ve suçüstü kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir.

52. Başvurucuya isnat edilen ve 5237 sayılı Kanun'un 314.

maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun ağır cezalık

(ağır ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan) suçlardan olduğu hususunda

kuşku bulunmadığı gibi başvurucunun da aksi yönde bir iddiası yoktur.

53. Yargıtayın yerleşik uygulamasına

göre silahlı terör örgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (bkz. § 32;

aynı doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve E.2007/2495,

K.2007/1358 sayılı; 9/3/2011 tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626 sayılı;

6/11/2014 tarihli ve E.2014/6090, K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. Ceza Dairesinin

12/10/2010 tarihli ve E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları).

54. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu darbe teşebbüsü

sonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görev

yapan bir şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma,

Anayasa'yı ihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet

Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini

yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından İstanbul 23.

Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi

arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin kararında,

anılan suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnat edilen suçların

kişisel suç olduğuna da değinerek Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının

kaldırılmasına karar vermiştir (bkz. § 32; aynı doğrultudaki kararlar için

diğerleri arasından bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve

E.2017/YYB-996, K. 2017/403 sayılı; 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-998,

K.2017/388 sayılı kararları).

55. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu, iki hâkim (anılan

hâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla yaptıkları bireysel

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna

dair karar için bkz. Mustafa Başer ve Metin

Özçelik, B. No:

2015/7908, 20/1/2016, §§ 134-161) hakkında darbe teşebbüsü öncesinde

-görevleriyle bağlantılı eylemler dolayısıyla- işledikleri ileri sürülen

silahlı terör örgütü (FETÖ/PDY) üyesi olma ve görevi kötüye kullanma

suçlarından mahkûmiyetlerine ilişkin Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilk derece

mahkemesi sıfatıyla verilen hükmün temyiz incelemesi sırasında bu kişiler

tarafından ileri sürülen "hâkim ve

Cumhuriyet savcılarının ağır cezayı gerektiren suçüstü hâli hariç

yakalanamayacakları, sorguya çekilemeyecekleri ve tutuklanamayacakları

kuralının ihlal edildiği, olayda suçüstü hâlinin de bulunmadığı"

yönündeki iddiaları incelerken "Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında

açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma

suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması

gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanmayla

kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre

belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda

ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinin mevcut olduğu"

değerlendirmesinde bulunmuş ve bu husustaki temyiz itirazlarını kabul

etmemiştir.

56. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan Yargıtay kararları

ile başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe

teşebbüsünün savuşturulması sırasında (16/7/2016 tarihinde) gözaltına alınıp

darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı

makamlarınca silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi

olma suçundan tutuklanması birlikte dikkate alındığında başvurucuya isnat

edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu

yönünde soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki

temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir.2802 sayılı

Kanunun 94. maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili

yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Bu

durumda başvurucunun görev yaptığı yerdeki sulh ceza hâkimliğince

tutuklanmasının olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü

mümkün görülmemiştir.

57. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun kanuna

aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

58. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

59. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla meslekten

ihraç edilenler hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki yazısı

üzerine Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu hakkında tutuklama

tedbirine başvurulmuştur (bkz. §§ 10, 13).

60. Aksaray Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında başvurucu

yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna genel

olarak değinilmiş, bu olgulara ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.

Tutuklamaya yönelik itirazın reddine ilişkin Niğde Sulh Ceza Hâkimliğinin

kararında da herhangi bir delile atıf yapılmaksızın genel bir ifadeyle kuvvetli

suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. §§20,

21).

61. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede hâkim olarak görev

yapmakta olanbaşvurucunun FETÖ/PDY yapılanması içinde

yer aldığına yönelik birbiriyle uyumluluk arz eden tanık beyanları (bkz. §§ 27,

28) ve haklarında FETÖ/PDY üyesi oldukları iddiasıyla kovuşturma yürütülen

kişiler ile birlikte ortak hareket ettiği, diğer yargı mensubu kişilerden ayrı

bir grup oluşturdukları, düzenli olarak sabah çayı, öğle çayı ve perşembe günü

yapılan meyve etkinlikleri düzenlediklerine yönelik tespitler birlikte

değerlendirildiğinde başvurucunun tutuklanması yönünden kuvvetli suç şüphesinin

bulunduğuna dair Aksaray Sulh Ceza Hâkimliği tespitinde bir isabetsizlik

olmadığı sonucuna varılmıştır (tanık beyanlarına ilişkin benzer değerlendirmeler

için bkz. Selçuk Özdemir [GK], B.

