İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatma Yılmaz Başvurusu (B. No: 2017/14428)

1. Başvuru, idareden kiralanan taşınmaz üzerine inşa

Başvuru No2017/14428Tarih13 Ocak 2021Okuma36 dk · 7.109 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Fatma Yılmaz Başvurusu

Karar tarihi
13 Ocak 2021
Başvuru Numarası
2017/14428
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.109 kelime·36 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, idareden kiralanan taşınmaz üzerine inşa

edilen yapıların kira sözleşmesinin feshedilmesi üzerine yıkılması sonucunda

meydana gelen zararın giderilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 25/1/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirilmesine gerek

görülmediğini bildirmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu 1954 doğumlu olup Samsun'un Atakum ilçesinde

ikamet etmektedir.

9. Samsun Büyükşehir Belediyesi (İdare) tarafından alınan

24/7/1987 tarihli karara istinaden 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale

Kanunu hükümlerine göre başvurucunun eşi F.Y. ile İdare arasında kira

sözleşmesi imzalanmıştır. Buna göre Atakum Sahil Yolu Burak Reis Tesisleri

isimli yer 24/7/1987-31/12/1987 döneminde beş aylık süreyle F.Y.ye kiraya

verilmiştir. Taraflarca imzalanan kira sözleşmesine ekli açık artırma

şartnamesi ve özel şartnamede özetle;

i. Açık artırma şartnamesinde, kiracının kiralanan yeri

tahsis gayesine uygun kullanmak zorunda olduğu, kiralananı ne hâlde teslim

almış ise kiranın bitiminde o hâlde teslim etmeye mecbur olduğu, İdarenin

kiralananı yeniden ihaleye çıkarmaya ve ihtiyacı için tahliye ettirmeye yetkili

olduğu belirtilmiştir.

ii. Açık artırma şartnamesinde ayrıca İdarenin talebi

üzerine kiracının taşınmazı her zaman tahliye edip İdareye teslime mecbur

olduğu, tahliye nedeniyle kiracının herhangi bir tazminat talebinde

bulunamayacağı ve yaptırdığı sabit tesisleri asla sökemeyeceği vurgulanmıştır.

iii. Özel şartnamede; kiracının mülkte İdareden izin

almadan tadilat yapamayacağı, dükkanı İdareye bırakmak isteyen kiracının

sözleşmenin bitiş tarihinden on beş gün evvel bir dilekçe ile müracaat etmediği

takdirde kira sözleşmesinin bir yıl süreyle uzamış sayılacağı, aktin icrasını

tahammül edilemez hâle getiren sebepler vuku bulduğunda iki tarafın akti fesih

etmeye hakkı bulunduğu, kiracının dükkanda alkollü içki, müstehcen neşriyat,

yanıcı ve patlayıcı maddeler ile buna benzeyen şeyleri satamayacağı, aksi hâlde

derhâl aktin fesih edilebileceği, bu durumda kiralananın derhâl tahliye

edileceği ifade edilmiştir.

iv. Özel şartnamede ayrıca, kiralananın belediye

hizmetlerine lazım olduğunda veya inşaat sebebiyle el koymak gerektiğinde bir

yıllık kira aktinin bitişine bir ay kala yapılacak yazılı fesih ihbarı ile

sözleşmenin sona ereceğine, bu durumda kiracının taşınmazı en geç bir ay içinde

boşaltması gerektiğine, taşınmazın ihalede gösterilen gaye ile

işletilebileceğine, bu hükme aykırı davranış hâlinde tahliyenin peşinen kabul

edildiğine, kira sözleşmesinin bir yıllık olduğuna ve kira sözleşmesinin fesih

edilmemesi hâlinde otomatik olarak bir yıl uzayacağına yer verilmiştir.

10. Kiralanan taşınmazın adı daha sonra Can Düğün Salonu

ve Tesisleri olarak değiştirilmiştir.

11. İdare 13/6/1997 tarihinde başvurucunun eşi tarafından

ruhsatsız inşaat faaliyeti yapıldığını belirterek 3/5/1985 tarihli ve 3194

sayılı İmar Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca durdurma kararı vermiş ve mühürleme

yapmıştır. Ayrıca İdare görevlileri tarafından aynı ay içinde düzenlenen

tutanaklarda projesine ve imara aykırı demir profillerle kapalı oturma yeri yapıldığı

ifade edilmiştir.

12. Başvurucu adına düzenlenen 29/6/2000 tarihli vergi

levhasında ana faaliyet adı lokanta ve restoran faaliyeti (içkili ve içkisiz)

olarak belirtilmiştir.

13. Milli Emlak Müdürlüğünün 4/6/2003 tarihinde İdareye

yazdığı yazıda, anılan tesis ile başka tesislerin de bulunduğu alanın kıyı

kenar çizgisi ve mahkeme kararları sonucu kumluğa terk edilmesi sonucu

kiralanan taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler hâline

gelmesi nedeniyle kira sözleşmelerinin feshedilmesi istenilmiştir.

14. Milli Emlak Müdürlüğü yazısına istinaden İdare

11/11/2003 tarihinde başvurucu ve diğer kişilere kiralanan tesislere ilişkin

kira sözleşmesinin hiçbir surette kiraya verilmemesi ve taşınmazlar üzerinde

İdareye ait olan tesislerin bedellerinin İdareye ödenmesi şartıyla

sözleşmelerin tek taraflı olarak feshedilmesine karar vermiştir. Bu karar

başvurucunun eşi F.Y.ye 14/11/2003 tarihli yazı ile bildirilmiş ve 31/12/2003

tarihinde geçerlilik süresi sona ermekte olan kira sözleşmesinin bu tarih

itibarıyla iptal edildiği ve kira tahakkuklarının da bu tarih itibarıyla

kaldırılacağı ifade edilmiştir.

15. Başvurucu, Atakum Belediye Başkanlığından 1/7/2008

tarihinde içkili restoran işletme izni almıştır.

A. Valilik

Tarafından Verilen Tahliye Kararı ve İptal Davası Süreci

16. Samsun Valiliği (Valilik), başvurucunun kumluğa terk

edilen 1706 ve 1539 parsel no.lu taşınmazın 1967 m²lik kısmını kafeterya ve

restoran yapmak suretiyle işgal ettiği gerekçesiyle 8/1/2008 tarihinde 2886

sayılı Kanun'un 75. maddesi gereğince tahliyesine ve taşınmazın İl

Defterdarlığına teslimine karar vermiştir.

17. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminden (UYAP) yapılan

incelemede, başvurucu tarafından bu işlemin iptali istemiyle Valilik aleyhine

Samsun 1. İdare Mahkemesinde (1.İdare Mahkemesi) 8/2/2008 tarihinde dava

açıldığı anlaşılmıştır. Dava sırasında Valiliğin savunması alınmaksızın

14/2/2008 tarihinde yürütmenin durdurulmasına karar verildiği, savunmanın

alınmasından sonra 1/5/2008 tarihinde aynı kararın sürdürüldüğü ancak son

olarak 2/7/2018 tarihinde yapılan değerlendirme ile yürütmenin durdurulması

talebinin reddedildiği görülmüştür. 1. İdare Mahkemesinin, İdarenin kira

sözleşmesini 11/11/2003 tarihinde fesih ettiği, işgal edilen taşınmazın

devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlardan olduğu ve başvurucu ile

Hazine arasında bir kira sözleşmesinin bulunmadığı gerekçesiyle 10/6/2009

tarihinde davayı reddettiği anlaşılmıştır. Anılan kararın Danıştay Onuncu

Dairesince 31/3/2010 tarihinde onandığı ve yapılan karar düzeltme isteminin de

14/12/2012 tarihinde reddedilerek kararın kesinleştiği tespit edilmiştir.

