İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Feti Yılmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/37121)

1. Başvuru, tapu tahsis belgesi iptal edilen yapının yıkılması

Başvuru No2017/37121Tarih11 Aralık 2019Okuma32 dk · 6.329 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Feti Yılmaz Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
11 Aralık 2019
Başvuru Numarası
2017/37121
R.G. Tarih ve Sayı
22/1/2020-31016
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.329 kelime·32 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tapu tahsis belgesi iptal edilen yapının yıkılması

sonucunda uğranılan zararın giderilmesi istemiyle açılan davanın reddedilmesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/11/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirilmesine gerek görülmediğini

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucuların murisi Ş.Y., Ankara’nın Mamak ilçesine bağlı Tuzluçayır Mahallesi 3329 ada 5 ve 8 parsel sayılı kamu

arazisi niteliğinde bulunan taşınmazlar üzerinde -başvuru formu ve eklerinde

belirtilmeyen bir tarihte- tek katlı bir gecekondu inşa ettirmiştir.

9. Başvurucuların murisi, bu taşınmazda bulunan gecekondusu için

14/6/1983 tarihinde, 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu

Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun

kapsamında imar affı başvurusu yapmıştır.

10. Mamak Belediye Başkanlığı (İdare) tarafından ½/1985

tarihinde bu taşınmaz için 2981 sayılı Kanun’a göre tapu tahsis belgesi düzenlenerek başvurucuların murisine

verilmiştir.

11. Başvurucuların murisi, gecekondu için arsa bedeli olarak

toplam 60.000 TL (eski TL ile) borçlandırılmış ve İdare bu bedelin tamamının

muris tarafından ödendiğini belirtmiştir.

12. Başvurucuların murisi Ş.Y. 15/6/1989 tarihinde vefat

etmiştir.

13. Başvurucuların murisi adına düzenlenen tapu tahsis belgesi idarenin 26/7/2012

tarihli kararıyla iptal edilmiştir. İdare iptal gerekçesinde, başvurucuların

murisi Ş.Y.nin Mamak ilçesi Tepecik Mahallesi’nde

23/12/1966 iktisap tarihli başka bir taşınmazının olması nedeniyle 2981 sayılı

Kanun uyarınca tapu tahsis

belgesi verilmesi hususunda hak sahipliği bulunmadığına vurgu yapmıştır.

14. Başvurucular tapu tahsis belgesinin iptal edilmesine ilişkin

İdare işlemi aleyhinde yargı yoluna başvurmadıklarını belirtmişlerdir.

15. İdare 16/6/2014 tarihli yazıyla taşınmazın 25/6/2014

tarihine kadar tahliye edilip enkazının kaldırılmasını istemiştir. Başvuru

formunda taşınmazın yıkıldığını ifade eden başvurucular tarafından taşınmazın

İdarece yıktırılıp yıktırılmadığı hususunda açıklama yapılmamıştır.

16. Başvurucular, gecekondunun yıkımınına

ilişkin İdare işleminin iptali istemiyle 28/8/2014 tarihinde Ankara 12. İdare

Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme, 18/11/2015 tarihli kararı ile

davayı reddetmiştir. Mahkeme kararının gerekçesinde, başvurucuların murisinin

2981 sayılı Kanun’dan yararlanmak için başvuruda bulunduğu 14/6/1983 tarihinden

önce 23/12/1966 iktisap tarihli tapulu başka bir gayrimenkulünün bulunduğunun

tespit edildiği, bu nedenle 2981 sayılı Kanun gereği hak sahipliği şartlarını

taşımadığı görülen murise ait tapu tahsis belgesinin iptaline yönelik işlem ve

bu işleme bağlı olarak tesis edilen yıkıma ilişkin işlemde hukuka aykırılık

olmadığı belirtilmiştir.

17. Başvurucular tarafından karar temyiz edilmiş, ancak temyiz

incelemesinin neticelenip neticelenmediği hususunda bilgi verilmemiştir.

18. Başvurucular, gecekondunun yapı bedeli ve arsa üzerindeki

ağaçların bedeli ile arsa bedelinin ödenmesi istemiyle 19/9/2014 tarihinde

bireysel başvuru konusu ettikleri başka bir dava açmıştır. Mahkeme 11/4/2016

tarihli kararı ile davayı reddetmiştir. Mahkeme kararının gerekçesi özetle şu

şekildedir:

i. Tapu tahsis belgesinin iptal edilmesi ile bu karar uyarınca yapının

yıkımına ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davada murisin 2981 sayılı

Kanun’dan yararlanmak için başvuruda bulunduğu 14/6/1983 tarihinden önce

23/12/1966 iktisap tarihli başka bir tapulu gayrimenkulünün bulunduğunun tespit

edildiği belirtilmiştir. Bu nedenle 2981 sayılı Kanun kapsamında hak sahipliği

şartlarını taşımayan başvurucuların tazminat taleplerinin karşılanma olanağı

bulunmadığına işaret edilmiştir.

ii. Muristen 1985-1988 yılları arasında tahsil edilen meblağın

yasal dayanağı kalmadığı ancak İdareye başvurulduğu takdirde tahsil edildiği

tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte bu bedelin ödeneceğine

vurgu yapılmıştır.

19. Karar Ankara Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesi

tarafından (Daire) 23/3/2017 tarihinde onanmıştır.

20. Karar düzeltme istemi de Daire tarafından 13/9/2017

tarihinde reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.

21. Nihai karar 12/10/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

22. Başvurucular 13/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

23. 22/12/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Tescil” kenar başlıklı 705. Maddesi

şöyledir:

“Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille

olur.

Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal,

kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden

önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi,

mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.”

24. 2981 sayılı Kanun’un “Tapu

verme” kenar başlıklı 10. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“a) Bu Kanun hükümlerine göre hazine,

belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği

arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre

tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine

tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde

gösterilerek ilgilisine ‘Tapu Tahsis Belgesi’ verilir.

Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya

kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil

eder.

