İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Halil İbrahim Köktepe Başvurusu (B. No: 2014/12521)

1. Başvuru, orman olduğu gerekçesiyle tapu kaydının iptal

Başvuru No2014/12521Tarih19 Nisan 2017Okuma22 dk · 4.346 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Halil İbrahim Köktepe Başvurusu

Karar tarihi
19 Nisan 2017
Başvuru Numarası
2014/12521
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.346 kelime·22 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, orman olduğu gerekçesiyle tapu kaydının iptal

edilmesi üzerine yapılan başvuru sonrası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

tarafından verilen ihlal kararıyla tazminata hükmedilmesine rağmen derece

mahkemesince yargılamanın yenilenmesine karar verilmemesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/7/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

A. Tapu Kaydının

Edinilmesi Süreci

7. Toprak Tevzi Komisyonunun 15/6/1952

tarihli kararıyla, Çanakkale ili Merkez ilçesine bağlı Sarıcaeli

köyünde bulunan 21.200 m2 yüzölçümlü 745

parsel sayılı taşınmazın köylülerin toprak edinmelerinin sağlanması kapsamında

satışına karar verilmiştir. Bu karar doğrultusunda Maliye Hazinesince 30/1/1953 tarihinde, bu taşınmaz bir özel hukuk kişisine

satılarak tarla vasfıyla satın alan kişi adına tapuda tescil edilmiştir.

8. Söz konusu taşınmaz, 1953 ile 1993 yılları arasında dört kez

el değiştirmiştir. Başvurucu, bu taşınmazı 1993 yılında tapuda son malikinden

satın almış; taşınmaz tarla nitelikli olarak başvurucu adına tapuya tescil

edilmiştir.

B. Orman Kadastrosu

Süreci

9. Anılan köyün bulunduğu yörede 1990 yılında yapılan orman

kadastrosu çalışmalarında uyuşmazlık konusu taşınmaz kısmen orman sınırları

içinde bırakılmıştır. Orman Kadastro Komisyonunca yapılan sınırlandırma ve

tespitler ilan edilmiş ancak taşınmazın tapu kaydına, bu taşınmazın kısmen

orman sınırları içinde kaldığına dair herhangi bir şerh konulmamıştır.

10. Başvurucu, orman tahdit işlemine

karşı Orman Genel Müdürlüğü aleyhine 17/7/1996 tarihinde Çanakkale 1. Asliye

Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde, Orman Kadastro

Komisyonu tarafından gerçekleştirilen işlemin hatalı olduğunu iddia etmiştir.

11. Mahkeme 16/11/2000 tarihinde

davanın reddine karar vermiştir. Kararda, uyuşmazlık konusu taşınmazın kısmen

orman alanı içinde yer aldığı yönündeki bilirkişi raporuna itibar edilmiş ve

orman arazisi niteliği taşıyan alanların edinilmesinin mümkün olmadığı

belirtilmiştir.

12. Başvurucunun temyiz ettiği karar, Yargıtay 20. Hukuk

Dairesinin 29/1/2004 tarihli ilamıyla onanmıştır.

Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 2/7/2004

tarihli ilamıyla reddedilmiştir.

C. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi Süreci

13. Başvurucu 17/10/2003 tarihinde

mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiasıyla AİHM'e bireysel başvuruda bulunmuştur.

14. AİHM, 22/7/2008 tarihinde adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna; mülkiyet hakkına ilişkin iddianın

ise kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir. Kararda, Derece Mahkemelerinin

anayasal gerekçelerle başvurucunun mülkünün bir bölümüne tahdit

getirdiği, bu mahrumiyetin doğanın ve çevrenin korunması şeklindeki kamu

yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu, dolayısıyla hukuka aykırı ve

keyfî hiçbir işlem bulunmadığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte AİHM,

başvurucunun taşınmazı 1993 yılında iyi niyetle edindiğini vurgulamıştır.

Başvurucunun taşınmazı satın aldığı tarihteki tapu kaydında bu taşınmazın orman

olduğuna dair sınırlayıcı bir şerh de bulunmamaktadır. Mülkiyet hakkına yapılan

bu müdahaleye karşın iç hukukta etkin bir tazminat yolunun ise mevcut olmadığı

kararda özellikle belirtilmiştir. AİHM, başvurucunun mülkiyet hakkından

yararlanmasının engellendiği hâlde bir tazminat ödenmemiş olması nedeniyle kamu

yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasının gereklilikleri

arasındaki adil dengenin bozulduğu sonucuna varmıştır. Bu doğrultuda

başvurucunun şahsi olarak olağan dışı ve aşırı bir yüke katlanmış olduğu kanaatiyle

başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Aynı

kararda, giderim yönünden ise dostane çözüm yoluyla uzlaşma ihtimalinin

bulunması nedeniyle taraflara altı ay süre tanındığı belirtilmiştir (Köktepe/Türkiye, B. No: 35785/03, 22/7/2008).

