İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Feridun Çalışkan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/32275)

1. Başvuru, üzerinde aile konutu şerhi bulunan taşınmazla

Başvuru No2017/32275Tarih16 Eylül 2020Okuma23 dk · 4.674 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Feridun Çalışkan Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
16 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2017/32275
R.G. Tarih ve Sayı
10/11/2020-31300
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.674 kelime·23 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, üzerinde aile konutu şerhi bulunan taşınmazla

ilgili olarak ortaklığın satış yoluyla giderilmesi talebinin reddedilmesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 11/8/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. İzmir'in Karşıyaka ilçesi Şemikler Mahallesi 32300

numaralı adada yer alan ve üzerilerinde ev bulunan, başvuruculara ait 11 parsel

ile yine aynı adada yer alıp üzerinde ev bulunan, H.A.ya ait 8 parsel

19/11/2015 tarihli parselasyon işlemi sonucu 25 parsel sayılı taşınmaz altında

birleştirilmiştir.

9. Tapu kaydında taşınmaz, iki adet iki katlı ev

niteliğinde olup 302,96 m2 yüz ölçümüne sahiptir. Taşınmazın 128,29 m2si

başvuruculara, 174,67 m2si H.A.ya aittir. H.A.ya ait pay üzerinde 18/4/2013

tarihinde tesis edilmiş aile konutu şerhi bulunmaktadır. Tapu kaydındaki

muhdesat bilgilerinde ise 11 ve 8 parsel maliklerine ait iki ayrı evin

bulunduğu belirtilmiştir.

10. Başvurucular 23/6/2016 tarihinde ortaklığın satış

yoluyla giderilmesi davası açmıştır. Dava dilekçesinde paydaşların bir araya

gelerek ortaklığı gidermelerinin mümkün olmadığı belirtilmiştir.

11. Davalı H.A. cevap dilekçesinde, parselasyon işleminin

iptali için açılan davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini ve

taşınmazdaki pay üzerinde aile konutu şerhi bulunduğundan ortaklığın

giderilmesinin mümkün olmadığını savunmuştur.

12. Karşıyaka 3. Sulh Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 21/2/2017

tarihinde, bilirkişi raporu doğrultusunda taşınmazın aynen taksiminin mümkün

olmaması nedeniyle satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar vermiştir.

Kararın gerekçesinde, parselasyon işleminin iptali için açılan dava 8 parsel

sayılı taşınmaza ilişkin olduğundan davanın bekletici mesele sayılmadığı

belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca davanın konusu itibarıyla taşınmaz üzerinde aile

konutu şerhi bulunması hususunun araştırılmasına yer olmadığını ifade etmiştir.

13. Mahkeme kararına karşı davalı, istinaf yoluna

başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde, aile konutu şerhi nedeniyle ortaklığın

giderilmesinin mümkün olmadığı ve parselasyon işleminin iptali davasının

bekletici mesele sayılması gerektiği ileri sürülmüştür.

14. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi (Daire)

16/5/2017 tarihinde mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine kesin

olarak karar vermiştir. Daire kararında, Yargıtay içtihadına göre dava konusu

taşınmaza aile konutu şerhi konulmasının ortaklığın giderilmesine engel teşkil

edeceği ve şerh terkin edilmedikçe ortaklığın giderilmesinin mümkün olmadığı

belirtilmiştir. Ayrıca Daire, parselasyon işleminin iptaline ilişkin olarak

açılan davanın sonucunun da beklenmesi gerektiğini ifade etmiştir.

15. Nihai karar 18/7/2017 tarihinde başvuruculara tebliğ

edilmiştir.

16. Başvurucular 11/8/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

17. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden

yapılan incelemede parselasyon işleminin iptali için açılan davanın İzmir 5.

İdare Mahkemesince işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle 4/10/2017

tarihinde reddedildiği ve dosyanın -bireysel başvurunun inceleme tarihi

itibarıyla- istinaf aşamasında olduğu görülmüştür.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat

Hükümleri

18. 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun "Parselasyon

planlarının hazırlanması" kenar başlıklı 18. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

"İmar hududu içinde bulunan binalı

veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı

aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya

belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına

uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti

esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini

yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan

dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır."

19. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu'nun "Genel olarak" kenar başlıklı 193. maddesi

şöyledir:

"Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça,

eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi

yapabilir."

20. 4721 sayılı Kanun'un "Aile konutu"

kenar başlıklı 194. maddesi şöyledir:

"Eşlerden biri, diğer eşin açık

rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile

konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.

Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep

olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini isteyebilir.

Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz

malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin

verilmesini tapu müdürlüğünden isteyebilir.

Aile konutu eşlerden biri tarafından

kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı

bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile

müteselsilen sorumlu olur."

21. 4721 sayılı Kanun'un "Paylaşma istemi"

kenar başlıklı 698. maddesi şöyledir:

"Hukukî bir işlem gereğince veya

paylı malın sürekli bir amaca özgülenmiş olması sebebiyle paylı mülkiyeti devam

ettirme yükümlülüğü bulunmadıkça, paydaşlardan her biri malın paylaşılmasını

isteyebilir.

Paylaşmayı isteme hakkı, hukukî bir

işlemle en çok on yıllık süre ile sınırlandırılabilir. Taşınmazlarda paylı

mülkiyetin devamına ilişkin sözleşmeler, resmî şekle bağlıdır ve tapu kütüğüne

şerh verilebilir.

Uygun olmayan zamanda paylaşma isteminde

bulunulamaz."

22. 4721 sayılı Kanun'un "Paylaşma biçimi"

kenar başlıklı 699. maddesi şöyledir:

"Paylaşma, malın aynen bölüşülmesi

veya pazarlık ya da artırmayla satılarak bedelinin bölüşülmesi biçiminde

gerçekleştirilir.

Paylaşma biçiminde uyuşma sağlanamazsa,

paydaşlardan birinin istemi üzerine hâkim, malın aynen bölünerek

paylaştırılmasına, bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi

hâlinde eksik değerdeki parçaya para eklenerek denkleştirme sağlanmasına karar

verir.

Bölme istemi durum ve koşullara uygun

görülmezse ve özellikle paylı malın önemli bir değer kaybına uğramadan

bölünmesine olanak yoksa, açık artırmayla satışa hükmolunur. Satışın paydaşlar

arasında artırmayla yapılmasına karar verilmesi, bütün paydaşların rızasına

bağlıdır. "

2. Yargıtay

İçtihadı

23. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 5/7/2017 tarihli ve

E.2015/15195, K.2017/5681 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Paydaşlığın (ortaklığın)

giderilmesi davaları, paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır

veya taşınmaz mallarda paydaşlar (ortaklar) arasında mevcut birlikte mülkiyet

ilişkisini sona erdirip ferdi mülkiyete geçmeyi sağlayan, iki taraflı,

tarafları için benzer sonuçlar doğuran davalardır.

Hemen belirtilmelidir ki, aile

konutunun, hak sahibi eş tarafından devri ve konut üzerindeki hakların

sınırlandırılması, diğer eşin açık rızasına bağlıdır. Aile konutu olarak

özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili

gerekli şerhin verilmesini isteyebilir (TMK m.194). Bu rıza alınmadan konutla

ilgili yapılan tasarruf işlemi geçersizdir. Bu geçersizliği, rızası gereken eş

konutun bu vasfını devam ettirmesi koşuluyla evlilik birliği süresince ileri

sürebilir. Evlilik, ölümle veya boşanma yahut da iptal kararıyla sona ermiş

ise, Türk Medeni Kanununun 194. maddesinin 'aile konutuna' sağladığı koruma da sona

erer ve diğer eşin rızası alınmadan yapılan tasarruf işlemi yapıldığı andan

itibaren geçerlilik kazanır.

Somut olayda; dava konusu taşınmazın

taraflar adına 1/2'şer pay ile kayıtlı olduğu, Antalya 4. Aile Mahkemesinin

23.10.2015 tarih, 2015/442 Esas, 2015/895 Karar sayılı hükmü ile dava konusu

taşınmaz üzerine 'aile konutu' şerhi konulduğu, hükmün 22.12.2015 tarihinde

kesinleştiği anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmaza aile konutu şerhi

konulduğuna göre artık bu şerh, ortaklığın giderilmesine engel teşkil eder.

