İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hamdiye Ataş Balkaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/32651)

1. Başvuru, bir tutuklunun öngörülebilir intiharının

Başvuru No2018/32651Tarih6 Ekim 2021Okuma25 dk · 5.054 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hamdiye Ataş Balkaş Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
6 Ekim 2021
Başvuru Numarası
2018/32651
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.054 kelime·25 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, bir tutuklunun öngörülebilir intiharının

önlenememesi sonucu yaşamını yitirmesi ve olayla ilgili ceza soruşturmasının

ayrımcılık saikiyle etkili yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ve yaşam

hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 1/11/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular, Diyarbakır D Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) tutuklu iken 2/3/2016 tarihinde yaşamını yitiren

1978 doğumlu A.B.nin eşi ve çocuklarıdır.

10. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık)

PKK silahlı terör örgütü üyeliği suçundan hakkında soruşturma başlatılan

başvurucuların yakını A.B., yürütülen bu soruşturma kapsamında Diyarbakır 5.

Sulh Ceza Hâkimliğinin 14/6/2015 tarihli kararı ile tutuklanarak Ceza İnfaz

Kurumuna konulmuştur.

11. A.B. hakkında 15/6/2015 tarihinde alınan genel adli

muayene raporunda darp ve cebir izi bulunmadığı tespit edilmiştir. 9/8/2015,

10/8/2015, 9/9/2015 tarihlerinde de A.B.nin genel muayeneleri yapılarak

kendisine gerekli tedaviler uygulanmıştır.

12. A.B. 17/9/2015 tarihinde Ceza İnfaz Kurumunda

psikiyatri doktoru ile görüşme yapmış, bu görüşme sonrasında A.B.ye uyum

bozukluğu ve depresif bozukluk teşhisi konmuş, tedaviye başlanarak bir ay

sonrasında kontrol önerilmiştir. 1/10/2015 ve 19/11/2015 tarihlerinde

psikiyatri doktoru tarafından yeniden muayene edilen A.B.nin tedavisi

düzenlenmiş, bir ay sonrasında yeniden kontrol önerilmiştir.

13. Yaptığı muayeneler sonucunda Ceza İnfaz Kurumu

psikiyatri doktoru, A.B.nin suisidal (intihar) düşüncelerinin

bulunduğunu belirterek psikiyatri polikliniğine sevkini uygun görmüş; buna

ilişkin hasta sevk kâğıdı düzenlemiştir.

14. 10/12/2015 tarihinde A.B., Ceza İnfaz Kurumu

idaresine bir dilekçe sunarak psikiyatri doktoru tarafından yapılacak kontrol

muayenesini yaptırmak istemediğini belirtmiş; bu nedenle tedavi

sonlandırılmıştır.

15. 13/2/2016 tarihinde saat 06.50 sıralarında Ceza İnfaz

Kurumu görevlileri tarafından yapılan genel kontrol sırasında A.B.nin kaldığı

çoklu koğuşun havalandırmasına açılan kapı koluna kaşkolunu bağlayarak

kendisini merdivenlerden aşağı bıraktığı ve asılı hâlde olduğu görülmüştür.

16. Ceza İnfaz Kurumu sağlık görevlileri A.B.ye ilk müdahale

yaparak 112 Acil Servise haber vermiştir. AB., ambulans beklenmeden Ceza İnfaz

Kurumu aracı ile hastaneye sevk edilmeye çalışıldığı sırada ambulansın Ceza

İnfaz Kurumuna ulaşması üzerine A.B.nin Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve

Araştırma Hastanesine sevki sağlanmıştır. Hastanede yoğun bakımda tedavi altına

alınan A.B. tüm müdahalelere rağmen 2/3/2016 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

17. A.B.nin yoğun bakım ünitesinde tedavisinin devam

ettiği süre içinde Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/2/2016 tarihli

kararı ile tahliyesine karar verilmiştir.

18. Nöbetçi Cumhuriyet savcısı olay yerine gelerek

çeşitli araştırmalar yapmıştır. Yapılan araştırmalar sonucu düzenlenen

13/2/2016 tarihli tutanakta A.B.nin havalandırma kapı koluna kaşkol bağlamak suretiyle

intihar girişiminde bulunduğu, havalandırma kapısının yerden yaklaşık 5-6 metre

yüksekte olduğu, tanık beyanlarına göre A.B.nin ayaklarının yerden 1-1,5 metre

yüksekte olduğu, kaşkolun kesilerek A.B.nin indirildiği ve görevliler

tarafından hastaneye kaldırıldığı, merdiven duvarında hafif sürtme izlerinin

bulunduğu, havalandırma kapısı ve merdiven boşluğunun fotoğraflarının çekildiği

belirtilmiştir.

