İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Ertan Yılmaz Başvurusu (B. No: 2018/14445)

1. Başvuru, astsubay sınıf okulunda on sekiz yaşın altında geçen

Başvuru No2018/14445Tarih12 Aralık 2019Okuma30 dk · 6.091 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Ertan Yılmaz Başvurusu

Karar tarihi
12 Aralık 2019
Başvuru Numarası
2018/14445
R.G. Tarih ve Sayı
21/1/2020-31015
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.091 kelime·30 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, astsubay sınıf okulunda on sekiz yaşın altında geçen

öğrencilik süresinin fiilî hizmet kapsamında sayılarak emekli ikramiyesi ve

emekli aylığının buna göre hesaplanması istemiyle açılan davada önceki içtihat

ile çelişkili karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı ile mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/4/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

8. Birinci Bölüm tarafından 7/11/2019 tarihinde yapılan

toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması

gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

10. 2/11/1971 tarihinde doğan başvurucu 30/8/1988 tarihinde Türk

Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesindeki Muhabere Elektronik Bilgi Sistemler

Okuluna (sınıf okulu)askerî öğrenci olarak

katılmıştır. Başvurucu, sınıf okulunu başarı ile bitirerek 3/8/1989 tarihinde

astsubay çavuş rütbesiyle TSK'da görev yapmaya başlamış ve bireysel başvuru

dosyası kapsamında belirtilmeyen bir tarihte emekli olmuştur.

11. Başvurucu 4/1/2017 tarihli dilekçeyle Sosyal Güvenlik

Kurumuna (SGK) müracaat ederek astsubay sınıf okulunda geçen on iki aylık

öğrenim süresinin fiilî hizmet süresine eklenmesi ve buna göre hesaplanacak

ikramiye ve aylık farklarının ödenmesi talebinde bulunmuştur. SGK 4/7/2017

tarihli kararıyla istemi reddetmiştir.

12. Başvurucu 2/3/2017 tarihinde, SGK işleminin iptali ile

öğrenim süresinin fiilî hizmetten sayılması, ikramiye ve aylık farklarının hakediş tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle

birlikte ödenmesi istemleriyle Ankara 7. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi)

dava açmıştır.

13. İdare Mahkemesi 28/9/2017 tarihli kararıyla davayı kabul etmiştir.

Kararda, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı

Kanunu'nun mülga 12. maddesi ile mülga geçici 170. maddelerine göre astsubay

sınıf okulunu başarı ile bitirerek astsubaylığa nasbedilenlerin

astsubay sınıf okulunda geçen başarılı eğitim ve öğretim sürelerinin fiilî

hizmet süresinden sayılacağının belirtildiğine ve fiilî hizmet süresinde 18

yaştan sonraki sürelerin dikkate alınacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığına

dikkat çekilmiştir. İdare Mahkemesi, astsubay sınıf okulu öğrencileri adına

emekli keseneği yatırılmasının zorunlu olması karşısında bu okulu başarı ile

bitirerek astsubaylığa nasbedilenlerin okulda geçen

öğrenim sürelerinin fiilî hizmetten sayılması için 18 yaşını tamamlamaları

şartının aranmayacağı sonucuna varmıştır.

14. Davalı SGK karara itiraz etmiştir. Ankara Bölge İdare

Mahkemesi 11. Dava Dairesi, 13/3/2018 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını

ortadan kaldırarak davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Ankara Bölge

İdare Mahkemesi; uyuşmazlığın çözümü için astsubay statüsünün ve astsubay olma

şartlarının ilk olarak düzenlendiği 2/7/1951 tarihli ve 5802 sayılı Astsubay

Kanunu'ndan başlayarak ilgili hükümleri, tarihsel süreç içindeki değişiklikleri

ve gerekçelerini inceleyerek yorumlamıştır. Ankara Bölge İdare Mahkemesi; 5434

sayılı Kanun'un ek 21. maddesi ve astsubay sınıf okulu öğrencilerinin Emekli

Sandığı ile ilişkilendirilmelerini sağlayan 29/6/1978 tarihli ve 2168 sayılı

Kanun'un gerekçesi ve 5434 sayılı Kanun'un çıkarılmasından itibaren mevcut olan

ve Sandık iştirakçiliği için 18 yaşın bitirilmiş olması koşulunu arayan 12.

maddesindeki düzenlemeye paralel olarak 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk

Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nda, astsubay olabilmek için 18 yaşın

tamamlanmış olması şartına yer veren hükümleri birlikte değerlendirerek

geçmişte 18 yaşın altında geçirilen öğrenim sürelerinin değil kazai rüşt kararı alarak göreve başladıktan sonra 18 yaşın

altında geçen hizmet sürelerinin fiilî hizmet süresinden sayılacağı ve böylece

aynı tarihte göreve başlayanlar bakımından emeklilik hakları yönünden eşitlik

sağlanmasının amaçlandığı kanaatine varmıştır.

15. Anılan kararda; 5434 sayılı Kanun'un ek 21. maddesinde yer

alan, kazai rüşt kararı almak suretiyle Emekli

Sandığına tabi olan ve öğrenimleri ile ilgili göreve atananlar hakkında 5434

sayılı Kanun'un 12. maddesinde yazılı "18

yaşın bitirilmiş olması şartı aranmaz" yolundaki düzenlemenin

bu şekilde atananların göreve başlamalarından sonra 18 yaşın altında geçen

hizmet sürelerinin fiilî hizmet sürelerinden sayılmasına yönelik olduğu, 18

yaşın altında geçen öğrenim süresiyle ilgisinin bulunmadığı, astsubay sınıf

okulunu bitirerek astsubaylığa nasbedilenlerin -kazai rüşt kararı almış olsalar dahi- 18 yaşın

bitirilmesinden önce astsubay sınıf okulundaki öğrencilikleri sırasında Emekli

Sandığı iştirakçisi olarak kabul edilmelerinin ve 18 yaşın altında geçen

öğrenim sürelerinin fiilî hizmet sürelerinden sayılmasının mümkün olmadığı

belirtilmiştir.

