İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hadice Akyürek ve Hasan Akyürek Başvurusu (B. No: 2015/13867)

1. Başvuru, yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlali nedeniyle oluşan

Başvuru No2015/13867Tarih9 Mayıs 2019Okuma15 dk · 2.993 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hadice Akyürek Ve Hasan Akyürek Başvurusu

Karar tarihi
9 Mayıs 2019
Başvuru Numarası
2015/13867
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.993 kelime·15 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlali nedeniyle oluşan

zararların tazmini amacıyla 7/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'a istinaden yapılan

başvurunun ve anılan başvuruda verilen karar aleyhine

açılan davanın olayın kanun kapsamı dışında olduğu gerekçesiyle reddedilmesi ve

kasıtlı ölüm olayı hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesi

nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurucular 2015/13867 sayılı başvuruyu 7/8/2015 tarihinde,

2016/8676 sayılı başvuruyu ise 21/4/2016 tarihinde yapmışlardır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Konu yönünden irtibatları nedeniyle başvuruların

birleştirilmesine ve incelemenin 2015/13867 sayılı bireysel başvuru dosyası

üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) temin edilen belgelere göre ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucuların oğlu F.A. askerlik hizmeti yapmakta iken

terhis öncesi aldığıizne istinaden 11/10/1995

tarihinde birliğinden ayrılıp başvurucuların yanına dönmüştür.

9. Başvurucu Hasan Akyürek 26/10/1995 tarihinde evden çıkan F.A.dan bir daha haber alamadıklarını ve yaptıkları

aramalara rağmen F.A.yı

bulamadıklarını belirterek kendisinin hayatta olup olmadığının tespiti için

31/10/1995 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet

Başsavcılığı) bir dilekçe vermiştir. Anılan dilekçe aynı gün Diyarbakır Emniyet

Müdürlüğüne (Emniyet Müdürlüğü) havale edilmiştir.

10. Kolluk görevlileri 2/11/1995 tarihinde, başvurucu Hasan

Akyürek ile oğlu Fe.A.nın

ifadelerini almıştır.

i. Başvurucu Hasan Akyürek ifadesinde, F.A.yı en son diğer oğlu Fe.A.nın

gördüğünü ve F.A.nın herhangi bir kimseyle arasında

düşmanlık bulunmadığını söylemiştir.

ii. Fe.A. ise 26/10/1995 günü saat

16.00 sıralarında kardeşi F.A.yı

akrabaları R.A. ile bir kıraathanede otururken gördüğünü, bir müddet birlikte

oturduktan sonra F.A. ile R.A.nın vaktin geç

olduğundan bahisle evlerine gitmek için kıraathaneden ayrıldıklarını beyan

etmiştir.

11. M.K. isimli bir kişi 9/11/1995 günü saat 09.15 sıralarında

Dicle Nehri kıyısında, üzerinde çöpler bulunan bir alanda iki erkek cesedi

bulunduğunu Emniyet Müdürlüğüne bildirmiştir. Olay yerine giden kolluk

görevlileri, elleri arkadan iple bağlanmış, iki erkek cesediyle

karşılaşmışlardır. Daha sonra cesetlerin F.A. ile R.A.ya ait olduğu anlaşılmıştır.

12. Olaydan haberdar edilen Cumhuriyet Başsavcılığı, derhâl

konuyla ilgili bir soruşturma başlatmıştır.

A. Ölüm Olayı Hakkında

Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci

13. Cumhuriyet savcısı olay yerinde inceleme yapmıştır.

14. F.A.nın

cesedi üzerindeki ölü muayenesi ve otopsi işlemi Diyarbakır Devlet Hastanesinde

Cumhuriyet savcısı huzurunda bir hekimce yapılmıştır. Ölü muayenesi ve otopsi

işlemine ilişkin tutanakta, F.A.nın

iple boğulma sonucu mekanik asfiksiden öldüğü ve

ölümün cesedin bulunduğu andan 8-10 saat önce gerçekleştiği belirtilmiştir.

15. Kolluk görevlileri, M.K.nın

ifadesini alıp olay yerinin basit bir krokisini çizmişlerdir. M.K. ifadesinde,

ölüm olayının aydınlatılmasına imkân verecek herhangi bir beyanda

bulunmamıştır.

