İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İbrahim Arslan Başvurusu (B. No: 2014/20413)

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve tutukluluğa

Başvuru No2014/20413Tarih25 Aralık 2018Okuma18 dk · 3.538 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İbrahim Arslan Başvurusu

Karar tarihi
25 Aralık 2018
Başvuru Numarası
2014/20413
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.538 kelime·18 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve tutukluluğa

ilişkin kararların doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı

olan sulh ceza hâkimliklerince verilmesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının; kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak

kullanılması, mahkeme kararlarının idari denetime tabi tutulması, yetkisiz

soruşturma makamınca soruşturmanın yürütülmesi ve soruşturma dosyasına erişim

imkânı ile savunmanın hazırlanması için makul süre verilmemesi nedenleriyle

adil yargılanma hakkının; siyasilerin ve bir kısım medya organının birtakım

açıklama ve yorumları nedenleriyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği

iddiaları ve Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen kanun maddelerinin iptali

istemine ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Kamuoyunda 17-25 Aralık soruşturmaları

olarak bilinen soruşturmalar esnasında (anılan soruşturmalara ilişkin bilgiler

için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],

B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 30) Edirne Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube

Müdürlüğü bünyesinde yapılan -önleme amaçlı- iletişime müdahale işlemlerinin

usulsüz olduğu iddiasına ilişkin olarak başvurucunun da aralarında olduğu çok

sayıda kolluk görevlisi hakkında İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca(Başsavcılık) ceza soruşturması başlatılmıştır.

9. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 12/11/2014 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

10. Başsavcılık 14/11/2014 tarihinde başvurucuyu tutuklanması

istemiyle İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep

yazısında, başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin Edirne Emniyet

Müdürlüğünün hiyerarşik yapısı içinde altlık üstlük ilişkilerini kullanarak

yasa dışı bir örgütlenmede bir araya geldikleri, devletin istihbarat

faaliyetleri kapsamında görevlerinin sağladığı nüfuz ve güçle yasaların verdiği

yetkileri görevin gereklerine aykırı bir şekilde kullanarak amaçlarına ulaşmak

için toplumda tanınan ve kamuoyuna mal olmuş kişileri, çoğunlukla emniyet

müdürleri ve eşlerini, öğretim görevlilerini, meslek odası mensuplarını

organize suç örgütleriyle ilişkilendirmek ve bu kişilere ait bilgileri

bildikleri hâlde kişilerin gerçek kimliklerini gizlemek veya eksik ya da yanlış

bilgi vermek suretiyle içeriği itibarıyla sahte bir şekilde oluşturulmuş

belgelerle temin edilen dinleme kararlarıyla dinledikleri, böylece özel hayatın

gizliliğini ihlal ettikleri ifade edilmiş; başvurucu tarafından gerçekleştirildiği

ve suç oluşturduğu iddia edilen eylemlere ilişkin bir açıklamaya yer

verilmiştir.

11. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği 14/11/2014 tarihinde,

tutuklama talebinin reddi ile başvurucu hakkında adli kontrol tedbiri

uygulanmasına karar vermiştir.

12. Başsavcılık 14/11/2014 tarihinde, İstanbul 4. Sulh Ceza

Hâkimliğinin bu kararına itiraz etmiştir.

13. Başsavcılığın bu itirazını değerlendiren İstanbul 5. Sulh

Ceza Hâkimliği 18/11/2014 tarihinde, itirazın kabulü ile başvurucunun resmî

belgede sahtecilik suçundan tutuklanmasına ve hakkında tutuklamaya yönelik

yakalama emri çıkarılmasına karar vermiştir. Hâkimlik, başvurucunun da

aralarında olduğu şüpheliler yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu

sonucuna varırken soruşturma dosyalarında yer alan bilgi ve belgelere atıf

yapmış; özellikle İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin tevdi raporuna,

atılı suçların işlendiği hususundaki tanık ve müşteki beyanları ile ıslak

imzalı sahte belgelerin varlığına atıfta bulunmuştur.

