İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hasibe Uysal Başvurusu (B. No: 2014/3975)

1. Başvuru, 2005 Ocak dönemi ile 2007 Nisan dönemi arasında

Başvuru No2014/3975Tarih5 Temmuz 2017Okuma27 dk · 5.442 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hasibe Uysal Başvurusu

Karar tarihi
5 Temmuz 2017
Başvuru Numarası
2014/3975
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.442 kelime·27 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, 2005 Ocak dönemi ile 2007 Nisan dönemi arasında

serbest bölgeye sunulan fason hizmetin ihracatistisnası kapsamında görülmemesi

suretiyle resen cezalı vergi tarhiyatı yapılması ve tarhiyata açılan davada

lehe olan emsal kararlara aykırı karar verilmesi ve Danıştay kararlarının

gerekçesiz olması nedenleriyle mülkiyet hakkının; makul sürede yargılama

yapılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 21/3/2014 tarihinde yapılmıştır.

3.Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyonlara sunulmuştur.

4. Komisyonlarca konu yönünden hukuki irtibatları nedeniyle

başvuruların 2014/3975 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine,

2014/3976 ve 2014/4079 numaralı dosyaların kapatılmasına, incelemenin 2014/3975

numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelere

göreilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, malzemesi marka sahibi tarafından karşılanarak

yaptırılan üretim anlamına gelen "fason

üretim" faaliyetinde bulunmaktadır. Bu kapsamda serbest bölgede

faaliyet gösteren firmadan aldığı kesilmiş kumaşları işleyerek hazır

konfeksiyon hâline getirmekte ve bu firmaya teslim etmektedir. Başvurucu, fason

tekstil işçiliği olarak adlandırılan bu faaliyetinin hizmet ihracatı

niteliğinde olduğu ve bu nedenle vergiden istisna edildiği düşüncesiyle serbest

bölgeye teslime ilişkin faturalarında katma değer vergisi (KDV) hesaplamamış;

yüklendiği KDV'yi ise mahsuben iade olarak almıştır.

10. Karşıyaka Vergi Dairesi Müdürlüğünce (Vergi Dairesi) yapılan

değerlendirme sonucu aynı durumdaki başka bir mükellefe İzmir Vergi Dairesi

Başkanlığından verilenözelgede

"Türkiye'nin herhangi bir yerinden serbest bölgeye yapılan ve hizmet ifası

kapsamında değerlendirilen fason tekstil işinin KDV'ye tabi olduğunun

belirtildiği, bu özelgeye göre başvurucu tarafından serbest bölgeye yapılan

fason tekstil işinin de hizmet ihracatı sayılamayacağı ve bu nedenle KDV'ye

tabi olduğu" gerekçesiyle mahsuben iade alınan tutarlara

ilişkin olarak başvurucu adına 2005 Ocak döneminden 2007 Nisan dönemine kadar

olan dönemler için vergi zıyaı cezalı KDV tarhiyatı yapılmıştır. Vergi Dairesi

ayrıca başvurucunun dâhilde işleme izin belgesi ile gerekli yeminli mali

müşavir (YMM) raporuna sahip olmadığı, bu nedenle işlemin "dâhilde işleme

rejimi" kapsamında da değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.

11. Başvurucu, 24/8/2007 tarihinde tebliğ edilen ihbarnamelere

karşı 18/9/2007 tarihinde her bir yıl için ayrı olmak üzere üç ayrı dava

açmıştır. İzmir 2. Vergi Mahkemesi23/1/2008 tarihli kararlarıyla özetle;

başvurucunun serbest bölgede bulunan firma için yaptığı işin fason tekstil işi

olduğu ve faturalar da fason işçilik bedeli olarak düzenlendiğinden, faaliyetin

mal teslimi değil hizmet ifası olduğu, 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma

Değer Vergisi Kanunu'nun 12. maddesinde, hizmet ifası nedeniyle KDV

istisnasından yararlanabilmek için hizmetin yurtdışındaki bir müşteri için

yapılması ve hizmetten yurtdışında faydalanılması gerektiğinin hükme bağlandığı,

başvurucunun hizmet ifa ettiği firmanın serbest bölgede olduğu ve serbest

bölgelerin mal teslimi bakımından yurtdışı sayılmasına karşın hizmet ifası

yönünden yurtdışı olarak sayılmadığı, bu durumda davacının yaptığı işin KDV

istisnası kapsamında görülmemesi sonucu mahsuben alınan KDV iadesinin vergi

zıyaı cezalı olarak tarh edilmesinde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle

her üç davayı da reddetmiştir.

12. Temyiz üzerine Danıştay Dokuzuncu Dairesi 11/2/2009 tarihli

kararlarıyla, özetleihracatta KDV istisnasının getiriliş amacının ihracatın

teşviki ve döviz kazandırıcı faaliyetlerde rekabetin desteklenmesi olduğu,

günümüzde mal ve hizmet ihracının doğrudan yabancı ülkelere yapıldığı gibi ülke

sınırları içinde olmakla birlikte gümrük hattı dışında sayılan serbest

bölgelere de yapılabildiği ve serbest bölgelerin kuruluş gayesinin buraya

yapılacak teslim ve hizmet ifasıyla yine döviz kazandırılması olduğu,

25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nda mal tesliminde

KDV istisnası için serbest bölgenin açıkça belirtilerek serbest bölgeye yapılan

teslimlerin yurt dışına yapılmış sayıldığı, her ne kadar hizmet ihracına

ilişkin KDV istisnasında serbest bölge ifadesine yer verilmediği görülmekteyse

de bu durumun ticari ve ekonomik anlamda serbest bölgelerin yurt dışı kabul

edilmesi gerektiği gerçeğini değiştirmediği, bu nedenle ihracatı ve döviz

kazandırıcı faaliyetleri desteklemek amacıyla kurulan serbest bölgelere yapılan

hizmet ifasının yurt dışına yapılmış sayılmamasının hukuka aykırı olacağı gibi

serbest bölgelere yapılan hizmet ifasının mal tesliminden farklı olmadığını

gören yasa koyucu tarafından 4/6/2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanun ile serbest

bölgelere yapılan fason hizmetlerin de KDV istisnası kapsamına alındığı

gerekçesiyle kararları bozmuş; karar düzeltme isteminireddetmiştir.

