İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hakan Erdoğan Başvurusu (B. No: 2013/9481)

1. Başvuru, sicil sırasında kendisinden sonra gelen subayların

Başvuru No2013/9481Tarih24 Mart 2016Okuma36 dk · 7.258 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hakan Erdoğan Başvurusu

Karar tarihi
24 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/9481
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.258 kelime·36 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, sicil sırasında kendisinden sonra gelen subayların

sözleşmeleri yenilenmesine rağmen e-posta yazışmaları dikkate alınarak subay

sözleşmesinin yenilenmemesi, bu işleme karşı açtığı davada Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesi tarafından verilen karar hakkındaki karar

düzeltme talebinin aynı daire ve aynı üyeler tarafından karara bağlanması

nedenleriyle eşitlik ilkesinin, iki dereceli yargılama hakkının, özel hayatın

gizliliği hakkının ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde

Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 27/6/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 22/9/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 21/10/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

3/11/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 10/11/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

7. Anayasa Mahkemesinin 16/11/2015 tarihli yazısı ile Hava

Kuvvetleri Komutanlığından dava dosyasına sunulan gizli ibareli belgelerin

gönderilmesi, personel tarafından yazılan e-postaların denetleneceğini

düzenleyen yasal mevzuatın bildirilmesi istenmiştir. Hava Kuvvetleri

Komutanlığı 4/12/2015 tarihli yazılı cevabı ile istem konusu hususlarla ilgili

bilgi ve belgeleri sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

ulaşılan bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu 30/8/2003 tarihinde sözleşmeli subay statüsünde

görev yapmak üzere 9 yıl süreli sözleşme imzalayarak Hava Kuvvetleri

Komutanlığında göreve başlamıştır.

10. Başvurucu, sözleşme süresi bitmeden önce 31/1/2012 tarihinde

sözleşme yenileme talebinde bulunmuş 5/6/2012 tarihli işlemle başvurucunun

sözleşmesinin yenilenmemesine karar verilmiştir.

11. Başvurucu tarafından sözleşmenin yenilenmemesi işleminin

iptali ve yoksun kaldığı özlük haklarının ödenmesi istemiyle 13/8/2012

tarihinde AYİM Birinci Dairesinde dava açılmıştır.

12. Yargılama sırasında davalı idarenin 9/10/2012 tarihli

yazısının ekinde gönderilen savunmasında Hava Kuvvetleri Komutanlığının

sözleşmeli subay ihtiyacının planlandığı, buna göre idarenin kanundan

kaynaklanan yetkisi dâhilinde hareket ederek ihtiyaç durumu dikkate alınarak ve

personelin safahat kayıtları (sicil sırası, ödül/takdir/ceza durumu, ilgili

personel hakkındaki istihbarat değerlendirmeleri, almış olduğu eğitimler ve bu

eğitimlerdeki başarı durumu) değerlendirilerek idarenin takdir yetkisi

çerçevesinde başvurucunun sözleşmesinin yenilenmediği; 1602 sayılı Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 52. maddesi kapsamında gizli bilgi ve belge

gönderileceği belirtilmiştir. Davalı idare 9/10/2012 tarihli yazı ile söz

konusu gizli belgeleri Mahkemeye göndermiştir. Bu belgeler, Hava Kuvvetleri

Komutanlığında sadece personelin kullandığı, TSK Net E-posta Sistemi üzerinden

başvurucunun e-posta adresine gönderilen veya başvurucunun gönderdiği iletilere

ilişkin, 19/12/2011 tarihli E-Posta Denetim Birimi İnceleme Sonuç Raporu ve

eklerinden oluşmaktadır. Anılan raporda, başvurucunun 2011 yılı içerisinde

göndermiş olduğu 9 adet e-posta içerisinde gizlilik derecesi “gizli” olan dosyalar olduğu, gayri

ahlaki belgeler ve oyunlar içeren e-postalar gönderdiği, kendisiyle aynı

rütbede bulunan arkadaşı T.C.D.ye gönderdiği e-postalardan birinde

psikolojisinin bozuk olduğuna intihar edebileceğine yönelik ibareler bulunduğu

yönünde tespitler bulunmaktadır. Buna göre başvurucu, inceleme dönemi

içerisinde (1/1/2006-12/12/2011) Hava Kuvvetleri Komutanlığı sistemine bağlı

resmî e-posta hesabından 2/5/2011 tarihinde üç askerî personele makineli tüfek

atışları kıymetlendirme formu isimli belgeyi, 2/5/2011 tarihinde bir askerî

personele eğitim atışlarına ilişkin bir belgeyi,13/7/2011 ve 26/7/2011

tarihlerinde iki askerî personele görevlendirmeye ilişkin bir yazı ve

görevlendirilen personel listelerini, 27/5/2011 tarihinde bir seminere ilişkin

belgeyi göndermiştir. Anılan belgelerin

“gizli” gizlilik dereceli belgeler olduğu görülmektedir.

Başvurucunun devre arkadaşlarına gönderdiği 11/2/2009 tarihli e-postanın

içeriğinde ise mizahi bir dille kaleme alınan bir hikâyenin ekinde bikinili bir

kadının fotoğrafı yer almaktadır. Başvurucunun devre arkadaşı olan T.C.D. ile

yazışmalarında ailevi sorunlarından bahsettiği, arkadaşının sorunlarına ilgisiz

kalmasına sitem ettiği yine sözleşme yenilenmesi sürecine ilişkin bazı bilgiler

paylaştığı anlaşılmıştır.

13. AYİM Başsavcılığı, idarece başvurucunun statüye alındığı

sırada mevcut olan personel ihtiyacı ile kadro durumunun değiştiğine ilişkin

bir savunma yapılmadığını, personel sayısında ortaya çıkan fazlalıktan

başvurucunun sorumlu tutulamayacağını, diğer taraftan başvurucunun hizmete

tahsisli elektronik ortamda paylaştığı ileri sürülen yazı ve fotoğrafların

içeriğinin sözleşmenin yenilenmemesi sebebi olarak kabul edilemeyeceğini, söz

konusu materyalde başvurucunun statü dışında kalmasını gerektiren ağır ve vahim

bir disiplin ihlali bulunmadığını, bu eylemlerin basit disiplin ihlali olduğunu

ve disiplin cezası ile karşılanmasının mümkün olduğunu, oysaki davalı idare

tarafından bu durum tespit edildiği hâlde başvurucuya herhangi bir disiplin

işlemi dahi uygulanmadığını, buna göre elektronik postaların başvurucunun

statüden çıkartılması sebebi olarak kabul edilmesinin ölçülülük ilkesi ile

bağdaşmadığını; sonuç olarak başvurucunun subaylık sözleşmesinin yenilenmemesi

işleminde takdir yetkisinin objektif, adil ve hakkaniyete uygun biçimde

kullanılmadığını, bu hâliyle işlemin sebep ve amaç unsurları yönünden hukuka

aykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptaline karar verilmesi yönünde

düşünce bildirmiştir.

14. Mahkeme 28/5/2013 tarihli ve E.2013/49, K.2013/639 sayılı

kararı ile oyçokluğuyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü

şöyledir:

“…

Öncelikle dava konusu yapılan sözleşme bir idari

sözleşmedir… Sözleşmenin bir tarafı idare, diğer tarafı ise kamu personelidir.

Ancak bu kamu personeli ‘memur’ statüsünde değildir. Anayasa’da dayanağını

bulan ‘diğer kamu görevlileri’ statüsündedir… Yasama Organı, subay ve astsubay

olarak istihdam edilecek sözleşmeli personelin alınma, özlük hakları,

sözleşmenin yenilenmemesi ve feshi hallerini kanun ile düzenlemiştir.

Sözleşmeli personelin statüsü kanun ile düzenlendiğine göre öncelikle yasada

yer alan sözleşmenin yenilenmesine ilişkin hükümlere ayrıntılı olarak bakmak

gerekmektedir.

