İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hilmi Düzgüner Başvurusu (B. No: 2014/9690)

1. Başvuru, hatalı ameliyat sonucunda kalıcı hastalık meydana

Başvuru No2014/9690Tarih11 Mayıs 2017Okuma23 dk · 4.667 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hilmi Düzgüner Başvurusu

Karar tarihi
11 Mayıs 2017
Başvuru Numarası
2014/9690
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.667 kelime·23 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, hatalı ameliyat sonucunda kalıcı hastalık meydana

geldiği iddiası ile açılan tazminat davasının makul özen ve süratle

yürütülmeyerek reddedilmesinin maddi ve manevi varlığın korunması ve

geliştirilmesi hakkı ile adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/6/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. 1948 doğumlu olan başvurucu, olay tarihinde İskenderun'da

ikamet etmekte olup bir süredir sol dizinden rahatsızdır.

A. Başvurucunun Tedavi Süreci

9. Başvurucu; sol dizindeki ağrı, hareket kısıtlılığı ve yürüme

güçlüğü nedeniyle önce İskenderun Devlet Hastanesine (Devlet Hastanesi), burada

gerekli tetkikler yapıldıktan sonra 22/6/2006 tarihinde ise İskenderun'da

faaliyet gösteren bir özel hastaneye başvurmuştur.

10. Başvurucu, bu hastanede menisküs

yırtığı tanısıyla 23/6/2006 tarihinde genel anestezi altında artroskopi yöntemiyle ameliyat edilmiş ve 24/6/2006

tarihinde ilaç reçete edildikten sonra taburcu olmuştur.

11. Başvurucu, ağrılarının ve hareket kısıtlığının devam

etmesinin yanında bazı şikâyetlerinin de ortaya çıkması üzerine 7/8/2006

tarihinde aynı özel hastaneye yeniden başvurmuştur. Bu tarihte yapılan

muayenesinde kendisine, sol alt eksktremitede

(vücudun sol tarafının kalçadan ayağa kadar olan kısmı) tromboflebit

(bacaktaki bir damarda oluşan pıhtının kan dolaşımını yavaşlatması) tanısı

konulmuş ve 10/8/2006 tarihinde kalp damar cerrahisi (KVC) konsültasyonu

önerilerek tromboflebit tedavisi için ilaç reçete

edilmiştir.

12. Başvurucu 29/8/2006 tarihinde bu kez aynı hastanenin KVC

servisine başvurmuş ve buradaki bir uzman doktor tarafından muayene edilerek

kendisine yeniden ilaç reçete edilmiştir.

13. Başvurucu 19/9/2006 tarihinde bu kez Adana'daki bir uygulama

ve araştırma hastanesine gitmiş, burada da damarındaki tıkanıklık tespit

edilmiştir.

14. 26/10/2006 tarihinde Eskişehir'deki bir üniversitenin

eğitim, uygulama ve araştırma hastanesine başvurmuş; buradaki tedavisi

6/11/2006 gününe değin ve yatılı olarak sürmüştür.

15. Başvurucu, hastalığının devam etmesi nedeniyle 14/12/2006

tarihinde Ankara'daki bir eğitim ve araştırma hastanesine başvurmuş; burada da

25/12/2006 gününe değin yatarak tedavi görmüştür. Bu hastanedeki tedavisi

sonucunda da KVC önerisi yenilenmiştir.

16. Başvurucu tarafından 8/2/2007 tarihinde bir manyetik

rezonans görüntüleme (MR) merkezinden alınan tıbbi belgede, menisküste

yırtık ile sol diz arkasında baker kistinin bulunduğu belirtilmiştir.

17. Başvurucunun tedavisini bir süre gerçekleştiren Eskişehir'deki

üniversite hastanesi (bkz. § 14) tarafından 28/12/2010 tarihinde düzenlenen

raporda, başvurucunun menisküsünde yırtık kaldığı,

ayrıca dizinin arkasında milimetrik boyutlu bir

kistin bulunduğu belirtilmiştir.

B. Ceza Soruşturması Süreci

18. İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay hakkında

soruşturma açılmıştır. Bu soruşturmanın ne şekilde ve hangi tarihte

başlatıldığı konusunda başvuru dosyasında bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak söz

konusu dosyadan, soruşturmada başvurucu ve başvurucuyu ameliyat eden Doktor O.A.nın ifadeleri ile Adli Tıp

Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulundan (Adli Tıp Kurumu) bu doktorun kusur

durumu ile ilgili raporun alındığı anlaşılabilmektedir.

19. Başvurucunun ifadesinin ilgili bölümü şöyledir.

" Menisküs

yırtığı nedeniyle İskenderun (eski) SSK Hastanesine başvurdum. ... Özel ...

Hastanesinde ameliyat olmam önerildi. ... ve ameliyat oldum (25.06.2006'da)

Ameliyat 1 saat 50 dakika sürdü. Oysayarım saat

demişlerdi. Eve geldim. 10 gün ayağıma basamadım ve (sol) ayağım, ... şişip,

morarmaya başladı ... Hastanesine yeniden gittim. ...yırtık büyüktü. Ameliyat

problemli ve sol popliteal vende

trombüs-tromboflebit tanısını rapor verdiler.