B. İdare

Tarafından Verilen Tahliye ve Yıkım Kararı ile İptal Davası Süreci

18. Valilik tarafından İdareye yazılan 21/2/2013 tarihli

yazıda yapıların İdare tarafından tahliye edilmesi ve yıkılması gerektiği

belirtilmiştir.

19. İdare 29/4/2013 tarihli işlemle kumluğa terkedilen

1706 ve 1539 parsel no.lu taşınmazın 1967 m²lik kısmına yapılan Can Tesisleri

Düğün Salonunun 14/5/2013 tarih, saat 10:00'a kadar tahliye işlemlerinin

yapılarak yıkımının gerçekleştirilmesi, aksi takdirde 4/4/1990 tarihli ve 3621

sayılı Kıyı Kanunu, 3194 sayılı Kanun ile 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılı

Gecekondu Kanunu uyarınca tahliye ve yıkımının İdarece yapılacağını ve

masrafının da %20 fazlasıyla tahsil edileceğini başvurucuya bildirmiştir.

20. Başvurucu tarafından İdare işleminin iptali istemiyle

8/5/2013 tarihinde Samsun 2. İdare Mahkemesinde (2. İdare Mahkemesi) dava

açılmıştır. Yargılama sırasında 15/5/2013 tarihinde Samsun Bölge İdare

Mahkemesince dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

21. İdare 30/5/2013 tarihinde 2. İdare Mahkemesinin

yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararı nedeniyle tahliye ve yıkım

işlemlerinin durdurulduğunu belirtmiş, esas karar sonucuna göre işlem

yapılacağını bildirmiştir.

22. 27/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilen İdare

işlemi ile 2. İdare Mahkemesinin 7/6/2013 tarihli yürütmenin durdurulması

talebinin reddine ilişkin kararına istinaden yeniden taşınmazın tahliye edilerek

yapıların yıkılmasına karar verildiği, başvurucunun işlemin ertelenmesine

yönelik taleplerinin reddedildiği ve 11/7/2013 tarihinde tahliye ve yıkım

işlemlerinin yerine getirildiği anlaşılmıştır.

23. 2. İdare Mahkemesi 11/11/2003 tarihinde kira sözleşmesinin

sona erdiği, bu tarihten sonra taşınmazın ecrimisil bedeli ödenerek

kullanılmaya devam edildiği, işletmenin üzerinde bulunduğu taşınmazın parsel

sınırı ile kıyı kenar çizgisi arasındaki kamuya ait alanda yer aldığı, yapının

özel mülkiyete konu olmadığı, herhangi bir ruhsat veya izninin bulunmadığı,

başvurucunun kamuya tahsis edilen alanı kullandığı ve bu hususların kesinleşen

mahkeme kararında da yer aldığı gerekçeleriyle davayı 29/5/2014 tarihinde

reddetmiştir.

24. Yapılan temyiz üzerine Danıştay Ondördüncü Dairesi

(Danıştay Dairesi) 28/4/2016 tarihinde, dava konusu işlemin hangi mevzuat hükmü

uyarınca tesis edildiği ya da hangi mevzuatın uygulanacağının belli olmadığı ve

bu nedenle de işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Yapılan karar düzeltme istemi Danıştay Dairesince 26/4/2017 tarihinde

reddedilmiştir.

25. Bozmaya uyan 2. İdare Mahkemesi 17/7/2017 tarihinde

Danıştay Dairesince belirtilen gerekçeyle davayı kabul etmiş ve dava konusu

işlemi iptal etmiştir.

26. UYAP üzerinden yapılan incelemede anılan kararın

Danıştay Dairesince 24/6/2020 tarihinde onandığı anlaşılmıştır.

C. Eşyalara

Verilen Zarar ve Kâr Kaybı İstemiyle Açılan Dava Süreci

27. Yıkım sırasında eşyalarına zarar verildiği

gerekçesiyle 120.000 TL ve gerçekleştirilemeyen düğünler nedeniyle de 240.000

TL olmak üzere toplamda 360.000 TL zararın ödenmesi istemiyle başvurucu

tarafından İdare aleyhine 4/11/2013 tarihinde 1. İdare Mahkemesinde dava

açılmıştır.

28. UYAP üzerinden yapılan incelemede 1. İdare Mahkemesinin

28/3/2014 tarihinde, başvurucu tarafından işgal edilen devletin hüküm ve

tasarrufu altındaki alanın boşaltılarak kamunun kullanımına açılmasının

sağlanmasının idarelerin görevi olduğu, İdarenin yasal prosedürleri takip

ederek işlemler tesis ettiği, tesis edilen işlemlerin başvurucuya tebliğinin

sağlandığı ve yargısal denetime ilişkin sonuçlar beklenerek hukuka saygılı

davranıldığı, en son taşınmazın boşaltılmasının istenilmesine karşın

başvurucunun verilen makul süre içinde taşınmazı boşaltmaması nedeniyle işgale

kamu gücü kullanılmak suretiyle son verildiği gerekçesiyle davayı reddettiği

anlaşılmıştır.

29. Ayrıca bu karara karşı yapılan temyiz isteminin de

11/5/2016 tarihinde Danıştay Dairesince reddedildiği ve kararın onandığı

görülmüştür.

D. Muhdesat

Bedelinin Tahsili İstemiyle Açılan Dava ve Bireysel Başvuru Süreci

30. Başvurucu, Samsun 3. Asliye Hukuk Mahkemesine

başvurmuş ve taşınmaz üzerindeki yapılar hakkında delil tespiti yapılmasını

istemiştir. Yapılan tespit sonrası 16/5/2013 tarihinde inşaat mühendisi

bilirkişi tarafından hazırlanan raporda; tespiti yapılan Can Düğün Salonu, cafe

salonu, joker cafe salonu, mutfak ve tuvalet, ahşap cafe, ahşap büfe, bahçe

çevre duvarı, seramik ve mermer kaplama, bahçe peyzaj işleri şeklindeki

yapıların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki alanda bulundukları ve toplamda

463.584 TL imalat bedelinin hesaplandığı belirtilmiştir.

31. Başvurucu 25/10/2013 tarihinde İdare ve Valilik

aleyhine 2. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. 463.584 TL muhdesat bedeli zarar

talebinde bulunan başvurucu bu davada özetle;

i. Can Tesisleri Düğün Salonunun yönetmelikte hasat

mevsiminde tahliye işlemi yapılmayacağının belirtilmesine rağmen ve işlerin en

yoğun olduğu sezonda İdare tarafından 11/7/2013 tarihinde yıkıldığını, 1987 yılında

ihale ile kiralanıp o tarihten bu yana aralıksız olarak faaliyetini sürdüren

tesisin korunması gereken yapılardan olduğunu ve lehine müktesep hak oluştuğunu

ifade etmiştir.

ii. İdarenin imar çalışmaları ve imar düzenlemeleri ile

ilgili hiçbir hukuki gerekçe göstermeden tahliye ve yıkım talep etme yetkisi

bulunmadığını, taşınmazın işgal edilmediğini, doldurma veya kurutma yoluyla

elde edilmediğini, sahil yolu çalışmasına engel olmadığını ve tesisin turizm

işletme belgesine sahip olduğunu ileri sürmüştür.