19. Ceza İnfaz Kurumu görevlileri tarafından düzenlenen

13/2/2016 tarihli tutanakta sabah 06.00 sıralarında koğuş kapılarının açılmaya

başlandığı, 06.50 sıralarında koridorda denetim için gezilirken D Blok

havalandırma bahçesine açılan kapı koluna kaşkol bağlayarak merdivenden kendini

aşağı bırakan bir tutuklunun intihara teşebbüs ettiğinin T.Ç. ve K.Ç. isimli

görevliler tarafından görülmesi üzerine durumdan haberdar olunduğu, kapının

açılarak koğuşa girilmesi üzerine kaşkolun aynı koğuşta kalan tutuklular

tarafından kesilerek A.B.nin indirildiğinin görüldüğü, derhâl 112 Acil Servise

haber verildiği, ambulans beklenmeden Ceza İnfaz Kurumuna ait araç ile

hastaneye götürülmek istenirken ambulans ile karşılaşılması üzerine A.B.nin

ambulansa alınarak hastaneye sevkinin gerçekleştirildiği belirtilmiştir.

20. Başsavcılık 2/3/2016 tarihinde bilirkişi eşliğinde ölü

muayene ve otopsi işlemi gerçekleştirmiş ancak kesin ölüm sebebinin tespiti

amacıyla klasik otopsi işlemi yapılması görüşünün bilirkişilerce bildirilmesi

üzerine klasik otopsi yapılmasına ve alınan örneklerde histopatalojik inceleme

yapılmasına karar vermiştir. Bu karar uyarınca İstanbul Adli Tıp Kurumu 1.

İhtisas Kurulundan alınan 7/3/2018 tarihli raporda A.B.nin mekanik asfiksi ve

gelişen komplikasyonlar sonucu öldüğü kanaatine varılmıştır.

21. Başsavcılık 23/2/2016 tarihinde Ceza İnfaz Kurumundan

görevliler hakkında yapılan disiplin soruşturmasına ilişkin bilgi ve belgelerin

gönderilmesini istemiştir. Ceza İnfaz Kurumu cevap yazısında; görevliler S.Y.,

T.Ç., K.Ç., A.Ç., ve Z.A. hakkında başlatılan idari soruşturma neticesinde Ceza

İnfaz Kurumu Disiplin Amirliğinin 22/3/2016 ve 25/3/2016 tarihli kararları ile

başvuru konusu olayın meydana gelmesinde hiçbir kusur veya ihmal olmadığı

gerekçesiyle disiplin cezası verilmesine yer olmadığına dair karar

verildiğini bildirmiştir.

22. Cumhuriyet savcısı olay tarihinde Ceza İnfaz Kurumu

Başmemuru S.Y.nin beyanına başvurmuştur. S.Y.nin tanık sıfatıyla alınan beyanı

şöyledir:

"Ben D Tipi Yüksek Güvenlikli

Kapalı Ceza İnfaz kurumunda görev yaparım. 12/2/2016 tarihinde saat 17:00 den

13/02/2016 tarihi saat 8:00 e kadar ki vardiyada K., L., H. İsimli koğuşlardan

sorumlu başmemur idim. 13/2/2016 tarihinde saat 6:50 sıralarında H blokta

bulunduğum esnada telefonla bana D blokta ası suretiyle intihara teşebbüs eden

bir tutuklu bulunduğunun bildirilmesi üzerine ben hemen C bloğa gittim. D5 nolu

kısmın havalandırmasına girdik. Havalandırmaya girdiğimizde intihar girişiminde

bulunan şahıs diğer kısım arkadaşlarının kucağındaydı. Kısım arkadaşları şahsı

intihar ettikleri kaşkoldan almışlar ve kucaklarında tutmaktaydılar. Biz

intihar girişiminde bulunan [A.B.yi] hemen mahkum kabul kısmına

getirdik. Ben hemen turnikenin dışına çıkarak jandarma ve cezaevi şoförüne

haber verdim. Bu sırada infaz kurumu müdürleri de gelmekteydiler. 112 ye haber

verilmişti. Biz ambulansı gelmesini beklemeden kurum aracı ile şahsı hemen

hastaneye götürmek istedik. Bu amaçla şahsı kurum aracına bindirdik. Yaklaşık

50 metre gittikten sonra ambulans geldi. Şahıs ambulansa bindirilerek hastaneye

gönderildi. Benim bildiğim kadarıyla şahsın intihar ettiğini gören memurlar

[T.Ç.] ve [K.Ç.] dir. Ben intihar olayının nasıl gerçekleştiğini

görmedim. Benim olaya ilişkin görgüm ve bilgim bundan ibarettir.''

23. Cumhuriyet savcısı olay tarihinde Ceza İnfaz

Kurumunda infaz ve koruma memuru olarak görev yapan T.Ç.nin tanık sıfatıyla

ifadesine başvurmuştur. Tanık T.Ç.nin 13/2/2016 tarihli ifadesi şöyledir:

"Ben Diyarbakır D Tipi Yüksek

Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz kurumunda infaz koruma memuru olarak görev

yaparım. 12/2/2016 tarihinde saat 17:00 den 13/02/2016 tarihi saat 8:00 e kadar

ki vardiyada iç kontrol kısmında nöbetçi idim. 13/2/2016 tarihinde saat 6:50

sıralarında iç kontrol kısmında görevli [K.Ç.] ile C-D blok koridorunda denetim içi gezerken D blok

havalandırmasını gören pencereden bir mahkumun kendini D blok havalandırma

kapısının koluna astığını gördüm. Hemen C-D blok başmemurluk odasına koşarak

görevli koğuş nöbetçisi [Z.A.ya] durumu anlattım. [Z.A.] anahtarları

alarak beraber D blok havalandırma kapısına geldik. Kapı açıldıktan sonra

[Z.A.], ben ve başmemur [S.Y.], [K.Ç.] ile [R.T.] içeri

girdiğimizde intihara teşebbüs eden tutuklu arkadaşlarının kucağında idi. Kısım

arkadaşları şahsı intihar ettiği kaşkoldan almışlar ve kucaklarında

tutmaktaydılar. Hemen tutukluyu alarak mahkum kabul kısmına getirdik. Ondan

sonraki işlemleri diğer arkadaşlar yerine getirdi. Benim olaya ilişkin görgüm

ve bilgim bundan ibarettir."