Ameliyattan 15 gün önce de osteonekroz [hastalık

veya yaralanma gibi bir faktörün kanın serbestçe akmasını engellemesi sonucu

kemik dokusunun tümüyle canlılığını yitirmesini ifade etmektedir.] tespit edilmişti. Ve raporu elimde, hepsini hastane

biliyordu. .... Bu kez baker kisti oluşmuş dediler (Emar raporuyla) ve dizde halen devam eden iltihap ve kemik

dejenerasyonunun hat safhada olduğu, ayak diz bölgesinin şişliği, 4 aydır

yürüyememenin nedeninin bu olduğu söylendi. ... şimdi bu baker

kistinin alınması gerektiği söyleniyor. Oysa kan tedavisi görüyorum. Ayağımda

... kanamalar başladı. Artık ne yapacağımı bilemez hale geldim. 4 ayrı problem

ve dayanılmaz acılar çekiyorum... Ben fakir bir emekliyim. Emekli maaşımdan

başka gelirim yoktur. Eşim de hastadır ve tedavi görmektedir. Talebim,

Ankara'da uygun göreceğiniz bir tam teşekküllü hastanede tedavi olmamı

sağlamanızdır."

20. Doktor O.A.nınifadesinin

ilgili bölümü şöyledir:

"22/6/2006 tarihinde ... Hastanesinin

Ortopedi Kliniğine müracaat eden şikâyetçi [başvurucu] sol dizinde ağrı, hareket kısıtlılığı ve yürüme

zorluğu ile geldi. Tarafımdan yapılan muayenede, sol diz iç eklem aralığında

hassasiyet, hareketlerinde minimal kısıtlılık, Mc Murray testi [menisküs

muayene testi] pozitif olarak bulunmuştur.

Şikâyetçinin yanında getirdiği daha önce çekilmiş diz emar

raporunda iç menisküste yırtık olduğu belirtilmiştir.

Bu muayene ve tetkik bulgular ile şikâyetçinin ameliyat olması gerektiği

şikâyetçiye tüm ayrıntıları ile anlatılmıştır. Ameliyatın olmaması halinde ne

gibi zorluklar çekeceği ve devam edecek rahatsızlıklar anlatılmıştır. Bunun

üzerine şikâyetçi ameliyat olma kararı vermiştir. ...23.06.2006 tarihinde ...

Hastanesinde ameliyat ve ameliyat sonrası ile ilgili tüm ayrıntılar davacıya

[başvurucu] anlatılmıştır. Hastanın rızası

ile gerekli ameliyat şikâyetçiye uygulanmıştır. Şikâyetçinin sol diz iç menisküsündeki yırtık ve diz içi kalınlaşmış olan bant artroskopi olarak temizlenmiştir. Ameliyat genel anestezi

altında 1 saat 15 dakika, bu sürenin içerisinde de ortepedik

müdahale turnike altında yaklaşık 55 dakika sürmüştür. ... Bu egzersizler,

şikâyetçinin bacağındaki damar dolaşımının düzenli olması ve ameliyat sonrası

oluşma ihtimali olabilecek komplikasyonların önüne geçebilmek amacı ile

öğretilmiştir. Şikâyetçiye koltuk değneği ile ayağa kalkabileceği ve ameliyat

olan bacağına kısmi yükle basabileceği, 1 haftaya kadar da tam yük verebileceği

belirtilmiştir. Bu hastanın aktif olmasını, yatağa bağımlılıktan kurtulmasını

sağlamak ve bacak damarlarının dolaşımının düzenli olmasına yönelik bir

uygulamadır. Şikâyetçiyi, ertesi gün vizitede gördüm. Şikâyetçinin durumunu

genel olarak iyi olarak değerlendirdim. Sol dizindeki yara yerin temiz ve

problemi olmayan davacı, bacak egzersizleri kendisine yeniden gösterilerek

koltuk değnekleri ile bacağının kısmi yük vererek ayağa kalkması yeniden

belirtilerek taburcu edilmiştir. Bu egzersizler yapılsa dahi bu komplikasyonun

oluştuğu vakıalarda mevcuttur. Ancak bu komplikasyonunun oluşmaması için Tıp

literatüründe öncelikle önerilen erken mobilizasyon

ve egzersizlerdir. Şikâyetçiye, taburcu edilirken ... ilaçları olanyazdım. Taburcu edilirken bir şikâyeti olmasa da

mutlaka 2 gün sonra kontrole gelmesini istedim. Şikâyetçi, ameliyat sonrasında

bana kontrollere gelmemiştir. ... şikâyetçideki daha sonra oluşan derin ven trombozu yapılmış olan

ameliyatın bir komplikasyonu olabileceği gibi hiçbir sebep olmaksızın da (yani

ameliyat olmadan da) gelişebilir. Bu komplikasyonun ortaya çıkmaması için

hastanın ameliyatı minimal invaziv (hasta dokularını

en az zedeleyen) yöntem (artroskopi) egzersizleri ve mobilizasyon (hareketlendirme) sağlanmış olup tıpça kabul

edilen tedbirler alınmıştır. Şikâyetçi taburcu edildikten sonra kanı

sulandırıcı ilaçlar ...verilmemesine bağlı derin ven trombozu gelişmiş olduğunu iddia etmektedir. Oysa bu

komplikasyonun oluşmasında tıpça kabul edilen en etkili yöntem olarak hastanın mobilizasyonu yani hastanın hareketlenmesi ve egzersizleri

