İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nevzat Koçak Başvurusu (B. No: 2015/11217)

1. Başvuru, kolluk görevlilerinin fiziki ve silahlı güç

Başvuru No2015/11217Tarih9 Ekim 2019Okuma25 dk · 4.975 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Nevzat Koçak Başvurusu

Karar tarihi
9 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2015/11217
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.975 kelime·25 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kolluk görevlilerinin fiziki ve silahlı güç

kullanımı sonucu meydana gelen yaralanma ve bu olay hakkında etkili bir ceza

soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının;

derece mahkemelerince makul süre içinde tarafsız bir yargılama yapılmaması,

temyiz incelemesinin duruşmasız yapılması, kolluk görevlilerinin güç kullanımı

nedeniyle açılan tazminat davasının süre aşımı nedeniyle reddedilmesi, karar

düzeltme talebinin reddi nedeniyle idari para cezasına

hükmedilmesi, idari eylem nedeniyle açılacak tazminat davalarının adli yargı

yerine idari yargı mercilerince karara bağlanması ve yargılamanın sonucunun

adil olmaması nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/6/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirilmesine gerek görülmediğini

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Kolluk görevlilerince düzenlenen 5/5/2006 tarihli tutanağa

göre 5/5/2006 günü saat 21.15 sıralarında işledikleri iddia edilen çeşitli

suçlar nedeniyle haklarında soruşturma başlatılan başvurucu ve bir başka kişi,

aynı gün saat 22.00 sıralarında bir cadde üzerinde görülmüştür. Kolluk

görevlilerinin dur ihtarına riayet etmeyen şüpheliler yaya olarak kaçmıştır.

Kolluk görevlilerinin takibi esnasında başvurucu, kolluk görevlilerine doğru,

kolluk görevlileri ise havaya doğru ateş etmiştir. Bir sokak üzerindeki düğün

kalabalığına yaklaşan başvurucu, kolluk görevlilerine doğru silahla ateş etmiş;

diğer şüpheli ise tüfek doğrultmuştur. Teslim olması için kolluk görevlilerinin

yaptığı sesli uyarıyı ve havaya yapılan atışı dikkate almayan başvurucu kaçmaya

çalışırken yere düşmüştür. Kafasında kanama olan başvurucu, cankurtaran

yardımıyla bir sağlık tesisine götürülmüştür.

9. Çeşitlik sağlık kuruluşlarınca düzenlenen tıbbi belgelerden

ateşli silahla kafasından yaralandığı ve tedavisi için Ege Üniversitesi Tıp

Fakültesi Hastanesinde ameliyat edildiği anlaşılan başvurucu 7/6/2006 tarihinde

taburcu edilmiştir.

A. Başvurucunun

Yaralanması Nedeniyle Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci

10. Başvurucu, vekili aracılığıyla Menemen Cumhuriyet

Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) verdiği 16/5/2006 tarihli

dilekçesinde; kendisine yönelik aşırı şiddet ve kötü muamele nedeniyle teslim

olmadığını, polis memurlarının öldürme kastıyla ateş ettiklerini ve olay

nedeniyle üç kez ameliyat olduğunu iddia etmiştir.

11. Cumhuriyet Başsavcılığı yürüttüğü soruşturma sonunda

31/7/2006 tarihinde;

- İşlediği iddia olunan pek çok suç nedeniyle polis memurlarının

yakalamak istediği başvurucunun silahla ateş ederek yakalamaya direndiği,

başvurucunun başını hedef almak suretiyle ateş edilmesi ihtimalinin hayatın

olağan akışına uygun olmadığı ve bu nedenlerle olayda hukuka uygun nedenlerin

bulunduğu,

- Polis memurlarının eylemlerinin başvurucunun tekrar ateş

etmesine engel olmaya ve başvurucuyu etkisiz hâle getirmeye yönelik olduğu,

yere düşmesinden sonra başvurucunun darbedildiğine

dair delil bulunmadığı gerekçeleriyle başvurucunun iddiaları yönünden

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (kovuşturmasızlık

kararı) vermiştir.

12. Başvurucu 29/8/2006 tarihinde, şikâyet dilekçesinde ileri

sürdüğü hususlar yanında soruşturmadaki eksikliklere de dikkat çekerek vekili

aracılığıyla kovuşturmasızlık kararına itiraz

etmiştir.

13. Başvurucunun itirazı hakkında karar verilip verilmediği

tespit edilememiştir.

B. Başvurucu Hakkında

Yürütülen Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç

14. Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen fezlekeye istinaden

Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun da aralarında bulunduğu birkaç

şüpheli hakkında Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) nezdinde

kamu davası açmıştır.