… (4678 sayılı) Kanun hükmünde sözleşmenin

hangi hallerde yenileneceğine ilişkin hüküm bulunmamaktadır…

Sözleşmeli Subay ve Astsubay Yönetmeliğinin…

14. maddesinin (a) fıkrasında… düzenlemesi yer almaktadır.

Görüldüğü üzere, sözleşme süresi bitiminde

idareyi sözleşme yapmaya zorlayıcı yönetmelik hükmü de bulunmamaktadır. Yasa

koyucu bu şekilde bir düzenleme yöntemiyle idareye takdir yetkisi tanımıştır.

Ancak bu demek değildir ki idare takdir yetkisini keyfi bir şekilde istediği

gibi kullanacaktır. İdare takdir yetkisini hukuka uygun kullanmak zorundadır.

Diğer yandan sözleşmeli personel, sözleşmeli olmanın sonucu, kamu personelinin

diğer bir kısmını oluşturan memurlar gibi iş güvencesine sahip bulunmamaktadır.

İdare, kendi planları doğrultusunda ne kadar sözleşmeli personel

bulunduracağına ilişkin hesaplar yaparak bir mahruti yapı oluşturmaya

çalışmıştır. Yaptığı hesaplamalar çerçevesinde, Hv. Savunma subay statüsünde 2

sözleşmeli personel ile sözleşme yenilenmesine karar vermiştir. Bu noktada;

mahkememizce hesaplamalar yaparak, idarenin Hv. Savunma subay sözleşmeli

personel alımı yapması gerektiği konusunda değerlendirme yapıp, ‘idarenin…

kadar daha personel alması gerektiği’ yönünde bir sonuca varmak, yerindelik

denetimi olacaktır ki o da Anayasa’nın 125. maddesine aykırılık teşkil

edecektir. Mahkemelere böyle bir değerlendirme yetkisi tanınmamıştır. Kısaca,

sözleşmeli personelin alımında veya sözleşmeli personel sözleşmelerinin

yenilenmesinde, takdir yetkisini ortadan kaldıracak şekilde iptal kararı

vermek, hukuken mümkün görünmemektedir.

…

İstikrar bulmuş kararlarımızda da belirtildiği

üzere, kamu hizmetini yürütmekle görevli olan idarenin, bu hizmeti en iyi

şekilde yürütebilmesi için gerekli tedbirleri alma yetkisi ile donatılmasının

zorunlu olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle, idarenin kamu hizmetini yürütecek

personelini alırken bir takım özelliklere sahip

olmasını araması tabii olduğu gibi statüye alındıktan sonra da bunları verimli

biçimde kullanması, hizmeti aksatacak, kendisinden artık verim alınması imkânı

kalmamış, aksine idare mekanizmasına ve kamu hizmetinin yürütülmesine zararlı

olacak personelini bünyesi dışına çıkarması da olağan görünmektedir.

Dolayısıyla idare, sözleşme yenileyecek personelini belirlerken hiç şüphesiz en

iyisini seçmeye çalışacaktır. Bu bağlamda öncelikle sicil ve hakkındaki

kanaatler ne kadar iyi olursa olsun, ceza durumunu ve İKK hassasiyetini dikkate

alarak, ileride TSK’yı zor duruma düşürebilecek şekilde problem oluşturacak

veya TSK’nın itibarını zedeleyebilecek personeli öncelikle eleyebilecektir. Bu

konuda da gerektiğinde arşiv araştırması yapabileceği gibi, İKK tespitleriyle

de karar verebilecektir. Zira ortada sona ermek üzere olan bir sözleşmenin

tekrar canlandırılması söz konusudur. Yasa koyucu da sözleşmenin her iki

tarafına sözleşmeyi yenileme veya yenilememe hususunda takdir yetkisi

tanımıştır.

Bu bağlamda; dava konusu işleme baktığımızda

1602 sayılı Kanunun 52’nci maddesi kapsamında gönderilen belgeler ve ara kararı

sonrası gönderilen belgeler incelendiğinde; sözleşmesi yenilenebilecek toplam 5

sözleşmeli Hv.svn. subayının olduğu, bunlardan 4’ncü

sırada yer alan Hv.Svn.Ütğm. S.T.’ninve

1’nci sırada yer alan davacının ‘İKK hassasiyetleri çerçevesinde’

sözleşmelerinin yenilenmediği, 2,3 ve 5’nci sırada yer alan ve sözleşmeleri

yenilenen personelin ‘İKK hassasiyeti’nin

bulunmadığı, davacı ile ilgili olarak kurum içi hizmete ilişkin kullanılmak

üzere tahsis edilen e_posta adresinde gönderici

olarak; cinsellik içerikli fotoğraflar, ‘gizli’ gizlilik dereceli e_postalar gönderdiğinin belirlendiği, e_postaların

birinde intihar etmeyi düşündüğünden bahsettiği, bu hususlar birlikte dikkate

alındığında; idarenin takdir yetkisini hukuka uygun kullandığı, açık bir

değerlendirme hatasının bulunmadığı, bu bağlamda davalı idare tarafından tesis

edilen işlemde hukuka aykırı bir yön olmadığı sonucuna varılmıştır.”

15. Karara katılmayan Daire Başkanının karşıoy

yazısında aşağıdaki açıklamalara yer verilmiştir:

“İdare, savunma sınıfı 5 subaydan sicil

sırasına göre 2, 3 ve 5’nci sıradaki personelle sözleşme yenilemiştir. 1’nci

sıradaki, 22 takdiri olan, nitelik belgesi çok iyi olarak düzenlenen ve cezası

olmayan davacı ile sözleşme yenilenmemiştir. İdarenin dayandığı İKK ile ilgili

belgelere bakıldığında;

- Cinsellik içeren görüntülerin mizah amaçlı

gönderildiği, üstelik bu görüntülerin diğer davacıların gönderdiği görüntülere

göre nitelik ve nicelik bakımından az ve hafif olduğu, özellik arz etmediği,

- Belge olarak eklenen birçok sayfaların boş olduğu,

- Gerek idarece gerek çoğunluk tarafından

ileri sürülen gizli belgelerin e-posta ile ifşa edildiği şeklindeki iddianın

gerçeği yansıtmadığı, zira bunlarla yenileme ve dava aşamasıyla ilgili endişe

ve sıkıntılarını dile getirip, avukattan alınan bilgilerin aktarıldığı,

- E-posta ile görüştüğü T.C.D.’nin 5’nci sırada olmasına, disiplin cezası ve olumsuz

kanaat bulunmasına rağmen sözleşmesinin yenilendiği anlaşılmaktadır.

Bu sebeplerde, davacının kurumsal e-postayla

gönderdiği 2009 tarihli hizmet dışı iletilerden dolayı zamanında uyarılıp

cezalandırılması gerekirken, yenilenenlere göre gerek önde olması,

gerek daha olumsuz nitelikli personelle sözleşme yenilenmesi karşısında, takdir

yetkisinde açık hataya düşüldüğü kanaatine vardığımdan …”

16. Karara katılmayan bir üyenin karşıoy

yazısının ilgili bölümü ise şöyledir:

“Dava konusu işlem incelendiğinde; davacının

sicil/yeterlilik çizelgesinde 1’nci sırada olduğu, davacıdan sonra gelen üç

personelin sözleşmesinin yenilendiği, yeterlilik derecesi açısından 2003

yılında sözleşme yapılan Hv.Svn. Üsteğmenler içinde

birinci sırada bulunan ve nitelik belgesi ‘çok iyi’ seviyede olan davacının Hv.K.K.lığına ait kapalı devre elektronik ortamda

gönderdiği ileri sürülen yazı ve fotoğrafların içerik olarak sözleşme yenilememe

işleminin somut gerekçesini oluşturacak vahamette ve nitelikte olmadığı,

dolayısıyla davalı idarenin bu konudaki takdir yetkisini objektif sınırlar

içinde kullanmadığı, eşitlik ilkesine sadık kalmadığı, ayrıca sebep ve amaç

unsurları bağlamında tesis ettiği işlemde ‘ölçülülük’ ilkesine uygun

davranmadığı ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi kanaatinde

olduğumdan…”

17. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin

19/11/2013 tarihli ve E.2013/1097, K.2013/1104 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

18. Karar, başvurucuya 9/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

19. Başvurucu 27/12/2013 tarihinde süresinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

20. Anayasa Mahkemesinin 16/11/2015 tarihli yazısına verilen

Hava Kuvvetleri Komutanlığının 4/12/2015 tarihli cevap yazısına göre TSK Net

E-Posta Sistemi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) personeline görev kapsamında

kullanılması için tahsis ettiği, dış dünyaya kapalı, intranet olarak ifade

edilen sadece askerî personelin birbiriyle ve askerî hizmete ilişkin veri

paylaşımına imkân veren sınırlı bir haberleşme sistemidir.