…”

25. 2981 sayılı Kanun’un “Tapu

tahsis belgesi verilen gecekondular” kenar başlıklı 13. Maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“Tapu

tahsis belgesi verilen gecekondular hakkında aşağıdaki uygulamalar yapılır.

a) (Değişik :

22/5/1986 – 3290/6 md.) Bu Kanun gereğince arsa

tahsis edilecek kimselerin; kendisinin veya eşinin veya reşit olmayan çocuğunun

oturduğu belediye ve mücavir alan sınırı içinde ev yapmaya müsait arsaya veya

bir eve veya apartmanın bağımsız bir bölümüne veya bir bölümü iş yeri olarak

kullanılan bir yapıya sahip bulunmaması gerekir.

b) (Değişik :

22/5/1986 – 3290/6 md.) Hazine, belediye, il özel

idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun

uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde, ıslah imar planları

ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal

ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun

şekilde arsa veya hisse tahsis edilir. Gecekondusu muhafaza edilemeyen hak

sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde

başka bir arsa veya hisse verilir. Tahsis edilen arsa veya hissenin bedeli

4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kanun veya 6/6/1984 tarih ve 3016 sayılı Kanuna

göre tespit edilir.

…

c) (Değişik:22/5/1986 –

3290/6 md.) Islah imar planları belediye veya

valiliklerce mümkün olduğu kadar fiili durum dikkate alınarak ve yapılanma

şartları da belirlenerek yapılır veya belediye veya valiliklerce Yeminli Özel

Teknik Bürolara yaptırılır. En geç (1) ay içinde belediye meclislerince kabul

edilenler belediye meclislerince, büyük şehir yönetiminde ilçe belediye

meclislerince Kabul edilenler ilçe belediye meclislerince, il idare

kurullarınca kabul edilenler valilikçe tasdik edilerek yürürlüğe girer. Bu

planların tescili de (1) ay içinde ivedilik ve öncelikle yapılır.

İmar planı olan yerlerde mevcut imar planları

gerektiği takdirde ıslah imar planları şeklinde yeniden düzenlenir.

…”

26. 13/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak

başlanan yapılar” kenar başlıklı 32. Maddesi şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine göre

ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya

başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece

tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma

muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu

tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.

Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine

asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshasıda muhtara bırakılır.

Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı

sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden

veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.

Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın

giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu,

inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve

inşaatın devamına izin verilir.

Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata

aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu

kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı

sahibinden tahsil edilir.

(Ek

fıkra:29/11/2018-7153/15 md.) İdare tarafından

ruhsata bağlanamayacağı veya aykırılıkların giderilemeyeceği tespit edilen

yapıların ruhsatı üçüncü fıkrada düzenlenen bir aylık süre beklenmeden iptal

edilir ve mevzuata aykırı imalatlar hakkında beşinci fıkra hükümleri uygulanır.”

B. Uluslararası Hukuk

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında, mülkiyet

hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin

bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak

özerk bir yorum esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, §

63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,

30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,

§ 129).

28. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak

müdahalenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol’ün

1. Maddesinin anlamı kapsamında bir mülk

ile ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre

alacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet

hakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir meşru beklenti de mülkiyet hakkı kapsamında

değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], B. No: 44912/98,

28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98,

12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar

için bkz. Pine Valley Developments

Ltd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,

29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,

24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No:

17849/91, 20/11/1995, § 31).

29. Öneryıldız/Türkiye kararına konu olayda, Ümraniye

çöplüğünde meydana gelen metan gazı patlaması sonucu gerçekleşen toprak kayması

dolayısıyla başvurucuya ait gecekondu zarar görmüştür. AİHM, başvurucunun

konutunun bulunduğu taşınmazın Hazineye ait olduğunu ve bir gün bu taşınmazı

devralma beklentisinin mülk teşkil etmediğini kabul etmiştir. Ancak AİHM, 1988

yılında ruhsatsız olarak inşa edilmesinden 1993 yılında meydana gelen kazaya

kadar belediye makamlarınca anılan taşınmazda bulunan gecekondunun

yıktırılmadığına dikkat çekmiştir. Kararda; yetkili makamların başvurucu ve

yakın akrabalarının bu evde oluşturdukları toplum ve aile çevresinde hiç

rahatsız edilmeden yaşamasına izin verildiği, üstelik başvurucudan emlak

vergisi alındığı ve ücret karşılığında başvurucunun kamu hizmetlerinden

yararlanmasının sağlandığı belirtilmiştir. AİHM bu sebeple yetkili makamların

başvurucu ve akrabalarının meskenleri ile taşınır mallarında mülkiyet hakkına

ilişkin bir menfaate sahip olduğunun fiilî (de

facto) olarak kabul edildiği tespitinde

bulunmuştur. AİHM; imar uygulamaları bakımından belirli bir takdir yetkisi

olduğunu ancak bu takdir hakkının zamanında, uygun ve hepsinden önemlisi

tutarlı bir şekilde harekete geçme yükümlülüğünü sona erdirmeyeceğini

belirtmiştir. AİHM’e göre somut olayda bu yükümlülüğe

uyulmadığı gibi kaçak yapıları engellemeye yönelik kanunların uygulanmasında

oluşturulan belirsizliğin başvurucunun meskenine ilişkin durumun bir gece

içinde değişebileceğini sanmasına neden olması mümkün değildir. AİHM,

başvurucunun meskenine yönelik mülkiyet hakkına ilişkin menfaatinin Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesinin ilk cümlesi

çerçevesinde önemli bir menfaat ve dolayısıyla bir mülk oluşturduğu sonucuna varmıştır (Öneryıldız/Türkiye, §§ 124-129).

30. Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye (B. No:

22035/10, 15/11/2016) kararına konu olay 1997 yılında yaptırılan başvuruculara

ait konutun bir okul inşaatı sırasında zarar görmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Bu olayda derece mahkemeleri

konutun ruhsatsız olduğu gerekçesiyle başvurucuların tazminat taleplerini

reddetmişlerdir. Öneryıldız/Türkiye kararına atıfla ruhsatsız olarak

yapılmış olsa da kamu makamlarınca bu yapının yıktırılmadığı veya yıkımı

yönünde bir işleme de girişilmediğine dikkat çekilerek tapuya tescil edilen

konut yönünden başvurucuların Sözleşme’ye ek 1 No.lu

Protokol’ün 1. Maddesinin birinci paragrafında ifade edilen anlamda mülk teşkil

edebilecek menfaatlerinin olduğu belirtilmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 40-47). AİHM; başvuruyu

genel ilke niteliğindeki mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına ilişkin

birinci kural çerçevesinde incelemiş (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 52, 55), müdahalenin kanuni

dayanağının çevreyi korumak yönünde bir meşru amacı içerdiğini kabul etmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 68, 69).

Ancak AİHM’e göre somut olayın koşullarında oluşan

maddi zarara rağmen başvurucuların tazminat taleplerinin reddedilmesi,

başvurucuların mülkiyet hakkı kapsamındaki menfaatleri ile kamunun yararı

arasındaki adil dengeyi bozmuş; başvuruculara aşırı ve olağan dışı bir külfet

yükletilmesine yol açmıştır. AİHM, bu gerekçelerle başvurucuların mülkiyet

haklarının ihlaline karar vermiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 70, 71).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 11/12/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

32. Başvurucular; murisleri tarafından yaptırılan yapı için

İdarenin tapu tahsis belgesi

verdiğini ve talep edilen bedelin tamamının ödendiğini, tapu tahsis belgesinin

iptal edilmesi sonrasında İdarenin bu yapının tahliye edilmesini ve enkazının

kaldırılmasını istediğini, aksi hâlde yıkım işleminin İdarece yapılacağının

bildirildiğini belirtmişlerdir. Yıkım kararının kesinleşip infaz edildiğini

ileri süren başvuruculara göre tapu tahsis belgesi bulunan yapı ruhsatsız ve

kaçak olarak kabul edilemez. Başvurucular sonuç olarak yapının yıkılması

sonucunda uğranılan zararın ve arsa üzerindeki ağaçların bedeli ile arsa

bedelinin ödenmesi istemiyle açtıkları davanın reddedildiğini belirterek, yapı

bedelinin ödenmemesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

33. Anayasa’nın “Mülkiyet

hakkı” kenar başlıklı 35. Maddesi şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, mülkiyet hakkı dışında adil

yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Somut olayda

başvurucuların asıl şikâyetinin tapu tahsis belgesi iptal edilen yapının kaçak

ve ruhsatsız yapı kabul edilerek yıkılması nedeniyle uğranılan zararın

karşılanmamasına yönelik olduğu anlaşıldığından, başvurucuların bütün

şikâyetleri mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

i. Genel İlkeler

36. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:

2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54).

37. Anayasa’nın 35. Maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir”

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa’nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak

değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar

ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı aynî ve fikrî hakların yanı sıra

icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No:

2014/11441, ½/2017, § 60).

38. Anayasa’da yer alan mülkiyet hakkı mevcut mal, mülk ve

ekonomik değerleri koruyan bir temel haktır. Kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma beklentisi -bu konudaki menfaati ne

kadar güçlü olursa olsun- mülkiyet kavramı içinde değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, § 36).

39. Kamu malı niteliğindeki arazi üzerinde şehir planlaması ile

ilgili düzenlemelere aykırı olarak inşa edilen yapıların kullanılmasından

kaynaklanan ekonomik menfaatin bazı durumlarda Anayasa’nın 35. Maddesi

kapsamında mülk teşkil etmesi mümkündür. Bu bakımdan şehir planlaması ile

ilgili düzenlemelere aykırı şekilde inşa edilmiş olması sebebiyle idari

makamlarca yapının her an yıkılması mümkün bulunmasına rağmen bu yönde bir

girişimde bulunulmaması ve önlem alınmaması, uzunca bir süre bu duruma sessiz

kalınması, esasen yapı sebebiyle vergi tahsil edilmesi veya yapının kamu

hizmetlerinden yararlandırılması suretiyle bu alanlarda sosyal ortam ve aile

ortamının oluşturulmasına izin verilmesi hâlinde, inşa edilen yapının

kullanılmasından kaynaklanan ekonomik değerin Anayasa’nın 35. Maddesi

çerçevesinde önemli bir mal varlığı değeri ve dolayısıyla bir mülk oluşturduğunun kabul edilmesi gerekir

(Nazif Kılıç, B. No: 2014/5162,

15/6/2016, § 35).

40. Anayasa Mahkemesi Nazif

Kılıç başvurusunda, gecekondunun başvurucu tarafından yaptırıldığına

ve uzun bir zamandan bu yana kullanıldığına dikkat çekmiştir. Kararda; kaçak

olarak inşa edildiği anlaşılan gecekondunun yıkımı ve izinsiz dikilen ağaçların

sökülmesi için gerekli imkânlara sahip bulunan idarece uzun bir süre girişimde

bulunulmadığı gibi belediyecilik hizmetleri sunulması suretiyle bu alanda

sosyal ortam ve aile çevresinin kurulmasına müsaade edilmesi karşısında yıkılan

gecekondu ve sökülen ağaçların kullanımının başvurucu yönünden önemli bir

ekonomik menfaat teşkil ettiği, bu yönden başvurucunun mülkiyet hakkının

bulunduğu kabul edilmiştir (Nazif Kılıç,

§ 40).

