İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatih Hilmioğlu Başvurusu (B. No: 2014/648)

1. Başvurucu, hastalığı

Başvuru No2014/648Tarih18 Eylül 2014Okuma23 dk · 4.591 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Fatih Hilmioğlu Başvurusu

Karar tarihi
18 Eylül 2014
Başvuru Numarası
2014/648
R.G. Tarih-Sayı
4/12/2014-29195
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.591 kelime·23 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, hastalığı

nedeniyle hayati tehlike içinde bulunmasına rağmen cezaevinde tutulması ile

klişe ifadelerle tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin yaşam hakkı ile

kişi hürriyeti ve güvenliğini ihlal ettiğini ileri sürmüş ve tedbiren tahliye kararı verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 16/1/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 24/1/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. İkinci Bölümün tedbir

talebiyle ilgili olarak 20/1/2014 tarihinde yaptığı toplantıda,

i. Başvurucunun cezaevinde bulundurulmasının mevcut hastalığı

yönünden hayati risk oluşturup oluşturmadığı hususunun, ilgiliye ait mevcut

tıbbi belge ve dokümanlar ve ilgili hakkında daha önce düzenlenen raporlarla

birlikte yapılacak muayeneden sonra yeniden değerlendirildiği yeni bir uzman

heyet raporunun istenmesine,

ii. Belirtilen konularda başvurucunun durumunu değerlendiren raporun

düzenlenmesi amacıyla ilgilinin, bu konuda yeterliliğe sahip, daha önce ilgili

hakkında rapor düzenleyen sağlık kuruluşlarından farklı, tam teşekküllü bir

sağlık kurumuna sevkine,

iii. Başvurucunun tedbir talebinin düzenlenecek uzman heyet

raporundan sonra değerlendirilmesine karar verilmiştir.

5. İkinci Bölümün tedbir

talebiyle ilgili olarak 20/2/2014 tarihinde yaptığı ikinci toplantıda,

başvurucunun tedbir talebinin kabulü ile tedbiren

tahliyesine karar vermiştir.

6. Başvuru konusu olay ve

olgular 24/1/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Bakanlık

görüşünü 25/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 24/3/2014 tarihinde

bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı 7/4/2014 tarihinde beyanda

bulunmuştur

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve ekleri ile

Adalet Bakanlığı tarafından ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu 2000-2008

yıllarında İnönü Üniversitesi Rektörü olarak görev yapmış bir tıp profesörüdür.

Başvurucu 2008 yılından itibaren Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi

Hastanesinde Gastroenteroloji Bilim Dalında öğretim üyesi olarak çalışmaya

başlamıştır.

10. Başvurucu İstanbul 13. Ağır

Ceza Mahkemesinin 12/4/2009 tarih ve 2009/274 sayılı kararı doğrultusunda “yasa dışı terör örgütü üyesi olmak ve Türkiye

Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevlerini yapmasını kısmen veya

tamamen engellemeye teşebbüs” suçlarından gözaltına alınmış ve

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/4/2009 tarih ve 2009/56 sayılı kararıyla

tutuklanmıştır.

11. İsnat edilen suçlarla ilgili

olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 17/7/2009 tarih ve 2009/1498

Soruşturma, 2009/751 Esas sayılı iddianamesiyle İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

12. İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesinin 2009/191 Esas sayılı dosyasında yürütülen yargılamada 7/9/2009

tarihinde ilk duruşmanın yapılmasına ve başvurucunun da aralarında olduğu haklarında

bir kısım suçlamalar ile ilgili tutuklama kararları bulunan bir kısım

sanıkların, atılı suçları işlediklerine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin

bulunması, aşamalardaki tutukluluk gerekçeleri, bir kısım atılı suçların Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinin 3. fıkrasında sayılan suçlardan olması

dikkate alınarak, tutukluluk hallerinin devamına karar verilmiştir.

13. İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesinin 2009/191 Esas sayılı dosyasında yürütülen yargılama sürecinde,

başvurucunun tahliye talepleri “dosya

kapsamı, her sanığa iddianamede ayrı ayrı isnat olunan suçlamalar ve bunlarla

ilgili sevk maddeleri, delillerin tamamen toplanmamış olması, delillerin

karartılması şüphesinin bulunması, atılı suçların işlendiği hususunda kuvvetli

şüphe sebeplerinin varlığının devam etmekte ve bu suçların Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun 100. maddesinin 3. fıkrasında sayılan suçlardan olması”

gerekçesiyle reddedilmiştir.

14. Başvurucu 17/4/2009

tarihinde tutuklanması üzerine tutulduğu Silivri L Tipi Cezaevinden rahatsızlanması

üzerine önce Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiş, 11/6/2009

tarihli konsültasyon sonrasında buradan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp

Fakültesi Hastanesi Hepatoloji Servisine nakledilmiştir.