13. Bozma kararına uymayan İzmir 2. Vergi Mahkemesi 18/2/2011

tarihli kararıyla, ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeye ek

olarak 5766 sayılı Kanun'un 12. maddesiyle yapılan değişiklikle serbest bölgelerdeki

müşteriler için yapılan fason hizmetler ihracat istisnası kapsamına alınmışsa

da sözü edilen düzenlemenin değişiklikten önceki dava konusu vergilendirme

dönemine uygulanmayacağı gerekçesiyle ilk kararında ısrar etmiştir.

14. Israr kararı; Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun

26/9/2012 tarihli kararlarıyla, dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçenin

Kurulca uygun bulunduğu ve temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların

kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği gerekçesiyle onanmıştır.

Karar düzeltme istemi de olayda karar düzeltme nedenlerinin bulunmadığı

gerekçesiyle 23/10/2013 tarihinde reddedilmiştir. Bu kararlar, başvurucu

vekiline 24/2/2014 ve 25/2/2014 tarihlerinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 21/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

16. Öte yandan başvurucu adına aynı kapsamda serbest bölgeye

yapılan fason işçilik hizmet ihracının KDV istisnasından yararlanamayacağı

gerekçesiyle 2005/8, 9, 10, 11, 12. dönemleri için yapılan vergi zıyaı cezalı

KDV tarhiyatlarına karşı açılan bir başka davada İzmir 1. Vergi Mahkemesi,

16/11/2009 tarihli ve E.2009/208, K.2009/1616 sayılı kararıyla özetle 3065

sayılı Kanun'da KDV istisnası için mal tesliminde serbest bölgelerin açıkça

belirtilerek serbest bölgelere yapılan teslimlerin yurt dışına yapılmış

sayıldığını ancak hizmet ihracında serbest bölge ifadesine yer verilmediği

görülmekteyse de ticari ve ekonomik anlamda serbest bölgelerin yurt dışı kabul

edilmesi gerektiğini, ihracatı ve döviz kazandırıcı faaliyetleri desteklemek

amacıyla kurulan serbest bölgelere yapılan hizmet ifasının yurt dışı

sayılmamasının hukuka aykırı olacağını, kaldı ki yasa koyucunun da bu yönde

düzenleme yaptığını belirterek davanın kabulüne karar vermiştir. Karar,

Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 3/4/2013 tarihli ve E.2010/2855, K.2013/3157

sayılı kararıyla onanmıştır.

17. Başvurucu tarafından sunulan belgelerden, aynı konuyla

ilgili bir başka vergi mükellefi adına 2005, 2006, 2007yılları için yapılan KDV

tarhiyatlarına açılan davalarda İzmir 1. ve 4. Vergi Mahkemelerinin

kararlarıyla ve yukarıda belirtilen benzer gerekçelerle tarhiyatların

kaldırılmasına karar verildiği görülmektedir. Bu kararlara karşı temyiz

isteminde bulunulmuş, Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 5/6/2012 tarihli

kararlarıyla Vergi Mahkemesi kararları onanmış, karar düzeltme istemleri ise

20/3/2013 tarihli kararlarla reddedilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

18. 3065 sayılı Kanun’un "Verginin

Konusunu Teşkil Eden İşlemler" kenar başlıklı 1. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Türkiye'de yapılan

aşağıdaki işlemler katma değer vergisine tabidir:

1. Ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest

meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler,

..."

19. 3065 sayılı Kanun’un olay tarihinde yürürlükte olan ve

9/4/2003 tarihli ve 4842 sayılı Kanun'la değişik "Mal ve Hizmet İhracatı" kenar

başlıklı11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1. Aşağıdaki teslim ve hizmetler

vergiden müstesnadır:

a) İhracat teslimleri ve bu teslimlere ilişkin

hizmetler ile yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmetler..."

20.

3065 sayılı Kanun'un söz konusu 11. maddesinin birinci fıkrasının "a"

bendinin 5766 sayılı Kanun'un 12. maddesiyle değişik hâli şu şekildedir:

"1. Aşağıdaki teslim ve hizmetler

vergiden müstesnadır:

a) İhracat teslimleri ve bu teslimlere ilişkin

hizmetler, yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmetler, serbest bölgedeki müşteriler için yapılan fason

hizmetler ..."

