İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Güven Bostan Başvurusu (B. No: 2016/4293)

1. Başvuru, ödenmeyen vergi borcu için taşınmaza haciz konulması

Başvuru No2016/4293Tarih1 Temmuz 2020Okuma19 dk · 3.842 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Güven Bostan Başvurusu

Karar tarihi
1 Temmuz 2020
Başvuru Numarası
2016/4293
R.G. Tarih ve Sayı
6/8/2020-31205
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.842 kelime·19 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ödenmeyen vergi borcu için taşınmaza haciz konulması

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/2/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, 1974 doğumlu olup öğretmen olarak görev

yapmaktadır.

10. Başvurucu 27/2/2007 tarihinde A.G. Eğitim Hizmeti Ticaret

Limitet Şirketinin (Şirket) %20 hissesini satın almış ve beş yıllığına Şirketin

müdürü olarak seçilmiştir.

11. Şirketin ödenmeyen vergi borçlarının Şirket ortağı ve kanuni

temsilcisi sıfatıyla başvurucudan tahsili amacıyla düzenlenen 2009 yılına ait

ödeme emirlerinin iptali istemiyle başvurucu üç dava açmıştır. Bu davalarda

başvurucu, Şirketle bir ilgisi olmadığını ve bu nedenle borçlardan sorumlu

tutulamayacağını ileri sürmüştür.

12. Bursa 1. Vergi Mahkemesi, davaları kısmen kabul etmiş ve

usulüne uygun olarak tebliğ edilmeyen ödeme emirlerinin iptaline, diğer ödeme

emirlerinin ise onanmasına karar vermiştir. Kanun yolu incelemesinden geçen

kararlar kesinleşmiştir. Başvurucu, iptal edilmeyen ödeme emirleri içeriğinde

yer alan vergi borçları için 3.121,34 TL tutarında ödeme yapmıştır.

13. Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı (İdare) iptal edilmeyen ödeme

emirleri içeriğinde yer alan vergi borçlarının tamamının ödenmediği ve bunların

Şirketten tahsil edilemediği gerekçesiyle Bursa'nın Osmangazi ilçesi Demirtaş

köyündeki başvurucuya ait 769 ada 7 parselde bulunan 6 No.lu bağımsız bölüm

hakkında Şirkete ait vergi borçlarının başvurucudan tahsili amacıyla 8/9/2014

tarihinde haciz işlemi uygulamıştır.

14. Başvurucu 24/9/2014 tarihinde haciz işleminin iptali için

dava açmıştır. Dava dilekçesinde; ödeme emirleriyle kesinleşen borcunu yasal

süresi içinde ödediği, vergi borcunun silinerek dosyanın kapatıldığı ve

borcunun kalmadığı ileri sürülmüştür. Ayrıca amme alacağının zamanaşımına

uğramış olması ve ödeme emri tanzim edilmemesi nedenleriyle taşınmaza konulan

haczin usulsüz olduğu belirtilmiştir.

15. Davalı İdare cevabında; başvurucunun iptal edilmemiş olan

ödeme emirlerine konu borçların tamamını ödemediğini, başvurucuya borcunun

bulunmadığına dair bir yazı verilmediğini, Şirketin mal varlığı vergi

borçlarını karşılamaya yetmediğinden Şirket ortağı olarak başvurucuya ait

taşınmaza haciz konulduğunu belirtmiştir.

16. Şirket temsilcisi A.G. 25/11/2014 tarihli talep dilekçesi

ile 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde

Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden

Yapılandırılmasına Dair Kanun kapsamında Şirket borcunu 18 ay üzerinden

taksitlendirerek yapılandırmıştır.