15. Ceza Mahkemesi 25/9/2007 tarihinde başvurucunun bazı

suçlardan beraatine, bazı suçlardan ise mahkûmiyetine

karar vermiştir.

16. Başvurucu vekilinin talebi üzerine temyiz incelemesini yapan

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 19/12/2017 tarihinde bazı suçlar yönünden verilen

kararlarının onanmasına, bazı suçlar yönünden açılan davaların ise dava

zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düşürülmesine karar vermiştir.

C. Tam Yargı Davası

Süreci

17. Başvurucu, kim olduğu tespit edilemeyen bir polis memurunun

silahla ateş etmesi sonucu yaralandığını ve gözaltına alınmak istenirken kolluk

görevlilerinin şiddetine maruz kaldığını belirterek24/9/2008 tarihinde Emniyet

Genel Müdürlüğünden tazminat talep etmiştir.

18. Tazminat talebinin reddi üzerine başvurucu, vekili

aracılığıyla 31/12/2008 tarihinde İçişleri Bakanlığı aleyhine İzmir 2. İdare

Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde tam yargı davası açmıştır. Dava

dilekçesinde, kovuşturmasızlık kararına yapılan

itiraz hakkında herhangi bir tebligat yapılmadığı belirtilmiştir.

19. İdare Mahkemesi 8/1/2009 tarihinde, süre aşımı nedeniyle

davanın reddine karar vermiştir. Anılan kararın ilgili kısımları şöyledir:

"...

Bakılan davanın, 05.05.2006 tarihinde İzmir

Menemen Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli polis memurlarınca davacının

kafasına silahla ateş edilmesi neticesinde yaralandığından dolayı meydana gelen

zararın tazmini istemiyle açıldığı, anılan zararın polis memurlarının eylemi

sonucu meydana gelindiğinin davacı tarafından bilindiği bu hususun gerek davacı

tarafından Menemen Cumhuriyet Başsavcılığına verilen 16.05.2006 günlü şikayet

dilekçesinde gerekse dava dilekçesinde belirtildiği anlaşılmakta olup, olayda

dava açma süresinin davacının, kafasına hangi polis memuru tarafından ateş

edildiğinin belirlendiği tarih değil, davacı tarafından da bilindiği üzere bu

eylemin polis memurları tarafından işlendiğinin ileri sürüldüğü 05.05.2006

tarihinden itibaren başlatılması gerekmektedir.

Bu durumda, zararla bu zararlı sonucun

doğmasına etkisi olan eylemi gerçekleştirenlerin (polis memurları) olayın

meydana geldiği 05.05.2006 tarihinde davacı tarafından bilindiğinin kabulü

gerektiği, böylece bu tarihten itibaren bir yıl içinde idareyebaşvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemesi gerekirken 24.09.2008 tarihinde, olay

tarihinden itibaren yaklaşık ikibuçuk yılgeçtikten sonraki bir tarihte yapılan başvuru sonucu

verilen cevabi yazı üzerine 31.12.2008 tarihinde açılan bu davanın süre aşımı

nedeniyle esastan incelenme olanağı bulunmamaktadır.

..."

20. Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) 21/3/2013 tarihinde,

başvurucu vekilinin temyiz istemini reddederek İdare Mahkemesince verilen

kararı onamıştır.

21. Başvurucu vekili 29/5/2013 tarihinde özetle cismani zararın

meydana geldiği durumlarda dava açma süresinin meydana gelen zararın kesin

sağlık raporuyla tespit edilmesinden sonra başlayacağını, sağ kulakta %82, sol

kulakta ise %8 duyma kaybı meydana geldiğini, zararın devam ettiğini,

taleplerine rağmen İdare Mahkemesinin zararın tespitine ilişkin rapor aldırmadığını,

25/9/2007 tarihinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde kraniyoplasti (kafatası anomalilerinin cerrahi yolla

düzeltilmesi) ameliyatı yapıldığını, failin tespitini beklemeleri nedeniyle

idareye daha önce başvuru yapmadıklarını, kovuşturmasızlık

kararına yaptıkları itirazın sonucunun kendilerine tebliğ edilmediğini,

delillerin toplanmadığını ve idareye yaptıkları başvuru ile akabinde açtıkları

davanın süresinde olduğunu belirterek karar düzeltme talebinde bulunmuştur.