21. 3065 sayılı Kanun’un olay tarihinde yürürlükte olan hâliyle

4842 sayılı Kanun'la değişik "İhracat

teslimi ve yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmetler"

kenar başlıklı 12. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1. Bir teslimin ihracat teslimi

sayılabilmesi için aşağıdaki şartlar yerine getirilmiş olmalıdır:

a) (4842 sayılı Kanunun 22' nci maddesiyle

değişen bent Yürürlük; 24.04.2003)Teslim yurt dışındaki bir müşteriye veya bir

serbest bölgedeki alıcıya ya da yetkili gümrük antreposu işleticisine

yapılmalıdır.

b) (4842 sayılı Kanunun 22' nci maddesiyle

değişen bent Yürürlük; 24.04.2003)Teslim konusu mal Türkiye Cumhuriyeti gümrük

bölgesinden çıkarak bir dış ülkeye veya bir serbest bölgeye vasıl olmalı ya da

yurt dışındaki müşteriye gönderilmek üzere yetkili gümrük antreposuna

konulmalıdır. Teslim konusu malın ihraç edilmeden önce yurt dışındaki alıcı

adına hareket eden yurt içindeki firmalar veya bizzat alıcı tarafından

işlenmesi veya herhangi bir şekilde değerlendirilmesi durumu değiştirmez.

...

2. Yurt dışındaki müşteri tabiri; ikametgâhı,

işyeri, kanunî ve iş merkezi yurt dışında olan alıcılar ile yurt içinde bulunan

bir firmanın yurt dışında kendi adına müstakilen faaliyet gösteren şubelerini

ifade eder. Bir hizmetin yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmet

sayılabilmesi için aşağıdaki şartlar yerine getirilmiş olmalıdır.

a) Hizmetler yurt dışındaki bir müşteri için

yapılmış olmalıdır.

b) Hizmetten yurt dışında

faydalanılmalıdır."

22. 3065 sayılı Kanun’un 12. maddesine 5766 sayılı Kanun'un 12.

maddesiyle 6/6/2008 tarihinden geçerli olmak üzere eklenen (3) numaralı fıkra

şöyledir:

"3. Fason hizmetlerin

serbest bölgelerdeki müşterilere yapılmış sayılması için aşağıdaki şartlar

yerine getirilmiş olmalıdır.

a) Fason hizmet serbest bölgelerde faaliyet

gösteren müşteriler için yapılmış olmalıdır.

b) Fason hizmetten serbest bölgelerde

faydalanılmalıdır."

23. 3065 sayılı Kanun'un 11. ve 12. maddelerinde (bkz. §§

18-21), 5766 sayılı Kanun'un 12. maddesiyle yapılan değişikliğin gerekçesi

şöyledir:

"... serbest bölgede

faaliyet gösteren müşteriler için yapılan fason hizmetlere uygulanan KDV’nin,

serbest bölgedeki mükellefler tarafından indiriminin ve bu mükelleflere

iadesinin mümkün olamadığı gerçeğinden hareketle, bir maliyet unsuru haline

gelen bahse konu KDV tutarlarının ihracat maliyetini artırıcı etkisinin

önlenmesi amacıyla serbest bölgedeki müşteriler için yapılan fason işlerin

istisna kapsamına alınmasını teminen 3065 sayılı Kanunun 11 ve 12 nci

maddelerinde değişiklik öngören yeni (e) fıkrasının madde metnine eklenmesi..."

24. 11/7/2008 tarihli ve 26933 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan

110 seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "Serbest bölgelerdeki müşteriler için yapılan fason

hizmetlerde istisna uygulaması" başlıklı bölümü şöyledir:

"5766 sayılı Kanunun (12/e) maddesi ile

KDV Kanununun 11 ve 12 nci maddelerinde değişiklik yapılarak, serbest bölgedeki

müşteriler için yapılacak fason hizmetler ihracat istisnası kapsamına

alınmıştır.

Bu istisna uygulamasında fason hizmet, bir

malın mülkiyet ve tasarruf hakkının devralınmaksızın ücreti karşılığı belirli

işlemlere tabi tutularak/işlemlerden geçirilerek tasarruf veya mülkiyet hakkı

sahibine iade edilmesini ifade edecektir.

Buna göre, serbest bölgeden gönderilen ana

madde ve malzemelerin, yurt içinde bulunan işletmelerde çeşitli işlemlere tabi

tutulduktan sonra yeniden serbest bölgeye gönderilmesi suretiyle verilen fason

hizmetler istisna kapsamında değerlendirilecektir.

Bu istisna uygulaması kapsamındaki işlemlerden

kaynaklanan iade talepleri, hizmet ihracatından kaynaklanan iade taleplerinin

yerine getirilmesine ilişkin esaslar çerçevesinde sonuçlandırılacaktır.

..."

25. İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından Karşıyaka Vergi

Dairesi Müdürlüğüne yazılan 16/8/2007 tarihli yazıda şöyle denilmiştir:

“...Serbest Bölgeler, gümrük hattı dışı olarak

kabul edilmiş ancak Türkiye siyasi sınırları içinde yer aldığından yabancı ülke

niteliği taşımayan yerler olarak tanımlanmıştır.

Katma Değer Vergisi Kanununun 12 inci

maddesinde de, malın gümrük bölgesinden çıkarak serbest bölgeye vasıl olması ve

buradaki alıcıya teslimi ihracat istisnası kapsamında değerlendirilmiş, ancak

serbest bölgedeki müşteri için yapılan hizmetlerle ilgili bir düzenlemeye yer

verilmemiştir.