çok daha önemlidir. Hastanın ise taburcu olmasından sonra bu mobilizasyon ve egzersizleri düzenli olarak yapıp yapmadığı

bilinmemektedir. ... oysa şikâyetçinin geçirmiş olduğu ameliyat olan antrroskopik menisektomi (Menisküs Yırtık Temizleme Ameliyatı) tıpça

komplikasyonların oluşması bakımından orta risk grubunda yer almaktadır. Ayrıca

şikâyetçinin vücut yapısına ait şişmanlık, şeker hastalığı, kalp-damar sistemi

hastalığı gibi derin ven trombozu

oluşmasına sebep olacak risk faktörlerini de bulunmamaktadır. Bununla ilgili

İskenderun Devlet Hastanesi Dahiliye doktorlarından Dr. ... tarafından verilen

raporda sağlık durumunun iyi olduğu, bu risk faktörlerini taşımadığı belirtilmiştir. ..) Oysa şikâyetçi bana hiçbir kontrole

gelmemiş, ... Hastanesine yaklaşık 2 ay sonrasında komplikasyon oluştuktan

sonra gelip muayene olmuştur. ... Şikâyetçi eğer bana taburcu olduktan sonra

düzenli olarak kontrole gelmiş olsa idi olması muhtemel komplikasyonlar ve

bunların davacıya verdiği zararlar engellenebilirdi. ... ostoenekroz

da artroskopik ameliyatlardan sonra oraya çıkabilecek

nadir komplikasyonlardan biridir. ... Şikâyetçinin sol dizinde osteonekroz olduğunu ispatlayan bir bulgu yoktur. ...

Şikâyetçinin aynı emar merkezinde (iki rapor arasında

4 ay zaman farkı bulunmaktadır.) aldığı raporlar olup ilkinde iç menisküs yırtığından bahsetmektedir. Bu da menisküsteki yırtığın yeni olduğunu göstermektedir veameliyat sonrası yırtık bırakılmadığının delilidir.

Şikâyetçinin dava dilekçesinde belirttiği sol dizindeki baker

kisti denilen şişlik, kireçlenmiş dizlerde kendiliğinden zaman içinde ortaya

çıkabilmekte olup ameliyat ile bir ilgisi bulunmamaktadır. ... Yaptığım

ameliyat kusurlu değildir. Komplikasyonlar şikâyetçinin kontrollere

gelmemesinden kaynaklanmıştır."

21. Soruşturmada başvurucu, muayenesi için Adli Tıp Kurumuna

gönderilmiştir. Bu Kurum tarafından 1/12/2008 tarihinde gerçekleştirilen

muayene sonucunda düzenlenen raporda, sol dizinin gerilmesinin -5 derece,

bükülmesinin ise 85 derece olduğu, bağlarda hafif gevşeklik bulunduğu ve diz

hareketlerinin ağrılı olduğu belirtilmiştir. Aynı Kurum tarafından gerçekleştirilen

19/1/2011 tarihli muayeneden sonra düzenlenen raporda ise sol diz gerilmesi ile

ayak bileği ve parmak hareketlerinin tam, bükülmesinin ise 85 derece olduğu

belirtilmiştir.

22. Adli Tıp Kurumu tarafından ayrıca soruşturma dosyasına ekli grafilerin incelenmesinden 6/6/2006 tarihli MR'da medail menisküste

yırtık olduğunun görüldüğü, takip grafisinde

-ameliyatın gerçekleştirildiği tarihten sonraki bir tarihte alınan- menisküste bir miktar toparlanma olmasına karşın bir

bölümünde yırtığın bulunduğunun tespit edildiği belirtilmiştir.

23. Soruşturmada, dosyada mevcut tüm adli ve tıbbi belgeler Adli

Tıp Kurumuna gönderilerek olayda doktor O.A.nın

kusurunun bulunup bulunmadığı sorulmuştur.