21. Anılan yazı ve ekli belgelerden e-postaların istihbarat ve

istihbarata karşı koyma hassasiyetleri çerçevesinde denetleneceğini öngören

kanuni düzenlemelerin, 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat

Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 5. maddesinin (a)

fıkrasının üçüncü alt bendi, 31/7/1970 tarihli ve 1324 sayılı Genelkurmay

Başkanının Görev ve Yetkilerine Ait Kanun’un 2. maddesinin ikinci fıkrasının

(a) numaralı bendi, Genelkurmay Başkanlığının 27/2/2006 tarihli ve 6406668

sayılı emri, Hava Kuvvetleri Komutanlığının 22/3/2006 tarihli ve 48960 sayılı

emri ve 14/5/2007 tarihli Genelkurmay Başkanlığı MY 411-7 TSK-NET E-Posta

Sistemi Yönerge'si (Yönerge) olduğu anlaşılmaktadır.

B. İlgili Hukuk

22. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç

Hizmet Kanunu’nun 17. maddesi şöyledir:

“Amir; … Maiyetin ahlaki, ruhi ve bedeni

hallerini daima nezaret ve himayesi altında bulundurur…”

23. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:

“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber

ahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine

bilhassa itina olunur.

Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi

ahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve

atılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi

geçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden

kaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”

24. 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde

İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun’un “Tanımlar” kenar başlıklı 3. maddesi

şöyledir:

“Bu Kanun’da geçen

...

e) Sözleşmeli subay: Bu Kanunda öngörülen

esaslara göre, kendileri ile sözleşme yapılarak subay nasbedilen

teğmen, üsteğmen ve yüzbaşı rütbelerini haiz subayları,

…

ifade eder.”

25. 4678 sayılı Kanun’un “Sözleşme

süreleri” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“Sözleşmeli subay adayları ön sözleşme

yapılarak askerî eğitime alınırlar. Bu eğitimi başarı ile tamamlayanlardan

yönetmelikte belirtilen şartları taşıyanlarla sözleşme yapılır ve bu kişiler

teğmen rütbesine nasbedilirler. Sözleşme süreleri üç

yıldan az ve dokuz yıldan fazla olmamak şartıyla, hizmet gerekleri ve

yetiştirme maliyetlerine bağlı olarak kuvvet, sınıf ve branşlara göre

yönetmelikte belirlenir. Yönetmelikte belirlenen şartları taşıyanların

talepleri halinde sözleşmeleri yenilenebilir. Ancak sözleşmeli subaylardan

rütbe yaş haddini dolduranlar hakkında 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanun

hükümleri uygulanır.

Sözleşme süreleri; terörle mücadele sırasında

veya bu görevlerden dolayı alıkonulma ya da kaybolma hâli ve sıkıyönetim,

seferberlik, savaş veya silahlı çatışmayı gerektirecek hal ile savaş hallerinde

Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve Sahil Güvenlik Komutanının

göstereceği lüzum üzerine, durumun devamı müddetince Genelkurmay Başkanının

onayı ile talebe bakılmaksızın uzatılabilir.”

Sözleşme işlemleri, Kuvvet Komutanlıkları,

Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca yapılır.”

26. 4678 sayılı Kanun’un “Rütbe

bekleme süreleri ve sözleşmenin yenilenmesi” kenar başlıklı 12.

maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Her sözleşme süresinin sona erme tarihinden

en az üç ay önce taraflar sözleşmeyi yenileyeceklerine dair yazılı bildirimde

bulunmadıkları takdirde, sözleşme kendiliğinden sona erer.”

27. 4678 sayılı Kanun’un “Sözleşmenin

idarece fesih halleri” kenar başlıklı 13. maddesinin üçüncü fıkrası

şöyledir:

“Sözleşmeli subay veya sözleşmeli

astsubayların sözleşmeleri, aşağıdaki nedenlerle sözleşme süresinin bitiminden

önce feshedilebilir:

…

b) Disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle

Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapamayacağı, sıralı sicil üstlerinin

düzenleyeceği sicil ve kanaat raporu ile anlaşılmak.

…”

28. 4678 sayılı Kanun’un “Sağlık

hizmetlerinden yararlanma ve sosyal haklar” kenar başlıklı 16.

maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“Sözleşmeli subay ve sözleşmeli

astsubaylardan;

a) Kendi kusurları olmaksızın idare tarafından

sözleşmeleri yenilenmeyenler ile sözleşme süresi içinde vefat, bir yıl

içerisinde Kanunda belirtilen süreden daha fazla hava

değişimi/istirahat/benzeri sıhhi izin süresini geçirme, bulunduğu kadronun

kaldırılması, istihdam edildiği kadronun sağlık niteliğini kaybetme nedeniyle

sözleşmeleri sona erenler ve bunların bakmakla yükümlü oldukları aile

fertlerinin, Türk Silâhlı Kuvvetlerinde sözleşmeli

subay ve sözleşmeli astsubay olarak hizmet edilen süre kadar ve en çok on yılı,

…

geçmemek üzere muayene ve tedavi hizmetleri askeri hastanelerde, asker

hastanelerinin bulunmadığı garnizonlarda ise garnizon komutanlıklarından sevk

alınmak şartıyla kamu sağlık kuruluşlarında, ücretsiz olarak verilmeye devam

edilir.

Ancak, kamu kurum ve kuruluşlarının ve sosyal

güvenlik kurumlarının sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı doğanlar, bu

hakları mevcut olduğu sürece bu maddeye göre sağlanan sağlık hizmetlerinden ve

asker hastanelerinden yararlanamazlar.”

29. 4678 sayılı Kanun’un “Tazminat

ve ikramiye ödeme esasları” kenar başlıklı 18. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Sözleşmeli subay ve sözleşmeli astsubaylardan

kendi kusurları olmaksızın hizmet sürelerinin uzatılmaması sebebiyle veya

sözleşme süresini bitirip ayrılanlar ile durumları 13 üncü

maddenin üçüncü fıkrasının (i), (j) ve (k) bentleri kapsamına girenlere aşağıda

yazılı esaslara göre tazminat verilir:

…”

30. 4678 sayılı Kanun’un “Yönetmelik”

kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir

“Sözleşmeli subay ve astsubay adayları ile

sözleşmeli subay ve astsubaylarda aranacak nitelikler, sağlık koşulları,

alınacakları sınıf ve branşlar, duyuru, müracaat şekli ve zamanı, müracaatların

kabul edilmesi, sözleşmenin yapılması, sözleşme süreleri, sözleşmenin

feshedilmesi, görevde başarısız olma ve kendilerinden istifade edilmeme halleri

ve bunlara yapılacak işlemler, sözleşmenin uzatılmasında uygulanacak esaslar,

sınav, öğretim ve eğitimin esas, şekil ve süreleri, kıt’a,

karargâh, kurum ve idarî işlerde görevlendirilmeleri, izin, ayırma, atamalar,

yer değiştirmeler, astlık-üstlük münasebetleri, sicil işlemlerine ilişkin usul

ve esaslar, muvazzaf subay veya astsubay statüsüne geçirilecekler için

uygulanacak usul ve esaslar, sözleşme yapmaya yetkili makamlar, meslek içi

eğitim ve ihtisas kurslarının süresi ve şekli, giyim, kuşam ve istihkaklarının

verilme usulü, sağlık işlemleri, Türk Silâhlı

Kuvvetlerinden ilişiği kesilenlerin kendilerine yapılan eğitim, öğrenim ve

yetiştirme masraflarının geri ödeme esasları ile diğer hususlar, bu Kanunun

yürürlüğe girmesini takip eden altı ay içerisinde Millî Savunma Bakanlığı ve

İçişleri Bakanlığınca müştereken çıkarılacak bir yönetmelikte gösterilir.”