15. AİHM'in 13/10/2009

tarihli adil giderime ilişkin kararında ise başvurucu ile Hükûmetin görüşlerini

sunduğu ancak tarafların dostane çözüm imkânı sağlayan bir sonuca varamadıkları

tespit edilmiştir. Başvurucu, taşınmazın değeri olarak 1.761.230 euro ve on yıl boyunca taşınmazı kullanamadığı gerekçesiyle

352.246 euro maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

Başvurucu ayrıca 10.000 euro manevi tazminat

talebinde bulunmuştur. Hükûmet ise taleplerin aşırı ve dayanaktan yoksun

olduğunu, ayrıca taşınmazın kısmen orman alanı içinde bırakıldığını

savunmuştur. AİHM öncelikle ihlal kararıyla, mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin hukuki olup kamu yararına dayalı meşru bir amacı içerdiğini tespit

ettiğini belirtmiştir.

16. AİHM, ihlalin tespit edildiği bir başvuruda taraf devletin

ihlali gidermek ve ihlalden önceki duruma mümkün olduğunca dönülmesini

sağlayacak şekilde ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak yükümlüğünün bulunduğu

yönündeki temel kuralı hatırlatmıştır. Buna göre kural olarak, ihlalin doğası

bir "eski hâle getirme" (restitutio in integrum)

için müsaitse bunu yerine getirmek taraf devletin yükümlülüğüdür. AİHM, somut

başvuruda verilen ihlal kararı doğrultusunda başvurucunun zarara uğradığını

kabul etmektedir. Buna karşın AİHM, mevcut başvuruda tespit edilen ihlalin

niteliğinin "eski hâle getirme"nin

benimsenmesine müsait olmayıp ileri sürülen zararın ancak tazminat yoluyla gideriminin mümkün olduğunu kabul etmiştir (Köktepe/Türkiye [adil giderim], B. No: 35785/03, 13/10/2009, § 12). Kararda, başvurunun koşullarının belirgin

bir maddi tazminata hükmetmeye elverişli olmadığı belirtilmiştir. AİHM'e göre Derece Mahkemelerinin kararlarından taşınmazın

hangi bölümlerinin tam olarak orman tahdit sınırları

içinde olduğu anlaşılamamaktadır. Taraflar da bu konuya açıklık getirememişler,

tahdidin söz konusu taşınmaz üzerinde hangi ölçüde değer kaybına yol açtığı

taraflarca açık olarak ortaya konulamamıştır. Öte yandan AİHM, başvurucunun

tapu kaydının iptalini öngören yargılamanın sürdüğüne ve bu sürecin akıbetinin

ise henüz belirli olmadığına dikkat çekmiştir. Bu gerekçelerle AİHM,

başvurucunun belirli ölçüde maddi ve manevi zarara uğradığını kabul ederek

100.000 euro maddi tazminat ödenmesine; diğer

taleplerin ise reddine karar vermiştir(Köktepe/Türkiye[adil giderim], §§ 14, 15).

D. Tapu Kaydının İptal

Edilmesi Süreci

17. Orman Genel Müdürlüğü tarafından 28/9/2007

tarihinde, söz konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile orman nitelikli

olarak Hazine adına tescil edilmesi istemiyle başvurucu aleyhine Çanakkale 2.

Asliye Hukuk Mahkemesinde tapu iptali ve tescil davası açılmıştır. Mahkeme 17/12/2008 tarihinde davanın kabulüne ve dava konusu

taşınmazın kadastro uzmanı teknik bilirkişinin raporunda (B1) ve (B2) ile

işaretli 14.290 m2 ve 770 m2 yüzölçümlü

bölümlerinin başvurucu adına olan tapu kaydının iptali ile orman nitelikli

olarak Hazine adına tapuya tesciline karar vermiştir.

18. Başvurucu, kararı temyiz etmiş; Yargıtay 20. Hukuk

Dairesinin 9/11/2009 tarihli ilamıyla hüküm

onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 30/9/2010 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.

E. Yargılamanın

Yenilenmesi Süreci

19. Başvurucu; AİHM tarafından verilen ihlal kararına dayalı

olarak 16/10/2009 tarihinde, Çanakkale 1. Asliye Hukuk

Mahkemesinin E.1996/527 sayılı dosyasında görülen orman tahdidine itiraza

ilişkin yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.