15. Başvurucu tutuklu olduğu ve

yargılandığı dönem içinde sağlık durumu nedeniyle 22/6/2009-7/3/2011 tarihleri

arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Hepatoloji

Servisinde yatırılmıştır.

16. İstanbul Üniversitesi

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan tedavi sırasında düzenlenen

19/8/2009 tarih ve 4282 sayılı sağlık kurulu raporunda “kronik hepatit B ve karaciğer sirozu hastası olması

nedeniyle beslenmesinin çok düzenli olması ve iltihabi hastalıklardan korunması

için bulunduğu ortamın koşullarının hijyenik olması gerekir. Yakın ararlıklarla da karaciğer kanseri için kontrol edilmelidir.

Bu hastalarda %2-3/yıl karaciğer kanseri riski vardır. Stresli koşullar

bağışıklığını düşürerek enfeksiyon ve mide kanamalarına zemin hazırlayabilir.

Bu gibi durum ciddi ölüm tehlikesi yaratır. Tutukluluğun devamı halinde bu

hastalık tutuklunun hayatı için kesin bir tehlike teşkil eder.”

kanaati belirtilmiştir.

17. İstanbul Üniversitesi

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinin daha sonra düzenlediği 18/11/2009 tarih

ve 6041 sayılı sağlık kurulu raporunda, “Hasta,

kronik hepatit B ve karaciğer sirozu tanıları ile yatırılarak izlenmektedir. Kompanse siroz tanılı hastaları genel olarak yatırarak

tedavi etmemekteyiz. Hasta Fatih Hilmioğlu karaciğer fonksiyonları düzeltildikten

sonra aylar boyunca izlenmiş ve durumunun stabil kaldığı tespit edilmiştir. Şu

anda kendisine bir hastane tedavisi yapılmamaktadır. Ancak daha önceki raporda

da belirtildiği gibi, bu hastanın hastane dışında beslenmesinin çok düzenli

olması ve iltihabi hastalıklardan korunması için bulunduğu ortamın koşullarının

hijyenik olması gerekir. Olağan dışı ve stresli koşullar enfeksiyonlara, özofagus ve gastrointestinal

sistem kanamalarına zemin hazırlayabilir. Bu gibi bir durum gelişmesi de ciddi

ölüm tehlikesi yaratır. Daha önce de belirtildiği gibi, hastanın uygun olmayan

koşul ve ortamlarda bulunması, bu hastanın hayatı için kesin bir tehlike teşkil

eder. Sonuç olarak, hasta şu anda hastanede yatırılarak tedavi edilmesi gereken

bir hasta değildir, taburcu edilebilir. Ancak kompanse

sirozu olan bir hastanın koşulları uygun olmayan başka ortamlara transferinin

sorumluluğu da bizim üzerimizde olmaz. Bu hasta aslında sağlığı açısından

zorunlu olarak transfer edilmemesi gereken bir ortama gönderilirse kesin bir

hayati tehlike söz konusudur." şeklinde değerlendirmeler yer

almaktadır.

18. Mahkemenin, Adli Tıp

Kurumundan başvurucunun ceza infaz kurumu şartlarında tedavisinin yapılıp

yapılamayacağı, tutuklu olmasının hayati tehlike oluşturup oluşturmayacağı

hususunda görüş sorması üzerine, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu 25/9/2009

tarih ve 8363 sayılı raporunda “başvurucuda

ileri evre kronik karaciğer hastalığı bulunduğu, cezaevi şartlarında hayati

tehlike oluşacağına dair tıbbi bulgu tespit edilemediği, hastalığı sebebiyle

iki ayda bir üniversite hastanesinin hepatoloji bölümünde takiplerinin

yaptırılmasının uygun olacağı” belirtilmiştir.

19. Bu rapora itiraz edilmesi

üzerine Adli Tıp Genel Kurulu’nun 28/1/2010 tarih ve 8363 sayılı raporunda oy

çokluğuyla “başvurucunun kronik karaciğer

hastası olduğu, siroz hastalığının (A) evresinde bulunduğu, hastalık tablosunun

bu haliyle, cezaevi şartlarında hayati tehlike oluşturacağına dair tıbbi bulgu

tespit edilemediği, hastalığı sebebiyle iki ay aralıkla bir üniversite hastanesinin

hepatoloji bölümünde takiplerinin yaptırılmasının uygun olacağı”

belirtilmiştir.

20. Başvurucuyla birlikte aynı

dosyada yargılanan başka bir sanığın sağlık durumuyla ilgili düzenlenen

raporlar nedeniyle İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinin

bazı doktorları, yargılamaya konu örgüte üye olma ve örgüte yardım suçlamasıyla

tutuklanmışlar ve sonrasında yargılamaya katılan Cumhuriyet savcısı, İstanbul

Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinden başvurucu hakkında yeniden

rapor talep etmiştir.