Tapu kaydındaki aile konutu şerhi terkin edilmediği müddetçe ortaklığın

giderilmesine karar verilmesi mümkün olmadığından mahkemece, davanın reddine

karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru

görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir."

24. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 4/3/2019 tarihli ve

E.2016/15977, K.2019/1842 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...mahkemece, davaya konu taşınmaz

üzerinde aile konutu şerhi bulunması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş

ise de; davacı Ö.B., davalı ile dava dışı eşi M.U. dava konusu taşınmazda

birlikte paydaş iken, M.U.nun payını satın almış ve işbu davayı açmıştır. Diğer

eş A.U. tarafından taşınmazı satan aleyhine Türk Medeni Kanununun 194.

maddesine dayalı tapunun iptali ve tescil davası açılmamıştır. Satıcı eş M.U.

ile davacı Ö.B. arasında aile konutu şerhini bertaraf etmek amacıyla el ve

işbirliği olduğu da iddia edilip kanıtlanmadığından üçüncü kişi konumundaki

paydaş davacının mülkiyet hakkı aile konutu şerhi nedeniyle kısıtlanamaz.

Bu durumda, mahkemece davanın esası

hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru

görülmemiştir."

25. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16/7/2007 tarihli ve

E.2007/10018, K.2007/11375 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Davalı, 125 parsel sayılı

taşınmazda 219/1630 oranında paydaştır. Bu paya ilişkin tapu kaydı üzerine aile

konutu şerhi konulması gerekirken, diğer paydaşların tasarruflarını

sınırlayacak şekilde 125 parsel nolu taşınmazın tapu kaydına şerh konulmasına

biçiminde hüküm kurulması doğru görülmemiştir."

26. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2/3/2016 tarihli ve

E.2015/20284, K.2016/3924 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Aile konutu olarak özgülenen

taşınmaz malın maliki olmayan eş tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin

verilmesini isteyebilir. (TMK m. 194/3) Aile konutu şerhi konulmasının amacı,

taşınmazın maliki olmayan eşin rızası olmaksızın, aile konutu olarak özgülenen

taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunulmasını engellemektir."

27. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 9/1/2010 tarihli ve

E.2009/9010, K.2010/172 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dosya kapsamına, toplanan

delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve

takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına ve dava konusu edilen bağımsız

bölümün tapu kaydında Medeni Kanun’un 194/3 maddesi hükmü gereğince aile konutu

olduğuna dair şerh yer almamasına, paydaş sayısı ve pay oranları itibariyle

aynen bölünmesine olanak bulunmayan taşınmazın satışı suretiyle ortaklığın

giderilmesine karar verilmesinde bir usulsüzlük olmamasına göre yerinde

görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün

onanmasına ..."

B. Uluslararası

Hukuk

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek

1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı 1.

maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve

mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse,

ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin,

mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin

ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre

Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin temel amacı, devlet tarafından

mülkiyet hakkına yapılan haksız müdahalelere karşı kişinin korunmasını

sağlamaktır. Bununla birlikte Sözleşme'nin 1. maddesi uyarınca taraf her devlet

"kendi yetki alanı içinde bulunan herkesin Sözleşme'de tanımlanan

hakları ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlama" yükümlülüğü

altındadır. Bu genel nitelikli görevin yerine getirilmesi, Sözleşme ile güvence

altına alınan hakların etkili bir biçimde uygulanmasını sağlamak için bazı

pozitif yükümlülükler ortaya koymaktadır (Ališić ve diğerleri/Bosna

Hersek, Hırvatistan, Sırbistan, Slovenya ve Makedonya Cumhuriyeti [BD], B.

No: 60642/08, 16/7/2014, § 100; Sovtransavto Holding/Ukrayna, B. No:

48553/99, 25/7/2002, § 96).

30. AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi

ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının da bazı pozitif yükümlülükler

içerdiğini kabul etmektedir. AİHM'e göre mülkiyet hakkının gerçekten etkili bir

biçimde korunabilmesi, devletin müdahale etmeme görevi yanında ayrıca bazı

pozitif tedbirler almasını da gerektirmektedir (Öneryıldız/Türkiye [BD],

B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 134; Broniowski/Polonya [BD], B. No:

31443/96, 22/6/2004, § 143).

31. AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesinin devletin doğrudan müdahalesinin söz konusu olmadığını, özel kişiler

arasındaki uyuşmazlıklar yönünden de -belirli durumlarda- mülkiyet hakkının

korunması için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünü içerdiğini kabul

etmektedir. Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde -özel kişiler arası

mülkiyet ilişkileri bakımından olsa bile- kişilerin mülkiyet haklarına

yapılacak keyfî müdahalelere karşı hukuksal bir koruma sağlaması gerekmektedir.

Bu bağlamda devlet, özellikle tarafların mülkiyet hakkına ilişkin uyuşmazlıklar

yönünden usule ilişkin gerekli güvenceleri sunan etkin bir yargısal mekanizma

oluşturma yükümlülüğü altındadır. Bu çerçevede oluşturulan yargı yollarında

ulusal mahkemeler de iç hukukta yer alan ilgili kanunlar ışığında makul ve adil

bir biçimde mülkiyet uyuşmazlıklarını çözmek durumundadır. AİHM, bu

gerekliliğin sağlanıp sağlanmadığını değerlendirirken uygulanan usulün bütününü

incelemektedir (Sovtransavto Holding/Ukrayna, § 96; Fuklev/Ukrayna,

B. No: 71186/01, 7/6/2005, §§ 90, 91; Kotov/Rusya [BD], B. No: 54522/00,

3/4/2012, § 112; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007,

§§ 82-87; Capital Bank AD/Bulgaristan, B. No: 49429/99, 24/11/2005, §

134).

32. Bununla birlikte AİHM; iç hukukun yorumlanması ve

uygulanması konusundaki görevinin sınırlı olduğunu, ulusal mahkemelerin hukuk

kurallarının yorumlanması bakımından sahip oldukları takdir hakkına, açık bir

keyfîlik veya bariz bir takdir hatası olmadıkça karışamayacağını belirtmektedir

(Anheuser‑Busch Inc./Portekiz, § 83).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

33. Mahkemenin 16/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

34. Başvurucular, bir paydaşa ait payda aile konutu şerhi

bulunması nedeniyle taşınmaz üzerindeki mülkiyet haklarının kısıtlanmış

olmasından şikâyet etmektedir. Aile konutu şerhinin bulunduğu payın bağımsız bir

bölüm olarak tapuda yer almadığını belirten başvurucular, şerh nedeniyle diğer

paydaşların satışa ilişkin haklarının kısıtladığını iddia etmiştir.

Başvurucular; hissesi üzerinde aile konutu şerhi olan, H.A. tarafından açılmış

bir dava olmadığından 4721 sayılı Kanun'un 194. maddesinin uygulama alanı

bulamayacağını ifade etmiştir.

35. Başvurucular, Daire kararında emsal olarak gösterilen

Yargıtay içtihadında bağımsız bölüm vasfındaki taşınmaz hakkındaki ortaklığın

giderilmesi davasının reddedildiğini ancak malik oldukları taşınmazın arsa

vasfında ve hisseli olduğunu belirtmiştir. Haksız bir kararla davanın

reddedildiğini ifade eden başvurucular, aile konutu şerhi nedeniyle mağdur

olduklarını iddia etmiştir.

36. Başvurucular sonuç olarak bu gerekçelerle mülkiyet ve

adil yargılanma hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

37. Anayasa’nın "Mülkiyet hakkı" kenar

başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz.”

38. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve

görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucular adil yargılanma hakkı ve eşitlik ilkesinin de ihlal

edildiğini ileri sürmekte ise de aile konutu şerhi nedeniyle ortaklığın

giderilemediği yönündeki şikâyetlerin esas itibarıyla mülkiyet hakkını

ilgilendirdiği anlaşıldığından başvurucuların tüm şikâyetlerinin mülkiyet

hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

41. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir

kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle

öncelikle başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren

mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadıkları noktasındaki hukuki

durumun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382,

16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

42. Somut olayda başvurucuların taşınmazın paydaşları

olduğu dikkate alındığında Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkün

mevcut olduğu kuşkusuzdur.