Bu açıklamalar çerçevesinde, hizmet ihracında

katma değer vergisi istisnası uygulanabilmesi için aranan şartların

gerçekleştirilmemiş olması nedeniyle, serbest bölgelere yönelik olarak verilen

hizmetlerin Kanunun 11/a maddesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün

bulunmamaktadır

Buna göre, Türkiye'nin herhangi bir yerinden

serbest bölgeye yapılan ve hizmet ifası kapsamında değerlendirilen fason

tekstil işi katma değer vergisine tabi bulunmaktadır…”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 5/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

27. Başvurucu; 2005, 2006 ve 2007 yıllarında serbest bölgeye

yaptığı teslimler yönünden bu dönemlere ilişkin hesaplarının incelendiği ve

hesaplarda mevzuata aykırılık görülmediği, yüklendiği KDV mahsuben iade

edildiği hâlde sonradan başka bir mükellef hakkında verilen bir özelgeye

dayanılarak ve özelge geriye yürütülerek serbest bölgeye yapılan teslimlerin

ihracat istisnasından yararlanamayacağı gerekçesiyle mahsuben iade yoluyla

aldığı KDV için vergi zıyaı cezalı tarhiyat yapıldığını belirterek bu durumun hukuk

devleti ilkesi ile kazanılmış haklara saygı ilkesine aykırı olduğunu iddia

etmiştir. Başvurucu ayrıca aynı gerekçeyle yapılan başka tarhiyatların diğer

vergi mahkemelerince kaldırıldığı, kararlar Danıştay Dokuzuncu Dairesince

onandığından kesinleştiği hâlde kendi davasında Vergi Dava Daireleri Kurulunun

aksi yönde karar verdiğini ve bukarar ile karar düzeltme isteminin reddine

ilişkin kararın gerekçesiz olduğunu, öte yandan KDV istisnasından yararlanarak

elde ettiği ekonomik tutarı vergi zıyaı cezalı olarak iade etmek zorunda

kalması nedeniyle mülkiyet hakkına müdahale edildiğini belirterek Anayasa'nın

2., 5., 10., 35., 36., 38. ve 40. maddelerinde yer alan ilke ve hakların ihlal

edildiğini ileri sürmüş; yargılamanın yenilenmesiyle 50.000 TL manevi tazminata

karar verilmesini ve maddi tazminat için genel mahkemelerde dava açma yolunun

gösterilmesini istemiştir.

2. Değerlendirme

28. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

29. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun Vergi Dava Daireleri Kurulunun temyiz

ve karar düzeltme kararlarının gerekçesiz olduğu ve bu kararların emsal

kararlara aykırı olması nedeniyle Anayasa'nın 2., 5., 10., 35., 36., 38. ve 40.

maddelerinin ihlal edildiğine ilişkin şikayet, mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin kanuniliği unsuruna ilişkin olduğundan mülkiyet hakkı kapsamında

incelenecektir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı ve Türü

31. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

32. Olayda, başvurucu tarafından serbest bölgeye sunulan fason

hizmetin ihracat istisnası kapsamında olmadığı kabul edilerek başvurucu adına

cezalı KDV tarhiyatı yapılmıştır. Başvurucu adına vergi salınmasının mülkiyet

hakkına müdahale teşkil ettiği tartışmasızdır.

33. Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural

ihtiva ettiği görülmektedir.Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında

herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle "mülkten

barışçıl yararlanma hakkı"na yer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. "Mülkten

yoksun bırakma" ve "mülkiyetin kontrolü", mülkiyet hakkına

müdahalenin özel biçimleridir. Mülkten yoksun bırakma şeklindeki müdahalede mülkiyetin

kaybı söz konusudur. Mülkiyetin kullanımının kontrolünde ise mülkiyet

kaybedilmemekte ancak mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkilerin kullanım

biçimi, toplum yararı gözetilerek belirlenmekte veya sınırlandırılmaktadır.

Mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale ise genel nitelikte bir müdahale

türü olup mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin kullanımının kontrolü

mahiyetinde olmayan her türlü müdahalenin mülkten barışçıl yararlanma hakkına

müdahale kapsamında ele alınması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §

55-58).

34. Vergi ve benzeri yükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve

katkılarını belirlemeye, değiştirmeye ve ödenmesini güvence altına almaya

yönelik düzenlemeler, Anayasa'da ayrı hükümlerle düzenlenmiş olmakla birlikte

bu düzenlemelerin de -genel itibarıyla mülkiyetin kullanımını düzenleme ve

kontrol etme amacı taşıdığından- ayrı bir başlık yerine devletin mülkiyetin

kullanımını düzenleme veya mülkiyetin kamu yararına kullanımını kontrol yetkisi

kapsamında incelenmesi gerekir (Arif Sarıgül,

B. No: 2013/8324, 23/2/2016, § 50).

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

35. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir.

36. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

37. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik

toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir.

(1) Kanunilik

(a) Genel İlkeler

38. Anayasa'nın "Vergi

ödevi" kenar başlıklı 73. maddesinin üçüncü ve dördüncü

fıkraları şöyledir:

"Vergi, resim, harç ve benzeri malî

yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.

Vergi, resim, harç ve benzeri malî

yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin

hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik

yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir."

39. Anayasa'nın 13. maddesi temel hak ve hürriyetlerin

sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri, 35. maddesi mülkiyet hakkının

sınırlandırılmasına ilişkin özel ilkeleri tespit ederken vergi ödevine ilişkin

73. maddesi ise vergi yoluyla mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerin anayasal

sınırlarına ilişkin özel hükümler içermektedir. Bu durumda Anayasa'nın

bütünselliği ilkesi gereği, başvuru konusu somut olayın değerlendirilmesinde

Anayasa'nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 73. maddelerinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Böylelikle mülkiyet hakkına yönelik vergisel

müdahalelerin hukuka uygunluğunu sağlayacak sınırlar ortaya konularak mülkiyet

hakkının Anayasa hükümleri çerçevesinde yeterli ve etkili bir şekilde korunması

sağlanmış olacaktır (Türkiye İş Bankası A.Ş.

[GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 40).

40. Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerinde yer alan mülkiyet

hakkına yönelik sınırlamaların kanunla yapılabileceğine ilişkin düzenlemeye

paralel olarak verginin kanuniliği ilkesinin düzenlendiği Anayasa'nın 73.

maddesinin üçüncü fıkrası hükmü ile vergi mükellefi bakımından vergisel

yükümlülüklerin "belirliliği" ve "öngörülebilirliği" ve bu

bağlamda vergi mükelleflerinin hukuki güvenliği sağlanmak istenmiştir. Söz

konusu ölçütler mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin kanunla yapılması zorunluluğunun

alt ölçütleri olarak da kabul edilen ölçütlerdir. Verginin belirli ve

öngörülebilir olması, vergiye ilişkin hükümlerin "açık ve anlaşılır"

olmasını gerektirmekte olup Anayasa'nın 73. maddesinin üçüncü fıkrası ile Türk

hukukunda vergisel yükümlülüğün mutlaka kanunla konulmasını zorunlu tutan

Anayasa hükmünün vergi yoluyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleler karşısında

kişilere Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) göre daha üst düzey bir

koruma sağladığı söylenebilir. Bu husus, Anayasa Mahkemesince "Verginin kanuniliği ilkesi, takdire dayalı keyfî

uygulamaları önleyecek sınırlamaların yasada yer almasını gerektirmekte ve

vergi yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya

kaldırılmasının yasa ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Buna göre vergide

yükümlü, matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, uygulanacak yaptırımlar ve

zamanaşımı gibi konuların yasayla düzenlenmesi zorunludur."

denmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur (AYM, E.2009/63, K.2011/66,

14/4/2011). Bu durumda Anayasa'ya göre mülkiyet hakkına vergi yoluyla yapılan

müdahalenin mutlaka kanuna dayanmasıgerekmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. § 42).

41. Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yasada

öngörülme koşulunu, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar

kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de

hukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken (Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68)

Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek

Sözleşme'den daha geniş bir koruma sağlamaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013,§

31).

42. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da

bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki

belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik

koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 55).

43. Bu kapsamda verginin kanuniliği ilkesi, vergilendirmeye

ilişkin istisna ve muafiyetleri de kapsamaktadır. Dolayısıyla hangi mal ve

hizmet teslimlerinin KDV'den istisna edileceğinin de kanunla belirlenmesi

zorunludur.

44. Ticari faaliyet çerçevesinde gerçekleştirilen mal ve hizmet

teslimlerinin KDV'ye tabi olduğu hususu, 3065 sayılı Kanun'un 1. maddesinde

açıkça düzenlenmiştir. Dolayısıyla açık bir kanun hükmüyle istisna tanınmadıkça

ticari faaliyet kapsamında gerçekleştirilen her türlü mal ve hizmet teslimi

KDV'ye tabi olacaktır.

45.Öte yandan hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı ve

birden fazla biçimde yorumlanmasının mümkün olduğu durumlarda bunlardan

hangisinin benimseneceği, derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur.

Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda, derece mahkemelerince benimsenen

yorumlardan birine üstünlük tanıması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz.

Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının

birden fazla yorumunun hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip

etkilemediğini tespit etmektir. Bu itibarla tartışılması gereken husus, anılan

istisna hükmünün farklı Dairelerce farklı biçimlerde yorumlanmasının belirlilik

ve öngörülebilirlik ilkelerini zedeleyip zedelemediğidir (Mehmet Arif Madenci, B. No:2014/13916,12/1/2017,

§ 81).

46. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da

belirtildiği üzere ilgili mevzuatın ilk defa yorumlanmasında bölgesel ve

görevsel yetkilere sahip mahkemeler arasında farklılıklar oluşması doğaldır.

Diğer bir deyişle değişik yargı kademelerinde görev alan hâkimlerin tamamının

ilk defa uygulanan bir kuralı aynı şekilde yorumlamaları mümkün olmayabilir.

Ancak böylesi bir durumda mahkemelerin uygulamaları arasındaki uyumu ve içtihat

birliğini sağlamaya yönelik mekanizmalar önem taşımaktadır (İslam Şahin, B. No: 2014/7280, 21/1/2016,

§ 54; Uğur Çelik, B. No:

2015/20244, 15/6/2016, § 53). Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da

yargı kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir.

Bununla birlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi

bazı hâllerde içtihadın müstekar hâle gelmesinin belirli bir zamanı

gerektirdiği açıktır (Türkan Bal [GK],

B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 56).

47. Bir kanun hükmüne ilişkin içtihadın henüz yerleşik hâle

gelmediği bir aşamada o hükmün yargı organlarınca farklı biçimlerde

yorumlanabilmesi hukukun doğası gereğidir. Zira hukukta nesnelliğin

sağlanabilmesi açısından hukuk kurallarının belli ölçüde soyut kavramlar

içermesi kaçınılmazdır. Nesnel hukuk kurallarının maddi alemde gerçekleşen

olaylarla birebir örtüşmesi ve uygulanması ise her zaman mümkün

olmayabilmektedir. Öte yandan hukuk kurallarının kapsamının tespitinde kural

koyucu ne kadar titiz davranırsa davransın kuralın yürürlüğe girmesinden ve

uygulanmaya başlamasından sonra önceden öngörülemeyen bazı yeni durumların

ortaya çıkması da mümkündür. Bu gibi hâllerde kuralın yetkili otoritelerce ve

özellikle yargı organlarınca yorumlanması zorunlu hâle gelmektedir. Kuralı

yorumlayan otoritelerin birden fazla olması, bazı hâllerde kuralın birden fazla

yorumuna yol açmaktadır. Dolayısıyla hukuk kurallarının bu niteliği dikkate

alındığında bir kanun hükmünün yargı organlarınca farklı biçimde

yorumlanabilmesi ve hükme ilişkin farklı içtihatların varlığı, tek başına

kuralın belirsiz ve öngörülemez olduğu yargısına ulaşmayı haklı kılmaz. Bununla

birlikte birden fazla içtihadın varlığı, hukuk kurallarının temel bir özelliği

olan bireyin davranışını yönlendirebilme gücünü zayıflatacak bir boyuta

ulaşmışsa bireylerin hangi içtihada göre davranışlarını yönlendirecekleri

belirsizleşeceğinden öngörülebilirlik ortadan kalkar (Mehmet Arif Madenci,§ 84)

