İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ereğli Demir Çelik Fabrikaları T.a.ş. Genel Müdürlüğü Başvurusu (B. No: 2015/4791)

1. Başvuru, başvurucunun kendisi tarafından üretilen elektrik ve

Başvuru No2015/4791Tarih14 Kasım 2018Okuma36 dk · 7.125 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ereğli Demir Çelik Fabrikaları T.A.Ş. Genel Müdürlüğü Başvurusu

Karar tarihi
14 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2015/4791
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.125 kelime·36 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvurucunun kendisi tarafından üretilen elektrik ve

kok gazı üzerinden elektrik ve hava gazı tüketim vergisi alınması nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/3/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. 2015/4791 numaralı bireysel başvuru ile aynı tarihte yapılan

2015/4792, 2015/4793, 2015/4794, 2015/4795, 2015/4797, 2015/4798, 2015/4799,

2015/4800, 2016/1994, 2016/4520, 2016/4521, 2016/4522, 2016/4523, 2016/8996,

2016/10263, 2016/10264, 2016/10265 numaralı bireysel başvuruların konu yönünden

hukuki irtibatlarının bulunması nedeniyle 2015/4791 numaralı bireysel başvuru

dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden yürütülmesine

karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

(İçtüzük) 71. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın

oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden

incelenmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Ana iştigal konusu çelik üretimi yapmak olan başvurucu

şirket, demir cevherini saf çelik hâline getirmek için gerekli karbonu edinmek

üzere ihtiyaç duyduğu kok kömürünü ithal ettiği taş kömürünü işlemek suretiyle

elde etmektedir. Başvurucu şirket ayrıca, taş kömüründen kok kömürü elde

edilirken ortaya çıkan kok gazını elektrik ve buhar üretiminde veya doğrudan

eritme işlemlerinde kullanmaktadır. Başvurucu şirket, böylelikle elektrik

enerjisi ve gaz ihtiyacını kendi imkânlarıyla karşılamaktadır.

10. Karadeniz Ereğli Belediyesi (Belediye), başvurucu şirketin

bu şekilde elektrik ve hava gazı tüketmiş olması nedeniyle 26/5/1981 tarihli ve

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'nun 34. ila 39. maddelerinde düzenlenen

hükümlere dayanarak başvurucu şirketten elektrik ve hava gazı tüketim vergisini

ödemesini istemiştir.

11. Başvurucu şirket, bu talep üzerine elektrik ve kok gazı

tüketiminin vergilendirilmesiyle ilgili olarak 2012, 2013 ve 2014 yıllarına ait

dönemler için çeşitli tarihlerde ihtirazi kayıtla

Belediyeye beyannameler vermiş ve bu beyannamelere istinaden Belediyece farklı

dönemlere ilişkin elektrik ve hava gazı vergisi tahakkuk ettirilmiştir.

Tahakkuk tutarlarının bir kısmı elektrik tüketimine bir kısmı ise kok gazı

tüketimine ilişkin olup anılan tahakkuk tutarları farklı tarihlerde Belediyeye

ödenmiştir.

12. Başvurucu şirket 2013 ve 2014 yıllarında Zonguldak Vergi

Mahkemesinde (Mahkeme), elektrik ve hava gazı tüketim vergisi tahakkuklarının

terkini ve ödenen vergilerin iadesi istemiyle davalar açmıştır.

13. Mahkeme, farklı tahakkuk dönemlerine ilişkin açılan söz

konusu davalara ilişkin olarak yine farklı tarihlerde vermiş olduğu kararlarla

davaların reddine karar vermiştir. Kararların aynı mahiyetteki gerekçelerinde;

i. Başvurucu tarafından üretilen kok gazı ve elektrik

enerjisinin başvurucunun kendi imalatında kullandığı girdileri oluşturmakta

olduğu ve bu enerjinin başvurucunun ürettiği mal ve hizmetlerin üretim

maliyetine yansıdığı gerçeğine işaret edilmiştir.

ii. Mahkemece kendi tesislerinde ürettiği elektrik enerjisini

yine kendi tesislerindeki üretim açısından girdi olarak kullanan başvurucunun,

elektrik ve kok gazı enerjisinin tamamını tükettiği anlaşılmıştır. Mahkemeye

göre bu nedenle mükellef yönünden 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul

Kanunu'nun 3. maddesinde belirtilen vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği

anlaşılmıştır.

iii. Mahkemeye göre 213 sayılı Kanun ile gerek satın alma

yoluyla karşılanan gerekse kendi imkânlarıyla üretilmiş bulunan elektrik ve

hava gazı tüketiminin vergilendirilmesi amaçlanmaktadır. Mahkeme, müesseselerin

ürettiği elektriği tüketmesi hâlinde bu vergiden muaf olacağı yolunda herhangi

bir düzenlemenin bulunmadığını vurgulamıştır.

iv. Mahkeme nezdinde açılan 1985/380 esas sayılı davada; kok

gazı üretilen bir işletme mahalinde yapılan keşif ve

bilirkişi incelemesi sonucu tesis edilen bilirkişi raporunda, kok gazının

şehirlerdeki hava gazı fabrikalarında üretilen gazla aynı nitelikte bulunduğu

ve bilimsel açıdan aralarında fark bulunmadığına işaret edildiğine dikkat

çekilmiştir.

14. Başvurucu şirket tarafından temyiz edilen kararlar, Danıştay

Dokuzuncu Dairesince 18/9/2014 ve 24/3/2015 tarihlerinde onanmıştır. Onama

kararlarında, temyize konu kararların usul ve kanuna uygun oldukları

belirtilmiştir. Başvurucu şirketin karar düzeltme talepleri de aynı Dairenin

26/10/2015 ve 9/11/2015 tarihlerinde reddedilmiştir.

15. Nihai kararlar başvurucu şirket vekiline sırasıyla

19/2/2015, 17/2/2016, 17/5/2016,6/1/2016, 13/5/2016, 17/5/2016 ve24/6/2016

tarihlerinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu şirket anılan kararlar hakkında sırasıyla

16/3/2015, 1/2/2016, 1/6/2016, 8/3/2016 ve 11/5/2016 tarihlerinde bireysel

başvurularda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

17. 2464 sayılı Kanun'un "Konu"

kenar başlıklı 34. maddesi şöyledir:

"Belediye sınırları ve mücavir alanlar

içinde elektrik ve havagazı tüketimi, Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisine

tabidir."

18. 2464 sayılı Kanun'un "Mükellef

ve sorumlu" kenar başlıklı 35. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Elektrik ve Havagazı tüketenler,

Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisini ödemekle mükelleftirler."

19. 2464 sayılı Kanun'un 35. maddesinin 9/7/2008 tarihli ve 5784

sayılı Kanun'un 14. maddesi ile değiştirilmeden önceki ikinci fıkrası şöyledir:

"Elektrik veya havagazını dağıtan kuruluşlar,

satış bedeli ile birlikte bu verginin de tahsilinden ve ilgili belediyeye

yatırılmasından sorumludurlar."

20. 2464 sayılı Kanun'un 35. maddesinin 5784 sayılı Kanun'un 14.

maddesi ile değişik ikinci fıkrası şöyledir:

"20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa göre elektrik enerjisini tedarik

eden ve havagazını dağıtan kuruluşlar, satış bedeli ile birlikte bu verginin de

tahsilinden ve ilgili belediyeye yatırılmasından sorumludurlar. Organize sanayi

bölgelerinde tüketilen elektrik enerjisinin vergisini organize sanayi bölgeleri

tüzel kişiliklerine elektriği temin eden kuruluş öder."

21. 2464 sayılı Kanun'un "İstisnalar"

kenar başlıklı 36. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Aşağıdaki yazılı yerlerde ve şekillerde

tüketilen elektrik ve havagazı vergiden müstesnadır.

...

4. Doğrudan doğruya elektrik ve havagazı

üreten dağıtım ve istihsal müesseselerinde."