24. Adli Tıp Kurumu 25/5/2011 tarihinde Adli Tıp, Ortopedi ve

Travmatoloji, Nöroloji, İç Hastalıkları ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

uzmanlarının katılımıyla bu konuda bir rapor -başvurucunun ve şüpheli doktorun

ifadeleri ile ilgili tıbbi belgelerin yer aldığı- hazırlamış ve soruşturma

dosyasına sunmuştur. Söz konusu raporun görüş bildirilen bölümü şöyledir:

"06.06.2006 tarihli MR görüntülerine

bakıldığında yapılan menisküs ameliyatının endikasyonunun [Tıp literatüründe herhangi bir

hastalığa ilişkin izlenmesi gereken tedavi yöntemlerini ve tedavi içerisindeki

sürecin gidişinin nasıl olacağının belirlenmesini ifade etmek için

kullanılmaktadır] doğru olduğu, parsiyel menisektomi operasyonu

yapıldığının belirtildiği, her ne kadar bu tip artroskopik

operasyonlarda yeterli onarım yapılmaya çalışılsa bile kapalı operasyon olduğundan

onarılmayan kısımların kalabileceği, aynı bölgede yeniden yırtık olabileceği

bilinse bile operasyondan 4 ay sonra çekilen grafide

hala belirgin yırtığın görülmesinin ilk operasyondan kaynaklanan bir

eksiklikten kaynaklanabileceği, operasyondan sonra proflaktik

olarak kullanılan C...'ın [bir ilaç] yeterli ve doğru olduğu, buna rağmen gelişen derin ven trombozunun bir komplikasyon

olduğu oy birliğiyle mütalaa olunur."

C. Tazminat Davası Süreci

25. Başvurucu, ameliyatında gerekli özenin gösterilmemesi ve

sonrasında gerekli ilacın reçete edilmemesi nedeniyle bacağında kalıcı bir

hastalık meydana geldiğini ileri sürerek ameliyatının gerçekleştirildiği özel

hastane ve bu ameliyatı gerçekleştiren doktor aleyhine 10/5/2007 tarihinde

İskenderun 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) maddi ve manevi tazminat

talepli dava açmıştır.

26. Yargılamada,Cumhuriyet

Başsavcılığının yürüttüğü ceza soruşturmasında talep edilen Adli Tıp Kurumu

raporunun (bkz. § 24) düzenlenmesi beklenmiş ve bu hususta bilgi verilmesi için

Cumhuriyet Başsavcılığına yazılar yazılarak duruşmalar ertelenmiştir.

27. Mahkemece, yargılamanın devam ettiği ve düzenlenmesi

beklenen Adli Tıp Kurumu raporunun akıbeti konusunda Cumhuriyet Başsavcılığına

yazı yazıldığı 26/5/2011 tarihli oturumda, başvurucunun vekilinin talebi

doğrultusunda Ankara mahkemelerine talimat yazılmış; Hacettepe Üniversitesi

(Üniversite) Tıp Fakültesinde görev yapan, Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim

Dalında uzmanlıkları bulunan üç kişilik bilirkişi heyetinin seçilerek olayda

davalıların kusurunun bulunup bulunmadığı konusunda rapor düzenlettirilmesi

istenmiştir.

28. Talimat Mahkemesi, söz konusu Üniversite Hastanelerinde

görev yapan ve Ortopedi ve Travmatoloji dalında uzmanlıkları bulunan öğretim

üyelerinden üç kişilik bilirkişi kurulu oluşturmuştur. Bu Bilirkişi Kurulunun

18/9/2012 tarihli raporu şöyledir:

"Hastanın dosyası incelenmiştir. Dosyadan

anlaşıldığı kadarı ile hasta 23.06.2006 tarihinde sol medial

menisküs yırtığına yönelik olarak artroskopik

yöntemle [eklem içini artroskop denilen

cihazla görme yöntemi] parsiyel

menisektomi ve pilika

[dizin üst bölümü ile alt kısmını ikiye bölen yumuşak yapı] eksizyonu ameliyatı

olmuştur. Hasta bu ameliyattan sonra taburcu edilmiş ve 1,5 ay boyunca hastanın

ameliyat sonrası durumu ile ilgili bir kayda dosyada rastlanılmamıştır.

07.08.2006 tarihinde hastanın yeniden aynı merkeze başvurduğu ve bu

muayenesinde sol alt ekstremetide tromboflebit

tanısı aldığı ve Kalp Damar Cerrahisi konsültasyonu önerildiği anlaşılmıştır.

Sol alt ekstremite venöz

renkli dopler ultrasonografi görüntülemesinde sol popliteal ven de venöz tromboz saptanmıştır.

Hastanın tanısı sonrasında uygun konsültasyonların istendiği ve gerekli

tedavinin başladığı ve sürdürüldüğü görülmüştür.

Tıbbi literatüre bakıldığında, artroskopi sonrasında bulgu veren derin ven

trombozu ve buna bağlı ikincil hastalıkların gelişme

olasılığı % 0 ile % 0.25 arasında değişmektedir. Yine artroskopi sonrasında bulgu vermeyen derin ven trombozu gelişme olasılığı % 9.9 olarak rapor edilmiştir. Tedavinin gerçekleştirildiği

zaman dilimi içinde artroskopi sonrasında derin ven trombozu önleyici tedavi

gerekliliği ile ilgili bilgi yoktur. Günümüzde tüm artroskopi

hastalarına derin ven trombozu

önleyici tedavi uygulanması tıbbi kaynaklarda önerilmemektedir. Bununla

birlikte hastanın risk değerlendirmesi yapılması ve mevcut risk faktörüne göre

önleyici tedavi grubuna alınması mümkündür.