43. Başvuru konusu olayda başvurucuların mülkiyet hakkına

yönelik olarak kamu makamlarınca doğrudan yapılan bir müdahale mevcut olmayıp

özel kişiler arası bir uyuşmazlık söz konusudur. Dolayısıyla başvuruda devletin

mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri yönünden inceleme yapılması

gerekmektedir.

44. Somut olayda mülkiyet hakkına ilişkin pozitif

yükümlülükler kapsamında değerlendirme yapılacaktır. Bu nedenle başvurunun

Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ve mülkten barışçıl

yararlanma hakkını düzenleyen genel kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

a. Genel

İlkeler

45. Mülkiyet hakkının korunmasının devlete birtakım

pozitif yükümlülükler yüklediği hususu Anayasa'nın 35. maddesinin lafzında açık

bir biçimde düzenlenmemiş ise de bu güvencenin sadece devlete atfedilebilen

müdahalelere yönelik sınırlamalar getirdiği, bireyi üçüncü kişilerin

müdahalelerine karşı korumasız bıraktığı düşünülemez. Pozitif yükümlülüklerin

ortaya çıkmasının nedeni gerçek anlamda koruma sağlanmasıdır. Buna göre

anılan maddede bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet

hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin

müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Gerçek anlamda koruma sağlanması için

devletin negatif yükümlülükleri dışında pozitif yükümlülüklerinin de olması

gerekir. Dolayısıyla Anayasa'nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet

hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu bağlamda

söz konusu pozitif yükümlülükler, kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar

da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin

alınmasını gerektirmektedir (Türkiye Emekliler Derneği, B. No:

2012/1035, 17/7/2014, §§ 34-38; Eyyüp Boynukara, B. No: 2013/7842,

17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol

Ürünleri Sanayi Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/8649, 15/2/2017, §

43).

46. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına

yapılan müdahalelere karşı usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal yolları da

içeren etkili hukuksal bir çerçeve oluşturma ve oluşturulan bu hukuksal çerçeve

kapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olan

uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etmek

sorumluluklarını da içermektedir (Selahattin Turan, B. No: 2014/11410,

22/6/2017, § 41).

47. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda tarafların

birbirleriyle çatışan menfaatleri bulunmaktadır. Dolayısıyla tarafların karşı

karşıya gelen menfaatleri çerçevesinde mülkiyet hakkını korumakla yükümlü

bulunan devletin maddi ve usule ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirip

getirmediği dikkate alınarak sonuca varılmalıdır. Bu bağlamda ilk olarak

belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanun hükmünün mevcut olup olmadığı

irdelenmelidir (Nobel İlaç Pazarlama ve Sanayii Ltd. Şti., B. No:

2016/4887, 3/7/2019, § 61).

48. İkinci olarak başvuruculara mülkiyet haklarına

yapılan müdahaleye etkin bir biçimde itiraz edebilme, savunma ve iddialarını

yetkili makamlar önünde ortaya koyabilme olanağının tanınıp tanınmadığı

incelenmelidir. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz

etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi

bakımından bu madde -Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade

edildiği üzere- mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul

olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini

kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak

yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir

Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).

49. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel

kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu

gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının

söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine

getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerin kararlarında konu ile

ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu

zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle

birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin

temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde

değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve GMO Yapı Grup

End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/12563, 24/5/2018, § 52).

50. Son olarak ise başvurucuların mülkiyet haklarını

koruyacak ve yeterli güvenceler sağlayacak hukuksal mekanizmaların oluşturulup

oluşturulmadığı incelenmelidir. Bununla birlikte her iki tarafın menfaatlerinin

mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir

sonuca da yol açmaması gerekir. Menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan

biri aleyhine bireysel olarak aşırı ve olağan dışı bir külfetin yüklenmesi,

pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir. Olayın bütün koşulları ve

taraflara tanınan tüm imkânlar ile tarafların tutum ve davranışları gözönünde

bulundurularak menfaatlerin adil bir şekilde dengelenip dengelenmediği

değerlendirilmelidir (Faik Tari ve Sultan Tari, B. No: 2014/12321,

20/7/2017, § 52).