17. Bursa 2. Vergi Mahkemesi (Mahkeme) 13/5/2015 tarihinde

davanın kabulü ile haciz işleminin iptaline karar vermiştir. Mahkeme kararın

gerekçesinde, İdare tarafından tahsil edilemeyen Şirkete ait vergi borçlarının

başvurucudan tahsili için haciz işleminin tesis edildiğini açıklamıştır. Haciz

işlemi sonrasında Şirketin vergi borçlarının 25/11/2014 tarihinde yeniden

yapılandırıldığını belirten Mahkeme, Şirket hakkındaki kanuni takibin

neticelendirilmemesi nedeniyle bu aşamada başvurucunun taşınmazı hakkında haciz

uygulanmasının mümkün olmadığını ifade etmiştir.

18. İdare tarafından karara itiraz edilmiştir. Başvurucu, itiraz

dilekçesi veya itiraza cevap dilekçesi sunmamıştır. Bursa Bölge İdare Mahkemesi

İkinci Kurulu (Bölge İdare Mahkemesi) 17/9/2015 tarihinde mahkeme kararının

bozulmasına ve davanın reddine hükmetmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının

gerekçesinde, yeniden yapılandırma kapsamında dördüncü taksitin son günü olan

30/6/2015 tarihi itibarıyla Şirketin herhangi bir ödeme yapmaması nedeniyle

tecil ve taksitlendirmenin iptal edilmesi karşısında mahkeme kararının

gerekçesinin yerinde görülmediği ifade edilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi,

Şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşılan kesinleşmiş vergi borçlarının tahsili

amacıyla başvurucuya ait taşınmaza haciz konulmasında hukuka aykırılık

görmediğini açıklamıştır.

19. Başvurucu, Bölge İdare Mahkemesi kararına karşı karar

düzeltme isteminde bulunmuştur. Karar düzeltme dilekçesinde; vergi borcunun

ödendiği, usulsüz bir şekilde hâline münasip evin haczedilmesinin kanuna aykırı

olduğu ve Şirket hakkındaki takibin kesinleşmediği belirtilmiştir. Bölge İdare

Mahkemesi 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54.

maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirinin bulunmadığını belirterek 21/1/2016

tarihinde karar düzeltme istemini reddetmiştir.

20. Nihai karar 20/2/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

21. Başvurucu 26/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Mevzuat Hükümleri

22. 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil

Usulü Hakkında Kanun’un "Limited

şirketlerin amme borçları" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Limited şirket ortakları, şirketten tamamen

veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme

alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu

Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.

Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi

halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının

ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.

Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği

zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme

alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu

tutulur. ”

23. 6183 sayılı Kanun’un "Cebren

tahsil ve şekilleri" kenar başlıklı 54. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir:

“Ödeme müddeti içinde ödenmiyen amme alacağı

tahsil dairesince cebren tahsil olunur. Cebren tahsil aşağıdaki şekillerden

herhangi birinin tatbikı suretiyle yapılır:

...

2. Amme borçlusunun borcuna yetecek miktardaki

mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi,

...”

24. 6183 sayılı Kanun’un "Ödeme

emrine itiraz" kenar başlıklı 58. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs,

böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı

hakkında tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait

itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunabilir.

İtirazın şekli, incelenmesi ve itiraz incelemelerinin iadesi hususlarında Vergi

Usul Kanunu hükümleri tatbik olunur.”

25. 6183 sayılı Kanun’un "Haciz"

kenar başlıklı 62. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya

tahsil dairesince tesbit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul

malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek

miktarı tahsil dairesince haczolunur.”

26. 6183 sayılı Kanun’un "Haczedilemiyecek

mallar" kenar başlıklı 70. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“11. Borçlunun haline münasip evi 'ancak evin

değeri fazla ise bedelinden haline münasip bir yer alınabilecek miktarı

borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılabilir.”

27. 6183 sayılı Kanun’un "Gayrimenkul

malların, gemilerin haczi" kenar başlıklı 88. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Her türlü gayrimenkul malların, gemilerin

haczi sicillerine işlenmek üzere haciz keyfiyetinin tapuya veya gemi

sicillerinin tutulduğu daireye tebliğ edilmesi suretiyle yapılır.”