Sonuç olarak; dosyanın incelemesi neticesinde

hastada ameliyat sonrası gelişen derin ven trombozu ve buna ilişkin hastalıkların ameliyatın

komplikasyonu olduğu ve hastanın tedavisini sürdüren hekimlerin bu konuda bir

kusuru olmadığı ve yanlış tedavi uygulanmadığı kanısına varılmıştır."

29.Başvurucu; bu rapora vekili aracılığıyla itiraz etmiştir.

İtirazında, davalı doktor tarafından ameliyatı öncesinde risk analizinin

yapılabilmesi amacıyla herhangi bir tahlil ve tetkikin gerçekleştirilmediğini,

bu nedenle davalı doktorun kusurunun sadece ameliyat sırasında ve/veya

sonrasında gerçekleştirdiği ihmalkârlıklar değil bunlarla birlikte öncesinde de

ameliyata ilişkin risk faktörlerini değerlendirmemesinin olduğunu ancak bu

hususun ve Eskişehir'deki üniversite hastanesi tarafından 28/12/2010 tarihinde

düzenlenen raporun (bkz. § 16) bilirkişi raporunda dikkate alınmadığını

belirterek aynı konuda yeniden oluşturulacak bir bilirkişi kurulundan rapor

alınmasını talep etmiştir.

30. Mahkeme, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen Adli

Tıp Kurumu raporunu dosyaya eklemiş ve 26/2/2013 tarihli oturumda olay

aydınlatıldığından yeniden bilirkişi raporu alınmasına gerek olmadığını

belirterek davanın reddine karar vermiştir.

31. Söz konusu karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Taraflara dava ile ilgili tüm delilleri

ibraz ettirilmiş davacının tedavi gördüğü hastanelerden tedaviye ilişkin

belgeler celb edilmiş, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas

Kurulu'na gönderilerek 25/05/2011 tarihli rapor alınmış, davacı vekilinin

itirazları doğrultusunda dosya Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilerek

H... Üniversitesi Hastanesinde görevli bilirkişiler Prof. Dr. ... Y. Doç. Dr.

... ve Y. Doç. Dr. ...'dan 01/10/2012 havale tarihli raporlar alınarak

değerlendirilmiştir.

Dava dilekçesi, cevap dilekçesi, bilirkişi

raporları, adli tıp raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;

Davacı, Özel ... Hastanesinde ortapedi uzmanı

...'a23/06/2006 tarihinde sol medial menisküs yırtığına yönelik olarak artroskopik

yöntemle parsiyel menisektomi

ve pilika eksizyonu

ameliyatı olduğunu ve bu ameliyatın sonunda doktorun tedbirsiz, dikkatsiz ve

kusurlu davranışları nedeniyle tromboflebit olduğunu

beyan etmiş olup, hastane ve doktor hakkında maddi ve manevi tazminat isteminde

bulunmuştur. Yapılan yargılama sırasında temin edilen Adli Tıp Kurumu raporu ve

Hacettepe Üniversitesi hastanesi bilirkişi raporuna göre davacı hastada

ameliyat sonrası gelişen derin ven trambozu ve buna ilişkin hastalıkların ameliyatın

komplikasyonları olduğu ve hastanın tedavisini sürdüren hekimlerin bu konuda

bir kusurunun olmadığı, hastaya yanlış tedavi uygulanmadığı, operasyondan sonra

proflaktik olarak kullanılan C...'in [bir ilaç] yeterli ve doğru olduğu yönünde düzenlenen bilirkişi

raporlarına göre kusursuz olduğu kanaatine varılan davalılar hakkında açılan

davanın reddine karar vermek gerekmiş[tir]"

32. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 13.

Hukuk Dairesinin (Daire) 18/11/2013 tarihli ilamıyla onanmıştır. İlamda

kararın, dayandığı deliller ile yasaya uygun gerektirici nedenler ve özellikle

delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle onandığı

belirtilmiştir.

33. Başvurucunun karar düzeltme talebi de Dairenin 22/4/2014

tarihli kararıyla reddedilmiştir.

34. Nihai karar başvurucu vekiline 27/5/2014 tarihinde tebliğ

edilmiş olup otuz günlük süresi içinde 10/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunulmuştur.

IV.İLGİLİ HUKUK

35. 1/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” kenar başlıklı 49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına

zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı

bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

36. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borç

ilişkilerinin ceza hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi ise şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,

ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin

kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 11/5/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Maddi ve Manevi

Varlığın Korunması ve Geliştirilmesi Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

38. Başvurucu, yapılan hatalı ameliyat sonrasında yeterli ilaç

reçete edilmemesi nedeniyle bacağında kalıcı hastalık meydana gelmesine rağmen

bu olaya ilişkin İskenderun 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davanın eksik

bilirkişi raporu esas alınarakreddedildiğini iddia

etmiştir.