İdare Mahkemesi ile yapılan yazışmalardan İdare Mahkemesine veya Daireye bahsi

geçen kraniyoplasti ameliyatına veya meydana gelen bedensel

zararın kapsamına ilişkin herhangi bir sağlık raporu ibraz edilmediği, dosyada

tıbbi belge olarak yalnızca;

- 5/5/2005 tarihli genel adli muayene raporunun,

- 5/6/2006 tarihli hasta çıkış raporunun,

- 7/6/2006 tarihli epikriz formunun,

- İşlediği iddia edilen suçlar yönünden başvurucunun cezai

ehliyetinin bulunup bulunmadığına ilişkin Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunun

27/6/2006 tarihli raporunun,

- Başvurucuya 25/5/2013 tarihinde Menemen Devlet Hastanesinde

yapılan bir işitme testine ilişkin formun bulunduğu anlaşılmıştır.

22. Karar düzeltme istemi Dairenin 26/3/2015 tarihli kararıyla

reddedilmiştir. Kararda, karar düzeltme talebinin reddedilmesi nedeniyle

başvurucuya idari para cezası verildiğine dair bir hüküm yer almamaktadır.

23. Nihai karar başvurucu vekiline 3/7/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat

24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar”

kenar başlıklı 172. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi

sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde

edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer

olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi

alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı,

süresi ve mercii gösterilir.

25. 5271 sayılı Kanun'un "Cumhuriyet

savcısının kararına itiraz" kenar başlıklı 173. maddesinin

başvurucunun kovuşturmasızlık kararına itiraz ettiği

tarihte yürürlükte olan hâlinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Suçtan zarar

gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği

tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren

Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en

yakın ağır ceza mahkemesine itiraz edebilir.

(2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının

açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.

(3) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353 S.K./26.mad)

Mahkeme, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu

hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hâkimini görevlendirebilir;

kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli

olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet

savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye

bildirir.

(4) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353

S.K./26.mad) Mahkeme istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame

düzenleyerek mahkemeye verir.

..."

26. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun "Doğrudan doğruya tam yargı

davası açılması" kenar başlıklı 13. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"1. İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı

bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve

her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.

..."

2. İdari Yargı Uygulaması

27. Pek çok Danıştay kararında; idari eylem nedeniyle uğranılan

zararın tazminine yönelik olan tam yargı davalarının açılabilmesinin eylemin idariliğinin ve zararın bilinmesine bağlı olduğu, bir

eylemin idariliği ve doğurduğu zararın bazı

durumlarda eylemin gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve

incelemelerden hatta ceza davalarından sonra ortaya çıkabildiği, bazı

durumlarda ise eylemin idariliğinin zararın görev

kusurundan doğup doğmadığının ceza yargılamasıyla belirlenmesinden sonra

saptanabileceği ifade edilmiştir (birçok karar arasından bkz. Danıştay Onuncu

Dairesinin 17/12/2013 tarihli ve E.2010/11294, K.2013/9173 sayılı; 21/6/2018

tarihli ve E.2015/3111, K.2018/2156 sayılı; 27/6/2018 tarihli ve E.2015/3392,

K.2018/2256 sayılı kararları).

28. Danıştay Onuncu Dairesi 24/12/2013 tarihli ve E.2010/8633,

K.2013/9417 sayılı, 17/1/2017 tarihli ve E.2016/2637, K.2017/180 sayılı

kararlarında yargılamaya konu olaylarda eylemin idariliğinin

kamu görevlileri hakkında kovuşturmasızlık kararı

verilmesiyle ortaya çıktığını ve dava açma süresinin kovuşturmasızlık

kararının verildiği tarihten itibaren işlemeye başladığını belirtmiştir.

B. Uluslararası Hukuk

29. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Sultani Acar (B. No: 2014/16344,

22/3/2018, §§ 37-61) ve Tahir Ağgün (B. No: 2015/3544, 14/11/2018, §§ 24-28)

başvuruları hakkında verilen kararlar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 9/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkı ile Kötü Muamele Yasağının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu; yakalama işlemi sırasında kim olduğu tespit

edilmeyen bir polis memurunun öldürmek amacıyla kasten kafasına silahla ateş

etmesi sonucu hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığını, bu olay nedeniyle

ameliyatla kafa kemiğinin alındığını ve başkaca ciddi sağlık sorunlarının

ortaya çıktığını, failin tespiti ve cezalandırılması amacıyla Cumhuriyet

Başsavcılığına verdikleri şikâyet dilekçesi ile ilgili herhangi bir kararın

kendisine tebliğ edilmediğini, devletin silah kullanımı değerlendirecek

mekanizmaları da içerecek şekilde polis teşkilatının oluşumu ve polislerin

eğitimi de dâhil olmak üzere yaşam hakkını korumak için gerekli önlemleri almadığını,

başvuruya konu olayda silah kullanımı için gerekli şartların bulunmadığını,

yere düştükten sonra polislerin tekmelemek suretiyle kendisini yaraladıklarını,

kendisine yönelik eylemlerin cezasız bırakıldığını ve kovuşturmasızlık

kararında yapılan tespitlerin makul olmadığını belirterek Anayasa'nın 17., 36.,

38. ve 40. maddelerinde güvence alınan haklarının ihlal edildiğini öne

sürmüştür.