14. Kararda; kuvvetli suç şüphesi yönünden yapılan

değerlendirmede ayrıcabaşvurucunun da aralarında

bulunduğu şüphelilerin dinleme kararı alınması sürecinde örgütlü bir yapı

içinde uygun mahkeme seçimi konusunda birbirlerini yönlendirdikleri, ret

kararlarına rağmen aynı gerekçelerle tekrar mahkeme kararı alarak suç işlemede

iradelerini, azim ve kararlılıklarını ortaya koydukları, bu hususların tevdi

raporuyla da tespit edildiği ifade edilmiştir. Aynı kararda; şüphelilerin

Edirne Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesinde görev yaptıkları dönemde görevin

sağladığı nüfuz ve gücü, görevlerinin gereklerine aykırı bir şekilde kullanarak

toplumda tanınan ve kamuoyuna mal olmuş birçok kişi hakkında -bu kişileri suç

örgütleri ile ilişkilendirmek suretiyle- iletişim tespiti kararları aldıkları,

bu kararları alırken yargı mensuplarını da aldatacak şekilde, aleyhinde dinleme

kararı alınan kişilerin gerçek kimlik bilgilerini gizleyerek veya eksik yazarak

hatta yanlış bilgi vererek talepte bulundukları, bu kararlarla kişiler

arasındaki aleni olmayan konuşmaları amaç dışı kaydettikleri, bu kararları

alabilmek için iletişime müdahale talep formlarını yaygın, sistemli ve organize

bir şekilde sahte olarak düzenleyip kullandıkları yönündeki olgulara ve

tutuklama talep yazısında yer alan diğer tespitlere değinilmiştir.

15. Hâkimlik, tutuklama nedenlerine ilişkin olarak ise "... suçun yasada öngörülen cezasının alt ve üst

sınırı, bu suçun önemli ve ciddi sayılan suçlardan olması hasebiyle tutuklama

nedeninin varsayıldığı, CMK[Ceza Muhakemesi Kanunu]'nun 100. ve devamı

maddelerinde belirtilen tutuklama yasağı veya yargılama engeli gibi halin bulunmadğı, atılı suçlar yönünden şüphelilerin üzerine

atılı suç sayısı ve çeşitliliği dikkate alınarak alabilecekleri ceza miktarı gözönüne bulundurulduğunda kaçabilecekleri yönünde şüphe

bulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmadığı, çok kapsamlı bir şekilde ve çok

yönlü olarak soruşturmanın devam ettiği, bu anlamda şüphelilerin delilleri yok

etme, gizleme,tanık ve mağdurlar üzerinde baskı

oluşturma şüphesinin bulunduğu, atılı suçlar yönünden beklenen ceza veya

güvenlik önlemi değerlendirildiğinde 'ölçülülük' ilkesi uyarınca daha hafif

koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada ve bu suçlar

ile bu şüpheliler yönünden yetersiz kalacağı ..." değerlendirmesinde

bulunmuştur.

16. Başvurucu, çıkarılan yakalama kararı üzerine İstanbul 6.

Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/11/2014 tarihli kararıyla tutuklanmıştır.

17. Başvurucu 19/11/2014 tarihinde tutuklamaya dair İstanbul 5.

Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/11/2014 tarihli kararına itiraz etmiş, İstanbul 6.

Sulh Ceza Hâkimliğince 24/11/2014 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar

verilmiştir.

18. Başvurucu, anılan kararı 1/12/2014 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

19. Başvurucu 30/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

20. Başsavcılıkça başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin

Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını

engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, silahlı

terör örgütüne üye olma, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal

veya askerî casusluk amacıyla temin etme, görevi kötüye kullanma, iftira, resmî

belgede sahtecilik, haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, kişiler arasındaki

aleni olmayan konuşmaları kaydetmek, hukuka aykırı olarak kişisel verileri

kaydetmek, hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak, özel hayatın

gizliliğini ihlal etmek suçlarını işlediklerinden bahisle cezalandırılmaları

istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

21. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/371 sayılı

dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

22. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir ve başvurucunun tutukluluk durumu devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

23. İlgili hukuk için bkz.

Hikmet Kopar ve diğerleri [GK],

B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 36-47.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 25/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kanun Hükümlerinin

İptali İstemi

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

25. Başvurucu, 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 46.,

47., 48., 49., 71., 74., 83. ve 84. maddeleri ile yapılan düzenlemeler sonucu

soruşturmaya ilişkin esaslı savcılık işlemlerine karşı mahkeme güvencesinin

ortadan kaldırılmış olması nedeniyle anılan kanun değişikliklerinin Anayasa’nın

10., 19. ve 37. maddelerine aykırı olduğunu belirterek söz konusu kanun maddelerinin

iptalini talep etmiştir.