16. Soruşturma kapsamında başvurucu Hasan Akyürek, Fe.A. ile R.A.nın

eşi E.A.nın ifadesi alınmıştır. İfadesi alınanlar

birkaç ay öncesinde R.A.nın

B.D. isimli bir kişi tarafından bıçaklandığını söylemişlerdir.

17. Cumhuriyet Başsavcılığının bilgi talebi üzerine Emniyet

Müdürlüğü 20/11/1995 tarihli yazıyla ölenlerin siyasi kayıtlarının olmadığını,

olayın ideolojik amaçla gerçekleştirildiğine dair herhangi bir bilgi

bulunmadığını bildirmiştir.

18. R.A.nın

bıçaklanmasıyla ilgili soruşturma evrakını inceleyen Cumhuriyet savcısı, kolluk

görevlilerinden B.D.nin konuyla ilgili olarak

ifadesinin alınmasını istemiştir.

19. B.D. 4/12/1995 tarihinde alınan ifadesinde F.A. ve R.A.yı kendisinin öldürmediğini

beyan etmiştir.

20. Cumhuriyet Başsavcılığı 15/3/1999 ve 3/1/2000 tarihlerinde

daimî arama kararı vererek Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğünden

şüphelileri yakalama işleminin aralıksız sürdürülmesini ve yapılan işlemler

hakkında üç ayda bir haber verilmesini istemiştir.

21. Faillerin yakalanmasına yönelik çalışmaların devam ettiği

yönünde, belirsiz aralıklarla düzenlenen tutanaklar Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmiştir.

22. Cumhuriyet Başsavcılığı, yirmi yıllık dava zamanaşımı

süresinin dolduğu gerekçesiyle 19/11/2015 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına

dair karar (kovuşturmasızlık kararı) vermiştir.

23. Başvurucular, vekilleri aracılığıyla F.A.nın terör amacıyla öldürüldüğünü ve ölüm olayıyla

ilgili olarak etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğini belirtip kovuşturmasızlık kararına itiraz etmişlerdir.

24. Başvurucuların itirazı, Diyarbakır 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin

10/2/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

25. Anılan karar 24/3/2016 tarihinde başvurucular vekiline

tebliğ edilmiş olup başvurucular 21/4/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. 5233 sayılı Kanun'a

İstinaden Yapılan Başvuruyla İlgili Süreç

26. Başvurucular, Diyarbakır Valiliği Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına (Zarar Tespit Komisyonu)

verdikleri 27/7/2005 tarihli dilekçeyle yakınlarının ölümü nedeniyle

uğradıklarını iddia ettikleri zararların tazminini talep etmişlerdir.

27. Zarar Tespit Komisyonu, F.A.nın ölümüne neden olan olayın terör/siyasi amaçla

işlendiğine dair herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmadığı, bu nedenle olayın

5233 sayılı Kanun kapsamına girmediği gerekçesiyle başvurucuların tazminat

taleplerinin reddine karar vermiştir.

28. Başvurucular, Zarar Tespit Komisyonunca verilen kararın

iptali için Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) iptal davası

açmışlardır.

29. İdare Mahkemesi 29/2/2008 tarihinde, Cumhuriyet

Başsavcılığınca yürütülen ceza soruşturması sonucunda F.A.nın öldürülme sebebi ortaya çıkabileceğinden

soruşturmanın sonucunun beklenmesi gerektiği gerekçesiyle Zarar Tespit

Komisyonunca verilen kararın iptaline karar vermiştir.

30. Diyarbakır Valiliğinin talebi üzerine temyiz incelemesi

yapan Danıştay Onbeşinci Dairesi (Daire) 10/9/2012

tarihinde, F.A.nın

öldürülmesi olayının terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle meydana geldiği hususunun açıkça ortaya konulamadığı

gerekçesiyle İdare Mahkemesince verilen kararın bozulmasına karar vermiştir.

31. Bozma sonrası yaptığı yargılama sonunda İdare Mahkemesi,

Daire kararında belirtilen gerekçeyle davanın reddine karar vermiştir.