31. 27/4/2002 tarihli ve 24738 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Sözleşmeli Subay ve Astsubay Yönetmeliği’nin 14. maddesi şöyledir:

“Sözleşmenin yenilenmesi ve uzatılması aşağıda

belirtilen esas ve usullere göre yapılır.

a) Sözleşmeli subay ve astsubaylardan,

sözleşmesini yenilemek isteyenler sözleşme süresinin sona erme tarihinden 6 ay

önceden başlamak suretiyle dilekçe ile ilk amirine müracaat eder. Bu

dilekçeler, EK-C’de belirtilen nitelik belgesi ile beraber silsileler yolu ile

Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik

Komutanlığına gönderilir. Sözleşmenin yenilenip yenilenmemesi konusundaki nihai

karar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik

Komutanlığı tarafından verilir. Uygun görülenlerin sözleşmesinin yenileneceği,

sözleşmenin bitiminden önce bildirilir. Sözleşme, ilgili sözleşmeli subay veya

astsubayın talebinin İdarece kabul edildiğinin bildirilmesi ile yenilenir…”

32. 2937 sayılı Kanun’un “Bakanlıklar

ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve yükümlülükleri” kenar

başlıklı 5. maddesinin (a) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve

kuruluşlarının Devlet istihbaratına ilişkin görevleri şunlardır:

a) Kendi konularında;

1. Görevlerinin gerektirdiği istihbaratı

oluşturmak,

2. MİT tarafından istenecek haber ve

istihbaratı elde etmek,

3. İstihbarata karşı koymak.”

33. 1324 sayılı Kanun’un “Görev,

yetki ve sorumluluk” kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

“Genelkurmay Başkanı, Silahlı Kuvvetlerin

savaşa hazırlanmasında; personel, istihbarat, harekat,

teşkilat, eğitim, öğretim ve lojistik hizmetlerine ait ilke ve öncelikler ile

ana programlarını tespit eder.

Bunlardan;

a) İstihbarat, harekat,

teşkilat, eğitim, öğretim ve tedarik dışındaki lojistik hizmetlerin Kara,

Deniz, Hava Kuvvetleri komutanlıkları ve Genelkurmay Başkanlığına bağlı kuruluşlar

ile uygulanmasını sağlar.

b) Personel hizmetleri, özel kanunlarına göre

yürütülür.

c) Lojistik tedarik hizmetleri için, tespit

etmiş olduğu ilke, öncelik ve ana programları, bu hizmetleri yürütecek olan,Milli Savunma Bakanlığına

bildirir.”

34. Yönerge'nin birinci bölümünün “Amaç” başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Bu yönergenin amacı; karargahlarda yürütülen

faaliyetlerin eş güdümü, bilgi arzı, emirlerin tebliği, göreve yönelik bilgi

alışverişi de dahil olmak üzere görevin etkinliğini artıracak bilgilendirmeyle,

TSK personeli arasında sosyal etkinliklere olanak sağlayacak yeni yıl, bayram

kutlamaları ve benzeri mesajların gönderilmesi maksadıyla tesis edilen TSK-Net

E-Posta Sistemi’nin kullanımı ve işletme-yönetimine ilişkin esasları belirlemektir.”

35. Yönerge'nin birinci bölümünün “Kapsam” başlıklı 2. maddesinin (a)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Bu yönerge, TSK-Net ortamında TSK-Net E-Posta

Sistemi sunucusu açmaya, işletmeye ve idame etmeye yetkili tüm birlik, karargâh

ve kurumlar ile bu sunuculardan hizmet almak suretiyle sistemi kullanan tüm TSK

personelini kapsar.”

36. Yönerge'nin birinci bölümünün “Esaslar” başlıklı 4. maddesinin (e)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Sistemin amaç dışı kullanımını önlemek

maksadıyla yönetici düzeyinde Yönergede belirtilen denetim sistemi kurulur. Bu

denetim mekanizması ile sistemde dolaşan e-postalar sürekli kontrol edilerek

amaç dışı kullanımda bulunanlar tespit edilir.”

37. Yönerge'nin birinci bölümünün “Görev ve sorumluluklar” başlıklı 5.

maddesi şöyledir:

“…

(b)…Kuvvet

Komutanlıkları(…)nın Görev ve Sorumlulukları:

…

(6) Etkili bilgisayar kullanımı, bilgi

sistemleri güvenlik tedbirleri ve kullanıcıları ilgilendiren bilgisayar işletme

usulleri hakkında bilgilendirici ve eğitici mahiyette brifingler hazırlayarak,

bu brifinglerin her yıl en az iki defa tüm kullanıcılara verilmesini

sağlamaktır.

(c) Kişisel sorumluluk:

…

(2) E-posta sistemini amacı dışında kullanan

ve bunu alışkanlık haline getiren personel hakkında, eylemi ayrıca başka bir

suç teşkil etmese dahi, yasal işlem yapılır.”

38. Yönerge'nin dördüncü bölümünün “Denetim mekanizmaları” başlıklı 5.

maddesi şöyledir:

“a. E-postaların

ihtiyaç duyulduğunda denetimini sağlamak üzere e-posta içerikleri ve iz

bilgileri merkezi olarak saklanır ve yedeklenir.

b. Yönerge ile belirlenen e-posta kullanım

esaslarını denetlemek maksadıyla Genelkurmay Başkanlığı, MSB.lığı

(emirlerine maruzdur), Kuvvet komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve

Sahil Güvenlik Komutanlığı karargahlarında İstihbarat Başkanlıkları bünyesinde

ilave kadro ihtiyacı getirmeyecek şekilde e-posta ‘denetim birimi’ teşkil

edilir.

c. Bahse konu denetim birimleri;

(1) Gönderilen e-postaları, hazırlayacakları

aylık/yıllık denetim planları kapsamında veya habersiz olarak, göreve/hizmete

yönelik olup olmaması ve İstihbarat/İstihbarata Karşı Koyma (İKK) yönlerinden

inceler,

(2) E-posta incelemelerini talep/ihbar üzerine

veya örnekleme metodu ile yapar,

(3) Kullanıcı bilgisi dahilinde veya

sunuculara yönlendirilerek toplanan e-postaları kullanıcıdan habersiz olarak

denetlemek suretiyle gerçekleştirir,

(4) Tespit ettikleri sorunlu hususları

(denetim sonuçlarını) yayımlar ve takip eder.