26. Bakanlık, bu iddialar hakkında başvurunun kabul

edilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında, yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemlerin doğrudan bireysel

başvuru konusu yapılamayacağı düzenlenmiştir. Bir yasama işleminin temel hak ve

özgürlüğün ihlaline neden olması durumunda doğrudan yasama işlemi aleyhine

değil ancak yasama işleminin uygulanması mahiyetindeki işlem, eylem ve

ihmallere karşı bireysel başvuru yapılabilir (Süleyman

Erte, B. No: 2013/469, 16/4/2013, § 17; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 37).

28. Somut olayda başvurucu, yasama işleminin doğrudan Anayasa’ya

aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği iddiasıyla bireysel başvuruda

bulunmuştur.

29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Masumiyet Karinesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

30. Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturmanın öncesinde ve

sonrasında siyasilerin soruşturmayı yönlendirici beyanlarda bulunması ve bir

kısım medya organında aleyhine gerçek dışı kampanya yürütülmesi nedenleriyle

masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Bakanlık, bu iddia hakkında başvurunun kabul

edilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

32. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu

gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve

özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler

olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu

gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair

olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin

gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

33. Somut olayda başvuru formu ve eklerinde başvurucunun

siyasilerin ve bir kısım medya organının hangi açıklama ve yorumlarıyla

kendisinin suçlu ilan edilmesi suretiyle masumiyet karinesini ihlal ettiklerini

belirtmediği görülmektedir. Bunun yanı sıra başvurucu, masumiyet karinesini

ihlal ettiğini ileri sürdüğü siyasilere ve bir kısım medya organına yönelik

hiçbir belirleyici ya da ayırt edici ifade de kullanmamış; başvuru formunda

anılan iddialarını somut bir olgu veya olay belirtmeksizin soyut olarak dile

getirmiştir.

34. Dolayısıyla başvurucunun masumiyet karinesini ihlal ettiğini

ileri sürdüğü siyasiler ile bir kısım medya organı tarafından yapıldığı iddia

edilen açıklama ve yorumlar yönünden başvuruya konu ihlal iddialarıyla ilgili

deliller sunarak olaylara ilişkin iddialarını kanıtlama ve hangi Anayasa

hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma suretiyle hukuki

iddialarını ortaya koyma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmıştır.

35. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet karinesinin

ihlal edildiğine ilişkin iddialarının temellendirilmemiş olduğu anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin Diğer İddialar

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

36. Başvurucu; kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil

olarak kabul edildiğini, kendisi tarafından yapılan tüm işlemlerin mahkeme

kararlarına dayanmasına rağmen bu kararların İçişleri Bakanlığı müfettişlerince

idari denetime tabi tutularak yaptığı işlemlerin hukuka aykırı olduğunun iddia

edildiğini, yetkisiz olan Başsavcılık tarafından hakkında soruşturma yürütüldüğünü

ifade etmiştir.

37. Başvurucu ayrıca; soruşturma dosyasına erişim imkânı ve

savunmanın hazırlanması için makul süre verilmediğini, kendisine verilen CD

içindeki bilgi ve belgelerin soruşturma dosyasındaki belgelerin tamamını içermediğini

belirterek adil yargılanma hakkının ve doğal hâkim ilkesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

38. Bakanlık, bu iddia hakkında başvurunun kabul

edilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

39. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

40. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

41. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

42. Somut olayda başvuruya konu yargılamanın devam ettiği tespit

edilmiştir (bkz. § 22). Bu kapsamda başvurucunun bu başlık altındaki

şikâyetlerine ilişkin hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin

bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

44. Başvurucu; somut olayda hakkındaki suç isnatları ile ilgili

olarak kuvvetli suç şüphesi ile tutuklama nedenlerinin bulunmadığını, tutuklama

ve tutuklamaya itiraz sonucu verilen kararların gerekçelerinin ilgili ve

yeterli olmadığını, bu kararlar verilirken ölçülülük ilkesinin dikkate

alınmadığını, yine bu kararlarda herhangi bir kişiselleştirmeye gidilmediğini,

kanunda belirtilmeyen bir gerekçenin tutuklamaya sebep gösterildiğini ifade

etmiştir.