2. Değerlendirme

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu öz itibarıyla kendisini yakalamak

amacıyla kullanılan silahlı gücün gereksiz ve orantısız olduğundan, yakalama

esnasında kendisine fiziki şiddet uygulanarak kötü muamelede bulunulmasından ve

bu olaylar hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesinden

yakınmaktadır.

33. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi

için gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmakla

birlikte bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi olayın yaşam hakkı

çerçevesinde incelenebilmesi mümkündür (Mehmet

Karadağ, B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20). Ölüm gerçekleşmemiş ise

başvurunun yaşam hakkı kapsamında incelenip incelenmeyeceğinin tespitinde diğer

faktörlerle birlikte kişiye karşı kullanılan gücün derecesi, türü, kullanımının

ardında yatan niyet ve amaç birlikte değerlendirilir (Mustafa Çelik ve Siyahmet

Şeran, B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 69).

34. Somut olayda, başvurucuyu yakalamak için kullanılan silahlı

güç ölümle neticelenmese dahi başvurucunun yaşamını tehlikeye sokmuştur. Bu

nedenle Anayasa Mahkemesi; başvurucunun kendisini yakalamak amacıyla kullanılan

silahlı gücün gereksiz, orantısız ve bu olay hakkında yürütülen soruşturmanın

etkisiz olduğuna ilişkin şikâyetlerini yaşam hakkı kapsamında inceleyecektir.

Başvurucunun silahla yaralanıp yere düştükten sonra fiziki şiddete maruz

kaldığına ve bu olayla ilgili etkili ceza soruşturması yürütülmediğine yönelik

iddiaları ise kötü muamele yasağı kapsamında tetkik edilecektir.

35. Anayasa’nın iddiaların değerlendirilmesinde dayanak alınacak

"Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve

manevi varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası

ile üçüncü fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

…

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz."

36. Anayasa’nın "Devletin

temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili

bölümü şöyledir:

"Devletin

temel amaç ve görevleri, … kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk

devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

37. Yaşam hakkının maddi boyutuyla ilgili iddialar yönünden

başvuruya uygulanabilir ilkeler, devletin yaşam hakkı bağlamında yüklendiği

negatif yükümlükle ilgili olanlardır. Bu ilkeler Serpil Kerimoğlu ve diğerleri (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51), Cemil Danışman (B. No: 2013/6319,

16/7/2014, §§ 44, 45, 50, 57, 63), Nesrin

Demir ve diğerleri (B. No: 2014/5785, 29/9/2016, § 108) ve Cezmi Demir ve diğerleri (B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 76) başvuruları hakkında verilen kararlarda yer almaktadır.

38. Başvurucunun kötü muamele yasağının maddi boyutuyla ilgili

şikâyetleri yönünden başvuruya uygulanabilir ilkeler de Anayasa Mahkemesinin

negatif yükümlük konusunda benimsediği ilkelerdir. Bahse konu ilkeler, yukarıda

zikrolunan Cezmi Demir ve diğerleri (anılan

kararda bkz. §§ 80, 81, 83-85, 88-90, 95) ve Tahir

Canan (anılan kararda bkz. § 23) başvuruları hakkında verilen

kararlarda bulunmaktadır.

39. Anayasa'nın 17. maddesi uyarınca devletin yaşam hakkı ile

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında birtakım pozitif

yükümlülükleri vardır. Pozitif yükümlülüklerinin usule ilişkin boyutu gereğince

devletin kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm ve

yaralama vakalarında sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân

verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütmesi gerekir. Bu tür olaylarda,

yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat

ödenmesi ihlali gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

55; Cezmi Demir ve diğerleri, §

110).

40. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetleri açısından olayda

sorumluluğu bulunanların tespiti ve cezalandırılması konusunda makul bir başarı

şansı sunabilecek olan başvuru yolu, etkili bir ceza soruşturmasıdır.