16. Diğer taraftan Ankara Bölge İdare Mahkemesi; kazai rüşt kararı almak suretiyle göreve başlayan

astsubayların Emekli Sandığı iştirakçisi olabilmeleri için 5434 sayılı Kanun'un

12. maddesinde yazılı "18 yaşın

bitirilmiş olması" şartının aranmayacağına ilişkin ek 21.

maddesindeki düzenlemenin astsubay sınıf okullarında geçen öğrenim sürelerini

de kapsadığı şeklindeki bir yoruma dayanarak verilmiş farklı yönde mahkeme

kararları olmakla birlikte söz konusu yoruma katılmadığını ve bu içtihat

farklılığının hukuki belirlilik ilkesine aykırı olmadığını Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) kararlarına atıfla gerekçesinde belirtmiştir.

17. Nihai karar, başvurucuya 24/4/2018 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Başvurucu 30/4/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

18. Başvurudan sonra, astsubay sınıf okulunda geçen 18 yaş

altındaki öğrenim süresinin fiili hizmet süresinden sayılıp sayılamayacağına

ilişkin içtihat farklılığı Danıştay İçtihadı Birleştirme Kuruluna intikal

etmiştir. Kurul, içtihadı, astsubay sınıf

okulunda geçen 18 yaş altındaki öğrenim süresinin fiili hizmet süresinden

sayılamayacağı yönünde birleştirmiştir. Söz konusu 12/12/2018

tarihli ve E.2018/1, K.2018/4 sayılı karar 25/7/2019 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Hükümleri

19. 5802 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Astsubay olmak için:

I - A) En az ortaokul, sanat enstitüsü ve eşidi

okullarla eğitim süresi iki yıldan aşağı olmayan astsubay sınıf okullarından

mezun olmak;

B) 18 yaşını tamamlamış bulunmak;

şarttır.

..."

20. 926 sayılı Kanun'un 31/7/1970 tarihli ve 1323 sayılı

Kanun'la değişmeden önceki hâliyle 68. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Muvazzaf astsubay

olacaklarda aranacak şartlar ile astsubay okulu öğrencileri hakkında

uygulanacak esaslar aşağıda gösterilmiştir:

a) Muvazzaf astsubay olabilmek için en az

ortaokul veya eşidi bir okulu bitirdikten sonra

öğrenim süresi en az üç yıl olan astsubay okullarından birini bitirmek ve onsekiz yaşını tamamlamış olmak şarttır. "

21. 926 sayılı Kanun'un 1323 sayılı Kanun'la yapılan

değişiklikten sonraki hâliyle 68. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"a)

Muvazzaf astsubay olabilmek için en az ortaokul veya sanat okul mezunu olup da

3 yıl süreli astsubay hazırlama okullarından veya lise, ticaret lisesi, kolej,

sanat enstitüleri ve sağlık kolejlerinde Silâhlı

Kuvvetler veya kendi nam ve hesabına okuyarak mezun olduktan sonra astsubay

sınıf okullarındatabitutulacakları1yıllıkmeslekî öğrenim ve eğitimi başarı ile

bitirmek ve 18 yaşını tamamlamış olmak şarttır. Ancak, bu öğrenim ve eğitim

süresini bitirdikleri tarihte 18 yaşına tamamlamamış olanlar Türk Medenî Kanununun

12 nci maddesine göre kazaî rüşt kararı almak şartı ile muvazzaf astsubay

olabilirler."

22.5434 sayılı Kanun'un 12. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Bu

kanunla tanınan haklardan aşağıda (I) işaretli fıkrada yazılı yerlerde

çalışanlardan, Türk uyruğunda olmak ve 18 yaşını bitirmiş bulunmak şartıyla,

(II) işaretli fıkrada gösterilenler faydalanırlar.

…

II– Faydalanacaklar

...

Harp okulları, fakülte ve yüksek okullarda

Türk Silâhlı Kuvvetleri hesabına okuyan veya kendi

hesabına okumakta iken askerî öğrenci olanlar ile astsubay meslek yüksek

okulları ve astsubay nasbedilmek üzere temel askerlik

eğitimine tâbi tutulan adaylar; ”

23. 5434 sayılı Kanun'un 31. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Harp

okulları, fakülte ve yüksek okullar ile astsubay meslek yüksek okullarında

sınıfını geçemeyen Türk Silâhlı Kuvvetleri mensubu

askerî öğrencilerin, fazla öğrenim yılları fiilî hizmet müddetlerinden

indirilir. Fakülte, yüksekokul veya meslek yüksekokullarında kendi hesabına

okuduktan sonra muvazzaf subay veya astsubay nasbedilen

veya askerlik hizmetini takiben muvazzaf subay veya astsubaylığa

geçirilenlerin, normal süreyi aşan öğrenim süreleri fiilî hizmet müddetinden

sayılmaz.''

24. 5434 sayılı Kanun'un ek 21. maddesi şöyledir:

“Bir

meslek veya sanat okulunu bitirenlerden, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kazai rüşt kararı almak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti

Emekli Sandığına tabi ve öğrenimleri ile ilgili görevlere atananlar hakkında,

5434 sayılı Kanunun 12 nci

maddesinde yazılı 18 yaşın bitirilmiş olması şartı aranmaz.''

25. 5434 sayılı Kanun'un geçici 170. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Bu

Kanunun yürürlüğe girmesinden önce ortakokul ve dengi

okulu, astsubay hazırlama okulu, lise ve dengi okulu mezunu olup da sınıf okullarını

başarı ile bitirerek astsubay naspedilenlerin astsubay sınıf okullarında geçen

başarılı eğitim ve öğrenim süreleri fiili hizmet müddetinden sayılır. Bundan

doğacak borçlanma iştirakçiler tarafından astsubay naspedildikleri tarihteki

astsubay çavuş aylığı üzerinden Emekli Sandığına bir yıl içinde ödenir. Emekli

durumunda bulunan astsubayların sınıf okullarında geçen başarılı eğitim ve

öğrenim süreleri fiili hizmet sürelerine eklenerek kurumca gerekli işlemleri

yapılır. Emekli Sandığınca bu hizmet müddetleri için çıkarılacak borç

miktarları iştirakçiler tarafından bir yıl içinde eşit taksitlerle Emekli

Sandığına ödenir.''