45. Başvurucu ayrıca ilgili mevzuata göre önleme dinlemesi ile

ilgili bilgi ve belgelerin delil olarak kullanılamayacağını, bunların ifşasının

suç olduğunu, ifşa suçu işlenerek elde edilen belgelerin delil olarak

değerlendirildiğini, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin tevdi raporunun

doğruluğu sorgulanmadan suç şüphesi açısından delil olarak kabul edildiğini

belirterek masumiyet karinesinin; adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve

güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

46. Bakanlık görüşünde özetle 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı

Polis Vazife ve Salâhiyetleri Kanunu'nun ek 7. maddesi gereği usulsüz dinleme

yapanlar hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

hükümlerine göre işlem yapılmasının zorunlu olduğu, soruşturma sürecinin devam

ettiği, delillerin toplanma aşamasının henüz tamamlanmadığı ve kamu davasının

açılmadığı, başvurucunun tutuklandığı suç bakımından kuvvetli suç şüphesini

gösteren delillerin ilgili sorgu tutanaklarında gösterildiği, somut soruşturma

dosyaları kapsamında çok sayıda şüpheli hakkında soruşturma yürütüldüğü,

soruşturma dosyasının birçok bilgi ve belge ihtiva ettiği ve isnat edilen

suçların çok sayıda mağduru ve müştekisinin olduğu, bunların bir kısmının

ifadelerinin henüz alınmadığı belirtilmiştir.

b. Değerlendirme

47. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

48. Başvurucun tutuklamanın hukuki olmadığına yönelik bu

bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında,

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

49. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

50. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

51. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

52. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesine göre de şüpheli veya sanığın

kaçması, saklanması ya da kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların

bulunması, şüpheli yahut sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme

veya değiştirme, tanık, mağdur ya da başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde

tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli

şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin

bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

53. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda

dikkate alınacak hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi

ve uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

54. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen

hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine

tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları

dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının

gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 123,

124).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

55. Başvurucu, yürütülen bir soruşturma kapsamında 5237 sayılı

Kanun'un 204. maddesinde suç olarak düzenlenen resmî belgede sahtecilik

suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

56. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli

belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

57. Somut olayda başvurucu, resmî belgede sahtecilik suçundan

tutuklanmıştır. İstanbul 5. Sulh Ceza Mahkemesi, başvurucu hakkındaki tutuklama

kararında; soruşturma dosyası içinde mevcut deliller ile İçişleri Bakanlığı

Mülkiye Müfettişliğinin tevdi raporuna dayanarak başvurucunun da aralarında

bulunduğu şüphelilerin Edirne Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesinde görev

yaptıkları dönemde görevin sağladığı nüfuz ve gücü görevlerinin gereklerine

aykırı bir şekilde kullanarak toplumda tanınan ve kamuoyuna mal olmuş birçok

kişi hakkında -bu kişileri suç örgütleri ile ilişkilendirmek suretiyle-

iletişimin tespiti kararları aldıkları, bu kararları alırken yargı mensuplarını

da aldatacak şekilde bu kişilerden bir kısmının gerçek kimlik bilgilerini

gizledikleri veya eksik yazdıkları hatta yargı mensuplarına yanlış bilgi

verdikleri ifade edilmiştir. Kararda ayrıca; alınan bu iletişimin tespiti

kararlarıyla başvurucu ve diğer şüphelilerin kişiler arasındaki aleni olmayan

konuşmaları amaç dışı kaydettikleri, bu kararları alabilmek için iletişime

müdahale talep formlarını yaygın, sistemli ve organize bir şekilde sahte olarak

düzenledikleri ve kullandıkları belirtilmiş; bu nedenlerle başvurucunun üzerine

atılı suçu işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin bulunduğu sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 13, 14).

58. Buna göre tutuklama kararında gösterilen delillerin suç

işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz olduğu

söylenemez.

59. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır.

60. Somut olayda Hâkimlikçe başvurucunun tutuklanmasına karar

verilirken suçun yasada öngörülen

cezasının alt ve üst sınırı, suçun önemi, 5271 sayılı Kanun'un 100. ve devamı

maddelerinde belirtilen tutuklama yasağı veya yargılama engeli gibi hâlin

bulunmaması, atılı suç yönünden başvurucunun alabileceği ceza miktarı gözönünde bulundurulduğunda kaçabileceği yönünde şüphe

bulunması, soruşturmanın henüz tamamlanmaması, çok kapsamlı bir şekilde ve çok

yönlü olarak soruşturmanın devam etmesi, başvurucuların delilleri yok etme,

gizleme, tanık ve mağdurlar üzerinde baskı oluşturma şüphesinin bulunması

hususlarına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 15).

