İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hüseyin Kaplan Başvurusu (B. No: 2015/16497)

1. Başvuru, askerlik hizmeti sırasında ateşli silah yaralanması

Başvuru No2015/16497Tarih9 Ekim 2019Okuma25 dk · 4.921 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hüseyin Kaplan Başvurusu

Karar tarihi
9 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2015/16497
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.921 kelime·25 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, askerlik hizmeti sırasında ateşli silah yaralanması

sonucu ölüm olayının meydana gelmesi ve bu ölüm olayına ilişkin etkili bir ceza

soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/10/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirilmesine

gerek olmadığını değerlendirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu ceza soruşturması

dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Diyarbakır/Kulp İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde

asker iken 19/9/2006 tarihinde yaşamını yitiren 1986 doğumlu Ş.K.nın babasıdır.

A. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin İhlal Kararı Öncesindeki Ceza Soruşturması Süreci

9. Askerlik eğitimini 2. Jandarma Eğitim Tugay Komutanlığında

(Bilecik) tamamlayan Ş.K. 2006 yılının Ağustos ayında Bayır Jandarma Karakoluna

(Diyarbakır/Kulp) gitmiştir.

10. Ş.K. 19/9/2006 günü saat 12.50 sıralarında nöbet yerinde

ateşli silahla ağır şekilde yaralanmış vaziyette bulunmuştur.

11. Bayır Jandarma Karakolunda görevli bazı rütbeli askerler ile

erler tarafından imzalanan 19/9/2006 tarihli Olay Yeri Tespit Tutanağı'na göre

saat 12.50 sıralarında karakol binasının güney yönünden silah sesinin gelmesi

üzerine sesin geldiği yöne giden J Er V.M. ile J Er M.D. 13 No.lu nöbet yeri

mevziinde nöbetçi olan Ş.K.yı 12 No.lu yedek nöbet

yeri mevziinde yerde kanlar içinde yatar vaziyette görmüşlerdir. Tutanağa göre

J Er V.M. ile J Er M.D. durumu hemen Uzman Çavuş M.O.ya

bildirmişlerdir. Bunun üzerine koşarak olay yerine giden ve Ş.K.nın

başından vurulmuş vaziyette yerde yattığını gören M.O. yardım için santrale

haber verilmesini sağlamıştır. Tutanağa göre santrale haber verilmesi üzerine

sivil hayatında sağlık memuru olarak görev yapan K.D. adlı asker Ş.K.ya ilk müdahaleyi yapmış, bu sırada zor da olsa nefes

aldığı anlaşılan Ş.K. helikopterle Diyarbakır Asker Hastanesine sevk

edilmiştir. Ş.K. hastaneye götürüldüğü sırada hayatını kaybetmiştir.

12. Tutanakta ayrıca Ş.K. adına zimmetli G-3 piyade tüfeğinin

askı kayışının Ş.K.nın ayak ucuna dolanmış olduğunun

ve 12 No.lu yedek nöbet yeri mevziinin çatısında içe bakan sacda kan izlerinin

bulunduğunun görüldüğü ifade edilmiştir. Tutanakta son olarak mevziye yaklaşık beş metre uzaklıkta boş bir mermi kovanının

bulunduğu, Ş.K.nın hücum yeleğinde dört adet şarjörün

olduğu, bu şarjörlerden üçünde yirmi adet, diğerinde ise 19 adet dolu fişek

bulunduğu, M.O. adlı uzman çavuşun olay yerine ilk geldiğinde mevzi içinde

yoğun bir barut kokusunun duyulduğunu belirttiği ifade edilmiştir.

13. Ş.K.nın yolda hayatını kaybetmesi

üzerine Askerî Savcı Yardımcısı M.S. eşliğinde Diyarbakır Asker Hastanesinde

saat 15.30 sıralarında ölü harici muayenesi gerçekleştirilmiştir. Ölü Harici Muayenesi Tutanağı'nda;

kişinin başının sol kısmında mermi çekirdeği giriş yarası, baş kısmının sağ

kısmında ise mermi çekirdeği çıkış yarası bulunduğu, kişinin vücudunda başkaca

darp ve cebir izine rastlanmadığı ifade edilmiştir. Ölü harici muayenesi işlemi

sırasında kişinin fotoğrafları da çekilmiştir.

Ölü Harici Muayenesi Tutanağı'nda kişinin

başının sol kısmında mermi çekirdeği giriş yarası, sağ kısmında ise mermi

çekirdeği çıkış yarası olduğu belirtilmiş ise de adli tabip G.B. hariç bu

tutanağı imzalayan diğer kişiler 23/1/2007 tarihli başka bir tutanak daha

düzenlemiş ve önceki tutanaktaki mermi çekirdeği giriş-çıkış yerlerinin sehven

yanlış yazıldığını, aslında giriş deliğinin sağda, çıkış deliğinin ise solda

olduğunu, bu durumun ölü harici muayenesinde çekilen fotoğraflardan da şüpheye

yer bırakmayacak şekilde anlaşıldığını ifade etmişlerdir.23/1/2007 tarihli

tutanakta; G.B.nin olay tarihinde geçici görevle

Diyarbakır'da bulunduğu, görevi bittikten sonra da İstanbul'a döndüğü, bu

sebeple düzeltme tutanağına onun yerine Diyarbakır Adli Tıp Kurumu Başkanı Ş.A.Ö.nün imza attığı belirtilmiştir.

14. Ş.K.nın el ve yüz svapları 19/9/2006 günü saat 17.10'da alınmıştır.