22. 2464 sayılı Kanun'un "Matrah"

kenar başlıklı 37. maddesinin 5784 sayılı Kanun'un 15. maddesi ile

değiştirilmeden önceki hâli şöyledir:

"Verginin matrahı, tüketilen elektrik ve

havagazının satış bedelidir. Matraha gider vergileri dahil edilmez."

23. 2464 sayılı Kanun'un 37. maddesinin 5784 sayılı Kanun'un 15.

maddesi ile değişik hâli şöyledir:

"Verginin matrahı; elektriğin iletimi,

dağıtımı ve perakende satış hizmetlerine ilişkin bedelleri hariç olmak üzere,

elektrik enerjisi satış bedeli ile havagazının satış bedelidir. Matraha vergi,

fon ve paylar dahil edilmez."

24. 2464 sayılı Kanun'un "Nispet"

kenar başlıklı 38. maddesi şöyledir:

"Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisi

aşağıda gösterilen nispetlerde alınır.

a) İmal ve istihsal, taşıma, yükleme boşaltma,

soğutma, telli ve telsiz telgraf ve telefon müraselesi

işlerinde tüketilen elektriğin satış bedeli üzerinden yüzde 1,

b) (a) bendi dışında kalan maksatlar için

tüketilen elektriğin satış bedeli üzerinden yüzde 5,

c) Havagazının satış bedelinden yüzde 5."

25. 2464 sayılı Kanun'un "Beyan

ve ödeme" kenar başlıklı 39. maddesi şöyledir:

"Elektrik enerjisini tedarik eden veya

havagazını dağıtan kuruluşlar tahsil ettikleri vergiyi, tahsil tarihini takibeden ayın 20 nci

günü akşamına kadar belediyeye bir beyanname ile bildirmeye ve vergiyi aynı

sürede ödemeye mecburdurlar. Elektrik ve havagazı işleri bütçesi içinde yer

alan belediyeler bu hükümden müstesnadır."

26. 4/9/1985 tarihli ve 18858 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Türkiye Elektrik Üretim İletim Anonim Şirketi ve

Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi Dışındaki Kuruluşlara Elektrik Enerjisi

Üretim Tesisi Kurma ve İşletme İzni Verilmesi Esaslarını Belirleyen

Yönetmelik'in (Yönetmelik) "Tanımlar"

kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Yönetmelikte adı geçen,

......

Otoprodüktör: Kendi faaliyet alanlarının

enerji ihtiyacını karşılamak üzere bu Yönetmeliğin 4 üncü

maddesinin (g) bendinde belirtilen şartları taşıyan üretim tesisi kurup elektrik

üreten tüzel kişileri,

......

ifade eder."

27. Yönetmelik'in "İzin

verme esasları" kenar başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Üretim tesisi kurup işletme izni aşağıda

belirtilen esaslar gözönüne alınarak verilir.

......

(Değişik:

18/5/2000 - 2000/743 K.) Otoprodüktör ve/veya

otoprodüktör grubu şirketler faaliyet gösterdikleri bölge içerisinde TEAŞ,

TEDAŞ, bağlı ortaklıkları veya görevli şirketler ile Enerji Satış Anlaşması

imzalarlar. Otoprodüktör ve/veya otoprodüktör grubu şirketler TEAŞ, TEDAŞ,

bağlı ortaklıklar veya görevli şirketler enerji alışverişi konusunda enerji

mahsuplaşması yaparlar. Mahsuplaşılan enerji için

taraflar Bakanlıkça belirlenen otoprodüktör enerji satış fiyatı üzerinden

karşılıklı olarak fatura düzenlerler.

......"

2. Danıştay İçtihadı

28. Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 6/6/2007 tarihli ve

E.2006/1348, K.2007/2214 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dosyanın incelenmesinden, davacı şirket

tarafından, bizzat kendi tesislerinde üretilerek yine kendi tesislerinde üretim

yapmak amacıyla kullanılan elektrik enerjisinin, elektrik tüketim vergisi

matrahının, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca belirlenenotoprodüktör

enerji satış fiyatı esas alınarak hesaplandığı, davalı Belediye Başkanlığı tarafından

ise, TEDAŞ'ın üçüncü şahıslara uyguladığısatış

fiyatının matraha esas alındığı ve böylece iki farklı fiyat arasındaki farka

isabet eden elektrik tüketim vergisinin davacı şirketten istenildiği

anlaşılmaktadır.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 34.

maddesinde; belediye sınırları ve mücavir alan içinde elektrik ve havagazı

tüketiminin elektrik ve havagazı tüketim vergisine tabi olduğu, 37. maddesinde

ise, verginin matrahının tüketilen elektriğin satış bedeli olduğu hükme

bağlanmıştır.

Yukarıdaki Kanun hükümlerinin birlikte

değerlendirilmesinden, genel olarak elektriğini kendisi üretmeyip, tüketeceği

elektriği TEDAŞ'tan satın alan kişi ve kurumlar açısından elektrik tüketim

vergisinin matrahının TEDAŞ'ın satış fiyatı olduğu açıktır. Ancak kendi tesislerinde ürettiği elektrik enerjisini

yine kendi tesislerindeki üretim açısından girdi olarak kullanan otoprodüktör

şirketlerin tükettikleri elektrik enerjisinin matrahının ne olacağı sorusu

uyuşmazlığın özünü oluşturmaktadır.

Türkiye Elektrik Üretim İletim Anonim Şirketi

ve Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi Dışındaki Kuruluşlara Elektrik

Enerjisi Üretim Tesisi Kurma ve İşletme İzni Verilmesi Esaslarını Belirleyen

Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde; otoprodüktörün, kendi

faaliyet alanlarının enerji ihtiyaçlarını karşılamak üzere bu Yönetmeliğin 4.

maddesinin (g) bendinde belirtilen şartları taşıyan üretim tesisi kurup

elektrik üreten tüzel kişileri ifade ettiği, aynı bendin 10. paragrafında,

otoprodüktör ve/veya otoprodüktör gurubu şirketlerin, faaliyet gösterdikleri

bölge içinde TEAŞ, TEDAŞ'a bağlı ortaklıklar veya görevli şirketler ile Enerji

Satış Anlaşması imzalayacakları, otoprodüktör ve/ya otoprodüktör gurubu

şirketlerin TEAŞ, TEDAŞ'a bağlı ortaklıklar veya görevli şirketlerin enerji

alışverişi konusunda enerji mahsuplaşması yapacakları, mahsuplaşılan

enerji için tarafların Bakanlıkça belirlenen otoprodüktör enerji satış fiyatı

üzerinde karşılıklı olarak fatura düzenleyecekleri hükme bağlanmıştır.

Yukarıdaki Yönetmelik hükümlerinin

incelenmesinden, ürettikleri elektrik enerjisini TEDAŞ'a veya kendi

konumlarındaki otoprodüktör firmalara veren şirketlerin bu satış veya

mahsuplaşmaları Bakanlıkça belirlenen otoprodüktör enerji satış fiyatı

üzerinden fiyatlandıracaklarına ilişkin hükmü ile otoprodüktör şirketlerin

TEDAŞ'a elektrik satış fiyatlarının, genel olarak TEDAŞ'ın üçüncü şahıslara

sattığı fiyattan farklı ve daha düşük bir fiyata satacakları düzenlenmek

suretiyle üçüncü şahıslara TEDAŞ tarafından yapılan satışlar ile otoprodüktör

firmalarca TEDAŞ'a yapılan satışlara ilişkin fiyatlar birbirinden ayrılmıştır.

Yukarıdaki Yönetmelik

hükümleri ile otoprodüktör firmaların ürettikleri elektrik enerjisini TEDAŞ'a

hangi fiyattan satacakları düzenlenmiş olmakla birlikte, kendi faaliyet

alanlarının enerji ihtiyacını karşılamak üzere üretim tesisi kurup elektrik

enerjisi üreten otoprodüktör şirketlerin tükettikleri bu elektriğin alış

fiyatının ne olması gerektiği hakkında bir düzenleme bulunmamaktadır.