32. 2. İdare Mahkemesi 3/7/2014 tarihinde davayı

reddetmiştir. Kararın gerekçesinde özetle şu hususlara yer verilmiştir:

i. Kira sözleşmesinin İdarece 11/11/2003 tarihinde sona

erdirildiği, bu tarihten sonra taşınmazın kiraya verilmediği gibi ecrimisil

tahsilatının da yapılmadığı, kumluğa terk edilen yaklaşık 1967 m²lik kısmı

başvurucunun Can Kafeterya Tesisleri adıyla işlettiği, Valilik tarafından

8/1/2008 tarihinde taşınmazın tahliyesine karar verildiği, bu işleme karşı

açılan davanın reddedilerek kesinleştiği,11/7/2013 tarihinde yapının içinde

bulunan eşyaların boşaltılarak başvurucunun oğlu C.Y.ye teslim edildiği ve

sonra tahliye ile yıkım işleminin gerçekleştirildiği ifade edilmiştir.

ii. İdarenin 2003 yılından bu yana devam eden tahliye ve

yıkıma ilişkin işlemlerinin ancak 2013 yılında gerçekleştirilebildiği,

başvurucunun kira sözleşmesi olmaksızın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki

taşınmazı kullandığını bildiği ve bu taşınmazın tahliyesine ilişkin yargısal

denetimden geçen süreçte tüm davalarda haksız çıktığı hâlde hâlen taşınmazı

tahliyeye yanaşmadığı ve yapıyı kendi isteği ile boşaltmadığı vurgulanmıştır.

iii. Başvurucunun işgal ettiği devletin hüküm ve

tasarrufu altındaki alanın boşaltılarak kamunun kullanımına açılmasının

sağlanmasının İdarenin görevi olduğuna değinen 2. İdare Mahkemesi, İdare

tarafından yasal prosedürlerin takip edilerek işlemlerin tesis edildiğini ve

işlemlerin başvurucuya tebliğinin sağlandığını, yargısal sürecin

beklenildiğini, en son taşınmazın boşaltılmasının istenilmesine karşın verilen

makul süre içinde taşınmazı boşaltmaması nedeniyle başvurucu işgaline kamu gücü

kullanılmak suretiyle son verildiğini ve bu süreçte İdareye yüklenebilecek

herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığını belirtmiştir.

33. Karar Danıştay Dairesince 11/5/2016 tarihinde onanmış

ve yapılan karar düzeltme istemi de 7/12/2016 tarihinde reddedilmiştir.

34. Nihai karar 2/1/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

35. Başvurucu 25/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

36. 3621 sayılı Kanun’un ''Kıyının Korunması, Yapı

Yasağı, Kıyı ve Denizde Yapılacak Yapılar'' kenar başlıklı 6. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Kıyı, herkesin eşitlik ve

serbestlikle yararlanmasına açık olup, buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar,

çit, parmaklık, telörgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz.

...''

37. 3621 sayılı Kanun’un ''Doldurma ve Kurutma Yoluyla

Arazi Kazanma ve Bu Araziler Üzerinde Yapılabilecek Yapılar'' kenar

başlıklı 7. maddesi şöyledir:

"Kamu yararının gerektirdiği

hallerde, uygulama imar planı kararı ile deniz, göl ve akarsularda ekolojik

özellikler dikkate alınarak doldurma ve kurutma suretiyle arazi elde

edilebilir.

(Değişik fıkra: 18/6/2017–7033/34 md.)

Bu gibi yerlerde doldurma veya kurutmayı yapacak ilgili idarenin valiliğe

iletilen teklifi, valilik görüşü ile birlikte Çevre ve Şehircilik Bakanlığına

gönderilir. Bakanlık, konusuna göre ilgili kuruluşların görüşünü de almak

suretiyle teklifi inceler. Uygun bulunması halinde ilgili idare tarafından

uygulama imar planı hazırlanır. Bu yerler için yapılacak planlar hakkında

3/5/1985 tarihli ve3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri uygulanır. Ancak bu

planlar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından; 12/3/1982 tarihli ve 2634

sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan alanlardaki planlar, anılan

Kanunun 7 nci maddesine göre ve 4737 sayılı Kanun kapsamında kalan alanlardaki

planlar ise anılan Kanunun 4/A, 4/C ve 4/Ç maddelerine göre tasdik edilir.

Doldurma ve kurutma işlemleri yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre yapılır. Bu

araziler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır, özel mülkiyet konusu olamaz.

Bu alanlar üzerinde 6 ncı maddede

belirtilen yapılar ile yol, açık otopark, park, yeşil alan ve çocuk bahçeleri

gibi teknik ve sosyal altyapı alanları düzenlenebilir.''

38. 3621 sayılı Kanun’un ''Sahil Şeridinde

Yapılabilecek Yapılar'' kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"Uygulama imar planı bulunmayan

alanlardaki sahil şeritlerinde, 4 üncü maddede belirtilen mesafeler içinde hiç

bir yapı ve tesis yapılamaz.

Uygulama imar planı bulunan yerlerde

duvar, çit, parmaklık, telörgü, hendek, kazık ve benzeri engeller

oluşturulamaz. Moloz, toprak, curuf, çöp gibi kirletici ve çevreyi bozucu

etkisi olan atık ve artıklar dökülemez, kazı yapılamaz.

Ancak bu alanlarda; uygulama imar planı

kararıyla altı ve yedinci maddede belirtilen yapı ve tesislerle birlikte toplum

yararına açık olmak şartıyla konaklama hariç günü birlik turizm yapı ve

tesisleri yapılabilir. ''

39. 3621 sayılı Kanun’un ''İmar Mevzuatına Aykırı Yapı''

kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun kapsamında kalan

alanlarda ruhsatsız yapılar ile ruhsat ve eklerine aykırı yapılar hakkında 3l94

sayılı İmar Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.''

40. 3621

sayılı Kanun’un ''Ceza Hükümleri'' kenar başlıklı 15. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"(Değişik: 23/1/2008 – 5728/466

md.) Kıyıda ve uygulama imar planı bulunan sahil şeritlerinde duvar, çit,

parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engelleri oluşturanlara ikibin

Türk Lirasından onbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. Ayrıca

oluşturulan engellerin beş günden fazla olmamak üzere belirlenen süre zarfında

kaldırılmasına karar verilir. Bu süre zarfında engellerin ilgililer tarafından

kaldırılmaması halinde, masrafı yüzde yirmi zammıyla birlikte kendilerinden

kamu alacaklarının tahsili usulüne göre tahsil edilmek üzere kamu gücü

kullanılmak suretiyle derhal kaldırılır. Kabahatin tekrarı halinde, ceza üst

sınırdan verilir.

...

Birinci fıkrada sayılan yerlerde

ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak yapı yapan kişilere Türk Ceza

Kanunu veya İmar Kanunu hükümlerine göre verilecek ceza bir kat artırılır.

İlgili kanunlarda belirtilen makamların

yetkileri saklı kalmak üzere, bu maddede belirtilen idarî yaptırımlara karar

vermeye mahalli mülki amir yetkilidir. ''

41. 775 sayılı Kanun’un ''Yeniden gecekondu yapımının

önlenmesi'' başlıklı 18. maddesi şöyledir:

"Bu kanunun yürürlüğe girdiği

tarihten sonra, belediye sınırları içinde veya dışında, belediyelere, Hazineye,

özel idarelere, katma bütçeli dairelere ait arazi ve arsalarda veya Devletin

hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde yapılacak, daimi veya geçici bütün

izinsiz yapılar, inşa sırasında olsun veya iskan edilmiş bulunsun, hiçbir karar

alınmasına lüzum kalmaksızın, belediye veya Devlet zabıtası tarafından derhal

yıktırılır.

Yıkım sırasında lüzum hasıl olduğunda,

belediyeler ilgili mülkiye amirlerine başvurarak yardım istiyebilirler.

Mülkiye amirleri, Devlet zabıtası ve

imkanlarından faydalanmak suretiyle, izinsiz yapıların yıkım konusunda

yükümlüdürler.

Özel kişilere veya bu maddenin 1 inci

fıkrasında sözü geçenler dışındaki tüzel kişilere ait arazi ve arsalar üzerinde

yapılacak izinsiz yapılar hakkında, arsa sahiplerinin yazılı müracaatları

üzerine ve mülkiyet durumlarını tevsik etmeleri şartiyle bu madde hükümleri,

aksi halde genel hükümler ve 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri uygulanır.''