51. Anayasanın tüm maddeleri aynı etki ve değerde olup

aralarında bir üstünlük sıralaması bulunmadığından, uygulamada bunlardan birine

öncelik tanımak olanaklı değildir. Bu nedenle, kimi zaman zorunlu olarak

birlikte uygulanan iki Anayasa kuralından biri diğerinin sınırını

oluşturabilir. Bir başka ifadeyle hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama

nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan

kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması da mümkün olabilir (AYM,

E.2013/57, K.2013/162, 26/12/2013).

52. Mülkiyet hakkının korunması ile aile konutu

bağlamında özel hayata saygı hakkının korunması arasında olması gereken adil

dengenin sağlanıp sağlanmadığı değerlendirilmelidir. Kamu makamları, temel hak

ve özgürlüklerin korunması çerçevesinde tarafların çatışan hakları arasında

adil bir denge kurmalıdır. Bu dengenin kurulmasında kamu makamlarının belli

ölçüde takdir yetkisine sahip olduğu kabul edilmekle birlikte her iki tarafın

menfaatinin korunması konusunda devletin eşit özen gösterdiği ve taraflardan

birine yüklenen külfetin kayda değer biçimde orantısız olmadığı ilgili ve

yeterli bir gerekçeyle ortaya konulmalıdır.

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

53. Somut olayda başvuruculara ait taşınmaz, ilgili

belediyece yapılan parselasyon işlemi sonucu H.A.ya ait taşınmazla

birleştirilmiştir. Başvurucuların kamu makamlarının yaptığı parselasyon işlemi

sonucu oluşan ortaklığın giderilmesi için açtıkları ortaklığın giderilmesi

davası, paydaşlardan birinin payı üzerinde aile konutu şerhi bulunduğu

gerekçesiyle reddedilmiştir.

54. Mülkiyet hakkının hak sahibine sağlamış olduğu

yetkilerden biri de mülk üzerinde tasarrufta bulunma yetkisidir. Bir taşınmazın

satış yoluyla başkalarına devredilebilmesi mülkiyet hakkının kullanımının en

karakteristik görünümlerinden biridir. Mülkiyet hakkı üzerinde tasarrufta

bulunma yetkisi paylı mülkiyette paydaşların ortaklığı sona erdirebilmesini de

içermektedir. Nitekim 4721 sayılı Kanun'un 698. maddesi paydaşların malın

paylaşılmasını isteme hakkına sahip oldukları hükme bağlanmıştır.

55. Bununla beraber paylı mülkiyette birden fazla hak

sahibi söz konusu olduğundan bunların paydaşlığın sona erdirilmesi konusundaki

iradelerinin uyuşmadığı ve paydaşlardan birinin paydaşlığın sona erdirilmesine

rıza göstermediği durumlar da söz konusu olabilir. Bu gibi hâllerde müşterek

malikler arasındaki uyuşmazlığı, tarafların çatışan menfaatleri arasında adil

bir denge kuracak şekilde çözüme bağlamak devletin pozitif

yükümlülüklerindedir. 4721 sayılı Kanun'un 699. maddesinde paydaşların mahkemeye

başvurarak ortaklığın sona erdirilmesini talep etme imkânı getirilmiştir.

56. Başvurucular, müşterek malikler arasında uzlaşmanın

sağlanamaması üzerine ortaklığın giderilmesi davası açmıştır. Ancak yargılama

sonucunda başvurucuların talebi, paydaşlardan birinin taşınmazı üzerinde aile

konutu şerhi bulunduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu durumda bireysel başvuru

incelemesi kapsamında çözümlenmesi gereken temel mesele başvurucular ile diğer

paydaşın menfaatleri arasında adil bir denge kurulup kurulmadığıdır.