15. Kara Kuvvetleri Komutanlığı 7. Kolordu Komutanlığı Askerî

Savcılığı (Askerî Savcılık) 19/9/2006 tarihinde Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına

müzekkere yazarak olay yerinde keşif dâhil belli bazı araştırmalar yapılması ve

bu araştırma sonuçlarının çok ivedi bir şekilde kendisine gönderilmesi

talebinde bulunmuştur.

16. Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı Cumhuriyet savcısı bölgede

yaşanan terör olayları nedeniyle 19/9/2006 tarihine olay yerine gidememiştir.

Cumhuriyet savcısı Lice ilçesinden gelen Olay Yeri İnceleme ekibi ile birlikte

ancak 20/9/2006 tarihinde olay yerine gidebilmiştir. Cumhuriyet savcısı olay

yerine vardığında nöbet yerinin zemininin olaydan sonra temizlenmiş olduğu,

bununla birlikte zeminde hâlen kan izlerinin bulunduğu, ayrıca Ş.K.nın olay sonrası düştüğü konumu gösterir çizimin

zeminde olduğu, olayda kullanıldığı belirtilen tüfeğin boş olup içinin olaydan

sonra boşaltıldığı tespitlerinde bulunmuştur. Cumhuriyet savcısı bu tespitleri

yaptıktan sonra olayla ilgili olarak bazı askerlerin ifadesini almıştır. Ş.K.yı vurulmuş vaziyette ilk gören V.M. ifadesinde özetle

olay günü saat 12.50 sıralarında gazinoda bulunduğu sırada dışarıdan silah

sesine benzer bir gürültü gelmesi üzerine K. adlı çavuş tarafından karakolun

arkasına bakmak üzere görevlendirildiğini, mevziye

yaklaştığında Ş.K.nın yerde yattığını gördüğünü,

bunun üzerine hemen dönerek durumu üstlerine haber verdiğini, bunun üzerine Ş.K.ya müdahale edildiğini ifade etmiştir. V.M. ayrıca Ş.K.nın psikolojik durumunda herhangi bir bozukluk olduğunu

görmediğini, yalnızca anne ve babasının ayrı olduğunu bildiğini belirtmiştir.

Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınan asker M.K. ise olay günü

10.00-12.00 saatleri arasındaki nöbeti kendisinin tuttuğunu, saat 12.00'de

nöbeti Ş.K.ya devrettiğini, Ş.K.nın

bu sırada moralinin oldukça bozuk olduğunu ifade etmiştir. Diğer askerler de

olayı genel olarak V.M. tarafından belirtildiği ve Olay Yeri Tespit Tutanağı'nda ifade

edildiği gibi anlatmış; ayrıca Ş.K.nın psikolojik bir

rahatsızlığın bulunduğuna işaret eden herhangi bir hareketini görmediklerini,

bununla birlikte anne ve babasının ayrı yaşadığını bildiklerini ifade etmişlerdir.

17. Soruşturma kapsamında askerî savcı eşliğinde 20/9/2006

tarihinde klasik otopsi işlemi gerçekleştirilmiştir. Klasik otopsi işlemi

sonucunda hazırlanan raporun sonuç kısmında kişinin ölümünün ateşli silah mermi

çekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası kırığı ve beyin harabiyeti

sonucu meydana geldiği, ölüme neden olan atışın bitişik atış mesafesinden

yapılmış olduğu belirtilmiştir.

18. Askerî savcı 20/9/2006 tarihinde klasik otopsi işlemine

hüviyet tanığı sıfatıyla katılan M.Ş. adlı erin ifadesini almıştır. M.Ş.

ifadesinde özetle Ş.K.yı acemi birliğinden beri

tanıdığını, Ş.K.nın bilinen bir rahatsızlığının veya

psikolojik bir sorununun bulunmadığını, askerlerle ve rütbeli personelle iyi

geçinen bir er olduğunu belirtmiştir.

19. Askerî Savcılık 6/10/2006 tarihinde Kulp İlçe Jandarma

Komutanlığına müzekkere yazarak diğer bazı taleplerin yanı sıra Bayır Jandarma

Karakolunda görev yapan tüm personelin ifadesinin alınarak kendisine

gönderilmesi talebinde bulunmuştur. Bunun üzerine Kulp İlçe Jandarma Komutanı

İ.G. tarafından birçok askerin ifadesi alınmıştır. İfadesi alınan askerler

genel olarak Ş.K.nın psikolojik sorunlarının

bulunduğuna işaret eden herhangi bir olaya şahit olmadıklarını ifade

etmişlerdir.

20. Olay yeri incelemesi neticesinde muhafaza altına alınan Ş.K.ya ait 14E597 seri numaralı piyade tüfeği ile bir adet

7.62x51 mm çapındaki mermi kovanı gerekli tetkiklerin yapılması amacıyla

Emniyet Genel Müdürlüğü Diyarbakır Kriminal Polis

Laboratuvarına gönderilmiştir. Diyarbakır Kriminal Polis

Laboratuvarının 12/10/2006 tarihli uzmanlık raporunda; 14E597 seri numaralı

piyade tüfeğinin ateş etmesine mani mekanik herhangi bir arızasının

bulunmadığı, silahın deneme amaçlı kullanılması sonucunda patladığının

görüldüğü, incelenmek için gönderilen 7.62x51 mm çap ve tipindeki bir adet

mermi kovanının 14E597 seri numaralı tüfek ile atılmış olduğu tespitleri

yapılmıştır.