24. Cumhuriyet savcısı olay tarihinde Ceza İnfaz

Kurumunda infaz koruma memuru olarak görev yapan K.Ç.nin tanık sıfatıyla

ifadesine başvurmuştur. Tanık K.Ç.nin 13/2/2016 tarihli ifadesi şöyledir:

"Ben Diyarbakır D Tipi Yüksek

Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz koruma memuru olarak görev

yaparım. 12/2/2016 tarihinde saat 17:00 den 13/02/2016 tarihi saat 8:00 e kadar

ki vardiyada iç kontrol kısmında nöbetçi idim. 13/2/2016 tarihinde saat 6:50

sıralarında iç kontrol kısmında görevli [T.Ç.] ile C-D blok koridorunda denetim içi gezerken [T.Ç.],

C5 te sanki biri kendini asmış gibi dedi. Biz oradaki görevlilere bilgi verdim.

Ambulansa ve kurum personellerine haber verdik. Bu sırada kurum görevlileri

şahsı iç kontrol noktasına doğru getiriyorlardı. Daha sonraki işlemleri diğer

arkadaşlar yerine getirdi. Benim olaya ilişkin görgüm ve bilgim bundan

ibarettir."

25. Cumhuriyet savcısı, olay tarihinde A.B. ile aynı

koğuşta kalmakta olan F.Ç.nin tanık sıfatıyla ifadesine başvurmuştur. Tanık

F.Ç.nin 13/2/2016 tarihli ifadesi şöyledir:

"Ben Diyarbakır D Tipi Yüksek

Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz kurumunda D5 kısmında tutuklu olarak kalmaktayım.

Ben olay günü sabah 6:55 sıralarında uyandım. Banyo yapmak üzere havlumu aldım.

Öbür odada şampuan ve sabun almak üzere gittiğimde [A.B.] isimli

arkadaşın yatağında olmadığını gördüm. Havalandırma kapısından çıktığımda

kapının üzerinden geçecek şekilde atılmış kapı koluna dolanmış vaziyette

kaşkolu gördüm. Kaşkolun ucuna baktığımda [A.B.] kendini asılı vaziyette

duruyordu. Hemen bağırarak diğer arkadaşlara haber verdim. Bir kısım arkadaşlar

aşağıya indiler. Ben meyve bıçağını alarak kaşkolu kestim. Aşağıdaki arkadaşlar

da yere düşmemesi için [A.yı] tutuyordu. [A.nın] asılı vaziyette

iken ayakları yere değmiyordu. Ayakları yerden yaklaşık 1-1,5 metre yükseklikteydi.

İpi kestikten sonra [A.yı] kucağımıza aldık. Kapıya vurduk bu sırada

infaz ve koruma memurları kapıyı açtılar. [A.yı] alarak hastaneye

götürdüler. [A] daha önce başka bir kısımda iken hemşirenin elinde

bulunan enjektörü boynuna batırarak intihar etmek istemiş ben o olayın

ayrıntısını bilmiyorum. Aynı koğuşta kaldığımız süre boyunca [A.nın]

intihar etmek istediğini veya intihar edeceğine yönelik kendisinden herhangi

bir şey duymadım. Şüphelendiğimiz herhangi bir hareketi şu ana kadar olmadı.

Benim olaya ilişkin görgüm ve bilgim bundan ibarettir."

26. Cumhuriyet savcısı, olay tarihinde A.B. ile aynı

koğuşta kalmakta olan A.A.nın tanık sıfatıyla ifadesine başvurmuştur. Tanık

A.A.nın 13/2/2016 tarihli ifadesi şöyledir:

"Ben

Diyarbakır D Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz kurumunda D5 kısmında hükümlü

olarak kalmaktayım. 13/2/2016 tarihinde hatırlayamadığım sabah saatlerinde [F.Ç.nin] bağırma sesiyle uyandım.

