İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Gülseren Çıtak Başvurusu (B. No: 2020/1554)

1. Başvuru, gözaltı tedbiri dolayısıyla ödenen tazminatın

Başvuru No2020/1554Tarih27 Nisan 2023Okuma32 dk · 6.428 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Gülseren Çıtak Başvurusu

Karar tarihi
27 Nisan 2023
Başvuru Numarası
2020/1554
R.G. Tarih ve Sayı
13/9/2023 - 32308
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.428 kelime·32 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, gözaltı tedbiri dolayısıyla ödenen tazminatın

yetersiz olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 7/1/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına gönderilmiştir.

4. Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine

karar vermiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu, hakkında yürütülen bir soruşturma

kapsamında 1/11/2016 tarihinde gözaltına alınmış; 3/11/2016 tarihinde serbest

bırakılmıştır. Başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, silahlı

terör örgütü kurma veya yönetme suçlarından kamu davası açılmış; yargılama

sonucunda 28/11/2017 tarihinde başvurucunun beraatine karar verilmiştir. Beraat

kararında başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmedilmemiştir. Başvurucu bu

karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi

2. Ceza Dairesi 21/2/2018 tarihli kararıyla başvurucu ile ilgili hüküm

fıkrasını "3.960 TL vekalet ücretinin hazineden alınarak kendisini

vekil ile temsil ettiren sanık Gülseren Çıtak'a verilmesine" ibaresini

eklemek suretiyle düzelterek istinaf başvurusunun esastan reddine karar

vermiştir.

7. Beraat kararının kesinleşmesi üzerine başvurucu; üç

gün haksız yere gözaltında kaldığını, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet

Yapılanması yöneticisi olmakla suçlanmasının ailesi ve kendisi nezdinde önemli

manevi zararlara yol açtığını, suçlu muamelesi gördüğünü, sosyal çevresinde

itibarının sarsıldığını, yargılama sürecinde avukatla temsil edildiğinden bu

avukatlık giderinin maddi tazminata dâhil edilmesi gerektiğini belirterek

15.000 TL maddi ve 30.000 TL manevi tazminatın ödenmesi talebiyle dava

açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, gözaltının haksız olduğu iddiasını

beraat etmiş olmasına dayandırmıştır. Başvurucu beraat ettiği davada avukatına

ödediği 15.000 TL'ye ilişkin 16/3/2017 tarihli serbest meslek makbuzunu ibraz

etmiştir. Dava dilekçesinde başvurucu, gözaltının hukuki olup olmadığına

ilişkin bir açıklamada bulunmamıştır.

8. Kocaeli 7. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun beraat

etmiş olması nedeniyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi gereğince tazminat

talep edebileceğini belirtmiş ve başvurucuya 500 TL manevi tazminat ödenmesine

karar vermiştir. Mahkeme, vekâlet ücretine yönelik maddi tazminat talebini

beraat kararı ile birlikte başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmedildiği

gerekçesiyle reddetmiştir.

9. Başvurucu, yargılamada yaşadığı zorlu sürecin dikkate

alınmadığını ve istediği tazminat miktarına göre çok cüzi bir miktara

hükmedildiğini, yargılandığı davada ödediği vekâlet ücretinin maddi tazminata

dâhil edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek istinaf yoluna

başvurmuştur.

10. Bölge Adliye Mahkemesi 10/12/2019 tarihinde istinaf

başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

11. 5271 sayılı Kanun'un "Gözaltı" kenar

başlıklı 91. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Yukarıdaki maddeye göre yakalanan

kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için

gözaltına alınmasına karar verilebilir."

12. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi"

kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan

veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya

beraatlerine karar verilen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

13. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteminin

koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir.

İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer

ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu

işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın

yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır. "

14. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun

“Avukatlık ücreti” kenar başlıklı 164. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Avukatlık ücreti, avukatın hukuki

yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.

…

Dava sonunda, kararla tarifeye

dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş

sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez."

15. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 21/1/2014 tarihli ve

E.2013/27015, K.2014/1040 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...incelenen dosya kapsamına göre,

davacının hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 9/2/2010 tarihinde yakalanıp

gözaltına alınıp ertesi gün savunmasının alınmasından sonra nakti kefalet

karşılığında serbest bırakılması ve yapılan soruşturma sonunda davacı hakkında,

gözaltına alındığı suçtan 18/3/2011 tarihinde ek kovuşturmaya yer olmadığına

dair karar verilmesi nedeniyle bu gözaltının hukuka aykırı olduğu ve bunun

sonucu olarak hak ve nasafet kurallarına göre belirlenecek bir miktar

tazminatın ödenmesine karar verilmesi gerekirken 'davacının, kanuni gözaltı

süresi içinde serbest bırakıldığı' gerekçesiyle tazminat talebinin reddine

karar verilmesi ... [kanuna

aykırıdır.]"

16. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 27/5/2014 tarihli ve

E.2014/5935, K.2014/12895 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...davacının uyuşturucu ticareti

yapma ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak suçları nedeniyle

4/3/2007 günü gözaltına alındığı, 8/3/2007 – 5/6/2008 tarihleri arasında

tutuklu kaldığı, yapılan yargılama sonunda davacı hakkında, tutuklandığı suçlar

nedeniyle Erzurum ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... tarihli ilamıyla beraatine

hükmedilmesi nedeniyle gözaltı ve tutuklamanın hukuka aykırı olduğu ve bunun

sonucu olarak hak ve nasafet kurallarına göre belirlenecek bir miktar manevi

tazminatın ödenmesine karar verilmesi... [gerekir.]"

17. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 3/6/2014 tarihli ve

E.2014/2232, K.2014/13556 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...davacı yönünden tazminat

davasına dayanak teşkil eden ceza dava dosyasında yapılan yargılama sonucu

verilip kesinleşen beraat kararı ile birlikte, beraatle sonuçlanmış suça

ilişkin olarak yapılmış olan tutuklamanın haksız hale geldiğinin ve CMK'nın

100/4. maddesi uyarınca tutuklama yasağı bulunan kasten yaralama suçlarından

tutuklandığının anlaşılması nedeniyle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat

verilmesine ilişkin 5271 sayılı CMK'nın 141/1-a ve devamı maddelerinde

belirtilen şartların davacı yönünden gerçekleştiği gözetilip, uğranıldığı iddia

olunan maddi ve manevi zararla ilgili makul bir tazminata hükmedilmesi

gerekir."

18. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 4/5/2016 tarihli ve

E.2015/11001, K. 2016/7842 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Ceza Muhakemesi Kanun’un 141/1-e

maddesi ile 'Kanuna uygun olarak yakalandıktan sonra hakkında kovuşturmaya yer

olmadığına veya beraatlerine karar verilenler için tazminat' ödenmesi kabul

edilmiş olup, davacının uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya

sağlama suçlaması nedeniyle şüpheli sıfatıyla 26/4/2011 günü saat 15:50

sıralarında yakalandığı ve akabinde karakola götürüldüğü, davacının şüpheli

sıfatıyla kolluk tarafından ifadesi alındıktan sonra gözaltına alındığı ve

ertesi gün serbest bırakıldığı, yapılan soruşturma sonunda davacı hakkında,

gözaltına alındığı suç nedeniyle Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin ... tarihli

ilamıyla beraatine hükmedilmesi nedeniyle bu gözaltının hukuka aykırı olduğu ve

bunun sonucu olarak sembolikbir miktar maddi ve manevi tazminatın ödenmesine

karar verilmesi gerekirken, 'davacının suç işleme eğilimi içerisinde bulunduğu,

yoğun suç şüphesiyle gözaltına alındığı ve makul sürede içinde ifadesi alınıp

serbest bırakıldığı' gerekçesiyle tazminat talebinin reddine karar verilmesi... [kanuna aykırıdır.]"

19. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 9/6/2017 tarihli ve

E.2016/3202, K.2018/19 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Davacının, hakkında yapılan

soruşturma sırasında üzerine atılı dağıtma sırasında cebir, şiddet veya

tehditle mukavemette bulunma suçu nedeniyle 1 gün süreyle gözaltında kaldıktan

sonra serbest bırakıldığı, tazminat istemine konu olan Eskişehir 3. Asliye Ceza

Mahkemesi'nin... sayılı ceza dava dosyasında davacının gözaltına alınmasına

konu olan suçla ile ilgili olarak beraatine hükmedilmesi nedeniyle CMK’nın 141.

ve devamı maddelerinde aranan tazminat davası şartlarının gerçekleştiği,

davacının beraatine hükmedilen suç nedeniyle haksız yere gözaltında kaldığı ve

bu nedenle uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili olarak bir karar

verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle maddi tazminat talebinin reddine karar

verilmesi... [kanuna

aykırıdır.]"

20. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 18/1/2018 tarihli ve

E.2017/8223 K.2018/19 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Davacının, hakkında yapılan

soruşturma sırasında üzerine atılı suç eşyasının satın alınması veya kabul

edilmesi suçu nedeniyle yakalama işlemi yapıldığı, savunmasının alınmasını

müteakip serbest bırakıldığı, tazminat istemine konu olan Ceyhan 5.Asliye Ceza

Mahkemesinin ... sayılı ceza dava dosyasında davacı hakkında yakalama işlemi

yapılmasına konu olan suçla ile ilgili olarak beraatine hükmedilmesi nedeniyle

CMK’nın 141. ve devamı maddelerinde aranan tazminat davası şartlarının

gerçekleştiği, davacının beraatine hükmedilen suç nedeniyle haksız yere

yakalandığı ve bu nedenle uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili olarak

karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle maddi tazminat talebinin reddine

karar verilmesi... [kanuna

aykırıdır.]"

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Anayasa Mahkemesinin 27/4/2023 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

iddiaları

22. Başvurucu; vekâlet ücretine dayalı maddi tazminat

talebinin hukuka aykırı bir şekilde reddedildiğini, hükmedilen manevi tazminat

miktarının da oldukça yetersiz olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı kapsamındaki tazminat hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, uygulanan gözaltı tedbirinin hukuka aykırı

olduğundan bahisle açtığı tazminat davasında hükmedilen tazminatın

yetersizliğine ilişkin olduğundan iddianın Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve

dokuzuncu fıkraları kapsamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden

incelenmesi gerekir.

1. İçtihadın Gelişimi

24. Anayasa Mahkemesi beraat veya kovuşturmaya yer

olmadığı kararı verildikten sonra yakalama, gözaltı veya tutuklama tedbirleri

nedeniyle açılan tazminat davaları üzerine yapılan bireysel başvurular ile

ilgili çeşitli kararlar vermiştir.

25. Hasan Akboğa ([GK], B. No: 2016/10380,

27/3/2019) kararına konu olayda bir soruşturma kapsamında başvurucu hakkında

arama ve yakalama kararı verilmiş, yapılan arama sonrasında başvurucu

yakalanarak polis karakoluna götürülmüştür. Başvurucu hakkında kovuşturmaya yer

olmadığı kararı verilmiştir. Başvurucunun haksız yakalama nedeniyle açtığı

tazminat davası başvurucunun gözaltına alınmadığı, gözaltına alınması yönünde

savcılığın bir talimatı olmadığı, fiilen nezarete alınmadığı, ifadesi

alındıktan sonra serbest bırakıldığı, dolayısıyla 5271 sayılı Kanun uyarınca tazminat

ödenmesi koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesi

öncelikle yakalamanın hukuka aykırı olup olmadığını incelemiş, yakalama işlemi

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediği sonucuna

ulaşmıştır. Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası yönünden yaptığı

incelemede 5271 sayılı Kanun'da yer verilen söz konusu tazminat hükmünün

Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında koruma altına alınan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkına yönelik olarak getirilmiş bir güvence olduğu hususunda

tereddüt bulunmadığını, bu nedenle Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde yer

verilen tazminat davalarında uygulanabilir olduğunu belirtmiştir. Anayasa

Mahkemesine göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(e) bendinde, kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra

haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen

kişilerin maddi ve manevi zararlarını devletten isteyebilecekleri hükme

bağlanmıştır. 5271 sayılı Kanun'da suç isnadına bağlı tutulmanın tutuklama

safhasından önceki kısmı yakalama ve gözaltı olarak ikiye ayrılmış ise de

tazminat ödenmesini düzenleyen söz konusu bentte herhangi bir ayrım yapılmaksızın,

yakalandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen

kişilerin maddi ve manevi zararlarının devlet tarafından karşılanması

öngörülmektedir. Kanun'un anılan hükmü yoruma ihtiyaç duymayacak açıklıkta

düzenlenmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin yerleşik içtihadına göre de 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca

devletin tazminat ödeme yükümlülüğünün doğabilmesi için kişinin bir suç isnadı

kapsamında yakalanmış olması yeterli olup anılan Kanun'un 91. ve devamı

maddeleri uyarınca gözaltına alınmış olması zorunluluğu da bulunmamaktadır.

Somut olayda başvurucu yakalandıktan sonra serbest bırakılmamış, soruşturma

işlemlerinin tamamlanması amacıyla karakola götürülmüş, işlemleri

tamamlanıncaya kadar fiilen özgürlüğünden yoksun bırakılmıştır. Dolayısıyla

5271 sayılı Kanun'un 91. maddesinin (1) numaralı fıkrası gözetildiğinde

yakalama anından serbest bırakılma anına kadar geçen sürenin gözaltı

niteliğinde olmadığı söylenemeyecektir. Anayasa Mahkemesi yoruma imkân

vermeyecek ölçüde açık olan kanun hükmünün yerleşik Yargıtay içtihadına aykırı

olarak ve öngörülemez biçimde yorumlanmak suretiyle başvurucuya tazminat

verilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği

sonucuna varmıştır (Hasan Akboğa, §§ 67-74; benzer yöndeki kararlar için

bkz. Mehmet Yalçın, B. No: 2016/9534, 26/9/2019, §§ 38-45; Mehmet

Duran, B. No: 2016/9472, 23/10/2019, §§ 36-43; Şakir Tekin, B. No:

2016/9531, 27/11/2019, §§ 37-44; Suzın Yalçın, B. No: 2016/9532,

28/11/2019, §§ 37-44; Ali Turan, B. No: 2016/11516, 28/11/2019, §§

37-44; Ali Duran, B. No: 2016/10381, 10/12/2019, §§ 39-46).