20. Mahkeme 21/12/2010 tarihinde

yargılamanın yenilenmesi talebini reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, AİHM

tarafından verilen ihlal kararının uyuşmazlık konusu taşınmazın orman tahdidi

içine alınan kısmının orman olmadığı yönünde bir sonuç içermediği

vurgulanmıştır. Mahkeme, AİHM'in başvurucunun

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacı

içerdiğini ve hukuki olduğunu kabul ettiğini ancak tazminat ödenmemesinin

müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna yol açtığını belirtmiştir. Mahkeme ayrıca,

adil dengenin bozulması sonucuna ulaşılması nedeniyle AİHM tarafından tazminata

hükmedilmiş olduğunu da belirtmiştir.

21. Başvurucunun temyiz ettiği karar, Yargıtay 20. Hukuk

Dairesinin 8/5/2012 tarihli ilamıyla onanmıştır.

Başvurucunun karar düzeltme istemi ise aynı Dairenin 31/3/2014

tarihli ilamıyla reddedilmiştir. Karar düzeltmenin reddine ilişkin ilamda, AİHM

tarafından ihlal kararı verilmesinin kanuna göre yargılamanın yenilenmesi

sebebi olduğu kabul edilmekle birlikte dava konusu taşınmaz bölümünün orman

olduğundan eski hâle iadenin mümkün olamayacağı belirtilmiştir.

22. Başvurucu 18/7/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

23. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı

Türk Medeni Kanunu’nun "Tescil" kenar

başlıklı 705. maddesi şöyledir:

"Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması,

tescille olur.

Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal,

kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden

önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi,

mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır."

24. 4721 sayılı Kanun'un "Sahipsiz

yerler ve yararı kamuya ait mallar" kenar başlıklı 715.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait

mallar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır."

25. 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı

Kadastro Kanunu'nun "Kamu malları"

kenar başlıklı 16. maddesi şöyledir:

"Kamunun ortak kullanılmasına veya bir

kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu

altında bulunan sahipsiz yerlerden:

...

D) Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan

ormanlar, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde, özel kanunları hükümlerine

tabidir.

..."

26. 4721 sayılı Kanun'un "Sorumluluk"

kenar başlıklı 1007. maddesi şöyledir:

"Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün

zararlardan Devlet sorumludur.

Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan

görevlilere rücu eder.

Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu

sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür."

27. 3402 sayılı Kanun'un "Hazine

adına tespit" kenar başlıklı 18. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

"Orta malları, hizmet malları, ormanlar

ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen

yerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmaz mallar, tapuda kayıtlı

olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez."

28. 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı

Orman Kanunu'nun 7. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"(Değişik birinci fıkra: 5/11/2003-4999/3 md.) Devlet

ormanları ile evvelce sınırlaması yapılmış olup da sınırlandırma sırasında

orman olduğu halde orman sınırları dışında kalmış ormanların, hükmî şahsiyeti

haiz amme müesseselerine ait ormanların, hususi ormanların, orman kadastrosu ve

bu ormanların içinde ve bitişiğinde bulunan her çeşit taşınmaz malların

ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tespiti ile 2 nci

madde uygulamaları ile ilgili olarak kadastrosu kesinleşmiş yerlerde tespit

edilen fennî hataların düzeltilmesi işleri orman kadastro komisyonları

tarafından yapılır.(Ek cümle: 15/1/2009-5831/2 md.)

Ancak, henüz orman kadastrosuna başlanılmamış yerlerde, 3402 sayılı Kadastro

Kanunu hükümlerine göre belirlenen orman sınırı, orman kadastro komisyonunca

belirlenen orman sınırı niteliğini kazanır."

29. 6831 sayılı Kanun'un 11. maddesinin dördüncü fıkrası

şöyledir:

"(Değişik dördüncü fıkra:

26/2/2014-6527/1 md.) Kadastrosu yapılıp kesinleşen

Devlete ait ormanlar orman vasfı ile, 2 nci maddeye göre orman sınırları dışına çıkarılan yerler

ise kaydında belirtme yapılarak hâlihazır vasfı ile; kesinleşme tarihleri

tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle, en geç üç ay içinde hiçbir harç ve

bedel alınmaksızın Hazine adına tapu kütüklerine kaydedilir."

30. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Yargılamanın

iadesi sebepleri" kenar başlıklı 375. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Aşağıdaki sebeplere dayanılarak

yargılamanın iadesi talep edilebilir:

...

i) Kararın, İnsan Haklarını ve Ana

Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle

verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit

edilmiş olması."

2. Yargısal İçtihatlar

31. 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesiyle tapu sicilinin

tutulmasından doğan bütün zararlardan devletin sorumlu olduğu, devletin zararın

doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu edebileceği hüküm altına alınmıştır.