21. Ş.K.nın el ve yüz bölgesinden

alınan svaplar üzerinde Emniyet Genel Müdürlüğü

Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı görevlileri

tarafından atış artığı analizi yapılmıştır. Diyarbakır Kriminal

Polis Laboratuvarı görevlileri tarafından hazırlanan 29/9/2006 tarihli uzmanlık

raporuna göre Ş.K.nın sol el üstü ve sol yüz svaplarında atış artığı tespit edilmiştir. Anılan uzmanlık

raporuna göre Ş.K.nın sol avuç içinden alınan svaplarda ve sağ avuç içi ile el üstünden alınan svaplarda ise atış artığı tespit edilememiştir. Uzmanlık

raporunda son olarak Ş.K.nın sağ yüz svabında da atış artığı tespit edilemediği ifade

edilmiştir.

22. Askerî Savcılık, Ş.K.nın

psikolojik durumu ile ilgili olarak psikiyatri uzmanından bilirkişi raporu

almıştır. Psikiyatri Uzmanı C.C. tarafından hazırlanan raporda özetle intihar

olayının genellikle bir psikiyatri hastalığı nedeniyle ortaya çıktığı ancak

bunun bir kural olmadığı, zaman zaman herhangi bir rahatsızlığı olmayan

kişilerin de anlık ve tepkisel davranışlar sonucu intihar ettiği, soruşturma

kapsamındaki bilgi ve belgelere göre olayın bir intihar olup olmadığı ile

ilgili olarak kesin bir kanaate varmanın mümkün olmadığı ifade edilmiştir.

23. Askerî Savcılık tüfeğin hangi pozisyonda ateşlenmiş

olabileceği hususu ile ilgili olarak da bilirkişi incelemesi yaptırmıştır.

Yüzbaşı M.G. tarafından hazırlanan 15/5/2007 tarihli raporun sonuç kısmında;

kan lekeleri, kriminal raporlar, Ş.K.nın

yatış pozisyonu, silahın duruşu ve boş mermi kovanının konumu dikkate

alındığında tüfeğin Ş.K. tarafından ateşlendiği sonucuna ulaşıldığı ifade

edilmiştir.

24. Askerî Savcılık yukarıdaki araştırmaların yanı sıra olay

hakkında bilgisi olabilecek bazı kişilerin ifadelerini de almış ve elde ettiği

tüm bu verileri değerlendirerek 17/5/2007 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına

karar vermiştir. Askerî Savcılık, Ş.K.nın intihar

ettiği kanaatine ulaşmış ve ölüm olayında ceza hukuku kapsamında kusur

atfedilebilecek herhangi bir fail ya da fiilin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.

25. Başvurucu, soruşturmanın eksik yürütüldüğü iddiasıyla

kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Başvurucu itiraz

dilekçesinde oğlunun arkadaşlarından öğrendiği kadarıyla olay günü oğlunun

nöbet saatlerinin değiştirildiğini ancak soruşturma kapsamında bu konu ile

ilgili olarak bir araştırma yapılmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, oğlu ile

aynı karakolda görev yapan ve terhis olduktan sonra taziyeye gelen M.D. adlı

askerin olay yerine giden ilk kişilerden olduğunu, bu askerin olayda kullanılan

tüfeğin dipçik kısmının yerde mazgala dayalı olduğunu kendisine söylediğini, bu

ifadenin olay hakkındaki tutanaklarla açıkça çeliştiğini, bu sebeple bu askerin

ifadesinin tekrar alınması gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu, M.D. adlı

askerin ayrıca M.O. adlı uzman çavuşun Ş.K.nın kanasla vurulduğunu söylediğini belirttiğini, dolayısıyla

bu hususun da araştırılması gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu itiraz

dilekçesinde diğer bazı iddiaların yanı sıra savcının olay yerinde keşif

yapmadığını, olay yerinde mermi çekirdeğinin bulunamadığını ve dinlenen

tanıkların bağımsız bir şekilde ifade vermelerinin mümkün olmadığını ileri

sürmüştür.

26. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz 2. Hava Kuvvetleri

Komutanlığı Askerî Mahkemesinin (Askerî Mahkeme) 27/8/2007 tarihli kararı ile

reddedilmiştir.

B. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin İhlal Kararı

27. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesi

üzerine başvurucu, oğlunun ölümü ile neticelenen olay hakkında tarafsız ve

bağımsız bir ceza soruşturması yürütülmediğini, olayın gerçekleşme koşullarının

aydınlatılamadığını, bu sebeple yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek

16/4/2008 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuştur (Hüseyin

Kaplan/Türkiye, B. No: 20070/08, 15/10/2013).

28. AİHM, başvurucunun iddialarını yaşam hakkının usul yönü ile

ilgili görerek incelemesini bu kapsamda yapmıştır. AİHM, somut olay hakkında

resen bir ceza soruşturması başlatılmış ise de yürütülen ceza soruşturmasında

birçok eksikliğin bulunduğunu belirtmiştir. Bu kapsamda öncelikle soruşturmanın

ilk aşamasında görev alan kişilerin olaya karışmış veya karıştığından

şüphelenilen kişilerden bağımsız olmadığına işaret etmiştir. İkinci olarak olay

yerinin Cumhuriyet savcısı henüz olay yerini incelememişken temizlendiğini

tespit etmiş, bu durumun ise önemli bir eksiklik olduğunu vurgulamıştır. Son

olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı denetleyen Askerî Mahkemenin

bağımsız bir yapısının olmadığını, Askerî Mahkemede yer alan üç hâkimden

birinin üstleri tarafından atanan ve askerî disipline tabi olan, meslekleri

yüksek yargıçlık olan diğer iki hâkime göre aynı anayasal haklara sahip olmayan

bir subay olduğunu ifade etmiştir. AİHM bu gerekçelerle yaşam hakkının usul

yönünün ihlal edildiğine karar vermiştir (Hüseyin

Kaplan/Türkiye, §§ 60-66).

C. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin İhlal Kararı Sonrasında Başlatılan Ceza Soruşturması Süreci

29. AİHM'in ihlal kararı sonrasında

başvurucunun talebi üzerine olay hakkında Askerî Savcılık tarafından yeni bir

soruşturma başlatılmıştır.

30. Askerî Savcılık bu kapsamda talimat yoluyla birçok tanığın

ifadesini almıştır. Askerî Savcılık ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarına

talimatlar yazarak olay anında askerlik hizmetini ifa eden ancak daha sonra

terhis olan erler ile olay anında uzman çavuş olarak görev yapan bazı askerlere

aşağıdaki soruların sorulmasını istemiştir. Askerî Savcılık talimat yazısına

Olay Tespit Tutanağı'nı, ifade tutanaklarını ve

başvurucunun itiraz dilekçesini de eklemiştir. Askerî Savcılığın

cevaplandırılmasını istediği sorular şunlardır:

"A- Söz konusu olay ile ilgili olarak

tutanakta belirtilen hususların doğru olup olmadığı, olay yerinin savcı gelene

kadar neden muhafaza edilmediği,

B- Olay yeri inceleme işlemlerinin yapılması

konusunda kimin talimat verdiği,

C- Henüz savcı olay yerini görmeden olay

yerini kimin neden temizlediği, bu konuda kimden talimat alındığı, savcıya

neden haber verilmediği,

D- Müteveffanın babası Hüseyin KAPLAN'ın itiraz dilekçesinde belirttiği hususların doğru

olup olmadığı, daha önce vermiş olduğu ifadeyi tekrar edip etmediği (...)

(...)"

31. Yeniden başlatılan soruşturma kapsamında, başvurucunun

kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığı itiraz dilekçesinde (bkz. § 25)

de adı geçen M.D.nin ifadesi alınmıştır. M.D.

20/4/2015 tarihli ifadesinde özetle çay ocağında olduğu sırada bir el silah

sesi duyduğunu, silah sesinin geldiği nöbet yerinin çay ocağına yakın olduğunu,

bu sebeple hemen çay ocağının penceresinden atlayarak nöbet yerine doğru

koştuğunu, olay anında devriye onbaşısı olarak görev yapan V.M. adlı askerle

birlikte olay yerine vardığını, nöbet mevziine 15-20 metre kala Ş.K.yı yerde yan yatar vaziyette gördüklerini, bunun

üzerine hemen geri dönerek koşmaya başladıklarını ifade etmiştir. M.D. geriye

doğru koşarken bir rütbeli ile karşılaştıklarını, rütbeli askerin kendilerine

hemen mevzi almaları ve durumu karakoldakilere haber vermeleri gerektiğini

söylediğini, bunun üzerine hemen karakola giderek durumu Uzman Çavuş M.O.ya ve Astsubay C.G.ye haber verdiğini, komutanlarının

ise kendilerine hemen mevzi almaları gerektiğini söylediğini, bunun üzerine

kendisinin mevzi aldığını, komutanlarının ise olay yerine doğru koştuğunu

belirtmiştir. M.D. daha sonra kendisinden battaniye istenmesi üzerine

battaniyeyi alarak olay yerine gittiğini, Ş.K.nın bu

sırada nefes aldığını ve "Anne,

anne." diye inlediğini, Ş.K.yı

battaniyenin üstüne koyarak helikopter pistine götürdüklerini, akabinde ise

gelen helikopterle Ş.K.nın hastaneye götürüldüğünü

ifade etmiştir. M.D. ayrıca olay yerine savcının gelip gelmediğini

hatırlamadığını, gerçekleştirilen işlemlerde herhangi bir usulsüzlük olup

olmadığını bilmediğini ifade etmiştir. M.D. son olarak Uzman Çavuş M.O.nun "[Ş.K.] Kanas ile vurulmuş."

dediğine şahit olmadığını, Ş.K.nın babasına "dosyadaki ifadelerin düzmece olduğu"

yönünde bir söz de söylemediğini belirtmiştir.

32. Soruşturma kapsamında 2/4/2015 tarihinde Uzman Çavuş M.O.nun ifadesi alınmıştır. M.O. ifadesinde özetle

askerlerin korkması nedeniyle Bölük Komutanlığına ve Kulp Cumhuriyet

Başsavcılığına da durumu bildirilerek olay yerinin temizlenmesine karar

verildiğini ancak temizlenmeden önce olay yerinin fotoğraflarının çekildiğini

belirtmiştir. M.O. ayrıca Ş.K.nın başından tek

kurşunla vurulmuş olması nedeniyle olayı ilk başta kanasla

yapılan bir terör saldırısı zannettiğini ifade etmiştir.

33. Yeniden başlatılan soruşturma kapsamında ifadesi alınan M.Ş.

adlı asker ise silah sesini duyduktan sonra olay yerine gittiğini ancak tüfeğin

konumunu tam olarak hatırlayamadığını, gerçekleştirilen işlemlerde herhangi bir

usulsüzlük görmediğini, kanas ile ilgili bir konu

hatırlamadığını belirtmiştir.

34. İfadeleri alınan diğer erler ile uzman çavuşlar da genel

olarak yukarıdaki ifadelere benzer şekilde beyanda bulunmuşlardır.

35. Yeniden başlatılan soruşturma kapsamında olay tarihinde Kulp

ilçe jandarma komutanı olarak görev yapan İ.G. ile olay tarihinde Bayır

Karakolu komutan vekili olarak görev yapan C.G.nin

şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmıştır.

