İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ferit Kurt ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/9957)

1. Başvuru, gözaltı sırasında kötü muamele sonucu meydana

Başvuru No2018/9957Tarih8 Haziran 2021Okuma26 dk · 5.203 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ferit Kurt Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
8 Haziran 2021
Başvuru Numarası
2018/9957
R.G. Tarih ve Sayı
23/9/2021 - 31607
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.203 kelime·26 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, gözaltı sırasında kötü muamele sonucu meydana

gelen ölüm ve bu olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisizliği

nedeniyle yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/3/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. PKK terör örgütüne mensup birkaç kişi Bismil Jandarma

Komutanlığına bağlı komando birliği ile girdikleri 19/4/1992 tarihli çatışmada

yaşamlarını yitirmiştir. Diyarbakır'ın Bismil ilçesi Ağıllı köyünde yaşanan bu

çatışmada, Silvan Jandarma Komutanlığı ile Hazro Jandarma Komutanlığına bağlı

komando birlikleri de takviye kuvvet olarak görev almıştır.

10. Güvenlik güçlerinin olay nedeniyle düzenledikleri

tutanağa göre güvenlik güçleri terör örgütünün ölü mensuplarını kontrol etmek

isterken Ağıllı köyündeki bazı evlerden güvenlik güçlerine ateş edilmiştir.

Ateş edilen evlerden birisi de A.K.nın babasının evidir. A.K. başvurucu Remziye

Kurt'un eşi, diğer başvurucuların ise babasıdır.

11. Aynı gün Ağıllı köyünden aralarında A.K.nın da

bulunduğu 17 kişi, terör örgütü mensuplarına yardım ve yataklık ettikleri

gerekçesiyle gözaltına alınarak Bismil Jandarma Komutanlığına götürülmüştür.

12. O gece Silvan Jandarma Komutanlığı ile Hazro Jandarma

Komutanlığına bağlı komando birlikleri de misafir olarak Bismil Jandarma

Komutanlığında kalmıştır.

13. Bir ara tutulduğu nezarethaneden çıkarılan A.K. kısa

bir süre sonra nezarethaneye geri getirilmiştir.

14. Gözaltında tutulan 17 kişi saat 23.00 sıralarında

Tepe Jandarma Karakoluna götürülmüştür.

15. Başvurucularla aynı soyadını taşıyan bazı kişilerin

de altında imzası bulunan 20/4/1992 tarihli kolluk tutanağına göre sabah 06.30

sıralarında apandisinden rahatsızlandığı gerekçesiyle gözaltındaki bir başka

kişiye ait araç ile Bismil Devlet Hastanesine götürülen A.K., aynı gün

apandisit sonucu vefat etmiştir.

16. Bismil Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet

Başsavcılığı) olay hakkında bir ceza soruşturması başlatmıştır.

17. Olay günü yapılan ölü muayenesi ve otopsi işlemi ile

Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesinin 15/6/1992 tarihli raporu, ölümün rektum

(kalın bağırsağın son bölümü, göden) perforasyonu (delinme) nedeniyle

gelişen peritonitin toksi enfeksiyonundan ileri geldiğini ortaya

koymuştur. Ayrıca A.K.nın vücudunda bazı ekimotik (ekimoza benzer)

alanlar ve sıyrıklar tespit edilmiştir. Ölü muayenesi ve otopsi işlemi

sırasında dinlenen A.K.nın kardeşi Ü.K., nezarethanede bulunduğu sırada A.K.nın

midesinden rahatsız olduğunu söylediğini ve ağabeyinin ölümü nedeniyle

şikâyetçi olmadığını beyan etmiştir.

18. Cumhuriyet Başsavcılığı, Bismil Jandarma

Komutanlığında görevli askerler ile olay günü nezarette bulunan kişilerin

beyanlarını tespit etmiştir.

19. Yürüttüğü soruşturma sonunda 231 muvazzaf hakkında

takipsizlik kararı (kovuşturmaya yer olmadığına dair karar) veren Cumhuriyet

Başsavcılığı, 15 muvazzaf hakkında işkence yapmak suretiyle öldürme suçundan

kamu davası açılması için hazırladığı 7/2/1994 tarihli fezlekeyi Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

20. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 17/2/1994 tarihinde,

Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen fezleke doğrultusunda 15 muvazzaf

hakkında Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) nezdinde kamu

davası açmıştır. Sanıkların tamamının suça iştirake ilişkin hükümler

çerçevesinde ölümden sorumlu olduklarının öne sürüldüğü iddianamede soruşturma

kapsamında ifadesi alınan yirmi askerin beyanına göre olayın şöyle

gerçekleştiği iddia edilmiştir:

Olay günü asteğmenler tarafından sorgulanan A.K., Rambo

lakaplı Asteğmen O.U. ve O.U.nun timindeki askerler tarafından nezaret

nöbetçileri M.G. ve Ş.Ş.nin gözetiminden alınıp 20 metre uzaklıktaki banyonun

arkasına götürülmüştür. Burada on on beş dakika kadar tutulan A.K.nın makatına

cop sokulup çıkarılmıştır. Askerler A.K.nın bağırmasını duyup olayı görmüşlerdir.