2. Yargı Kararları

a. Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi Kararları

26. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Üçüncü Dairesinin

22/4/2010 tarihli ve E.2009/835, K.2010/588 sayılı kararının ilgili kısmı

şöyledir:

"Dava konusu uyuşmazlığın davacının 1/9/1985 - 30/8/1986 tarihleri arasında Astsubay Sınıf Okulunda

öğrenci olarak geçirdiği sürelerin hizmetten sayılıp sayılmayacağı noktasında

odaklandığı anlaşılmaktadır.

Davacı her ne kadar Ankara 8. Asliye Hukuk

Mahkemesinin 7/8/1985 tarihli söz konusu kararı ile yaşını da büyüttüğünü ileri

sürmüş ise de; söz konusu karar incelendiğinde

davacının yaşının düzeltilmesine ilişkin olarak kararda bir hüküm bulunmadığı,

sadece kaza-i rüştüne izin verildiği (ergin kılındığı) anlaşılmıştır.

Davacının mahkeme kararı ile ergin kılınması

ona fiil ehliyetini (medeni hakları kullanma ehliyeti) kazandırır. Yoksa onun

18 yaşını doldurduğu, mutlak olarak kanunlarda gösterilen 18 yaşının

doldurulması ile ilgili sınırlamalara tabi olmayacağı anlamına gelmemektedir.

Söz konusu 5434 sayılı Kanun'un Ek-21.

Maddesinde öngörülen '18 yaşının bitirilmiş olması' koşulunun aranmayacağına

ilişkin hüküm gördükleri öğrenim ve branşları ile ilgili bir kamu görevine

atanma halinde artık 18 yaş koşulu aranmadan hizmette geçirilen sürelerin

sayılmasına matuftur. Davacının astsubay sınıf okulunda öğrenci statüsünde

geçirdiği süre 5434 sayılı Kanun'un Ek-21. maddesi kapsamına girmemektedir.

Davacının astsubay sınıf okulunda geçirdiği sürenin fiili hizmetten

sayılabilmesi için astsubay sınıf okulunda öğrenci olduğu sürede 18 yaşını

doldurmuş olması gerekmektedir. Oysa davacı 18 yaşını astsubay sınıf okulunu

bitirdikten sonra 2/6/1987 tarihinde doldurmuştur.

Tüm bu açıklamalar birlikte

değerlendirildiğinde davacının 18 yaşını doldurmadan astsubay sınıf okulunda

öğrencilikte geçirdiği sürelerin 5434 sayılı Kanunun 12'inci maddesi gereğince

fiili hizmetten sayılmasının ve buna bağlı olarak alacaklarının ödenmemesinin

mümkün olmadığı, idarece tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılığın

bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.''

27. AYİM Üçüncü Dairesinin 1/10/2015 tarihli ve E.2015/1025,

K.2015/1242 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dava konusu uyuşmazlığın davacının 1/9/1996 - 1/6/1997 tarihleri arasında Astsubay Sınıf Okulunda

öğrenci olarak geçirdiği sürelerin hizmetten sayılıp sayılmayacağı noktasında

odaklandığı anlaşılmaktadır.

Söz konusu 5434 sayılı Kanun'un Ek-21.

maddesinde öngörülen '18 yaşının bitirilmiş olması' koşulunun aranmayacağına

ilişkin hüküm, gördükleri öğrenim ve branşları ile ilgili bir kamu görevine

atanma halinde artık 18 yaş koşulu aranmadan hizmette geçirilen sürelerin

sayılmasına matuftur. Davacının astsubay sınıf okulunda öğrenci statüsünde

geçirdiği süre 5434 sayılı Kanun'un Ek-21. maddesi kapsamına girmemektedir.

Davacının astsubay sınıf okulunda geçirdiği sürenin fiili hizmetten

sayılabilmesi için astsubay sınıf okulunda öğrenci olduğu sürede 18 yaşını

doldurmuş olması gerekmektedir. Oysa davacının 1/6/1979 doğumlu olduğu dikkate

alındığında davacının astsubay sınıf okulunda bulunduğu 1/9/1996- 1/9/1997

tarihleri arasında henüz 18 yaşını doldurmadığı anlaşılmaktadır.

Tüm bu açıklamalar birlikte

değerlendirildiğinde davacının 18 yaşını doldurmadan astsubay sınıf okulunda

öğrencilikte geçirdiği sürelerin 5434 sayılı Kanunun 12'inci maddesi gereğince

fiili hizmetten sayılmasının mümkün olmadığı, davalı kurum tarafından tesis

edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine

varılmıştır.''

b. Danıştay Kararları

i. Danıştay Onbirinci

Daire Kararı

28. Danıştay Onbirinci Dairesinin

28/3/2017 tarihli ve E.2015/6583, K.2017/3022 sayılı kararının ilgili kısmı

şöyledir:

"Dava, davacı tarafından, astsubay sınıf

okulunda 18 yaşın altında geçen süresinin fiili hizmet süresine eklenmesi

talebiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi

istemiyle açılmıştır.

...

Dosyanın incelenmesinden, 01.09.1989 tarihinde

astsubay sınıf okuluna başlayan, 18.10.1989 tarihinde 18 yaşını tamamlayan,

30.08.1990 tarihinde astsubaylığa nasbedilen

davacının 18 yaşından önce astsubay sınıf okulunda geçen sürelerinin fiili

hizmet süresine eklenmesi talebiyle yaptığı başvurusunun reddi üzerine

incelenen davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Yukarıya metni aktarılan yasal düzenlemelerde,

astsubay sınıf okulu öğrencilerinin iştirakçi olarak 5434 sayılı Kanun uyarınca

Emekli Sandığı ile ilgilendirileceği, astsubay sınıf okulunu başarı ile

bitirerek astsubaylığa nasbedilenlerin astsubay sınıf

okulunda geçen başarılı eğitim ve öğretim sürelerinin fiili hizmet süresinden

sayılacağı belirtilmiş olup, bu sürelerin fiili hizmet süresinden sayılması

konusunda 18 yaşından sonraki sürelerin dikkate alınacağına veya bu sürelerin

fiili hizmet süresinden sayılabilmesi için kazai rüşt

kararı alınması gerektiğine ilişkin bir hükme de yer verilmemiştir.