41. Ayşe Öztürk

(B. No: 2013/6670, 10/6/2015) kararı ise tapu tahsis belgesi bulunan taşınmaz

üzerindeki konutun tazminat ödenmeksizin yıktırılmasına ilişkindir. Bu kararda

da tapu tahsis belgesiyle başvurucuya tahsis edilen arazi üzerinde başvurucu

tarafından bina yapıldığı ve binanın uzun süredir kullanıldığı, Maliye Hazinesi

tarafından bina yapılmasına veya kullanılmasına engel olunmadığı gibi binaya

ilişkin emlak vergilerinin de tahsil edildiği vurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesi

-arazi üzerindeki binanın başvurucu tarafından yapılarak kullanıldığı ve Maliye

Hazinesinin herhangi bir itirazının olmadığı dikkate alındığında- bina üzerinde

başvurucunun mülkiyet hakkının bulunduğunu kabul etmiştir (Ayşe Öztürk, § 85).

42. Rifat Algan (B. No: 2014/19138, 22/2/2018) ve İrfan Öztekin (B. No: 2014/19140,

5/12/2017) kararlarına konu olayda 2005 yılında idarenin yapmış olduğu okul

inşaatı sırasında meydana gelen toprak kayması sonucunda başvurucuların

taşınmazları üzerinde kaçak olarak inşa edilen yapılar zarar görmüştür.

Kararda; kaçak olarak inşa edildiği anlaşılan yapıların yıkımı için idarenin

gerekli imkânlara sahip olmasına rağmen yaklaşık yirmi iki yıl gibi uzun bir

süre girişimde bulunmadığı gibi bu süre zarfında başvurucuların belediyecilik

hizmetlerinden de yararlandırıldığı, bu süre zarfında başvurucuların bu

binalarda sosyal ortam ve aile çevresinin kurulmasına müsaade edildiği

vurgulanmıştır. Dolayısıyla bu kadar uzun bir süre boyunca söz konusu binanın

kullanımının başvurucular bakımından önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği

sonucuna varılmıştır (Rifat Algan, §§ 49-51; İrfan Öztekin §§ 43-45).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

43. Somut olayda, başvurucuların murisi tarafından 14/6/1983

tarihinden evvel inşa edilen gecekondu için İdarece düzenlenen tapu tahsis

belgesi 2981 sayılı Kanun’da yer alan şartların sağlanmadığı gerekçesiyle iptal

edilmiş ve yapı 2014 yılında yıkılmıştır. Ancak başvurucuların zararı

karşılanmamıştır. Başvurucular, zararın tazmini için yargısal yollara

başvurmasına rağmen bir sonuç elde edememiştir. Derece mahkemelerinin davanın

reddine ilişkin temel gerekçeleri, tapu tahsis belgesinin iptal edilmiş olması

nedeniyle 2981 sayılı Kanun kapsamında başvurucuların hak sahipliği şartlarını

taşımamasına ve bu nedenle de tazminat taleplerinin karşılanma olanağı

bulunmamasına dayanmaktadır.

44. İdarece düzenlenen ve daha sonra 2981 sayılı Kanun’da yer

alan şartların sağlanmadığı gerekçesiyle iptal edilen tapu tahsis belgesinin

iptaline ilişkin işleme karşı başvurucular tarafından yargı yoluna müracat edilmediğinden bu husus Anayasa Mahkemesince

değerlendirilmeyecektir. Anayasa Mahkemesince değerlendirme konusu yapılacak

husus,14/6/1983 tarihinden önce inşa edildiği ihtilaf konusu olmayan yapının

yıkım tarihine kadar yaklaşık otuz bir yıl süresince başvurucuların murisi ve

sonrasında başvurucular tarafından kullanılmasının bir mülk teşkil edip

etmeyeceğine ilişkin olacaktır.

45. Bu bağlamda tapu tahsis belgesinin iptal edildiği 26/7/2012

tarihinden sonra yapının yıkımı için uzun bir süre geçmeksizin 2014 yılı

içerisinde yıkım işlemlerinin başlatıldığı ve tamamlandığı anlaşılmaktadır.

Ancak başvurucuların murisi, bu taşınmazda bulunan gecekondu için 14/6/1983

tarihinde 2981 sayılı Kanun kapsamında imar affı başvurusu yapmış ve İdarece ½/1985

tarihinde kendisine tapu tahsis belgesi düzenlenerek verilmiştir.

Başvurucuların murisi İdarenin tespit ettiği yer bedelini de ödemiştir. Tapu

tahsis belgesinin verildiği tarihten itibaren 2012 yılına kadar başvurucuların

murisi ve başvurucular yapıyı kullanmışlar ve tapu tahsis belgesinin mevzuata

aykırılığı hususunda kamu makamlarınca uyarılmamışlardır. Dolayısıyla söz

konusu yapının bu kadar uzun bir süre kullanılmasının başvurucular bakımından

önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği ve bu yönden başvurucuların Anayasa’nın

35. Maddesi uyarınca mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken bir

menfaatinin mevcut olduğu kabul edilmiştir.

b. Müdahalenin Varlığı

46. Anayasa’nın 35. Maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa’nın

35. Maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl

yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin

ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda

sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten

yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.

Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına

aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını

kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa’nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).

47. Somut olayda mülkiyet hakkı yönünden şikâyet edilen temel

husus taşınmaz üzerindeki yapının tazminat ödenmeksizin yıkılmasına ilişkindir. Anayasa Mahkemesi daha önce benzeri

başvuruları mülkiyetten barışçıl yararlanma

hakkına saygıya ilişkin genel kural çerçevesinde incelemiştir (İrfan Öztekin, § 47; Rıfat Algan,§ 53; Durali Gümüşbaş, B. No: 2015/6427, 10/10/2018, § 42). Somut olayda da bu ilkeden ayrılmayı

gerektirir bir durum bulunmamaktadır.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

48. Anayasa’nın 13. Maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

49. Anayasa’nın 35. Maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa’nın 13. Maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa’ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

50. Somut olayda Mahkeme, tapu tahsis belgesinin iptal edilmiş

olması nedeniyle 2981 sayılı Kanun kapsamında hak sahipliği şartlarını

taşımayan başvurucuların tazminat taleplerinin karşılanma olanağı bulunmadığına

vurgu yapmıştır. Bu itibarla başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin yasal dayanağını 2981 sayılı Kanun’un 13. Maddesi ile 3194 sayılı