Askerler, rütbeli olması nedeniyle sözü edilen asteğmene müdahale

edememişlerdir.

21. Ceza Mahkemesi, lüzum-u muhakeme kararı verilmeden

yargılama yapılamayacağı gerekçesiyle 23/2/1994 tarihinde durma kararı

vermiştir.

22. Silvan Kaymakamlığı Memurin Muhakemat Komisyonu

6/3/1997 tarihinde sanıklar hakkında men-i muhakeme kararı vermiştir.

23. Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi, hukuki zorunluluk

nedeniyle kendiliğinden yaptığı 25/3/1997 tarihli inceleme sonunda men-i

muhakeme kararını bozmuştur. Böylece sanıklar hakkındaki yargılamaya Ceza

Mahkemesince devam edilmiştir.

24. A.K. ile aynı zaman diliminde gözaltında tutulan bazı

tanıklar nezarethaneye geri getirilmesinden sonra A.K.nın, makatına cop

sokulduğunu söylediğini ifade etmiştir.

25. Bazı tanıklar bir asteğmenin gözaltındaki bir kişinin

makatına cop soktuğunu duyduklarını ancak olayı görmediklerini söylemiştir. Bir

tanık, eylemi gerçekleştiren kişinin Silvan Jandarma Komutanlığında görevli,

sarışın bir asteğmen olduğuna ilişkin duyumunu anlatmış; bir başka tanık da

duyumu doğrultusunda eylemi yapan kişinin Silvan Jandarma Komutanlığında

görevli olduğunu doğrulamıştır.

26. Ceza Mahkemesi, yargılama görevinin Diyarbakır 7.

Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesine (Askerî Mahkeme) ait olduğu gerekçesiyle

1/11/2006 tarihinde görevsizlik kararı vermiştir.

27. 28/9/2007 tarihinde karşı görevsizlik kararı veren

Askerî Mahkeme, anılan kararın kesinleşmesini müteakip olumsuz görev

uyuşmazlığının çözümü için dosyayı Uyuşmazlık Mahkemesine göndermiştir.

28. Uyuşmazlık Mahkemesi 7/7/2008 tarihli kararıyla

yargılama görevinin Ceza Mahkemesine ait olduğunu tespit edip Ceza Mahkemesince

verilen görevsizlik kararını kaldırmıştır. Bu suretle yargılamaya Ceza

Mahkemesince devam edilmiştir.

29. 14/5/2009 tarihli celsede başvurucular, vekilleri

aracılığıyla davaya katılma talebinde bulunmuştur. Bu talep Ceza Mahkemesince

kabul edilmiştir.

30. Ceza Mahkemesi, adresini tespit edemediği sanık

H.G.nin sorgusunu yapamasa da diğer sanıkların sorgularını yapmıştır.

i. Sanık O.U.; Rambo lakaplı asteğmenin kendisi

olmadığını, bu lakabın S.Ü.ye ait olduğunu, olay günü S.Ü.yü yere çömelmiş

vaziyetteki kişileri copla döverken gördüğünü ancak yargılamaya konu olayı

görmediğini, olaydan sonra askerler arasında eylemi yapanın S.Ü. olduğunun

konuşulduğunu beyan etmiştir.

ii. Sanık S.Ü. suçlamayı reddetse de Rambo lakabının

kendisine ait olduğunu kabul etmiştir.

iii. Sanık A.A., olaydan sonra S.Ü.nün timinde görevli

bazı askerlerin eylemi S.Ü.nün yaptığını söylediğini açıklamıştır.

iv. Sanık Ş.Ş.; olay günü M.G. ile birlikte nöbet

tuttuklarını, ölenin rütbeli bir asker tarafından yaklaşık 150 metre uzağa

götürülüp 15-20 dakika sonra geri getirildiğini, öleni götüren kişinin iri

yapılı, uzun boylu ve hafiften öne doğru kamburu olan biri olduğunu, geri

getirildiği zaman ölende herhangi bir darp izi görmediğini ve hava karanlık

olduğu için öleni götüren kişinin ten rengini göremediğini beyan etmiştir.

v. Sanık M.G.; eylemin kim tarafından yapıldığına dair

duyumu olmadığını, öleni bir süreliğine götüren kişinin rütbeli bir asker

olduğunu ve gözaltındaki kişilerin havanın karanlık, sırtlarının da dönük

olması nedeniyle öleni götürülürken göremeyeceklerini söylemiştir.

vi. Diğer sanıkların bir kısmı olayı görmediğini veya

hatırlamadığını beyan ederken bir kısmı, eylemin Rambo lakaplı S.Ü. tarafından

gerçekleştirildiğine veya gerçekleştirilmiş olabileceğine ilişkin duyumlarını

ifade etmiştir.