39.Başvurucu, bu nedenle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence

altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüş; maddi ve manevi tazminata karar verilmesi

talebinde bulunmuştur.

2. Değerlendirme

40.Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller

dışında, kimsenin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve

tıbbi deneylere tabi tutulamaz.”

41. Anayasa'nın “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümüşöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

42.Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi

artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık

kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."

43. Kişilerin vücut ve ruhsal bütünlükleriyle ilgili konular,

onlara sağlanan tıbbi tedavi seçimindeki katılımları ve bu tedavilere olan

rızaları ile ilgili hususlar, Anayasa'nın 17. maddesinin sınırları içinde yer

almaktadır (Adnan Oktar (3), B.

No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32). Bu çerçevede başvurucunun geçirdiği ameliyat

sonrasında tıbbi hata gerekçesiyle açtığı tazminat davasının reddedilmesi

nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü başvuru,

Anayasa’nın 17. maddesinin koruma alanı kapsamında yer almaktadır.

a. Genel İlkeler

44. Anayasa Mahkemesince belirtildiği gibi vücut bütünlüğü

üzerindeki temel hak, devletlere pozitif ve negatif yükümlülük yükleyen haklardandır

(AYM, E.2007/78, K.2010/120, 30/12/2010). Bu temel hak, Anayasa'nın 5.

maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler

yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

B. No: 2012/752, 17/9/2013 § 50; İlker Başer

ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 41).

45.Kişilerin vücut bütünlüğüne yapılan bir müdahaleden doğan

zararlara yönelik etkili bir tazminin sağlanamadığı ve bu çerçevede devletin

Anayasa’nın 17. maddesinden doğan koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği

durumlarda kişinin vücut bütünlüğünün korunduğundan söz edilemez (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §

40).

46. Devletin; vücut ve ruhsal bütünlüğe yönelik fiziksel ve

cinsel saldırılar, tıbbi müdahaleler, şeref ve itibarı etkileyen saldırılar

karşısında kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve saygı

gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Adnan Oktar (3), § 32).

47. Devletin pozitif yükümlülüğü, sağlık alanında yürütülen

faaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde herkesin

sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını(,) beden

ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını

tek elden planlayıp hizmet vermesini” düzenleyeceği, bu görevini

kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları

denetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır (İlker Başer ve diğerleri, § 44).

48.Devletin maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında

sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin “etkili bir yargısal sistem kurma”ya ilişkin bir yönü de bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Buna

göre fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise “etkili bir

yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülük, her olayda mutlaka ceza

davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle

ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

49. Bu ilkeler, kural olarak Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında

tıbbi hata sonucu meydana geldiği ileri sürülen maddi ve manevi varlığa verilen

zarar hâlleri için de geçerlidir (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 37). Diğer

taraftan bu şekildeki bir kabul, bu tür olaylarda yürütülen ceza

soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmeyeceği anlamına

gelmemektedir. Ancak ilke olarak tıbbi hatalara ilişkin şikâyetler konusunda

temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk

veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, § 38).

50. Diğer taraftan bu yöndeki pozitif yükümlülüğünün sonuç

yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olması, her davada

başarılı olunması veya mağdurların olaylarla ilgili beyanlarıyla bağdaşan bir

sonuca varılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Bununla beraber kural olarak

dava, olayın gerçekleştiği koşulları belirleyecek ve iddiaların doğruluğunun

kanıtlanması hâlinde sorumlularının tespit edilerek uygun telafi imkânlarını

sağlayacak nitelikte olmalıdır (Nail Artuç, § 45).

51. Anayasa Mahkemesi için bu noktada önemli olan husus,

yürürlükteki yargısal sistemin ihmale yönelik davranışlar ve tıbbi hatalar

nedeniyle maddi ve manevi varlığa yapılan müdahalelerden doğan sorumluluğu

hiçbir durumda belirsizlik içinde bırakmamasıdır. Bu, toplumun güvenini korumak

ve hukuk devletinin benimsenmesini sağlamak amacıyla gereklidir. Anayasa

Mahkemesinin bu noktadaki görevi -ihlallerin önlenmesinde oynaması gereken

rolün zayıflatılmaması için- derece mahkemelerinin Anayasa'nın 17. maddesi ile

öngörülen dikkatli ve özenli inceleme şartını ne ölçüde yerine getirdiğini

incelemektir (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş,

B. No: 2013/4086, 20/4/2016 § 72; Perihan

Uçar ve diğerleri, B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 57).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

52. Başvuruda, olaya ilişkin bir ceza soruşturmasının

yürütülmesinin yanında başvurucunun adli yargıda tazminat davası yoluna da

başvurduğu görülmüştür. Olayın tıbbi hatayı aştığını veya kasıtlı bir tutumdan

kaynaklandığını gösteren herhangi bir bulgu olmadığı gibi meydana geldiği

koşulların da bu bağlamda herhangi bir şüphe uyandırmadığı anlaşılmıştır.