Davacı şirket tükettiği elektriği TEDAŞ'tan

satın almayıp kendi tesislerinde ürettiğinden, ürettiği elektriğin kendisi

açısından alış fiyatı, ürettiği elektriğin birim maliyet fiyatına isabet etmektedir.

Bu fiyata yakın bir fiyat Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca otoprodüktör

enerji satış fiyatı olarak belirlendiğinden, bu tip firmalar açısından elektrik

tüketim vergisine esas alınacak matrahın, yükümlü şirketin ürettiği elektriğin

maliyet fiyatına en yakın değer olan otoprodüktör firmaların TEDAŞ'a enerji

satış fiyatı olarak Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığınca belirlenen fiyat

olması, vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetinin esas olduğu yolundaki genel

vergi hukuku prensibi ile hak ve nesafet ilkelerine

uygun düşeceğinden aksi yöndeki Vergi Mahkemesi kararının bozulması

gerekmektedir."

B. Uluslararası Hukuk

29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

30. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında vergi

yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler, Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafında öngörülen mülkiyetin

kullanımının kontrolüne ilişkin üçüncü kural kapsamında değerlendirilmektedir.

AİHM, bu paragrafta yer alan kuralın taraf devletlere vergi koyma ve vergilerin

ödenmesini sağlamak için gerekli gördüğü kanunları çıkarma konusunda açık bir

yetki tanıdığını kabul etmiştir (Gasus Dosier-und Fördertechnik GmbH/Hollanda, B. No: 15375/89, 23/2/1995, §

59).

31. AİHM'e göre mülkiyet hakkını

güvence altına alan Sözleşme'nin anılan maddesinin ilk ve en önemli koşulu,

kamu makamları tarafından mülkiyet hakkına yapılan herhangi bir müdahalenin

hukuka dayalı olması gerekliliğidir (Iatridis/Yunanistan [BD], B. No: 31107/96, 25/3/1999, § 58). Bu

maddenin birinci paragrafının ikinci cümlesi, devletlere yalnızca hukukun öngördüğü koşullar dâhilinde

mülkiyetten yoksun bırakma yetkisi vermiş; ikinci paragraf ise devletlere ancak

hukuk kuralları uygulanarak mülkiyeti kamu yararına kontrol etme yetkisi

tanımıştır. AİHM, hukuka dayalı olma ilkesini yalnızca bu maddede yer alan

hükümlerden çıkarmamaktadır. Kararlarda sıklıkla demokratik bir toplumun temel

ilkelerinden biri olan hukukun üstünlüğü ilkesinin Sözleşme’nin bütün maddeleri

için geçerli olduğu ifade edilmektedir (Iatridis/Yunanistan, § 58).

32. AİHM'e göre hukukilik ilkesi,

müdahalenin ilk olarak iç hukukta bir temelinin olması gerektiği anlamına

gelmektedir (Shchokin/Ukrayna, B. No: 23759/03, 37943/06,

14/10/2010, § 51). AİHM, Sözleşme’de geçen hukuk ya da hukuka aykırı terimlerine sadece iç hukuka atıfta bulunmakla

kalmayıp aynı zamanda bu terimlerin hukukun üstünlüğü ile ilgili olduğunu

belirtmektedir. Buna göre uygulanan iç hukuktaki düzenlemelerin hukukun

üstünlüğü ilkesiyle de uyumlu olması gerektiği ifade edilmektedir (James ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK],

B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 67). Hukuka dayalı olma ilkesi, ayrıca iç hukukta

uygulanan kanun hükümlerinin yeterli derecede erişilebilir, belirli ve

öngörülebilir olmasını da içermektedir (Beyeler/İtalya

[BD], B. No: 33202/96, 5/1/2000, § 109; Hentrich/Fransa, B. No: 13616/88, 22/9/1994, § 42; Spaček, s.r.o./Çek Cumhuriyeti,

B. No: 26449/95, 9/11/1999, §§ 56-61).

33. Öte yandan Tkachenko/Rusya (B. No: 28046/05, 20/3/2018)

kararında AİHM, iç hukuktaki düzenlemelere aykırı olan bir müdahalenin de

hukukilik ölçütünü karşılamadığını kabul etmiştir. Bununla birlikte herhangi bir

usule aykırılığın müdahalenin hukukiliğiyle uyumsuz kabul edilemeyeceği

belirtilmiştir. Bu bağlamda AİHM, hukukun doğru biçimde uygulanması ve

yorumlanması konusunda sınırlı bir yetkisi olduğunu ve ulusal mahkemelerin

yerine geçme gibi bir sorumluluğu olmadığını ancak bu kararların açık bir keyfîlik veya bariz takdir hatasından yoksun olmaması

gerektiğini vurgulamıştır (Tkachenko/Rusya, § 52). AİHM sonuç olarak somut

olayda iç hukukta öngörülen kamulaştırma usulüne aykırı davranıldığını tespit

ederek mülkiyet hakkının ihlaline karar vermiştir (Tkachenko/Rusya, §§ 53-58).

34. AİHM; vergi yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin

de yeterince ulaşılabilir, öngörülebilir ve belirli bir hukuka dayalı olması

gerektiğini belirtmektedir (Lithgow ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 9006/80..., 8/7/1986, § 110; Hentrich/Fransa, § 42). Bu bağlamda Hentrich/Fransa kararına konu olayda taşınmaz satışının vergi

değerinin altında yapılması nedeniyle ön alım hakkının kullanılması söz

konusudur. AİHM, ne zaman kullanılacağı belirli olmayan bu yetkinin öngörülemez

biçimde kişiye özgü ve keyfî olarak uygulandığını ayrıca müdahalenin dayandığı

hukuki düzenlemenin keyfîliğe karşı yeterli

güvenceler içermediği sonucuna varmıştır (Hentrich/Fransa, § 42).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 14/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

36. Başvurucu şirket, tükettiği elektrik ve kok gazının yine

kendisi tarafından üretilmiş olması nedeniyle elektrik ve hava gazı vergisine

tabi tutulmaması gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu şirket bu bağlamda 2464

sayılı Kanun'un 36. maddesinde yer alan istisna hükmünün tartışılmasının söz

konusu olmadığını zira kendisi tarafından üretilen elektrik ve kok gazının yine

kendisi tarafından tüketilmesinin söz konusu verginin konusuna girmediğini

ifade etmiştir. Başvurucu şirket ayrıca verginin sorumlusunun, matrahının,

oranının, beyan ve ödeme usulünün kanunla düzenlenmesi gerektiği hâlde esaslı

nitelikteki bu hususların 2464 sayılı Kanun'da düzenlenmediğinden yakınmıştır.

Başvurucu şirket; bu sebeplerle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuna

dayalı olmadığını, otoprodüktör olarak enerji üretimini ve dolayısıyla kamusal faydayı

caydırıcı bir yönü bulunduğunu ayrıca bu verginin başvurucu şirketten

istenmesinin gerekli ve zorunlu olmadığı için müdahalenin ölçülü de olmadığını

belirtmiştir.

37. Başvurucu şirket ayrıca söz konusu verginin terkin ve iadesi

için açtığı davalarda derece mahkemeleri tarafından verilen kararlarda; temel

iddialarını karşılayan yeterli ve makul bir gerekçe bulunmaması nedeniyle

gerekçeli karar hakkı yönünden derece mahkemelerinin hukuk kurallarının

yorumunda bariz takdir hatasında bulunması nedeniyle de hukuki güvenlik ilkesi

yönünden Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

38. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

39. Anayasa'nın "Vergi

ödevi" kenar başlıklı 73. maddesinin birinci ve ikinci

fıkraları şöyledir:

"Herkes, kamu giderlerini karşılamak

üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.

Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı,

maliye politikasının sosyal amacıdır."

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu şirket, mülkiyet hakkının ihlali

iddiası yanında aynı gerekçelerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini de

ileri sürmüştür.Başvurucu

şirketin şikâyetinin özünün vergilendirmenin kanuni dayanağının bulunmadığına

yönelik olduğu dikkate alındığında başvurucu şirketin ihlal iddialarının mülkiyet

hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

42. Somut olayda elektrik ve hava gazı tüketim vergisi ödeyen

başvurucu şirket yönünden Anayasa'nın 35. maddesi anlamında korunmaya değer

ekonomik bir menfaatin mevcut olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

43. Somut olayda başvurucu şirket, elektrik ve kok gazı

tüketiminin vergilendirilmesiyle ilgili olarak 2012, 2013 ve 2014 yıllarına ait

dönemler için çeşitli tarihlerde ihtirazi kayıtla

Belediyeye beyannameler vermiş ve bu beyannamelere istinaden Belediyece anılan

dönemlere ilişkin elektrik ve hava gazı vergisi tahakkuk ettirilmiştir.

Tahakkuk tutarlarının bir kısmı elektrik tüketimine bir kısmı ise kok gazı

tüketimine ilişkin olup anılan tahakkuk tutarları farklı tarihlerde başvurucu

şirketçe Belediyeye ödenmiştir. Vergilendirme işleminin mülkiyet hakkına

müdahale teşkil ettiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

44. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; vergi ve benzeri

yükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve katkılarını belirlemeye, değiştirmeye

ve bunların ödenmesini güvence altına almaya yönelik müdahalelerin -taşıdığı

amaçlar dikkate alındığında- devletin mülkiyetin kamu yararına kullanımını

kontrol veya düzenlemesi yetkisi kapsamında incelenmesi gerektiği kabul

edilmiştir (Ahmet Uğur Balkaner

[GK], B. No: 2014/15237, 25/7/2017, § 49; Arif Sarıgül, B. No: 2013/8324, 23/2/2016, § 50; Narsan Plastik San. ve Tic. Ltd. Şti., B.

No: 2013/6842, 20/4/2016, § 71).

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

45. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

46. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 62).

i. Genel İlkeler

(1) Kanunilik

Ölçütü

47. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında, mülkiyet

hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek

suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gerektiği

ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de hak ve özgürlüklerin ancak kanunla

sınırlanabileceğini temel bir ilke olarak benimsemiştir. Buna göre

mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt,

müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır (Ford

Motor Company, B. No: 2014/13518,

26/10/2017, § 49).

48. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve

sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî

müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin

en önemli unsurlarından biridir (Tahsin

Erdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

49. Hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkeleri, hukuk

devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı

amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2014/183, K.2015/122,

30/12/2015, § 5). Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de

idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,

net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını; ayrıca kamu otoritelerinin keyfî

uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM,

E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2010/80, K.2011/178, 29/12/2011).

50. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen

konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması

gerekmektedir (AYM, E.2016/150, K.2017/179, 28/12/2017, § 57).

51. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden

fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin

benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan

birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk

kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916,

12/1/2017, § 81).

52. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun

varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi

(TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında

çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Mülkiyet hakkına müdahale edilmesi

ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde

müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM tarafından

çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması mülkiyet hakkına yapılan

müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali

Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).

53. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da

bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği ölçüde hukuki belirlilik

taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun

sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 55). Bu bağlamda müdahalenin kanuna dayalı olması, iç

hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların

bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş

Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).

(2) Vergilendirme Yoluyla

Yapılan Müdahaleler Bakımından Kanunilik Ölçütü

(a) Genel

Olarak Vergilendirme

54. Vergilendirme yetkisi, devletin ülkesi üzerindeki

egemenliğine bağlı olarak vergi alma konusunda sahip olduğu hukuksal ve fiilî

güçten kaynaklanmaktadır. Kamu hizmetlerinin görülmesi için gereksinim duyulan

mali kaynakların sağlanması amacıyla kullanılan vergilendirme yetkisi dar

anlamda, devletin kamu gelirlerinden sadece vergi koymaya ilişkin yetkisini;

geniş anlamda ise çağdaş devletin güvenlik, adalet ve eğitim gibi geleneksel

görevlerinin yerine getirilmesinin yanında ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer

alanlara katkısının gerektirdiği giderleri karşılamak için gerçek ve tüzel

kişilere getirdiği her türlü mali yükümlülüğe ilişkin yetkisini kapsamaktadır.

Bu yetkiye dayanılarak kamu giderlerini karşılamak amacıyla alınan vergi,

Anayasa'nın 73. maddesine göre gerçek ve tüzel kişilerin -yasalarla belirlenmek

koşuluyla- mali güçlerine göre yerine getirmek zorunda olduğu bir

yükümlülüktür. Devlet, bu yolla kamu giderlerini karşılamak için veya mali

politikasının gereği olarak piyasa ekonomisinden bütçeye gelir aktarmaktadır

(AYM, E.1997/62, K.1998/52, 16/9/1998).

55. Devletin kamusal gereksinimlerin karşılanması için egemenlik

gücüne dayanarak tek taraflı iradesiyle kişilere yüklediği kamu alacağı

biçiminde tanımlanan verginin anayasal sınırlar içinde salınıp toplanması

zorunluluğu açıktır (AYM, E.2003/33, K.2004/101, 15/7/2004; E.2010/62,

K.2011/175, 29/12/2011). Verginin niteliklerini oluşturan yasal düzenlemelerde

Anayasa'nın bu konudaki ilkelerinin özenle gözönünde

tutulması gerekir (AYM, E.2003/33, K.2004/101, 15/7/2004).

56. Anayasa'nın 73. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kamu

giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğu

belirtilmiş ve diğer fıkralarında da bu yükümlülüğün ilkeleri gösterilmiştir

(AYM, E.2005/73, K.2008/59, 21/2/2008). Devletin vergilendirme yetkisi;

Anayasa'nın 73. maddesinde yer alan verginin kanuniliği, mali güce göre

ödenmesi, genelliği, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı ilkeleri

yanında Anayasa'nın genel ilkeleri ile de sınırlandırılmıştır (AYM, E.2003/33,

K.2004/101, 15/7/2004). Böylece Anayasa'nın 2. maddesinde nitelikleri

belirtilen sosyal devlet ve hukuk devleti ilkeleri vergilendirme ilkeleri

yönünden somut biçimde dile getirilmiştir (AYM, E.2014/72, K.2014/141,

11/9/2014; E.2010/62, K.2011/175, 29/12/2011; E.2012/158, K.2013/55,

10/4/2013).

(b) Vergilerin

Kanuniliği

57. Devletin egemenliğinden vergilendirme yetkisine ilişkin

temel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 73. maddesi, vergilendirme yoluyla

mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerde kanunilik ilkesini özel olarak

düzenlemiştir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasına göre vergi, resim, harç ve

benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, kaldırılır ve değiştirilir. Vergilerin kanuniliği ilkesi olarak

adlandırılan bu anayasal ilke temsilsiz vergi olmaz ilkesine dayanmaktadır. 1215 tarihli Magna

Carta Libertatum, 1628 tarihli Haklar Dilekçesi, 1689

tarihli Haklar Bildirisi ve 1789 tarihli İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisinde

kullanılan genel onay, parlamentonun onayı,

temsilcilerin onayı gibi kavramlar vergilerin ancak halkın

temsilcilerinin rızasına dayanarak alınabileceğini göstermektedir. Anayasa

tarihimizde ise vergilendirmeyle ilgili iradeyi sergileyecek organın bu

iradesinin somutlaşma biçiminin ön plana çıktığı görülmektedir. 1876 tarihli

Kanun-i Esasi’nin 96. maddesinde "Tekâlifi

Devletin hiçbiri bir kanun ile tâyin olunmadıkça vaz

ve tevzi ve istihsal olunamaz" kuralına, 1924 Anayasası’nın 85.

maddesinin birinci fıkrasında da "Vergiler

ancak bir kanun ile tarh ve cibayet olunabilir"

kuralına yer verilmiştir. 1961 Anayasası’nın 61. maddesinin ikinci fıkrasında "Vergi, resim ve harçlar ve benzeri malî

yükümler ancak kanunla konulur" kuralı, 1982 Anayasası’nın 73.

maddesinin üçüncü fıkrasında ise

"Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur,

değiştirilir veya kaldırılır" kuralı yer almıştır. Bu

kurallarda ifade edilen vergilerin

kanuniliği ilkesi, temsilsiz vergi olmaz ilkesi

ile birlikte vergilendirme yetkisinin ancak kanunla konulma koşuluna uygun olduğu

takdirde kullanılabileceğini öngörmektedir.