31. Yaptığı yargılama sonunda suçun yalnızca S.Ü.

tarafından işlendiği ve26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'ndaki

düzenlemenin sanığın lehine olduğu sonucuna varan Ceza Mahkemesi 26/10/2010

tarihinde, sanık S.Ü.nün canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme suçundan

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına, diğer sanıkların

beraatine karar vermiştir.

32. Anılan karar sadece sanık S.Ü.nün müdafii tarafından

temyiz edilmiştir. Bu suretle diğer sanıklar yönünden verilen beraat kararı

kesinleşmiştir.

33. Temyiz istemini inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi

(Ceza Dairesi) 29/6/2012 tarihinde Ceza Mahkemesince verilen mahkûmiyet

hükmünün bozulmasına karar vermiştir. Bu kararın ilgili kısmı şöyledir:

“...

1-Haklarında verilen beraat kararı kesinleşen [M.G.], [Ş.Ş.] ve [H.D.nin] CMK.nun 43-61

maddeleri uyarınca usulüne uygun olarak duruşmaya çağrılarak sanık [S.Ü.nün]

maktulü sorgulamak için götüren asteğmen olup olmadığı konusunda tanık

sıfatı ile beyanlarının alınması, sanık [S.Ü.] ile yüzleştirilmelerinin

yapılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği

gözetilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması,

2-Hükme esas alınan ölü muayene ve otopsi raporu, Adli

Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi raporu ve tanık beyanlarının sanığa okunmaması

ve diyeceklerinin sorulmaması suretiyle CMK.nun 209 ve 215. maddelerine aykırı

davranılması,

3-Kabule göre;

a-Sanık eyleminin 5237 sayılı TCK.nun 95/4 maddesinde

belirtilen neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçu kapsamında kalıp

kalmadığının tartışmasız bırakılması,

b-TCK.nun 62. maddesinde failin geçmişi, sosyal

ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın

failin geleceği üzerindeki etkileri gibi hususlar gözetilerek uygulanıp

uygulanmayacağına karar verilmesi gerekirken, mahkemece gösterilen

gerekçelerden bir kısmının savunma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gereken

davranışlar olup, suçlamayı kabul etmeyen sanığın olay nedeniyle pişman

olduğuna ilişkin halin bulunmaması, olayı örtbas etme çabası hususlarının da

belirtilerek yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile takdir hükmünün

uygulanmamasına karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları

bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle sair yönler

incelenmeksizin, tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak BOZULMASINA ...

[karar verildi.]”

34. Bozma sonrası yapılan yargılamada tanıklar H.D. ile

G.Ü.nün beyanları alınmıştır. H.D., yargılamaya konu olaydan bir buçuk iki ay

kadar sonra sanık S.Ü.nün bir çatışma sırasında kalçasından yaralandığını, olay

yerine destek için helikopterler geldiğini, helikopter pilotlarının yaptıkları

telsiz görüşmelerinde sanığın eylemini kastederek “Sen adamı makatından

öldürdün. Bak, sen de aynı şekilde aynı yerden yaralandın.” dediklerini ve

bozma öncesi yargılamada S.Ü.yü gördüğü için yüzleştirme işlemine gerek

olmadığını ifade etmiştir.G.Ü. ise olay hakkında bilgisi olmadığını

söylemiştir.

35. Adresini terk etmesi nedeniyle tanık Ş.Ş.ye duruşma

günü ile saatini bildirir davetiye tebliğ edilememiştir.

36. Ceza Mahkemesi 9/5/2013 tarihinde sanık S.Ü.nün

tutuklanmasına karar vermiştir.

37. Sanığın eyleminin kastın aşılması suretiyle işkence

ederek öldürme suçunu oluşturduğu ve 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk

Ceza Kanunu'nun sanığın lehine olduğu sonucuna varan Ceza Mahkemesi, sanığın 20

yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına 30/5/2013 tarihinde karar

vermiştir. Ceza Mahkemesi sanığın geçmişteki hâlini, fiilden sonraki

davranışlarını, olayı örtbas etme konusundaki çabalarını ve olay nedeniyle

pişman olduğuna ilişkin bir hâlinin bulunmamasını gerekçe göstererek takdirî

indirim nedenlerini düzenleyen kanuni düzenlemeyi sanık hakkında

uygulamamıştır. Anılan mahkûmiyet hükmü hem sanık S.Ü.nün müdafii hem de

başvurucu Mustafa Kurt'un vekili tarafından temyiz edilmiştir.

38. Ceza Dairesi tanıklar Ş.Ş. ve M.G.nin dinlenmemesi,

5237 sayılı Kanun'un takdirî indirim nedenlerini düzenleyen 62. maddesinin

yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle uygulanmaması ve olay tarihi ile

sonrasında ölen hakkında herhangi bir ceza soruşturması yürütülüp yürütülmediğinin

araştırılmaması nedenleriyle 20/4/2015 tarihinde mahkûmiyet hükmünün

bozulmasına karar vermiştir.