Buna göre, astsubay sınıf okulu öğrencileri

adına emekli keseneği yatırılmasını zorunlu kılan Kanun hükmü de

değerlendirildiğinde, astsubay sınıf okulunu bitirerek doğrudan astsubaylığa nasbedilenlerin, bu okulda geçen sürelerinin fiili hizmet

süresinden sayılması için 18 yaşını bitirmiş olmaları şartının aranmaması

gerekmektedir.

Dolayısıyla, astsubay sınıf okulunu

bitirdikten sonra, astsubaylığa nasbedilen ve okulda

iken 18 yaşını dolduran davacının, 18 yaşından önce astsubay sınıf okulunda

geçen sürelerinin fiili hizmet süresinden sayılması gerekirken, aksi yönde

tesis edilen işlemde ve davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında

hukuka uyarlık görülmemiştir.."

ii. Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararı

29. Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 25/7/2019 tarihli

Resmî Gazete'de yayımlanan 12/12/2018 tarihli ve

E.2018/1, K.2018/4 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Astsubay sınıf okulunu bitirdikten sonra

astsubaylığa nasbedilenlerin, astsubay sınıf okulunda

18 yaşın altında geçen öğrenim sürelerinin fiili hizmet sürelerinden sayılıp

sayılmayacağı konusunda Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesince

verilen kararlar ile İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesince ve

Samsun Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesince verilen kararlar

arasındaki aykırılığın giderilmesinin ... 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri,

İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında

Kanun'un 3/C maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi hükmü uyarınca istenilmesi,

Ankara Bölge İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulunun 02.04.2018 tarih ve E:2018/23,

K:2018/23 sayılı kararıyla da istem uygun görülerek kararlar arasındaki

aykırılığın Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesi kararı

doğrultusunda giderilmesi görüşüyle dosyanın 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun

39. ve 40. maddeleri gereğince karar verilmek üzere Danıştaya

gönderilmesi ve Danıştay Başkanının havalesi üzerine Danıştay Başsavcısının

düşüncesi alındıktan sonra Raportör Üyenin Raporu, konu ile ilgili kararlar ve

yasal düzenlemeler incelenerek gereği görüşüldü.

...

Yukarıda belirtilen İdari Dava Dairelerinin

söz konusu kararları ile, hukuki durumları aynı olan uyuşmazlıklarda birbirine

aykırı kararlar verildiğinden, ilgili kanun hükümlerinin farklı yorumlanmasını

önlemek, uygulamada yeknesaklığı ve kanun önünde eşitliği sağlamak üzere,

kararlar arasındaki aykırılığın 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 39. maddesi

uyarınca içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesine oybirliğiyle karar

verilerek esasın incelenmesine geçildi.

İçtihadın birleştirilmesine konu olan

kararlarda uyuşmazlığı, astsubayların, astsubay sınıf okullarında 18 yaşın

altında geçen öğrenim sürelerinin fiili hizmet sürelerinden sayılıp

sayılmayacağı hususu oluşturmaktadır.

...

Personel kanunlarında yapılan bu değişiklikler

uyarınca 18 yaşından önce Devlet memuru veya muvazzaf astsubay olarak

atananların emeklilik haklarının sağlanmasına yönelik olarak 11.07.1971 tarih

ve 13892 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1425

sayılı Kanun'un 2.maddesi ile 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı

Kanunu'na Ek 21. maddesi eklenmiş ve böylece 5434 sayılı Kanun'un 12.

maddesinde öngörülen ve Sandıktan faydalanmak için aranan '18 yaşın bitirilmiş

olması' genel şartının istisnası olarak; Devlet memuru veya muvazzaf astsubay

olarak atanmak için 657 sayılı Kanun veya 926 sayılı Kanun gereğince kazai rüşt kararı almak zorunda olan 18 yaşından küçük olan

kişilerin, sadece atandıkları Devlet memuru veya muvazzaf astsubay olarak 18

yaşın altında geçen hizmet sürelerinin, emeklilik hizmet sürelerinde

değerlendirilmesi imkanı sağlanmıştır.

Astsubay sınıf okulu öğrencilerinin Sandıkla

iştirakçiliğine gelince;

07.06.1949 tarih ve 7235 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli

Sandığı Kanunu'nun 'Sandıktanfaydalanacaklar'

başlıklı12. maddesinin birinci fıkrasında, 'Bu Kanunla tanınan haklardan

aşağıda (I) işaretli fıkrada yazılı yerlerde çalışanlardan, Türk uyruğunda

olmak ve 18 yaşını bitirmiş bulunmak şartıyla, (II) işaretli fıkrada

gösterilenler faydalanır' hükmü yer almış, maddenin 'II Faydalanacaklar'

fıkrasının (j) bendinde de 'Milli Savunma Bakanlığı harp okulu öğrencileri'

hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu birinci fıkrada bir değişiklik

yapılmamışken (II) işaretli fıkranın (j) bendinde zaman içerisinde

değişiklikler yapılmış ve 11.07.1978 tarih ve 16343 sayılı Resmi

Gazete'de yayımlanan 2168 sayılı Kanun'la da astsubay

sınıf okulu öğrencileri ilk defa iştirakçilik kapsamına alınmıştır. Böylece, 18

yaşını doldurduktan sonra geçen öğrenim süreleri emeklilikte değerlendirilen

harp okullarında veya fakülte ve yüksekokullarda okuyan askeri öğrenciler ile

nasptarihleriaynıolanancakfakülteveyayüksekokullardakendihesabına okuduktan

sonra muvazzaf subay olarak nasbedilenlerin emeklilik

haklarının eşitlenmesi amacıyla, fakülte ve yüksekokullarda kendi hesabına

okuduktan sonra muvazzaf subay olarak nasbedilenler

ile astsubay sınıf okulunu bitirerek nasbedilenlerin,

18 yaşını doldurdukları tarihten sonra geçen başarılı öğrenim sürelerinin de

emeklilikte değerlendirilmesine imkan tanınmıştır.