No: 2016/49158, 26/7/2017,§ 75).

62. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

63. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz

ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],

B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin

faaliyetler kapsamında ülke genelinde binlerce kişi tarafından icra edilen, suç

oluşturabilecek nitelikteki on binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı

sıra çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında

doğrudan darbeyle ilişkili olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet

nedeniyle ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında

soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde

toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için

tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk

Özdemir,§ 78).

64. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve

kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve

ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili

olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt

dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir,§

79).

65. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 32) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (bkz. § 32; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, § 148).

66. Somut olayda Aksaray Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun vasıf ve mahiyetine, suçun 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına,

suça ilişkin Kanun'da öngörülen yaptırımın ağırlığına, delillerin toplanmamış

olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 16).

67. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Aksaray Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

68. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

69. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar

olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı

derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle

bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve

niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik,

hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık

atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate

alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve

karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 350).

70. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması

sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında

soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak

gerekli olmadığı sonucuna varılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı

değerlendirilmiştir.

71. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olmadığı

söylenemeyecektir.

72. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

73. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddeler) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

74. Başvurucu; tutukluluğunun makul süreyi aştığını, şablon gerekçelerle

tutukluluğunun devam ettirildiğini, tutukluluğa itirazlarında ileri sürdüğü

gerekçeler irdelenmeden itirazlarının formül gerekçelerle reddedildiğini

belirterek Anayasanın 19. maddesinin yedinci ve sekizinci fıkralarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

75. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

76. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının özünün

tutukluluğun uzun süredir devam etmesine yönelik olduğu anlaşıldığından bu

bölümdeki iddiaların tamamının Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası

kapsamında incelenmesi gerekir.

77. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013,§§ 16, 17).

78. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece

mahkemesince mahkumiyet hükmü verilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473,

25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.

No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).

79. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 7/11/2017 tarihinde

tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına

ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada

incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun

tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece

başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uygun,

telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

80. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

81. Başvurucu; soruşturma dosyasındaki gizlilik kararı nedeniyle

suçlamalara ilişkin temel delillere erişemediğini, tutukluluğa etkili bir

şekilde itiraz edemediğini ileri sürmüştür.

82. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

83. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik

olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum

bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok

kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan

kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların

bildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen

suçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda

başvurucunun tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip

bilmediği dikkate alınmıştır (Günay Dağ ve

diğerleri, §§ 168-176; Hidayet

Karaca, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257).

84. Başvuru konusu olayda, Aksaray Sulh Ceza Hâkimliğince 5271

sayılı Kanun'un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, başvurucu

hakkında yürütülen soruşturma dosyasına ilişkin olarak dosyayı incelemesinin

veya belgelerden örnek almasının soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği

gerekçesiyle müdafinin soruşturma dosyasını inceleme yetkisinin kısıtlanmasına

karar verilmiştir. Kısıtlama kararının soruşturma aşamasında kaldırılıp

kaldırılmadığı hususunda herhangi bir belge veya bilgi bulunmamakla birlikte

Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği 28/7/2017 tarihi

itibarıyla kısıtlılık 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası

uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

85. Başvurucuya yöneltilen suçlama temelde FETÖ/PDY üyeliğidir.

Başvurucunun kolluk görevlilerince alınan ifadesi incelendiğinde kendisine

isnat edilen suçlamalara ilişkin olarak başvurucuya açıklamada bulunulduğu ve

bu suçlamalara konu eylemlerle ilgili sorular yöneltildiği, başvurucunun da

isnat edilen eylem ve suçlamalara karşı savunma yaptığı, başvurucunun

savunmasında suçlamayı kabul etmediği görülmektedir.