39. Ceza Mahkemesince yazılan müzekkereye Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen cevaptan ölen kişi hakkında terör suçu

nedeniyle yürütülmüş bir soruşturmaya ilişkinkayıt bulunmadığı öğrenilmiştir.

40. Ş.Ş. 7/10/2015 tarihli celsede Ses ve Görüntü Bilişim

Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla alınan beyanında; öleni ve Rambo lakaplı kişiyi

tanımadığını, Rambo lakaplı kişiyi daha önce görmediğini, öleni götüren kişinin

iri yapılı birisi olduğunu ancak karanlık nedeniyle kişiyi göremediğini beyan

etmiştir. Ş.Ş. celse sırasında kendisine gösterilen sanığı da tanımadığını

söylemiştir.

41. Ceza Mahkemesi 7/10/2015 tarihli celsede sanığın

tahliyesine karar vermiştir.

42. M.G. SEGBİS aracılığıyla alınan 24/11/2015 tarihli

beyanında; olayın gece olduğunu, öleni sorgulayan kişiyi hatırlamadığını,

sanığı tanımadığını ve öleni sorgulamak için götürüp daha sonra getiren rütbeli

askerin başka bir askerî birlikten olduğunu ifade etmiştir. M.G.,

fotoğraflarından sanığı teşhis edememiştir.

43. Cumhuriyet Başsavcılığı 7/12/2015 tarihli yazıyla

ölen hakkında herhangi bir soruşturma kaydına rastlanmadığı konusunda Ceza

Mahkemesini bilgilendirmiştir.

44. 10/12/2015 tarihinde Ceza Mahkemesi, önce sanığın

kastın aşılması suretiyle işkence ederek öldürme suçundan 24 yıl ağır

hapis cezasıyla cezalandırmasına karar vermiş; daha sonra Ceza Dairesinin bozma

ilamını gerekçe göstererek sanığın cezasında 1/6 oranındaindirim yapmıştır.

Böylece sanığın neticeten 20 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar

verilmiştir. Ceza Mahkemesince yapılan değerlendirmeye göre 765 sayılı mülga

Kanun'daki düzenlemeler sanığın lehinedir. Ceza Mahkemesi ayrıca sanığın

tutuklanmasına karar vermiştir.

45. Zikredilen mahkûmiyet hükmü, sanık müdafii tarafından

temyiz edilmiştir.

46. Yaptığı temyiz incelemesi sonunda Ceza Dairesi, sanık

müdafiinin suçun sübutuna yönelik temyiz itirazını yerinde görmemiş ancak bozma

ilamına uyma yönünde karar verilmesine rağmen bozma ilamını kısmen etkisiz

kılacak şekilde temel cezanın 20 yıl yerine 24 yıl olarak tespit edildiği ve

böylece fazla ceza tayin edildiği gerekçesiyle 12/10/2016 tarihinde mahkûmiyet

hükmünün sanık lehine bozulmasına karar vermiştir.

47. Ceza Mahkemesi 13/12/2016 tarihinde, sanığın lehine

olduğunu tespit ettiği 765 sayılı mülga Kanun'daki düzenlemelere istinaden

sanığın kastın aşılması suretiyle işkence ederek öldürme suçundan

neticeten 16 yıl 8 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.

48. Sanık müdafiinin talebi üzerine gerçekleştirdiği

temyiz incelemesi sonunda Ceza Dairesi, dava zamanaşımı süresinin 21/11/2017

tarihinde dolduğu gerekçesiyle 12/2/2018 tarihinde sanık hakkındaki davanın

düşürülmesine karar vermiştir.

49. Sanık aynı gün tahliye edilmiştir.

50. Başvuruculara 22/2/2011 tarihinde, 17/7/2004 tarihli

ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması

Hakkında Kanun çerçevesinde 19.666,75 TL maddi tazminat ödenmiştir.

Başvurucular başvuru formunda maddi ve manevi zararları için ayrı bir başvuru

yapmadıklarını ifade etmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

51. 765 sayılı mülga Kanun'un 102. maddesinin olay

tarihinde yürürlükte olan hâli şöyledir:

“Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında

hukuku amme davası:

1 - Ölüm [Bu

ibare, 14/7/2004 tarihli ve 5218 sayılı Ölüm Cezasının Kaldırılması İle Bazı

Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 1. maddesi ile

ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis olarak değiştirilmiştir.] ve müebbed ağır

hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene,

...

... geçmesile

ortadan kalkar.

...”

52. 765 sayılı mülga Kanun'un 104. maddesi şöyledir:

“Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkümiyet hükmü

yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda

maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan

karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.

Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden

işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanın kesen muameleler müteaddid ise müruru

zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu

sebepler müruru zaman müddetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan

müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.”

53. 765 sayılı mülga Kanun'un 107. maddesi şöyledir:

“Hukuku amme davasının ikamesi mezuniyet veya karar

alınmasına yahut diğer bir mercide halli lazım gelen bir meselenin neticesine

bağlı bulunduğu takdirde mezuniyet ve kararın alınmasına yahut meselenin

halline kadar müruru zaman durur.”