21. Başvurucuya göre,

tutuklanabilecekleri endişesiyle İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Hastanesi doktorları 2/2/2011 tarih ve 763 sayılı üçüncü sağlık kurulu

raporunda “mevcut bulgulara göre tedavi için

hastaneye yatırılması zorunlu değildir. Bu hasta için söz konusu olabilecek

hayati tehlike bugünkü durumundan değil, gelişebilecek muhtemel komplikasyonlardan

(ilaçların düzenli alınmaması, ilaca karşı direnç gelişmesi ve diğer nedenlerle

oluşabilecek akut alevlenme, gastrointestinal kanama,

infeksiyonlar, displastik

nodüllerden hepotaselüler kanser gelişmesi,

hastalığın takibinde oluşacak aksamalar veya daha nadir görülebilecek diğer

sorunlardan) kaynaklanabilir.” şeklinde mütalaa bildirmişlerdir. Bu

rapor üzerine başvurucu 7/3/2011 tarihinde Silivri L Tipi Cezaevine

nakledilmiştir.

22. Yargılama sonunda İstanbul

13. Ağır Ceza Mahkemesi 5/8/2013 tarihli kararla başvurucunun, Türkiye

Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten men

etmeye teşebbüsten 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 147. ve 61. maddeleri

gereğince 16 yıl hapis cezasıyla, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele

geçirme suçundan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 136. ve 43. maddeleri

gereğince 7 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin

devamına karar verilmiştir.

23. Başvurucu mahkûmiyet

kararından sonra tahliye talebinde bulunmuş, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi

12/12/2013 tarih ve 2013/802 Değişik İş sayılı kararıyla “kovuşturma aşamasının tamamlandığını belirterek

yeniden karar verilmesine yer olmadığına” karar vermiştir.

24. Başvurucunun sağlık durumuna

ilişkin İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesince düzenlenen

8/1/2014 tarih ve 64 sayılı sağlık kurulu raporunda, “kronik hepatit B, karaciğer sirozu (Child-A), sirotik

karaciğerde (4,5 mm çaplı) nodül teşhisi ile kronik B hepatiti hastalığı

yönünden tedavinin devamına, saptanan nodülün üç ay arayla radyolojik

kontrollerin yapılmasının gerekli olduğuna, gelecekte nodülün boyut ve

özelliklerinde değişiklikler gözlendiği taktirde hastalığın vasfında bir

değişiklik olduğu neticesine varılabileceği, bu haliyle hastalık vasfının

değiştiği anlamında değerlendirilemeyeceği” mütalaası yer

almaktadır.

25. İkinci Bölümün tedbir

talebiyle ilgili 20/1/2014 tarihli kararı üzerine, başvurucunun yapılan muayene

ve tetkikleri sonrasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesince

düzenlenen 17/2/2014 tarih ve 19 sayılı sağlık kurulu raporunda “hepatoselüler karsinom tespit edilmediği, böbrek fonksiyonlarının %50

oranında azalmış olduğu, kronik B hepatitine bağlı gelişmiş kompanse

karaciğer sirozu olduğu (Child-A), grade I özofagus varisleri ve portal hipertansif

gastropatisi bulunduğu, psikiyatrik açıdan majör

depresyon teşhis edildiği, uygun süre ve dozda tedaviye rağmen depresyon

belirtilerinin devam etmesinin psikososyal ve

çevresel stres faktörleriyle ilişkili olabileceği” belirtilmiştir.

26. Anılan raporda, “başvurucunun kronik sistemik ciddi hastalıkları

olduğunun anlaşıldığı, mevcut karaciğer sirozu nedeniyle hayat kalitesinde

düşme, enfeksiyonlara eğilim ve üst gastrointestinal

sistem kanaması geçirme riski olduğu, kronik B hepatiti tedavisine ek olarak

portal hipertansiyon tedavisinin başlanmasının uygun olacağı, başvurucunun

sağlığı açısından, cezaevi koşulları yerine fiziksel, psikososyal

şartların daha sağlıklı olduğu ve her türlü tıbbi imkâna kolayca ulaşabileceği

bir ortamda izlenmesinin uygun olacağı” kanaati bildirilmiştir.

27. İkinci Bölüm 20/2/2014

tarihinde başvurucunun sağlık durumuyla ilgili muhtemel riskler ve düzenlenen

sağlık kurulu raporunu dikkate alarak 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin

beşinci fıkrası ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 73.

maddesi gereğince tedbiren tahliye kararı vermiştir.

B. İlgili

Hukuk

28. 13/12/2004 tarih ve 5275

sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Tutukluların Yükümlülükleri” kenar

başlıklı 116. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bu

Kanunun; … hastalık nedeniyle nakil,… muayene ve

tedavi istekleri,… muayene ve tedavileri,… sağlık denetimi, hastaneye sevk,

infazı engelleyecek hastalık hâli, …konularında 9, 16, 21, 22, 26 ilâ 28, 34

ilâ 53, 55 ilâ 62, 66 ilâ 76 ve 78 ila 88 inci maddelerinde düzenlenmiş

hükümlerin tutukluluk hâliyle uzlaşır nitelikte olanları tutuklular hakkında da

uygulanabilir.”