(b) İlkelerin Olaya

Uygulanması

48. Somut olayda uyuşmazlığın özünü, serbest bölgeye yapılan

fason tekstil işçiliği hizmetinin KDV'den istisna olup olmadığı hususu

oluşturmaktadır. Mal ve hizmet ihracına ilişkin istisna ve koşulları 3065

sayılı Kanun’un 11. ve 12. maddelerinde düzenlenmiştir (bkz. §§ 18-21). 3065

sayılı Kanun’un 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin olay

tarihinde yürürlükte bulunan metni uyarınca ihracat teslimleri ve bu teslimlere

ilişkin hizmetler ile yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmetler, KDV'den

istisna tutulmuştur. 12. maddenin (1) numaralı fıkrasında mal teslimine ilişkin

istisna koşulları düzenlenirken (2) numaralı fıkrasında hizmet ihracına ilişkin

istisna koşulları düzenlenmiştir. Bu maddenin olay tarihinde yürürlükte bulunan

(1) numaralı fıkrası uyarınca bir teslimin ihracat teslimi sayılabilmesi için

teslimin yurt dışındaki bir müşteriye veya bir serbest bölgedeki alıcıya ya da

yetkili gümrük antreposu işleticisine yapılması ve aynı zamanda teslim konusu

malın Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesinden çıkarak bir dış ülkeye veya bir

serbest bölgeye vasıl olması ya da yurt dışındaki müşteriye gönderilmek üzere

yetkili gümrük antreposuna konulması gerekmektedir. Aynı maddenin hizmet

ihracına ilişkin (2) numaralı fıkrasının olay tarihinde yürürlükte bulunan

metnine göre ise bir hizmetin istisna kapsamında sayılabilmesi için hizmetin

yurt dışındaki müşteriler için yapılması ve hizmetten yurt dışında

faydalanılması gerekmektedir. Fıkraya göre yurt dışındaki müşteri tabiri;

ikametgâhı, iş yeri, kanuni merkezi ve iş merkezi yurt dışında olan alıcılar ile

yurt içinde bulunan bir firmanın yurt dışında kendi adına müstakilen faaliyet

gösteren şubelerini ifade etmektedir.

49. "Serbest bölge" ifadesi 12. maddeye ilk defa 4842

sayılı Kanun'la 24/4/2003 tarihinden geçerli olmak üzere eklenmiştir. Bu

değişiklikle serbest bölgeye mal teslimleri açıkça istisna kapsamında

belirtilirken serbest bölgeye hizmet ifası için herhangi bir belirleme

yapılmamıştır. Daha sonra 12. maddede,5766 sayılı Kanun'la 6/6/2008 tarihinden

geçerli olmak üzere yapılan değişiklikle serbest bölgelerdeki müşteriler için

yapılan fason hizmetler de istisna kapsamına alınmış ve bunun için gerekli

koşullar düzenlenmiştir. Bununla birlikte söz konusu düzenlemeyle serbest

bölgeye her türlü hizmet ifasının değil sadece "fason hizmetlerin"

istisna kapsamına alındığı anlaşılmaktadır.

50. Başvuruya konu olayda daha önce mahsuben alınan iade

tutarının fason tekstil hizmetinin katma değer vergisi istisnası kapsamında

olmadığı gerekçesiyle, tahsiline yönelik olarak yapılan vergi zıyaı cezalı

tarhiyata karşı dava açılmıştır. Vergi Mahkemesi, olay tarihinde yürürlükte

bulunan mevzuata göre serbest bölgeye hizmet ifasının KDV'den açıkça istisna

edilmediği gerekçesiyle tarhiyatı hukuka uygun bularak davayı reddetmiştir.

Temyiz istemini inceleyen Danıştay Dokuzuncu Dairesi, serbest bölgelere yapılan

hizmet ifasının yurt dışına yapılmış sayılmamasının hukuka aykırı olacağı;

nitekim yasa koyucu tarafından olay tarihinden sonra yasa değişikliğiyle,

serbest bölgelere yapılan fason hizmetlerin KDV istisnası kapsamına alındığı

gerekçesiyle kararı bozmuştur. Vergi Mahkemesi, bozma kararına uymamış ve ilk

kararındaki gerekçeye ek olarak, yapılan yasal değişiklikle serbest

bölgelerdeki müşteriler için yapılan fason hizmetler ihracat istisnası

kapsamına alınmış ise de sözü edilen düzenlemenin değişiklikten önceki

vergilendirme dönemlerine uygulanmayacağı gerekçesiyle ısrar etmiştir. Vergi

Dava Daireleri Kurulu ısrar kararını, söz konusu karara atıfla onamış ve karar

düzeltme istemini de reddetmiştir. Ayrıca gerek başvurucu tarafından sunulan

bilgi ve belgelerden gerekse Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinde

yapılan incelemede Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun önüne söz konusu

uyuşmazlığın yalnızca başvuruya konu davalar sırasında geldiği anlaşılmaktadır.