[F.Ç.] havalandırmada idi. Bizlerde havalandırmaya indik. Baktığımızda kısım

arkadaşımız olan [A.B.nin] havalandırma kapısına bağladığı kaşkol ile

merdiven boşluğunda kendisini asmış idi. Biz [A.yı] tuttuk. [F.Ç.]

de meyve bıçağı ile yukarıda kaşkolu kesti. [A.yı] indirdik. Nabzının

olup olmadığını anlayamadık Elinin duruş şeklinden yaşadığını anladık. Hemen

cama vurarak memurlara haber verdik. Yaklaşık beş dakika içinde kapı açıldı ve

memurlar [A.yı] alarak hastaneye götürdüler. Ben [A.B.nin] bizzat

kendisinin anlattığından daha önce intihara kalkıştığını öğrendim. O olayın

nasıl olduğunu nasıl gerçekleştiğini bilmiyorum. Kendisinin intihar edeceğine

yönelik herhangi bir söylemi veya bizim dikkatimizi çeken herhangi bir hareketi

olmadı. Ancak daha önceki olay sebebiyle biz kısım olarak [A.ya] dikkat

etmeye çalışıyorduk. Benim olaya ilişkin görgüm ve bilgim bundan

ibarettir."

27. Cumhuriyet savcısı aynı tarihte Ceza İnfaz Kurumu

görevlileri A.Ç. ve Z.A.nın da beyanlarını almış, tanıklar benzer beyanlarda

bulunmuştur.

28. Başvurucular vekili 10/11/2016 tarihli dilekçeyle

Başsavcılıktan A.B.nin daha önceden de intihara teşebbüs ettiğine dair bilgi ve

belgelerin Ceza İnfaz Kurumundan teminini istemiştir. Başvurucular vekili

28/6/2017 tarihli dilekçeyle de ölüm olayının olduğu gün ve saatte olay yerinde

bulunan kamera kayıtlarının, A.B.nin daha önce hangi koğuşlarda kimlerle

kaldığına dair bilgilerin Ceza İnfaz Kurumundan istenerek A.B.nin birlikte

kaldığı tutuklu ve hükümlülerin beyanlarının alınmasını, A.B.nin hastaneye

sevkini uygun gören Ceza İnfaz Kurumu doktorunun beyanının alınmasını talep

etmiştir.

29. Başsavcılık 27/11/2017 tarihinde Hastaneden tedaviye

ilişkin tüm bilgi ve belgelerin, Ceza İnfaz Kurumundan ise psikososyal servisi

tarafından ölen hakkında tanzim edilen tüm bilgi ve belgelerin gönderilmesini

istemiş; gönderilen bilgi ve belgeleri soruşturma dosyasına eklemiştir.

Başsavcılık ayrıca Ceza İnfaz Kurumundan olay tarihine ait kamera kayıtlarının

gönderilmesini istemiş; Ceza İnfaz Kurumu A.B.nin kaldığı bloğun iç alanını

gösteren kamera kayıtlarının kameranın arızası nedeniyle gönderilemediğini,

diğer kamera kayıtlarının temin edilerek gönderildiğini belirtmiştir.

30. Ceza İnfaz Kurumunca A.B.ye psikososyal servisi

tarafından herhangi bir tedavi işlemi uygulanmadığı, Kuruma kabulü sırasında

A.B. hakkında tanzim edilen genel risk ve ihtiyaç raporu ile psikososyal uzman

görüş raporlarında kendisine ve başkalarına zarar verme riskinin düşük

olduğunun, ruhsal sorununun yaşamını etkileme ve kendisini kötü hissetme

düzeylerinin de düşük olduğunun tespit edildiği belirtilmiştir.

31. Başsavcılık, soruşturma kapsamında elde ettiği

verileri dikkate alarak Ceza İnfaz Kurumu görevlileri hakkında ihmal suretiyle

görevi kötüye kullanma suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

2/5/2018 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karar şöyledir:

"...Otopsi tutanağı, olay tutanağı,

Adli Tıp Kurumu 1. Adli İhtisas Kurulunun 07/03/2018 tarih ve 1146 sayılı

raporu, Diyarbakır D tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü

Disiplin Amirliğinin 2016/15 ve 2016/16 karar sayılı disiplin cezası

verilmesine yer olmadığına dair karar ve ekleri, olayın oluş şekli ile dosyada

bulunan tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; müteveffanın

13/02/2016 tarihinde tutuklu olarak kalmakta olduğu Diyarbakır D tipi Kapalı

Ceza İnfaz Kurumunun D blok havalandırma bahçesine açılan kapı koluna kaşkolunu

bağlayıp kendisini merdiven boşluğuna bırakarak intihar girişiminde

bulunmasının infaz koruma görevlilerince fark edilmesi üzerine duruma

gecikmeksizin müdahale edilerek Ceza infaz kurumundan 112 aracılığıyla

hastaneye sevkinin yapıldığı, tedavisine müteakip 02/03/2016 tarihinde

hastanede vefat ettiği, ölümün asıya bağlı mekanik asfiksi ve gelişen

komplikasyonlar sonucunda meydana geldiği, bu bağlamda meydana gelen ölüm

olayında infaz koruma memuru şüphelilerin ihmallerinin bulunmadığı, dolayısıyla

üzerlerine atılı bulunan suçun yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşılmış olmakla kamu adına kovuşturma yapılmasına

yer olmadığına..."

32. Başvurucular, ölenin 10/12/2015 tarihli hastaneye

sevk kâğıdında ölüm düşüncesi, uyum ve depresif bozukluk olduğunun belirtildiği

hâlde özel koruma tedbiri alınmadığını, A.B.nin daha önce de bir kez intihara

teşebbüs ettiğinin tanık beyanları ile belirtildiğini, bu konuda tecrübeli

olması beklenen ceza ve infaz koruma memurlarının ihmallerinin bulunduğunu belirterek

kovuşturmasızlık kararına itirazda bulunmuşlardır.

33. Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliği 31/7/2018 tarihinde

itirazın reddine karar vermiştir.

34. Bu karar 2/10/2018 tarihinde başvurucular vekiline

tebliğ edilmiştir.

35. Başvurucular 1/11/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

36. İlgili hukuk için bkz. Serfinaz Öztürk, 2014/18274,

21/9/2017; Nejla Özer ve Müslim Özer, B. No:2013/3782, 21/4/2016; Mehmet

Kaya ve diğerleri, B. No: 2013/6979, 20/5/2015.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

37. Anayasa Mahkemesinin 6/10/2021 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım

Talebi Yönünden

38. Başvurucular adli yardım talebinde bulunmuşlardır.

Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013)

kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde

güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan

başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım taleplerinin

kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Yaşam

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık görüşü

39. Başvurucular, yakınları A.B.nin daha önce de intihara

teşebbüs etmiş olduğunu, Ceza İnfaz Kurumu doktoru tarafından yapılan muayenesi

sonucu uykusuzluk, güçsüzlük, halsizlik çektiğinin, intihar düşüncelerinin

olduğunun tespit edildiğini, revire çıkmak istemediğini, ilaçlarını kullanmak

istemediğini, doktorun A.B. ye depresif bozukluk ve uyum bozukluğu teşhisini

koyduğunu, tüm bu bilgiler dikkate alınarak Ceza İnfaz Kurumu idaresince A.B.

ye özel ihtimam gösterilmesi gerektiği halde olumsuz sonuçların doğmaması için

gerekli koruyucu tedbirlerin alınmadığını yaşam hakkının ihlal edildiğini,

eksik delillere dayanılarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini,

A.B.nin hastaneye kaç kere sevk edildiğinin, ne tür tedaviler uygulandığının

araştırılmadığını, kendilerinin ve diğer aile bireylerinin beyanlarının

alınmadığını belirterek yaşam hakkının, adil yargılanma hakkının, sorumluların

cezasız bırakılarak etkili başvuru hakkının ve kötü muamele yasağının ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir.

40. Bakanlık görüşünde başvurucular yakınının, Ceza İnfaz

Kurumunda barındırıldığı süre içerisinde yazılı veya sözlü olarak baskı ve

şiddet gördüğüne dair beyanının olmadığı gibi psikolojik sorunları olduğuna,

kendisine tedavi sunulmadığına dair herhangi bir şikâyetinin de bulunmadığını,

psikiyatri muayene randevusu olmasına rağmen kendi isteğiyle muayeneye gitmek

istemediğini belirtmiştir. Bakanlık ayrıca başvurucular yakını hakkında

psiko-sosyal servis birimi ve Ceza İnfaz Kurumu aile hekimliği tarafından

gerekli işlemlerin eksiksiz şekilde yerine getirildiğini, aile hekimince

muayene ve hastane sevk işlemlerinin yapıldığını, reçete edilen tüm ilaç ve

takviyelerin temin edilerek başvurucular yakınına verildiğini, başvurucular

yakınının sağlığının korunması ve kendisine zarar vermemesi açısından önleyici

tedbirlerin de alındığını bildirmiştir. Ayrıca Bakanlık Başsavcılığın yaşanan

ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerin

belirlenmesine imkân tanıyan bağımsız bir soruşturmanın yürütülmesi adına resen

harekete geçtiğini, ölüm olayını aydınlatabilecek bütün delilleri topladığını, etkili

bir soruşturma yürüttüğünü değerlendirmiştir.

41. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında

bireysel başvuru formunda belirtmiş oldukları iddiaları tekrarlamışlardır.

2. Değerlendirme

42. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak

"Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı" kenar

başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, ...hakkına sahiptir.”

43. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri"

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, (...)

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların kötü muamele yasağının, adil yargılanma ve etkili

başvuru haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının özünün yaşam hakkına

ilişkin olması nedeniyle anılan şikâyetleri yaşam hakkı kapsamında

incelenmiştir.

45. Başvuru formunda A.B.nin öldürülme ihtimalinden söz

edilmemiş ve A.B.nin kendi eylemine karşı korunmadığı ileri sürülmüştür. Bu

nedenle yaşam hakkının maddi boyutu, yalnızca A.B.nin yaşamının kendi eylemine

karşı korunmadığı iddiası kapsamında incelenmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

46. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka

yönelik bir başvuru ancak ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından

yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752,

17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda ölen A.B. başvurucuların eşi ve

babalarıdır. Bu nedenle başvuruda, başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır.

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurucunun yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Yaşamı

Koruma Yükümlülüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(1) Genel

İlkeler

48. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını

koruma hakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez

haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri

bulunmaktadır. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan

hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı

sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin

yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin

kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü

bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

49. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin

pozitif yükümlülükleri açısından benimsediği temel yaklaşıma göre devletin

sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında

Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak bu konuda

ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan kişileri korumak

için gereği gibi uygulanmasını, bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup

cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi

yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya olmasın yaşam hakkının

tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu

ve diğerleri, § 52).

