İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Halil İbrahim Ersöyleyen Başvurusu (B. No: 2014/2860)

1. Başvurucu, kasten insan

Başvuru No2014/2860Tarih19 Kasım 2014Okuma15 dk · 2.999 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Halil İbrahim Ersöyleyen Başvurusu

Karar tarihi
19 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2014/2860
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.999 kelime·15 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, kasten insan

öldürme, yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından yargılandığı

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2003/73 sayılı dosyasında, yargılamanın

yedi yıldan fazla sürmesi, ayrıca delillerin eksik toplanması ve hatalı

değerlendirilmesi sonucu mahkûmiyetine karar verilmesi nedenleriyle Anayasa’nın

36. maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüş, yeniden yargılanma ve tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 26/2/2014 tarihinde

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 30/6/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

30/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 27/10/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, kurulan silahlı

örgüte üye olma, nitelikli yağmaya teşebbüs, kişi hürriyetinden mahrum bırakma,

kastın aşılması suretiyle adam öldürme ve suç eşyasını kabul etme suçlarından

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/3/2006 tarih ve 2006/15 Sorgu, sayılı

kararıyla tutuklanmıştır.

8. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının 31/3/2006 tarih ve E.2006/119 sayılı iddianamesi ile

başvurucunun S. Ç liderliğinde oluşturulan suç örgütüne üye olmak, A. O. K.’yi

öldürmek, A. Y.’yi gasp etmek ve suç eşyasını kabul etmek suçlarını

işlediğinden bahisle ve cezalandırılması istemiyle İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

9. Başvurucu hakkındaki

yargılama dosyası, anılan Mahkemenin 27/4/2006 tarih ve E.2006/8, K.2006/109

sayılı kararıyla aynı Mahkemenin E.2003/73 sayılı dosyası ile

birleştirilmiştir.

10. A. O. K.’nin öldürülmesi

olayı ile ilgili 30/8/2002 tarihli olay yeri inceleme ve ölü muayene

tutanağında, klasik otopsi yapılması gerektiği bildirilmiştir.

11. Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas

Dairesinin 7/11/2002 tarihli raporunda; çürüme nedeniyle ölü lekelerinin

lokalizasyonun ayırt edilemediği, zenci başı görünümü olduğu, sol kol medialde

30x10 cm’lik ekimoz alanı saptandığı, sol ramus mandibula altından başlayıp

arkaya doğru uzanan 7 cm uzunluğunda 0,1 cm genişliğinde çizgisel cilt lezyonu

görüldüğü, bu bölgede ekimoz saptandığı, solda ön aksiller çizgide 2-7 kodları,

sağda 3.v e 4. kodları, arka aksiller hatta da 8. ve 9. kodların kırık olduğu,

boyun arka kısmında, boynun arkaya deviye olması sonucu oluşan boydan boya kat

izi bulunduğu bildirilmiştir.

12. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı

1. İhtisas Kurulunun 29/1/2003 tarihli raporunda A. O. K.’nin ölümünün zorlama

bir ölüm olduğu belirtilmiştir.

13. İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesinin 11/10/2011 tarih ve E.2003/73, K.2011/248 sayılı kararıyla

başvurucu, kasten insan öldürme suçundan 20 yıl hapis, yağma suçundan 8 yıl

hapis, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise 5 yıl hapis cezasına

mahkûm edilmiş ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Gerekçenin

ilgili kısımları şöyledir:

“…Tüm dosya kapsamı

sanık savunmaları, şikayetçi A. Y.’nin hazırlık aşamasındaki beyanları, genel

adli muayene raporu, diğer bilgi ve belgeler bir bütün olarak incelenmesi

sonucunda;

… ile Halil İbrahim Ersöyleyen’in diğer sanıklar T. Ş. ve F.

Z. ile birlikte 3 gün boyunca elleri ve gözleri bağlı vaziyetteki müştekiyi

sorguladıkları, dövdükleri ve T. Ş. ve F. Z.’nin zaman zaman müştekinin başında

nöbetleşe olarak bekledikleri maktül A. O. K.’nin alacağının tahsili maksadıyla

müşteki A.Y.’nin mal varlığının araştırılması ve bu parayı ödemesi hususunda

onu zorladıkları, … netice itibariyle 3 gün süre ile alıkoydukları müşteki

A.Y.’nin bu alacak konusunda sorumlu bulunmadığı kanaatine vardıkları ve

A.Y.’nin bu olanları kimseye anlatmaması, aksi halde kendisine ve yakınlarına

zarar verileceği şeklinde gerekli ikazlar yapıldıktan sonra işyerine yakın bir

yere götürülüp bırakıldığı,

…

Atılı suçun, suç

tarihi itibari ile yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK’nın 499 maddesinde tarif