32. Başvurucuların talebi üzerine Dairece yapılan temyiz

incelemesi neticesinde onama kararı verilmiş, başvurucuların bu karara yönelik

karar düzeltme istemleri de Daire tarafından 21/5/2015 tarihinde

reddedilmiştir.

33. Nihai karar başvurucular vekiline 9/7/2015 tarihinde tebliğ

edilmiş olup başvurucular 7/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

34. 5233 sayılı Kanun’un "Amaç"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun amacı,

terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler

nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına

ilişkin esas ve usulleri belirlemektir."

35. 5233 sayılı Kanun’un "Kapsam"

kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmışöyledir:

“Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren

eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar

gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin

hükümleri kapsar.

...”

36. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle değişik "Karşılanacak

zararlar" kenar başlıklı 7. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

“Bu

Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır:

...

b) ...[Ö]lüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze

giderleri.”

37. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

1., 3. ve 4. maddeleri şöyledir:

"Madde 1 -

(Değişik fıkra: 15/07/2003 - 4928 S.K./20. md.)

Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya

tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini,

siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve

milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin

varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak

veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış

güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup

kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.

Madde 3 - (Değişik

madde : 29/06/2006 - 5532 S.K 2.Mad)

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315

ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci

fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır.

Madde 4 - (Değişik

madde : 29/06/2006 - 5532 S.K 3.Mad)

Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen

amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti

çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır:

a) Türk Ceza Kanununun

79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116,

117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202,

204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve

319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.

b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli

Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar.

c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci

fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.

ç) 10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda

tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.

d) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen

bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar.

e) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve

Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç."

38. Ayrıca konuyla ilgili ulusal ve uluslararası hukuka ilişkin

bilgiler Anayasa Mahkemesinin Sultani Acar (B.

No: 2014/16344, 22/3/2018, §§ 29-61) başvurusu

hakkında verdiği kararda yer almaktadır.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Mahkemenin 9/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

40. Başvurucular 5233 sayılı Kanun'a istinaden yaptıkları

başvuru hakkında yürütülen süreçle ilgili olarak;

i. Kusursuz sorumluluk ve sosyal risk ilkeleri gereğince

devletin tüm vatandaşlarına güvenlik sağlamak zorunda olduğunu ve güvenliğin

sağlanamadığı durumlarda meydana gelen zararların devletçe karşılanması

gerektiğini,

ii. Olağanüstü hâl döneminde güvenlik sağlanamaması nedeniyle

yakınlarının öldüğünü,

iii. Meydana gelen ölüm olayının terör eylemi ya da terörle

mücadele kapsamındaki faaliyetler sebebiyle meydana gelip gelmediği hususunda

devletin etkili bir soruşturma yürütmekle yükümlü olduğunu,

iv. Anılan yükümlülük yerine getirilmeden ölüm olayının 5233

sayılı Kanun kapsamında kalmadığı gerekçesiyle başvurularının reddedildiğini,

v. Ölüm olayı hakkında etkili bir ceza soruşturması

yürütülmemesinin sorumlusunun kendileri olmadığını,

vi. 5233 sayılı Kanun'da ölüm nedeniyle uğranılan zararlar ile

cenaze giderlerinin tazmin edilmesinin öngörüldüğünü ileri sürerek Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 2. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğinden

yakınmışlardır.

41. Başvurucular; yakınlarının ölümü hakkında yürütülen ceza

soruşturması süreciyle ilgili şikâyetlerini dile getirirken öncelikli olarak

olayın meydana geldiği dönemdeki faili tespit edilemeyen olaylardan yola çıkıp

terörle mücadele kapsamında güvenlik güçlerince insanların öldürüldüğünü ve bu

suçların failleri hakkında cezasızlık politikası izlendiğini, aynı zaman

diliminde bir terör örgütü mensuplarınca da siyasi amaçla cinayetler

işlendiğini ve öldürülme şekli dikkate alındığında yakınlarının da siyasi saikle, terör faaliyeti kapsamında öldürüldüğünü iddia

etmişlerdir. Bundan başka başvurucular yirmi yıl süreyle yürütülen ceza

soruşturmasında kayda değer bir ilerleme sağlanamadığını, soruşturmaya konu

suçun insanlığa karşı işlenen bir suç olması sebebiyle dava zamanaşımı süresine

tabi olmadığını ve soruşturmanın etkisiz bir biçimde yürütüldüğünü öne

sürmüşlerdir. Son olarak kusursuz sorumluluk ve sosyal risk ilkelerinden

bahsederek vatandaşlara güvenliğin sağlanamadığı durumlarda oluşan zararların

devletçe karşılanması gerektiğini ifade etmişlerdir.