B. Danıştay İçtihadı

28. Danıştay Dördüncü Dairesinin 7/4/2016 tarihli ve

E.2016/6437, K.2016/1544 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“Görüldüğü üzere haciz işlemine karşı açılan

bu davada, mahkemece, davacının ödeme emrine karşı açtığı davadan bahsedilerek

bir karar verilmiştir. Olayda, davacının kendisinin ve ailesinin kullandığını

iddia ettiği hacze konu konutun haline münasip bir yerden daha fazla değere

sahip olduğunun alacaklı amme idaresince tespit edilmemesine karşın haciz

uygulanarak ima yoluyla bu durum öngörülmüşse, mahkemesince bu durumun

tespitine yönelik olarak İYUK 20. maddesi uyarınca re'sen araştırma yapılarak

ve gerekirse bilirkişi incelenmesi yaptırıldıktan sonra düzenlenen bilirkişi

raporu dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken, davacının ödeme emrine

karşı açtığı davadan bahsederek davayı reddeden mahkeme kararının davacıya ait

konut üzerine konulan haciz yönünden bozulması gerekmektedir."

29. Danıştay Onüçüncü Dairesinin 27/2/2019 tarihli ve E.2013/2212,

K.2019/612 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“6183 sayılı Kanun'un 70. maddesinde yer alan

ve haczedilemeyecek mallardan sayılan borçlunun haline münasip evinin

haczedilemeyeceğine ilişkin düzenleme ile, Anasayal güvenceye alınan konut hakkı

ve toplumsal yaşamın temel unsuru olan ailenin ve aile birliğinin desteklenmesi

ve korunması hedeflenmektedir. Bu sistem içinde bireylerin yaşamsal ve sosyal

ihtiyaçlarının özellikle ve öncelikle dikkate alınması sosyal hukuk devletinin

gereğidir. Devlet erkinin bireye yansıyan yönü olan idarelerin işlem ve

eylemlerinde gerek hukuk devleti gerek idarî usul hükümlerine özellikle dikkat

edilmesi gerekmektedir. 6183 sayılı Kanun'da düzenlenen cebri icra usullerinden

biri olan haciz, bireylerin mülkiyet ve yaşam haklarına doğrudan müdahale eden

ve ağır yaptırımlar içeren bir işlem olduğundan, bu işlemin uygulanmasında kamu

alacağının tahsili amacıyla da olsa devletin varlık nedeni olan bireylerin

yaşam alanlarının korunması ve sosyal ve ekonomik açıdan teşvik edilmesinin

sağlanması hususları göz ardı edilemez. Haciz işlemi, bu özelliklerinden dolayı

idarî usulün titizlikle uygulanması gereken işlemlerdendir. Amme borçlusunun

konut olarak ikâmet ettiği evin haczi ise Anayasal güvenceye alınan bireylerin

sosyal ve ekonomik haklarının korunması bakımından önem arz etmektedir. Bu

hususlar gözönünde bulundurularak amme borçlusunun mesken olarak kullandığı

evin haczedilebilmesi amme alacağının tahsilinde en son başvurulacak yol

olmalıdır. Borçlunun başka taşınır ve taşınmaz malvarlığının bulunup

bulunmadığı araştırılarak, varsa öncelikle bu malların haczinin sağlanması,

borcun karşılanmaması durumunda da mesken olarak kullanılan evin haczinin 6183

sayılı Kanun'un 70. maddesinin 11. fıkrasında belirtilen usul ve esaslara göre

gerçekleştirilmesi sosyal hukuk devletinin gereğidir.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 1/7/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

31. Başvurucu, taşınmazına vergi borcu nedeniyle haciz

konulmasının kanuni dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir. Vergi borcunun

ödendiğine ve hâline münasip evinin haczedilemeyeceğine ilişkin iddia ve

itirazların cevapsız bırakıldığını vurgulamıştır. Mahkeme ve Bölge İdare Mahkemesinin

Şirketin borçlarının yapılandırılması ve Şirket hakkındaki takibin kesinleşmesi

ile ilgili bir inceleme yaparak karar vermesinden yakınmıştır. Taşınmazının

hâline münasip ev niteliğinde

olması nedeniyle haciz işleminin usule ve şartlara uygun gerçekleşmediğini,

ayrıca emsal içtihatlara aykırı olarak karar verildiğini iddia etmiştir.