36. Talimat yoluyla ifadesi alınan İ.G.ye Askerî Savcılığın

istemi doğrultusunda şu sorular sorulmuştur:

"A- Söz konusu olay ile ilgili olarakolay yerinin savcı gelene kadar neden muhafaza

edilmediği,

B- Olay yeri inceleme görevinin neden aynı

karakolda görevli J.Astsb.Kd.Çvş. [C. G.ye] verildiği, bu görevlendirmede kimden talimat aldığı,

bağımsız görevli teknik personelin neden görevlendirilmediği, varsa buna

ilişkin belgelerin neler olduğu,

C- Olay yerinin temizlenmesi talimatını

kendisinin verip vermediği (...)

(...)"

37. İ.G. ifadesinde ilk soruyla ilgili olarak özetle olayın

yaşanmasını müteakip önce askerî savcıyla, daha sonra da Kulp Cumhuriyet

savcısıyla irtibat kurup talimatlarını sorduğunu, Kulp Cumhuriyet savcısının

terör tehdidi nedeniyle olay yerine bir gün sonra gelmeye karar verdiğini,

bunun üzerine Karakol Komutanı'na tüfeğe dokunulmaması, boş mermi kovanının

bulunarak muhafaza altına alınması, olay yerinin krokisinin çizilmesi ve

fotoğraflarının çekilmesi talimatlarını verdiğini, dolayısıyla olay yerinin

savcı gelene kadar muhafazasının Karakol Komutanı'nın sorumluluğunda olduğunu

belirtmiştir. İ.G. ifadesinde ikinci soruyla ilgili olarak özetle C.G.ye olay

yeri inceleme görevini değil olay yerinin olduğu gibi muhafaza edilmesi

görevini verdiğini, Olay Yeri İnceleme ekibinin o dönemde Lice İlçe Jandarma

Komutanlığında mevcut olduğunu, onlardan da zaten teknik personel talep

ettiğini, ayrıca Diyarbakır Olay Yeri İnceleme ekibi tarafından Ş.K.nın el ve yüz svaplarının

alındığını hatırladığını ifade etmiştir. İ.G. son soruyla ilgili olarak ise

özetle olay yerinin temizlenmesi yönünde bir talimat vermediğini, bu konuda

daha net bilginin C.G.den elde edilebileceğini ifade

etmiştir.

38. Talimat yoluyla ifadesi alınan C.G.ye ise Askerî Savcılığın

istemi doğrultusunda şu sorular sorulmuştur:

"A- Söz konusu olay ile ilgili olarakolay yerinin savcı gelene kadar neden muhafaza

edilmediği,

B- Olay yeri inceleme işlemlerini neden

kendisinin yaptığı, savcının talimatının neden alınmadığı, olay yeri inceleme

ekiplerinin neden beklenmediği, silahın ve boş kovanın ilk haliyle neden

fotoğraflanmadığı,

C- Henüz savcı olay yerini görmeden olay

yerini kimin neden temizlediği, bu konuda kimden talimat alındığı, savcıya

neden haber verilmediği,

D- Müteveffanın babası Hüseyin KAPLAN'ın itiraz dilekçesinde belirttiği özellikle 'silahın

ilk bulunduğu konuma ilişkin' hususların doğru olup olmadığı (...)

(...)"

39. C.G. ifadesinde özetle olay hakkında İ.G.ye bilgi verdiğini,

İ.G.nin ise askeri savcıya durumu bildireceğini ve

emre göre hareket edilmesi gerektiğini kendisine söylediğini, Askeri Savcılığa

durumun bildirilmesi üzerine Askeri Savcılığın da Kulp Cumhuriyet

Başsavcılığını talimatla yetkilendirmiş olduğunu öğrendiğini, işlemlerin Kulp

Cumhuriyet savcısının talimatları doğrultusunda yapıldığını belirtmiştir. C.G.,

Ş.K.nın hayata döndürülmesi için yapılan müdahale

sırasında olay yerinin bozulduğunu, kendini vurma hadisesi gün gibi ortada

olduğundan ve Ş.K. hayatta kalsın diye çaba sarf edildiğinden fotoğraflama

yapmanın ilk başta akıllarına gelmediğini, Ş.K. hastaneye sevk edildikten sonra

olay yerinin fotoğraflarının çekildiğini belirtmiştir. C.G., delilleri saklama

ya da yok etme gibi durumun söz konusu olmadığını ve olay yerinin

temizlenmediğini ifade etmiştir.

40. Askerî Savcılık elde ettiği tüm bu verileri değerlendirerek

ilk kararda kabul edilen maddi vakıadan ayrılmayı gerektirir yeni bir delil

elde edilmediği sonucuna ulaşmış ve 27/7/2015 tarihinde bir kez daha

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Askerî Savcılık Ş.K.nın başında bir adet mermi giriş ve çıkış deliği

bulunması, atışın bitişik atış mesafesinden yapılması, Ş.K.nın

el ve yüz svaplarında atış artığı bulunması, mevzide

ve silahın namlusunda barut kokusu olduğunun ifade edilmesi gibi hususları

dikkate alarak Ş.K.nın intihar ettiği kanaatine

varmıştır. Askerî Savcılık, ilk incelemenin karakol personelince yapılması ve

kaza yerinin savcı olay yerine henüz gelmeden temizlenmesi hususlarının ise

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 2. maddesine aykırılık teşkil

ettiğini ancak bu işlemlerin yenilenmesinin veya düzeltilmesinin bu aşamada söz

konusu olmadığını, Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlali niteliğindeki bu işlemleri

tesis edenlere isnat edilebilecek suçun 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanunu'nun 257. maddesinde tanımlı memuriyet görevini ihmal suçu olduğunu,

ne var ki bu suç için de 5237 sayılı Kanun'un 66. maddesi uyarınca sekiz yıl

şartı olarak aranan zamanaşımı süresinin dolduğunu belirtmiştir.

41. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz Askerî Mahkemenin

4/9/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

42. Bu karar 18/9/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

43. Başvurucu 14/10/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

44. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar"

kenar başlıklı 172. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kovuşturmaya

yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar

aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane

çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine,

kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden

soruşturma açılır.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

45. Mahkemenin 9/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

46. Başvurucu; olay hakkındaki ilk soruşturmada herhangi bir

şüpheli ismi zikredilmemiş olmasına rağmen ikinci soruşturmanın İ.G. ve C.G.

adlı kişiler hakkında yürütüldüğünü, olay hakkındaki ilk soruşturmada bazı er

ve erbaş ile rütbeli askerlerin ifadelerini alan bu kişilerin ikinci

soruşturmada şüpheli sıfatıyla ifade verdiklerini, olay hakkındaki ilk

soruşturmada bu kişilerin ifadelerini şüpheli sıfatıyla almayan ve delillerin

karartılmasına neden olan savcının görevini suistimal

ettiğini düşündüğünü belirtmiştir. Başvurucu; olay yerinin temizlenmesi

nedeniyle delillerin karartıldığını, ısrarlı taleplerine rağmen olay yerinde

keşif yapılmadığını, olaya ilk müdahale eden kişilerin el ve yüz svaplarının alınmadığını, intiharın tutanakta belirtildiği

şekliyle gerçekleştirilmesinin hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığını, ayrıca

olay yerinde kamera sisteminin olabileceğini ancak soruşturma kapsamında bu

hususta bir araştırma yapılmadığını ifade etmiştir. Ayrıca M.D.nin

yolda karşılaştığını ifade ettiği rütbeli personelin kim olduğunun da

araştırılmadığını, soruşturma dosyasında şüpheli olarak ismi geçen kişilerin

cep telefonlarının sinyal bilgilerinin tespit edilmediğini, bunların da önemli

birer eksiklik olduğunu ileri sürmüştür. Son olarak tanıkların ifadelerinin

bağımsız ve sivil görevliler tarafından değil asker kişiler tarafından

alındığını, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazı inceleyen

Askerî Mahkemenin üyelerinin bir nevi asker olduğunu, bu kişilerin emir-komuta

zinciri içinde hareket ettiğini iddia etmiştir. Başvurucu bu iddialarla yaşam

hakkının usul yönünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

47. Başvurucu; soruşturma makamlarınca olayın intihar olarak

kabul edilmesi makul olmamakla birlikte somut olayda oğlunun devletin kontrolü

altında iken öldüğünün açık olduğunu, devletin yaşamı koruma yükümlülüğü

bulunmasına rağmen oğlunun yaşamının korunamadığını belirtmiştir. Gerek askere

alım işlemleri sırasındaki gerekse askerlik hizmeti sırasındaki muayenelerin

yüzeysel olduğunu, bu muayenelerin askere alınan yükümlülerin psikolojik açıdan

askerlik görevini yerine getirmeye elverişli olup olmadığını ortaya koyma

bakımından yetersiz olduğunu belirterek yaşam hakkının maddi yönünün ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

48. Somut olayda başvurucu, oğlunun üçüncü kişi ya da kişilerce

öldürülmüş olabileceğini ancak bu husus hakkında yeterli bir araştırma

yapılmadığı için olayın aydınlatılamadığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca

olayın intihar olarak kabulü makul olmamakla birlikte oğlunun devletin kontrolü

altında iken öldüğünün açık olduğunu, somut olayda yaşamı koruma yükümlülüğünün

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

49. Anılan iddialar dikkate alındığında somut olayda başvurucunun

temel olarak iki ayrı şikâyetinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu şikâyetlerden

birincisi, olayın cinayet olduğu ancak bunun yeterince araştırılmadığı hususu

ile ilgilidir. Bu şikâyetlerden ikincisi ise kişinin yaşamının kendi

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı korunamadığı hususuna

ilişkindir.

50. Bu iki şikâyetin niteliği itibarıyla birbirinden farklı

olduğu açıktır. Bu farklılık, yaşam hakkı kapsamında tüketilmesi gereken uygun

başvuru yolunun hangisi olduğu konusuyla da yakından ilgilidir. Çünkü yukarıda

da belirtildiği üzere birinci şikâyet ölüm olayının üçüncü kişi ya da kişilerce

kasıtlı olarak gerçekleştirildiği, ikinci şikâyet ise askerî yetkililerin ihmalî davranışları sonucu yaşam hakkının korunamadığı ile

ilgilidir. Bu sebeple mevcut başvurunun yaşam hakkı kapsamında iki farklı

başlık altında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

51. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

52. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal

hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

1. Yaşam Hakkının Usul

Yönünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

53. Başvurucu, yukarıda belirtilen iddialarla (bkz. § 46)

oğlunun üçüncü kişi ya da kişilerce öldürülmüş olabileceğini ancak olay

hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediği için olayın aydınlatılamadığını

ileri sürmüştür.

54. Somut olayda Askerî Savcılık başvurucunun oğlunun ölümü

hakkında resen bir ceza soruşturması başlatmış ve bu ceza soruşturması

sonucunda olayın intihar olduğu kanaatine vararak 17/5/2007 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu, bu karara yaptığı

itirazın reddedilmesi üzerine olay hakkında etkili bir ceza soruşturması

yürütülmediği iddiasıyla AİHM'e bireysel başvuruda

bulunmuştur. AİHM ise başvurucunun oğlunun ölümü ile neticelenen olay hakkında

etkili bir ceza soruşturması yürütülmediği gerekçesiyle yaşam hakkının usul

yönünün ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM'in

ihlal kararı sonrasında başvurucunun talebi üzerine olay hakkında Askerî

Savcılık tarafından yeni bir soruşturma başlatılmış ise de bu soruşturma

sonucunda yine kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucu bu

karara yaptığı itirazın reddedilmesi üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunmuştur.