edilen para temin etmek maksadı ile tenhaya adam kaldırmak mahiyetinde olduğu,

ancak bu suçun daha sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın da benzer bir

tanımlamasının ve paralel bir düzenlemesinin bulunmadığı, dolayısıyla

sanıkların eylemlerinin nitelikli yağmaya teşebbüs ve kişiyi hürriyetinden

yoksun kılma suçlarını oluşturacağı kabul edilerek,

…

Ölü muayene tutanağı,

adli tıp raporlarından ölen A. O. K.’nin aldığı darbelerin sayısı, darbelerin

birden fazla kod kırığına neden oluşu, ölenin domuz bağıyla bağlanmak suretiyle

aldığı darbelerle, öleceğinin muhakkak olduğunun sanıklar tarafından da

değerlendirilebileceği kabul edilerek, kastın aşılması suretiyle adam

öldürmenin sınırlarının aşıldığı ve sanıklar … ve Halil İbrahim Söyleyen’in,

kasten A. O. K.’yi öldürdüğü kabul edilmiş ve kasten adam öldürme suçundan

cezalandırılmalarına;… karar vermek gerekmiştir…”

14. Başvurucunun temyizi üzerine

anılan Mahkeme kararı, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 3/7/2013 tarih ve

E.2013/2300, K.2013/4743 sayılı ilamıyla onanmış ve karar aynı tarihte

kesinleşmiştir.

15. Başvurucu onama kararından

30/1/2014 tarihinde haberdar olmuştur.

16. Başvurucu, 26/2/2014

tarihinde süresi içinde bireysel başvuru yapmıştır.

B. İlgili Hukuk

17. 1/2/1926 tarih ve 765 sayılı

mülga Türk Ceza Kanunu'nun 448. maddesi şöyledir:

“Her kim, bir kimseyi kasten öldürürse 24

seneden 30 seneye kadar ağır hapis cezasına mahkûm olur.”

18. 26/9/2004 tarih ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 149. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve 109.

maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkraları.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 19/11/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 26/2/2014 tarih ve 2014/2860

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

20. Başvurucu, yargılandığı

davada, delillerin eksik ve hatalı değerlendirildiğini, kendisinin atılı

suçları işlemediğini, hakkında mahkûmiyete yeter kesin açık delil olmamasına

rağmen ceza aldığını, teşhis yapılmadan ve bazı müşteki beyanları alınmadan

ceza hukuku kuralları hiçe sayılarak karar verildiğini, maktulün kalp krizi

sonucu ölmesine rağmen yeniden otopsisinin yapılmadığını, yargılamanın dokuz

yıl sürdüğünü, otopsi taleplerinin reddedildiğini, emsal kararlara rağmen

tahliye taleplerinin reddedildiğini, haksız yere ceza aldığını belirterek,

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, yeniden yargılanma ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

21. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde, başvurunun, adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına yönelik

olduğu görülmektedir. Başvurucu her ne kadar emsal kararlara rağmen tahliye

taleplerinin reddedildiğini ve haksız yere mahkûm edildiğini belirterek

özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de, bu

iddiaların özü, söz konusu kararın adil olmadığı hususu ile ilgilidir.

Başvurucu makul sürede ve adil yargılanmadığı yönündeki şikâyetlerini dile

getirirken bu ifadelere yer vermiştir. Tutuklamaya yönelik herhangi bir

şikâyette bulunmamıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun bütün

iddiaları aşağıda iki başlık altında ve adil yargılanma hakkı çerçevesinde

değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Delillerin Eksik Toplandığı ve Hatalı

Değerlendirildiği İddiası

22. Başvurucu, atılı suçları

işlediğine dair mahkûmiyetine yeterli delil olmadığını; teşhis işlemi

yapılmadan, bazı müşteki beyanları alınmadan ve maktulün kalp krizi sonucu

öldüğünün tespiti için yeniden otopsi işlemi yapılmadan mahkûmiyet kararı

verildiğini belirterek, bu hususların adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini

ileri sürmüştür

23. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz”

24. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

25. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

26. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası

veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez

(B.No: 2012/828, 21/11/2013, § 21).

27. Adil yargılanma hakkı

bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün

adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda

adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun

yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı

veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi

delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği

veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan

unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe

ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (B.No: 2013/2767,

2/10/2013, § 22).

28. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM), delillerin kabul edilebilirliği şikayetlerini, somut davada

kullanılan delilin sanığın hazır bulunduğu duruşmada ve “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri ya da söz

konusu delillerin yargılamanın bütününe olan etkisi çerçevesinde

değerlendirmektedir (Tamminen/Finlandiya,

B.No: 40847/98, 15/6/2004, §§ 40-41; Barberà,

Messegué ve Jabardo/İspanya, B.No: 10590/83, 6/12/1988, §§ 68,

81-89). AİHM pek çok kararında, AİHS’in 19. maddesi bağlamında görevinin,

Sözleşmeci Devletlerin Sözleşmeye ilişkin yükümlülüklerinin gözetilmesini

sağlamak olduğunu, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS)

koruması altında bulunan hak ve özgürlükler ihlal edilmedikçe ulusal bir

mahkemenin olaylara ya da hukuka ilişkin yaptığı hataları inceleme görevinin

bulunmadığını, AİHS’in 6. maddesinin adil yargılanma hakkını güvence altına

almakla beraber bu maddenin öncelikli olarak ulusal hukuk bağlamında

düzenlenmesi gereken bir konu olan delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin

bir kural ortaya koymadığını belirtmektedir (Schenk/İsviçre,

B.No: 10862/84, 12/7/1988, §§ 45-46; Desde/Türkiye,

B.No: 23909/03, 1/2/2011, § 124).

29. AİHM, bariz bir şekilde

keyfi olmadıkça, belirli bir kanıt türünün –iç hukuk açısından hukuka aykırı

olarak elde edilmiş kanıtlar da dâhil olmak üzere– kabul edilebilir olup

olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi

görevi olmadığını kararlarında ifade etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme

yöntemi de dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını

ve AİHS’teki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini

inceleme konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya

[BD], B.No: 54810/00, 11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye, B.No: 23909/03, 1/2/2011, § 125; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, B.No:

11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699) AİHM’e göre, delillerle ilgili esas

olarak başvurucuya, delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına

karşı çıkma fırsatı verilip verilmediği incelenmelidir (Bykov/Rusya [BD], B.No: 4378/02,

10/3/2009, § 90; Khodorkovskiy ve

Lebedev/Rusya, B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 700).

30. Başvurucu, hakkında

cezalandırılmaya yeterli delil olmamasına rağmen ceza hukuku kuralları hiçe

sayılarak haksız yere mahkûmiyet kararı verildiğini belirterek, anayasal

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Dolayısıyla başvurucunun

iddialarının özü, derece mahkemesinin delilleri değerlendirme ve yorumlamada isabet

edemediğine ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkindir. Mahkeme; sanık

savunmalarına, katılan beyanlarına, tanık anlatımlarına, olay yerine ilişkin

inceleme raporlarına, Adli Tıp Kurumu raporlarına ve diğer delillere dayanarak

söz konusu kararı vermiştir. Anılan kararda tarafların iddia ve savunmaları,

dosyaya sundukları deliller değerlendirilerek, ilgili hukuk kuralları da

yorumlanmak suretiyle bir sonuca ulaşılmıştır (bkz. § 13; gerekçeli karar, s. 6-33).

31. Diğer taraftan başvurucu,

bazı müşteki beyanları alınmadan ve maktulün kalp krizi sonucu ölüp ölmediğinin

belirlenmesi için yeniden otopsi işlemi yapılmadan karar verilmesini şikâyet

etmiştir. Başvuru konusu olayda, başvurucunun düzenlenmediğini iddia ettiği

otopsi raporu Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesince 7/11/2002 tarihinde

düzenlenmiştir (bkz. § 12). Başvurucunun bu rapora yargılama sürecinde herhangi

bir itirazı olmamıştır. Başvurucu, yargılamanın 25/7/2006 tarihli celsesinde,

adli raporlara bir diyeceğinin olmadığını beyan etmiş, teşhis talebinde de

bulunmamıştır.

32. Ayrıca yargılama sürecinde

müştekiler A. Y. ile M. K.’nin ifadeleri alınmıştır. Başvuru formu ve ekli

belgelerden başvurucunun müştekilerin beyanlarına yönelik bir itirazının

olmadığı ve yargılama sürecinde müşteki sıfatıyla dinlenilmesini istediği bir

kişinin de bulunmadığı anlaşılmaktadır. Somut olayda, başvurucunun delillerini

sunma ve delillerin değerlendirilmesi konusunda farklı bir muameleye tabi

tutulduğuna dair somut bir veri bulunmamakta olup, Mahkeme’nin delilleri

değerlendirmesinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunduğuna dair

bir bulguya da rastlanmamıştır. Öte yandan, başvuru dosyası incelendiğinde, “silahların eşitliği” ve “çelişmeli

yargılama” ilkelerine aykırı olarak başvurucuya delillerini sunma,

inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin

bir veri de bulunmamaktadır.

33. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna

ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi mahkemenin kararında bariz takdir

hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.

34. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun yargılamanın hakkaniyete aykırı olduğu yönündeki şikâyetine

ilişkin olarak delilleri inceleme ve değerlendirme fırsatı bulduğu ve Derece

Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermediği

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı İddiası

35. Başvurucunun yargılamanın

uzunluğuyla ilgili şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet

için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu

nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

36. Başvurucu, hakkında

yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın makul süre içinde sonuçlanmaması

nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

37. AİHS’in ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18),

AİHS metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının

somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde

yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili

hükmü AİHS’in 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek

AİHS’in lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

38. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

39. Anayasa’nın 36. ve AİHS’in

6. maddeleri uyarınca kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıkların yanı sıra, cezai alanda yöneltilen suç isnatlarının makul

sürede karara bağlanmasını talep hakkı tanınmıştır. Suç isnadı, bir kişiye suç

işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi olup, kişiye cezai

alanda yöneltilen iddianın suç isnadı niteliğinde olup olmadığının tespitinde;

iddia olunan suçun pozitif düzenlemelerdeki tasnifinin, suçun gerçek

niteliğinin, suç için öngörülen cezanın niteliği ile ağırlığının

değerlendirilmesi gerekir. Ancak isnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç

olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları

uygulanmış ise, ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın, adil

yargılanma hakkının kapsamına girdiği kabul edilecektir (B. No: 2012/625,

9/1/2014, § 31).

40. Somut olayda, başvurucu

kurulan silahlı örgüte üye olma, nitelikli yağmaya teşebbüs, kişi hürriyetinden

mahrum bırakma, kastın aşılması suretiyle adam öldürme ve suç eşyasını kabul

etme suçlarından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/3/2006 tarih ve 2006/15

Sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suçlar

hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır (bkz. § 17). Bu çerçevede

başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.

maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B. No:

2012/625, 9/1/2014, § 32).

41. Cezai alanda yöneltilen suç

isnatları ile ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkili

makamlar tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama

veya gözaltı gibi tedbirlerin uygulandığı an olup, somut başvuru açısından bu

tarih, başvurucunun bahse konu suçlar kapsamında tutuklandığı ve böylece

isnattan haber olduğu anlaşılan 30/3/2006 tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise,

suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği tarihtir. (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 34; B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32). Bu kapsamda, somut yargılama

faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucu hakkındaki suç isnadına

ilişkin olarak verilen mahkumiyet kararının kesinleşme tarihi olan 3/7/2013

tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

42. Başvurucunun tutuklandığı

30/3/2006 tarihinden İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/10/2011 tarihli

kararı arasında 5 yıl 6 ay 11 günlük bir sürenin geçtiği görülmektedir. 14

sanığın yargılandığı davada, mahkemece başvurucunun savunması 25/7/2006 tarihli

celsede alınmıştır. Başvurucu 30/3/2006 tarihinden itibaren tutuklu olarak

yargılanıp mahkum olmuştur. Hukuki ve fiili irtibat nedeniyle altı dosya

birleştirilmiştir. Yargılama ilk derece mahkemesince toplam olarak 36 celsede

tamamlanmıştır. Davanın kanun yolu (temyiz) aşaması ise 1 yıl 8 ay 22 gün

sürmüştür.

43. Dosyanın sürüncemede bırakılmasında

ve yargılamanın yedi yılı aşkın şekilde sürmesinde tutuklu olarak yargılanan

başvurucuya veya müdafiine yüklenebilecek bir kusur bulunmadığı

anlaşılmaktadır. Yargılamanın yürütülmesindeki izlenen yöntem dikkate

alındığında, 30/3/2006 tarihinde tutuklanmakla başlayıp 3/7/2013 tarihli

Yargıtay ilamı ile sonuçlanan davadaki yargılama süresi makul olarak

değerlendirilemez.

44. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

45. Başvurucu, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle maddi

ve manevi tazminata hükmedilmesini

talep etmiştir.

46. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin

ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde

mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

47. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık yedi yılı aşkın yargılama süresi nazara

alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren

net 3.750,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

48. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Delillerin eksik toplandığı ve hatalı

değerlendirildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 3.750,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer

taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan

206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL

yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

19/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Akif YILDIRIM Başvurucu : Halil İbrahim ERSÖYLEYEN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/2860, 19 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Anayasa’nın 36. maddesinde
  16. D. Başvurucu tarafından yapılan
  17. E. Ödemelerin, kararın
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/2860
Tarih
19 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Ömer Faruk Sütçü Başvurusu (B. No: 2014/4628)
  • Gülişan Yeşil Başvurusu (B. No: 2013/1448)
  • S.a. ve L.a. Başvurusu (B. No: 2014/2656)
  • Gıyasettin Gür ve Selahattin Aslan Başvurusu (B. No: 2014/4841)
  • Semih Yalçın Başvurusu (B. No: 2014/4637)
  • Yaşar Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/6183)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.