Başvurucu sonuç olarak bu gerekçelerle mülkiyet ve adil yargılanma hakları ile

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. Bakanlık, Komisyon kararında yapılan değerlendirme

çerçevesinde görüş bildirdiğini ifade etmiş ve derece mahkemeleri kararları

kapsamında başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediğini

belirtmiştir.

B. Değerlendirme

33. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali iddiası yanında

ayrıca adil yargılanma hakkı ile eşitlik ilkesinin de ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Ancak başvurucunun şikâyetinin özünü ödenmeyen vergi borcu nedeniyle

taşınmazının haczi oluşturduğundan başvurunun mülkiyet hakkı kapsamında

incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

36. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

Somut olayda haciz konulan bağımsız bölüm, tapu kaydında başvurucu adına

kayıtlı olduğundan mülkün varlığı açıktır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

37. Vergi ve benzeri yükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve

katkılarını belirlemeye, değiştirmeye ve ödenmesini güvence altına almaya

yönelik müdahalelerin -taşıdıkları amaçlar dikkate alındığında- devletin

mülkiyetin kamu yararına kullanımını kontrol veya düzenlenmesi yetkisi

kapsamında incelenmesi gerekmektedir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Arif Sarıgül, B. No: 2013/8324, 23/2/2016,

§ 50; Narsan Plastik San. ve Tic. Ltd. Şti.,

B. No: 2013/6842, 20/4/2016, § 71).

38. Somut olayda vergi borcunun ödenmemesi nedeniyle başvurucuya

ait taşınmaza haciz konulması suretiyle başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale

edilmiştir. Vergi borcunun tahsili amacıyla kamu makamlarınca yapılan bu

müdahalenin mülkiyetin kullanılmasının kontrolü veya düzenlenmesine ilişkin

üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekmektedir.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

39. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

40. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel

ilkeleri düzenleyen 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.

Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi

için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca

ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 62).

i. Kanunilik

41. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç

hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir

kuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No: 2014/13518,

26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve

diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

42. Somut olayda kamu makamlarınca mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin 6183 sayılı Kanun'un 54. ve 62. maddelerine dayandırıldığı

görülmektedir. Bu kapsamda ödenmeyen kamu alacakları için taşınmaz üzerinde

haciz işlemi uygulanabileceği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla söz konusu

Kanun hükümlerinin açık, ulaşılabilir ve öngörülebilir mahiyette olduğu dikkate

alındığında başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuna dayalı

olduğu kuşkusuzdur.

ii. Meşru Amaç

43. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasına

imkân vermekte ve bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.

Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde

getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her

somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (benzer yöndeki karar

için bkz. Nusrat Külah, B. No:

2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar,

B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).

44. Vergi borçlarının ödenmesi için gerekli tedbirlerin

alınması, bu kapsamda gerekli ve uygun araçların seçilmesinde kanun koyucunun

geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Kişilerin kamuya olan borçlarının

tahsili için yasal düzenlemeler yapılmış olup başvuruya benzer olay açısından

kişinin kamuya olan borcunu süresi içinde ödememesi nedeniyle borcun tahsili

amacıyla aracına haciz konulması, ardından satılarak borcun tahsilinin kısmen

veya tamamen sağlanmasında kamu yararı olduğu açıktır (Gümüşdere İnşaat Ticaret ve Sanayi A.Ş.,

B. No: 2013/5016, 16/4/2015, § 58). Dolayısıyla somut olayda, kamu alacağının

tahsili için başvurucuya ait taşınmazın haczedilmesinde kamu yararı mevcut olup

müdahalenin meşru bir amaç taşıdığı açıktır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

45. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle

gerçekleştirilmek istenen amaç ve bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan

araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

46. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin

ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç

bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale

ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık

ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul

bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56,

11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016,

§ 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

47. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Anayasa Mahkemesi; müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde

bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,

§§ 58, 60).

48. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden

söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da

ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da

makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması

güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe

bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk,

B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir

Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).

49. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler

arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü

olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz

konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine

getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu

ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu

zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle

birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin

temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde

değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil

Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2015/12563,

24/5/2018, § 53).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

50. Başvuruya konu olayda kamu alacağının tahsili amacıyla

bağımsız bölümüne haciz konulması üzerine başvurucu, Şirketten kaynaklı vergi

borcunu tamamen ödediğini ve bu nedenle haczin usulsüz olduğu iddiasıyla iptal

davası açmıştır. Mahkeme; vergi borcunun yapılandırıldığı, dolayısıyla takibin

henüz neticelendirilmediği gerekçesiyle haciz işlemini iptal etmiştir. Bölge

İdare Mahkemesi, yapılandırma taksitinin ödenmemesi nedeniyle haciz işleminde

hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek davalı İdarenin itiraz başvurusunu

kabul etmiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi ise Bölge İdare Mahkemesi

tarafından reddedilmiştir.

51. Başvurucu öncelikle vergi borcunun ödendiğini ve Şirketle

ilgili kendisine tahakkuk ettirilmiş bir borç bulunmadığını ileri sürmektedir.

Bu aşamada belirtmek gerekir ki yargılama sürecinde delillerin

değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması -kural olarak- derece

mahkemelerinin takdirindedir. Somut olayda derece mahkemeleri kararlarında

Şirkete ait vergi borcunun 6552 sayılı Kanun kapsamında yapılandırıldığı, bir

dönem Şirketin ortağı ve temsilcisi olan başvurucunun 6183 sayılı Kanun

uyarınca vergi borçlarından sorumlu olduğu belirtilmiştir. Başvurucunun kamu

alacağındaki sorumluluğu kapsamda derece mahkemeleri kararlarının açıkça keyfî

olduğu veya bariz bir takdir hatası içerdiği söylenemez.

52. Başvurucu özellikle 6183 sayılı Kanun'un 70. maddesi

uyarınca hâline münasip evin haczedilemeyeceği yönündeki iddia ve itirazının

derece mahkemelerince değerlendirilmemiş olmasından şikâyetçidir. Mülkiyet

hakkının korunmasının gereklilikleri kapsamında davanın sonucuna etkili olacak

esasa ilişkin söz konusu iddianın yargılama makamlarınca özenli bir şekilde

değerlendirilerek karşılanması önem taşımaktadır.

53. 6183 sayılı Kanun'un 70. maddesinde haczedilemeyecek mallar

gösterilmiş ve hâline münasip evin hangi şartlarda haczedilebileceği

düzenlenmiştir. Bunun için ise öncelikle hacze konu evin hâline münasip bir ev

olup olmadığının tespiti gerekecektir. Buna göre hâline münasip evin değeri

borcun değerinden fazlaysa yine münasip bir yer alabilecek kadar miktar

borçluya bırakılarak haciz işlemi yapılabilecektir. Dolayısıyla hacze konu evin

niteliği haczin koşullarını etkilemekte ve uygulanabilirliğini belirlemektedir.

Danıştayın yukarıda ifade edilen kararları da (bkz. §§ 28, 29) incelendiğinde

hâline münasip ev durumunun resen araştırılması gerektiği hususunun

vurgulandığı görülmektedir.

54. Belirtilen çerçevede somut olaydaki mahkeme kararı

incelendiğinde haczin usulsüz olduğu iddiası kapsamında hâline münasip ev iddiasının

değerlendirilmediği görülmektedir. Bununla birlikte dava başvurucu lehine kabul

edilmiş ve haciz işlemi iptal edilmiştir. Bu aşamada başvurucunun itiraz

başvurusu yapmadığı anlaşılsa da davanın başvurucu lehine sonuçlandığı

gözetildiğinde başvurucudan hâline münasip ev itirazına dayalı bir itiraz

başvurusu yapmasının beklenmesi anlamlı değildir.