50. Bu kapsamda bazı özel koşullarda devletin kişinin

kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla

gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır (Sadık Koçak ve

diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 74). Ceza infaz kurumlarında

gerçekleşen ölüm olayları için de geçerli olabilecek bu yükümlülüğün ortaya

çıkması için ceza infaz kurumu yetkililerinin kendi kontrolleri altındaki bir

kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunu bilip

bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini tespit etmek, böyle bir

durum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde

ve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden beklenen her şeyi yapıp

yapmadıklarını incelemek gerekmektedir (Mehmet Kaya ve diğerleri, § 72).

Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar

değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi dikkate

alınarak pozitif yükümlülük yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde

yorumlanmamalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 53; Sadık Koçak

ve diğerleri, § 74).

51. Tutuklanan veya hürriyeti bağlayıcı cezasının

infazına başlanan kişilerin daha önce sahip oldukları pek çok özgürlükten mahrum

kalmalarının ve günlük yaşamlarında ciddi nitelikte bir değişim yaşamalarının

doğal bir sonucu olarak psikolojik durumları bozulabilmekte, dolayısıyla

kırılgan ve korumasız bir konumda bulunan bu kişilerin intihar riski

artabilmektedir. Bu nedenle yasal ve ikincil düzenlemelerin ceza infaz kurumu

yetkililerine bu kişiler hakkında daha duyarlı ve dikkatli olma görevi

yüklemesi, tutuklu veya hükümlü kişilerin hayatlarının tehlikeye atılmasını

önleyici tedbirler alınmasını sağlaması gerekmektedir. Bu amaçla öncelikle ceza

infaz kurumunda kalan kişilerin davranışlarının ve sağlık durumlarının takip

edilmesi, gerektiğinde doktor muayenesine başvurulması, diğer yandan bu konuda

eğilimi olduğu anlaşılanlar açısından kendileri için en uygun yerlerde

kalmalarının temin edilmesi, intihar eylemlerinde kullanılabilecek

kesici/delici eşyalara, kemer, çamaşır ipi veya ayakkabı bağcıkları gibi

eşyalara el konması suretiyle bu tip risklerin azaltılmasına yönelik önlemlerin

alınması gerekmektedir (Mehmet Kaya ve diğerleri, § 73).

52. Bu bağlamda bir tutuklunun veya hükümlünün kendine

zarar verme ihtimalini kişi özgürlüğüne aşırı bir sınırlama getirmeyecek ölçüde

en aza indirecek tedbirlerin alınması yetkililerden beklenebilecektir. Bir

hükümlü veya tutuklu açısından daha sıkı tedbirlerin gerekip gerekmediği ve

bunların uygulanmasının makul olup olmadığı, başvuru konusu yapılan her bir

somut olayın koşullarına göre değişecektir (Mehmet Kaya ve diğerleri, §

74).

53. Yaşam hakkı kapsamında devletin öncelikle yaşamı

tehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumak için yeterli yasal ve idari

bir çerçeve oluşturması gerekmektedir. Aynı yükümlülük ceza infaz kurumlarında

bulunan kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması için de geçerlidir. Bu

kapsamda ceza infaz kurumu yetkililerince yerine getirilecek kontrol ve denetim

işlemleri ile bu konuda alınacak diğer tedbirlerin mevzuatta ayrıntılı olarak

düzenlendiği daha önce Anayasa Mahkemesince tespit edilmiştir (Nejla Özer ve

Müslim Özer, §§ 74-89; Hilmi Moray, B. No: 2013/3053, 21/4/2016, §§

25-36).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

54. Somut olayda yukarıda yer verilen ilkeler

çerçevesinde öncelikle Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin A.B.nin kendini öldürme

riskini bilip bilmediklerinin veya bilmelerinin gerekip gerekmediğinin ortaya

konması, riski bildikleri veya bilmeleri gerektiği sonucuna varılması hâlinde

ise A.B.nin hayatının korunması ve kendisine zarar vermemesi açısından gerekli

önleyici tedbirleri alıp almadıklarının tespiti gerekmektedir.

55. Ceza İnfaz Kurumu psikiyatri doktorunun A.B.yi

17/9/2015, 1/10/2015 ve 19/11/2015 tarihlerinde muayene ettiği, A.B. ye uyum

bozukluğu ve depresif bozukluk teşhisi konularak tedavisine başlandığı,

yapılan muayeneler sonucunda Ceza İnfaz Kurumu psikiyatri doktoru tarafından

A.B.nin suisidal (intihar) düşüncelerinin bulunduğu belirtilerek

psikiyatri polikliniğine sevkinin uygun görüldüğü buna ilişkin hasta sevk

kağıdı düzenlendiği yukarıda belirtilmişti (bkz. §§ 12, 13). Ancak tüm bunlara

rağmen bireysel başvuru formu ve ekindeki belgeler ile UYAP aracılığıyla

erişilen bilgi ve belgelerden A.B.nin herhangi bir hastanenin psikiyatri

polikliniğine sevkinin yapıldığına ilişkin bilgi ve belgeye rastlanamadığı gibi

A.B.nin 10/12/2015 tarihinde psikiyatri doktoru ile görüşme yapmak istemediğini

belirtmesi üzerine de Ceza İnfaz Kurumu psikiyatri doktoru tarafından

psikiyatrik tedavinin sonlandırıldığı anlaşılmıştır.