29. 5275 sayılı Kanun’un ilgili

maddeleri şöyledir:

“Hastalık nedeniyle

nakil

Madde 57- (1)

Hastaneye sevki zorunlu görülen hükümlü, bulunduğu yere en yakın tam teşekküllü

Devlet veya üniversite hastanesinin hükümlü koğuşuna yatırılır.

(2) Bu

hastanelere gönderilen hükümlülerin başka yerlerdeki hastanelere sevki, sağlık

kurulu raporuyla, acil ve yaşamsal tehlikesi bulunması hâlinde, varsa biri

hastalığın uzmanı olmak üzere iki uzman hekim tarafından verilip, başhekim

tarafından onaylanan ve hastalığın sebebi, tedavinin hangi sebeple bulunduğu

hastanede gerçekleştirilemediği, hastaya nerede ve ne tür bir tedavi

gerektiğini açıkça belirten bir raporla mümkündür. Bu durumda da en yakın ve

hükümlü koğuşu bulunan Devlet veya üniversite hastaneleri tercih edilir.

(3)

Hükümlünün bu hastanelerde kontrol ve tedavisinin devam edip etmeyeceğinin

sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesi gerekir; aksi hâlde hükümlü ait

olduğu kuruma iade edilir.

(4)

Hükümlü, acil hâller dışında özel sağlık kuruluşlarında tedavi edilemez. Acil

hâllerin varlığı hâlinde Adalet Bakanlığına bilgi verilir.

(5)

Hükümlü, sağlık nedenleriyle bulunduğu kurumda kalmasının uygun olmadığı, kurum

hekiminin önerisi ve en üst amirinin isteği üzerine alınacak sağlık kurulu

raporuyla belirlendiği takdirde, başka kurumlara nakledilebilir.

Hükümlünün

muayene ve tedavi istekleri

Madde 71-

(1) Hükümlü, beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için muayene

ve tedavi olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun

için hükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya

üniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi ettirilir.

Hükümlünün

muayene ve tedavisi

Madde 78-

(1) Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan

muayene ve tedavisi kurumun hekimi tarafından yapılır. Genel veya hastalık

nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavi sonuçları, sağlık izleme kartına

işlenir ve dosyasında saklanır.

(2) Sağlık

Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile üniversitelerin sağlık

kuruluşları, hükümlülerin tedavileri bakımından gerekli yardımları yapmakla

görevlidirler.

…

Hastaneye

sevk

Madde 80-

(1) Hükümlünün sağlık nedeniyle hastaneye sevkine gerek duyulduğunda durum,

kurum hekimi tarafından derhâl bir raporla ceza infaz kurumu yönetimine

bildirilir.

İnfazı

engelleyecek hastalık hâli

Madde 81-

(1) Kurum hekimi veya görevli hekim tarafından yapılan muayene ve incelemeler sonucunda

hükümlünün cezasını yerine getirmesine engel olabilecek hastalığı saptanırsa

durum, kurum yönetimine bildirilir.”

30. 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı

Türk Ceza Kanunu’nun 147. maddesi şöyledir:

“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları

teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis

cezası hükmolunur.”

31. 26/9/2004 tarih ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesi şöyledir:

“Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren,

yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.”

32. 4/12/2004 tarih ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:

“Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık

hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununda yer alan;

…

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),”

33. 5271 sayılı Kanun’un 104.

maddesi şöyledir

“(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya

salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz

edilebilir.

(3) Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya

geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi veya

Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerinde

yapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sen

de verilebilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

34. Mahkemenin 18/9/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 16/1/2014 tarih ve 2014/648

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

35. Başvurucu,

i. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının,

ii. Hastalığı sebebiyle hayati tehlike içinde bulunmasına rağmen

ceza infaz kurumunda tutulması ve iki ayda bir üniversite hastanesinde

kontrollerinin yaptırılmaması nedeniyle yaşam hakkını güvence altına alan

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının,

ihlal edildiğini ileri sürerek tedbiren

tahliyesine karar verilmesini ve tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

36. Başvurucunun şikâyetlerinin,

tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında

kişi hürriyeti ve güvenliği ile hastalığı sebebiyle hayati tehlike içinde

bulunmasına rağmen ceza infaz kurumunda tutulması ve sağlık kurumunda

kontrollerinin yaptırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında

yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu iddialara

ilişkin başvurunun kişi hürriyeti ve güvenliği ile yaşam hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

1. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Yönünden

37. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

38. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir.”

39. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı

45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

40. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı

47. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği

tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekir. …”.