Kanun’un 32. Maddesi oluşturduğundan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı

değerlendirilmiştir.

ii. Meşru Amaç

51. Anayasa’nın 56. Maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir

çevrede yaşama hakkına sahip olduğu düzenlenmiş; çevreyi geliştirmenin, çevre

sağlığını korumanın ve çevre kirliliğini önlemenin devlet ve vatandaşların

ödevi olduğu belirtilmiştir. İnşa edilecek yapıların imar mevzuatına uygun

olarak yapılmasının sağlanması ve bu kapsamda ilgili mevzuat hükümleri uyarınca

ruhsat alınmadan yapılabileceği açıkça düzenlenen yapılar hariç bütün yapıların

ruhsata bağlanması suretiyle yapılaşmanın fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun

olarak gerçekleştirilmesi; sağlıklı, güvenli, kaliteli ve ekonomik yaşam

çevrelerinin oluşturulması bakımından önem teşkil etmektedir. Bu bakımdan

yapılaşmanın fen, sağlık ve çevre şartlarına uygunluğunun sağlanmasında ve buna

ilişkin düzenlemelerde kamu yararı bulunduğu kabul edilmelidir (Osman Yücel, B. No: 2014/4874, 15/6/2016,

§§ 82-84).

52. Somut olay bağlamında tapu tahsis belgesinin iptal edilmiş

olması sonucunda yapının kamu arazisi üzerinde bulunduğu ve ruhsatı olmadığı

gerekçesiyle yıkılmasının kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu

kabul edilmiştir.

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

53. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

54. Anayasa’nın 13. Maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

55. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından

müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile

ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık

ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul

bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

§ 38).

56. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Anayasa Mahkemesi, müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alır

(Arif Güven, B. No: 2014/13966,

15/2/2017, §§ 58, 60).

57. Çağdaş şehircilik ilkeleri çerçevesinde planlama ve imar

uygulamaları bakımından geniş takdir yetkileri bulunan kamu makamlarının bu takdir

yetkilerini zamanında, makul ve tutarlı bir biçimde kullanmaları gerekmektedir.

Kaçak olarak inşa edildiği anlaşılan yapının yıkımı için gerekli imkânlara

sahip olan idarenin uzun bir süre girişimde bulunmaması ve söz konusu yapının

belediyecilik hizmetlerinden faydalandırılması, bu binada yaşayanlar için

sosyal ortam ve aile çevresinin kurulmasına müsaade edildiği anlamı

taşımaktadır. Yukarıda da değinildiği üzere makul görülebilenden uzun bir süre

boyunca söz konusu binada yaşayan başvurucu ve ailesi yönünden binanın

kullanımının önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği kuşkusuzdur. Kamu

makamlarının belirsizliğe yol açan edilgen tutumu karşısında başvurucunun bu

durumun bir anda değişebileceğini öngörmesi de beklenemez. Üstelik 3194 sayılı

Kanun’un 32. Maddesine göre yapının belediyenin ihtarı üzerine imara uygun hâle

getirilmesi de söz konusu olabilmektedir (benzer yöndeki bir değerlendirme için

bkz. Rifat Algan, § 51).

58. Nitekim Anayasa Mahkemesi; benzer nitelikteki Ayşe Öztürk başvurusunda, tapu tahsis

belgesi bulunan taşınmaz üzerine yapılan ve vergileri ödenen binanın kamu

makamlarınca herhangi bir müdahale olmaksızın başvurucu tarafından yıllardır

kullanıldığını dikkate alarak binanın değeri ödenmeksizin veya zararı telafi

edici öneriler sunulmaksızın başvurucunun binadan tahliye edilmek istenmesinin

mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır (Ayşe Öztürk,§ 110).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

59. Başvurucular, uzun süredir kullanımlarında bulunan gecekondu

niteliğindekiyapı için verilen tapu tahsis belgesinin

iptal edilmesi gerekçe gösterilerek yapının yıkılması sonucu meydana gelen

zararın karşılanmamasından yakınmaktadırlar.

60. Ülkemizde, özellikle de büyük şehirlerde giderek yoğunlaşan

nüfus beraberinde barınmaya olan ihtiyacı da her geçen gün arttırmaktadır. Bir

yandan hızlı nüfus artışına bağlı olarak gelişen barınma ihtiyacının

karşılanması, diğer yandan da bireylerin sağlıklı ve düzenli bir çevrede yaşama

ortamının sağlanması ve korunması gerekmektedir. Bu kapsamda kamu makamlarının

artan yerleşim ihtiyacının düzenli ve kesintisiz şekilde sürdürülmesi amacıyla

yukarıda yer verilen yasal düzenlemeleri yaptıkları hususunda bir duraksama

bulunmamaktadır. Dolayısıyla, sağlıklı ve düzenli şehirleşmenin sağlanmasındaki

zaruret çerçevesinde yasal düzenleme yapılması hususunda kamu makamlarının

belirli bir takdir yetkisinin mevcut olduğuna dikkat çekmek gerekir.

61. Kamu makamlarının şehir planlama ve imar uygulamaları

çerçevesindeki bu takdir yetkilerinin oldukça geniş kapsamlı olduğu da açıktır.

Ancak bu geniş takdir yetkileri sınırsız olmayıp bu yetkilerini zamanında,

makul ve tutarlı olarak kullanmaları gerekmektedir.

62. Somut olayda başvurucuların murisi, gecekondu olarak bir

yapı inşa etmiş ve 14/6/1983 tarihinde 2981 sayılı Kanun kapsamında imar affı

başvurusu yapmıştır. Dolayısıyla İdare en geç bu tarihte başvurucuların murisi

tarafından inşa edilen ruhsatsız bir yapı bulunduğunu öğrenmiş bulunmaktadır.