55. Başvuru konusu olayda AİHM, başvurucunun ilk soruşturmaya

yönelik iddialarını inceleyerek yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiğine

karar vermiştir. Bu durumda başvurunun bu kısmının olayların baştan itibaren

yeniden değerlendirilmesi şeklinde değil AİHM tarafından verilen ihlal

kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği meselesi ile bağlantılı

olarak yaşam hakkının usul yönü açısından değerlendirilmesi gerektiği kanaatine

varılmıştır.

56. Temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi

amacıyla 4/11/1950 tarihinde imzalanan Sözleşme 10/3/1954 tarihli ve 6366

sayılı Kanun'la Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmış ve onay

belgesinin 18/5/1954 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tevdi

edilmesiyle Türkiye açısından yürürlüğe girmiştir. Bakanlar Kurulunun 22/1/1987

tarihli ve 87/11439 sayılı kararı ile Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna bireysel

başvuru hakkı 25/9/1989 tarihli ve 89/14563 sayılı kararı ile de AİHM'in zorunlu yargı yetkisi tanınmıştır. Böylece Türkiye,

Sözleşme'de bulunan temel hak ve özgürlükleri güvence

altına alma yükümlülüğünü kabul etmiş ve yargı yetkisi içinde bulunan tüm

bireylere, hukuken bağlayıcı nitelikte ihlal kararı verebilecek bir

uluslararası mahkemeye başvuru yapabilme hakkını tanımıştır (Sıddıka Dülek ve diğerleri,

B. No: 2013/2750, 17/2/2016, § 68).

57. Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin

etkili bir şekilde korunması AİHM tarafından verilen ihlal kararlarının iç

hukukta gereği gibi yerine getirilmesi ile mümkün olabilir. AİHM tarafından

verilen ihlal kararlarının iç hukukta gereği gibi yerine getirilmemesi Sözleşme

ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin uygulamada etkili bir

şekilde korunamadığı anlamına gelir (Sıddıka Dülek ve diğerleri, § 69).

58. Sözleşme tarafından güvence altına alınan temel hak ve

özgürlüklerin uygulamada etkili bir şekilde korunamadığı yönündeki şikâyetlerin

incelenmesi ise Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden

Sözleşme kapsamındaki herhangi birinin ihlal edildiği iddiasını bireysel

başvuru yoluyla incelemeye yetkili olan Anayasa Mahkemesinin görev alanına

girer. Aksinin kabulü, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı içinde yer

alan temel hak ve özgürlüklerin bireysel başvuru yolu ile etkili bir şekilde

korunmasını öngören Anayasa'nın amacı ile bağdaşmaz. Bu sebeple AİHM tarafından

verilen bir ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği Anayasa

Mahkemesince incelenmelidir (Sıddıka Dülek ve diğerleri, § 70).

59. Temel hak ve özgürlüklerin teoride olduğu gibi pratikte de

etkili bir şekilde korunabilmesi amacıyla 5271 sayılı Kanun'un 72. maddesinin

(3) numaralı fıkrasında; kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin

soruşturma yapılmadan verildiğinin AİHM'in

kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi üzerine kararın kesinleşmesinden itibaren

üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılacağı ifade

edilmiştir. Nitekim somut olayda AİHM'in ihlal kararı

sonrasında başvurucunun talebi üzerine olay hakkında yeniden bir soruşturma

açılmış ancak bu soruşturma neticesinde de kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmiştir. Bu durumda, Askerî Savcılığın verdiği bu kararın AİHM'in ihlal gerekçeleri dikkate alınarak incelenmesi

gerekir.

60. Yukarıda da belirtildiği üzere AİHM, soruşturmanın ilk

aşamasında görev alan kişilerin olaya karışan veya karıştığından şüphelenilen

kişilerden bağımsız olmadığına, olay yerinin Cumhuriyet savcısı henüz olay

yerini incelememişken temizlendiğine ve Askerî Mahkemenin bağımsız bir

yapısının olmadığına vurgu yaparak yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiğine

karar vermiştir.

61. Somut olayda yeniden başlatılan soruşturma kapsamında Kulp

İlçe Jandarma Komutanı İ.G. ile Bayır Karakol Komutan Vekili C.G.nin şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Bu

kişilerin ifadeleri Askerî Savcılığın talimatı doğrultusunda ilgili savcı

tarafından bizzat alınmıştır.

62. Askerî Savcılık ayrıca olay anında askerlik hizmetini ifa

eden ancak daha sonra terhis olan erler ile olay anında uzman çavuş olarak

görev yapan bazı askerlerin talimat yoluyla ifadelerini almıştır. Bu tanıkların

ifadelerinin birçoğu ilgili savcı tarafından bizzat alınmıştır. Tanıklardan

sadece H.K. ile M.Ş.nin ifadeleri ilgili kolluk

tarafından alınmıştır. İfadeleri alınan tanıklar arasında başvurucunun

kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığı itiraz dilekçesinde adı geçen

M.D. adlı askerin de bulunduğu görülmüştür.

63. Bu ifade alma işlemleri sırasında gerek şüphelilere gerekse

tanıklara olayın gerçekleşme koşullarının belirlenmesine ve AİHM'in

ihlal kararı vermesine neden olan hususların aydınlatılmasına yönelik önemli

sorular sorulmuştur. Askerî Savcılık, bu araştırmalardan elde ettiği verileri

değerlendirerek olayın intihar olduğu gerekçesiyle ikinci defa kovuşturmaya yer

olmadığına karar vermiştir.