58. Verginin kanuniliği ilkesi takdire dayalı keyfî uygulamaları

önleyecek sınırlamaların kanunda yer almasını gerektirmekte ve vergi

yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya kaldırılmasının

şeklinin kanun ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır (AYM, E.2001/36, K.2003/3,

16/1/2003; E.2003/33, K.2004/101, 15/7/2004; E.2004/14, K.2004/84, 23/6/2004;

E.2005/73, K.2008/59, 21/2/2008; E.2009/63, K.2011/66, 14/4/2011; E.2014/183,

K.2015/122, 30/12/2015, § 6). Vergi ve mali yükümlülüklerin kanunla konulmasını

öngören Anayasa’nın 73. maddesi, mali yükümlülüğün yalnızca kanun ile

konulabileceği ve kanunun hiçbir şekilde bu konuda yürütme organını ve idareyi

yetkili kılamayacağı anlamındadır (AYM, E.2014/183, K.2015/122, 30/12/2015, §

7).

59. Ancak vergi, resim, harç veya benzeri mali yükümlülüklerle

ilgili düzenleme yapılırken bu yükümlülüklere ilişkin tüm unsurların aynı

kanun, madde veya fıkrada düzenlenmesi zorunlu değildir. Bu çerçevede kanunla

belirlenmesi zorunlu olan unsurlar aynı kanunun farklı hükümlerinde

düzenlenebileceği gibi farklı kanunlarda da düzenlenebilir. Dolayısıyla bir

kural, sırf kanunla düzenlenmesi gereken unsurların bir kısmını içermediği

gerekçesiyle kanunilik ilkesine aykırı hâle gelmez (AYM, E.2011/16, K.2012/129,

27/9/2012).

60. Anayasa Mahkemesinin yerleşmiş içtihatlarında da açıkça

belirtildiği üzere Anayasa koyucu, her çeşit mali yükümlülüğün kanunla

konulmasını öngörürken keyfî ve takdire dayalı uygulamaları önlemeyi

amaçlamıştır. Kanun koyucunun yalnız konusunu belli ederek bir mali

yükümlülüğün ilgililere yükletilmesine izin vermesi, bunun kanunla konulmuş

sayılabilmesi için yeterli değildir (AYM, E.1986/20, K.1987/9, 31/3/1987;

E.2010/80, K.2011/178, 29/12/2011; E.2011/16, K.2012/129, 27/9/2012).

61. Bireylerin sosyal ve ekonomik durumlarını etkileyecek keyfî

uygulamalara neden olmaması için vergilendirmede vergiyi doğuran olayın,

yükümlünün, vergilerin matrah ve oranlarının yukarı ve aşağı sınırlarının, tarh

ve tahakkuklarının, tahsil usullerinin, yaptırımlarının ve zamanaşımı gibi

belli başlı temel ögelerinin yasalarla belirlenmesi gerekir (AYM, E.2001/36,

K.2003/3, 16/1/2003; E.2003/33, K.2004/101, 15/7/2004; E.2005/73, K.2008/59,

21/2/2008; E.2009/63, K.2011/66, 14/4/2011; E.2010/62, K.2011/175, 29/12/2011;

E.2010/80, K.2011/178, 29/12/2011; E.2011/16, K.2012/129, 27/9/2012

E.2012/158, K.2013/55, 10/4/2013; E.2014/72, K.2014/141, 11/9/2014; E.2014/183,

K.2015/122, 30/12/2015, § 7). Bir mali yükümlülük bu yönleri dolayısıyla

yasayla yeterince çerçevelenmemişse kişilerin sosyal ve ekonomik durumlarını,

hatta temel haklarını etkileyecek keyfî uygulamalara yol açabilmesi mümkündür.

Bu bakımdan mali yükümlülükler belli başlı ögeleri de açıklanarak ve çerçeveleri

kesin çizgilerle belirtilerek kanunlarla düzenlenmelidir (AYM, E.1986/20,

K.1987/9, 31/3/1987).

62. Öte yandan kanun ile her konuyu bütün kapsam ve

ayrıntılarıyla düzenlemenin mümkün bulunmadığı durumlarda çerçevesi çizilerek

bu sınırlar içinde kalmak koşuluyla uygulamaya ilişkin konularda yürütme

organına açıklayıcı ve tamamlayıcı nitelikte düzenleyici idari işlem yapma

yetkisi verilebilir (AYM, E.2001/36, K.2003/3, 16/1/2003; E.2003/33,

K.2004/101, 15/7/2004; E.2004/14, K.2004/84, 23/6/2004; E.2010/62, K.2011/175,

29/12/2011; E.2012/158, K.2013/55, 10/4/2013; E.2014/72, K.2014/141, 11/9/2014;

E.2014/183, K.2015/122, 30/12/2015, § 7).

63. Belediyelerin gelir kaynaklarının büyük bir bölümü, kamu

hukukuna dayanır ve üstlendiği kamu hizmetlerinin gerektirdiği harcamaların

karşılığını oluşturur. Bu nedenle belediyelerin alacakları vergi, resim, harç

ve benzerlerinin Anayasa'nın 73. maddesinde öngörülen esaslar dairesinde

kanunla konulması, aşağı ve yukarı hadlerinin belirlenmesi gerekir (AYM, E.1986/20,

K.1987/9, 31/3/1987).

64. Anayasa'nın 73. maddesinin üçüncü fıkrası hükmü ile vergi

mükellefi bakımından vergi yükümlülüklerinin belirliliğinin

ve öngörülebilirliğinin, bu

bağlamda vergi mükelleflerinin hukuki güvenliğinin sağlanması amaçlanmıştır.

Söz konusu ölçütler mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin kanunla yapılması

zorunluluğunun alt ölçütleri olarak da kabul edilmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş., § 42).

65. Anayasa’nın 13., 35. ve 73. maddelerinin birlikte

değerlendirilmesinden vergilendirme yoluyla mülkiyet hakkına müdahalede

bulunulması durumunda takdire dayalı olma ve keyfîliği

önlemek için müdahalenin vergiyi doğuran olay, yükümlü, sorumlu, matrah, miktar

ve oranların yukarı ve aşağı sınırları, tarh, tahakkuk ve tahsil usulü,

yaptırım ve zamanaşımı gibi verginin belli başlı temel ögelerini ulaşılabilir,

belirli ve öngörülebilir şekilde düzenlemiş bir kanun hükmüne dayanması

gerektiği anlaşılmaktadır.

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

66. Başvurucu şirket; ürettiği elektrik ve kok gazını tüketenler

yönünden 2464 sayılı Kanun'da verginin konusu, mükellefi, sorumlusu, matrahı,

oranı ile beyan ve ödeme usulü yönünden açık bir düzenleme bulunmadığından

elektrik ve hava gazı tüketiminin vergilendirilmesi yoluyla mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin kanuna dayanmadığını öne sürmektedir.