55. Öte yandan İdarenin itiraz başvurusuna karşılık olarak

başvurucunun hâline münasip ev iddiasını ileri sürmesinin beklenmesi de mümkün

gözükmemektedir. Şöyle ki İdarenin itirazlarının içeriği incelendiğinde hâline

münasip ev iddialarının yer almadığı, itirazların borcun ödenmediği kapsamında

yapıldığı görülmektedir. Dolayısıyla İdarenin ileri sürmediği bir iddia

yönünden başvurucunun İdarenin itiraz başvurusuna hâline münasip ev bağlamında

cevap vermesini beklemek mümkün olmayacaktır.

56. Bölge İdare Mahkemesi kararı ile İdare lehine hukuksal bir

durum ortaya çıkmıştır. Bu yeni durum karşısında başvurucu, hâline münasip ev

iddiasını karar düzeltme yolunda ileri sürmüştür. Bununla birlikte Bölge İdare

Mahkemesi, başvurucunun bu iddiası yönünden gerekçeli bir şekilde değerlendirme

yapmadan karar düzeltme istemini reddetmiştir.

57. Somut olayda yapılan yargılama sürecinin bütününe

bakıldığında başvurucunun hâline münasip ev iddiası açıklığa

kavuşturulamamıştır. Söz konusu iddia mülkiyet hakkının korunması yönünden önem

taşımaktadır. Zira bu hususun tespiti haciz işleminin gerçekleştirilmesi,

kapsamı ve sonuçları yönünden belirleyici olacaktır. Dolayısıyla mülkiyet

hakkına ilişkin yargılamanın sonucu bakımından esasa etkili söz konusu iddia

yönünden derece mahkemelerince yapılan değerlendirmenin yeterli olmadığı

anlaşılmaktadır.

58. Sonuç olarak derece mahkemelerinin kararlarının mülkiyet

hakkına ilişkin davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki iddia ve

itirazlara cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermediği tespit

edilmiştir. Bu sebeple mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin

güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği sonucuna varılmıştır.

Dolayısıyla müdahalenin taşıdığı meşru amacın dayandığı kamu yararı ile

başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil denge

başvurucu aleyhine bozulmuş olup müdahale ölçülü değildir.

59. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

60. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

61. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesi ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

62. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018,) kararında ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler

belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte

ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun

ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal

edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

63. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

64. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin

ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanunun 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir

örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan

mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59,

66, 67).

65. İncelenen başvuruda, derece mahkemeleri kararlarının,

mülkiyet hakkına ilişkin davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki iddia

ve itirazlara cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermemesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

66. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken

iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna

ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir

karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzere Bursa 2. Vergi Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekmektedir.

67. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

68. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Bursa

2. Vergi Mahkemesine (E.2014/1323, K.2015/685) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya

ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

1/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Hicabi DURSUN Muammer TOPAL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Kamber Ozan TUTAL Başvurucu : Güven BOSTAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/4293, 1 Temmuz 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Mevzuat Hükümleri
  8. B. Danıştay İçtihadı
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir
  13. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  14. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  15. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  16. E. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya
  17. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  18. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/4293
Tarih
1 Temmuz 2020

İlgili Kararlar

  • Hasan Kaya ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/22750)
  • Katip Kuzu Başvurusu (B. No: 2017/34770)
  • İleri Yayımcılık Tanıtım ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2017/30756)
  • İhsan Dedemoğlu ve Muharrem Gökgöz Başvurusu (B. No: 2016/11652)
  • Tuncay Gündoğan Başvurusu (B. No: 2018/8170)
  • Hasan Tüney ve Mehmet Yazıcıoğlu Başvurusu (B. No: 2016/3958)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.