61. Somut olayda, başvurucu ile birlikte birden fazla kişi

hakkında soruşturma yürütüldüğü ve soruşturmanın onlarca mağdur ve müştekisinin

bulunduğu anlaşılmış olup iddia edilen eylemlerin örgütlü bir yapı içinde

işlendiğinin de ileri sürüldüğü tespit edilmiştir. Başvurucu ve diğer

şüphelilerin örgütlü bir yapı içinde hareket ettiklerinin iddia edilmesi

karşısında bu örgütlü yapıda yer alan kişilerin yurt dışına kaçması ve yurt

dışında barınmasının diğer şüphelilere göre daha kolay olacağı açıktır.

62. Öte yandan emniyet teşkilatında polis memuru olan

başvurucunun delilleri etkileme ve değiştirme imkânının diğer kişilere göre

daha fazla olduğu da kabul edilmesi gereken bir nedendir.

63. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul 5.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle delilleri etkileme ihtimaline

ve -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine ilişkin tutuklama nedenlerinin

olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

64. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

65. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını da gözönünde tutarak başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu

söylenemez.

66. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Doğal Hâkim, Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı

Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

67. Başvurucu; tutuklama kararı veren sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim ilkesine aykırı olduğunu,

ayrıca hakkında soruşturma başlatılması, bu süreçte yapılan yasal düzenlemeler,

kurulan sulh ceza hâkimliklerine yapılan hâkim atamaları ve siyasi söylemler

nedeniyle bu hâkimliklerin bağımsız ve tarafsız olmadıkları yönünde yeterli

kuşkunun mevcut olduğunu iddia etmiştir.

68. Başvurucu ayrıca tutuklama kararına karşı, belli bir amaç

için kuruldukları yönünde çok sayıda emare bulunan sulh ceza hâkimliklerine

başvurulmasına mecbur ve üst dereceli mahkeme tarafından tutukluluk hâlinin

değerlendirilmesi imkânından yoksun bırakıldığını belirterek adil yargılanma

ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

69. Bakanlık görüşünde özetle doğal hâkim ilkesinin katı bir

şekilde yargılamaya konu olaylardan önce kurulmuş mahkeme olarak yorumlanması

durumunda her yeni kurulan mahkemenin -kaçınılmaz olarak- kurulduğu tarihe

kadar meydana gelen adli olayların zamanaşımı süresince tabii hâkim ilkesine

aykırı olacağı, doğal hâkim ilkesi açısından asıl önemli olanın somut olaydan

sonra salt o olaya özgü olağanüstü mahkemelerin kurulmaması olduğu, yapılan

kanun değişikliğinin gerekçesinden tüm ülke çapında koruma tedbirleri

bakımından uzmanlaşma ve standardizasyonu sağlama maksadıyla bu hâkimliklerin

kurulduğunun anlaşıldığı, atanan hâkimlerin Hâkimler ve Savcılar Kurulu

tarafından kariyer, ehliyet ve liyakatleri gözetilerek atandığı belirtilmiştir.

b. Değerlendirme

70. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim güvencesini

sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve tutukluluğa

itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun

bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine

ilişkin iddialar Anayasa Mahkemesince birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda

sulh ceza hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu

iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2),

B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

71. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

72. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sulh ceza

hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı

olduğu iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kanun hükümlerinin iptali istemlerinin konu bakımından yetkisizliknedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Masumiyet karinesinin ihlali nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin diğer

iddiaların başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

5. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız

hâkim ilkelerine aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

25/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

İbrahim

ARSLAN

Vekili

:

Av. Suphi

BAT

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/20413, 25 Aralık 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kanun Hükümlerinin
  9. B. Adil Yargılanma
  10. C. Kişi Hürriyeti ve
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Gökcan
  13. Hakyemez
  14. Arslan
  15. Bat
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/20413
Tarih
25 Aralık 2018

İlgili Kararlar

  • M.s.s. Başvurusu (B. No: 2014/19690)
  • Mehmet Güler Başvurusu (B. No: 2015/15950)
  • M.z. ve M.b. Başvurusu (B. No: 2014/6493)
  • Kürşat Durmuş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/7287)
  • İsmail Torlar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/7671)
  • Ali Fuat Yılmazer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/7697)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.