67. 2464 sayılı Kanun, belediye gelirlerini dört ayrı kısımda

düzenlemiştir. Birinci kısım, vergileri; ikinci kısım, harçları; üçüncü kısım,

harcamalara katılma paylarını kapsamaktadır. Kanun'un dördüncü kısmı ise vergi

ve harç tarifelerinin tespitine ilişkin düzenlemeleri de içeren çeşitli

hükümlere ayrılmıştır. Başvuruya konu olaydaki mali yükümlülük, artan belediye

hizmetleri karşısında ekonomik ve mali durumun aciliyetinden

dolayı tahakkuku ve tahsili kolay gelir kaynaklarının bulunması amacıyla ve

mükelleflere nispeten hafif bir mali külfet yükleyeceği gerekçesiyle ilk kez

14/1/1943 tarihli ve 4375 sayılı Belediye Vergi ve Resimleri Kanununa Ek Kanun

ile konulmuştur. 1/7/1948 tarihli ve 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda

elektrik ve hava gazından belediye payı olarak düzenlenmiş bulunan bu

mükellefiyetin, 2464 sayılı Kanun ile vergi olarak alınması öngörülmüştür.

68. 2464 sayılı Kanun; belediye sınırları ve mücavir alanlar

içinde elektrik ve hava gazı tüketimini elektrik ve hava gazı vergisinin

konusu, elektrik ve hava gazı tüketenleri ise bu verginin mükellefi olarak

belirlemiştir. Aynı Kanun verginin tahsilini ise vergi sorumluluğu esasına

dayandırarak elektrik enerjisini tedarik eden ve hava gazını dağıtan

kuruluşların satış bedeli ile birlikte bu verginin tahsilinden ve ilgili

belediyeye yatırılmasından sorumlu olduklarını öngörmüştür.

69. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında, vergiye

ilişkin hukuk kurallarını yorumlama veya vergiye dair olay ve olguları

değerlendirme gibi bir görevi bulunmamaktadır. Ancak yukarıda da değinildiği

üzere somut olayda vergilendirme yoluyla başvurucu şirketin mülkiyet hakkına

yapılan bir müdahalenin mevcut olduğu kuşkusuzdur (bkz. §§ 45, 46). Vergilendirme

yoluyla mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin ise yukarıda da değinildiği

üzere öncelikle belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanuni temelinin

bulunması gerekmektedir. Diğer bir deyişle somut başvuru bakımından Anayasa

Mahkemesi, öncelikle mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden vergilendirmenin

belirtilen şekilde kanuni bir dayanağının olup olmadığını tespit etmek

durumundadır.

70. Diğer taraftan bu aşamada belirtmek gerekir ki mülkiyetin

kamu yararına kullanımının kontrolü veya düzenlenmesine ilişkin müdahale türü

yönünden kamu makamlarının geniş bir takdir yetkisinin olması müdahalenin

kanuna dayalı olması gerektiği olgusunu değiştirmemektedir. Başka bir deyişle

hangi müdahale türü olursa olsun mülkiyet hakkına ancak ulaşılabilir, belirli

ve öngörülebilir bir kanun ile müdahale edilebileceği kuşkusuz olup müdahale

türleri arasındaki farklılaşma ölçülülük yönünden önem taşımaktadır.

71. Elektrik ve hava gazı tüketim vergisi 2464 sayılı Kanun’un

34. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun ve yürürlüğe girdiği tarihten

bu yana geçirdiği tüm değişiklikler, Resmî Gazete’de

yayımlandığından başvurucu şirket açısından ulaşılabilir niteliktedir.

72. Öte yandan başvuru konusu olayda başvurucu şirketin kendi

üretimine dayalı olsa da elektrik ve hava gazı tüketiminde bulunduğu ayrıca

başvurucu şirketin yürüttüğü faaliyetin 2464 sayılı Kanun'un 36. maddesinde

sayılan istisnalar kapsamında da bulunmadığı ve dolayısıyla verginin konusuna

giren bir faaliyeti gerçekleştiren başvurucu şirketin vergi mükellefi olduğu

derece mahkemelerinin kabulündedir. Buna göre 2464 sayılı Kanun'un 34., 35. ve

36. maddelerindeki hükümler ile derece mahkemelerinin bu hükümlere dayalı

yorumları karşısında başvurucu şirketin faaliyetinin verginin konusuna girdiği

ve verginin mükellefi olduğu belirli ve öngörülebilecek durumdadır.

73. Somut olayda başvurucu şirket, elektrik enerjisini tedarik

eden ve hava gazını dağıtan bir kuruluştan temin etmek yerine kendi ürettiği

elektriği ve kok gazını tüketmektedir. İhtilaf, elektrik ve hava gazı

vergisinin ödenmesinde matrahın belirlenmesi ve ödenmesi gereken verginin beyan

ve tahsilinin başvurucu şirket açısından belirli ve öngörülebilir nitelikte

olup olmadığı noktasındadır.

74. 213 sayılı Kanun'un 20. maddesinde; verginin tarhı, vergi

alacağının kanunlarda gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi

tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibarıyla tespit eden idari muamele

olarak açıklanmıştır. Dolayısıyla bir verginin tarh edilebilmesi, verginin

üzerinden hesaplanacağı matrahın kanunen belli ve bilinebilir olmasına

bağlıdır. Bu sayede mükellef mülkiyet hakkına ne ölçüde müdahale edileceğini

öngörebilir. Bu nedenle matrah, verginin kanunla düzenlenmesi gereken esaslı

unsurlarındandır.

75. 2464 sayılı Kanun'un 37. maddesinde elektriğin iletimi,

dağıtımı ve perakende satış hizmetlerine ilişkin bedelleri hariç olmak üzere

elektrik enerjisi satış bedeli ile hava gazının satış bedeli verginin matrahı

olarak belirlenmiş; 38. maddesinde ise bu matraha uygulanacak nispetler

açıklanmıştır. Kanun, düzenleme şekli itibarıyla verginin hesaplanması için bir

satış bedelinin varlığını gerekli kılmaktadır. Somut olayda başvurucu şirket

ürettiği elektrik ve kok gazını tükettiği için verginin matrahının belirlenebileceği

bir alım-satım ilişkisi ve satış bedeli bulunmamaktadır.

76. Danıştay Dokuzuncu Dairesinin yukarıda değinilen 6/6/2007

tarihli ve E.2006/1348, K.2007/2214 sayılı kararında kendi ürettiği elektrik

enerjisini üretim yapmak amacıyla kullanan şirket yönünden vergi matrahının

nasıl tespit edileceği uyuşmazlığın konusunu oluşturmaktadır. Daire, bu konuda

kanunda bir düzenleme olmadığını açıkça kabul etmiştir. Kararda, verginin

matrahının belirlenmesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca belirlenen

otoprodüktör enerji satış fiyatının mı yoksa Türkiye Elektrik Dağıtım ve A.Ş.nin (TEDAŞ) üçüncü şahıslara uyguladığı satış fiyatının

mı esas alınacağı tartışılmıştır. Daireye göre bu hâlde davacı açısından alış

fiyatı, üretilen elektriğin birim maliyet fiyatına isabet etmektedir. Daire

konuyla ilgili Yönetmelik hükmünden de hareketle vergilendirmeye esas alınacak

matrahın yükümlü şirketin ürettiği elektriğin maliyet fiyatına en yakın değer

olan otoprodüktör firmaların TEDAŞ'a enerji satış fiyatı olarak Enerji ve Tabii

Kaynaklar Bakanlığınca belirlenen fiyat olması gerektiğini ifade ederek yorum

yoluyla verginin matrahını takdir etmiştir.

77. Bu durum Dairenin de kabul ettiği gibi vergi matrahının

belirlenmesinde kanuni bir açıklık bulunmadığını, dolayısıyla kendi ürettiği

elektriği tüketen vergi mükellefleri açısından vergi matrahının tespitinde bir

belirsizlik olduğunu ortaya koymakta ve takdire dayalı uygulamalara izin

vermektedir.