56. Ceza infaz kurumunda bir kişinin sağlığı ve güvenliği

açısından gerekli tedavi türünün ve kalması uygun olan yerin belirlenmesinin -o

kişinin bu konulardaki muhakeme yeteneğinin somut olayın şartları içinde

sağlıklı olmadığının açık olduğu durumlarda- sadece kişinin tercihlerine göre

yapılması mümkün değildir (Mehmet Kaya ve diğerleri, § 84).

57. Ceza İnfaz Kurumu psikiyatri doktorunun A.B.nin suisidal

düşüncelerinin bulunduğunu, psikiyatri polikliniğine sevkinin uygun olduğunu

çeşitli tarihlerde düzenlediği sevk kağıtlarında belirtilmesi ve A.B.ye uyum

bozukluğu ve depresif bozukluk teşhisi koyması karşısında yetkililerin A.B.nin

kendini öldürme riski olduğunu bilmedikleri söylenemez. Daha önce de bir kere

intihara teşebbüs ettiğinin koğuş arkadaşlarınca ifade edildiği dikkate

alındığında A.B.nin kendisine zarar vermemesi için yetkililerin önleyici

tedbirler alması gerektiği ortadadır.

58. Bu durumda Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin A.B.nin

sağlık durumunu takip ederek kontrol altında tutmaya çalışmaları ve bir

hastanenin psikiyatri polikliniğine sevkini uygun görüldüğü şekilde

gecikmeksizin sağlamaları, A.B.yi kendi iradesine bırakmadan kendisine zarar

vermesini önlemek amacıyla koğuş ve havalandırma bölümünün belirli aralıklarla

infaz ve koruma memurlarınca kontrol edilmesi, A.B.nin tutum ve davranışlarının

takip edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

59. Dolayısıyla kendisine zarar verme ihtimalini en aza

indirecek tedbirlerin alınması gerektiği halde A.B.nin yaşamının korunması için

gerekli olan tüm makul tedbirlerin alınmadığı sonucuna varılmıştır.

60. Açıklanan gerekçelerle A.B.nin yaşamının kendi

eylemine karşı korunmaması sebebiyle yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

ii. Etkili

Soruşturma Yapma Yükümlülüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(1) Genel

İlkeler

61. Ceza soruşturmasının etkili olması için soruşturma

makamlarının resen ve derhâl harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve

sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri

gerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlu kişilerin

belirlenmesi imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yükümlülüğüne

aykırılık oluşturabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57).

62. Ceza soruşturmasının etkililiğini sağlayacak

hususlardan biri de fiilen hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturma

sürecinin kamu denetimine açık olmasıdır. Ayrıca meşru menfaatlerini korumak

için ölen kişinin yakınlarının her olayda bu sürece gerekli olduğu ölçüde

katılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58).

63. Soruşturmaların makul bir süratle yürütülmesi

gerekir. Bazı durumlarda soruşturmanın ilerlemesine engel olan güçlükler

bulunabilir. Ancak böyle bir durumda dahi yetkililerin süratle hareket etmeleri

olayın aydınlatılabilmesi, hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması, hukuka

aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği veya kayıtsız kalındığı görünümü

verilmemesi açısından kritik bir öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B. No:

2013/6359, 10/12/2014, § 96).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

64. Başvurucular, A.B.nin hastaneye kaç kere sevk

edildiğinin, A.B.ye ne tür tedaviler uygulandığının Başsavcılık tarafından

araştırılmadığını, beyanlarının alınmadığını yakınlarının ölüm olayı hakkında

etkili bir soruşturma yürütülmediğini ileri sürmüşlerdir.

65. Somut olayda Başsavcılık ölüm sebebinin ası yolu ile

intihar olduğunu, şüphelilerin ihmallerinin bulunmadığını belirterek intiharın

öngörülebilir olup olmadığı ile tedbir alınıp alınmadığı hususlarında hiçbir

araştırma, değerlendirme, gerekçelendirme yapmadan kovuşturmaya yer olmadığına

karar vermiştir.

66. Başvuru konusu olayda A.B.nin intihar olayı

sonrasında yapılan işlemlerin ayrıntılarına yukarıda (bkz. §§ 17-29)

değinilmiştir.

67. Başsavcılıkça Ceza İnfaz Kurumu idarecilerinin bu ve

benzeri nitelikte ağır sonuçlar doğurabilecek olaylara karşı ilgili personele

eğitim verip vermediği, personelin görev ve talimatları tam olarak yerine

getirebilmesi için ilgili mevzuatı ve sonuçlarını personele tebliğ edip

etmediği hususlarının araştırılmadığı, A.B. ile görüşen sağlık görevlilerinin

beyanlarının alınmadığı, ölüm olayındaki etki ve kusur durumlarının

tartışılmadığı, A.B.nin hastane psikiyatri polikliniğine sevkinin uygun

olduğunun çeşitli tarihlerde yapılan muayeneler sonrasında açıkça belirtilerek

bu konuda sevk kâğıdı düzenlendiği hâlde sevk işleminin gerçekleştirilmemesinin

sebebinin araştırılmadığı anlaşılmıştır.