Ancak yine İdare başvurucuların murisi tarafından inşa edilen bu yapıyı anılan

tarihlerde yıkarak ortadan kaldırabilecek durumdayken kaldırmamıştır.Bu nedenle kamu makamlarının ruhsata

aykırı bu yapıyı ortadan kaldırma yönündeki sorumluluğunu yerine getirmediği ve

kendilerinden beklenen özeni göstermediği anlaşılmaktadır. Kamu makamları

ruhsatı bulunmayan bu yapı için tapu tahsis belgesi düzenlemiş ve uzun süre

kullanılmasına rıza göstermiştir.

63. Ayrıca imar affı kapsamında talepte bulunan başvurucunun

2981 sayılı Kanun kapsamında yeterli şartları sağlayıp sağlamadığı hususunda

İdarenin araştırma ve inceleme görevinin bulunduğu da açıktır. 1983 yılında

yapılan imar affı başvurusunu inceleyen İdare, ½/1985 tarihinde tapu tahsis

belgesi düzenlemiş ve 26/7/2012 tarihine kadar da yapının bu hâliyle

kullanılmasına müsaade etmiştir. İdare 26/7/2012 tarihinde başvurucuların 2981

sayılı Kanun kapsamında yeterli şartları sağlamadığını tespit ederek tapu

tahsis belgesini iptal etmiştir. Düzenlenmesinin üzerinden yirmi yedi yılı

aşkın bir zaman geçtikten sonra tapu tahsis belgesinin iptal edilmesi

gerektiğini tespit eden İdarenin araştırma ve incelemeye ilişkin özen

yükümlülüğüne de uygun davrandığından söz edilemez.

64. Diğer taraftan bu yapının ne zaman inşa edildiği kesin

olarak tespit edilememekle birlikte, imar affı başvurusunun yapıldığı 1983

yılından yıkıldığı 2014 yılına kadar yaklaşık otuz bir yıl boyunca

başvurucuların murisi ve başvurucular tarafından kullanıldığı sonucuna

varılmaktadır. Somut olayda olduğu gibi kamu makamlarının binanın yıkımı için

uzun süre hareketsiz kalması binanın yıkılıp yıkılmayacağı noktasında belirsiz

bir durumun oluşmasına sebebiyet vermektedir. Böyle bir durumda başvurucuların

kamu makamlarının uzun bir süre boyunca devam eden edilgen tutumlarının bir

anda değişebileceğini öngörmesini beklemek hakkaniyete aykırı olacaktır.

Nitekim bu kadar uzun bir süre boyunca söz konusu binanın kullanımının

başvurucular bakımından önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği ve bu yönden

başvurucuların Anayasa’nın 35. Maddesi uyarınca mülkiyet hakkı kapsamında

korunması gereken bir menfaatinin mevcut olduğu kabul edilmiştir (bkz. § 45).

65. Anayasa Mahkemesi Rifat Algan kararında kamu makamlarının belirsizliğe yol açan

edilgen tutumu karşısında başvurucunun bu durumun bir anda değişebileceğini

öngörmesinin beklenemeyeceği, Ayşe Öztürk

ve Durali Gümüşbaş kararlarında ise değeri

ödenmeksizin veya zararı telafi edici öneriler sunulmaksızın başvurucunun

binadan tahliye edilmek istenmesinin veya binanın yıkılmasının mülkiyet hakkına

ölçüsüz bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır. Somut olayda bu ilkelerden

ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Sonuç olarak başvurucularca

uzun süredir kullanılan yapının yıkılması sonucunda meydana gelen zararların

karşılanmaması başvuruculara şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet

yüklemiştir. Bu durumda başvurucuların mülkiyet hakkının korunması ile kamunun

yararı arasında olması gereken adil dengenin başvurucular aleyhine bozulduğu ve

müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.

66. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Celal Mümtaz AKINCI ve M. Emin KUZ bu görüşe katılmamışlardır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

67. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. Maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

68. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

69. Mehmet Doğan

kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle

ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin

(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. Maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).

70. Mehmet Doğan

kararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derece

mahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derece

mahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Buna

göre Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden

yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenen

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi

sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derece

mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı

verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir

derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği

doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla

yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

71. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır.

Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir

işlemden veya yerine getirilmeyen usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsa

söz konusu usul işleminin, hak ihlalini giderecek şekilde yeniden -veya daha

önce hiç yapılmamışsa ilk defa- yapılması icap etmektedir. Buna karşılık

ihlalin idari işlem veya eylemin kendisinden ya da -derece mahkemesince yapılan

veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de- derece mahkemesi kararının

sonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiği

hâllerde derece mahkemesinin usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudan,

mümkün olduğunca dosya üzerinden, önceki kararının aksi yönünde karar vererek

ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir (Mehmet Doğan, § 60).

72. Başvurucular, yeniden yargılama yapılması talebinde

bulunmuşlardır.

73.Somut olayda başvuruculara ait ruhsatsız bina, tapu tahsis

belgesi iptal edildiği gerekçesiyle yıkılmış, fakat binanın kullanımının

başvurucular açısından mülk teşkil ettiği hususu İdare tarafından gözardı edilerek başvuruculara herhangi bir tazminat

ödenmemiştir. Sonuç olarak başvurucuların mülkiyet hakkının idari bir eylem

nedeniyle ihlal edildiği anlaşılmaktadır.

74. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, ihlal

sonucuna uygun olarak tazminata (yapının yıkılması nedeniyle oluşan zarar)

hükmedilmesinden ibarettir. Tazminat miktarının belirlenmesi hususu ise bu

konuda uzmanlaşmış derece mahkemelerinin takdirindedir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 12. İdare Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

75. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.732,50 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, Celal Mümtaz AKINCI ve M. Emin KUZ’un

karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara

12. İdare Mahkemesine (E.2014/1711, K.2016/1222) GÖNDERİLMESİNE,

D. 257,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.732,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

11/12/2019 tarihinde karar verildi.