78. Öte yandan 213 sayılı Kanun'un 8. maddesinde, vergi kanunlarına

göre kendisine vergi borcu terrettüp eden gerçek ve

tüzel kişi verginin mükellefi, verginin ödenmesi bakımından alacaklı vergi

dairesine karşı muhatap olan kişi ise vergi sorumlusu olarak tanımlanmaktadır.

2464 sayılı Kanun'un elektrik ve hava gazı tüketim vergisinin ödenmesinde vergi

sorumluluğu esasına dayandığı görülmektedir. Buna göre vergi sorumlusu, vergi

mükellefine yaptığı satış bedeli üzerinden vergiyi hesaplayarak vergiyi tahsil

etmekte ve ilgili belediyeye yatırmaktadır. Başvuruya konu olayda kendi

ürettiğini tüketen mükellefler yönünden ise bir satım ilişkisi ve hâliyle vergi

sorumlusu olarak nitelenebilecek bir tedarikçi ve dağıtıcı kuruluş

bulunmamaktadır. Kanun, verginin tahsil yöntemini vergi sorumluluğu esasına

dayandırmakla birlikte vergi sorumlusunun bulunmadığı durumlarda verginin nasıl

tahsil edileceği, bir başka anlatımla bu hâlde verginin mükellef tarafından mı

beyan edilmesi gerektiği belirsizdir. Tahsil usulüne ilişkin bu belirsizlik,

beyanname verilmemesi durumunda mükellefin idari yaptırımla karşılaşmasına

sebep olabilecek niteliktedir.

79. Hâlbuki gerek verginin matrahının belirlenme yönteminin

gerekse de verginin tahsil yönteminin vergilendirmenin esaslı unsurları olması

nedeniyle kanunda belirli ve öngörülebilir şekilde düzenlenmesi gerekir. Bir

mali yükümlülük bu yönleriyle kanunla yeterince çerçevelenmemişse kişilerin

mülkiyet hakkını etkileyecek idari ya da yargısal takdire dayanan uygulamalara

yol açabilmesi mümkündür.

80. Somut olayda vergi matrahının ve verginin tahsil yönteminin

belirsizliği ile bu konuda süregelen idari uygulama ve yargısal yorumlar,

başvurucu şirketi vergilendirme yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahale

yönünden vergilerin kanuniliği ilkesinin ortaya çıkış ve düzenlenme amacına

aykırı bir biçimde, vergi mükelleflerine sağlanan anayasal teminatlardan yoksun

bırakmaktadır.

81. Bu durumda somut olayda başvurucu şirketin ürettiği elektrik

ve hava gazı tüketim vergisinin esaslı unsurlarının kanunla belirli ve

öngörülebilir bir biçimde düzenlenmemiş olması nedeniyle mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13., 35. ve 73. maddelerinde öngörülen

kanunilik ilkesini ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.

82. Müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı tespit

edildiğinden Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerinde öngörülen diğer unsurlar olan

meşru amaç ve ölçülülük kriterlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca

değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

83. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

84. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

85. Başvurucu şirket; ihlalin tespiti, maddi tazminat ve yeniden

yargılama talebinde bulunmuştur.

86. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda

genel ilkeler belirlenmiştir.

87. Mehmet Doğan kararında özetle uygun giderim yolunun tespit

edilebilmesi için öncelikle ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği

vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine

hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).

88. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi

amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul

kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak

yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın

kaldırılması hususlarında derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin

gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını

tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek

üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet

Doğan, § 59).

89. Anayasa Mahkemesi elektrik ve hava gazı tüketim vergisi

tahakkukuna konu beyana dayalı tarhiyatın kanuni dayanağının belirlilik ve

öngörülebilirlik koşullarını taşımaması nedeniyle başvurucu şirketin mülkiyet

hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. İdarenin tesis ettiği hukuki

işlemlerde belirli ve öngörülebilir bir hukuki sebebe dayanması zorunluluğu

karşısında ihlalin idari işlemden kaynaklandığı söylenebilir. Bununla birlikte

idarenin bu işleminden kaynaklanan ihlalin tespiti ve giderilmesi amacıyla

oluşturulmuş bir mekanizma olan iptal davasında, bu amaca yönelik bir inceleme

yapılmaması sebebiyle ihlalin aynı zamanda mahkeme kararından da kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

90. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılmasından ve ihlal sonucuna

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Zonguldak Vergi Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

91. Dosyadaki belgelerden tespit edilen toplam 4.197,60 TL harç

ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 6.177,60 TL yargılama giderinin

başvurucu şirkete ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Kadir ÖZKAYA'nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Zonguldak Vergi Mahkemesine (E.2013/240, E.2013/440, E.2013/713, E.2013/884,

E.2013/899, E.2013/1141, E.2013/1226, E.2013/981, 2013/1351, 2014/266,

2014/425, 2014/630, 2014/767, 2014/902, 2014/997) GÖNDERİLMESİNE,

D. 4.197,60 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

6.177,60 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

14/11/2018 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

1. Olayda başvurucu kendi ürettiği elektrik ve gazı tükettiği

halde kendisinden elektrik ve hava gazı tüketim vergisi alındığını, bu durumun

mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

2. Mahkememiz çoğunluğunca, söz konusu elektrik ve hava gazı

tüketim vergisinin, matrahın tespiti ve tahsil (ödeme) yöntemi hususlarında

kanunilik şartını taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır. Çoğunluk görüşüne göre söz

konusu verginin matrahının tespiti ve tahsil yöntemine ilişkin düzenlemeler

belirlilik ve öngörülebilirlik şartlarını temin etmediğinden bu şartları

taşımayan bir verginin tahakkuk ettirilmesi başvurucunun mülkiyet hakkının

ihlal edilmesine yol açmaktadır. Mahkememiz çoğunluğunca varılan ihlal sonucuna

aşağıda açıklanan nedenlerle tarafımızca iştirak edilememiştir.

3. Anayasa’nın 73. maddesinde düzenlenen verginin kanuniliği ilkesinin amacı temsilsiz vergi olmaz yani yürütme organının değil,

halkın temsilcilerinden oluşan parlamentoların iradesiyle ancak halktan vergi

toplanabileceği ilkesini hayata geçirmektir. Bunun dışında mülkiyet hakkına

müdahale teşkil eden bir vergi kanununun (vergi koyan bir kanunun) niteliği

hususunda Anayasa’nın genel hükümleri uygulanır. Bu bağlamda mülkiyet hakkına

müdahale teşkil eden vergi kanunun öngörülebilir ve belirli olması gerektiği

hususu artık Anayasa’nın 73. maddesinden ziyade 2. maddesinde düzenlenen hukuk

devleti ilkesinin bir gereğidir.

4. Genellikle bir verginin kanunilik koşulunu sağlayabilmesi

için konusunun, vergiyi doğuran olayın,

matrahının, tarh, tahakkuk ve tahsil usulünün kanunla belirlenmesi gerektiği

kabul edilmektedir. Verginin kanuniliğinin bu şekilde unsurlarına ayrılarak ele

alınmasının belli bir disiplin sağlaması bakımından faydalı olduğu ortadadır.

Ancak tek tek bu unsurlar üzerinde yoğunlaşıldığında

meselenin özünün kaçırılması söz konusu olabilir. Vergi kanunlarının

belirliliği ve öngörülebilirliği meselesinin özü bir kimsenin belli bir geliri, harcaması veya serveti nedeniyle vergi

ödemesi gerekip gerekmediğini, vergi ödemesi gerekmekteyse ne kadar vergi

ödeyeceğini öngörebilip öngöremediği hususudur. Kişi; bir geliri,

harcaması veya serveti için belli bir miktar vergi ödeyeceğini öngörebiliyorsa

ilgili kanunun hukuk devletinin gerektirdiği nitelikte olduğu kabul

edilmelidir.