26. M.E. (B. No: 2018/696, 9/5/2019) kararına konu

olayda ise başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma kapsamında bir gün

gözaltına alınmış; soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı

verilmiştir. Başvurucu bunun üzerine haksız olarak gözaltına alınması nedeniyle

uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini için 5271 sayılı Kanun uyarınca

tazminat talebinde bulunmuştur. Derece mahkemesi haksız olarak gözaltına

alınması nedeniyle başvurucuya 150 TL manevi tazminat ödenmesine karar

vermiştir. Anayasa Mahkemesi derece mahkemesinin kovuşturmaya yer olmadığı

kararı vererek başvurucunun haksız gözaltına alındığını kabul ettiğini, dolayısıyla

burada yapılacak incelemenin tazminat miktarının yeterli olup olmadığının

belirlenmesiyle sınırlı olacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi manevi

tazminatın benzer davalarda belirlediği tazminat miktarına göre kayda değer

ölçüde düşük ve bu tazminat miktarının somut olayın koşullarında tazminat

hakkının özünü zayıflatacak nitelikte olduğunu belirterek Anayasa'nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir (M.E.,

§§ 44-52; benzer yöndeki kararlar için bkz. M.Ş.T., B. No: 2018/17073,

26/2/2020, §§ 32-40; U.Ç., B. No: 2018/17068, 7/11/2019, §§ 34-42).

27. Anayasa Mahkemesi son kararlarında ise (Eyyüp

Güneş [GK], B. No: 2017/28308, 21/10/2021; A.A. [GK], B. No:

2017/34502, 21/10/2021) bu yaklaşımını değiştirmiştir. Anayasa Mahkemesi kanun

koyucunun suç soruşturması veya kovuşturması sırasında uygulanan yakalama,

gözaltı ya da tutuklama tedbirleriyle ilgili olarak 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (e) bentlerinde iki ayrı tazminat

talep nedeni öngördüğünü, fıkranın (a) bendinde yakalama veya tutuklama

tedbirinin "kanunlarda belirtilen koşullar dışında" olmasının,

(e) bendinde ise "kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan

sonra" kişiler hakkında "kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat

kararı verilmesinin" tazminat nedeni olarak düzenlendiğini

belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi kanun koyucunun yakalama veya tutuklama

tedbirlerinin hukuka aykırılığı söz konusu olduğunda (a) bendi uyarınca bu

tedbirler hukuka uygun olsa da sonuçta kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat

kararı verilmesi durumunda ise (e) bendi uyarınca tazminata hükmedilmesi

gerektiği şeklinde bir ayrıma gittiğini ifade etmiştir.

28. Buna göre başvurucunun yakalama, gözaltı veya

tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin

dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal edildiğini

ileri sürerek yaptığı bireysel başvurularda 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi kapsamında bu koruma tedbirlerinin

kanuna aykırı olduğundan bahisle tazminat davası açması ve bu dava bakımından

olağan kanun yollarını yöntemince tüketmesi hâlinde başvuru yollarının

tüketildiğinin kabulü gerekecektir. Ayrıca haklarında kovuşturmaya yer olmadığı

veya beraat kararı verilen kişilerin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca yakalama, gözaltı veya tutuklama

tedbirleri dolayısıyla açtıkları tazminat davalarında anılan fıkranın (a) bendi

kapsamında bu tedbirlerin kanuna (hukuka) aykırı olduğunu da dile getirmiş

olmaları durumunda Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence

altına alınan tazminat hakkı yönünden başvuru yollarını tükettikleri

söylenebilecektir.

29. Yakalama, gözaltı veya tutuklama tedbirlerinin hukuka

aykırılığına dair herhangi bir iddia dile getirilmeden yalnızca 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca bu

tedbirlerin uygulandığı soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmesi ya da kovuşturmanın beraatle sonuçlanmış olması nedeniyle tazminat

talep edilmesi durumunda Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında

güvence altına alınan tazminat hakkı bağlamında başvuru yollarının yöntemince

tüketilmiş olmadığı sonucuna varılmıştır. Zira Anayasa Mahkemesine göre soruşturma

veya kovuşturma sonucunda verilen kararlardan hareketle yargı organlarınca

yakalama, gözaltı veya tutuklama tedbirlerinin haksız olduğu ifade edilse de bu

tedbirlerin -uygulandığı koşullarda- kanuna (hukuka) uygun olup olmadığı

yönünde bir inceleme yapılmamaktadır. Bu bent kapsamında kişilere tazminat

ödenmesi tutmanın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının koşullarıyla uyumlu

olmamasından değil kişilerin beraat etmesinden veya haklarında kovuşturmaya yer

olmadığı kararı verilmesinden kaynaklanmaktadır.

30. Bu durumda yalnızca soruşturma veya kovuşturma

sonunda verilen kovuşturmaya yer olmadığı ya da beraat kararına dayanılarak

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca

yakalama, gözaltı veya tutuklama tedbirleri dolayısıyla tazminat davası

açılması Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiği

iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından olağan başvuru yollarının

tüketildiği anlamına gelmemektedir. Zira salt soruşturma veya kovuşturma

sonunda verilen kovuşturmaya yer olmadığı ya da beraat kararına dayanılarak

anılan bent uyarınca tazminat talebinde bulunulabilmesi anayasal bir güvence

değil kanundan kaynaklanan bir imkândır.

31. Sonuç olarak yakalama, gözaltı ve tutuklama

tedbirlerinin hukukiliğiyle bağlantılı olarak tazminat taleplerinin kabul

edilmediğinden veya hükmedilen tazminatın -ihlal edilen anayasal hak

dolayısıyla uğranılan zarara göre- yetersiz olduğundan bahisle Anayasa'nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrası bağlamındaki tazminat hakkının ihlal edildiği

iddiasıyla yapılan bireysel başvurular yönünden başvuru yollarının usulünce

tüketildiğinin kabulü için 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendi kapsamında bir dava açılması ve başvuruya konu bu

tedbirlerin kanuna (hukuka) aykırı olduğunun esas itibarıyla (genel hatlarıyla

da olsa) derece mahkemeleri önünde tüm aşamalarda ileri sürülmesi gerekmektedir

(A.A., §§ 70-90; Eyyüp Güneş, §§ 67-92).