42. 775 sayılı Kanun’un ''Ceza hükümler'' başlıklı

37. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanun hükümlerinden faydalanmak

amacıyla yalan beyanda bulunan veya hakikate aykırı beyanname verenler ile bu

Kanunun yayımından sonra belediye sınırları içinde veya dışında belediyelere,

Hazineye, özel idarelere veya katma bütçeli dairelere ait arazi ve arsalar

üzerinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde izinsiz yapı

yapanlar, yaptıranlar, bu gibi yapıları satanlar, bağışlayanlar, rehin edenler

veya diğer şekillerde devredenler ve bilerek devir ve satın alanlar, Türk Ceza

Kanunu hükümlerine göre cezalandırılır.

...

Bu kanun hükümlerine aykırı olarak

işgalde bulunanlarla oturma hakkını kaybedenler, ilgili belediyelerce 6126

sayılı Kanunda belirtilen şekilde tahliye ettirilirler.

..''

43. 2886 sayılı Kanun’un ''Ecrimisil ve tahliye''

başlıklı 75. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''Devletin özel mülkiyetinde veya

hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz malları, özel bütçeli idarelerin

mülkiyetinde bulunan taşınmaz mallar ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile idare ve

temsil ettiği mazbut vakıflara ait taşınmaz malların, gerçek ve tüzelkişilerce

işgali üzerine, fuzuli şagilden, bu Kanunun 9 uncu maddesindeki yerlerden

sorulmak suretiyle, idareden taşınmaz ve değerleme konusunda işin ehli veya

uzmanı üç kişiden oluşan komisyonca tespit tarihinden geriye doğru beş yılı

geçmemek üzere tespit ve takdir edilecek ecrimisil istenir. Ecrimisil talep

edilebilmesi için, idarelerin işgalden dolayı bir zarara uğramış olması

gerekmez ve fuzuli şagilin kusuru aranmaz.

(Ek cümle: 23/7/2010-6009/24 md.)

Ecrimisile itiraz edilmemesi halinde yüzde yirmi, peşin ödenmesi halinde ise

ayrıca yüzde onbeş indirim uygulanır. Ecrimisil fuzuli şagil tarafından rızaen

ödenmez ise, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun

hükümlerine göre tahsil olunur.

Kira sözleşmesinin bitim tarihinden

itibaren, işgalin devam etmesi halinde, sözleşmede hüküm varsa ona göre hareket

edilir. Aksi halde ecrimisil alınır.

İşgal edilen taşınmaz mal, idarenin

talebi üzerine, bulunduğu yer mülkiye amirince en geç 15 gün içinde tahliye

ettirilerek, idareye teslim edilir.

...''

44. 19/6/2007 tarihli ve 26557 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelik'in (Hazine

Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelik) "Tespit" kenar

başlıklı 84. maddesi şöyledir:

''(1) Hazine taşınmazlarından kiraya

verilen, irtifak hakkı kurulan veya kullanma izni verilenlerin dışında

kalanların fiilî durumları, İdarece hazırlanan program dâhilinde mahallinde

tespit edilir. Tespitten önceki sürelere ait işgal ve tasarruflar sebebiyle

ecrimisil takip ve tahsilatı yapılarak bu taşınmazlar denetim ve idare altına

alınır.

(2) Taşınmazın mahallinde düzenlenecek

Taşınmaz Tespit Tutanağında (Ek-8); işgalin başlangıç tarihi, taşınmazın işgale

veya kullanıma konu olan yüzölçümü, işgalcileri, kullanım amacı, ecrimisil

takdirinde yararlanılabilecek bilgiler ile bilinmesinde yarar görülen diğer

bilgilere yer verilir.''

45. Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelik'in

"Tahliye" kenar başlıklı 89. maddesi şöyledir:

''(1) Kiraya verilen, irtifak hakkı

kurulan veya kullanma izni verilen taşınmazlardan süresi dolduğu hâlde tahliye

edilmeyen, sözleşmesi feshedilen veya herhangi bir sözleşmeye dayanmaksızın

fuzuli olarak işgal edilen Hazine taşınmazlarının tahliyesi; hasat sezonu, iş

ve hizmetlerin mevsimlik faaliyet dönemi de dikkate alınarak defterdarlık veya

malmüdürlüğünün talebi üzerine, bulunduğu yer mülki amirince en geç onbeş gün

içinde sağlanarak, taşınmaz İdarece görevlendirilecek memurlara boş olarak

teslim edilir.

(2) Üzerinde sabit tesis bulunan

taşınmazların tahliyesinden ve teslim alınmasından sonra, eski kiracısı veya

fuzuli şagiline bu tesisler kendilerine ait ise yıktırılıp enkazının en geç

otuz gün içinde götürülmesi, aksi hâlde masrafları kendisinden tahsil edilmek

üzere yıkım ve enkaz götürme işinin İdarece yapılacağı tebliğ olunur. Verilen

bu süre sonunda tesis yıktırılıp enkaz götürülmediği takdirde masrafları

bilahare eski kiracı veya fuzuli şagilden alınmak üzere bu işlem İdarece

yapılır.

(3) Men’i müdahale ve kal ile ilgili

yargı kararlarının icra dairelerince, vali veya kaymakam tarafından verilen

tecavüzün önlenmesi ile ilgili kararların infaz memurlarınca uygulanması

sırasında gerekli olan araç, gereç ve personel kamu idarelerinden sağlanır.

Bunun mümkün olmaması durumunda yıkım işlemi, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı

Kamu İhale Kanununa göre ihale edilir."

46. 3/8/1990 tarihli ve 20594 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in (Kıyı Kanununun

Uygulanmasına Dair Yönetmelik) "Sahil Şeridinin Belirlenmesi" başlıklı

16. maddesi şöyledir:

''(Değişik:RG-13/10/1992-21374) Sahil

Şeridinin belirlenmesinde aşağıdaki esaslara uyulur.

a) (Değişik: RG 30/3/1994-21890)

Uygulama imar planı ilk defa yapılacak alanlarda, köy yerleşik alanlarında ve

iskan dışı alanlarda sahil şeridi, kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde

yatay olarak en az 100 metre genişliğinde olmak üzere belirlenir. Bu alanlar

kapsamında daha önce mevzii imar planı onaylanmış alanların kalması durumunda,

mevzii imar planının kısmen veya tamamen yapılaşma bulunmayan imar adalarında

da sahil şeridi en az 100 metre olarak belirlenir.

b) (Değişik: RG- 30/3/1994-21890) 11

Temmuz 1992 tarihinden önce onaylanmış uygulama imar planı bulunan kentsel ve

kırsal yerleşmelerde, turizm merkez ve alanlarındaki turizm amaçlı alanlar ile

turizm merkez ve alanlarındaki kentsel ve kırsal yerleşmelerde kısmen veya

tamamen yapılaşma varsa onaylı imar planındaki sahil şeridi geçerlidir. Aksi halde

sahil şeridi (c) bendi uyarınca belirlenir.

c) (Değişik: RG- 30/3/1994-21890) 11

Temmuz 1992 tarihinden önce onaylanmış mevzii imar planı ve turizm merkez ve

alanlarındaki turizm dışı kullanımlara yönelik mevzii imar planı bulunan

alanlarda; planda belirlenen sahil şeridinin başlangıcından itibaren ilk sırada

yer alan imar adalarının kısmen veya tamamen yapılaşmış olması durumunda,

gerisindeki imar adalarında kısmen veya tamamen yapılaşma olup olmadığına

bakılmaksızın onaylı plandaki sahil şeridine uyulur. İlk sırada yer alan imar

adalarında kısmen veya tamamen yapılaşma olmaması durumunda geriye doğru diğer

imar adalarının durumu değerlendirilerek kısmen veya tamamen yapılaşma

bulunanlarının kıyı yönündeki cephe hattı esas alınarak sahil şeridi belirlenir.

1 Temmuz 1992 tarihinden önce onaylanmış

uygulama imar planlarının kısmi yapılaşma bulunmayan alanları ile ilgili

gerekli revizyonlar en çok 1 yıl içinde Kanun ve bu Yönetmelik hükümlerine göre

yapılır. Boş ve kısmi yapılaşma bulunmayan alanlarda bu işlemler yapılmadan

yapı ruhsatı verilmez.