41. Başvurucunun şikâyetleriyle ilgili olarak yürütülen

soruşturmanın 31/7/2006 tarihinde verilen kovuşturmasızlık

kararıyla son bulduğu, bu nedenle soruşturma sürecinin Anayasa Mahkemesinin

zaman bakımından yetkisi dışında kaldığı düşünülebilir. Ne var ki bu karara

başvurucu tarafından yapılan itiraz hakkında bir karar verilip verilmediği

tespit edilememiştir. Başvurucu da tam yargı davası sürecinde verdiği 29/5/2013

tarihli karar düzeltme dilekçesinde itirazın sonucunun kendisine tebliğ

edilmediğini belirtmiştir (bkz. § 21). Bireysel başvurunun mevcut başvuru

yollarının tüketilmesinden itibaren yapılması gerekliliğinden ve zaman

bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihine kadar başvurucunun kovuşturmasızlık kararına yaptığı itiraz hakkında karar

verilmediği varsayımından hareket eden Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkı ile kötü

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddialar yönünden zaman bakımından

yetkisinin bulunduğu kanaatindedir.

42. Bununla birlikte başvurucunun açtığı tam yargı davasının

başvuru süresine bir etkisi bulunmadığından süre aşımına ilişkin kabul

edilebilirlik kriteri yönünden bir değerlendirme yapılması gerekir.

43. Yaşam hakkı ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği

şikâyetleriyle ilgili soruşturmaların etkili olup olmadığı yönünden inceleme

yapılabilmesi için -mutlak surette gerekli olmasa da- yürütülen soruşturmanın

makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu makamları tarafından nasıl

sonlandırılacağının beklenmesi bireysel başvuru ile getirilen koruma

mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş,

B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).

44. Diğer taraftan başvurucunun yetkili makamlara müracaat

etmesine rağmen doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa,

başlatılan soruşturmada ilerleme yoksa veya soruşturma artık etkisiz bir hâl

almışsa başvurucudan soruşturmanın sonucunu beklemesini istemek makul

olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucu, gerekli özeni göstermeli ve

şikâyetini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidir (Rahil Dink ve diğerleri, § 77). Zira

soruşturmanın etkililiğini sağlayacak bir başvuru yolu bulunmamaktadır. O hâlde

anılan ihlal iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmesi gerekmemektedir

(Yasin Ağca, B. No: 2014/13163,

11/5/2017, § 121). Böyle bir durumda başvurucu, etkili bir soruşturma

yürütülmediğinin farkına vardığı veya varması gerektiği andan itibaren otuz gün

içinde bireysel başvuruda bulunmalıdır. Doğal olarak başvurucunun etkili bir

soruşturma yürütülmediğinin ne zaman farkına varması gerektiği her başvurunun

şartlarına bağlı olarak değerlendirilecektir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, B. No:

2014/15732, 24/1/2018, § 87).

45. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici

gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu, soruşturmanın ilerlemesini

sağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvurucudan başvuru yollarını tüketmeden

bireysel başvuruda bulunması beklenmemelidir. Ancak bu hâlde dahi soruşturmanın

daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucu, durumun farkına vardığı veya

varması gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel başvuruda bulunmalıdır

(Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu,

§ 88).

46. Somut olayda kovuşturmasızlık

kararına 29/8/2006 tarihinde itiraz etmesine rağmen itirazın sonucuyla ilgili

olarak başvurucuya herhangi bir bildirim yapılmamıştır. Buna rağmen başvurucu,

itirazı hakkında karar verilmesini sağlamak için itirazı incelemeye yetkili merciyi harekete geçirmeye yönelik hiçbir çaba göstermemiş

ve bireysel başvuru yapmak için tam yargı davasının sonuçlanmasını beklemiştir.

47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

48. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”

49. Bireysel başvuru yapmada güçlük çektiği yönünde bir iddiası

bulunmayan başvurucunun 23/9/2012 tarihinden itibaren kovuşturmasızlık

kararına yaptığı itiraz hakkında bir karar verilmediğini ve bu bağlamda

soruşturmanın etkisiz olduğunu belirterek bireysel başvuru yapma imkânının

bulunduğunu dikkate alan Anayasa Mahkemesi, yaptığı itiraz hakkında karar

verilmediğinin açıkça farkında olduğu anlaşılan başvurucunun 29/6/2015

tarihinde yaptığı başvurusunun süresi içinde yapılmış bir başvuru olarak kabul

edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

50. Açıklanan gerekçelerle yaşam

hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Başvurucu Hakkında

Yürütülen Ceza Yargılamasına İlişkin İhlal İddiaları

1. Başvurucunun İddiaları

51. Başvurucu; Yargıtayın tarafsız

olmadığını, etkili bir temyiz incelemesi yapılmadığından iki dereceli

yargılanma hakkının ihlal edildiğini, temyiz incelemesinin duruşmasız

yapıldığını, gerekli inceleme yapılmadan onama kararı verildiğini, temyiz incelemesinin

uzun sürdüğünü, yargılamanın makul süre içinde sonuçlandırılmadığını belirterek

Anayasa'nın 36., 38. ve 40. maddelerinde güvence alınan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