2. Mevcut İçtihadın Değişmesinin Gerekliliği

32. İlk olarak A.A. ve Eyyüp Güneş kararları

sonrasında verilen kararlarda başvurucuların başvuru yollarını tüketip

tüketmediğinin belirlenmesinde zorluklar yaşanmıştır. Bu durum Bölümlerce

farklı kararlar verilmesine yol açmıştır. Başvuru yollarının tüketildiği kabul

edilen başvuruların hiçbirinde A.A. ve Eyyüp Güneş kararlarında

belirtildiği şekliyle başvurucular 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendine açıkça dayanmamıştır. Beraat veya kovuşturmaya

yer olmadığı kararı üzerine tazminat davası açan başvurucuların tazminat

davalarını sıklıkla 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin herhangi bir fıkrasına

ya da bendine atıf yapmadan genel anlamda haksız yere hürriyetlerinden

mahrum bırakıldıkları gerekçesiyle açtıkları anlaşılmıştır. Mevcut içtihatta

başvurucular 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e)

bendine dayansa bile tedbirin hukuka aykırılığını özü itibarıyla dile

getirmişlerse başvuru yollarını tüketmiş olarak kabul edilmektedir. Aynı

şekilde (a) bendine açıkça dayanılmasa da tedbirin hukuka aykırılığını özü

itibarıyla dile getirmişse başvuru yollarını tüketmiş kabul edilmektedir.

Dolayısıyla mevcut içtihatta tazminata ilişkin dava dilekçelerinde hukuka

aykırılığın özü itibarıyla dile getirilip getirilmediğine odaklanılmıştır.

33. Örneğin bazı başvurularda başvurucuların tazminat

davası açarken sadece yakalama, gözaltı veya tutuklamanın haksız olduğunu

söylemesi başvuru yollarının tüketilmesi bakımından yeterli görülmezken (İ.F.,

B. No: 2018/1168, 15/3/2022; Gülsel Bozkurt ve Tuncay Bozkurt, B. No:

2019/35784, 3/3/2022; H.A., B. No: 2018/17048, 15/3/2022; M.S.,

B. No: 2018/10434, 31/3/2022; A.Ö., B. No: 2018/7764, 16/6/2022) bazı

başvurularda bu yeterli görülmüştür (Şevket Tayfur, B. No: 2020/11133,

16/3/2023; Orhan Aydın, B. No: 2020/19285, 19/10/2022). Yine bazı

başvurularda başvurucuların tazminat davası açarken sadece suçu işlediklerine

ilişkin delil olmamasına rağmen tutuklandıklarını veya gözaltına alındıklarını

söylemeleri bu tedbirlerin hukuki olmadığını özü itibarıyla ileri sürmek

bakımından yeterli görülmüştür (İbrahim Uçar, B. No: 2020/9972,

9/2/2023, Burhan Çavaş, B. No: 2020/26547, 31/1/2023; Güven Kılıç,

B. No: 2020/29564, 15/3/2023; Mehmet Polat, B. No: 2020/602, 17/11/2022;

Dilek Ulu Kılıç, B. No: 2020/29563, 19/1/2023) Aynı şekilde bir

başvuruda başvurucunun açtığı tazminat davasında sadece gözaltının hukuka

aykırı olduğunu söylemesi başvuru yollarının tüketilmesi bakımından yeterli

görülmüştür (V.Ç., B. No: 2020/39693, 18/10/2022). Başka bir başvuruda

tedbirin haksız olduğunu söylemek hukuka aykırılık ile eş anlamlı olarak

görülmüş ve başvurucunun başvuru yollarını tükettiği kabul edilmiştir (Mustafa

Bayram, B. No: 2018/21080, 5/10/2022, § 13).Ayrıca hukuka aykırılığın özü

itibarıyla tüm aşamalarda ileri sürülmesi gerektiği yönündeki içtihat açısından

da bazı belirsizlikler olduğu söylenebilir. Başvuru yollarının tüketildiği

kabul edilen başvurularda derece mahkemelerince 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında tazminat verilmesine

rağmen başvurucular istinaf talebinde bulunurken bu tazminat miktarının

azlığından şikâyetçi olmuş, sadece (e) bendi kapsamında tazminat verilmesinden

şikâyetçi olmamıştır. Buna rağmen başvuru yollarının tüketildiği kabul

edilmiştir. Bu içtihat farklılıkları hukuka aykırılık ile haksızlık arasında

net bir ayrım yapılmamasından ve 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (e) bendine yüklenen anlamdan kaynaklanmış, bu durum

başvurucular arasında başvuru yollarının tüketilmesi bakımından hakkaniyete

uygun olmayan sonuçların doğmasına neden olmuştur.

34. İkinci olarak başvuru yollarının tüketildiği kabul

edilen başvurularda kişilere derece mahkemeleri tarafından 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında verilen tazminatın

nasıl değerlendirileceği ve yeniden yargılamaya hükmedilmesinin gerekli olup

olmadığı konusunda da farklı içtihatlar ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesi

Bölümleri bazı kararlarında yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemeye

gönderilmesi hâlinde derece mahkemesinin yapacağı tek şeyin Anayasa

Mahkemesinin benzer durumlarda verilmesine hükmettiği tazminat miktarını

dikkate alarak ilk hükmettiği tazminat miktarından daha yüksek bir tazminata

hükmetmek olacağını, bu işlem için kararın yeniden yargılama yapılmak üzere

derece mahkemesine gönderilmesinde hukuki yarar bulunmadığını belirtmiştir. Ayrıca

bu kararlarda(e)bendi kapsamında verilen tazminatın -yakalama, gözaltı veya

tutuklamanın hukuka aykırılığı tespit edilmemesine rağmen- anılan tedbirlere

karşılık olarak verildiğinden Anayasa Mahkemesince hükmedilecek manevi

tazminatın belirlenmesinde dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir (Hicret

Aksoy, B. No: 2021/2107, 13/4/2022, Şevket Tayfur, B. No:

2020/11133, 16/3/2023, Sevim Azgın, B. No: 2020/1496, 8/2/2023). Buna

mukabil bazı kararlarda derece mahkemelerince (e) bendi kapsamında tazminat

ödenmesine rağmen başvuruculara Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında

belirtilen esaslara aykırı bir işleme tabi tutulduğu gerekçesiyle ve hukuka

aykırı bu işlemin karşılığı olarak bir tazminat ödenmediği belirtilmiştir.

Derece mahkemesi tarafından hükmedilen tazminatın başvurucuların beraat

etmesine istinaden verildiği ve başvurucular hakkındaki tedbirin hukuka

aykırılığına yönelik herhangi bir tespit içermediği vurgulanmıştır. Bu

başvurularda tazminat talepleri reddedilerek sadece yeniden yargılamaya

hükmedilmiştir. Dolayısıyla bu kararlarda (e) bendi kapsamında ödenen tazminat

dikkate alınmadan yeniden yargılamaya hükmedilmiştir (Burhan Çavaş, B.