54. 765 sayılı mülga Kanun'un 243. maddesinin olay

tarihinde yürürlükte olan hâli şöyledir:

“Mahkemeler ve meclisler reis ve âzalarından ve sair

hükümet memurlarından biri maznun kimselerin cürümlerini söyletmek için işkence

eder yahut zalimane veya gayriinsani veya haysiyet kırıcı muamelelere baş

vurursa beş seneye kadar ağır hapis ve müebbeden veya muvakkaten memuriyetten

mahrumiyet cezası ile mahkûm olur.

Fiil neticesinde ölüm vukua gelirse 452 nci, sair

hallerde 456 ncı maddeye göre tertip olunacak ceza üçte birden yarıya kadar

artırılır.”

55. 765 sayılı mülga Kanun'un 450. maddesinin olay

tarihinde yürürlükte olan hâlinin ilgili kısmı şöyledir:

“Öldürmek fiili:

...

3. Canavarca bir his sevki ile veya işkence ve tazip ile

ika edilirse,

...

fail, idam [Bu

ibare, 5218 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis

olarak değiştirilmiştir.] cezasına mahkûm edilir.”

56. 765 sayılı mülga Kanun'un 452. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Katil kastiyle olmıyan darp ve cerh veya bir müessir

fiilden telefi nefis husule gelmiş olursa fail, 448 inci maddede beyan olunan

ahvalde sekiz, 449 uncu maddede yazılı ahvalde on ve 450 nci maddede muharrer

ahvalde on beş seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapse mahküm olur.”

57. 5237 sayılı Kanun'un “Zaman bakımından uygulama”

kenar başlıklı 7. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile

sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan

kanun uygulanır ve infaz olunur.”

58. 5237 sayılı Kanun'un “Dava zamanaşımı” kenar

başlıklı 66. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu

davası;

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren

suçlarda otuz yıl,

...

Geçmesiyle düşer.”

59. 5237 sayılı Kanun'un “Dava zamanaşımı süresinin

durması veya kesilmesi” kenar başlıklı 67. maddesi şöyledir:

“(1) Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya

karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna

bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne

veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç

faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur.

(2) Bir suçla ilgili olarak;

a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda

ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,

b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama

kararının verilmesi,

c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,

d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet

kararı verilmesi,

Halinde, dava zamanaşımı kesilir.

(3) Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi

yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması

halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren

yeniden işlemeye başlar.

(4) Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça

ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.”

60. 5237 sayılı Kanun'un “Nitelikli haller” kenar

başlıklı 82. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Kasten öldürme suçunun;

...

b) Canavarca hisle veya eziyet çektirerek,

...

İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezası ile cezalandırılır.”

61. 5237 sayılı Kanun'un “İşkence” kenar başlıklı

94. maddesinin (1) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve

bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin

etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu

görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

...

(6) Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez.”

62. 5237 sayılı Kanun'un “Neticesi sebebiyle ağırlaşmış

işkence” kenar başlıklı 95. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“İşkence sonucunda ölüm meydana gelmişse,

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.”

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

63. Mahkemenin 8/6/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

64. Başvurucular; yakınlarının maruz kaldığı işkence

neticesinde öldüğünü vearadan 26 yıl geçmesine rağmen olayın faillerinin tespit

edilip cezalandırılamaması olgusunun, soruşturma makamlarının tarafsızlığı

konusunda şüphe oluşturduğu gibi ölüm olayı hakkında etkili bir soruşturma

yürütülmediğini, hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmadığını, silahların

eşitliği ilkesine riayet edilmediğini ve yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılamadığını da ortaya koyduğunu belirterek yaşam hakkı ile adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

65. Başvurucular ayrıca yakınlarının ölümüne yol açan

eylem nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

66. Başvurucular son olarak ölen yakınlarının yakalama ve

gözaltı süreçlerinde hiçbir yasal haktan yararlandırılmadığı gibi terör

operasyonuna katılan askerle aynı askerî birlik içinde tutulduğunu, ölen

yakınlarına yapılan kötü muameleye hiçbir askerin ses çıkarmadığını,

yakınlarının maruz kaldığı muamele sonrasında ivedi olarak bir sağlık merkezine

sevk edilmediğini, gerçeğe aykırı düzenlenen ve altında ölenin bazı

yakınlarının da imzası bulunan kolluk tutanağında yakınlarının apandisit

şikâyeti nedeniyle hastaneye götürüldüğünün belirtildiğini ifade ederek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır.

67. Bakanlık görüşünde özetle S.Ü.nün uzun süre tutuklu

yargılandığı ve böylece cezasızlığın engellendiği belirtilerek benzer nitelikteki

başvurularda benimsenen kriterler çerçevesinde değerlendirme yapılmasının

Anayasa Mahkemesinin takdirinde olduğu ifade edilmiştir.