Ayrıca, astsubay sınıf okulu öğrencilerinin 18

yaşın doldurulmasından sonra geçen öğrenim süreleri bakımından

iştirakçiliklerini sağlayan 2168 sayılı Kanun'la 5434 sayılı Kanun'ageçici 170. maddesinin 2. fıkrası da eklenerek,

11.07.1978 tarihinden önce astsubay sınıf okulunu bitirerek astsubay nasbedilenlerin, 18 yaşın üzerinde geçen başarılı öğrenim

sürelerinin geriye yönelik olarak borçlanmaları suretiyle emekliliklerinde

değerlendirilmesine de imkan sağlanmıştır.

Yapılan bu açıklamalar uyarınca, 926 ve 5434

sayılı Kanunların sistematiği dikkate alındığında 5434 sayılı Kanun'un 12.

maddesinde düzenlenen 18 yaşını bitirmiş bulunmakuralının,

Kanun'un bütününe yönelik, ortak ve genel bir kural olduğu sonucuna

ulaşılmaktadır.

Öte yandan, 5434 sayılı Kanun'un 2168 sayılı

Kanun'la değişik 15. maddesinde 18 yaşın altında astsubay sınıf okulunda geçen

süreler için kesenek ve karşılık tahsilatına yönelik ayrıca bir düzenlemeye yer

verilmemesi sebebiyle söz konusu madde kapsamında da genel ilke olan 18 yaşını

tamamlamış olma koşulunun aranması gerektiği anlaşılmaktadır.

Buna göre, 5434 sayılı Kanun'un 12. maddesinin

birinci fıkrası hükmü karşısında, astsubayların, astsubay sınıf okullarında 18

yaşın altında geçen öğrenim sürelerinin fiili hizmet sürelerinden sayılmasına

olanak bulunmamaktadır."

B. Uluslararası Hukuk

1. Adil Yargılanma Hakkı

Yönünden

30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar

ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar

verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından

kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına

sahiptir...”

31. AİHM, adil yargılanma hakkının hukukun üstünlüğünün

Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunu belirten Sözleşme’nin önsözüyle

birlikte yorumlanması gerektiğini belirtmektedir. Hukukun üstünlüğünün temel

unsurlarından biri, hukuki durumlarda belirli bir istikrarı garanti altına alan

ve kamuoyunun mahkemelere olan güvenine katkıda bulunan hukuki güvenlik

ilkesidir. Toplumun yargısal sisteme olan güveni hukuk devletinin esaslı

unsurlarından biri olmasına rağmen birbirinden farklı yargı kararlarının

devamlılık arz etmesi, bu güveni azaltacak nitelikte bir hukuki belirsizlik

durumu yaratabilecektir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B.

No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).

32. Diğer yandan hukuki güvenlik ilkesinin gerekleri ve

bireylerin meşru beklentilerinin korunması, içtihadın değişmezliği şeklinde bir

hak bahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, §

74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58).

Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve evrilen bir

yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardaki

değişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B.

No: 36815/03, 14/1/2010, § 38).

33. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol, tam da yargı

kararları arasında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir.

Bununla birlikte yeni kabul edilmiş bir kanunun yorumlanmasında olduğu gibi

bazı hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç

duyacağı açıktır (Zielinski ve Pradal ve Gonzalez ve digerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94, ...34173/96, 28/10/1999,

§ 59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti

(k.k.), B. No: 42162/02, 2/12/2008).

34. AİHM, açık bir keyfîlik bulunan

durumlar hariç ulusal mahkemelerin iç hukuku yorumlama şeklini sorgulamanın

kendi görevi olmadığına dikkat çekmektedir. Benzer şekilde bu konuda -görünüşe

göre benzer davalarda verilmiş olsalar bile- ulusal mahkemelerin farklı

kararlarını karşılaştırmak da prensipte AİHM'in

görevi değildir. AİHM, söz konusu mahkemelerin bağımsızlığına saygı göstermek

durumundadır (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 50).

35. AİHM, mahkeme kararlarının çatışma ihtimalinin her biri

kendi yargı alanında yetkili olan yargılama ve temyiz mahkemeleri ağına dayalı

yargı sistemlerinin doğal bir özelliği olduğunu kabul etmiştir. Bu tip

uyuşmazlıklar aynı mahkeme içinde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durum, kendi

içinde Sözleşme'ye aykırı olarak değerlendirilemez (Santos Pinto /Portekiz, B.

No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03, 24/3/2009, § 29;

Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92;

Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51).

36. AİHM, bu konuda hüküm verirken değerlendirmesinin dayandığı

kriterleri açıklamıştır. Söz konusu kriterler yüksek mahkemenin içtihadında derin ve süregelen farklılıklar olup

olmadığı, iç hukukta bu tutarsızlıkların üstesinden gelmek için bir mekanizma

bulunup bulunmadığı, bu mekanizmanın uygulanıp uygulanmadığı ve uygulandıysa ne

ile sonuçlandığının tespitine dayanmaktadır (Beian/Romanya, B. No: 30658/05, 6/12/2007, §§ 37, 39; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 53).

37. AİHM, bu bağlamda mahkemelerin uygulamalarında tutarlılığın

ve içtihatlarında yeknesaklığın sağlanması için mekanizmalar oluşturulmasının

önemini birçok defa hatırlatmış; yargı sistemlerini birbirine zıt kararlar

verilmesini önleyecek şekilde yapılandırmanın devletlerin sorumluluğunda

olduğunu ifade etmiştir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §§ 55,

80).

2. Mülkiyet Hakkı

Yönünden

38. Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün

1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

39. AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti elde etme hakkını koruma altına almadığını

kabul etmektedir (Slivenko ve diğerleri/Letonya [BD] (k.k.), B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B.

No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).

40. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının, ancak

müdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesinin anlamı kapsamında bir mülk

ile ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre

alacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet

hakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir meşru beklenti de mülkiyet hakkı kapsamında

değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], B. No: 44912/98,

28/9/2004, § 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98,

12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar

için bkz. Pine Valley Developments

Ltd. ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87, 29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,

24/6/2003, § 32; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No:

17849/91, 20/11/1995, § 31).

41. Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hak

kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında

savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli

değildir (Kopecký/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek

Cumhuriyeti [BD] (k.k.),B.

No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve

uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucu

tarafından ileri sürülen iddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarak

reddedildiği durumlarda meşru bir

beklentinin bulunduğu sonucuna varılamaz (Kopecký/Slovakya, §§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97, 4/3/2003, §§ 29-33).

42. AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilir

olsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması, hukuki bir düzenlemeye

ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararına dayanması gereken

meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfi/Türkiye

(k.k.), B. No: 22522/03, 9/12/2008).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

43. Mahkemenin 12/12/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

44. Başvurucu; sınıf okulunda bulunan öğrencilerin 18 yaşın

altında geçirdiği süre nedeniyle SGK iştirakçisi olmayacaklarına dair bir hüküm

bulunmadığını, derece mahkemelerinin askerlik mesleğinin zorluğu nedeniyle bu

meslek mensuplarına diğer memurlardan farklı olarak getirilen lehe

düzenlemeleri gözardı ettiğini, verilen karar ile

aynı statüde bulunan kişiler arasında yaşa bağlı olarak ayrımcılık yapıldığını

ileri sürmüştür. Başvurucu, Danıştayın ve bölge idare

mahkemelerinin aynı konuda açılan davalarla ilgili olarak lehe olan çok sayıda

kararı bulunmasına rağmen Ankara Bölge İdare Mahkemesinin gerekçe

belirtmeksizin içtihat değişikliğine giderek davayı reddetmesi nedeniyle hukuk

devleti ilkesi, eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

45. Bakanlık görüşünde, ilgili mevzuat hükümleri hatırlatılarak

Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararı ile içtihadın 18 yaşın altında

geçen öğrenim süresinin fiilî hizmet süresinden sayılamayacağı yönünde

birleştirildiği belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

46. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

''Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

47. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özünün adil yargılanma

hakkının güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin

olduğu ve bu kapsamda bir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

49. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci

fıkrasına "adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu

uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama hakkı

metne dâhil" edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde

herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal

güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar

Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54).

50. Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıkların çözümlenmesinde hukuk

devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir. Anayasa'nın 2. maddesinde

Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesi, Anayasa'nın

tüm maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönünde

bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.

51. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk

güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010;

E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı

amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de

idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,

net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî

uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM,

E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).

52. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden

fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin

benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan

birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk

kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa

Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden

fazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip

etkilemediğini tespit etmektir(Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916,

12/1/2017, § 81).

53. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve

mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini

yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlaması

beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin

edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşması, bir kararın belirli

bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele alındığı

takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları ortaya

çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters

düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin

yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir

(Türkan Bal [GK], B. No:

2013/6932, 6/1/2015, § 64).

54. Anayasa Mahkemesi; bu noktada derece mahkemelerinin hukuk kurallarını

yorumlamasından kaynaklanan içtihat farkının süregelen bir hâl aldığı, başka

bir anlatımla kısa sayılamayacak bir zaman dilimi içinde uygulamada birliğin

sağlanamadığı durumlarda uygulamadaki tutarsızlıkları ortadan kaldıracak

nitelikteki tedbirlerin önemine işaret etmektedir (Yasemin Bodur, B. No: 2017/29896, 25/12/2018, § 43).

55. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan güveni

sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhil mahkemeler

arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan kaldırabilecek

nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir şekilde

işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, adil

yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir. (Engin Selek, B. No: 2015/19816, 8/11/2017,

§ 58).

56. Anayasa Mahkemesi daha önce içtihat farklılıkları yönünden

yüksek mahkemelerin görevine dikkat çekmiş ve yüksek mahkemelerin oynaması

gereken rolün tam da yargı kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir

çözüm getirmek olduğunu açıklamıştır. Bununla birlikte yeni kabul edilmiş bir

kanunun yorumlanmasında olduğu gibi bazı hâllerde içtihadın müstekar

hâle gelmesinin belirli bir zamanı gerektirdiği ifade edilmiştir (Türkan Bal, § 56).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

57. Somut başvurunun konusu, Ankara Bölge İdare Mahkemesi

kararının diğer bazı bölge idare mahkemeleri ile Danıştay Onbirinci

Dairesinin içtihadıyla çeliştiği iddiasıdır. Bu bağlamda aynı yargı kollarına

dâhil mahkemelerin aynı tip uyuşmazlıkların çözümünde uyguladıkları aynı kanun

hükmünü farklı şekilde yorumlamasından kaynaklanan bir tutarsızlıktan söz

edilmektedir.

58. Başvurucunun yukarıda yer verilen iddialarının (bkz. § 44) mahiyeti

itibarıyla Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası anlamında bir kanun

yolu şikâyetinin ilerisine geçtiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla somut başvuruda

öncelikle derin ve süregelen bir içtihat farklılığının varlığı, içtihat

farklılığı nedeniyle meydana gelen tutarsızlıkların üstesinden gelinmesi için

bir mekanizmanın bulunup bulunmadığı, böyle bir mekanizma var ise bu

mekanizmanın işletilip işletilmediği, işletildiyse ne ile sonuçlandığı

incelenmelidir.

59. Başvurucu, sınıf okulunda 18 yaşın altında geçen sürenin

fiilî hizmet süresinden sayılması ve emekli ikramiyesi ile emekli aylığında

buna göre yeni bir değerlendirmeye gidilerek ödeme yapılması istemiyle yaptığı

idari başvurunun reddi üzerine açtığı davada, Danıştay Onbirinci

Dairesinin ve bazı bölge idare mahkemelerinin benimsediği yaklaşımdan farklı

olarak Ankara Bölge İdare Mahkemesinin kendi (başvurucu) aleyhine sonuç

doğuracak şekilde bir yaklaşım benimsemesinden şikâyet etmektedir.