41. Adalet Bakanlığı görüşünde,

AİHM içtihatlarına göre, tutukluluk süresinin hesaplanmasında başlangıç noktası

başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı tarih olup, kişinin serbest

bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesi kararıyla da olsa, bir mahkeme kararıyla

mahkûmiyetine karar verildiği tarihte tutukluluğun sona erdiğini, (Yiğitdoğan/ Türkiye, no.

20827/08, 16 Mart 2010, par. 22). AİHM’nin, Atalay Öztürk tarafından yapılan

başvuruda, ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet

kararı ile birlikte “yetkili bir mahkeme

tarafından verilen mahkûmiyet kararının ardından” başvuranın hükümlü

durumuna geçtiğini ve AİHS’nin 5/3. maddesi uyarınca, altı aylık sürenin

başladığını ve başvurunun zamanında yapılmadığını belirterek kabul edilemezlik

kararı verdiğini belirtmektedir (no.54890/09, 7/1/2014).

42. Bakanlık, başvurucunun

13/4/2009 tarihinde gözaltına alındığını ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi

tarafından yapılan yargılama neticesinde, 5/8/2013 tarihinde hakkında mahkumiyet hükmü verildiğini, başvurucunun AİHS ve Anayasa

Mahkemesi yargısı açısından tutukluluğunun bu tarihte sona erdiği ve bu

tarihten itibaren ilgilinin hükümlü statüsünde olduğunu, başvurunun 16/1/2014

tarihinde yapıldığını belirtmektedir. Başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığı şikâyeti kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenirken bu hususların

ve ilgili AİHM kararlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmektedir.

43. Adalet Bakanlığı görüşüne

karşı başvurucu başvuruda belirttiği diğer hususlar yanında, hüküm tarihinden

itibaren altı aya yakın bir süre geçmesine rağmen gerekçeli karar yazılmadığı

için tahliye talebi hakkında karar verilmediğini belirtmektedir.

44. Başvurucu, devam eden

tutukluk kapsamında, sağlık durumu dikkate alınmadan taleplerinin gerekçesiz

biçimde reddedildiğini ifade etmektedir. Bu şikâyetin Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

45. Devam eden tutukluluğun

hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin

temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan

sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde

buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak

gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest

kalmasının yolu açılabilecektir. Dolayısıyla belirtilen nedenlerle ve serbest

bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla yapılacak bireysel

başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla, tutukluluk hali devam

ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 30).

46. Ancak kişi hakkında ilk

derece mahkemesinde hüküm verilmiş ise bireysel başvuru açısından talep, “bir suç isnadına bağlı olarak tutukluluğun”

hukuka aykırılığının tespitiyle sınırlı kalacaktır (B. No: 2014/912, 6/3/2014,

§ 48).

47. Kişi serbest bırakılmadan

yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa,

mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu durumda

kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına

bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuru

incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesi

arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmiş

olmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta

erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya

hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve bir

tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali sona ermektedir. Bu açıdan

mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) ve Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halini

tutukluluk olarak nitelendirmemektedir. AİHM, ilk derece mahkemesi kararıyla

mahkûm olan bir sanığın, söz konusu mahkûmiyet kararından sonraki tutulmasını

AİHS’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrası tutma” olarak

değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin tespitinde dikkate almamaktadır (B. No: 2014/912, 6/3/2014, § 49).

48. “Bir suç

isnadına bağlı olarak” tutuklulukta geçen

sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı

durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir.

Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece

mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 66).

49. Somut olayda başvurucu,

isnat edilen suç nedeniyle 13/4/2009 tarihinde gözaltına alınmış ve 17/4/2009

tarihinde tutuklanmıştır. Tutuklu olarak devam eden yargılamada mahkûmiyet

kararının açıklandığı 5/8/2013 tarihinde tutukluluk hali bu anlamda sona

ermiştir.

50. Başvuru formunda

belirtilmeyen ve daha sonra Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyanda ifade

edilen mahkûmiyete ilişkin kararın gerekçesinin yazılmamış olması nedeniyle

temyiz incelemesinin yapılamaması ve tahliye talebi hakkında bu aşamada bir

karar verilmemesi tek başına“mahkumiyete bağlı olarak tutulma” halini hukuka

aykırı kılmamaktadır. Bu durum makul süre çerçevesinde adil yargılanma hakkı

kapsamında incelenebilecek olmakla birlikte, özgürlükten yoksun bırakmanın

mahkûmiyet kararına dayandığı ve “mahkumiyete

bağlı olarak” özgürlükten yoksun bırakılmanın hukuka aykırılığına ilişkin bir şikâyet

de bulunmadığı dikkate alındığında, başvurudan sonra ileri sürülen bu iddia

nedeniyle farklı bir sonuca ulaşılması mümkün değildir.