Öncesinde Yargıtay, bu maddenin sadece tapu sicilinde yapılan hataları

kapsadığı ancak tapu sicili oluşturulurken yani kadastro çalışmalarından

kaynaklanan hataların bu madde kapsamında değerlendirilemeyeceği yönünde

kararlar vermiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26/11/1980

tarihli ve E.1980/4-624, K.2478 ile Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 20/11/2007

tarihli ve E.2006/12957, K.2007/14557 sayılı kararları).

32. Bununla birlikte AİHM tarafından verilen çok sayıda ihlal

kararından sonra Yargıtay içtihat değişikliğine giderek kadastro sırasında

yapılan hataların 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi kapsamında devletin

sorumluluğu altında olduğuna ve tazminat ödenmesi gerektiğine dair kararlar vermiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ilk defa 18/11/2009

tarihli ve E.2009/4-383, K.2009/517 sayılı ilamıyla içtihat değişikliğine

gitmiştir. Bu ilamın ilgili kısımları şöyledir:

"Tapu işlemleri kadastro tespiti

işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu

kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün

oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun'un 1007.

maddesine göre devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada devletin

sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Kusursuz sorumluluk tapu siciline bağlı

çıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi ya da yitirilmesi

ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru

tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız

kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür."

33. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16/6/2010

tarihli ve E.2010/4-349, K.2010/318 sayılı kararı da benzer yöndedir. Yargıtaya göre kadastrodan kaynaklanan hatalar nedeniyle

zarar görenler, 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi gereğince zararlarının

tazmini için 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Borçlar

Kanunu'nun 146. maddesi gereğince on yıllık zamanaşımı süresi dolmadan Hazine

aleyhine adli yargıda dava açabilirler (Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin

18/12/2012 tarihli ve E.2012/7876, K.2012/14598 sayılı kararı).

34. Ayrıca Yargıtay, tapu kaydının iptali nedeniyle hükmedilecek

tazminatın tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse o miktarda olması

gerektiğini ifade etmiştir. Gerçek zarar ise tapu kaydının iptali nedeniyle

tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar

verici eylem gerçekleşmemiş olsa zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak

ise aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır. Tazminat miktarının

belirlenmesinde öncelikli konu, tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliğinin

ve değerinin belirlenmesi olup araştırma yöntemi taşınmazın arsa ya da arazi

olmasına göre farklılık arz edecektir (Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 13/12/2011 tarihli ve E.2011/8798, K.2011/14624 sayılı

kararı).

B. Uluslararası Hukuk

35. AİHM, mülkün gerçek değerine göre makul kabul edilebilecek

bir tazminat ödemeden mülkiyetten yoksun bırakmanın Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (1) No.'lu Protokol'ün 1.

maddesikapsamında aşırı bir yük oluşturduğunu ve hiç

tazminat ödenmeden mahrum bırakmanın ancak istisnai durumlarla haklı

bulunabileceğini belirtmektedir (Nastou/Yunanistan

(No:2), B. No: 16163/02, 15/7/2005, § 33; Jahn ve diğerleri/Almanya [BD],

B. No: 46720/99, 72203/01, 72252/01, 30/6/2005, § 116). AİHM'e

göre bir taşınmazın orman veya kıyı kenar çizgisi ya da başka bir kamu alanında

olduğu gerekçesiyle tapusunun iptal edilmesi, hukuken öngörülebilir olup kamu

alanlarının korunmasına yönelik kamu yararına dayalı meşru bir amaç da

içermektedir. Ancak AİHM, kadastrodan kaynaklanan mülkiyet tespitine ilişkin

hukuki hatalar nedeniyle tapuların iptal edilerek kişilerin mülkiyetlerinden

yoksun bırakıldıkları başvurular bakımından istikrarlı olarak hiçbir tazminat

ödenmemesini haklı gösterecek herhangi bir istisnai durum da bulunmadığı hâlde

bir tazminat ödenmeksizin bireylerin tapu kayıtlarının iptal edilmesi

şeklindeki mülkiyetten yoksun bırakmaya yol açan müdahalenin kamunun yararı ile

bireylerin hakları arasında olması gereken adil dengeyi bozduğu ve bu

müdahalelerin başvurucuları aşırı bir yük altına soktuğu kanaatine vararak

başvurucuların mülkiyet haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir (N.A. ve diğerleri/Türkiye, B. No: 37451/97,

11/1/2005, §§ 36-43; Turgut

ve diğerleri/Türkiye, B. No: 1411/03, 8/7/2008, §§ 86-93; Rimer ve diğerleri/Türkiye, B. No: 18257/04,

10/3/2009, §§ 34-41).