60. Öncelikle belirtmek gerekir ki içtihat farklılığından söz

edilebilmesi için gerekli olan uyuşmazlıkların

özü itibarıyla aynı mahiyette olması ön koşulunun somut başvuru

yönünden gerçekleştiği görülmektedir (benzer bir değerlendirme için bkz. Engin Selek, § 63). Zira içtihat

farklılığına konu uyuşmazlıklarda ortak temel olgu, astsubay sınıf okulunda

geçen 18 yaşın altındaki öğrencilik süresinin fiilî hizmet süresinden sayılıp

sayılmamasıdır. Çelişki, 5434 sayılı Kanun'un 12. maddesinde öngörülen ve

Sandıktan faydalanmak için aranan 18 yaşın

bitirilmiş olması genel şartının yorumunda ortaya çıkmaktadır.

61. Ankara Bölge İdare Mahkemesi, 18 yaş tamamlanmadan sınıf

okulunda geçen süreleri fiilî hizmetten sayan diğer içtihatlardan ayrıldığını

açıklamıştır. Mahkemeye göre 5434 sayılı Kanun'un 12. maddesindeki "18

yaşının bitirilmiş olması şartı aranmaz" yönündeki düzenleme 18 yaşın içinde iken

memuriyete atananlara ilişkin olup hüküm henüz atanmamış öğrenci statüsündeki

kişileri kapsamamaktadır.

62. Yukarıda değinildiği üzere bir hukuk sisteminde bölgesel

veya görevsel yetki farklılıkları sebebiyle yargı içtihatlarında farklılıkların

oluşabilmesi doğaldır. Esas itibarıyla hukuk kurallarını yorumlama ve uygulama

yetkisine sahip olan derece mahkemelerinin içtihat değişikliğine gitmiş olması

tek başına adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilemez. Ancak bu

yargısal içtihat farklılıklarının hukuk güvenliği ve hukuki belirlilik

ilkelerini zedelememesi için en önemli görev yüksek mahkemelere düşmektedir.

Yüksek mahkemeler, yargı sistemine olan güveni sağlamak amacıyla aynı yargı koluna

dâhil mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan

kaldırabilecek nitelikteki mekanizmaları çalıştırarak söz konusu içtihat

farklılıklarını ortadan kaldırmalıdır. Bu bağlamda yargılamanın hakkaniyeti

bağlamında hukuk devleti ile hukuk güvenliği ilkelerine uyulduğundan söz

edilebilmesi için öncelikli olan, ilgili yargısal süreçte oluşabilecek içtihat

farklılığının giderilmesidir.

63. Bu bağlamda astsubay sınıf okulunu bitirdikten sonra

astsubaylığa nasbedilenlerin astsubay sınıf okulunda

18 yaşın altında geçen öğrenim sürelerinin fiilî hizmet sürelerinden sayılıp

sayılmayacağı konusunda yaşanan içtihat farklılığını gidermek için içtihadı

birleştirme yolunun işletildiği görülmektedir. Danıştay İçtihadı Birleştirme

Kurulunun 12/12/2018 tarihli kararında; hukuki durumları aynı olan

uyuşmazlıklarda birbirine aykırı kararların verildiği tespit edilmiş ve ilgili

kanun hükümlerinin farklı yorumlanmasının önlenmesi, uygulamada yeknesaklığı ve

kanun önünde eşitliğin sağlanması amacıyla kararlar arasındaki aykırılığın

içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesine karar verildiği

vurgulanmıştır.

64. Anılan Kurul; ilgili kanunların sistematiğini ve kanun

hükümlerinde yapılan değişikliklere ilişkin tarihsel süreci bir bütün olarak

inceleyerek değerlendirmiş ve 5434 sayılı Kanun'un 12. maddesinde düzenlenen 18

yaşı bitirmiş bulunma kuralının Kanun'un bütününe yönelik, ortak ve genel bir kural

olduğu kanaatine ulaşmıştır. Kurul, böylece astsubayların sınıf okullarında 18

yaşın altında geçen öğrenim sürelerinin fiilî hizmet sürelerinden sayılmasına

olanak bulunmadığı sonucuna varmıştır.

65. Bu itibarla başvurucunun dava açtığı tarihte idari yargı

kolunda yer alan derece mahkemeleri arasında aynı Kanun'un yorumuna ilişkin

farklılıklar mevcut ise de bu farklılıkların Danıştay tarafından içtihadı

birleştirme yoluyla giderildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca mahkemelerin değişen

ekonomik koşullar, toplumsal ihtiyaçlar ve günün gereklerine uygun hareket

edebilme yönünden mevcut olan yorumlarını terk ederek yeni bir yaklaşım

benimsemesi mümkün olup bu husus kişiler için öngörülemez nitelikte değildir.

Dolayısıyla başvurucunun gerek idareden talepte bulunduğu gerekse de bu talebin

reddi üzerine işlemin iptali isteğiyle dava açtığı tarihte iddiasına dayanak

yaptığı kanun hükümlerine ilişkin olarak birbiriyle çelişen birden fazla yorum

mevcut ise de uyuşmazlığı kesin olarak çözüme bağlayan Ankara Bölge İdare

Mahkemesinin bu yorumlardan birine üstünlük tanıyarak uyuşmazlığı karara

bağladığı, bu durumu gerekçesinde ayrıntılı şekilde açıkladığı ve sonrasında da

Mahkeme tarafından üstün tutulan bu yorumun Danıştay İçtihadı Birleştirme

Kurulu kararında da benimsenmiş olduğu nazara alındığında varılan sonucun

yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği sonucuna varılmaktadır.

66. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

67. Başvurucu, sınıf okulunda askerî öğrenci olarak 18 yaşın

altında geçirdiği sürenin fiilî hizmet süresi olarak kabul edilmesi istemine

ilişkin davanın reddi sonucunda emekli ikramiyesi tutarı ile emekli aylığının

eksik hesaplandığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

68.Bakanlık, mülkiyet hakkı yönünden görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

69. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:

2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35.

maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaatinin bulunup

bulunmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §

26; İhsan Vurucuoğlu,

B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

70. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu

bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve

gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve

fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet

hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve

diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

71. Mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen

mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu

alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı

içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge,

B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa

Ateşoğlu ve diğerleri, § 51).

72. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcut

mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma beklentisi -kişinin bu konudaki

menfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı

içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut

bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil

mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli

durumlarda bir ekonomik değer

veya icrası mümkün bir alacağı

elde etmeye yönelik meşru bir beklenti

Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636,

15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk

[GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa

Ateşoğlu ve diğerleri, §§ 52-54).

73. Meşru beklenti, objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp

belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu

gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili hukuki bir

işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660,

20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk,

§ 42). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru

beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia

edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri

ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen

Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37).

Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri

sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir

(Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi,

§ 37).

74. Diğer taraftan derece mahkemeleri önünde hukukun ne şekilde

yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların derece mahkemelerince kesin

olarak reddedildiği durumlarda açık bir keyfîlik

olmadığı veya bariz bir takdir hatası içermediği sürece “meşru bir beklentinin” bulunduğu sonucuna

varılamaz (Yusuf Dilekçi, B. No:

2014/12026, 21/9/2017, § 48).

75. Somut olayda başvurucu; astsubay sınıf okulunda geçen 18

yaşın altındaki öğrencilik süresinin fiilî hizmetten sayılması ve ödenen emekli

ikramiyesi ile emekli aylığının buna göre yeniden belirlenmesi isteminde

bulunmuştur. Başvurucu, bu isteğini temel olarak 5434 sayılı Kanun'un mülga

hükümleri ile Danıştay içtihatlarına dayandırmıştır. Bu durumda 5434 sayılı

Kanun'un ilgili hükümlerinin kapsamının belirlenmesi gereklidir.

76. 5434 sayılı Kanun'un sözü edilen hükümleri (bkz. §§ 22-25)

sınıf okulunda 18 yaşın altında geçen sürelerin fiilî hizmetten sayılacağına

ilişkin açık bir hüküm içermemektedir. Ancak bu hükümlerin yorumuna ilişkin

çeşitli yargı kararları mevcuttur. Bu kapsamda Ankara Bölge İdare Mahkemesi ile

AYİM, ilgili mevzuatı yorumlarken 18 yaşın altında geçirilen sürenin fiilî

hizmetten sayılmasının mümkün olmadığı sonucuna varmıştır. Buna karşılık

Danıştay Onbirinci Dairesi ile bazı bölge idare

mahkemeleri farklı bir yorumla bu sürenin fiilî hizmetten sayılacağı ve

emeklilik ikramiyesi ile emeklilik aylığının ödenmesinde de gözönünde

tutulacağı yönünde kararlar vermiştir. Bireysel başvuruya konu uyuşmazlığın

doğduğu tarihte bu tür uyuşmazlıkların çözümünde görevli olan bölge idare

mahkemeleri dava daireleri de lehe ve aleyhe olmak üzere farklı kararlar

vermiştir. Derece mahkemelerinin farklı yorumlarından kaynaklanan bu

belirsizliği gidermek amacıyla Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu

12/12/2018 tarihinde toplanarak içtihadı birleştirme yoluna gitmiştir.

77. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu; 926 sayılı Kanun

ile 5434 sayılı Kanun'un sistematiğini ve ilgili hükümlerini dikkate alarak 18

yaşını bitirmiş olma kuralının 5434 sayılı Kanun'un bütününe yönelik, ortak ve

genel bir kural olduğuna, dolayısıyla astsubayların sınıf okullarında geçen 18

yaşın altındaki öğrenim sürelerinin fiilî hizmet sürelerinden sayılmasına imkân

bulunmadığına karar vermiştir.

78. Bu durumda başvurucunun sınıf okulunda geçen sürenin fiilî

hizmetten sayılarak emekli ikramiyesi ve emekli aylığında artış sağlamaya

yönelik beklentisinin, meşru bir beklenti olduğunu gösteren bir kanun hükmü

veya yerleşik yargı içtihadı gibi somut bir temele dayanmadığı görülmektedir.

Buna göre somut başvuru açısından fiilî hizmet süresine bağlı olarak

başvurucunun emekli ikramiyesinin ve emekli aylığının yeniden belirlenmesi

yönünden Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı

kapsamında bir mülkünün veya somut ve yeterli bir hukuki temele dayalı olarak

mülkiyeti elde etmeye yönelik meşru bir beklentisinin bulunduğunu

kanıtlayamadığı anlaşılmaktadır.

79. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/12/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Başkanvekili

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Engin

YILDIRIM

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Selahaddin

MENTEŞ

Raportör

:

Heysem KOCAÇİNAR

Başvurucu

:

Ertan YILMAZ

Vekili

:

Av. Ayhan

BOLAT

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2018/14445, 12 Aralık 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. I - A) En az ortaokul, sanat enstitüsü ve eşidi
  9. II– Faydalanacaklar
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Hakkaniyete Uygun
  13. B. Mülkiyet Hakkının
  14. B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa
  15. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  16. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Gökcan
  18. Kömürcü
  19. Özgüldür
  20. Yıldırım
  21. Akıncı
  22. Topal
  23. M. Emin KUZ
  24. Hakyemez
  25. Seferinoğlu
  26. Menteş
  27. Bolat
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2018/14445
Tarih
12 Aralık 2019

İlgili Kararlar

  • Feti Yılmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/37121)
  • Yaşar İnce Başvurusu (B. No: 2016/1750)
  • T.k. Başvurusu (B. No: 2017/27041)
  • Naci Altunbulduk Başvurusu (B. No: 2017/38608)
  • Sema Temiz ve Özer Temiz Başvurusu (B. No: 2016/11069)
  • Rahmer Temizlik Otelcilik Turizm Seyahat İnşaat Taahhüt Kuyumculuk Emlakçılık İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2017/21973)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.