68. Dolayısıyla Başsavcılık tarafından yürütülen

soruşturmada ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulamadığı, etkili bir

soruşturma yapılmadığı kanaatine varılmıştır.

69. Açıklanan gerekçelerle somut olayda yürütülen ceza

soruşturmasında etkili ceza soruşturması yürütme yükümlülüğünün ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Yaşam Hakkı

ile Bağlantılı Olarak Ayrımcılık Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

70. Başvurucular yakınlarının Kürt kökenli olması

nedeniyle ölüm olayında ihmali olan sorumluların cezasız bırakıldığını

belirterek Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ayrımcılık

yasağı boyutuyla ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

71. Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” kenar

başlıklı 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,

siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım

gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

...

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya

sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet

organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine

uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."

72. Anayasa'nın 10. ve Sözleşme'nin 14. maddelerinde

düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarının soyut olarak

değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer

alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması

gerektiğini ifade etmek gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 33).

73. Başvurucular ayrımcılık yapılmasının sorumluların

sorumluluğunun tespit edilmemesinde etkili olduğunu ileri sürerek eşitlik

ilkesinin ayrımcılık boyutuyla ihlal edildiğini yaşam hakkıyla bağlantılı

olarak iddia etmişlerdir.

74. Somut olayda başvurucuların yakınlarının Kürt kökenli

oluşu nedeniyle ölüm olayında ihmali bulunduğu iddia edilen şüpheli Ceza İnfaz

Kurumu görevlileri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğine

ilişkin başvurucular tarafından herhangi bir delil sunulmadığı, ayrımcılık

iddiasıyla ilgili olarak somut bir açıklamada bulunulmadığı görülmüştür.

75. Dolayısıyla ayrımcılık yasağıyla bağlantılı olarak

yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin soyut iddianın temellendirilemediği

sonucuna ulaşılmıştır.

76. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

77. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

78. Başvurucular yaşam hakkının ihlalinin tespitine ve

50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

79. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının

yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı

anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No:

2016/12506, 7/11/2019).

80. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise

öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale

neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

81. İhlalin kovuşturmaya yer olmadığı ya da daimî arama

kararı gibi bazı nedenlerle soruşturmanın sonlandırılmasından kaynaklandığı

durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı

fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma

yapılması için kararın bir örneğinin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine

hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan

farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden soruşturma yapılması

sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu

öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı

olarak yeniden soruşturma yapılması kararı verildiğinde usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili Cumhuriyet

Başsavcılığının yeniden soruşturma yapılması sebebinin varlığını kabul

hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir

kararın kendisine ulaştığı Cumhuriyet Başsavcılığının yasal yükümlülüğü,

ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle

yeniden soruşturma yapma kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek

üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

82. İncelenen başvuruda başvuruya konu Başsavcılık

soruşturmasında ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulamadığı, yürütülen

soruşturmanın teoride olduğu gibi fiilen de hesap verilebilirliği sağlayamadığı

gerekçesiyle Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında yaşamı koruma yükümlülüğünün ve

yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Buna göre

ihlalin soruşturma makamlarının ve idarenin eylemlerinden kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

83. Bu durumda yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden soruşturma ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden soruşturma kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden soruşturma yapılmak üzere Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

84. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucuların uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için yaşam hakkının ihlali nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle ve yeniden soruşturma yapılması suretiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara müştereken net

50.000 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi gerekir.

85. 3.600 TL vekalet ücretinden oluşan yargılama

giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme

yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

yaşamı koruma yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

etkili soruşturma yapma yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No: 2016/4600) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvuruculara net 50.000 TL manevi tazminatın

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. 3.600 TL vekalet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 6/10/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Muammer TOPAL Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Raportör : Cafiye Ece YALIM Başvurucular : 1.Hamdiye ATAŞ BALKAŞ 2. Muhammed Veysi BALKAŞ 3. Sema Amber BALKAŞ Başvurucular Vekili : Av. Ercan YILMAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/32651, 6 Ekim 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. V. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Adli Yardım
  14. B. Yaşam
  15. B. Yaşam Hakkı
  16. C. 6216 Sayılı
  17. B. 1. Yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine
  18. C. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan
  19. D. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ihlalinin
  20. E. Başvuruculara net 50.000 TL manevi tazminatın
  21. F. 3.600 TL vekalet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  22. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların
  23. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/32651
Tarih
6 Ekim 2021

İlgili Kararlar

  • E.a. Başvurusu (B. No: 2017/16500)
  • Emre Öztürk Başvurusu (B. No: 2017/23976)
  • Şerif Özgür Urfa Başvurusu (B. No: 2018/23384)
  • Rınat Sagadeev Başvurusu (B. No: 2016/703)
  • Tuba Arıkan Başvurusu (B. No: 2018/17729)
  • Erol Arslan Başvurusu (B. No: 2018/27076)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.