ç. Yönergede yer alan diğer hususların

denetimi, genel denetleme heyetleri ve MEBS Denetleme heyetleri tarafından gerçekleştirilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Mahkemenin 24/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

40. Başvurucu; sözleşmesinin yenilenmemesine ilişkin

gerekçelerinin objektif olmadığını, aynı nasıplı

sözleşmeli hava savunma subayları arasında en iyi sicile sahip olmasına rağmen

kendisinin değil, sicil sırasında kendisinden sonra gelen diğer subayların

sözleşmesinin yenilendiğini, sözleşmenin yenilenmemesine dayanak e-postayı

kendisinin atmadığını ve e-postanın hesabına geldiğini, dava konusu Hava

Kuvvetleri Komutanlığına ait kapalı devre elektronik ortamda gönderdiği ileri

sürülen yazı ve fotoğrafların içerik olarak sözleşme yenilememe gerekçesini

oluşturacak nitelikte olmadığını, bu e-postaların içerisindeki gizli belgelerin

ifşa edilmesi gibi bir durumun bulunmadığını; kişilerin özel hayatı kapsamında

kalan ve görevle ilgisi olmayan, görevi etkilemeyen nitelikteki eylemleri

hakkında verilerin toplanarak muhafaza edildiğini ve sonrasında sözleşmenin

yenilenmemesine dayanak alındığını, bu verilerin yargılamada kullanıldığını,

AYİM Dairesi tarafından verilen kararlar hakkındaki karar düzeltme taleplerinin

aynı daire ve aynı üyeler tarafından karara bağlanmasının, yargı kararının yine

bir yargı organı tarafından denetlenmesi gereğine aykırı olduğunu belirterek

Anayasa'nın 10., 20. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş; yargılamanın yenilenmesi ile maddi ve manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B.

No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucu Hava Kuvvetleri

Komutanlığında sözleşmeli subay olarak çalışmış, sözleşme süresinin sona ermesi

üzerine sözleşmesi yenilenmemiştir. Bu işlemin, Hava Kuvvetleri Komutanlığında

sadece personelin kullandığı TSK Net E-posta Sistemi üzerinden başvurucu

tarafından gönderilen veyine diğer kişilerce

başvurucunun e-posta hesabına gönderilen elektronik iletilerin içeriği dikkate

alınarak tesis edildiği anlaşılmıştır. Sözleşmesinin yenilenmemesi işleminin

somut sebebini başvurucuya ait kurumsal e-posta hesabının ve içeriklerinin

denetlenmesi oluşturduğundan başvurucunun bu husustaki iddiaları, Anayasa’nın

20. maddesinde yer alan özel hayatın gizliliği hakkı ile 22. maddesinde yer

alan haberleşme hürriyeti çerçevesinde ele alınmıştır.

42. Başvurucunun eşitlik ilkesinin ve iki dereceli yargılama

hakkının ihlali iddiaları ise ayrı başlıklar hâlinde incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

43. Başvurucu, sicil sırası yönünden kendisinden düşük durumda

olan kişilerin sözleşmeleri yenilenirken kendi sözleşmesinin haksız olarak

yenilenmediğini, bu nedenle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

44. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu iddiasına yönelik bir

açıklama bulunmamaktadır.

45. Başvurucunun Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik

ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının, bahsi geçen maddelerdeki

ifadeler dikkate alındığında soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp

mutlaka Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) kapsamında yer

alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

33).

46. Ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinin

tartışılabilmesi için kural olarak kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü

konusunda ve hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının tespiti

gerekir. Ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun,

kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine

yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ifade etmesi yeterli

olmayıp ayrıca bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet,

din, dil vb. bir ayrımcılık temeline dayandığını makul delillerle ortaya

koyması gerekir (Onurhan Solmaz, § 33).

47. Somut olayda, başvurucu sicil sırası yönünden kendisinden

düşük durumda olan kişilerin sözleşmeleri yenilenirken kendisinin sözleşmesinin

haksız olarak yenilenmediğini belirterek ayrımcılığa maruz kaldığını ileri

sürmüşse de kendisine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık yapıldığına ilişkin

herhangi bir beyanda bulunmadığı gibi belirtilen iddiasını temellendirecek

herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamıştır.

48. Bu nedenle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. İki Dereceli

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

49. Başvurucu, AYİM Birinci Dairesi tarafından verilen karar

hakkındaki karar düzeltme taleplerinin aynı daire ve aynı üyeler tarafından

karara bağlanmasının, yargı kararının yine bir yargı organı tarafından

denetlenmesi gereğine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

50. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu

kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvurunun bu bölümdeki iddialar hakkında

görüş sunulmayacağını bildirmiştir.

51. Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme’nin ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin kapsamına da girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün değildir (Onurhan Solmaz, § 18).

52. Sözleşme’ye ek 7. No.lu

Protokol’ün 2. maddesinde cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı

tanınmış ise de Türkiye bu Protokol'e taraf olmadığı gibi başvuru konusu olay

da bir ceza yargılaması değildir.

53. Başvurucunun başvuru dilekçesinde ifade ettiği AYİM nezdinde

temyiz yani iki dereceli yargılanma hakkı, Anayasa’da güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerden olmadığı gibi Sözleşme’nin ve buna ek Türkiye’nin

taraf olduğu protokollerden herhangi birinin kapsamına da girmemektedir (Mahir Akarsu, B. No: 2012/1096, 20/2/2014,

§§ 42-45).

54. Açıklanan nedenlerle başvuru konusu ihlal iddialarının

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin

konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Özel Hayatın Gizliliği

Hakkının ve Haberleşme Hürriyetinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

55. Başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkı ve haberleşme hürriyetinin

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi

anılan şikâyetler yönünden başka bir kabul edilemezlik nedeninin de bulunmadığı

anlaşılmaktadır. Bu sebeple başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

56. Bakanlık görüşünde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) benzerkararlarına atıf yapılarak Sözleşme’nin 8. maddesinin

özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına aldığı, meslek hayatı

çerçevesinde yürütülen faaliyetleri de özel hayat kavramı dışında tutmak için

ilkesel bir neden bulunmadığı, devlet memuru olarak atanan bir kişinin işten

çıkarılmasına ilişkin olarak 8. madde kapsamında şikâyette bulunabileceği,

kişilerin özel hayatının sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların,

buna ilave olarak kişilerin davranış ve tutumlarını gerekçe göstererek görevden

alınmalarının özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale olduğu, millî

güvenlik bakımından önemli kadrolarda çalışmak isteyen adayların bu işe uygunluğu

değerlendirilirken bu kişiler hakkında toplanan bilgilerin kullanılması mümkün

olmakla birlikte millî güvenliği korumak için getirilen sistemin kötüye

kullanmaya karşı yeterli ve etkili güvencelere sahip olması gerektiği, somut

olayda başvurucuya hizmette kullanılmak üzere tahsis edilen e-posta hesabı

üzerinden elde edilen istihbari bilgilerin 2009

yılında tespit edilmiş olmasına rağmen başvurucunun hakkında herhangi bir uyarı

ve disiplin işlemi tesis edilmeksizin 3 yıl daha kamu hizmetinde tutulmaya devam

edildiği belirtilmiştir.

57. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, özel

hayatının gizliliğine yapılan müdahalenin millî güvenlik ile bir ilgisinin

bulunmadığını, gizli olduğu belirtilen belgelerin resmî e-posta ağının dışına

çıkartılmadığını iddia etmiştir.

58. Hava Kuvvetleri Komutanlığının 4/12/2015 tarihli yazısında

e-posta sistemi üzerinden yapılacak yazışmaların E-Posta Denetim Birimi

tarafından denetleneceği hususunun TSK personelinden gizlenmediği, Yönerge'nin her personelin bilgisayarı aracılığıyla

rahatlıkla ulaşabileceği intranet ortamında yayımlanarak personele ilanen

tebliğ edildiği, 2006 yılından itibaren Hava Kuvvetleri Komutanlığı

birliklerinin tamamında her yıl düzenli olarak icra edilen Muhabere Elektronik

Bilgi Sistemleri (MEBS), Güvenlik Brifingleri ve Bilgi Sistemleri Güvenliği

Brifingleri kapsamında bilgi sistemlerinin kullanım esaslarının bilgi

sistemleri güvenliğinin uygulamalı olarak personele izah edildiği, güvenlik

brifinglerini almaksızın görev bilgisayarını kullanması ve cari işlemlerini

gerçekleştirmesi mümkün olmayacağından başvurucunun söz konusu brifingleri

almış olduğunun kabulü gerektiği belirtilmiştir.