B. Değerlendirme

1. Hukuki

Nitelendirme ve İncelemenin Kapsamı Yönünden

68. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların şikâyetlerinin özü yakınlarının gözaltında bulunduğu

sırada kötü muameleye maruz kalıp bunun neticesinde öldüğüne, bu olay hakkında

yürütülen soruşturmanın etkisiz olduğuna ve olayın sorumlularının cezasız

kaldığına ilişkindir. Ayrıca başvurucular, Anayasa'nın 19. maddesinde teminat

altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sağladığı güvencelerden

herhangi birinin ihlal edildiğinden açık bir şekilde şikâyetçi olmamıştır. Bu

nedenle başvurucuların bütün iddialarının yaşam hakkı ile kötü muamele yasağı

kapsamında incelenmesinin gerekli ve yeterli olduğu sonucuna varılmış ve somut

olayın gerçekleşme koşulları dikkate alınarak anılan ihlal iddiaları birlikte

değerlendirilmiştir.

69. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar

başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.

...”

70. Anayasa’nın “Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri ... kişinin temel hak

ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

2. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

71. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Genel

İlkeler

72. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkını güvence altına alıp kimseye işkence ve eziyet

yapılamayacağını ve kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağını hüküm altına alan Anayasa'nın 17. maddesi,

devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa'nın 5. maddesiyle

birlikte değerlendirildiğinde, devlete birtakım negatif ve pozitif

yükümlülükler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752,

17/9/2013, § 50).

73. Sözü edilen negatif yükümlülükler devletin bireylerin

vücut ve ruh bütünlüklerine saygı gösterme mesuliyetinin bir sonucu olarak kamu

otoritelerinin kişilerin anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını gerektirir

iken pozitif yükümlülükler, kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin idari

ve yasal mevzuat aracılığıyla korunmamasını ve yetkililerin bildikleri ya da

bilmeleri gereken bir kötü muamele tehlikesinin gerçekleşmesini engellemek için

makul tedbirleri almalarını gerektirir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No:

2013/293, 17/7/2014, § 81; Şenol Gürkan, B. No: 2013/2438, 9/9/2015, §

68).

74. Gözaltı veya tutukluluk gibi bireyin devletin

kontrolü altında bulunduğu sırada bir ölüm ve yaralanma olayı meydana gelmiş

ise bu ölüm ve yaralanma olaylarına ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir

açıklama getirme yükümlülüğü yetkili makamların üzerindedir zira bu tür

olaylarda gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili

makamların erişimindedir (S.D. B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89, 91; Cengiz

Kahraman ve Kenan Özyürek, B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95; İpek Deniz

ve diğerleri, B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 136).

75. Devletin yaşam hakkı ile kişinin maddi ve manevi

varlığını koruma hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin usule ilişkin

yönü ise şüpheli ölümlerden ve -bireyin Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder

biçimde kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin savunulabilir bir iddiasının

bulunması koşuluyla- her türlü fiziksel ve ruhsal saldırıya ilişkin olaylardan

sorumlu kişilerin belirlenmesini ve gerekiyorsa bu kişilerin cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Yürütülecek bu

soruşturmanın temel amacı yaşam hakkı ile kişinin maddi ve manevi varlığını

koruma hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını, kamu

görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumlulukları altında meydana gelen

ya da diğer bireylerin fiilleriyle gerçekleşen yaralanmalar veya ölümler

nedeniyle ilgililerin hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 54; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 110, 111).

76. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu

meydana gelen ölüm olayları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yapılan ağır

saldırı olayları hakkında yürütülmesi gereken soruşturma şüphesiz cezai

nitelikte olmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

77. Öte yandan etkili soruşturma yükümlülüğü bir sonuç

yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Bu bakımdan

Anayasa'nın 17. maddesi başvuruculara üçüncü kişileri bir suç nedeniyle

yargılatma ya da cezalandırma hakkı vermediği gibi devlete tüm yargılamaları

mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi de yüklemez (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 56; Cezmi Demir ve diğerleri, § 113) ancak hiçbir koşul altında

yaşamı tehdit eden suçların ve fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yapılan ağır

saldırıların cezasız kalmasına, af ya da zamanaşımına uğramasına izin

verilmemelidir. Aksi hâlde devlet, kişilerin yaşamı ile fiziksel ve ruhsal

bütünlüklerini kanunlar aracılığıyla koruma hususundaki pozitif yükümlülüğü

yerine getirmemiş olur (Cezmi Demir ve diğerleri, § 77).