B. Değerlendirme

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Anayasa

Mahkemesi, başvurucuların iddialarının özünün yakınlarının yaşam hakkının

korunmadığına ve siyasi saikle terör faaliyeti

kapsamında öldürüldüğü ileri sürülen yakınlarının ölümü hakkında yürütülen ceza

soruşturmasının etkili olmadığına yönelik olduğunu dikkate alarak başvurunun

yalnızca yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır.

43. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, yaşama...

hakkına sahiptir."

44. Anayasa’nın "Devletin

temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri... kişinin temel hak ve

hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

1. İncelemenin Kapsamı

45. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkını güvence altına alan

Anayasa'nın 17. maddesini Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirerek

devlete üç tür yükümlülük yükleyecek şekilde yorumlamış ve bu yükümlülüklerin

ihlal edilip edilmediğine ilişkin değerlendirmelerinde gözönüne

alacağı ilkeleri belirlemiştir. Bu yükümlülüklerden ilki kasıtlı ve hukuka

aykırı olarak öldürmeme yükümlülüğü (negatif yükümlülük), ikincisi her türlü

tehlikeye karşı bireylerin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü (pozitif

yükümlülüğün maddi boyutu), üçüncüsü ise doğal olmayan her ölümle ilgili etkili

soruşturma yükümlülüğüdür (pozitif yükümlülüğün usule ilişkin boyutu). Bireysel

başvurunun yaşam hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi için kamu makamlarının

yaşam hakkının koruma alanına kasıtlı eylemleri veya ihmal suretiyle tezahür

eden eylemsizlikleri ile bir müdahalesinin gerçekleştiği iddia edilmelidir.

Başka bir anlatımla yaşam hakkı kapsamında yapılacak bir inceleme ancak yetkili

makamların kusura dayalı sorumluluğunun ileri sürüldüğü hâllerde söz konusudur.

Bir ölümden kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince sorumlu olunduğunun ileri

sürülmesi hâlinde ise bireysel başvurunun açıklanan gerekçelerle yaşam

hakkından incelenebilmesi mümkün değildir (Aziz

Biter ve diğerleri, B. No: 2015/4603, 19/2/2019, §§ 58, 59).

46. Bu açıklamalar çerçevesinde somut başvuruya bakıldığında

başvurucuların üç husustan şikâyet ettiği görülmektedir. İlk iki şikâyet, F.A.nın yaşamının devletçe korunmadığına

ve siyasi saikle terör faaliyeti kapsamında

öldürüldüğü iddia edilen F.A.nın ölümüyle ilgili ceza

soruşturmasının etkisizliğine ilişkin iken üçüncü şikâyet, meydana gelen ölüm

olayından kusursuz sorumluluk ve sosyal risk ilkeleri gereğince devletin

sorumlu olduğuna dairdir. Başvurucuların ilk iki şikâyetinin devletin koruma ve

etkili soruşturma yükümlülükleri kapsamında incelenmesi gerektiği açıktır. Ne

var ki başvurucuların üçüncü şikâyetinin yukarıda da izah edildiği gibi yaşam

hakkı kapsamında incelenmesi mümkün değildir. Bu nedenle başvurucuların üçüncü

şikâyetleriyle ilgili bir değerlendirme yapılmamıştır.

2. Yaşam Hakkının

İhlaline Kasten Sebebiyet Verildiğine İlişkin İddia

47. Yaşam hakkı ile ilgili bir soruşturmanın etkili olup olmadığı

yönünden inceleme yapılabilmesi için -mutlak surette gerekli olmasa da-

yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu

makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi, bireysel başvuru ile

getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848,

17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş,

B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).