59. Anayasa'nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.”

60. Anayasa’nın “Haberleşme

hürriyeti” kenar başlıklı 22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.

Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli

hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz

saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir.”

61. Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatın gizliliği hakkı düzenlenmiştir.

Özel hayat geniş bir kavram olup kapsayıcı bir tanımının yapılması oldukça

zordur. Bununla beraber bu kavram; kişinin maddi ve manevi bütünlüğü, fiziksel

ve sosyal kimliği, bireyin ismi, cinsel yönelimi, cinsel yaşamı gibi unsurları

korumaktadır (Ahmet Acartürk, B.

No: 2013/2084, 15/10/2015,§ 46). Kişisel bilgiler ve

veriler, kişisel gelişim, aile hayatı vb. konular da bu hakkın içinde yer

almaktadır.

62. Özel hayat “özel bir sosyal hayat” sürdürmeyi yani kişinin

sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir “özel hayatı” güvence altına

almaktadır. Bu yönü ile değerlendirildiğinde bahsi geçen hak, ilişki kurmak ve

geliştirmek üzere çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir.

AİHM içtihatlarında mesleki hayat çerçevesinde yürütülen faaliyetlerin “özel

hayat” kavramı dışında tutulamayacağı belirtilmektedir. Mesleki hayata

getirilen sınırlamalar, bireyin sosyal kimliğini yakınlarında bulunan

insanlarla olan ilişkilerini geliştirme şeklinde yansıttığı ölçüde Sözleşme’nin

8. maddesi kapsamına girebilmektedir. Bu noktada belirtmek gerekir ki

insanların büyük çoğunluğu, dış dünya ile olan ilişkilerini geliştirme

olanaklarını en çok mesleki hayatları çerçevesinde yürüttükleri faaliyetler

kapsamında elde etmektedir (Özpınar/Türkiye, B. No. 20999/04, 19/10/2010, §

45; Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, §

29).

63. AİHM; mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı

hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak

kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının,

özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, §§ 47, 48).

64. Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşme hürriyetine

sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına alınmıştır.

Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygı gösterilmesini

isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir. Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı, haberleşme hürriyetinin yanısıra

içeriği ve biçimi ne olursa olsun haberleşmenin gizliliğini de güvence altına

almaktadır. Haberleşme bağlamında bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü,

yazılı ve görsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması

gerekir. Posta, e-posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla yapılan

haberleşme faaliyetlerinin haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliği

kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet

Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16/4/2015,

§ 49).

65. Haberleşme hürriyeti ve haberleşmenin gizliliği ilkesi,

kişilerin sadece özel meskenlerinde yaptıkları iletişimleri değil; aynı zamanda

iş yerlerinde yaptıkları haberleşmeleri de güvenceye almaktadır (Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015,

66. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve

haberleşmesinin gizliliğine keyfî bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,

Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır (Mehmet Koray Eryaşa,

§ 50).

a. Müdahalenin Varlığı

67. Somut olayda başvurucunun Hava Kuvvetleri Komutanlığı

sistemine bağlı resmî e-posta adresine gelen ve bu hesaptan gönderilen

e-postaların E-posta Denetim Birimi tarafından denetlendiği, subay

sözleşmesinin yenilenmemesi işlemi tesis edilirken idarenin söz konusu e-posta

içeriklerini de dikkate aldığı, başvurucunun bu işleme karşı açtığı davayı

reddeden AYİM Birinci Dairesinin 28/5/2013 tarihli kararının gerekçesinde

anılan e-posta içeriklerinin değerlendirildiği anlaşılmıştır. Bu durumda başvurucunun

iş yerinde aldığı ve gönderdiği e-postaların toplanması, saklanması, bu

iletilerin içeriklerinin başvurucu hakkında tesis edilen idari işleme

(sözleşmesinin yenilenmemesi) dayanak alınması suretiyle özel hayatın gizliliği

hakkına ve haberleşme hürriyetine müdahalede bulunulduğu sonucuna varılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

68. Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında, çeşitli

nedenlerle özel hayatın korunması hakkına sınırlamalar getirilebileceği

belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin

birçok kararında da “temel hak ve

hürriyetlerin doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu gibi Anayasa’nın

başka maddelerinde yer alan kurallar da temel hak ve hürriyetlerin doğal

sınırını oluşturur. Bir başka deyişle, temel hak ve özgürlüklerin kapsamının ve

objektif uygulama alanının her bir norm yönünden bağımsız olarak değil

Anayasa’nın bütünü içerisindeki anlama göre belirlenmesi gerekir”

ifadesine yer verilmiştir (AYM, E. 2012/100. K. 2013/84, 4/7/2013).

69. Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında ise haberleşme

hürriyeti bakımından sınırlama sebepleri gösterilmiştir.

70. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

71. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönünde

bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasanın

bütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun

genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması

zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yer alan başta kanun ile sınırlama

kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. ve 22. maddesinde

yer verilen hakların kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği

açıktır (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 35).

72. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkı ile haberleşme

hürriyetine yapıldığı iddia edilen müdahalelerin incelemesinde kanunilik ve

müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var olup olmadığı, her somut olayın kendi

koşulları içinde değerlendirilmelidir.

i. Kanunilik

73. Hava Kuvvetleri Komutanlığında görev yapan askerî personele

ait kurumsal e-posta hesabının ve içeriklerinin denetlenmesinin kanuni

dayanağının bulunup bulunmadığı Anayasa Mahkemesince daha önceden verilen

kararlarda incelenmiştir. Buna göre Mahkeme; 2937 sayılı Kanun’un 5. maddesi ve

1324 sayılı Kanun’un 2. maddesinde belirtilen hükümlerin, TSK personelinin

e-postalarının istihbarata ve istihbarata karşı koyma hassasiyeti çerçevesinde

denetleneceğini açıkça düzenlemese de istihbarata karşı koymanın kamu kurum ve

kuruluşlarının görevi olduğunu ve Genelkurmay Başkanının, istihbarat hizmetini

Kuvvet Komutanlıkları ve bağlı kuruluşları aracılığıyla yürüteceğini

belirttiği; bu kanuni düzenlemeler çerçevesinde Genelkurmay Başkanına verilen

yetkinin, istihbarat hizmetinin yürütülmesi kapsamında düzenleyici işlemler

yapmayı da içerdiği; anılan yetki doğrultusunda çıkarılan Genelkurmay

Başkanlığının 27/2/2006 tarihli ve Hava Kuvvetleri Komutanlığının 22/3/2006

tarihli emirlerinin yayımlandığı, söz konusu emirlerde yer alan hususların özel

bir yönerge hâline getirilerek 14/5/2007 tarihli Genelkurmay Başkanlığı MY

411-7 TSK-NET E-posta Sistemi Yönergesi’nin

oluşturulduğu; Yönerge’nin, askerî personelin resmî

e-posta hesabından gönderilen iletilerin denetlenebileceğine ilişkin yeterli

açıklıkta hükümler içerdiği, söz konusu düzenlemelerin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna

varmıştır (Bülent Polat §§

73-96). Somut olayda bu karardan ayrılmayı gerektirecek herhangi bir neden

bulunmamaktadır.

74. Başvurucunun subay sözleşmesinin yenilenmemesi işleminin ise

4678 sayılı Kanun’un 6. ve 12. maddeleri ile Sözleşmeli Subay ve Astsubay

Yönetmeliği’nin 14. maddesi temelinde yürütüldüğü görülmüştür.

75. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliği

hakkı ve haberleşme hürriyetine yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut

olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru

Amaç

76. Somut olayda başvurucunun resmî e-posta adresi üzerinden

gönderdiği ve bu e-posta hesabına gelen iletilerin denetlenmesiyle elde edilen

e-posta içeriklerinin, sözleşmesinin yenilenmemesi işlemine dayanak alınması

nedeniyle haberleşme hürriyeti ve özel hayatın gizliliği hakkına müdahale

oluşmuştur. Görüleceği üzere anılan müdahale, hem Anayasa’nın 22. maddesinde

öngörülen haberleşme hürriyeti hem de 20. maddesinde düzenlenen özel hayatın

gizliliği hakkının kapsamı içinde kalmaktadır.

77. Haberleşme hürriyetine yapılan müdahalenin meşru kabul

edilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması

sebeplerinden bir veya birkaçına dayanması gerekir.

78. TSK’nın personeline görev nedeniyle tahsis ettiği resmî

e-posta adreslerinden yapılan haberleşme üzerindeki söz konusu denetlemenin

bilgi güvenliği ve istihbarata karşı koyma amacına yönelik olduğu

anlaşılmaktadır. Bu kapsamda somut başvuruda, ülke güvenliğini sağlamak ve

korumakla yükümlü askerî idarenin söz konusu müdahalesinin, askerî hizmetin

yürütülmesine yönelik olarak kendi personeli arasında iletişimi sağladığı

sistem üzerinden üretilen ve paylaşılan verilerin güvenliğinin sağlanmasını

hedeflediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin; bilgi güvenliği

ve istihbarata karşı koyma kapsamında millî güvenliğin korunması amacını

taşıdığı, bunun da Anayasa’nın 20. ve 22. maddeleri çerçevesinde meşru bir amaç

olduğu sonucuna varılmıştır (Bülent Polat,

§§ 101-103).

iii. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve

Ölçülülük

79. Bireyin temel haklarına yapılan müdahale ile bu müdahaleyle

güdülen meşru amaç arasında bir orantı bulunması zorunludur. Anayasa’nın 13.

maddesinde, bu orantının değerlendirilmesi noktasında dikkate alınmak üzere

demokratik toplumda gereklilik, hakkın özü ve ölçülülük unsurlarına riayet edilmesi

şeklinde üç ayrı güvence ölçütüne daha yer verilmiştir (Marcus Frank Cerny [GK], B. No:

2013/5126, 2/7/2015, § 70).

80. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda

zorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan

kaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını

içermektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik

Krallık, B. No: 5947/72, 25/3/1983,

§ 97).

81. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğü

anlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte olup bu yönüyle her temel hak

açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Bu

çerçevede hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz

hâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların, hakkın özüne dokunduğu kabul

edilmelidir. Haberleşme hürriyeti bağlamında da bu hakkın ortadan kaldırılması,

kullanılamaz hâle getirilmesi veya kullanılmasının aşırı derecede

güçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin, bu hakkın özünü zedeleyeceği açıktır.

Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlüklerin, gereğinden fazla

sınırlanmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük

ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye

uygun olmasını ifade eden elverişlilik, sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına

ulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eden zorunluluk ve araçla amacın

orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük

getirmemesini ifade eden oranlılık unsurlarını içermektedir (AYM, E.2012/100,

K.2013/84, 4/7/2013).

82. Belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlandırma yapılıp

yapılmadığının tespiti için müdahale teşkil eden önlemin temelini oluşturan

meşru amaç karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığının gözönünde bulundurulması ve gözetilen genel yararın

gerekleri ile bireyin temel hakkının korunması arasında adil bir dengenin

kurulup kurulmadığının belirlenmesi zorunludur. Anayasa’nın 13. maddesi

vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tüm temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması

hususunda geçerli olan bu denge, özel hayatın gizliliği hakkı ile haberleşme

hürriyetinin sınırlandırılmasında da gözönünde

bulundurulmalıdır. Öte yandan personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi

bir alanda, kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre

değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bununla birlikte

haberleşme hürriyeti ve özel hayatın gizliliği hakkı ile kamu hizmetinin

yukarıda belirtilen temellere uygun yürütülmesini gözetmek konusundaki meşru

menfaat arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının gözönünde

bulundurulması zorunludur (Marcus Frank Cerny, §

73).

83. Kişinin kamu görevlisi olması, kendisine sağladığı birtakım

ayrıcalıklar ve avantajların yanında bazı külfet ve sorumluluklara katlanmayı

ve diğer kişilerin tabi olmadığı sınırlamalara tabi olmayı da gerektirmektedir.

Kişi, kamu görevine kendi isteği ile girmekle bu statünün gerektirdiği

ayrıcalıklardan yararlanmayı ve külfetlere katlanmayı kabul etmiş sayılmaktadır.

Kamu hizmetinin kendine has özellikleri, bu avantaj ve sınırlamaları zorunlu

kılmaktadır (İhsan Asutay, B. No:

2012/606, 20/2/2014, § 38).

84. AİHM kararlarında kamu görevlilerinin iş yerlerindeki

telefon görüşmelerinin, kendilerine tahsis edilen bilgisayarlar üzerinden

yaptıkları e-posta haberleşmelerinin, internet kullanımlarının belirli ölçüde

kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet vermeyeceği, bu konuda

iş yerinin olağan ve makul gereksinimleri ve meşru amaçlar dikkate alınarak bir

değerlendirmede bulunmanın gerekli olduğu belirtilmiştir (Copland/Birleşik Krallık, B. No: 62617/00, 3/4/2007, § 48).

85. Somut olayda başvurucunun Hava Kuvvetleri Komutanlığı

sistemine bağlı resmî e-posta adresine gelen ve bu hesaptan gönderilen e-postaların

E-posta Denetim Birimi tarafından denetlendiği anlaşılmıştır. Bu sistem;

TSK’nın personeline görev kapsamında kullanılması için tahsis ettiği, dış

dünyaya kapalı, sadece askerî personelin birbiriyle iletişim kurmasına ve

askerî hizmete ilişkin veri paylaşımına imkân veren sınırlı bir haberleşme

sistemidir. Anılan sistemde personelin elektronik imza ve şifreleme suretiyle

sadece ilgilileri tarafından okunabilecek dolayısıyla gizliliği korunan e-posta

oluşturma imkânı da bulunduğu, bu tarz e-postaların içeriğinin E-posta Denetim

Birimi tarafından okunamayacağı anlaşılmıştır. Olayda başvurucunun E-posta

Denetim Birimi tarafından denetlenen e-postalarının şifrelenmeden gönderilen

iletiler olduğu tespit edilmiştir. İdarenin, bu e-posta sisteminde üretilen

verilerin güvenliğinin sağlanması, istihbarat zafiyeti yaratacak verilerin

gönderilmesinin önlenmesi ve gerekli şifreleme işleminin yapılıp

yapılmadığının, gizlilik ihlali olup olmadığının anlaşılabilmesi için

yazışmaların denetlenmesine yönelik idari tedbirler alması; millî güvenliğin

korunması meşru amacı kapsamında kaçınılmazdır. İdare; askerî personelin resmî

e-posta adreslerinden yaptıkları yazışmaların denetlenmesinin esaslarını,

ilgili mevzuatta yeterince açık bir şekilde düzenlemiş ve tüm personeline

ilanen tebliğ etmiştir.