No: 2020/26547, 31/1/2023; M.O.A., B. No: 2020/8074, 18/1/2023; Mehmet

Polat, B. No: 2020/602, 17/11/2022; V.Ç., B. No: 2020/39693,

18/10/2022; Burhan Gülseven, B. No: 2019/41753, 5/10/2022; Mustafa

Bayram, B. No: 2018/21080, 5/10/2022; Derya Yılmaz, B. No:

2018/36169, 10/5/2022). Ayrıca mevcut içtihata göre 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında açılan tazminat

davalarında, başvuruculardan (a) bendi uyarınca da tazminat talep etmelerinin

beklenmesi belirsizliği artırmıştır. Böyle bir durumda derece mahkemelerinin

hem (a) hem de(e) bendine göre mi tazminat ödeyeceği, sadece (a) veya (e)

bendine göre mi tazminat ödeyeceği,(a) bendine göre ödenen tazminat ile

(e)bendine göre ödenen tazminat arasında miktar bakımından ne gibi bir

farklılık olacağı, (e) bendine göre ödenen tazminatın (a) bendine göre ödenen

tazminatın belirlenmesinde dikkate alınıp alınmayacağı belirsizdir. Bu yönüyle

de içtihadın yeknesak hâle getirilmesi ve netleştirilmesi ihtiyacı hasıl

olmuştur.

35. İlk sorunun çözümü ile ilgili olarak bir tedbirin

yersiz veya haksız olmasının onun hukuka aykırı olduğu anlamına geldiğinin

kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Esasen hukuk kelimesinin hakkın

çoğulu olduğu dikkate alındığında bir tedbirin haksız olduğunun ileri

sürülmesinin aynı zamanda tedbirin hukuksuz ya da hukuka aykırı

olduğunun ileri sürülmesi anlamına geldiği açıktır.

36. Ayrıca 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında kanuna uygun yakalama veya

tutuklamadan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı

verilen kişilerin açtıkları tazminat davalarının Anayasa’nın 19. maddesinin

dokuzuncu fıkrası kapsamında olmadığına ilişkin mevcut içtihadının temel

hakların korunması amacıyla bağdaşmadığı değerlendirilmiştir. Türk hukuk

sisteminde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e)

bendi kapsamında açılan tazminat davalarında hukuka aykırılık veya haksızlık

karine olarak kabul edilmektedir. Başka bir ifadeyle haklarında kovuşturmaya

yer olmadığı veya beraat kararı verilen kişiler hakkında uygulanmış olan

yakalama, gözaltı veya tutuklama tedbirlerinin sonucu itibarıyla haksız

veya hukuka aykırı olarak kabul edildiği anlaşılmıştır. Nitekim Yargıtayın

yaklaşımının bu yönde olduğu görülmektedir. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin

yerleşik içtihadına göre bir kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığı veya

beraat kararı verilmesi durumunda yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuka

aykırı olduğunun kabul edilmesi ve kişiye tazminat ödenmesi gerekir (bkz. §§

15,16,18). Zira bu hükümle yakalama, gözaltı ve tutuklamanın daha sonra verilen

kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararıyla hukuka aykırı hâle geldiğinin

kabul edildiği, dolayısıyla 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi

uyarınca açılan tazminat davalarının Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu

fıkrası kapsamında olduğu değerlendirilmiştir. Bu yönüyle (e) bendinin

yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetleri bakımından

beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesine özgü, (a) bendine göre

özel bir hüküm olduğunun kabul edilmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

37. Dolayısıyla haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya

beraat kararı verilenlerin 5271 saylı Kanun’un 141. maddesinde öngörülen

tazminat yolunu tükettikten sonra yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki

olmadığı ve ödenen tazminatın yetersiz olduğu iddiasıyla yaptıkları bireysel

başvurularda başvuru yollarının tüketilmiş kabul edilebilmesi için 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında bir

tazminat davası açmasının yeterli olacağı sonucuna varılmıştır. Bu durumda

başvuranların ayrıca (a) bendi kapsamında tazminat davası açmaları da

gerekmemektedir.

38. Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e)

bendindeki bu düzenleme uyarınca tazminata hükmedilebilmesi için kişilerin

haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilmesi

yeterlidir. Başka bir deyişle ilgili mahkemenin kişiler hakkındaki yakalama

veya tutuklamanın hukuka uygunluğunu incelemesi gerekli değildir. Beraatle veya

kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla sonuçlanan soruşturma veya kovuşturmadaki

yakalama, gözaltı veya tutukluluğun sonucu itibarıyla hukuka aykırı hâle

gedildiğini kabul etmek gerekir. Bu çerçevede söz konusu bent kapsamında açılan

davalarda hukuka aykırılık kanun gereğince kabul edildiğinden ağır ceza

mahkemesince bu bende dayanılarak tazminat ödenmesi durumunda Anayasa’nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında yapılacak inceleme tazminat miktarının

yeterli olup olmadığını belirlemekle sınırlı olacaktır.

39. İkinci sorun ile ilgili olarak ise (e) bendi

kapsamında ödenen tazminatın hukuka aykırı yakalama, gözaltı ve tutuklamanın

karşılığı olduğunu kabul etmek gerekir. Öte yandan tazminatın yetersiz olduğu

sonucuna varılması hâlinde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasıyla

bağlantılı olarak dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi ve

ihlalin mahkeme kararından kaynaklanması nedeniyle yeniden yargılamaya

hükmedilmesi gerekmektedir. Kararın ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemeye gönderilmesi hâlinde derece

mahkemesinin yapacağı şey Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda verilmesine

hükmettiği tazminat miktarını dikkate alarak yeni bir tazminat miktarı

belirlemek olacaktır.

40. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası

gereğince ödenecek tazminat manevi zarara ilişkin olabileceği gibi maddi zarara

ilişkin de olabilir. Maddi zarar, zarara uğrayanın mevcut mal varlığı ile

uygulanan koruma tedbiri olmasaydı bu mal varlığının olacağı hâl arasındaki

farktan ibarettir. Maddi zarar, mal varlığında meydana gelen fiilî azalma

şeklinde ortaya çıkabileceği gibi yoksun kalınan kâr şeklinde de oluşabilir.

Öte yandan hukuka aykırı koruma tedbiriyle zarar arasında illiyet bağının

bulunması gerekir. Hukuka aykırı koruma tedbiriyle zarar arasındaki illiyet

bağının açık olmadığı, belirsiz veya spekülatif olduğu hâllerde maddi tazminata

hükmedilmeyecektir. Maddi tazminatın belirlenmesinde derece mahkemelerinin daha

iyi konumda oldukları açıktır. Şayet zarar ile koruma tedbiri arasında illiyet

bağı mevcut ise derece mahkemeleri bu maddi zararın gerçekliğini, gerekliliğini

ve makullüğünü değerlendirerek maddi tazminata hükmetmelidir. Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuru incelemesinde açıkça dayanaktan yoksun veya keyfî olduğu

anlaşılmadıkça yetkili mahkemelerin maddi tazminat konusundaki takdirine

müdahalesi söz konusu olmayacaktır.