51. Başvurucunun 5/8/2013

tarihine kadar “bir suç isnadına bağlı

olarak” özgürlüğünden yoksun bırakıldığı, 5/8/2013 tarihinden sonra

özgürlükten yoksun bırakmanın “mahkûmiyet

kararına bağlı olarak” tutulma olduğu anlaşılmaktadır.

52. Bireysel başvurunun kabul

edilebilirlik şartlarından biri başvuru süresidir. Süre, başvurunun her aşamasında

dikkate alınması gereken bir usul şartıdır.

53. Bireysel başvuruların, 6216

sayılı Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca, başvuru

yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin

öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (B. No:

2013/2001, 16/5/2013, § 14,15).

54. Somut olayda tutuklu olarak

devam eden yargılamada mahkûmiyet kararının açıklandığı 5/8/2013 tarihinde “bir suç isnadına bağlı olarak” tutulma

hali sona ermiştir.

55. Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasının ihlal edildiği şikâyetleri yönünden başvuruda süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.

56. Açıklanan nedenlerle,

başvurunun gerekçesiz kararlarla ve sağlık durumu dikkate alınmadan

tutukluluğun devamına karar verilmesi nedeniyle “kişi özgürlüğü ve güvenliğinin” ihlal edildiğine ilişkin kısmının“süre aşımı” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Yaşam Hakkı

Yönünden

57. Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.”

58. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

59. Adalet Bakanlığı, AİHM’nin

birçok kararında, yaşam hakkına ya da fiziksel bütünlüğe yönelik ihlallerin

kasıtlı olmadığı durumlarda, "etkili

bir adli sistem" oluşturmayı kapsayan pozitif yükümlülüğün her

davada cezai işlem başlatmayı gerektirmediğini vurguladığını, özel, idari ve

hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının mağdurlara açık olmasının yeterli

olabileceğini belirtmektedir (Vo/Fransa

[BD], B. No. 53924/00, § 90, 8/7/2004; Calvelli ve Ciglio/İtalya, no. 32967/96, § 51, AİHM 2002-I; ve Mastromatteo/İtalya [BD], B.

No. 37703/97, § 90, 94 ve 95, 24/10/ 2002, Çetin/Türkiye,

B. No.44084/10, 5/3/2013).

60. Bakanlık, bir hasta

tutuklunun ölmeden önce kendisini AİHS’nin 2. maddesinin ihlalinin muhtemel

mağduru olarak değerlendirdiği hallerde, AİHM’nin kural olarak Calvelli ve Ciglio/İtalya

kararında belirlenen yöntemden ayrılmamak gerektiği kanaatinde olduğunu

belirtmektedir (Çetin/Türkiye, B.

No.44084/10, 5/3/2013).

61. Mevcut belgelerin

incelenmesinden, belirtilen hususlarla ilgili olarak, doktorlar aleyhine

tazminat davası açıldığına ya da şikâyette bulunulduğuna dair bir bilgiye

ulaşılamadığı, başvurucunun 11 Haziran 2009 ve 22 Haziran 2009 tarihleri

arasında Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, 22 Haziran 2009 ve 7 Mart

2011 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Hastanesinde, 10 Mart 2011 ve 11 Mart 2011 tarihleri arasında Silivri Devlet

Hastanesinde, 3 Ekim 2011 ve 14 Ekim 2011 tarihleri arasında Bakırköy Eğitim ve

Araştırma Hastanesinde, 11 Haziran 2012 ve 15 Haziran 2012 tarihleri ve son

olarak 12 Aralık 2012 ve 9 Ocak 2013 tarihleri arasında Avcılar Murat Kölük

Devlet Hastanesinde yatarak tedavi gördüğü anlaşılmaktadır.

62. Bakanlık, başvurucunun

8/3/2011 tarihinden sonra sağlık kuruluşlarına sevkinin gerektiği gibi

yapılmadığı iddiasıyla ilgili olarak bir şikâyet ya da talepte bulunduğuna dair

bir belgeye rastlanılmadığını belirtmektedir.

63. Adalet Bakanlığı görüşüne

karşı başvurucu, başvuru sırasında belirttiği görüşlerini tekrar etmiş ve

cezaevi idaresinden sorumlu Cumhuriyet savcılığına yaptığı 16/5/2011 ve 9/2011

havale tarihli iki ayrı dilekçeyi sunmuştur. Bu dilekçelerde başvurucu iki ay

aralıklarla bir üniversite hastanesinin hepatoloji servisinde hastalığıyla

ilgili kontrollerinin yaptırılması gerektiği, eğitim ve araştırma

hastanelerinde gerekli kontrol ve takibin yapılamayacağını belirtmektedir.