36. AİHM'in ihlal kararlarında,

belirtilen “adil denge” nin bozulmasının temelini

başvuruculara hiç tazminat ödenmemesi oluşturmaktadır. Yargıtayın

yukarıda değinilen içtihat değişikliğinden (bkz. §§ 32) sonra AİHM, bireylerin

tazminat ödenmeksizin taşınmazının elinden alınması nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiği iddiaları bakımından Yargıtayın yeni

içtihatlarına işaret etmiştir. AİHM, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun AİHM'in bu konudaki ihlal kararlarına dayanarak tapudaki

yanlış kayıtlardan kaynaklanan ayni hak ya da menfaatleri kaybolmuş ya da

kısıtlanmış olanların tapu kayıtlarındaki düzensizliklerden dolayı devleti

sorumlu tutabileceğine hükmettiğini, tazminat miktarının söz konusu arazinin

kullanılma şekli, niteliği ve değeri temelinde muhtemel getirisi ve emsal

değerlerin dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerektiğine dikkat çektiğini,

bu başvuru yolunun düzenli olarak kullanılmakta olduğunu, ulusal mahkemelerin AİHM'in içtihatlarını ve Sözleşme'ye

ek (1) No.'lu Protokol'ün 1. maddesine dayanarak

ilgili mevzuat hükümlerini uyguladıklarını, başvurucunun tapu belgesinin iptali

yönündeki kararın kesinleşmesinden itibaren on yıl içinde tazminat talebinde

bulunabileceğini belirterek iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle

başvurunun kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir (Mehmet Altunay/Türkiye (k.k.), B. No: 42936/07, 17/4/2012;

Arıoğlu ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 11166/05, 6/11/2012; Osman Yaşar Dişlioğlu ve

diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 39149/04,

11/12/2012).

37. Bununla birlikte her somut olayın kendine özgü koşulları

mevcut olup bu nedenle her başvurunun başvuru tarihindeki duruma göre karara

bağlanması gerektiği de kuşkusuzdur. Nitekim AİHM, söz konusu içtihat

değişikliğinin orman ve kıyı alanlarında kalan taşınmazlar ile ilgili olup her

somut olay bakımından kıyaslanabilecek bir durumda bulunan ve söz konusu başvuru

yolunun başarıyla kullanıldığı emsal bir içtihadın gösterilmesi gerektiğini

ifade etmiş; ayrıca başvuruya konu nihai karardan sonra söz konusu içtihat

değişikliğinin meydana geldiği durumlarda kabul edilemezlik itirazlarını

reddetmiştir (Dürrü Mazhar Çevik ve Asuman Münire

Çevik Dağdelen/Türkiye, B. No: 2705/05, 14/4/2015,

§§ 21-30).

38. Öte yandan AİHM, ihlalin tespit edildiği bir başvuruda taraf

devletin ihlali gidermek ve ihlalden önceki duruma mümkün olduğunca dönülmesini

sağlayacak sekilde ihlalin sonuçlarını ortadan

kaldırmak yükümlüğünün bulunduğunu hatırlatmaktadır (Iatridis/Yunanistan [adil giderim] [BD], B. No: 31107/96, 19/10/2000, § 32). AİHM'e göre

ihlalin doğası eski hâle getirmeye (restitutio in integrum) müsaitse bunu yerine getirmek görevi taraf

devlete düşmektedir (Iatridis/Yunanistan, § 33). Dolayısıyla AİHM kimi

durumlarda, tespit edilen ihlalin niteliği itibarıyla eski hâle getirmenin

benimsenmesinin müsait olamayabileceğine dikkati çekmektedir (Beyeler/İtalya [adil giderim], B. No: 33202/96,

28/5/2002; Eski

Yunan Kralı ve diğerleri/Yunanistan [adil giderim] B. No: 25701/94,

28/11/2002). İç hukukun ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmaya olanak

tanımaması ve/veya ancak kısmen giderebilmesi durumunda AİHM, Sözleşme'nin 41.

maddesi gereğince mağdura uygun göreceği bir telafiyi sağlama yetkisinin

bulunduğunu kabul etmektedir (Brumarescu/Romanya

[adil giderim] [BD], B. No: 28342/95, 23/1/2001, §

20).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Mahkemenin 19/4/2017 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yargılamanın

Yenilenmesi Talebinin Reddedilerek Taşınmazın İade Edilmemesi Nedeniyle

Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

40. Başvurucu; satın aldığı taşınmazının orman tahdit sınırları içine alınması nedeniyle yaptığı başvuru

üzerine AİHM tarafından verilen ihlal kararına rağmen yargılamanın yenilenmesi

talebinin Derece Mahkemelerince reddedildiğini belirtmiştir. Başvurucuya göre

AİHM tarafından hükmedilen tazminat, yargılamanın yenilenmesi sonucu verilecek

kararda gözönüne alınacak unsurlardan olup tazminata

hükmedilmesi yargılamanın yenilenmesi talebinin reddini gerektirmemektedir.