3. İçtihat

Değişikliğinin Başvuruya Uygulanması

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

41. Somut olayda başvurucu, yargılandığı davada beraat

etmesi nedeniyle haksız olarak gözaltına alındığını ileri sürerek tazminat

davası açmıştır. Dolayısıyla başvurucunun gözaltının hukuka aykırılığı

bakımından başvuru yollarını tüketmiş olduğunun kabul edilmesi gerekir. Açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Kadir ÖZKAYA, Muammer TOPAL, Recai AKYEL, Yıldız

SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE bu görüşe

katılmamıştır.

b. Esas Yönünden

42. Somut olayda derece mahkemesi 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında başvurucuya 500 TL

manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Dolayısıyla yapılacak inceleme bu

miktarın yeterli olup olmadığının belirlenmesiyle sınırlı olacaktır. Somut

olayda başvurucuya üç günlük gözaltı için 500 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmiştir. Bu miktarın Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda

ödenmesini kararlaştırdığı tazminat miktarına göre oldukça düşük olduğu

ortadadır. Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda verilmesine hükmettiği

tazminat miktarıyla aynı olması gerekmemekle birlikte manevi tazminat

miktarının somut olayın koşullarında tazminat hakkının özünü zayıflatacak kadar

düşük olduğu sonucuna varılmıştır.

43. Başvurucu ayrıca beraat ettiği davada avukatına

ödediği vekâlet ücretinin maddi tazminat kapsamında karşılanması gerektiğini

ileri sürmüştür. Başvurucu, açtığı tazminat davasında avukatına maktu vekâlet

ücretinin üzerinde vekâlet ücreti ödediğine dair beraat kararından önce

düzenlenen bir serbest meslek makbuzu ibraz etmiştir. Mahkeme vekâlet ücretine

yönelik maddi tazminat talebini beraat kararı ile birlikte başvurucu lehine

maktu vekâlet ücretine hükmedildiği gerekçesiyle reddetmiştir. 1136 sayılı

Kanun’un 164. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde, dava sonunda

kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata

ait olduğu belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin anılan hükmün iptali talebiyle

açılan davada verdiği 10/4/2019 tarihli ve E.2017/154, K.2019/18 sayılı

kararında da ifade ettiği üzere anılan hüküm emredici değil tamamlayıcı

nitelikte bir hukuk kuralı olduğundan kişilerin özgür iradeleriyle

düzenleyecekleri avukatlık sözleşmelerinde ücreti kararlaştırırken dava sonunda

karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukatlık ücretine dâhil edilip

edilmeyeceği hususunu gözeterek düzenleme yapmaları mümkündür (AYM, E.2017/154,

K.2019/18, 10/4/2019, § 16). Diğer bir deyişle bu vekâlet ücreti hukuki yardım

alanla avukat arasındaki vekâlet ücretine ilişkin sözleşmede aksi

kararlaştırılmadığı sürece avukata aittir. Dolayısıyla beraat ettiği davada

başvurucu lehine maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi başvurucunun maddi

zararının karşılandığı anlamına gelmeyebilir. Bu noktada derece mahkemesinin

başvurucu ile avukatı arasındaki vekâlet sözleşmesinde ücreti kararlaştırırken

maktu vekâlet ücretini avukatlık ücretine dâhil edip etmediklerinin

araştırılması gerekmektedir. 5271 sayılı Kanun'un 142. maddesinin (6) numaralı

fıkrasında tazminat talebinin ve ispat belgelerinin değerlendirilmesinde,

tazminat hukukunun genel prensiplerine göre verilecek tazminat miktarının

saptanmasında mahkemenin gerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapmaya veya

hâkimlerinden birine yaptırmaya yetkili olduğu belirtilmesine rağmen derece

mahkemesi bu konuda bir araştırma yapmamıştır. Öte yandan bu maktu vekâlet

ücretinin başvurucuya ödendiği kabul edilse bile bu miktarı aşan kısmın neden

maddi zarar kapsamında değerlendirilmeyeceği, haksız gözaltı tedbiriyle

arasında illiyet bağı olup olmadığı, illiyet bağı varsa talep edilen bu ücretin

gerekli ve makul olup olmadığı kararda açıklanmamıştır.

44. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Kadir ÖZKAYA, Muammer TOPAL, Recai AKYEL,

Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE'nin

karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Gözaltı tedbirinin hukuka aykırı olması dolayısıyla

hükmedilen tazminatın yetersizliği nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü

fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE

OYBİRLİĞİYLE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Kocaeli 7. Ağır Ceza

Mahkemesine (E.2018/414, K.2019/267) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 446,90 TL harç ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 10.346,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 27/4/2023 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY

1. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (e) bendine dayalı olarak açılan tazminat davasında,

gözaltı tedbiri dolayısıyla hükmedilen tazminatın yetersiz olduğundan bahisle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel

başvuruda Mahkememiz çoğunluğunca, Mahkememizce halen uygulanmakta olan ve

yerleşik hale gelmiş bulunan içtihattan ayrışılarak işin esasının incelenmesine

karar verilmiştir.

2. Aşağıda açıklanan nedenlerle somut olayda mevcut

içtihattan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığı kanaatiyle işin esasının

incelenmesine ilişkin çoğunluk görüşüne dayalı karara tarafımızca iştirak

edilmemiştir.

3. Somut olayda başvurucu, hakkında yürütülen bir

soruşturma kapsamında 1/11/2016 tarihinde gözaltına alınmış, 3/11/2016

tarihinde serbest bırakılmış, kovuşturma sonucunda ise beraat etmiştir.

4. Beraat kararının kesinleşmesi üzerine, üç gün haksız

yere gözaltında kaldığını, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması

yöneticisi olmakla suçlanmasının ailesi ve kendisi nezdinde önemli manevi

zararlara yol açtığını, suçlu muamelesi gördüğünü, sosyal çevresinde itibarının

sarsıldığını, yargılama sürecinde avukatla temsil edildiğinden avukatlık

giderinin maddi tazminata dâhil edilmesi gerektiğini belirterek maddi ve manevi

tazminat talepli dava açmıştır.

5. Dava dilekçesinde gözaltının haksız olduğu iddiasını

beraat etmiş olmasına dayandırmış, gözaltına alınmasının hukuki olmadığına

ilişkin bir açıklamada bulunmamıştır.

6. Kocaeli 7. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun beraat

etmiş olması nedeniyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi gereğince tazminat

talep edebileceğini belirtmiş ve başvurucuya 500 TL manevi tazminat ödenmesine

karar vermiştir. Mahkeme, vekâlet ücretine yönelik maddi tazminat talebini

beraat kararı ile birlikte başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmedildiği

gerekçesiyle reddetmiştir.

7. Başvurucu, yargılamada yaşadığı zorlu sürecin dikkate

alınmadığını, çok cüzi bir miktara hükmedildiğini, yargılandığı davada

avukatına ödediği vekâlet ücretinin tamamının maddi tazminata dâhil

edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek istinaf yoluna başvurmuş,

istinaf talebinin esastan reddedilmesi üzerine de bireysel başvuruda

bulunmuştur.