64. Kişinin yaşam hakkı ile

maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan,

devredilmez ve vazgeçilmez haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif

yükümlülükleri bulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki

alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son

vermeme, bunun yanı sıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını, kamusal makamların, diğer bireylerin ve

kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma

yükümlülüğü bulunmaktadır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50-51)

65. AİHM, hukuka uygun olarak

özgürlüğü kısıtlanan herkesin insan onuruna uygun tutukluluk koşullarına sahip

olma hakkı bulunduğunu, alınan tedbirlerin uygulanma koşullarının kişiyi

sıkıntıya ya da tutukluluğa bağlı kaçınılmaz üzüntü seviyesini aşacak

yoğunlukta bir ümitsizliğe sokmaması gerektiğini vurgulamaktadır (Kudla/Polonya, B. No: 30210/96, 26/10/2000, §

94).

66. AİHM ayrıca, AİHS’nin

tutuklu bir kimsenin sağlık gerekçesiyle serbest bırakılması için hiçbir “genel zorunluluk” getirmediğini, ancak

doğal olarak ortaya çıkan fiziksel ya da ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklanan

acının, yetkililerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koşullarından dolayı

artması ya da artma riski bulunması halinde bu durumun AİHS’nin 3. maddesi

kapsamına girebileceğini belirtmektedir (Mouisel/Fransa, B. No: 67263/01, 14/11/2002, § 38-40).

67. Başvurucunun sağlık

durumuyla ilgili yukarıda belirtilen kurul raporları dikkate alındığında,

başvurucunun hastalığının her şart ve durumda, cezaevinde bulunma nedeniyle tek

başına yaşamsal risk oluşturacak bir nitelik taşıdığı belirtilmemektedir.

Başvurucunun rahatsızlığının geri dönülmez bir noktaya ulaştığı yönünde bir

tespit de bulunmamaktadır. Bununla birlikte, mevcut hastalık nedeniyle ortaya

çıkabilecek muhtemel risklerin varlığından bahsedilmekte ve sonuç olarak “başvurucunun sağlığı açısından, cezaevi koşulları

yerine fiziksel, psikososyal şartların daha sağlıklı

olduğu ve her türlü tıbbi imkâna kolayca ulaşabileceği bir ortamda izlenmesinin

uygun olacağı” değerlendirilmektedir (§ 17-27).

68. Başvurucu, rahatsızlığının

cezaevi şartları veya yetkililerin uygulamalarından kaynaklanan nedenlerle

kötüleştiği ve bu nedenlerle doğal olarak özgürlükten yoksun bırakılma

nedeniyle ortaya çıkan ızdırap ve acının ötesinde bir

ızdırap ve acıya maruz kaldığı yönünde bir delil

ortaya koymamıştır. Başvurucunun tedavi veya kontrollerinin ihmal edilmesi

nedeniyle hastalığının ilerlediği yönünde bir tespit de bulunmamaktadır.

Başvurucu her aşamada sağlık durumuyla ilgili hususlar dikkate alınarak

hakkındaki dava nedeniyle devam eden özgürlükten yoksun bırakılma halinin

sonlandırılmasını yargılama makamından talep etmiştir.

69. Başvurucunun Cerrahpaşa Tıp

Fakültesi Hastanesinde yatarak iki yıla yakın bir dönem takip edildiği sırada

düzenlenen 18/11/2009 tarih ve 6041 sayılı sağlık kurulu raporunda açıkça, “Hasta, kronik hepatit B ve karaciğer sirozu tanıları

ile yatırılarak izlenmektedir. Kompanse siroz tanılı

hastaları genel olarak yatırarak tedavi etmemekteyiz. Hasta Fatih Hilmioğlu

karaciğer fonksiyonları düzeltildikten sonra aylar boyunca izlenmiş ve

durumunun stabil kaldığı tespit edilmiştir. Şu anda kendisine bir hastane

tedavisi yapılmamaktadır.” tespiti olmasına karşın “Sonuç olarak, hasta şu anda hastanede yatırılarak

tedavi edilmesi gereken bir hasta değildir, taburcu edilebilir. Ancak kompanse sirozu olan bir hastanın koşulları uygun olmayan

başka ortamlara transferinin sorumluluğu da bizim üzerimizde olmaz. Bu hasta

aslında sağlığı açısından zorunlu olarak transfer edilmemesi gereken bir ortama

gönderilirse kesin bir hayati tehlike söz konusudur."

değerlendirmesi yer almaktadır.

70. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Hastanesinde kaldığı sürece kendisine hastane tedavisi yapılmadığı bildirilen

başvurucu hakkında düzenlenen raporlarda, cezaevi koşullarının başvurucu

yönünden uygun olmadığı veya hastalık sebebiyle başvurucu bakımından “kesin bir hayati tehlikeye” neden olacağı

yönünde bir olgu yer almamaktadır.