51. Öte yandan başvurucu adına 2005/8, 9, 10, 11, 12. dönemleri

için yine aynı hukuksal nedene dayalı olarak yapılan bir başka tarhiyatın İzmir

1. Vergi Mahkemesinin 16/11/2009 tarihli ve E.2009/208, K.2009/1616 sayılı

kararıyla kaldırıldığı ve Danıştay Dokuzuncu Dairesi tarafından

onandığındankararın kesinleştiği de anlaşılmaktadır (bkz. § 15). Benzer şekilde

aynı konuyla ilgili bir başka vergi mükellefi adına 2005, 2006, 2007 yılları

için yapılan KDV tarhiyatlarına açılan davaların İzmir 1. ve 4. Vergi Mahkemelerinin

muhtelif kararlarıyla kabul edilerek tarhiyatların kaldırıldığı ve kararların

Danıştay Dokuzuncu Dairesince onanarakkesinleştirildiği görülmektedir (bkz. §§

15, 16).

52. Buna göre 4842 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik sonrasında

olay tarihi itibarıyla serbest bölgelere sunulan fason tekstil hizmetlerinin

KDV'den istisna olup olmadığı hususunda farklı yorumlar bulunduğu; İzmir 1. ve

4. Vergi Mahkemeleri ile Danıştay Dokuzuncu Dairesi bu hizmetin istisna

kapsamında yer aldığı görüşünde ikenİzmir 2. Vergi Mahkemesi ile vergi

yargısında en üst karar organı olan Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun ise

istisna kapsamında olmadığı görüşünde olduğu anlaşılmaktadır.

53. 4842 sayılı Kanun'la 24/4/2003 tarihinden sonra geçerli

olmak üzereyapılan değişiklik sonrasında karşılaşılan bu uygulama nedeniyle

başvuru formunda yapılan açıklamalara göre yetkili kamu otoriteleri nezdinde

girişimde bulunularak bu yorumun ihracat sektörü üzerinde yol açacağı olumsuz

etkilerin anlatılması üzerine 5766 sayılı Kanun'la, serbest bölgeye sunulan

fason hizmetlerin de istisna kapsamına alınması amacıyla ilgili hükümlerde

6/6/2008 tarihinden geçerli olmak üzere yasal değişikliğe gidilmiştir. Söz

konusu değişiklik gerekçesinde açıkça serbest bölgede faaliyet gösteren müşteriler

için yapılan fason hizmetlere uygulanan KDV’nin serbest bölgedeki mükellefler

tarafından indiriminin ve bu mükelleflere iadesinin mümkün olamadığı ve bir

maliyet unsuru hâline gelen bahse konu KDV tutarlarının ihracat maliyetini

artırıcı etkisinin önlenmesi amacıyla serbest bölgedeki müşteriler için yapılan

fason işlerin istisna kapsamına alınmasını teminen söz konusu değişikliğin

yapıldığı belirtilmiştir. Ancak söz konusu değişiklikten önce yapılan işlemlere

ilişkin açılmış olan davaların değişiklikten önceki hükümler doğrultusunda

görülmesine devam edilmiştir.

54. 5766 sayılı Kanun hükümleri uyarınca fason tekstil hizmeti

işinin istisna kapsamında olduğunun açıkça belirtilmediği dönemde bu

belirlemenin ilgili yargı organlarınca yapılmasının ve konuyla ilgili

kararların yerleşik hâle gelmesinin zaman alacağı, bu süreçte farklı kararlar

verilebileceği aşikârdır. Nitekim farklı sonuca varan Daire ve Kurul kararları

incelendiğinde her iki kararın da yeterli ve ikna edici gerekçe içerdiği, öte

yandan başvurucu aleyhine sonuçlanan davada Kurul tarafından varılan sonucun

5766 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik gerekçesiyle (bkz. §22) deörtüştüğü

anlaşılmaktadır.

55. Somut olayda Danıştay kararları incelendiğinde Danıştay

Dokuzuncu Dairesinin serbest bölgeye yapılan fason hizmetlerin KDV istisnası

kapsamında olduğu yönünde kararları bulunduğu, Danıştay Vergi Daireleri

Kurulunun ise konuyu sadece başvurucu tarafından çıkarılan uyuşmazlıklar

kapsamında incelediği ve aksi yönde sonuca ulaştığı görülmektedir. Kurulun

yorumunun "fason hizmetlere uygulanan

KDV’nin, serbest bölgedeki mükellefler tarafından indiriminin ve bu

mükelleflere iadesinin mümkün olamadığı gerçeğinden hareketle, bir maliyet

unsuru haline gelen bahse konu KDV tutarlarının ihracat maliyetini artırıcı

etkisinin önlenmesi" amacını taşıyan 5766 sayılı Kanun'un

değişiklik gerekçesiyle (bkz.§ 22) deörtüştüğü anlaşılmaktadır. Ayrıca yasal

düzenlemeyle, serbest bölgeye yapılan fason hizmetlerin de istisna kapsamına

alınmak suretiyle benzer ihtilafların bir daha yaşanması ihtimalinin de ortadan

kaldırıldığı görülmektedir. Bu bağlamda tek bir olayla sınırlı olarak Danıştay

Vergi Dava Daireleri Kurulunca verilen karardaki bu içtihat farklılığının

hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşecek şekilde

bireylerin hukuka duyduğu güveni sarsıcı bir nitelik arz etmediği sonucuna

ulaşılmaktadır.

56. Bu itibarla vergilendirme suretiyle mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin kanuna dayandığı kanaatine varılmaktadır.