78. Kasten ya da saldırı veya kötü muamele sonucu meydana

gelen bir ölüm olayı yahut fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yönelik ağır bir

saldırı olayı hakkında yürütülen ceza soruşturmasının Anayasa’nın 17.

maddesinin gerektirdiği etkinlikte olduğunun kabul edilebilmesi için;

-Soruşturmadan sorumlu kişiler ile tetkikleri yapan

kişilerin olaylara karışan kişilerden bağımsız olması (Cemil Danışman,

B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 96; Cezmi Demir ve diğerleri, § 114),

-Soruşturma makamlarının olaydan haberdar olur olmaz

resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini

sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 57; Cezmi Demir ve diğerleri, § 114),

- Soruşturma sürecinin kamu denetimine açık olması ve

meşru menfaatlerini korumak için kötü muameleye maruz kalan kişiler ile ölen

kişinin yakınlarının soruşturma sürecine gerekli olduğu ölçüde katılabilmeleri

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58; Cezmi Demir ve diğerleri, §

115),

- Soruşturmanın hukuk devletine bağlılığın sağlanması,

hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin

engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve

kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için makul bir özen ve süratle yürütülmesi (Salih

Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30; Cezmi Demir ve diğerleri,§

119),

- Soruşturma makamlarınca olayın sebebinin objektif

analizinin yapılması ve soruşturma sonucunda alınan kararın elde edilen tüm

bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması (Cemil

Danışman, § 99) gerekir.

79. Son olarak belirtmek gerekir ki olası cezai

sorumluluğun tespiti adına soruşturma sonrasında kovuşturma aşamasına geçilmiş

ise ilk derece mahkemesi önündeki yargılama aşaması dâhil bütün süreç

Anayasa'nın 17. maddesinin gereklerine cevap verebilecek nitelikte olmalıdır (Filiz

Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 30).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

80. Başvurucuların yakını A.K., terör örgütü mensuplarına

yardım ve yataklık ettiği gerekçesiyle gözaltına alınmış ve gözaltında bulunduğu

sırada rahatsızlanarak rektum perforasyonu nedeniyle gelişen peritonitin

toksi enfeksiyonu sonucu vefat etmiştir. A.K.nın vefatı üzerine başlatılan

ceza soruşturması kapsamında ifadesine başvurulan bazı askerlerce A.K.nın

makatına cop sokulup çıkarıldığı ifade edilmiştir. Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığı, 15 muvazzaf hakkında işkence etmek suretiyle öldürme suçundan

ceza mahkemesi nezdinde kamu davası açmıştır. Yapılan yargılamada -sanıklar

hakkında kesinleşmiş herhangi bir mahkûmiyet kararı bulunmasa da- sanıklardan

S.Ü. hakkında kastın aşılması suretiyle işkence ederek öldürme suçundan verilen

10/12/2015 tarihli mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz talebini inceleyen Ceza

Dairesi, sanık müdafiinin suçun sübutuna yönelik itirazını yerinde görmemiştir.

Ayrıca başvurucuların yakınının ölümü nedeniyle yürütülen soruşturma ve

kovuşturma, A.K.nın devlet görevlilerine atfı mümkün olmayan bir sebeple vefat

ettiğini ortaya koyamamıştır. Bu nedenle hem yaşam hakkının maddi boyutu hem de

kötü muamele yasağının maddi boyutu ihlal edilmiştir.

81. Başvurucular, ölen yakınlarının kötü muameleye maruz

kalması yanında kötü muameleye hiçbir askerin ses çıkarmamasından ve

yakınlarının maruz kaldığı muamele sonrasında ivedi olarak bir sağlık merkezine

sevk edilmemesinden de şikâyet etmiştir. Ne var ki başvurucular, yakınlarının

sağlık kuruluşuna sevk edilmesindeki gecikme nedeniyle öldüğü yönünde bir

şikâyette bulunmamış ve kötü muamele yasağının koruma yükümlülüğüne ilişkin

maddi boyutunun ihlal edildiğine yönelen söz konusu iddiaları başvuruya konu

edilen yargılama sürecinde dile getirdiklerini ortaya koyamamıştır. Bu sebeple

anılan iddialar yönünden ayrı bir değerlendirme yapılmasına gerek

görülmemiştir.

82. Yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının maddi

boyutlarının ihlal edildiği yönündeki tespit sonrasında değerlendirilmesi

gereken mesele; yaşam hakkı ile kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve kamu görevlilerinin

müdahalesiyle veya onların sorumlulukları altında meydana gelen ya da diğer

bireylerin fiilleriyle gerçekleşen yaralanmalar veya ölümler nedeniyle

ilgililerin hesap vermelerini sağlaması gereken ceza yargılaması sisteminin

somut olayda gerektiği gibi işleyip işlemediği, başka bir deyişle yaşam hakkı

ile kötü muamele yasağının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul

boyutlarının ihlal edilip edilmediğidir.

83. Somut olayda Cumhuriyet Başsavcılığı, olaydan

haberdar olur olmaz başvurucuların yakınının ölümüyle ilgili bir ceza

soruşturması başlatmış ve ölüm sebebi ile ölümü çevreleyen koşulların tespitine

yönelik işlemler yapmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan fezleke

doğrultusunda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 15 kişi hakkında dava açmış ve

Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada başvurucular katılan olarak yer

almışlardır. Ceza Dairesi tarafından çeşitli hukuki gerekçelerle bozulsalar da

sanık S.Ü. hakkında başvurucuların yakınını kastın aşılması suretiyle işkence

ederek öldürdüğü gerekçesiyle birkaç kez mahkûmiyet kararı verilmiştir.