Sahil şeridinde kıyıya geçişi

engelleyecek şekilde; duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri

engeller oluşturulamaz. Moloz, toprak, curuf, çöp gibi çevreyi bozucu etkisi

olan atık ve artıklar dökülemez, kazı yapılamaz.

Sahil şeridinde 11 Temmuz 1992

tarihinden önce yürürlükteki plan ve/veya mevzuata uygun olarak yapılmış veya

inşaat ruhsatı alınarak en az subasman seviyesine kadar inşaatı tamamlanmış

yapılardaki müktesep haklar saklıdır. Bu hüküm, üzerine birden fazla yapı

yapılmak üzere ruhsat alınmış parsellerdeki en az subasman seviyesindeki

yapılar için de geçerlidir.

Sahil şeridinin birinci bölümünde yeni

taşıt yolları açılamaz. Ancak 11 Temmuz 1992 tarihinden önce mevzuat

hükümlerine uygun olarak onaylanmış planlara göre yapımına başlanmış veya

kullanılmakta olan Devlet Karayolları ile yapımı gerçekleştirilmiş imar

yollarındaki müktesep haklar saklıdır. İnşaatına başlanmış imar yollarında ise

mümkün olan en kısa mesafede iç yollarla bağlantı sağlanmak üzere imar planı

revizyonu yapılır. Sahil şeridi birinci bölümünde ancak iç yollarla dolgu

alanlarındaki yapılmış veya yapılacak yolları bağlayan kısa geçişler için imar

yolları planlanabilir.''

47. Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in

"İmar Mevzuatına Aykırı Yapı" başlıklı 20. maddesi şöyledir:

''Kıyılarda, doldurma ve kurutma

yoluyla kazanılan alanlarda ve sahil şeritlerinde Kanun, plan ve bu Yönetmelik

hükümlerine uyulmadan, ruhsatsız, ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapılması

halinde, 3194 sayılı İmar Kanununun 32 nci maddesi hükümleri uyarınca, aynı

Kanunda belirlenen yasal süreler içinde gerekli işlem yapılır.''

B. Uluslararası

Hukuk

48. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında,

mülkiyet hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derece

mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak özerk bir yorum esas

alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch

Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye

[BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD],

B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129).

49. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının

ancak müdahalenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin anlamı kapsamında bir mülk ile ilişkili olması

durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da

içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde

edilebileceği yönündeki en azından bir meşru beklenti de mülkiyet hakkı

kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], B. No:

44912/98, 28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD],

B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa

geliştirildiği kararlar için bkz. Pine Valley Developments Ltd. ve

diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87, 29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik

Krallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A.

ve diğerleri/Belçika, B. No: 17849/91, 20/11/1995, § 31).

50. Öneryıldız/Türkiye kararına konu olayda,

Ümraniye çöplüğünde meydana gelen metan gazı patlaması sonucu gerçekleşen

toprak kayması dolayısıyla başvurucuya ait gecekondu zarar görmüştür. AİHM,

başvurucunun konutunun bulunduğu taşınmazın Hazineye ait olduğunu ve bir gün bu

taşınmazı devralma beklentisinin mülk teşkil etmediğini kabul etmiştir. Ancak

AİHM, 1988 yılında ruhsatsız olarak inşa edilmesinden 1993 yılında meydana

gelen kazaya kadar belediye makamlarınca anılan taşınmazda bulunan gecekondunun

yıktırılmadığına dikkat çekmiştir. Kararda; yetkili makamların başvurucu ve

yakın akrabalarının bu evde oluşturdukları toplum ve aile çevresinde hiç

rahatsız edilmeden yaşamasına izin verildiği, üstelik başvurucudan emlak

vergisi alındığı ve ücret karşılığında başvurucunun kamu hizmetlerinden yararlanmasının

sağlandığı belirtilmiştir. AİHM bu sebeple yetkili makamların başvurucu ve

akrabalarının meskenleri ile taşınır mallarında mülkiyet hakkına ilişkin bir

menfaate sahip olduğunun fiilî (de facto) olarak kabul edildiği

tespitinde bulunmuştur. AİHM; imar uygulamaları bakımından belirli bir takdir

yetkisi olduğunu ancak bu takdir hakkının zamanında, uygun ve hepsinden

önemlisi tutarlı bir şekilde harekete geçme yükümlülüğünü sona erdirmeyeceğini

belirtmiştir. AİHM'e göre somut olayda bu yükümlülüğe uyulmadığı gibi kaçak

yapıları engellemeye yönelik kanunların uygulanmasında oluşturulan

belirsizliğin başvurucunun meskenine ilişkin durumun bir gece içinde

değişebileceğini sanmasına neden olması mümkün değildir. AİHM, başvurucunun

meskenine yönelik mülkiyet hakkına ilişkin menfaatinin Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin ilk cümlesi çerçevesinde önemli bir menfaat ve

dolayısıyla bir mülk oluşturduğu sonucuna varmıştır (Öneryıldız/Türkiye,

§§ 124-129).

51. Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye (B. No:

22035/10, 15/11/2016) kararına konu olay 1997 yılında yaptırılan başvuruculara

ait konutun bir okul inşaatı sırasında zarar görmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Bu olayda derece mahkemeleri

konutun ruhsatsız olduğu gerekçesiyle başvurucuların tazminat taleplerini

reddetmişlerdir. Öneryıldız/Türkiye kararına atıfla ruhsatsız olarak

yapılmış olsa da kamu makamlarınca bu yapının yıktırılmadığı veya yıkımı

yönünde bir işleme de girişilmediğine dikkat çekilerek tapuya tescil edilen

konut yönünden başvurucuların Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin

birinci paragrafında ifade edilen anlamda mülk teşkil edebilecek menfaatlerinin

olduğu belirtilmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 40-47).

AİHM; başvuruyu genel ilke niteliğindeki mülkiyetten barışçıl yararlanma

hakkına ilişkin birinci kural çerçevesinde incelemiş (Keriman Tekin ve

diğerleri/Türkiye, §§ 52, 55), müdahalenin kanuni dayanağının çevreyi

korumak yönünde bir meşru amacı içerdiğini kabul etmiştir (Keriman Tekin ve

diğerleri/Türkiye, §§ 68, 69). Ancak AİHM'e göre somut olayın koşullarında

oluşan maddi zarara rağmen başvurucuların tazminat taleplerinin reddedilmesi,

başvurucuların mülkiyet hakkı kapsamındaki menfaatleri ile kamunun yararı

arasındaki adil dengeyi bozmuş; başvuruculara aşırı ve olağan dışı bir külfet

yükletilmesine yol açmıştır. AİHM, bu gerekçelerle başvurucuların mülkiyet

haklarının ihlaline karar vermiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§

70, 71).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

52. Mahkemenin 13/1/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

53. Başvurucu; yıkım kararının iptali istemiyle açılan

davada işlemin hukuka aykırılığının tespit edildiği hâlde muhdesat bedeli için

açtığı tam yargı davasının reddedildiğini belirtmiştir. Yapılan işlemde kamu

yararı bulunmadığını, keyfî olduğunu ve işgalci olarak kabul edilemeyeceğinin

yargı kararları ile belirlendiğini ifade eden başvurucu, Valiliğin taşınmaz

hakkında herhangi bir yetkisi bulunmadığını ve Kıyı Kanununun Uygulanmasına

Dair Yönetmeliğe göre müktesep hakkının bulunduğunu vurgulamıştır. Başvurucu,

tahliye ve yıkım kararı sonrası açılan davada yürütmenin durdurulmasına karar

verildiğini, bunun üzerine İdarece esas karar verilinceye kadar işlem

yapılmayacağı belirtildiğinden kış aylarında yapılan düğün rezervasyonları

gereğince işine devam ettiğini ancak esas karar verilmeden 11/7/2013 tarihinde

tahliye ve yıkımın gerçekleştirildiğini, yirmi yedi yıllık işini ve emeğini

kaybettiğini belirterek özel ve aile hayatına saygı, çalışma, mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

54. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı

35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz.”

55. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucu, mülkiyet hakkı dışında özel ve aile hayatına saygı, çalışma

ve adil yargılanma haklarının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Somut olayda

özellikle başvurucunun eşyalarının zarara uğraması ve kâr kaybı zararına

ilişkin ayrı bir dava açtığı ve bu dava sonrası bireysel başvuruda bulunmadığı

da dikkate alındığında başvurucunun asıl şikâyetinin İdareden ihale ile

kiraladığı taşınmaz üzerine yaptığı yapıların kira sözleşmesinin feshedilmesi

sonucunda yıkılması nedeniyle uğranılan zararın karşılanmamasına yönelik olduğu

anlaşıldığından başvurucunun bütün şikâyetleri mülkiyet hakkının ihlali iddiası

kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

56. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Mülkün

Varlığı

57. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir

kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa

Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54).

58. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir." denilmek

suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle

güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla

değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak

değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar

ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni ve fikrî hakların yanı sıra

icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut

Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

59. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı mevcut mal, mülk

ve ekonomik değerleri koruyan bir temel haktır. Kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma beklentisi -bu konudaki menfaati ne

kadar güçlü olursa olsun- mülkiyet kavramı içinde değildir (Kemal Yeler ve

Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36).

60. Kamu malı niteliğindeki arazi üzerinde şehir

planlaması ile ilgili düzenlemelere aykırı olarak inşa edilen yapıların

kullanılmasından kaynaklanan ekonomik menfaatin bazı durumlarda Anayasa'nın 35.

maddesi kapsamında mülk teşkil etmesi mümkündür. Bu bakımdan şehir planlaması

ile ilgili düzenlemelere aykırı şekilde inşa edilmiş olması sebebiyle idari

makamlarca yapının her an yıkılması mümkün bulunmasına rağmen bu yönde bir

girişimde bulunulmaması ve önlem alınmaması, uzunca bir süre bu duruma sessiz

kalınması, esasen yapı sebebiyle vergi tahsil edilmesi veya yapının kamu

hizmetlerinden yararlandırılması suretiyle bu alanlarda sosyal ortam ve aile

ortamının oluşturulmasına izin verilmesi hâlinde, inşa edilen yapının

kullanılmasından kaynaklanan ekonomik değerin Anayasa'nın 35. maddesi

çerçevesinde önemli bir mal varlığı değeri ve dolayısıyla bir mülk

oluşturduğunun kabul edilmesi gerekir (Nazif Kılıç, B. No: 2014/5162,

15/6/2016, § 35).

61. Anayasa Mahkemesi Nazif Kılıç başvurusunda,

gecekondunun başvurucu tarafından yaptırıldığına ve uzun bir zamandan bu yana

kullanıldığına dikkat çekmiştir. Kararda; kaçak olarak inşa edildiği anlaşılan

gecekondunun yıkımı ve izinsiz dikilen ağaçların sökülmesi için gerekli

imkânlara sahip bulunan idarece uzun bir süre girişimde bulunulmadığı gibi

belediyecilik hizmetleri sunulması suretiyle bu alanda sosyal ortam ve aile

çevresinin kurulmasına müsaade edilmesi karşısında yıkılan gecekondu ve sökülen

ağaçların kullanımının başvurucu yönünden önemli bir ekonomik menfaat teşkil

ettiği, bu yönden başvurucunun mülkiyet hakkının bulunduğu kabul edilmiştir (Nazif

Kılıç, § 40).

62. Ayşe Öztürk (B. No: 2013/6670, 10/6/2015)

kararı ise tapu tahsis belgesi bulunan taşınmaz üzerindeki konutun tazminat

ödenmeksizin yıktırılmasına ilişkindir. Bu kararda da tapu tahsis belgesiyle

başvurucuya tahsis edilen arazi üzerinde başvurucu tarafından bina yapıldığı ve

binanın uzun süredir kullanıldığı, Maliye Hazinesi tarafından bina yapılmasına

veya kullanılmasına engel olunmadığı gibi binaya ilişkin emlak vergilerinin de

tahsil edildiği vurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesi -arazi üzerindeki binanın

başvurucu tarafından yapılarak kullanıldığı ve Maliye Hazinesinin herhangi bir

itirazının olmadığı dikkate alındığında- bina üzerinde başvurucunun mülkiyet

hakkının bulunduğunu kabul etmiştir (Ayşe Öztürk, § 85).

63. Rifat Algan (B. No: 2014/19138, 22/2/2018) ve İrfan

Öztekin (B. No: 2014/19140, 5/12/2017) kararlarına konu olayda 2005 yılında

idarenin yapmış olduğu okul inşaatı sırasında meydana gelen toprak kayması

sonucunda başvurucuların taşınmazları üzerinde kaçak olarak inşa edilen yapılar

zarar görmüştür. Kararda; kaçak olarak inşa edildiği anlaşılan yapıların yıkımı

için idarenin gerekli imkânlara sahip olmasına rağmen yaklaşık yirmi iki yıl

gibi uzun bir süre girişimde bulunmadığı gibi bu süre zarfında başvurucuların

belediyecilik hizmetlerinden de yararlandırıldığı, bu süre zarfında

başvurucuların bu binalarda sosyal ortam ve aile çevresinin kurulmasına müsaade

edildiği vurgulanmıştır. Dolayısıyla bu kadar uzun bir süre boyunca söz konusu

binanın kullanımının başvurucular bakımından önemli bir ekonomik menfaat teşkil

ettiği sonucuna varılmıştır (Rifat Algan, §§ 49-51; İrfan Öztekin

§§ 43-45).

64. Tülay Arslan ve diğerleri kararına konu olayda

Eskişehir Belediyesi, tapuda Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları Genel

Müdürlüğü (TCDD) adına kayıtlı bulunan ve Eskişehir İstasyon parkı sınırları

içerisinde bulunan taşınmazı 1977 yılından itibaren başvurucuların murisine

kiralamıştır. Taşınmaz, başvurucular murisince içkili restoran olarak

işletilmiştir. Taşınmazın 1994 yılından sonra Tepebaşı Belediyesi (Belediye)

sınırları içerisinde kalması nedeniyle bu tarihten sonra kira sözleşmesi

Belediyeyle akdedilmiş ve kira bedelleri de Belediyeye ödenmiştir. Ancak TCDD,

taşınmazda Belediyenin üstün bir hakkı bulunmadığını belirterek başvurucuların

murisi aleyhine müdahalenin meni ve ecrimisil istemiyle dava açmıştır. Bu

davada başvurucular murisinin Belediye ile akdedilen sözleşmeye dayanılarak

taşınmazı kullanmasının haklı bir nedeninin bulunmadığı neticesine

ulaşılmıştır. Karar 5/10/2006 tarihinde kesinleşmiştir. TCDD tarafından

başvurucuların murisi aleyhine ecrimisil bedelinin ödenmesi istemiyle açılan

ikinci davada ise murisin taşınmazı 5/6/2002 tarihinden sonra kullanmadığı

tespit edilmiştir. Başvurucular murisi tarafından Belediyeye karşı açılan

bireysel başvuruya konu davada ise diğer taleplerin yanında bina bedelinin de

talep edildiği anlaşılmıştır. Derece mahkemeleri, binanın başvurucular

murisince inşa edildiğine ilişkin proje ve ruhsatların sunulamadığı, ayrıca

1/1/2001 tarihli işletme sözleşmesinde yapının belediyeye ait olduğunun

belirtildiği, taşınmazın mahkeme kararına istinaden yıkılacak olmasında

belediyenin bir kusurunun bulunmadığı ve henüz yıkılmadığı gerekçelerine yer

vererek bina bedeline ilişkin istemi reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi,

başvurucuların bina bedelinin ödenmesine ilişkin şikâyetlerini mülkiyet hakkı

kapsamında incelemiş ve içkili restoran olarak kullanılan yapının murislerince

inşa edildiğini gösteren yapı ruhsatı veya projesi gibi bir belge dosyaya

sunulmadığı gibi UYAP kayıtlarında bulunan 1/1/1996 tarihli kira sözleşmesi ile

1/1/2001 tarihli işletme sözleşmesinde taşınmazın mülkiyetinin Belediyeye ait

olduğuna işaret eden çeşitli hükümlerin yer aldığının görüldüğü gerekçesiyle

başvurunun bina bedelinin ödenmediğine ilişkin şikâyete yönelik kısmını konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulmuştur (Tülay Arslan

ve diğerleri, B. No: 2014/7051, 2/2/2017).