Başvurucu, AİHM tarafından verilen ihlal kararı gözetilerek yargılamanın

yenilenmesi ve satın aldığı taşınmazın kendisine iade edilmesi gerektiği hâlde

bu talebinin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Başvurucu ayrıca Derece Mahkemeleri kararlarının gerekçelerinin çok

yetersiz olduğunu belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini de ileri

sürmektedir.

41. İddianın değerlendirilmesine dayanak alınacak Anayasa'nın

35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi tayin eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu

gerekçeli karar hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de taşınmazının

orman sınırları içine alınması nedeniyle açtığı ve aleyhine sonuçlanan davaya

yönelik olarak yargılamanın yenilenmesi koşullarının değerlendirilmesine

ilişkin bu şikâyetinin de mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi uygun

görülmüştür.

43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda

başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir

müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile

karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun

kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

44. Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahip

olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği,

mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir

(AYM, E.2011/58, K.2012/70, 17/5/2012).

45. Mülkiyet hakkı, mutlak bir hak olmayıp kamu yararı amacıyla

sınırlandırılabilir; bu sınırlandırmanın da ölçülü ve orantılı olması gerekir.

Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan malların korunması amacıyla mülkiyet

hakkına müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal külfetin tamamının

mülk sahiplerine yüklenemeyeceği ve kanun koyucunun buna uygun çözüm yolları

bulması gerekeceği açıktır (AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011).

46. Başvuru konusu olayda, 1990 yılında yapılan orman kadastro

çalışmaları sırasında uyuşmazlık konusu taşınmaz, orman sınırları içine alınmış

ancak tapu kaydına bu yönde bir kısıtlayıcı şerh konulmadığı anlaşılan söz

konusu taşınmazı başvurucu, 1993 yılında tapuda satın almıştır. Başvurucu,

orman sınırları içine alındığından tapulu taşınmazını kullanamadığı ve gelir

kaybına uğradığı gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek AİHM'e başvuruda bulunmuştur. Başvuruyu inceleyen AİHM, 22/7/2008 tarihinde -taşınmazın orman sınırlarına alınmakla

birlikte- tazminat ödenmemesinin adil dengeyi bozduğu, başvurucuya aşırı ve

olağandışı bir külfet yüklediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlaline karar

vermiştir (bkz. § 14). AİHM, 13/10/2009 tarihinde de

tarafların dostane çözüm için uzlaşamadıklarını tespit ederek başvurucu lehine

100.000 euro tazminat ödenmesine karar vermiştir

(bkz. §§ 15, 16).

47. Başvurucu, AİHM tarafından verilen söz konusu ihlal kararı

nedeniyle yargılamanın yenilenmesini talep etmiş; Derece Mahkemeleri ise

yargılamanın yenilenmesi koşullarının gerçekleşmediğini belirterek bu talebin

reddine karar vermiştir. Başvurucuya göre 6100 sayılı Kanun'un 375. maddesinin

(1) numaralı fıkrasındaki hüküm dikkate alındığında AİHM tarafından ihlal

kararı verilmiş olması, yargılamanın yenilenmesini gerektirmektedir. Gerçekten

de anılan kanun hükmünde, yargısal bir kararın Sözleşme veya eki protokollerin

ihlali suretiyle verildiğinin AİHM tarafından tespit edilmiş olması durumu,

yargılamanın yenilenmesi sebeplerinden biri olarak gösterilmiştir. Mülkiyet

hakkının ihlal edildiğinin AİHM tarafından tespit edilmesi durumunda ilke

olarak "eski hâle getirme" (restitutio in integrum)

yolu tercih edilmektedir. Buna karşın AİHM, ihlalin doğası ve niteliği gereği

her durumda "eski hâle getirme" yolunun mümkün olamayabileceğini

kabul etmektedir (bkz. § 38). Nitekim somut olayda da AİHM, başvurucunun

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin hukuki ve kamu yararına dayalı meşru bir

amacı olduğunu kabul etmiş; başvurucuya tazminat ödenmemesi nedeniyle

müdahalenin ölçüsüz olduğuna karar vermiştir. Kararda, uyuşmazlık konusu

taşınmazın orman sınırları içine alınmasının çevrenin ve doğanın korunması

bakımından taşıdığı öneme vurgu yapılmıştır. Adil giderime ilişkin kararda da

ihlalin niteliği gereği eski hâle getirme ilkesinin somut olayda

uygulanamayacağı açık olarak belirtilmiştir. Diğer bir deyişle orman olduğu

belirlenen bir taşınmazın yeniden başvurucu adına tapuya tescil edilmesi mümkün

görülmemiştir. Zaten AİHM tarafından verilen ihlal kararı da taşınmazın orman

olduğunun tespiti ile ilgili olmayıp tapuya güvenerek taşınmazı satın alan

başvurucuya tazminat ödenmemesine dayanmaktadır. Dolayısıyla eski hâle getirme

ilkesinin somut olayda geçerli olamayacağını kabul eden AİHM, başvurucunun

mülkiyet hakkına getirilen sınırlamayı gözeterek ve eldeki verilere dayalı

olarak tazminat ödenmesine karar vermiştir.