KARŞIOYGEREKÇESİ

Tapu tahsis belgesinin iptal edilmesi sebebiyle yapılan yıkımdan

sonra yapı ve arsa bedellerinin ödenmesi talebiyle açılan davanın

reddedilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar verilmiştir.

Kararın gerekçesinde, başvurucuların murisinin inşa ettiği

gecekondu için 1983 yılında 2981 sayılı Kanun kapsamında imar affı başvurusunda

bulunduğu, idarenin en geç bu tarihte gecekondudan haberdar olmasına rağmen

yapıyı yıkarak ortadan kaldırmadığı gibi 2981 sayılı Kanunda öngörülen

şartların bulunmadığını belirleyemediği için 1985 yılında tapu tahsis belgesi

düzenleyerek 2012 yılına kadar yapının bu hâliyle kullanılmasına müsaade

ettiği, ancak 26/7/2012 tarihinde Kanundaki şartların bulunmadığı tespit

edilerek tapu tahsis belgesinin iptal edildiği, otuz yıldan daha uzun süre ile

murisleri ve başvurucular tarafından kullanıldığı anlaşılan gecekondunun

kullanımının mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken bir menfaat

oluşturduğu, kamu makamlarının belirsizliğe yol açan edilgen tutumu karşısında

başvurucuların bu durumun bir anda değişebileceğini öngörmesinin

beklenemeyeceği ve değeri ödenmeksizin veya zararı telafi edici öneriler

sunulmaksızın binanın tahliye edilmesinin veya yıkılmasının mülkiyet hakkına

ölçüsüz bir müdahale olduğu, bu nedenle mülkiyet hakkının korunması ile kamu

yararı arasındaki adil dengenin başvurucular aleyhine bozulduğu belirtilmiştir.

Bilindiği gibi, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia

edenlerin öncelikle mülkün varlığını kanıtlaması gerekmektedir. Çoğunluğun

kararında; kamu arazisi üzerinde şehir planlaması ile ilgili düzenlemelere

aykırı olarak inşa edilen yapıların kullanılmasından kaynaklanan ekonomik

menfaatin bazı durumlarda Anayasanın 35. maddesi kapsamında mülk teşkil

etmesinin mümkün olduğu, bu şekilde inşa edilmesi sebebiyle idare tarafından

yapının her an yıkımı mümkün olmasına rağmen bu yönde bir teşebbüsde

bulunulmaması, önlem alınmaması ve yapının kamu hizmetlerinden

yararlandırılması suretiyle buralarda sosyal ve aile ortamının oluşturulmasına

izin verilmesi hâlinde, inşa edilen yapının kullanılmasından kaynaklanan

ekonomik değerin Anayasanın 35. maddesi çerçevesinde önemli bir mal varlığı

değeri ve dolayısıyla mülk oluşturduğunun kabul edilmesi gerektiği

belirtilerek, somut olayda da söz konusu yapının uzun süre kullanımından dolayı

başvurucuların mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken bir menfaatinin

bulunduğu kabul edilmiştir.

Kararda dayanılan ve mülkiyet hakkının bulunduğu konusunda emsal

gösterilen Ayşe Öztürk (B.No: 2013/6670, 10/6/2015) kararında, 1985 yılında tapu

tahsis belgesi verilen taşınmazın yer aldığı alanın on yıl sonra sit alanı ilan

edilmesi üzerine taşınmazın üzerindeki konutun tazminat ödenmeksizin

yıktırılması; Rifat Algan (B.No:

2014/19138, 22/2/2018) ve İrfan Öztekin

(B.No: 2014/19140, 5/12/2017) kararlarında ise,

başvurucuların kendilerine ait tapulu taşınmazlar üzerinde yapı ruhsatı ve yapı

kullanma izni olmadan inşa edilen binaların toprak kayması sonucunda zarar

görmesi ile ilgili başvurularında söz konusu binaların -yukarıda belirtildiği

şekilde- uzun süre kullanımının başvurucular bakımından önemli bir ekonomik

menfaat teşkil etmesinden dolayı mülkiyet haklarının bulunduğu kabul

edilmiştir.

İdarî makamların sessiz kalması, müdahale etmemesi, hatta kamu

hizmetlerinden yararlandırması suretiyle söz konusu uzun süreli kullanımın

başvurucular yönünden önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiğine ilişkin

tespit isabetli olmakla birlikte, bunun incelenen başvurudaki şikâyet

bakımından değil, örneğin haksız işgal sebebiyle geriye doğru ecrimisil tahakkuk ettirilmesi gibi bir müdahale söz konusu

olduğunda mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmalıdır.

Somut olayda -yukarıda aktarılan kararlarımızdan farklı olarak-

başvurucuların murisinin, daha önceki yıllarda iktisap ettiği başka bir tapulu

gayrimenkulünün bulunmasına ve 2981 sayılı Kanunun 13. maddesinin emredici

hükmüne göre bu durum tapu tahsis belgesi düzenlenmesine engel olmasına rağmen

gerçek dışı beyanda bulunarak, başvuru konusu taşınmaz için mezkûr belgeyi

aldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, başvurucuların ve murisinin, anılan yapıyı

otuz yıldan daha uzun süre kullanmalarının ve idarî makamların buna müdahale

etmemesinin başvurucular bakımından mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken

önemli bir ekonomik menfaat oluşturduğu yönündeki kabulün hakkın kötüye

kullanılmasının hukuk düzeni tarafından himaye edilmeyeceği yönündeki temel

hukuk ilkesi bakımından isabetli olmadığı açıktır.

Diğer taraftan, Kanuna ve yerleşik yargısal içtihada dayanmayan,

temelsiz bir hak kazanma beklentisi mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanacak

meşru beklentinin kabulü için yeterli olmadığından, Kanunun mezkûr emredici

hükmüne aykırı olarak elde edilen tapu tahsis belgesine dayalı bu uzun süreli

kullanımın mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilecek meşru beklenti olarak

kabul edilmesi de mümkün değildir.

Bu sebeplerle, başvurucular bakımından Anayasanın 35. maddesi

uyarınca mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken bir hak bulunmamaktadır.