Bu nedenle başvurucuların soruşturma makamlarının tarafsız olmadığına ilişkin

iddialarının dayanaksız olduğu değerlendirilmiştir.

84. Bununla birlikte lüzum-u muhakeme kararıyla ilgili

süreç yaklaşık üç yıl sürmüş, Ceza Mahkemesi görevsiz olduğu sonucuna

yargılamanın başından itibaren geçen dokuz yılı aşkın süre sonunda varabilmiş

ve yirmi beş yılı aşan bir süre sonunda başvurucuların yakınlarının maruz

kaldığı eylemin sanığı mutlak bir cezasızlık nedeni olan dava zamanaşımı

süresinden yararlanmıştır. Bu bakımdan başvuruya konu edilen yargılama

sürecinde görev alan yargı mercileri benzer yaşam hakkı ve kötü muamele

ihlallerinin önlenmesindeki önemli rollerine aykırı surette yargılamanın makul

bir özen ve süratle yürütülmesi konusunda göstermeleri gereken hassasiyeti

göstermemiştir.Bu nedenle yaşam hakkının usul boyutu ile kötü muamele yasağının

usul boyutu ihlal edilmiştir.

85. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkı ile kötü muamele

yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

4. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

86. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal

edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

87. Başvurucular 750.000 TL maddi tazminat ile 1.750.000

TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

88.Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No:

2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

89. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

90. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine

ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

91. İncelenen başvuruda yaşam hakkı ile kötü muamele

yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının maddi boyutlarının ihlali kamu

görevlilerinin eyleminden kaynaklansa da yargılama makamları ihlali

giderememiştir. Ayrıca yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının usul boyutlarının

ihlali yargılama makamlarının ihmalinden ileri gelmiştir.

92. Bu durumda yaşam hakkı ile kötü muamele yasağına

ilişkin ihlallerin ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmaktadır. Ne var kiCeza Dairesince dava zamanaşımı süresinin

dolduğu gerekçesiyle sanık hakkındaki davanın düşmesine karar verilmesi ve

Anayasa'nın 38. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca suç için sonradan yürürlüğe

giren kanunda öngörülen daha uzun dava zamanaşımı süresinin geçmişte işlenen

suç yönünden uygulanamaması nedeniyle kararın bir örneğinin yeniden yargılama

yapılmak üzere Ceza Mahkemesine gönderilmesi mümkün görülmemiştir.

93. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucuların uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için yaşam hakkı ile kötü muamele

yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara müştereken net

500.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

94. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zararlar ile tespit

edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalı ve başvurucular uğradıklarını

iddia ettikleri maddi zararlara ilişkin belgeleri Anayasa Mahkemesine

sunmalıdır.Başvurucular, ölen yakınlarının desteğini kaybetmeleri nedeniyle

maddi zarara uğradıklarını belirterek başka kişiler tarafından açılan bir

tazminat davası kapsamında alınan bilirkişi raporunu maddi zararları yönünden

dikkate alınmak üzere başvuru formunun ekinde sunsalar da uğradıklarını iddia

ettikleri maddi zararlarını ispata elverişli herhangi bir belgeyi ortaya

koymamıştır. Ayrıca başvurucular, maddi zararlarının tazmini için yargı

mercilerinde dava açmayı da tercih etmemiştir. Bu nedenle başvurucuların maddi

tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

95. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının maddi ve usul

boyutlarının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkı ile kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara müştereken net 500.000 TL manevi

tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Diyarbakır 3. Ağır

Ceza Mahkemesi ile Yargıtay 1. Ceza Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 8/6/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Basri BAĞCI Raportör : Murat İlter DEVECİ Başvurucular : 1. Ferit KURT 2. Mehmet KURT 3. Mizgin KURT 4. Mustafa KURT 5. Remziye KURT Başvurucular Vekili : Av. Mehmet BOZKURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2018/9957, 8 Haziran 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. IV. İlgili
  9. Hukuk
  10. V. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucuların
  13. B. Değerlendirme
  14. B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  15. C. Başvuruculara müştereken net 500.000 TL manevi
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların
  17. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2018/9957
Tarih
8 Haziran 2021

İlgili Kararlar

  • Özgür Sağlam Başvurusu (B. No: 2016/9076)
  • Nuriye Arpa Başvurusu (B. No: 2018/18505)
  • D.c. Başvurusu (B. No: 2018/13863)
  • Zekeriya Sevim Başvurusu (B. No: 2018/18989)
  • Yusuf Özmen Başvurusu (B. No: 2019/13637)
  • Salih Mehmet Sivri Başvurusu (B. No: 2017/38147)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.