(2) Meşru Amaç

57. Mülkiyet hakkının kontrolü bağlamında devletin serbest

bölgeye fason hizmet ifasını KDV'ye tabi kılmasında meşru bir amaç bulunduğu

açıktır.

(3) Ölçülülük

58. Somut olayda başvurucu tarafından bu kısımla ilgili bir

husus ileri sürülmediği gibi Anayasa Mahkemesi tarafından da bu kısmın

incelenmesi gerekli görülmemiştir. Kaldı ki başvurucunun mahsuben aldığı

iadenin tahsiline yönelik yapılan cezalı tarhiyatın başvurucu üzerinde ölçüsüz

bir yük bıraktığı söylenemez.

59. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

60. Başvurucu, yargılamanın uzun sürdüğünü belirterek manevi

tazminata karar verilmesini istemiştir.

2. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

61. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan, makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

62. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalar ile hukuk

sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince "kamu hukuku" alanına

dâhil olan ancak sonucu itibarıyla medeni haklar ve yükümlülükler üzerinde

belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan davaların makul sürede tamamlanmadığı

yönündeki iddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve makul sürede

yargılanma hakkının adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul

edilerek bir davadaki yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde

davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili

makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı

Anayasa Mahkemesince belirtilmiştir (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64; Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, §§ 54-60).

63. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber -bazı özel durumlarda girişimin niteliği

dikkate alınarak- uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç

tarihi olarak kabul edilebilmektedir (Selahattin

Akyıl, § 45). Somut başvuru açısından benzer bir durum söz konusu

olup makul süre değerlendirmesinde nazara alınacak zaman diliminin başlangıç

tarihi, başvurucuya vergi zıyaı cezalı tarhiyatlara ilişkin ihbarnamelerin

tebliğ edildiği 24/8/2007 tarihidir (E.T.Y.İ.

A.Ş., B. No: 2013/596, 8/5/2014, § 52). Sürenin bitiş tarihi ise

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri,

§ 52). Somut olayda bu tarih karar düzeltme isteminin reddedildiği tarih olan

23/10/2013'tür.

64. Bu kapsamda başvuruya konu her üç yargılama sürecinin ayrı

ayrı incelenmesinde her üç davaya konu edilen ihbarnamelerin 24/8/2007

tarihinde tebliğ edildiği, 18/9/2007 tarihinde İzmir 2. Vergi Mahkemesinde

davaların açıldığı, 23/1/2008 tarihinde davaların reddine karar verildiği,

temyiz üzerine kararların Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 11/2/2009 tarihli kararlarıyla

bozulduğu, karar düzeltme talebinin de aynı Dairece reddedilerek dosyanın İzmir

2. Vergi Mahkemesine gönderildiği, Mahkemenin 18/2/2011 tarihli kararlarıyla

bozmaya uymayıp kararında ısrar ettiği, ısrar kararının temyizi üzerine

dosyaların Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun önüne gittiği ve Kurulun

26/9/2012 tarihli kararlarıyla ısrar kararlarını onadığı ve karar düzeltme

istemini de 23/10/2013 tarihli kararıyla reddetmesi üzerine yargılamanın bu

tarih itibarıyla sona erdiği görülmektedir. Bu çerçevede özellikle İlk Derece

Mahkemesinde ısrar kararı verildikten sonra Danıştayda temyiz ve karar düzeltme

istemlerinin toplamda 2 yıl 8 aylık bir sürede tamamlandığı, böylece 24/8/2007

tarihinden 23/10/2013 tarihine kadar 6 yıl 2 aylık bir sürenin geçtiği

anlaşılmaktadır.

65. Başvurunun değerlendirilmesi sonucunda başvuruya konu

davanın, hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler

dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzak olduğu anlaşılmıştır. Başvurucunun

tutum ve davranışlarıyla ve usule ilişkin haklarını kullanırken özensiz

davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da söylenemez.

Dolayısıyla somut başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektirecek bir

yön bulunmadığı 6 yıl 2 aylık yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin

olduğu sonucuna varılmıştır.

66. Açıklanan nedenlerle başvurucunun başvuruya konu her üç

yargılama yönünden Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

67. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

68. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesiyle 50.000TL manevi

tazminata karar verilmesini ve maddi tazminat için genel mahkemelerde dava açma

yolunun gösterilmesini istemiştir.

69. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

70. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

herüç başvuru için toplam net 15.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

71. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Tespit edilen ihlal ile başvurucunun

uğradığını iddia ettiği maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığından maddi

tazminata ilişkin istemin reddine karar verilmesi gerekir.

72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 618,30 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.418,30 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 618,30 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.418,30 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için İzmir 2. Vergi Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Dokuzuncu Daire

Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Vergi Dava

Daireleri Kurulu Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE,

İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

5/7/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman

Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Raportör

:

Mehmet Sadık

YAMLI

Başvurucu

:

Hasibe UYSAL

Vekili

:

Av. Serkan

CENGİZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/3975, 5 Temmuz 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Mülkiyet Hakkının
  9. B. Makul Sürede
  10. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  11. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  12. İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Yıldırım
  14. Kömürcü
  15. Akıncı
  16. Topal
  17. Yamlı
  18. Cengiz
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/3975
Tarih
5 Temmuz 2017

İlgili Kararlar

  • Mehmet Menendiz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/5235)
  • Bayram Değer Başvurusu (B. No: 2014/13469)
  • Pınar Bayram Başvurusu (B. No: 2016/22302)
  • Oğuz Zengin Başvurusu (B. No: 2014/5740)
  • Behçet Ökmen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2607)
  • Hallo Özyıldız Başvurusu (B. No: 2014/17235)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.