48. Bununla birlikte başvurucuların yetkili makamlara müracaat

etmelerine rağmen doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa

başlatılan soruşturmada ilerleme yoksa veya soruşturma artık etkisiz bir hâl

almışsa başvuruculardan soruşturmanın sonucunu beklemelerini istemek makul

olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucular, gerekli özeni göstermeli ve

şikâyetlerini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidirler (Rahil Dink ve diğerleri, § 77)

49. Böyle bir durumda başvurucular, etkili bir soruşturma

yürütülmediğinin farkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren

otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunmalıdırlar. Doğal olarak başvurucuların

etkili bir soruşturma yürütülmediğinin ne zaman farkına varmaları gerektiği her

davanın şartlarına bağlı olarak değerlendirilecektir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, B.

No: 2014/15732, 24/1/2018, § 87).

50. Öte yandan soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut

verici gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu, soruşturmanın ilerlemesini

sağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvuru yollarını tüketmeden bireysel

başvuruda bulunmaları da başvuruculardan beklenmemelidir. Ancak bu hâlde dahi

soruşturmanın daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucular, durumun farkına

vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel

başvuruda bulunmalıdırlar (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu,

§ 88).

51. Somut olayda, yaşanan elim hadiseyle ilgili resen soruşturma

başlatılmış; ölü muayene ve otopsi işlemleri yapılmış; olay yeri incelenmiş ve

olayla ilgili bilgi sahibi olabilecek birkaç kişinin ifadesine başvurulmuş ise de

1995 yılından sonra Cumhuriyet Başsavcılığınca olayın aydınlatılmasına ve

faillerin tespitine yönelik herhangi bir soruşturma işlemi yapılmamış; yalnızca

faillerin tespitine çalışıldığı yönünde kolluk görevlilerince belirsiz

aralıklarla tutulan ve zamanla sıradan hâle gelen tutanaklar soruşturma

evrakları arasına alınmıştır.

52. F.A.nın

öldürülmesi ile ilgili şikâyetlerini yetkili makamlara iletmede veyasoruşturmanınetkisizliğiyleilgilibireyselbaşvuruyapmadagüçlükçektikleriyönünde

herhangi bir iddiaları bulunmayan başvurucular, yaşanan elim olayla ilgili

yetkili makamlardan soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı herhangi bir talepte

bulunmamışlardır. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici bir

gelişme yaşanmamış ve soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı bir tedbir de

alınmamıştır. Buna rağmen en başından itibaren etkili ve yeterli bir soruşturma

yürütülmediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz

ederek soruşturmanın etkisizliğinin zaten farkında olduklarını ortaya koyan

başvurucular, bireysel başvuru yapmak için kovuşturmaya yer olmadığına dair

karar verilmesini ve bu karara yaptıkları itirazın sonuçlanmasını beklemişlerdir.

53. 1995 yılından sonra olayın aydınlatılmasına ve faillerin

tespitine yönelik herhangi bir soruşturma işleminin yapılmaması nedeniyle

başvurucuların bireysel başvuruda bulunmak için soruşturmanın sonuçlanmasını

beklemelerinin gerekmediğini ve bireysel başvuruların kabul edilmeye başlandığı

23/9/2012 tarihinden sonra başvuru yapma imkânlarının bulunduğunu dikkate alan

Anayasa Mahkemesi, 21/4/2016 tarihinde yapılan başvurunun süresinde yapılmış

bir başvuru olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

54. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

3. Kamu Görevlilerinin İhmalî Davranışlarıyla Yaşam Hakkının İhlaline Sebebiyet

Verdiklerine İlişkin İddia

55. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 17. maddesi,

devlete birtakım negatif ve pozitif yükümlülükler yükler. Pozitif yükümlülükler

kapsamında devletin yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu

görevlilerinin, diğer bireylerin ve hatta kişinin kendi eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi vardır. Devlet, öncelikle yaşam

hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal

düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek gerekli idari tedbirleri

almalıdır. Ayrıca devlet, anılan yükümlülük kapsamında bireyin yaşamını her

türlü tehlike, tehdit ve şiddetten korumalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013,

§§ 50, 51).

56. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin

bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda

kamu makamlarının makul ölçüler çerçevesinde ve bu tehlikenin gerçekleşmesini

önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle insan

davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve

kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi

dikkate alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük

oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil Kerimoğlu

ve diğerleri,§

53).

57. Devletin olağanüstü hâl döneminde yeterli düzeyde güvenlik

sağlayamaması nedeniyle yakınlarının öldüğünü, diğer bir deyişle kamu

görevlilerinin yaşamı korumak için makul ölçüler çerçevesinde idari tedbirler

alma konusunda ihmalkârlık yaptığını ileri süren başvurucular somut başvuruyu

5233 sayılı Kanun'a istinaden yaptıkları başvurunun ve anılan başvuruda verilen

karar aleyhine açılan davanın reddedilmesi üzerine yapmışlardır. Başvurucular,

yakınlarının ölümü nedeniyle uğradıklarını ileri sürdükleri maddi ve manevi

zararların tazmini için genel hükümlere göre idari yargı mercilerinde tam yargı

davası açmayı tercih etmedikleri gibi genel hükümlere göre başvurulabilecek tam

yargı davası yolunun somut olayın kendine özgü koşullarına göre şikâyetleri

açısından makul bir başarı şansı sunabilecek nitelikte olmadığını da iddia

etmemişlerdir.

58. Danıştayın konuyla ilgili yerleşik

içtihadı da gözönüne alındığında 5233 sayılı Kanun

kapsamında yapılan başvurularda ve bu başvurularda verilen kararlar aleyhine

açılan idari davalarda doğrudan kusursuz sorumluluğa ilişkin bir değerlendirme

yapılmakta, idarenin yapması gerekenleri yapmadığı iddiası (kusur sorumluluğu)

değerlendirilmemektedir. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin bu tazminat yolunu

devletin yaşamı koruma yükümlülüğü ile bu yükümlülük kapsamında belirlediği

ilkeler çerçevesinde inceleyip ilgili idari ve adli makamların vardıkları

sonuçları bu bağlamda değerlendirebilmesi mümkün değildir (Aziz Biter ve diğerleri, §§ 74, 75). Zira

anılan tazminat yolu, başvurucuların şikâyetleri açısından makul bir başarı

şansı sunabilecek nitelikte değildir.

59. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesinden önce başvurulan tazminat

yolunun en azından özü itibarıyla ihlali tespit edebilecek nitelikte bir

başvuru yolu olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, başvurucuların söz

konusu şikâyetleri açısından gerekli başvuru yolunu tüketmeden bireysel

başvuruda bulundukları sonucuna ulaşılmıştır.

60.Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verildiğine

ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Kamu görevlilerinin ihmalî

davranışlarıyla yaşam hakkının ihlaline sebebiyet verdiklerine ilişkin iddianın

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

9/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Recai AKYEL

Raportör

:

Murat İlter

DEVECİ

Başvurucular

:

1. Hadice

AKYÜREK

2. Hasan

AKYÜREK

Vekili

:

Av. Aygül

DEMİRTAŞ GÖKALP

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/13867, 9 Mayıs 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Ölüm Olayı Hakkında
  7. B. 5233 sayılı Kanun'a
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların
  11. B. Değerlendirme
  12. A. 1. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verildiğine
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Yıldırım
  15. Kömürcü
  16. Akıncı
  17. Topal
  18. Deveci
  19. Akyürek
  20. Akyürek
  21. Demirtaş Gökalp
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/13867
Tarih
9 Mayıs 2019

İlgili Kararlar

  • Nihat Zeybekci Başvurusu (B. No: 2015/5633)
  • Mehmet Özhaseki Başvurusu (B. No: 2015/4972)
  • Kemal Kılıçdaroğlu ve Cumhuriyet Halk Partisi Başvurusu (B. No: 2014/12482)
  • Salih Kurul Başvurusu (B. No: 2016/6167)
  • Timur Demir Başvurusu (B. No: 2018/33190)
  • Sadettin Ekiz Başvurusu (B. No: 2016/9364)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.