Kararda, bu kapsamda değerlendirilmesi gereken bir menfaatin

bulunduğu belirtilerek yapılan ölçülülük değerlendirmesi sonucunda ise, yapının

yıkılması nedeniyle meydana gelen zararların karşılanmamasının mülkiyet

hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengeyi

başvurucular aleyhine bozduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığı belirtilmektedir.

Kararda da açıklandığı gibi, ölçülülük değerlendirmesinde,

ulaşılmak istenen meşru amacın önemi ile müdahalenin niteliği yanında başvurucu

ile kamu otoritelerinin davranışları gözönünde

tutularak başvurucuya yüklenen külfetin dikkate alınması gerekmektedir.

Yine kararda belirtildiği üzere, Anayasa’nın 56. maddesinde herkesin

sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu belirtilmiş ve bu

konunun sadece devletin değil, aynı zamanda vatandaşların ödevlerine ilişkin

yönü de düzenlenmiştir. Kararda; bu hak ve ödevin gereği olarak yapılaşmanın

fen, sağlık ve çevre şartlarına uygunluğunun sağlanmasında ve buna ilişkin

düzenlemelerde kamu yararı bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği belirtilerek,

kamu arazisi üzerinde inşa edilen yapının tapu tahsis belgesinin iptal edilmesi

sonucunda yıkılmasının kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu kabul

edilmiştir.

Kuşkusuz somut olaydaki müdahalenin meşru amacı yukarıda

belirtilenlerle de sınırlı değildir. Kamu makamlarının şehir planlaması ve imar

uygulamaları çerçevesindeki takdir yetkileri çok geniş olduğu gibi kamu

arazileri de dahil olmak üzere sınırlı kamu kaynaklarının korunmasında ve

değerlendirilmesinde gösterilmesi gereken özen de yüksek olmalıdır.

Bu kapsamda çıkarılan 2981 sayılı Kanunda, kamu arazileri

üzerinde yapılmış gecekondulara tapu tahsis belgesi verilerek, bunların ıslah

imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra verilecek tapuya esas

teşkil edeceği hükme bağlanmış ve arsa tahsis edilecek kimselerin, kendisinin,

eşinin veya reşit olmayan çocuğunun ev yapmaya müsait arsa veya ev ya da

apartman bağımsız bölümüne sahip bulunmaması şartı öngörülerek düzenlemenin

sosyal devlet ilkesine ilişkin yönü de ortaya konulmuştur.

Dolayısıyla ölçülülük incelemesinde başvurucuya yüklenen

külfetin orantılı olup olmadığı ve adil dengenin bozulup bozulmadığı

değerlendirilirken, kamu makamlarının belirsizliğe yol açan edilgen tutumu

kadar Kanunun yukarıda belirtilen kamu yararı amacının ve -yukarıda

belirtildiği gibi- ölçülülük değerlendirmesinde dikkate alınması gereken

başvurucuların murisinin davranışının (Kanunun emredici hükmüne rağmen tapulu

taşınmazını beyan etmemek suretiyle kamu makamlarını yanıltmış olmasının) da gözönünde bulundurulması gerekir.

İdarenin araştırma ve incelemeye ilişkin özen yükümlülüğüne

uymamasını -kamu görevlilerinin ihmalini veya görevlerini kötüye kullanmasını

yahut vatandaşların bu konudaki davranışlarını gözönünde

bulundurmadan- meşru amaç ile bireyin kaybı arasındaki adil dengenin

belirlenmesi bakımından neredeyse yegâne kriter olarak ele alan bir orantılılık

değerlendirmesi, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının ve bu

kapsamda şehir planlaması ve imar uygulamaları yanında sınırlı kamu

kaynaklarının bütün vatandaşların yararına korunmasını da imkânsız hâle

getirebilir.

Öte yandan kamu makamlarının belirsizliğe yol açan tutumunun,

başvurucuların murisinin ve ardından başvurucuların söz konusu taşınmazdan otuz

yıldan daha uzun süreyle bedelsiz olarak yararlanmalarına ve bundan, mülkiyet

hakkı kapsamında değerlendirilecek malî menfaat elde etmelerine de imkân

sağladığı dikkate alındığında, başvuruculara yüklenen külfetin aşırı ve olağan

dışı olduğu, bu nedenle mülkiyet hakkının ölçüsüzlük nedeniyle ihlal edildiği

görüşüne katılmak mümkün değildir.

Bu sebeplerle, mülkiyet hakkının ihlal edilmediği düşüncesiyle

çoğunluğun ihlal kararına katılmıyoruz.

Başkan

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Engin

YILDIRIM

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M.Emin KUZ

Raportör

:

Olcay ÖZCAN

Başvurucular

:

1. Feti YILMAZ

2. Nazmiye

DİKMEN

3. Nimet

DALDAL

4. Tekin

YILMAZ

5. Ünal

YILMAZ

Vekili

:

Av. Uğur

TARHAN

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

M. Emin KUZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/37121, 11 Aralık 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  13. B. Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  14. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve
  16. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Karşıoygerekçesi
  18. Kömürcü
  19. Yıldırım
  20. Akıncı
  21. Topal
  22. Dikmen
  23. Daldal
  24. Yılmaz
  25. Yılmaz
  26. Tarhan
  27. M. Emin KUZ
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/37121
Tarih
11 Aralık 2019

İlgili Kararlar

  • Yaşar İnce Başvurusu (B. No: 2016/1750)
  • T.k. Başvurusu (B. No: 2017/27041)
  • Naci Altunbulduk Başvurusu (B. No: 2017/38608)
  • Sema Temiz ve Özer Temiz Başvurusu (B. No: 2016/11069)
  • Rahmer Temizlik Otelcilik Turizm Seyahat İnşaat Taahhüt Kuyumculuk Emlakçılık İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2017/21973)
  • Furkan Aktaş Başvurusu (B. No: 2017/27587)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.