86. Öte yandan başvurucu Hava Kuvvetleri Komutanlığında subay

olarak görev yapmış ve sözleşme süresi bittikten sonra sözleşmesi idarenin

takdir yetkisine dayanılarak yenilenmemiştir. İdare bu takdir yetkisini

somutlaştırırken sözleşmeli personel ihtiyaç durumunun yanı sıra başvurucunun

resmî e-posta hesabından gönderdiği iletilerin içeriğine dayanmıştır. E-Posta

Denetim Birimi tarafından yapılan denetimin sonucunda başvurucunun 2/5/2011,

27/5/2011, 13/7/2011, 26/7/2011 tarihlerinde, gizlilik derecesi “gizli” olan bir kısım belgeleri diğer

bazı askerî personele gönderdiği, 11/2/2009 tarihinde mizahi bir dille kaleme

alınan bir hikâyenin ekinde bikinili bir kadının fotoğrafını devre

arkadaşlarının birkaçına gönderdiği, T.C.D. isimli devre arkadaşı ile

yazışmalarında ailevi sorunlarından bahsettiği, arkadaşının sorunlarına ilgisiz

kalmasına sitem ettiği ve arkadaşıyla sözleşme yenilenmesi sürecine ilişkin

bazı bilgiler paylaştığı görülmüştür. Başvurucunun resmî e-posta hesabından diğer

askerî personele gönderdiği “gizli”

belgelerin askerî yazışma ağının dışına sızdırıldığı yönünde ya da söz konusu

e-postaların gönderildiği askerî personelin bu bilgi ve belgelere erişim

yetkilerinin bulunmadığı yönünde bir tespite yer verilmemiştir.

87. İstihbari faaliyet çerçevesinde

elde edilen söz konusu e-postalar, 2009 yılında ve 2011 yılının Mayıs ve Temmuz aylarında gönderilmiş ve bu durum E-Posta Denetim

Birimi tarafından yapılan denetim sonucunda 19/12/2011 tarihinde tespit

edilmiştir. Anılan e-posta içerikleri, başvurucunun sözleşmesinin yenilenmemesi

işlemine dayanak olarak alınmıştır. Söz konusu e-posta içeriklerinde, göreve

ilişkin olmayan bir kısım paylaşımların bulunduğu görülmektedir.

88. Askerî disiplinin gerekleri açısından daha sıkı kuralların

geçerli olduğu bir statüde personel istihdam ederken TSK’nın takdir yetkisinin

daha geniş olduğu dikkate alınmalıdır. Buna göre göreve ilişkin amaçlar

doğrultusunda kullanılması gereken bir elektronik haberleşme sisteminin ve bu

kapsamda, anılan sistem içerisindeki yazışmaların denetlenmesinin ve sonucunda

bu haberleşme sisteminin amaç dışında kişisel nedenlerle kullanıldığının tespit

edilmesi hâlinde bu kullanıma müdahalede bulunulmasının, demokratik bir

toplumda gerekli olarak kabul edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır.

89. Başvurucunun haberleşme hürriyetine ve özel hayatın

gizliliği hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının belirlenmesinde

söz konusu e-postaların içeriğinde yer alan bilgilerin niteliği ile bu

bilgilerin kullanılış şekline ve anılan bilgilerin dayanak alınması sonucu

uygulanan yaptırımın ağırlığına bakılarak bir değerlendirme yapılması

gerekmektedir.

90. İdare, söz konusu resmî e-posta hesabının başvurucu

tarafından görev harici olarak ve Yönerge ile belirlenen kurallara aykırı

şekilde kullanıldığını tespit ettikten sonra da başvurucuyu sözleşme süresinin

bitimine kadar (6 ayı aşkın bir süre) istihdam etmeye devam etmiş, bu süreç

içerisinde başvurucu hakkında disiplin soruşturması yapılmadığı gibi

sözleşmenin feshedilmesi de dâhil olmak üzere herhangi bir yaptırım

uygulanmamıştır. Dolayısıyla başvurucunun anılan eyleminin kamu hizmetinde

bulunmaya engel olacak nitelikte bulunmadığı, dolaylı olarak idare tarafından

da kabul edilmiştir.

91. Başvurucu hakkında uygulanan resmî e-posta hesabı üzerinden

yaptığı iletişimin denetlenmesi sonucunda bu hesabın kullanım şekli dolayısıyla

sözleşmenin yenilenmemesi işleminin, başvurucunun mesleki hayatı üzerinde

olduğu kadar temel geçim kaynağından yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği

üzerinde de önemli bir etkisi bulunmaktadır. Sözleşmesi yenilenmeyen askerî

personele 4678 sayılı Kanun’un 16. ve 18. maddeleri uyarınca belirli koşulların

varlığı hâlinde, bir kısım sosyal haklardan ve sağlık hizmetlerinden sınırlı

bir süre yararlanma ve tazminat alabilme imkânı tanınmış ise de (bkz.§§ 28, 29)bütün bunların iş kaybı gibi ağır bir sonucu telafi

etmeye yetmeyeceği açıktır. Kaldı ki anılan imkânlardan yararlanmanın ön

koşulu, sözleşmenin yenilenmemesinde personelin bir kusurunun bulunmaması olup

somut olayda sözleşmenin yenilenmemesi olarak dayanılan nedenler gözönüne alındığında başvurucunun söz konusu imkânlardan

hiç yararlanamaması da söz konusu olabilecektir. Öte yandan 9 yıl süreyle subay

olarak görev yaptıktan sonra sözleşmesi yenilenmeyen başvurucunun, mesleği

gereği TSK dışında başka bir yerde iş bulmasının diğer meslek sahibi kişilere

göre daha zor olduğu hususu da dikkate alınmalıdır.

92. Başvurucunun dava konusu ettiği işlemin sözleşmesinin feshi

değil, sözleşmenin yenilenmemesi işlemi olduğu dikkate alınsa bile

sicil/yeterlilik çizelgesinde emsalleri arasında 1.sırada olan, nitelik belgesi

çok iyi düzeyde olan, sicil amirlerince hakkında herhangi bir olumsuz kanaat

bildirilmeyen, disiplin cezası bulunmayan ve takdir belgeleri ile taltif edilen

başvurucu yönünden resmî e-posta hesabının görev harici işlerde kullanılmasının

ve bu bağlamda bu hesaptan arkadaşlarına mizahi bir yazı ekindeki bikinili bir

kadın fotoğrafı göndermesinin ve psikolojik durumuna ve ailevi sorunlarına

ilişkin paylaşımlarda bulunmasının 9 yıllık görev (sözleşme) süresinin

bitiminde sözleşmesinin yenilenmemesine dayanak olarak kabul edilmesinde,

sınırlandırma ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü

sınırlanan bireyin kaybı arasında adil bir dengenin sağlanmadığı, başvurucunun

özel hayatına ve haberleşme hürriyetine yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu

sonucuna varılmıştır.

93. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde

güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ve 22. maddesinde güvence

altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

94. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

95. Başvurucu, ihlalin tespitiyle uyuşmazlık hakkında yeniden

yargılama yapılmasına hükmedilmesini talep etmiştir.

96. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ve 22. maddesinde güvence altına alınan

haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

97. Özel hayatın gizliliği hakkının ve haberleşme hürriyetinin

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak

üzere AYİM Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

98. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunulmuş olmakla beraber, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiası

açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşılmıştır. Bu sebeple başvurucunun

tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

99. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. İki dereceli yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Özel hayatın gizliliği hakkının ve haberleşme hürriyetinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına özel hayatın

gizliliği hakkının ve 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme

hürriyetinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının ve

haberleşme hürriyetinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci

Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

24/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Raportör : Aydın ŞİMŞEK Başvurucu : Hakan ERDOĞAN Vekili : Av. Aytekin EROL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/9481, 24 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına özel hayatın
  12. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Paksüt
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/9481
Tarih
24 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Akif İpek Başvurusu (B. No: 2013/9344)
  • Adil Gökalp Başvurusu (B. No: 2013/6850)
  • Mehmet Reşit Arslan Başvurusu (B. No: 2013/4342)
  • Bayram Ağaya ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5816)
  • İsmail Çeçen Başvurusu (B. No: 2014/7678)
  • Halis Orhan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7257)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.