Başvurucu da kendisine uygulanan tıbbi uygulamalarda hata yapıldığını ileri

sürmüş, ilgili sağlık personelinin tıbbi hatayı aşan veya kasıtlı bir tutumunun

bulunduğunu iddia etmemiştir.

53. Bir tedavi işlemi sırasında ya da sonrasında sağlık

personelinin herhangi bir hatası olmaksızın hasta için istenmeyen sonuçların

meydana gelebilme olasılığının her türlü tıbbi işlem için kaçınılmaz olduğunun

öncelikle belirtilmesi gerekmektedir. Hastalıktan koruma yöntemi veya tedavi

işleminin anormal ve öngörülemez sonuçları, tıbbi işlemlerin içerdiği

risklerden kaynaklanmaktadır.

54. Öte yandan bir mesleğin belirli riskler içermesi, icrası

sırasında meydana gelecek tüm risklerin hukuki sorumluluk dışında olduğu ve

ilgililerin sorumlu olmadığı anlamına gelmemektedir. Sağlık personeli,

mesleğini yerine getirirken özen yükümlülüğü kapsamında bu tür risklerin

gerçekleşmesinin önlenmesine ilişkin ellerindeki tüm imkânları kullanmak

mecburiyetindedir. Buna göre riskleri mümkünse önleyici değilse asgariye

indirici şekilde davranmaları, buna rağmen riskler doğduğunda yapılacak müdahaleyle

zarar veya tehlike neticesini mümkün olduğunca ortadan kaldırmaları

gerekmektedir.

55. Bunun yanında tedavi, fiziksel bütünlükle ilgili

gerçekleşmesi istenmeyen ancak gerçekleşme olasılığı bulunan bir tehlike (risk)

taşıdığında hekimlerin kural olarak hastalarını tedavi hakkında aydınlatmaları

gerekmektedir. Bu aydınlatma, tıbbi müdahalenin hatasız yapılması ya da gerekli

tüm önlemlerin alınması hâlinde bile meydana gelebilecek kalıcı veya geçici

olumsuz sonuçları da içermelidir.

56. Tıbbi müdahaleden önce kişinin gerektiği şekilde rızasının

alınmaması, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına bir müdahale

oluşturabilir. İstisnai hâller dışında tıbbi müdahale, ilgili kişinin ancak

bilgilendirilip rızası alındıktan sonra yapılabilir. Hastaların durumun

farkında olarak karar verebilmelerini sağlamak için uygulanması düşünülen

tedavi ve bununla bağlantılı riskler hakkında kendilerine bilgi verilmiş

olmalıdır. Bunun yanı sıra yapılan bilgilendirme ile tıbbi müdahale arasında

hastanın sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacak kadar uygun bir zaman

aralığı bırakılmış olmalıdır (Ahmet Acartürk,

B. No: 2013/2084, 15/10/2015, § 56).

57. Somut olaya bakıldığında kendisine uygulanan operasyon sonucundabaşvurucunun, şikâyetlerinin giderilemediği gibi

söz konusu tıbbi müdahale sonucunda farklı sağlık sorunlarıyla karşı karşıya

kaldığı da anlaşılmaktadır.

58. İlk olarak başvurucu, yapılan operasyona ilişkin

bilgilendirilmediğinden ve rızasının alınmadığından şikâyet etmemiştir.

Dolayısıyla başvuruda, başvurucunun kendisine uygulanan tıbbi müdahaleye

ilişkin -içerdiği tüm risklerle birlikte- bilgilendirildiğinin ve sonrasında

rızasının alındığının kabul edilmesi gerekmektedir.

59. İkinci olarak başvurucuya uygulanan operasyon yöntemi, diğer

bazı tıbbi müdahalelerde olduğu gibi istenmeyen sonuçların meydana gelebilmesi

olasılığını içermektedir. Somut olayda da bu sonuç meydana gelmiş ve izlenen

yöntem başvurucuda bazı sağlık sorunlarına yol açmıştır.

60. Ancak Üniversitenin konunun uzmanı öğretim üyelerinden

oluşturulan Bilirkişi Kurulu tarafından hazırlanan raporda; tıbbi kaynaklarda,

başvurucuya uygulanan bu tedavi yöntemine ilişkin olarak gerçekleştirildiği

tarihte ve günümüzde, önleyici tedavi gerekliliği ile ilgili bilgi bulunmadığı

gibi komplikasyon sonucu ortaya çıkan hastalığı önleyici tedavi uygulanmasının önerilmediğibelirtilmiştir (bkz. § 29).