65. Somut olayda, başvurucunun eşi tarafından 1987

yılında ihale ile kiralanan tesisin daha sonraki yıllarda adının Can Düğün

Salonu ve Tesisleri olarak değiştirildiği ve başvurucu tarafından aynı

şartlarla işletilmeye devam edildiği anlaşılmaktadır. Derece mahkemeleri bu

tesis üzerinde bulunan bireysel başvuruya konu yapıların başvurucu tarafından

yapılmadığına ilişkin bir tespitte bulunmamıştır. Dolayısıyla bu yapıların

başvurucu tarafından inşa edildiği değerlendirilerek sonuca varmak

gerekecektir. Bu nedenle Tülay Arslan ve diğerleri kararından farklı

olarak başvurucu tarafından yapıldığı ve uzun bir süre kullanıldığı anlaşılan

yapıların başvurucu bakımından önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği ve bu

yönden başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı kapsamında

korunması gereken bir menfaatinin mevcut olduğu kabul edilmiştir.

b. Müdahalenin

Varlığı ve Türü

66. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas

eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş;

ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi

belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi

koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun

bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son

fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol

etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).

67. Somut olayda mülkiyet hakkı yönünden şikâyet edilen

temel husus taşınmaz üzerindeki yapının tazminat ödenmeksizin yıkılmasına

ilişkindir. Anayasa Mahkemesi daha önce benzeri başvuruları mülkiyetten

barışçıl yararlanma hakkına saygıya ilişkin genel kural çerçevesinde

incelemiştir (İrfan Öztekin, § 47; Rıfat Algan, § 53; Durali

Gümüşbaş, B. No: 2015/6427, 10/10/2018, § 42). Somut olayda da bu

ilkeden ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.

c. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

68. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

69. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız

bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik

toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

70. Somut olayda 2. İdare Mahkemesi, 2003 yılında kira

sözleşmesinin İdarece feshedilmesine ve 2008 yılında verilen tahliye kararına

karşı başvurucu tarafından açılan davanın reddedilmesine rağmen başvurucunun

taşınmazı tahliye etmeyerek devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yeri

haksız olarak kullanmaya devam ettiğine ve bu nedenle İdare tarafından yapılan

işlemlerde hizmet kusuru bulunmadığına vurgu yapmıştır. Bu itibarla

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin yasal dayanağını 3621 sayılı

Kanun'un 8. ve 2886 sayılı Kanun’un 75. maddeleri oluşturduğundan müdahalenin

kanunilik ölçütünü taşıdığı değerlendirilmiştir.

ii. Meşru Amaç

71. Anayasa'nın 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve

dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu düzenlenmiş; çevreyi

geliştirmenin, çevre sağlığını korumanın ve çevre kirliliğini önlemenin devlet

ve vatandaşların ödevi olduğu belirtilmiştir. İnşa edilecek yapıların imar

mevzuatına uygun olarak yapılmasının sağlanması ve bu kapsamda ilgili mevzuat

hükümleri uyarınca ruhsat alınmadan yapılabileceği açıkça düzenlenen yapılar

hariç bütün yapıların ruhsata bağlanması suretiyle yapılaşmanın fen, sağlık ve

çevre şartlarına uygun olarak gerçekleştirilmesi; sağlıklı, güvenli, kaliteli

ve ekonomik yaşam çevrelerinin oluşturulması bakımından önem teşkil etmektedir.

Bu bakımdan yapılaşmanın fen, sağlık ve çevre şartlarına uygunluğunun

sağlanmasında ve buna ilişkin düzenlemelerde kamu yararı bulunduğu kabul

edilmelidir (Osman Yücel, B. No: 2014/4874, 15/6/2016, §§ 82-84).

72. Somut olay bağlamında kira sözleşmesinin feshedilmesi

sonucunda kumluk niteliğindeki (kıyı kenar çizgisi içinde bulunan) arazi

üzerinde bulunan yapıların yıkılmasının kıyıların korunmasına ve devletin hüküm

ve tasarrufu altındaki alanların işgal edilmesinin önlenmesiyle kıyıların

herkesin kullanımına açılmasına yönelik kamu yararına dayalı meşru bir amacının

bulunduğu kabul edilmiştir.

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

73. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet

hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

74. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

75. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik

ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik

ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca

daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık

ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul

bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

76. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Anayasa Mahkemesi, müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde

tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alır (Arif Güven, B. No:

2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

77. Çağdaş şehircilik ilkeleri çerçevesinde planlama ve

imar uygulamaları bakımından geniş takdir yetkileri bulunan kamu makamlarının

bu takdir yetkilerini zamanında, makul ve tutarlı bir biçimde kullanmaları

gerekmektedir. Kaçak olarak inşa edildiği anlaşılan yapının yıkımı için gerekli

imkânlara sahip olan idarenin uzun bir süre girişimde bulunmaması ve söz konusu

yapının belediyecilik hizmetlerinden faydalandırılması, bu binada yaşayanlar

için sosyal ortam ve aile çevresinin kurulmasına müsaade edildiği anlamı

taşımaktadır. Yukarıda da değinildiği üzere makul görülebilenden uzun bir süre

boyunca söz konusu binada yaşayan başvurucu ve ailesi yönünden binanın

kullanımının önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği kuşkusuzdur. Kamu

makamlarının belirsizliğe yol açan edilgen tutumu karşısında başvurucunun bu

durumun bir anda değişebileceğini öngörmesi de beklenemez. Üstelik 3194 sayılı

Kanun'un 32. maddesine göre yapının belediyenin ihtarı üzerine imara uygun hâle

getirilmesi de söz konusu olabilmektedir (benzer yöndeki bir değerlendirme için

bkz. Rifat Algan, § 51).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

78. Başvurucu, uzun süredir kullanımında bulunan yapıları

kira sözleşmesinin sona ermesinden sonra da kullanmaya devam ettiğini ve

yapıların üzerinde 1987 yılından bu yana devam eden kullanım nedeniyle müktesep

hakkının bulunduğunu ileri sürerek bu yapıların yıkılması sonucu meydana gelen

zararın karşılanmamasından yakınmaktadır.

79. Somut olayda, 1987 yılında yapılan ihale sonucunda

başvurucunun eşi F.Y. ile İdare arasında imzalanan kira sözleşmesine istinaden

tesisin F.Y.ye kiralandığı ve daha sonra tesisin adının değiştirilerek

başvurucu tarafından kullanılmaya devam edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda

kira sözleşmesinin aynı şartlarla başvurucu tarafından sürdürüldüğü

görülmektedir. İdare görevlileri 1997 yılında başvurucunun eşi tarafından

ruhsatsız inşaat faaliyeti yapıldığını tespit etmiş ve durdurma kararı vererek

mühürleme yapmıştır. Ancak bireysel başvuru dosyası ve eklerinde bulunan bilgi

ve belgelerden; 1997 yılında yapılan durdurma ve mühürleme işlemine konu edilen

yapılarla bireysel başvuru dosyasında yıkımı yapıldığı belirtilen yapıların

aynı olup olmadıklarına, sözleşmenin İdarece feshedildiği 11/11/2003 tarihinden

sonra taşınmaz üzerine yeni yapı inşa edilip edilmediğine ve yıkım işlemi

gerçekleştirilen yapıların ruhsatının bulunup bulunmadığına ilişkin kanıya

varmak mümkün olmamıştır.