71. Başvurucu daha önce sağlık

durumuyla ilgili rapor düzenleyen doktorların tutuklanabilecekleri endişesiyle

görüşlerini değiştirdiklerini belirtmiş, ancak bu görüş değişikliğinin hatalı

olduğu iddiasıyla idari veya adli bir şikâyet yoluna başvurmamıştır. Ayrıca

başvurucu tarafından sonraki raporlarda yer alan kanaatin yanlışlığı konusunda

somut bir belge ve bilgi sunulmamıştır. Başvurucunun sağlık durumuyla ilgili

raporlarda esasen teşhis yönünden bir farklılık da bulunmamaktadır. Cerrahpaşa

Tıp Fakültesi Hastanesince düzenlenen ilk iki raporda doğrudan cezaevi

şartlarıyla bağlantılı somut bir neden belirtilmeksizin başvurucunun tutukluluğunun devamının veya transfer edilmemesi gereken bir ortama

gönderilmesinin kesin bir hayati tehlike teşkil edeceği belirtilmektedir.

72. Tedbir talebiyle ilgili

20/1/2014 tarihli karar üzerine İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi

Hastanesince düzenlenen 17/2/2014 tarih ve 19 sayılı sağlık kurulu raporunda da, başvurucunun cezaevinde bulunmasının sağlık durumu

nedeniyle hayati risk oluşturacağına ilişkin bir tespit ve değerlendirme yer

almamaktadır.

73. Başvurucunun yargılama

sürecinde 11/6/2009-22/6/2009 22/6/2009-7/3/2011, 10/3/2011-11/3/2011,

3/10/2011-14/10/2011, 11/6/2012-15/6/2012 ve 12/12/2012-9/1/2013 tarihleri

arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Hepatoloji

Servisi başta olmak üzere çeşitli sağlık kurumlarında yatarak tedavi ve

kontrollerinin yapıldığı görülmektedir.

74. Başvurucu, iki ay

aralıklarla bir üniversite hastanesinin hepatoloji servisinde hastalığıyla

ilgili kontrollerinin yaptırılmamasını yaşam hakkının ihlali olarak ayrıca

ileri sürmüş ise de, bu kontrollerin yapılmasına

ilişkin idari mercilerin hareketsiz kalması nedeniyle idari veya yargısal bir

şikâyet yaptığına ve bu kapsamda bir sonuç alamadığına ilişkin delil

sunmamaktadır. Bireysel başvuru kapsamındaki talebin de hastalık nedeniyle

sağlık kurumunda tedavi edilme değil, “mahkûmiyet

kararına bağlı olarak” cezaevinde tutulmanın sonlandırılması yani

serbest bırakılma olduğu görülmektedir.

75. Başvurucunun yukarıda

bahsedilen raporlarla tespit edilen sağlık durumuna rağmen “mahkûmiyet kararına bağlı olarak”

cezaevinde tutulmasının, insanlık dışı veya aşağılayıcı bir ceza/muamele olarak

değerlendirilmesine neden olabilecek bir olgunun da bulunmadığı, bu nitelikte

değerlendirilebilecek somut bir duruma ilişkin şikâyet olmadığı görülmektedir.

76. Başvurucu, cezaevinde

tutulma nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği şikâyetine ilişkin olarak gerek

cezaevi koşullarından gerekse yetkililerce yapılan uygulamalardan kaynaklanan

somut bir delil sunmadığı gibi bu kapsamdaki iddialarıyla ilgili herhangi bir

idari ve yargısal başvuru yapmamıştır.

77. Suç isnadına veya mahkûmiyet

kararına bağlı olarak özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kimsenin sağlık

gerekçesiyle serbest bırakılması için hiçbir “genel

zorunluluk” bulunmadığı, hasta bir kişinin cezaevinde tutulmasının,

ancak cezaevi şartları veya uygulanan tedbirlerin kişiyi olağanın üzerinde

sıkıntıya sokacak nitelikte olması halinde insanlık dışı veya aşağılayıcı bir

muamele olarak nitelendirilebileceği ve bu kapsamda da somut bir delil olmadığı

dikkate alındığında, kronik hastalığı olan başvurucunun “mahkûmiyet kararına bağlı olarak”

cezaevinde tutulmasına ilişkin şikâyetlerinin somut bir olguya dayanmaması

nedeniyle yaşam hakkı kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.

78. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. “Kişi özgürlüğü ve

güvenliğinin” ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin “süre aşımı”,

2. “Yaşam hakkının” ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

18/9/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Muharrem İlhan KOÇ Başvurucu : Fatih HİLMİOĞLU Vekili : Av. Mehmet SEVER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/648, 18 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/648
Tarih
18 Eylül 2014

İlgili Kararlar

  • Lokman Çiftçi Başvurusu (B. No: 2013/9690)
  • Mesut Aşkın Başvurusu (B. No: 2014/1456)
  • Mehdi Tanrıkulu Başvurusu (B. No: 2013/8492)
  • S.ö. Başvurusu (B. No: 2013/7087)
  • Melik Uzun Başvurusu (B. No: 2013/8905)
  • Tayfun Cengiz Başvurusu (B. No: 2013/8463)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.