57. Ailenin sosyal ve ekonomik yaşamı açısından son

derece önemli bir yere sahip olan aile konutu; eşlerin mutluluğu ve çocukların

geleceği için bir güvence, evlilik kurumunun ve aile hayatının bir arada

sürmesini sağlayan ve aileyi bir çatı altında toplayan en önemli unsurlardan

biri olarak görülmektedir (Melahat Karkin [GK], B. No:

2014/17751, 13/10/2016, § 52). Eşlerin acı tatlı günlerini bu konutta yaşamakta

olduğu, sosyal ilişkilerini ve dış çevreyle olan münasebetlerini bu konut

ekseninde gerçekleştirdiği, kişisel ve sosyal gelişimlerini bu konut

çerçevesinde sürdürdükleri dikkate alındığında yadsınamayacak ölçüdeki ekonomik

öneminin yanı sıra aile konutunun eş ve çocuklar yönünden manevi ve duygusal

değerinin de bulunduğu açıktır. Çoğu olayda kadın eşin çocukları ile barındığı

mekân konumunda olan aile konutunun -yukarıda belirtilen önemi de dikkate

alındığında- birliğin devamı sırasında özensizce elden çıkarılması büyük

sıkıntılara yol açabilmektedir (Melahat Karkin, § 53).

58. Anayasa Mahkemesi Melahat Karkin kararında,

4721 sayılı Kanun'un 194. maddesi hükmündeki aile konutuna ilişkin güvencelerin

devletin Anayasa'nın 20. ve 41. maddelerinden doğan aile hayatına saygıyı tesis

etme konusundaki pozitif yükümlülüğünü gerçekleştirme vasıtalarından biri

olduğunu ve aile hayatına saygı hakkı bakımından kamu makamlarının, her somut

olayın kendi koşulları çerçevesinde aile konutunun korunmasına ilişkin pozitif

yükümlülüklerinin söz konusu olabileceğini vurgulamıştır (Melahat Karkin,

§ 57).

59. Yıldız Eker ([GK], B. No: 2015/18872,

22/11/2018) kararında aile konutu güvencesinden kaynaklanan hakların yargı

mercileri nezdinde ileri sürebilmesi ve bunların yargı mercilerinde

tartıştırabilme imkânına sahip olunması gerektiğinin altı çizilmiştir (Yıldız

Eker, § 39). Emine Göksel ([GK], B. No: 2016/10454,

12/12/2019) kararında eşlerden birinin borcu nedeniyle üzerinde aile konutu

şerhi bulunan taşınmazın haczedilemeyeceği şikâyetinin aktif dava ehliyetinin

bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiş olmasının aile hayatına saygı hakkının

ihlaline neden olduğu değerlendirilmiştir. Anılan kararda hâline münasip evin

haczedilemeyeceğine ilişkin düzenlemeyle barınma hakkı ile mülkiyet hakkı

arasında bir dengeleme yapıldığı belirtilmiş ve mesken yönünden bir korunma

sağlayarak kanun koyucunun borçlunun barınma hakkına üstünlük tanıdığı

açıklanmıştır (Emine Göksel, §§ 41-46).

60. Tüm aile fertlerinin bir arada barınabilecekleri aile

konutunun korunmasının önemi inkâr edilmemekle birlikte aile konutundan

kaynaklanan anayasal değerlere mutlak bir biçimde üstünlük tanınması

düşünülemez. Devletin diğer paydaşların mülkiyet hakkından kaynaklanan

menfaatlerini koruma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Temel hak ve özgürlüklerin

çatışması durumunda, haklar arasında makul bir denge kurularak her ikisinin de

gerektiği ölçüde korunduğu bir yolun benimsenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda

tüm paydaşların haklarının uygun düştüğü ölçüde korunması devletin bireylere

eşit ilgi gösterme yükümlülüğünün bir gereğidir.

61. Somut olayda aile konutu iddiasının eşe karşı değil

üçüncü kişiye karşı ileri sürüldüğü vurgulanmalıdır. Ayrıca aile konutu iddiası

eş ile üçüncü kişi arasında tesis edilen bir hukuki işlemin geçerlilik şartı

olarak da dile getirilmemiştir. Esasen diğer eş ile başvurucular arasında bir hukuki

işlem de söz konusu değildir. Başvurucular sadece kanun tarafından kendilerine

tanınan ortaklığın sona erdirilmesi hakkını kullanmak istemişlerdir.

62. Öte yandan ortaklığın sona erdirilmesi paydaşların

mülklerini kaybetmeleri sonucunu doğuran bir işlem değildir. Satış sonucu elde

edilen bedel paydaşlara tapu kaydındaki hisseleri oranında ödenecektir.