64. Askerî Savcılık tarafından gerçekleştirilen işlemler ve

verilen karar dikkate alındığında yeniden başlatılan soruşturmanın bağımsız bir

şekilde yürütülmediğinin ve olayın gerçekleşme koşullarının aydınlatılması için

gerekli olan çabanın gösterilmediğinin söylenemeyeceği kanaatine varılmıştır.

65. Askerî Savcılık ikinci defa verdiği kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararında ilk incelemenin karakol personelince yapılmasının ve

kaza yerinin savcı olay yerine henüz gelmeden temizlenmesinin Sözleşme'nin 2.

maddesine aykırılık teşkil ettiğini ancak bu işlemlerin yenilenmesinin veya

düzeltilmesinin söz konusu olmadığını belirtmiştir. Olay hakkındaki ikinci

soruşturmanın olaydan yaklaşık on yıl sonra açıldığı dikkate alındığında Askerî

Savcılığın bu gerekçesinin makul olmadığı söylenemez.

66. Başvuru konusu olayda son olarak Askerî Mahkemenin bağımsız

bir yapısının olmadığı yönündeki AİHM gerekçesine değinmek gerekir. 353 sayılı

Kanun'da 19/6/2010 tarihli ve 6000 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile yapılan

değişiklikle askerî mahkemelerde subay üyelerin varlığına son verilmiş ve

askerî mahkemelerin üç askerî hâkimden oluşacağı hükme bağlanmıştır.

Gerçekleştirilen bu yasal değişiklikle AİHM kararında belirtilen söz konusu

eksikliğin giderildiği açıktır. Nitekim yeniden başlatılan soruşturma sonucunda

verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazı daüç askerî hâkimden teşekkül eden Askerî Mahkeme karara

bağlamıştır.

67. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olayda

AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmediğinin

söylenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden ayrıca incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yaşam

Hakkının Maddi Yönünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

69. Başvurucu, yukarıda belirtilen iddialarla (bkz. § 47)

oğlunun yaşamının korunamadığını ileri sürmüştür.

70. Ölüm olayının kasıtlı bir eylem sonucu meydana geldiği durumlarda

devletin sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân sağlayacak

nitelikte cezai soruşturmalar yürütmekle yükümlü olduğunu vurgulamak gerekir.

71.Ancak ihmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin

davalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre yaşam

hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez.

Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık

olması yeterli olabilir(Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 59).

72. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölüm

olaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakeme

hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olası sonuçların

farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkileri

göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek

için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda bireyler kendi

inisiyatifleriyle hangi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun insanların

hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine etkili bir ceza

soruşturması yürütülmemesi, hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin

yargılanmaması Anayasa'nın 17. maddesinin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 59-62).

73. Somut olayda başvurucu, gerek askere alım işlemleri

sırasındaki gerekse askerlik hizmeti sırasındaki birtakım eksikliklere vurgu

yaparak somut olayda yetkili makamların ihmalinin olduğunu ve yaşam hakkının

korunamadığı ileri sürmüştür.

74. Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında devletin sahip olduğu etkili yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülük, bu başlık altındaki ihlal iddiaları ile ilgili olarak,

başvurucuya idari yargı mercileri önünde açabileceği bir tam yargı davası

yolunun sağlanması ile yerine getirilmiş sayılabilir.

75. Nitekim Anayasa Mahkemesi, askerde intihar eden kişilerin

yakınları tarafından açılan tam yargı davalarında idarenin kusurlu olduğunun

tespit edilmesi ve ölen kişinin yakını/yakınları lehine belli bir miktar

tazminata hükmedilmesi hâlinde yaşam hakkı yönünden mağduriyetin ortadan

kalkabileceğini önceki birçok kararında ifade etmiştir (benzer yöndeki bazı

kararlar için bkz. Abdullah Doğan ve Meryem

Doğan, B. No: 2014/129, 29/9/2016, §§ 33-54; Aysel Yılmaz ve diğerleri, B. No:

2014/6927, 29/9/2016, §§ 59-62).

76. Somut olayda başvurucu, oğlunun ölümü ile neticelenen olay

hakkında yürütülen ceza soruşturmasından sonra bireysel başvuruda bulunmuştur.

Başvurucu, Türk hukuk sistemindeki mevcut hukuki yollardan olup hem idarenin

mesuliyetini saptayabilecek hem de gerektiği takdirde zararın ödenmesini

sağlayabilecek olan tam yargı davası yolunu tükettiğine ilişkin herhangi bir

bilgi ve belgeyi Anayasa Mahkemesine sunmamıştır. Bu durumda yaşam hakkının

korunamadığına ilişkin şikâyetler yönünden kanunda öngörülen yargısal başvuru

yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olduğundan söz

edilemeyecektir.

77. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkının maddi yönünün ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

9/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Selahaddin

MENTEŞ

Raportör

:

Halil

İbrahim DURSUN

Başvurucu

:

Hüseyin

KAPLAN

Vekili

:

Av. Hıdır

ÇİÇEK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/16497, 9 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Avrupa İnsan Hakları
  7. B. Avrupa İnsan Hakları
  8. C. Avrupa İnsan Hakları
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Gökcan
  15. Özgüldür
  16. Menteş
  17. Kaplan
  18. Çiçek
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/16497
Tarih
9 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • Gülhan Apartmanı Yönetimi Başvurusu (B. No: 2015/18363)
  • Safa Özkan Başvurusu (B. No: 2017/6386)
  • Kıymet Sema Mendilcioğlu Başvurusu (B. No: 2016/15470)
  • Ali Ayvalıtaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/1275)
  • K.k. Başvurusu (B. No: 2016/77246)
  • Nevzat Koçak Başvurusu (B. No: 2015/11217)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.