52. Başvurucu, ihlal iddialarını belirli bir yargılama

sürecinden söz ederek dile getirmemiş ve başvuru formunda, hakkında yürütülen

ceza yargılamasına ilişkin süreç hakkında bilgi vermemiştir. Bununla birlikte

Yargıtay, yalnızca başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılaması sürecinde

görev almıştır. Bu sebeple mezkûr şikâyetlerin başvurucu hakkında yürütülen

ceza yargılamasına ilişkin olduğu sonucuna varılmıştır.

53. Başvurucunun iddialarının özü makul sürede yargılama yapılmadığına,

temyiz incelemesinin duruşmasız yapılması nedeniyle aleni yargılama hakkının

ihlal edildiğine, Yargıtayın tarafsız olmadığına ve

yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkindir. Bu nedenle başvurucunun

bütün iddiaları yalnızca adil yargılanma hakkı kapsamında incelenecektir.

a. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

54. Bireysel başvuru sonrasında, 31/7/2018 tarihli ve 30495

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren

25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve

6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların

Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

55. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre yargılamaların

uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra

edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe

girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel

başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Bakanlık İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

56. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya

da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin

yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini

tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 26-36).

57.Ferat Yüksel

kararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması

ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş

şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden

mahrum olmadığı vetazminat ödenmesine imkân tanıması

ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması

nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu

hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 33-36). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa

Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden

yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile

bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

58. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

59. Açıklanan gerekçelerle makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Diğer İhlal İddiaları

60. Başvurucunun başvuru tarihi itibarıyla başvuru yollarını

tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmakta ise de başvurucu

hakkındaki yargılama süreci inceleme tarihinden önce son bulmuştur. Bu nedenle

başvuruda başvuru yollarının tüketilmesi yönünden bir eksiklik bulunmamaktadır

(benzer değerlendirme için bkz. Ziver Demircan, B.

No:2014/235, 3/2/2016, §§ 46-48).

61. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının temel unsurlarından biri de Anayasa'nın 141. maddesinde

düzenlenen, yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Anayasa

Mahkemesi daha önceki kararlarında ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı

yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun yolu incelemesinin dosya

üzerinden yapılması hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz

edilemeyeceğine karar vermiştir (Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013,

§ 32; Ali İlhan Bayar, B. No:

2013/725, 19/11/2014, §§ 44-46; Mustafa

Doğan, B. No: 2014/1836, 28/9/2016, §§ 66-68).

62. Başvurucu somut olayda ilk derece mahkemesinde duruşmalı

olarak yargılandığından temyiz incelemesi sırasında ayrıca duruşma

yapılmamasının aleni yargılanma hakkına aykırılık oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

63. Başvurucu Yargıtayın tarafsız

olmadığına ilişkin iddiasını soyut olarak dile getirmiş olup ihlal iddiasına

ilişkin delillerini sunma ile temel hak ve özgürlüğünün ihlal edildiğine

ilişkin açıklamalarda bulunma yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemiştir.

Dolayısıyla başvurucu tarafından ileri sürülen iddianın temellendirilemediği

sonucuna ulaşılmıştır.

64. Gerek Yargıtayın onama kararında

gerekse kanun yolu incelemesinden geçerek kesinleşen Ceza Mahkemesi kararında

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan bir

durumun bulunmadığı dikkate alındığında etkili bir temyiz incelemesi

yapılmadığına ve gerekli inceleme yapılmadan onama kararı verildiğine ilişkin

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.

65. Açıklanan gerekçelerle başvurucu hakkında yürütülen ceza

yargılamasına ilişkin sair ihlal iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