86. Diğer taraftan Aksaray Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan sorgu

sırasında başvurucuya, hakkındaki soruşturma belgesinin ve Cumhuriyet

Başsavcılığının tutuklama talebine ilişkin yazısının okunduğu ve bu sırada

başvurucunun müdafiinin de hazır bulunduğu

anlaşılmıştır. Başvurucu suçlamalardan ve suçlamaların dayanaklarına ilişkin

bilgi ve belgelerden haberdar olduktan sonra müdafiiyle

birlikte hâkim önünde savunmasını sözlü olarak dile getirmiş, bu savunmasında

da kolluktaki anlatımları doğrultusunda suçlamaları kabul etmemiştir. Son

olarak başvurucunun tutukluluğuna itiraz ettiği dilekçesinde, suçlamalara

ilişkin detaylı bir savunma yaptığı görülmektedir.

87. Ayrıca başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (3)

numaralı fıkrasına aykırı olarak kuralda belirtilen ifadelerini içeren

tutanaklar, bilirkişi raporları ve hazır bulunmaya yetkili olduğu diğer adli

işlemlere ilişkin tutanaklara erişiminin kısıtlandığı yönünde bir şikâyeti de

bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin

isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere

erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

88. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma ve itirazlarını

ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında kısa bir süre devam eden

soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlılık kararı nedeniyle başvurucunun

tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının kabulü mümkün

görülmemiştir.

89. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Tutukluluğun Devamı

Kararlarına İtirazlarının İncelenmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

90. Başvurucu 7/3/2017 tarihinde verilen tutukluluk hâlinin

devamı kararına karşı yapmış olduğu itirazının incelenmediğini, inceleme

yapılmışsa dahi tarafına tebliğ edilmediğini ileri sürmüştür.

91. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

92. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

93. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olması yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış

olması gerekir (Ramazan Aras, B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

94. Somut olayda başvurucu, tahliye ve tazminat talebinde

bulunmuştur. Başvurucunun 7/11/2017 tarihinde tahliye edildiği tespit

edilmiştir. Bu tespite bağlı olarak başvurucuya tazminat ödenmesini

sağlayabilecek bir başvuru yolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi

gerekmektedir.

95. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(k) bendi yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama ve tutuklama işlemine

karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları durumunda

maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine imkân

sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla tahliyesine karar verilen başvurucular yönünden anılan yolun

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Cafer Yıldız, B. No: 2014/9308, 9/1/2018,

§§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No:

2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40).

96. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

6. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme

Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

97. Başvurucu; tutukluluk incelemelerinin mahkeme önüne çıkarılmaksızın,

dosya üzerinden yapıldığını ileri sürmüştür.

98. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

99. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

§ 17).

100. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin başvurular bakımından bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kişi hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış ise

-ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Salih Sönmez, B. No: 2016/25431,

28/11/2018, §§ 166-177).

101. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 7/11/2017

tarihinde mahkeme önüne çıkarılan başvurucunun tutukluluk incelemelerinin

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmaksızın yapıldığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu

lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uygun, telafi

kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

102. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketmeden bireysel başvuru yaptığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

7. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı Olduğuna İlişkin

İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

103. Başvurucu; tutukluluğa ilişkin karar veren sulh ceza

hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız mahkeme güvencesini sağlamadığını, bu

mahkemelerin yürütme organının bir aracı hâline geldiğini, doğal hâkim ilkesine

aykırı olarak özel bir amaçla ve olaya özgü olarak kurulduklarını ileri

sürmüştür.

104. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

105. Olağanüstü hâl ilanına konu olaylar kapsamında suçlanan

başvurucunun tutuklanmasına karar verildiği tarihte olağanüstü hâl devam

etmektedir. Bu itibarla başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasına

karar veren yargı mercilerinin bağımsız ve tarafsız olup olmadığının

incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme

sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasına karar veren mercinin

başta Anayasa'nın 19. maddesi olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere

aykırı davranıp davranmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise

Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

106. Sulh ceza hâkimliklerinin kanuni hâkim güvencesini

sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve tutukluluğa

itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun

bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine

ilişkin iddialar Anayasa Mahkemesince birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda

sulh ceza hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu

iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2),

B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

107. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

108. Öte yandan başvurucu; mesleğinden kaynaklanan usule ilişkin

bazı güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını, bu bağlamda hakkında

tutuklama tedbirinin uygulanmasına karar veren mercilerin yetkili/görevli

olmadığını ileri sürmüştür. Soruşturma ve/veya kovuşturma dosyasında yer alan

suçun niteliğine ve işleniş şekline ilişkin değerlendirmeler karşısında

başvurucu hakkında tutuklama tedbiri uygulayan mercilerin bu hususta

yetkili/görevli oldukları yönündeki kabullerinin temel hak ve özgürlüklerin ihlaline

sebebiyet veren bariz takdir hatası ya da açık bir keyfîlik

içerdiği söylenemez (benzer yöndeki kararlar için bkz. Erdal Tercan [GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018, § 140), Mustafa Başer ve Metin Özçelik, §§

119-133; Süleyman Bağrıyanık

ve diğerleri, §§ 183-197).

109. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

110. Başvurucu; yeterli havalandırma tertibatı bulunmayan bir

ortamda çok sayıda kişiyle birlikte gözaltında tutulduğunu, kirli

battaniyelerle yattığını, bu sürede yeterli beslenme imkânının kendisine

sağlanmadığını, avukat yardımından yararlandırılmadığını, tuvalet kapısının

açık tutulduğunu, hakarete maruz kaldığını, fotoğraflarının çekilerek basına

verildiğini belirterek kötü muamele yasağının ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

111. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişin bir görüş

bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

112. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, gözaltı ve devamında bazı uygulamalar

nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla

başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 17. maddesi çerçevesinde

kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerekir.

113. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

114. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

115. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,§§ 16, 17).

116. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarına

ilişkin olarak başvurucu, genel olarak gözaltında iken kamu görevlileri tarafından

kötü muameleye maruz bırakıldığını ve insani olmayan gözaltı koşullarında kasti

bir şekilde tutulduğunu ileri sürmektedir. Bu bölümdeki iddialar bir bütün

olarak değerlendirildiğinde başvurucunun yakalandığı andan itibaren kamu

görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi olduğu

görülmektedir. Başvurucu, gözaltında tutma koşullarının yetersizliğinden

bahsetmişse de bu kapsamda maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamu

görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mı

kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddiaların

Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belge

bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının başvurucunun

anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıp

kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konması

gerekmektedir (benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 249).

117. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini, varsa bu konudaki

kanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

iletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini,

çözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

118. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Adil Yargılanma Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

119. Başvurucu; soruşturma evresinde kendisine suçlamalara

ilişkin genel sorular yöneltildiğini, hakkındaki somut isnatların ve delillerin

açıklanmadığını, böylelikle suçlamalara ve bunların dayanaklarına karşı savunma

yapma imkânının kısıtlandığını, hapishanede kitap sınırlamasının bulunması ile

kendisine bilgisayar verilmemesinin savunmasını yapmasını zorlaştırdığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

120. Başvurucu; ayrıca kanuna aykırı olarak elde edilen

bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini, iletişim tespitine ilişkin

delilin hukuka aykırı elde edildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

121. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

122. Somut olayda başvurucu, soruşturma süreci devam ederken bireysel

başvuruda bulunmuş; sonrasında hakkında kamu davası açılmıştır. Anayasa

Mahkemesince bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla başvurucu

hakkındaki kovuşturmanın devam ettiği görülmektedir. Başvurucunun başvuru

formunda dile getirdiği bu tür şikâyetlerini yargılamada ve sonrasında temyiz

aşamalarında ileri sürebilme, bu aşamalarda inceletme imkânı bulunmaktadır. Bu

çerçevede derece mahkemelerinin yargılama ve temyiz süreçleri beklenmeden

soruşturma sürecindeki adil yargılanma hakkı ihlali şikâyetlerinin başvurucu

tarafından bireysel başvuruya konu edildiği görülmüştür.

123. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Özel Hayata Saygı ve

Konut Dokunulmazlığı Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

124. Başvurucu; soruşturma başlatıldığı tarihte hâkim olarak

görev yapması nedeniyle hakkında Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma

yürütülmesinin mümkün olmadığını, bu itibarla görevsiz mercilerce verilmiş

arama kararına dayanılarak konutunda ve işyerinde arama yapıldığını belirterek

özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

125. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin bir görüş

bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

126. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

127. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (i) bendinde, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında

hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen kişilere tazminat

talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır (bkz.§ 40).

128. Anayasa Mahkemesi, ceza soruşturması veya kovuşturması

sırasında soruşturma mercilerince ya da yargı organlarınca şüphelilerle ilgili

olarak uygulanan arama tedbirinin hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin

olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl

soruşturma/kovuşturma sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Alaaddin Akkaşoğlu ve Akis

Yayıncılık San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2014/18247, 20/12/2017, §§

18-30).

129. Somut olayda Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı

talimatı uyarınca başvurucunun konutunda, işyerinde ve aracında 17/7/2016 tarihlerinde arama yapılmıştır. Bu

aramaların hukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi

kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava

yoluyla söz konusu aramaların hukuka aykırı olduğu tespit edildiğinde başvurucu

lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi

kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden

yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmadığı

sonucuna varılmıştır.

130. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia Yönünden

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

131. Başvurucu, mal varlığına tedbir konulduğunu belirterek

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

132. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin bir görüş

bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

133. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

134. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 4/7/2013 tarihli ve

E.2013/8830, K.2013/18335 sayılı, 23/9/2013 tarihli ve E.2013/14435,

K.2013/21106 sayılı ve 14/12/2015 tarihli ve E.2014/19906, K.2015/19237 sayılı

ilamlarından da anlaşıldığı üzere 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

düzenlenen yol, bir yandan başvurucunun maruz kaldığı elkoyma

işleminin hukuka aykırılığının tespitini, diğer yandan da uğradığı zararın

tazmini imkânını sağlamaktadır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi

ile öngörülen hukuk yolu başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir ve

elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır (Mehmet Ali Aslan, B. No: 2013/2429,

30/3/2016, § 28).

135. Somut olayda, başvurucu hakkında FETÖ/PDY üyeliği

suçlamasıyla yürütülen ceza soruşturması kapsamında başvurucunun taşınır ve

taşınmaz mal varlığına tedbir konulmuş ve söz konusu tedbir işlemi 21/11/2016

tarihinde kaldırılmıştır. Bu doğrultuda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddialarını 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen

hukuk yolunda ileri sürmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.

136. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mal varlığına tedbir

konulmasına ilişkin şikâyetinin de diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gözaltı hukuki olmadığı için kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklama hukuki olmadığı için kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişim kısıtlandığı için kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Sulh ceza hâkimliğinin ve mahkemelerin bağımsız ve tarafsız

olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Tutukluluğun devamı kararlarına itirazlarının incelenmediğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

10. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

11. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

7/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Abdullah

UÇAR

Başvurucu

:

Erdem DOĞAN

Vekili

:

Av. Muhammet

GÜNEY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/25955, 7 Mart 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucuyla İlgili Süreç
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve
  11. B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet
  12. B. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine
  13. C. Adil Yargılanma Hakkının
  14. D. Özel Hayata Saygı ve
  15. E. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
  16. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  17. Yıldırım
  18. Kömürcü
  19. Seferinoğlu
  20. Uçar
  21. Güney
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/25955
Tarih
7 Mart 2019

İlgili Kararlar

  • Abdullah Günal ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/19359)
  • Savaş Aksu Başvurusu (B. No: 2014/19226)
  • F.d.t. Başvurusu (B. No: 2017/22279)
  • Hakan Salas Başvurusu (B. No: 2015/14216)
  • Süleyman Çiftçi ve Telli Çiftçi Başvurusu (B. No: 2015/5583)
  • Açan Demir Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/5766)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.