5. Elektrik ve hava gazı tüketim vergisi 2464 sayılı Kanun'un

34. ve davamı maddelerinde düzenlenmiştir. Söz konusu verginin konusu, Kanun'da

açık bir biçimde, elektrik ve hava gazının belediye sınırları ve mücavir

alanlar içinde tüketilmesi olarak gösterilmiştir. Buna göre elektrik veya hava

gazının belediye veya mücavir alan sınırları içinde tüketilmesi halinde vergiyi

doğuran olay gerçekleşmektedir. Kanun'a göre bu verginin mükellefi de elektrik

veya hava gazını tüketenlerdir. Kanun koyucu, mükellefin kendi ürettiği

elektrik veya gazı tüketmesiyle başkasından satın aldığı elektrik veya gazı

tüketmesi arasında bir ayrım yapmamıştır. Her iki durumda da vergi doğmaktadır.

Dolayısıyla elektrik ve hava gazı tüketim vergisinin konusu ve mükellefi ile

vergiyi doğuran olayın kanunda düzenlendiği ve bu hususlarda bir belirsizliğin

bulunmadığı açıktır. Nitekim çoğunluk kararında da bu unsurlar yönünden bir

sorun görülmemiştir.

6. Öte yandan elektrik ve hava gazı tüketim vergisinin

matrahının ne olduğu da kanunda belirlenmiştir. 2464 sayılı Kanun'un 37.

maddesine göre verginin matrahı, elektriğin veya gazın satış bedelidir.

Kanun'un 38. maddesinde de bu matraha uygulanacak nispetler açıklanmıştır.

7. Somut olayda başvurucunun kendisinin ürettiği elektrik veya

gazın tüketimi söz konusu olduğundan ortada matraha esas alınabilecek bir satış

bedeli bulunmamaktadır. Çoğunluk kararında öz-üretimin tüketilmesi durumunda

matrahın nasıl tespit edileceği hususunda kanunda bir açıklığın bulunmamasının

belirsizliğe yol açtığı kabul edilmiş ve netice itibarıyla matrahın tespiti

yöntemindeki belirsizlik nedeniyle mülkiyet hakkına vergilendirme yoluyla

yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı kanaatine varılmıştır.

8. Matrahın tespiti hususunda Kanun'da öz-üretimin tüketilmesi

durumunun düzenlenmediği konusunda çoğunluk görüşünde varılan sonuca

katıldığımı ifade etmek isterim. Bununla birlikte bu durumun somut olayda

yapılan tahakkukun öngörülebilirlik ve belirlilik koşullarını taşımadığı

görüşüne katılmıyorum.

9. Ortada bir satışın bulunmaması, öz-üretimin tüketilmesi

halinde vergiyi doğuran olayın gerçekleşmeyeceği anlamına gelmemektedir.

Vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesi matrahın tespiti meselesinden bağımsızdır.

Vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği ve verginin mükellefi ile konusunun da

belli olduğu bir durumda sırf matrahın tespitinde kısmi belirsizlik

bulunmasından hareketle hiçbir şekilde vergi alınmayacağının söylenmesi,

öngörülebilirlik ve belirlilik ilkelerinin bağlamından kopartılması sonucunu

doğurur. Bu konuda ayrıca matrahın belirlenme yönteminin somut olayın koşulları

çerçevesinde öngörülebilir olup olmadığına da bakılmalıdır. Bu çerçevede

yapılacak incelemede matrahın belirsizliğinin verginin ödenip ödenmeyeceği

noktasında mı olduğu yoksa ödenmesi gereken verginin miktarına mı yönelik

olduğu hususu önem taşımaktadır. Başvurucunun somut olayda bir miktar vergi

ödeyeceğini öngörebildiği, ancak bunun miktarının idarenin tahakkuk işlemindeki

kadar olabileceğini öngöremediği hallerde başvurucudan hiç vergi alınmaması

sonucuna yol açacak biçimde ihlal kararı verilemez; verilmemelidir. Bu halde,

yapılması gereken şey tahakkuku tümden kaldırmak değil, belirsizliğe yol açan

kısmın belirsiz olduğu hükmüne varmaktır.

10. İlgili mevzuat göz önünde bulundurulduğunda başvurucunun

ürettiği elektrik veya gazı tüketmesi durumunda elektrik ve hava gazı tüketim

vergisi ödemesi gerektiği hususu öngörülebilir niteliktedir. Ancak ortada bir

satış ilişkisi bulunmadığından kanunda öngörülen oranın uygulanabileceği

matrahın ne şekilde belirleneceği hususunda bir açıklık bulunmamaktadır. Bu

durum başvurucunun ne kadar vergi ödeyeceği hususunda bir belirsizliğe yol

açmaktadır. Fakat bu belirsizliğin başvurucunun vergi ödemesi gerekip

gerekmediği noktasında olmadığı, başvurucunun ödemesi gerektiği verginin

miktarına yönelik olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu halde de yapılması gereken

şey, başvurucudan hiç vergi alınmayacağı hükmüne varmak değil, matrahın tespiti

hususunda başvurucunun en çok lehine olacak şekilde yorum yapmaktır.

11. Danıştay satış bedeli

kavramını yorumlamış ve öz-üretimin tüketilmesi durumu bağlamında bu kavramın maliyet bedelini ifade edeceği neticesine

varmıştır. Danıştayın bu yorumunun matrahın tespiti

hususunda başvurucunun lehine olduğu açıktır. Bu durumda elektrik ve hava gazı

tüketim vergisi ödeyeceğini öngörebilecek durumda olan başvurucu adına, maliyet

bedeli esas alınarak yapılan tahakkukun somut olay bağlamında öngörülebilir

olmadığı söylenemez.

12. Öte yandan; beyana dayanan vergiler kural olarak mükellef

tarafından, kanunun sorumluluk öngördüğü durumlarda ise sorumlular tarafından

beyan edilmektedir. Dolayısıyla kanunun bir sorumlu tarafından beyan edilmesini

öngörmediği her durumda genel kural uyarınca vergilerin mükellef tarafından

beyan edilmesi gerekmektedir. Verginin mükellef tarafından beyan edilmesi için

kanunda açık bir düzenlemenin bulunmasına ihtiyaç yoktur. Beyan yükümlülüğü

hususunda açık hüküm ihtiyacı, kanunun vergi sorumluluğu öngördüğü haller için

söz konusudur. Bu durumda herhangi bir sorumlunun bulunmadığı öz-üretimin

tüketilmesi hallerinde elektrik ve hava gazı tüketim vergisinin mükellef

tarafından, yani elektrik veya gazı tüketen kişi tarafından beyan edilmesi

gerektiği hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır.

13. Sonuç olarak başvurucu adına tahakkuk ettirilen elektrik ve

hava gazı tüketim vergisinin matrahının ve ödeme yönteminin somut olayın

koşulları çerçevesinde öngörülebilir olduğu görüşüyle çoğunluk kararına

katılmıyorum.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

M. Emin ŞAHİNER

Başvurucu : Ereğli Demir Çelik Fabrikaları T.A.Ş. Genel Müdürlüğü Vekili : Av. Bekir BAYKARA Üye Kadir ÖZKAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/4791, 14 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. E.2010/80, K.2011/178, 29/12/2011; E.2011/16, K.2012/129, 27/9/2012
  13. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  14. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  15. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  16. E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  17. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Karşı Oy
  19. M. Emin ŞAHİNER
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/4791
Tarih
14 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Abdurrahman Ölçer Başvurusu (B. No: 2015/968)
  • A.s.y. Başvurusu (B. No: 2015/4213)
  • Ali Altürk ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/10022)
  • Zübeyde Ayla Topçu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/15301)
  • Fevzi Bayram ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/15069)
  • Ayşe Uslu Başvurusu (B. No: 2015/1033)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.