C. Tam Yargı Davasına

İlişkin İhlal İddiaları

1. Başvurucunun İddiaları

66.Başvurucu 25/9/2007 tarihinde yapılan ameliyattan sonra bir

yıl içinde olaydan kaynaklanan zararlarının tazmini için idareye başvuru

yaptığını, başvurusunun reddi üzerine de dava açma süresi içinde tam yargı

davası açtığını, idari yargı mercilerinin dava açma süresinin zararın kesin

raporla öğrenilmesinden sonra işlemeye başlayacağını dikkate almadığını, sağlık

durumunun tespitine ilişkin olanlar da dâhil delil toplamadığını oysa davanın

açıldığı tarihte tedavisinin devam ettiğini, tedaviler için hâlâ masraf

yaptığını, sürekli iş göremezlik oranında her bir artışın ayrı bir olgu

olduğunu ve her bir olgunun ayrı bir davanın konusu oluşturduğunu, temyiz

incelemesinin duruşmasız yapıldığını, karar düzeltmeye ilişkin kanun yoluna

başvurmadan bireysel başvuru yapılamadığını, karar düzeltme yoluna başvuran

kişi aleyhine idari para cezasına hükmedildiğini, 5/5/2006 tarihinde başlayan

soruşturmanın karar düzeltme talebinin reddedilmesi ile sona ermesi nedeniyle

makul sürede yargılama yapılmadığını, davayı adli yargı yerine idari yargıda

açmak zorunda kalması nedeniyle tabii hâkim ilkesinin ihlal edildiğini, maruz

kaldığı olay nedeniyle uğradığı zararların tazmin edilmediğini belirterek

Anayasa'nın 35., 36, 37, 38 ve 40. maddelerinde güvence altına alınan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

67. Başvurucunun ihlal iddialarının özü makul sürede yargılama

yapılmamasına, açtığı tam yargı davasının süresinde açılmadığı gerekçesiyle

reddedilmesi ve karar düzeltme talebinin reddi sonucunda kendisine verilen

idari para cezası verilmesi nedeniyle mahkemeye erişememesine, temyiz

incelemesinin duruşmasız yapılması nedeniyle aleni yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ve adli yargı yerine idari yargıda açmak zorunda kalması nedeniyle

tabii hâkim ilkesinin ihlal edildiğine yöneliktir. Bu nedenle başvurucunun bütün

iddiaları yalnızca adil yargılanma hakkı kapsamında incelenecektir.

a. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

68. Anayasa Mahkemesi, başvurucu hakkında yürütülen ceza

yargılamasının makul sürede sonuçlandırılamadığı iddiası hakkında başvuru

yollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır (bkz. §§ 54-59). O sonuçtan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

69. Açıklanan gerekçelerle makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Davanın Süre Aşımı

Nedeniyle Reddedildiğine İlişkin İddia

70. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

71.Mahkemeye erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda etkili

bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada

açık, pratik ve yeterli fırsatlara sahip olmasını gerektirir. Özellikle hukuki

ya da uygulamadaki belirsizlikler kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebilir (Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve

Tic. Ltd. Şti., B. No: 2012/855, 26/6/2014, § 34).

72. Dava açma sürelerini düzenleyen, son derece karışık ve

dağınık olan bir mevzuatın aşırı şekilci (katı) yorumu mahkemeye erişim hakkını

ihlal edebilir. Özellikle başvuru mercii ve süresi gösterilmeyen işlemlerle

ilgili davalarda mahkemelerin usul kurallarını yorumlarken mahkemeye erişim

hakkını aşırı sınırlandıracak şekilde katı yorumdan kaçınmaları gerekir (Mohammed Aynosah, § 40).

73. İdari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle

açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortada

idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağı

bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veya

yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonra anlaşıldığı

veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra

başlayacağı kabul edilmektedir (Mehmet Çınar

ve Nuray Çınar, B. No: 2015/4807, 19/4/2018, § 46).

74. Dava açma süresinin işlemeye başladığı an da mahkemeye

erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],

B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihte

başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece

mahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma

süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin

bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,

dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili

derece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut

olayın koşulları ışığında incelemektir (Ahmet

Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açma

süresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve

somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin

bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsız

kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 66).

75. Somut olayda başvurucu, dava açma süresinin çok kısa

olduğuna ve bu süre nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine dair

bir iddiada bulunmamakta; yalnızca dava açma süresinin olay tarihinden itibaren

başlatılmasına itiraz ederek 25/9/2007 tarihinde ameliyat olduğuna ve zararın

devam ettiğine dikkat çekmektedir. Buna karşın başvurucu,

ne tam yargı davası sürecinde ne de yaptığı bireysel başvuruda iddialarını

ispat etmek için herhangi bir sağlık raporu ibraz etmiştir (bkz. § 21). Bundan

başka başvurucu, kim olduğunu bilmese bile bir polis memurunun açtığı ateş

sonucu yaralandığını bilmektedir. Nitekim Cumhuriyet Başsavcılığına verilen

16/5/2006 tarihli şikâyet dilekçesinde bu husus dile getirilmiştir. Bu nedenle

İdare Mahkemesinin idari başvuru yapılması gereken sürenin başlangıcına

başvurucunun yaralandığı 5/5/2006 tarihini esas almasını ve anılan tarihte

başvurucunun zarardan haberdar olduğuna ilişkin kabulünü haklı kılan nedenlerin

bulunmadığı söylenemez.