48. Somut olayda başvurucu, yargılamanın yenilenmesi talebinin

Derece Mahkemelerince yeterli bir biçimde tartışılmadığını ileri sürmekte ise

de Çanakkale 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21/12/2010

tarihli kararında bu hususun ayrıntılı olarak tartışıldığı görülmektedir.

Nitekim Mahkeme, tarafların yargılamanın yenilenmesine ilişkin delillerini ve

itirazlarını tartışarak AİHM tarafından verilen ihlal kararının niteliği gereği

yargılamanın yenilenmesi koşullarının oluşmadığı sonucuna varmıştır. Kararda, AİHM'in kararının uyuşmazlık konusu taşınmazın orman olarak

iadesini içermediğine değinilmiştir. Dolayısıyla yapılan açık yargılama sonunda

tarafların davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaları

tartışılarak verilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu

anlaşılmaktadır. Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararın gösterilen

gerekçe ve karar sonucunu uygun bulduğu dikkate alındığında gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğinden bahsedilemez. Kaldı ki Yargıtayın

onama ve karar düzeltme talebinin reddine ilişkin ilamlarında da başvurucunun

iddia ve itirazlarının ayrıca tartışılmış olduğugörülmektedir.

49.Sonuç olarak başvurucunun yargılamanın yenilenerek taşınmazın

iade edilmesi talebine ilişkin olarak orman olduğu belirlenen uyuşmazlık konusu

taşınmazın eski hâle getirme ilkesi uygulanarak iadesinin söz konusu

olamayacağı AİHM tarafından da kabul edilmiştir. Nitekim Derece Mahkemeleri de

bu tespitten hareketle başvurucunun yargılamanın yenilenmesi talebini

reddetmişlerdir. Dolayısıyla başvurucunun yargılamanın yenilenmesi talebinin

reddine karar verilmek suretiyle taşınmazın iade edilmemesi şikâyeti yönünden

mülkiyet hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açıktır.

50. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Tapunun İptal Edilmesi

Sonucu Oluşan Zararının Tamamının Karşılanmaması Nedeniyle Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

51. Başvurucu, satın aldığı taşınmazın orman sınırları içine

alınması üzerine açtığı davada taşınmazı kullanmasının engellendiği için AİHM

tarafından mülkiyet hakkının ihlaline ve tazminata hükmedildiğini ancak bu

ihlal kararından sonra ayrıca söz konusu taşınmazın tapu kaydının da iptal

edilmiş olduğunu ifade etmiştir. Başvurucuya göre AİHM tarafından hükmedilen

tazminat tutarı, tapunun iptal edilmesi nedeniyle uğradığı zararı

içermemektedir. Başvurucu sonuç olarak -tapusunun ihlal kararından sonra iptal

edildiği gözetildiğinde- AİHM tarafından hükmedilen tazminat ile karşılanmayan

zararının giderilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

52. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

53. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya

eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir.

54.Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

genel yargı mercilerinde, olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması

esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan

denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17,18).

55. Somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlaline karar

veren AİHM, adil giderime ilişkin kararında uyuşmazlık konusu taşınmazın hangi

bölümlerinin orman sınırlarına alındığının tam olarak belirli olmadığını

açıklamıştır. Bununla birlikte başvurucunun tapulu taşınmazı ile ilgili

getirilen sınırlama nedeniyle zarara uğradığını kabul eden AİHM; başvurucu

aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasının devam ettiğine, bu yargılamanın

akıbetinin ne olacağının ise henüz belli olmadığına vurgu yaparak tazminat

tutarını belirlemiştir. Dolayısıyla başvurucunun satın aldığı taşınmazının

orman sınırları içine alınması nedeniyle uğradığı zarara ilişkin şikâyeti

yönünden AİHM tarafından mülkiyet hakkının ihlaline ve tazminata hükmedildiği

anlaşılmaktadır. Başvurucu, AİHM tarafından hükmedilen tazminatın ödenmediği

yönünde bir şikâyette bulunmamaktadır.