80. İdare, kira sözleşmesini 11/11/2003 tarihinde

feshetmiş ve bu kararı başvurucunun eşi F.Y.ye 14/11/2003 tarihinde bildirmiştir.

Başvurucu ve/veya eşi tarafından kira sözleşmesinin feshedilmesi işlemine karşı

yargı yoluna başvurulduğuna ilişkin bir iddiaya yer verilmemiştir. Sözleşmenin

feshedildiği 2003 yılından sonra da taşınmaz başvurucu tarafından kullanılmaya

devam edilmiştir. Valilik 2008 yılında tesis ettiği işlemle taşınmazın

tahliyesine karar vermiştir. Bu işleme karşı başvurucunun açtığı dava

reddedilmiş ve 2012 yılı sonunda kesinleşmiştir.

81. Kira sözleşmesinin feshi ve sonrasında Valiliğin

kesinleşen tahliye kararına rağmen başvurucu tarafından tesisin tahliye

edilmemesi üzerine bu defa İdare 29/4/2013 tarihli işlemle taşınmazın 14/5/2013

tarihinde tahliye edileceğini ve yapıların yıkılacağını başvurucuya

bildirmiştir. Bu işleme karşı açılan davanın yargılaması sırasında verilen

yürütmenin durdurulmasına ilişkin karar nedeniyle anılan işlemin yerine

getirilmediği ancak 27/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilen İdare işlemi

ile yeniden taşınmazın tahliye edilerek yapıların yıkılmasına karar verildiği

ve 11/7/2013 tarihinde tahliye ve yıkım işlemlerinin gerçekleştirildiği

anlaşılmaktadır.

82. Bu süreçlerden görüleceği üzere somut olayda, kiraya

verilen taşınmaz üzerine yapılan yapılar uyuşmazlık konusu olduğundan ve bu

nedenle kira sözleşmesinin de dikkate alınması gerektiğinden uyuşmazlığın bu

yönüyle yukarıda yer verilen Nazif Kılıç, Ayşe Öztürk, İrfan Öztekin ve

Rifat Algan kararlarından farklı olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca

yine yukarıda yer verilen Tülay Arslan ve diğerleri kararında ise

uyuşmazlık kira sözleşmesine dayanmakla birlikte taşınmaz üzerinde bulunan

binanın başvurucular murisince inşa edildiğinin ispatlanamadığı

değerlendirilerek sonuca varılmıştır. Dolayısıyla Tülay Arslan ve diğerleri kararının

da somut olaydan bu yönüyle farklılaştığı anlaşılmaktadır (bkz. §§ 60-64).

83. Bu kapsamda; taraflar arasında imzalanan ve İdarece

2003 yılında feshedilen kira sözleşmesine ilişkin açık artırma şartnamesinde ve

özel şartnamede kiracının taşınmazı her zaman tahliye ve teslim etmeye mecbur

olduğu, tahliye nedeniyle herhangi bir tazminat talebinde bulunamayacağı,

yaptırdığı sabit tesisleri asla sökemeyeceği ve kiralananı ne hâlde teslim

almış ise kiranın bitiminde o hâlde teslim etmeye mecbur olduğu hususlarına yer

verildiği görülmektedir. Bu nedenle daha en başından itibaren başvurucu ve eşi,

kira sözleşmesinin bitiminde, yapacakları sabit tesisleri sökemeyeceklerini ve

kiralananı ne hâlde teslim almış iseler o hâlde teslim etmeye mecbur

olduklarını bilmektedirler.

84. Ayrıca başvurucu 2003 yılında kira sözleşmesinin

sonra erdiğinin, yapıların bulunduğu kısmın kumluk niteliğindeki alan

içerisinde kaldığının, bu tarihten sonraki kullanımının ve tesisten sağladığı

gelirin bir hakka dayanmadığı gibi tesisi tahliye etmesi gerektiğinin

farkındadır. Kaldı ki başvurucu, kira sözleşmesinin feshine ilişkin işlem

aleyhine dava da açmamıştır. 2003 yılından sonra Valilik tarafından tahliye

kararının verildiği 2008 yılına kadar devam eden beş yıllık dönemde kamu

makamlarının tahliye ve yıkım için hareketsiz kaldıkları görülmekte ise de

tesisi tahliye etmesi gerektiğini bilen başvurucu yönünden bu durumun tek

başına yapıların yıkılmayacağı yönünde meşru bir beklentiye yol açtığından söz

edilemez. 2008 yılında Valilik tarafından verilen tahliye kararına karşı başvurucunun

açtığı dava da reddedilerek kesinleşmiş, tahliyenin haksız olduğuna yönelik

bireysel başvuruda bulunulmamıştır.

85. Dolayısıyla bu yapıları kira sözleşmesinin

feshedildiği 2003 yılından sonra inşa ettiğine ilişkin ayrı bir iddia ileri

sürmeyen başvurucu; 2003 yılından itibaren taşınmazı tahliye etmesi

gerektiğini, rızaen tahliye işlemini gerçekleştirmediği takdirde kamu gücü

kullanılarak tahliyesinin yapılabileceğini ve kira sözleşmesi kapsamında tesis

üzerine yaptığı yapıların kiranın bitiminden sonra İdare tarafından

yıkabileceğini öngörebilecek durumdadır. Bu nedenle kira sözleşmesi ve

eklerindeki şartları kabul eden başvurucu yönünden, 1987 yılından beri devam

eden kullanımın, tesis üzerine inşa edilen yapıların kira sözleşmesinin sona

erdiği 2003 yılına kadar yıkılmayacağı yönünde haklı bir beklenti oluşturduğu

kabul edilse dahi sözleşmenin feshi sonrasında yaptırdığı sabit tesisleri

sökemeyeceğini ve kiralananı ne hâlde teslim almış ise o hâlde teslim etmeye

mecbur olduğunu bilen başvurucu açısından 2003 yılı sonrasında yapıların

yıkılmaması yönünde meşru bir beklenti oluşturmayacağı değerlendirilmiştir.

86. Sonuç olarak, devletin hüküm ve tasarrufu altında

bulunan alanların işgal edilmesinin önlenmesi ve kıyıların korunmasındaki kamu

yararı amacı da dikkate alındığında sona ermiş olan kira sözleşmesi kapsamında

inşa edilen yapıların yıkılması nedeniyle başvurucunun mülkiyet hakkının

korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin başvurucu

aleyhine bozulmadığı ve müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.

87. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 13/1/2021tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Basri BAĞCI Raportör : Olcay ÖZCAN Başvurucu : Fatma YILMAZ Vekili : Av. Ferudun Melih İŞMAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/14428, 13 Ocak 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Valilik
  10. B. İdare
  11. C. Eşyalara
  12. D. Muhdesat
  13. IV. İlgili
  14. Hukuk
  15. A. Ulusal Hukuk
  16. B. Uluslararası
  17. V. İnceleme Ve
  18. Gerekçe
  19. A. Başvurucunun
  20. B. Değerlendirme
  21. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  22. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan
  23. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  24. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/14428
Tarih
13 Ocak 2021

İlgili Kararlar

  • Okan Göçer Başvurusu (B. No: 2017/29596)
  • K.m. Başvurusu (B. No: 2017/29838)
  • Salih Savran Başvurusu (B. No: 2018/12600)
  • İdris Baluken Başvurusu (B. No: 2017/22387)
  • H.b. Başvurusu (B. No: 2018/20873)
  • Halis Uluer Başvurusu (B. No: 2018/12576)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.