61. Başvuruda, Mahkemenin kararına esas aldığı her iki bilirkişi

raporunda da ortaya çıkan neticenin gelişen bir komplikasyon olması dikkate

alınmıştır. Söz konusu raporlarda, operasyondan sonra kullanılan ilacın doğru

ve dozajının yeterli olduğu ile başvurucunun tedavisini sürdüren hekimlerin bir

kusuru olmadığı ve yanlış tedavi uygulamadıkları belirtilmiş; Mahkeme de bu

raporları dikkate alarak davayı reddetmiştir.

62. Bu noktada belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna ilişkin

delillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,

§ 44). Anayasa Mahkemesinin bilirkişilerin vardığı sonuçları mevcut tıbbi

bilgilerden hareketle birtakım tahminlere yer vererek sahip olduğu bilimsel

bakış açılarının doğru olup olmadığı yönünden irdeleme görevi de

bulunmamaktadır.

63. Buna karşın Anayasa Mahkemesi, başvurucu tarafından

yargılama kapsamında alınan bilirkişi raporunun bir hükme ulaşılırken dikkate

alınması talebinin reddi kararının da tarafların haklarını koruma amacına

yönelik yeterli güvenceleri içeren bir usul çerçevesinde verilip verilmediğini

incelemesi gerekmektedir (Ahmet Gökhan Rahtuvan, B. No: 2014/4991, 20/6/2014, §§ 59,

60).

64. Başvuruya konu olayda, yukarıda ifade edildiği gibi

başvurucuya uygulanan tedavi sonrasında kendisi için istenmeyen bazı sonuçlar

meydana gelmiştir. Ancak bu sonuçların meydana gelmesinde ilgili sağlık

personelinin mesleğini yerine getirirken özen yükümlülüğü kapsamında

ellerindeki tüm imkânları kullanmamaları ve tedavi sürecindeki riskleri

önleyici değilse bile asgariye indirici şekilde davranmamaları nedeniyle hatalı

olduklarınısöyleyebilmeyi mümkün kılan bir durum tespit

edilememiştir.

65. Dolayısıyla Mahkemenin başvurucunun yeniden bilirkişi raporu

alınmasına yönelik talebini olayın aydınlatıldığı gerekçesiyle reddedilmesine

karar verirken başvurucunun hakkını koruma amacına yönelik yeterli güvenceleri

içeren bir usul çerçevesinde hareket etmediğini söyleyebilmek de mümkün

değildir.

66. Bu itibarla somut olayda, yukarıda genel ilkeler bölümünde

(bkz. § 51) çerçevesi ifade edilen Anayasa'nın 17. maddesi ile öngörülen

dikkatli ve özenli inceleme şartının yerine getirilmediği sonucuna varılamaz.

67. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında güvence altına alınan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

B.Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

68. Başvurucu, tazminat yargılamasının makul sürede

tamamlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini de ileri

sürmüş; maddi ve manevi tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

2. Değerlendirme

69.Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşrû

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

70. Başvurucunun yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığı

şikâyetinin Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

71. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan maddi

ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

72. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması

devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas

alınır (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).

73. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

74. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alınarak başvurunun değerlendirilmesi sonucunda

başvuruya konu davanın hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların

karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi

kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzak olduğu anlaşılmıştır. Başvurucunun

tutum ve davranışları ile usule ilişkin haklarını kullanırken özensiz

davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da söylenemez.

Dolayısıyla somut başvuru açısından yaklaşık yedi yıllık yargılama süresinde

makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

75.Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

c.6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

76. 30/3/2011 sayılı ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

77. Başvurucu, 100.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi olmak üzere

toplam 150.000 TL tazminata karar verilmesini talep etmiştir.

78.Başvuruda adil yargılanmahakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

79.Kararın bir örneğinin İskenderun 1. Asliye Hukuk Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

80. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

81. Yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı

karşılığında başvurucuya takdiren net 7.200 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

82. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,60 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle net

7.200 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin

REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Kararın bir örneğinin İskenderun 1. Asliye Hukuk Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

11/5/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Nahit GEZGİN

Başvurucu

:

Hilmi

DÜZGÜNER

Vekili

:

Av. Sevinç

ÇAKICI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/9690, 11 Mayıs 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvurucunun Tedavi Süreci
  7. B. Ceza Soruşturması Süreci
  8. C. Tazminat Davası Süreci
  9. Iv.ilgili Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Maddi ve Manevi
  12. B. No: 2012/752, 17/9/2013 § 50; İlker Başer
  13. B. No: 2013/4086, 20/4/2016 § 72; Perihan
  14. C. Başvurucuya yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle net
  15. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Hakyemez
  18. Düzgüner
  19. Çakıcı
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/9690
Tarih
11 Mayıs 2017

İlgili Kararlar

  • O. K. Başvurusu (B. No: 2017/5841)
  • Canan Tosun Başvurusu (B. No: 2014/8891)
  • Şefika Özen Başvurusu (B. No: 2014/1807)
  • Mehmet Emin Akın Başvurusu (B. No: 2014/2200)
  • Hidayet Kasım ve Yılmaz Ataş Başvurusu (B. No: 2014/786)
  • Ahmet Sümer Başvurusu (B. No: 2014/16958)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.