Dolayısıyla üzerinde aile konutu şerhi bulunan taşınmazın maliki olan kişinin

de mülkünden mahrum kalması söz konusu olmayacaktır. Yine taşınmaz üzerindeki

payı gözönüne alındığında bu kişi barınma ihtiyacını sağlayacak maddi imkâna

kavuşabilecektir. Ayrıca satış suretiyle ortaklığın giderilmesi hâlinde bu kişi

ihaleye katılabilecek ve taşınmazı satın alabilecektir.

63. Bunun yanında başvurucular ile H.A. arasındaki

müşterek mülkiyet ilişkisinin tarafların kendi rızalarıyla kurulmadığına dikkat

çekilmelidir. Taraflar arasındaki paylı mülkiyet ilişkisi bir kamu otoritesi

olan belediyenin üstün kamu gücüne dayanarak tek taraflı bir biçimde yaptığı

parselasyon işlemi sonucunda ortaya çıkmıştır. Son olarak ortaklığa devam

edilmesini haklı kılan başkaca bir sebep de gösterilememiştir.

64. Diğer taraftan başvurucuların başka yollarla

paydaşlığı giderme imkânlarının da oldukça az olduğu görülmektedir. Olayda

tarafların rızaen satış konusunda uzlaşamadıkları anlaşılmaktadır. Her ne kadar

başvurucuların kendi paylarını üçüncü kişilere satmalarının önünde hukuki bir

engel bulunmasa da taşınmazın mevcut durumu karşısında paylarını gerçek bedeli

üzerinden satma imkanlarının önemli ölçüde azaldığı söylenebilir. Ayrıca

muhtemel bir pay satışı halinde başvurucular diğer paydaşlar tarafından

açılacak şufa davası gibi sonuçlarla da karşılaşabilecektir.

65. Tüm bu koşullar gözetildiğinde başvurucular

tarafından açılan ortaklığın giderilmesi davasının paydaşlardan birinin eşinin

aile konutu itirazında bulunması nedeniyle reddedilmesinin başvuruculara -diğer

tarafın menfaatlerine nazaran- orantısız bir külfet yüklenmesine yol açtığı

değerlendirilmiştir. Başvurucuların ortaklığın dava yoluyla giderilmesi

talebinin reddedilmesi tasarruf yetkisini tamamen ortadan kaldırmasa da aşırı

derece zorlaştırmıştır. Bu durumda kamu makamlarının her iki tarafın

menfaatleri arasında adil bir denge kurabildikleri ve eşit ilgi gösterme

yükümlülüklerini ifa edebildikleri söylenemeyecektir.

66. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

67. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

68. Başvurucular ihlalin tespitini istemiş ve

yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuşlardır.

69. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

70. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

71. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine

ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

72. İncelenen başvuruda, taşınmaz üzerinde aile konutu

şerhi bulunduğu gerekçesiyle ortaklığın giderilmesi davasının reddedilmiş

olması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Dolayısıyla ihlalin Daire kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

73. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Karşıyaka 3. Sulh Hukuk Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

74. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Karşıyaka 3. Sulh Hukuk Mahkemesine (E.2016/748, K.2017/194) GÖNDERİLMESİNE,

D. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 16/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Muammer TOPAL

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Kamber Ozan TUTAL

Başvurucular

:

1. Feridun ÇALIŞKAN

2. Muzafet ERCAN

3. Mükerrem ARABACILAR

4. Mehmet Kalender

İnşaat Giyim İthalat İhracat Sanayi ve Turizm Ticaret Ltd. Şti.

Başvurucular Vekili : Av. Sezer AYYILDIZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/32275, 16 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası
  12. V. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucuların
  15. B. Değerlendirme
  16. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  17. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan
  18. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  19. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların
  20. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/32275
Tarih
16 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Devrim Alyüz Başvurusu (B. No: 2017/40383)
  • Emine Tosun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/17979)
  • Mustafa Belge Başvurusu (B. No: 2018/23169)
  • İlkin Filiz Başvurusu (B. No: 2019/18191)
  • Hatice Sabancı Başvurusu (B. No: 2016/6275)
  • Nevri İlhan Başvurusu (B. No: 2017/24753)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.