76. Bu durumda İdare Mahkemesinin dava açma süresinin

başlatılacağı tarihi belirlemesiyle ilgili yorumunun ve mevzuata dair

değerlendirmesinin öngörülemez nitelikte olmadığı, başvurucunun dava açmasını

aşırı derecede zorlaştıracak ya da imkânsız kılacak nitelikte katı bir yaklaşım

sergilemediği sonucuna varılmıştır.

77. Buna göre başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik

müdahalenin ölçülü olduğu, dolayısıyla belirtilen şikâyet bağlamında mahkemeye

erişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.

78. Açıklanan gerekçelerle davanın süre aşımı gerekçesiyle

reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine ilişkin iddianın diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Karar Düzeltme

Talebinin Reddedilmesi Sonucunda Para Cezası Verilmesine İlişkin İddia

79. Karar düzeltme talebinin reddedilmesi nedeniyle başvurucu

aleyhine idari para cezasına hükmedilmemiştir (bkz. § 22). Dolayısıyla

başvurucunun iddiası açıkça dayanaktan yoksundur.

80. Açıklanan gerekçelerle karar düzeltme talebinin reddedilmesi

nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Diğer İhlal İddiaları

81. 2577 sayılı Kanun'un 17. maddesinin (2) numaralı fıkrasının

18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle değiştirilmeden önceki

şeklinde temyiz ve itirazlarda duruşma yapılmasının tarafların istemine ve

Danıştay veya ilgili bölge idare mahkemesi kararına bağlı olduğu hükme

bağlanmıştır.

82. Somut olayda başvurucu, temyiz aşamasında duruşma talep

ettiğine ve bu talebin reddedildiğine dair bir belge ibraz etmediği gibi kanun

yolu incelemesi duruşmalı yapılmış olsaydı İdare Mahkemesi önünde dile

getiremediği hangi iddiaları ileri süreceğine ilişkin olarak herhangi bir

açıklamada bulunmamıştır. Bu sebeple aleni yargılanma hakkının ihlal edilmediği

sonucuna ulaşılmıştır.

83. Anayasa'nın 37. maddesinde düzenlenen tabii hâkim ilkesi,

yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden

sonra kurulmasına ya da yargıcın atanmasına engel oluşturur; sanığın veya

davanın yanlarına göre yargıç atanmasına olanak vermez. İlkeyle suçun

işlenmesinden sonra çıkarılacak bir kanunla, oluşturulacak mahkeme önüne

davanın götürülmesi ve böylece kişiye ya da olaya özgü mahkeme kurulması

yasaklanmıştır (AYM, E.2009/52, K.2010/16,21/1/2010). Dolayısıyla başvurucunun

idari eylem nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararlarının tazmini için adli yargı

yerine idari yargı merciinde dava açmak zorunda olması tabii hâkim ilkesini

ihlal etmemektedir.

84. Açıklanan gerekçelerle tam yargı davasına ilişkin sair ihlal

iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılamasında makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılamasına ilişkin sair

ihlal iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin

açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tam yargı davasında makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tam yargı davasının süre aşımı nedeniyle reddedilmesinin

mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine ilişkin iddianın diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

6. Karar düzeltme talebinin reddedilmesi sonucu verilen idari

para cezasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine ilişkin iddianın diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Tam yargı davasına ilişkin sair ihlal iddialarının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

9/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Selahaddin

MENTEŞ

Raportör

:

Murat İlter

DEVECİ

Başvurucu : Nevzat KOÇAK Vekili : Av. Nezahat PAŞA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/11217, 9 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvurucunun
  7. B. Başvurucu Hakkında
  8. C. Tam Yargı Davası
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Yaşam Hakkı ile Kötü Muamele Yasağının İhlal
  14. B. Başvurucu Hakkında
  15. C. Tam Yargı Davasına
  16. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  17. Gökcan
  18. Özgüldür
  19. Menteş
  20. Deveci
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/11217
Tarih
9 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • Ahmet Urhan Başvurusu (B. No: 2014/13961)
  • Hacı Karabulut Başvurusu (B. No: 2017/14871)
  • Ahmet Meriç Şenyüz Başvurusu (B. No: 2016/11228)
  • Abdurrahim Daşçi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/17563)
  • Mir Ahmed Başvurusu (B. No: 2015/8021)
  • Alper Uysal Başvurusu (B. No: 2015/3121)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.