8. Anayasa'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasına göre

bireysel başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır. Bu kural, Anayasa Mahkemesinin temel hak ve hürriyetlerin korunmasında

üstlendiği ikincillik rolünün zorunlu bir gereğidir. Zira temel hak ve

hürriyetlerin korunmasında birinci görevli olanlar idari makamlarla olağan

yargılama makamlarıdır.

9. Dolayısıyla bireysel başvuru yolunun ikincillik

niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunlu olduğundan başvurucuların bireysel

başvuru konusu şikâyetlerini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal

mercilere usulüne uygun olarak iletmeleri, bu konuda sahip oldukları bilgi ve

delilleri zamanında bu makamlara sunmaları, bu süreçte dava ve başvurularını

takip etmek için gerekli özeni göstermiş olmaları gerekir (İsmail Buğra

İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

10. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun Eyyüp Güneş [GK],

B. No: 2017/28308, 21/10/2021 ve A.A. [GK], B. No: 2017/34502, 21/10/2021

kararlarında; kanun koyucunun suç soruşturması veya kovuşturması sırasında

uygulanan yakalama, gözaltı ya da tutuklama tedbirleriyle ilgili olarak 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (e) bentlerinde

iki ayrı tazminat talep nedeni öngörüldüğü, fıkranın (a) bendinde yakalama veya

tutuklama tedbirinin "kanunlarda belirtilen koşullar dışında"

olmasının, (e) bendinde ise "kanuna uygun olarak yakalandıktan veya

tutuklandıktan sonra" kişiler hakkında "kovuşturmaya yer olmadığı

veya beraat kararı verilmesinin" tazminat nedeni olarak düzenlendiği

belirtilmiştir.

11. Bir başka söyleyişle Anayasa Mahkemesi anılan

kararlarında, kanun koyucunun, yakalama veya tutuklama tedbirlerinin hukuka

aykırılığı söz konusu olduğunda (a) bendi uyarınca, bu tedbirler hukuka uygun

olsa da sonuçta kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilmesi

durumunda ise (e) bendi uyarınca tazminata hükmedilmesi gerektiği şeklinde bir

ayrıma gittiğini ifade etmiştir.

12. Söz konusu kararlara göre, yakalama, gözaltı veya

tutuklama tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin iddialarla Anayasa'nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal

edildiği ileri sürülerek yapılan bireysel başvurularda başvuru yollarının

tüketildiğinin kabulü için, derece mahkemelerinde açılan tazminat davalarının

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

kapsamında, uygulanan koruma tedbirlerinin kanuna aykırı olduklarının

belirtilerek açılması ve olağan kanun yollarında bu iddiaların açıkça dile

getirilmesi gerekmektedir.

13. Ayrıca, haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya

beraat kararı verilen kişilerin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca yakalama, gözaltı veya tutuklama

tedbirleri dolayısıyla açtıkları tazminat davalarında anılan fıkranın (a) bendi

kapsamında bu tedbirlerin kanuna (hukuka) aykırı olduğunu da dile getirmiş

olmaları durumunda da Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence

altına alınan tazminat hakkı yönünden başvuru yollarını tükettiklerinin kabulü

gerekmektedir.

14. Bununla birlikte yine aynı kararlara göre, yakalama,

gözaltı veya tutuklama tedbirlerinin hukuka aykırılığına dair herhangi bir

iddia dile getirilmeden yalnızca 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca bu tedbirlerin uygulandığı soruşturmada

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi ya da kovuşturmanın beraatle

sonuçlanmış olması nedeniyle tazminat talep edilmesi durumunda ise Anayasa'nın

19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkı

bağlamında başvuru yollarının yöntemince tüketilmediği sonucuna varmak

gerekmektedir.

15. Zira soruşturma veya kovuşturma sonucunda verilen

kararlardan hareketle yargı organlarınca yakalama, gözaltı veya tutuklama

tedbirlerinin haksız olduğu ifade edilse de bu tedbirlerin -uygulandığı

koşullarda- kanuna (hukuka) uygun olup olmadığı yönünde bir inceleme

yapılmamaktadır. Anayasa’nın 19. maddesinin gerektirdiği tazminat ise ancak bu

tedbirlerin -uygulandığı koşullarda- kanuna (hukuka) aykırı olması halinde söz

konusu olacak bir tazminattır. Dolayısıyla (e) bendi kapsamında kişilere

tazminat ödenmesi, tutmanın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının koşullarıyla

uyumlu olmamasından değil kişilerin beraat etmesinden veya haklarında

kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu ise

Anayasa'nın 19. maddeyle ilgili bir durum değildir.

16. Bu açıklamalara göre, yalnızca soruşturma veya

kovuşturma sonunda verilen kovuşturmaya yer olmadığı ya da beraat kararına

dayanılarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e)

bendi uyarınca yakalama, gözaltı veya tutuklama tedbirleri nedeniyle açılan

tazminat davasına ilişkin olarak yapılan bireysel başvurularda Anayasa'nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiği iddiasının -ikincillik ilkesi

gereği- incelenmesi mümkün değildir.

17. Dolayısıyla yakalama, gözaltı ve tutuklama

tedbirlerinin hukukiliğiyle bağlantılı olarak tazminat taleplerinin kabul

edilmediğinden veya hükmedilen tazminatın -ihlal edilen anayasal hak

dolayısıyla uğranılan zarara göre- yetersiz olduğundan bahisle Anayasa'nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrası bağlamındaki tazminat hakkının ihlal edildiği

iddiasıyla yapılan bireysel başvurular yönünden başvuru yollarının usulünce

tüketildiğinin kabulü için 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendi kapsamında bir dava açılması ve başvuruya konu bu

tedbirlerin kanuna (hukuka) aykırı olduğunun esas itibarıyla (genel hatlarıyla

da olsa) derece mahkemeleri önünde tüm aşamalarda ileri sürülmesi gerekmektedir

(A.A., §§ 70-90; Eyyüp Güneş, §§ 67-92).

18. Bir başka söyleyişle Anayasa Mahkemesi anılan

içtihadında, Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkından şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenebilmesi için

Kanun'un (e) bendi kapsamında dava açılmasını yeterli görmemiş, (a) bendi

kapsamında da şikâyetin dile getirilmesini gerekli görmüştür.

19. Somut olayda başvurucu beraat kararının kesinleşmesi

üzerine; üç gün haksız yere gözaltında kaldığını, Fetullahçı Terör

Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması yöneticisi olmakla suçlanmasının ailesi ve

kendisi nezdinde önemli manevi zararlara yol açtığını, suçlu muamelesi

gördüğünü, sosyal çevresinde itibarının sarsıldığını belirtmiş olmakla

birlikte, gözaltına alınmasının haksız olduğu iddiasını beraat etmiş olmasına

dayandırmış, çoğunluk görüşüne dayalı kararda da belirtildiği üzere (§ 7) dava

dilekçesinde gözaltı tedbirinin hukuki olup olmadığına ilişkin bir açıklamada

bulunmamıştır.