56. Ancak uyuşmazlık konusu taşınmazın tapu kaydı Orman Genel

Müdürlüğü tarafından açılan tapu iptali ve tescil davası neticesinde AİHM

tarafından verilen ihlal kararından sonra Çanakkale 2. Asliye Hukuk

Mahkemesinin 17/12/2008 tarihli kararı ile iptal

edilmiştir. Bu karar, Yargıtay 20. Hukuk Dairesince 9/11/2009

tarihinde onanmış ve karar düzeltme isteminin reddedilmesi 30/9/2010 tarihinde

kesinleşmiştir. Başvuru formunda, ihlal kararından sonra tapu kaydının Derece

Mahkemelerince iptal edilmesinden de şikâyet edilmektedir.

57. Yargıtay, kadastro tespiti sonucu oluşan tapuların orman

olduğu gerekçesiyle iptal edilmesi durumunda 4721 sayılı Kanun'un 1007.

maddesine göre devletin sorumluluğu çerçevesinde gerçek zarar miktarı üzerinden

tazminat ödenmesi gerektiğine karar vermiştir (bkz. §§ 32-34). Ayrıca Yargıtay

Hukuk Genel Kurulunun 18/11/2009 ve 16/6/2010 tarihli

devletin sorumluluğu kapsamında tazminat ödenmesine ilişkin söz konusu içtihat

değişikliklerinin başvurucunun tapu kaydının iptaline ilişkin 30/9/2010 tarihli

nihai karar tarihinden önce olduğu da görülmektedir.

58. Yukarıda yer verilen Kanun hükümleri ve Yargıtay içtihatları

gözönünde bulundurulduğunda başvurucu, satın aldığı

taşınmazın tapu kaydının iptali nedeniyle nihai kararın kesinleşmesi tarihinden

itibaren on yıl içinde Hazine aleyhine adli yargıda tazminat davası

açabilecektir (bkz. §§ 26, 32-34). Yargıtay içtihatlarında, tazminatın

miktarının taşınmazın gerçek bedelinin esas alınarak belirleneceği kabul

edilmektedir. Başvurucunun kamu yararı nedeniyle tapulu taşınmazına el

konulması suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahale, el konan taşınmazın

gerçek bedeli esas alınarak ödenecek bir tazminatla başvurucular açısından

dengelenebilecektir (Nazmiye Akman,

B. No: 2013/1012, 16/4/2013, § 27). Nitekim AİHM de bu

yolu makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte,

kullanılabilir ve etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul etmektedir (bkz. § 36).

59. Bu durumda başvurucunun satın aldığı taşınmazının orman

sınırları içine alındığı şikâyeti üzerine AİHM'in

mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle tazminata karar verdiği görülmektedir.

Başvurucunun bu tazminatın ödenmediğine yönelik bir şikâyeti de bulunmamaktadır.Başvurucunun

tapusunun iptali nedeniyle AİHM'in adil giderim

kararıyla belirlenen tazminattan daha yüksek miktarda bir zararı bulunduğu

iddiası ise 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi kapsamında açılabilecek bir

tazminat davasında derece mahkemelerince tartışılabilecek bir husustur. Bu yol,

Yargıtayın içtihat değişikliğinden sonra AİHM

tarafından da etkili bir iç hukuk yolu olarak öngörülmektedir. Ancak başvurucu,

böyle bir davayı açtığına ve bu dava sonucunda adil dengeyi sağlayabilecek bir

tazminata hükmedilmediğine dair herhangi bir bilgi veya belge sunmamıştır.

Etkin ve erişilebilir bir çözüm imkânı sunan anılan hukuk yoluna başvurmaksızın

yapılan başvuruların incelenmesi, bireysel başvuru yolunun ikincilliği ilkesi

gereği mümkün değildir.

60. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tapusunun iptal edilmesi

neticesinde uğradığı zararının tam olarak karşılanmaması nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilerek taşınmazın

iade edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

ilgili kısmının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tapunun iptal edilmesi sonucu oluşan zararın tamamının

karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

ilgili kısmının başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 19/4/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Halil İbrahim KÖKTEPE Vekili : Av. Mustafa ÖZTOK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/12521, 19 Nisan 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Tapu Kaydının
  7. B. Orman Kadastrosu
  8. C. Avrupa İnsan Hakları
  9. D. Tapu Kaydının İptal
  10. E. Yargılamanın
  11. IV. İlgili Hukuk
  12. A. Ulusal Hukuk
  13. B. Uluslararası Hukuk
  14. V. İnceleme Ve Gerekçe
  15. A. Yargılamanın
  16. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu
  17. B. Tapunun İptal Edilmesi
  18. A. 1. Yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilerek taşınmazın
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/12521
Tarih
19 Nisan 2017

İlgili Kararlar

  • Em Export Dış Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/10283)
  • Abdullah Deniz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14607)
  • Atlas Dış Ticaret ve İnşaat Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/20295)
  • Salih Kurt Başvurusu (B. No: 2014/2851)
  • Ali Bedir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/9841)
  • Ahmet Okuyucu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14841)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.