20. Hal böyle olunca başvurucunun “hakkında uygulanan

gözaltı tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğine ilişkin” iddiasını öncelikle ve süresinde yetkili

idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmediği, olağan kanun

yollarının tüketilmesi konusunda gerekli özeni göstermeyerek bireysel başvuruda

bulunduğu anlaşılmaktadır.

21. Ayrıca belirtmek gerekir ki bireysel başvuru formunda,

ilk derecedeki dilekçeden farklı olarak, bireysel başvurunun konusu, “ hakkında

uygulanan gözaltının hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlaline ilişkin” olarak belirtilmiş ve fakat hükmedilen tazminat

miktarının yetersizliği dile getirilirken 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (e) bendine değinilmiş ve hükmedilen tazminatın oluşan

zararı telafi etmekten uzak olduğu iddia edilmiştir. Bunun dışında, uygulanan

gözaltı tedbirinin hukuki olmadığına ilişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.

22. Hal böyle olunca, başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında açmış olduğu

tazminat davasına ilişkin iddialarının Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında

incelenmesi mümkün değildir.

23. Mahkememiz çoğunluğu yukarıda değinilen Mahkememiz

içtihadının iki temel sebeple değişmesi gerektiğini belirtmiş ve bu sebeplerle

somut olayda Anayasa'nın 19. maddesi yönünden başvuru yollarının tüketildiği

sonucuna varmıştır. Çoğunluk, içtihadın değişmesine sebep olarak Anayasa

Mahkemesinin anılan Genel Kurul kararında ortaya konulan ilkelerin

uygulanmasında güçlük yaşanmasını ve söz konusu Genel Kurul kararından sonra

Bölümlerce anılan kararda ortaya konulan ilkelere aykırı kararlar verilmesini

göstermiştir.

24. Öncelikle belirtmek gerekir ki “içtihat” hukuki

metinlerin somut olaylara istikrarlı bir biçimde uygulanmasıyla oluşur. Belirli

bir süre istikrarlı bir şekilde uygulanmak suretiyle oluşan içtihadın

istikrarlı bir şekilde uygulanmaya devam etmesi başta uygulayıcılar ve

ilgililer olmak üzere herkese hukuki öngörülebilirlik ve belirlilik sağlar.

Hukuki öngörülebilirliğin ve belirliliğin hukuk devletinin bir gerekliliği

olduğu ise izahtan varestedir. Bu bağlamda ayrıca belirtmek gerekir ki bir

içtihat oluştuktan sonra onun uygulayıcılar tarafından da benimsenmesi ve etki

ve sonuçlarının görülmesi belli bir süre gerektirir. Bununla birlikte kimi

zaman ortaya çıkan fiili veya hukuki gereklilikler nedeniyle hukuk kurallarının

yeni olaylara uygulanması veya aynı tip olaylara uygulanmakla birlikte yeniden

yorumlanması söz konusu olabilir. Ayrıca bu durum dinamik olan modern toplum

yaşamının bir gereği olarak da ortaya çıkabilir. Bir başka deyişle gelişen

sebep ve koşullara göre içtihadın da gelişmesi veya değişmesi mümkündür.

25. Bununla birlikte somut olayda Anayasa Mahkemesi Genel

Kurulu uzak olmayan bir tarihte -18 ay kadar önce- Anayasa'nın 19. maddesini ve

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesini yorumlamış ve yukarıda ayrıntılı şekilde

açıklandığı üzere bireysel başvuruda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğinin incelenebilmesi için başvurucuların -ikincillik ilkesi gereği-

tazminat davası aşamasında 141. maddenin(1) numaralı fıkrasının (e) bendine

dayanmalarının yeterli olmadığını, öz olarak da olsa (a) bendine de dayanmaları

gerektiğini açıkça belirtmiştir. Bu belirleme ilgili yasal ve anayasal

düzenlemelerin tüm yorum yöntemleriyle bağdaşır bir yorumuna dayanmaktadır.

26. Dolayısıyla ortaya konulan söz konusu yorum ve bu

yoruma dayalı olarak oluşturulan içtihadın kimi kararlarda istikrarlı şekilde

uygulanamamış olması ya da başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği hususunda

her bir olay bağlamında bir takım tereddütlerin yaşanması, henüz 18 aylık olan

bir içtihadın değiştirilmesine gerekçe oluşturmamalı, söz konusu aksaklık ve

tereddütler başka şekilde giderilmelidir.

27. Öte yandan unutulmamalıdır ki yukarıda da ayrıntılı

olarak açıklandığı üzere, bireysel başvuru yolu olağanüstü bir hak arama yolu

olup, hak ve özgürlüklerin korunmasında Anayasa Mahkemesinin rolü ikincil

niteliktedir. Başvurucular ikincil nitelikteki bu olağanüstü yola başvururken

olağan başvuru yollarına göre daha fazla özen göstermekle yükümlüdürler. Dolayısıyla

bu durumun bir sonucu olarak başvuru yollarını tüketme gereği de doğal olarak

başvuruculara külfetler yüklemektedir. Bu külfetler sadece özgürlük güvenlik

hakkı yönünden değil ortak koruma alanındaki tüm hak ve özgürlükler için

geçerlidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi önceki aşamalarda ileri sürülmeyen

iddialara dayalı çok sayıda başvuruyu, başvuru yollarının usulünce tüketilmemiş

olduğu gerekçesiyle -esasta kişiler haklı/mağdur da olsalar- kabul edilemez

bulmuş ve başvuruları incelememiştir.

28. Tüm bu açıklamalar ışığında, somut olayda, Anayasa

Mahkemesi Genel Kurulu’nun 21/10/2021 tarihinde belirlediği ilkelerden

ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu olmadığından, kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği

görüşüyle, Mahkememiz çoğunluğunun işin esasına geçilmesine ilişkin görüşüne

katılmadık.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ Basri BAĞCI İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Raportör : Yusuf Enes KAYA Başvurucu : Gülseren ÇITAK Vekili : Av. Metehan USLUEROL Başkanvekili Kadir ÖZKAYA Üye Muammer TOPAL Üye Recai AKYEL Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Muhterem İNCE

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2020/1554, 27 Nisan 2023 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. V. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. VI. Hüküm
  16. B. Gözaltı tedbirinin hukuka aykırı olması dolayısıyla
  17. F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine
  18. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  19. Karşıoy
  20. M. Emin KUZ
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2020/1554
Tarih
27 Nisan 2023

İlgili Kararlar

  • Yaşar Karaca Başvurusu (B. No: 2018/37854)
  • Ayhan Akyüz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/6851)
  • Mehmet Kanıcıoğlu Başvurusu (B. No: 2019/21926)
  • Doğan Özmen Başvurusu (B. No: 2019/16485)
  • Sinan Bulut Başvurusu (B. No: 2019/14914)
  • Erol Çetin Başvurusu (B. No: 2019/32558)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.