İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

İbrahim Demiroğlu Başvurusu (B. No: 2017/15698)

1. Başvuru, yargılama devam ederken çıkarılan yasa ile davanın

Başvuru No2017/15698Tarih26 Temmuz 2019Okuma23 dk · 4.546 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul İbrahim Demiroğlu Başvurusu

Karar tarihi
26 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2017/15698
R.G. Tarih ve Sayı
19/12/2019 - 30983
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.546 kelime·23 dk okuma·26 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yargılama devam ederken çıkarılan yasa ile davanın

ortadan kaldırılması suretiyle uyuşmazlığın esasına yönelik talebin karara

bağlanmasının engellenmesi nedeniyle karar hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/1/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

8. İkinci Bölüm tarafından 3/7/2018 tarihinde yapılan

toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması

gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

10. Başvurucu 1985 Hakkari doğumlu olup

2007 yılında Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde

yükseköğrenimine başlamış, 2011 yılında da Fakülteden mezun olmuştur.

11. Başvurucu, taahhütname imzalamak suretiyle yükseköğrenimi

süresince Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumundan (Yurtkur)

katkı ve öğrenim kredisi (kredi) almıştır.

12. Yurtkur, mezuniyeti sonrasında

başvurucudan taahhütnamedeki kredi borcunu geri ödemesini istemiştir.

13. Kredi borçlusu olan başvurucu 11/3/2014 tarihinde Yurtkura başvurmuş ve ikamet ettiği köyün terörle

mücadeleden dolayı boşaltılan köylerden olduğunu belirterek 12/4/1991 tarihli

ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca, daha önce

aldığı kredinin bursa dönüştürülmesini ve borcunun iptal edilmesini talep

etmiştir.

14. Yurtkur 13/3/2014 tarihli yazıyla

başvurucunun talebini reddetmiştir. Söz konusu yazıda, terör sebebiyle köyleri

boşaltılan öğrencilere 2007-2008 öğrenim yılı itibarıyla burs verilmeye

başlandığı hatırlatılmış; kredi almakta iken durumunda sonradan değişiklik

olanlardan değişikliğin meydana geldiği öğretim yılında burs verilecek

öğrenciler kapsamına girenlerin kredilerinin öğrencinin durumunda meydana gelen

değişikliği izleyen ödeme döneminden itibaren bursa dönüştürüldüğü

belirtilmiştir. Aynı yazıda bu uygulama kapsamında kredisinin bursa

dönüştürülmesinin mümkün olmadığı ve kredi borcunun iptali için yapılacak

herhangi bir işlem bulunmadığı başvurucuya bildirilmiştir.

15. Başvurucu, söz konusu talebinin reddine ilişkin işlemin

iptali istemiyle Yurtkur'a karşı 26/5/2014 tarihinde

idari yargıda dava açmıştır. Başvurucu, hakkında takip ve haciz işlemlerine

geçilmemesi için dava sürecinde kredi borcunu ödemiştir.

16. Ankara 6. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 15/7/2015 tarihli

kararıyla dava konusu işlemi iptal etmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun

ikamet ettiği yer olan Hakkari'nin merkez ilçesi

Dutluca köyünün 1994 yılında terör nedeniyle boşaltılan köylerden olduğunun

Hakkari Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı yazısıyla sabit olduğuna

dikkat çekilmiştir. Sağladığı koşullar itibarıyla başvurucuya burs verilmesinin

ilgili yasa hükmünden kaynaklandığı, bu hususta idarenin takdir yetkisinin

bulunmadığı belirtilen kararda kredi borcunun bursa dönüştürülmesi yolundaki

talebin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı ifade

edilmiştir.

17. Davalı idarenin söz konusu karara karşı yaptığı itiraz

Ankara Bölge İdare Mahkemesi (Bölge İdare Mahkemesi) 4. Kurulunun 17/5/2016

tarihli kararıyla reddedilmiş ve Mahkeme kararı onanmıştır.

18. Yurtkur 13/7/2016 tarihinde

başvurucuya borç terkini konulu

bir yazı göndermiştir. Söz konusu yazıda, yapılan incelemede kredi borcunu

ödediğinin tespit edildiği ancak Mahkeme kararının uygulanması zorunluluğu

nedeniyle ödediği miktar kendisine iade edileceğinden banka hesap numarası

bilgilerini göndermesi gerektiği hususu başvurucuya bildirilmiştir.

19. Bu süreçte Yurtkur 25/7/2016

tarihinde, 17/5/2016 tarihli onama kararına karşı karar düzeltme yoluna

başvurmuştur.

20. Karar düzeltme incelemesi devam ederken 3713 sayılı

Kanun'un, terör nedeniyle köyleri boşaltılan öğrencilere karşılıksız burs verilmesini

öngören 21. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi 3/10/2016 tarihli ve 676

sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun

Hükmünde Kararname'nin(KHK) 89. maddesi ile

yürürlükten kaldırılmıştır. Aynı KHK'nın 90. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'a

eklenen geçici 16. maddede ise 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesinin birinci

fıkrasının mülga (ı) bendine istinaden yargı mercilerinde Yurtkur

aleyhine açılan davalardan feragat edilmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır.

21. Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi (Daire)

10/11/2016 tarihli kararıyla davalı idarenin karar düzeltme istemini kabul

etmiş, 17/5/2016 tarihli onama kararını kaldırarak 15/7/2015 tarihli Mahkeme

kararını bozmuştur. Daire bozma kararı üzerine yeniden yaptığı inceleme

neticesinde 3/10/2016 tarihli yasal düzenleme gereğince feragat edilmiş

sayılması nedeniyle konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer

olmadığına karar vermiştir.

22. Nihai karar 31/12/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

23. Başvurucu 26/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

24. Bireysel başvurunun incelenmesi sürecinde, 676 sayılı KHK,

1/2/2018 tarihli ve 7070 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler

Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine

Dair Kanun ile kanunlaşmıştır. Anılan Kanun'un 72. ve 73. maddeleriyle, 676

sayılı KHK'nın 89. ve 90. maddeleri aynen kabul edilmiştir.

25. 7070 sayılı Kanun'un 73. maddesiyle 3713 sayılı Kanun'a

eklenen geçici 16. maddenin "Söz konusu

bende istinaden yargı mercilerinde Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu

aleyhine açılan davalardan feragat edilmiş sayılır" şeklindeki

ikinci cümlesinin iptali istemiyle 114 milletvekili tarafından 3/5/2018

tarihinde Anayasa Mahkemesinde dava açılmıştır. Anayasa Mahkemesi 24/7/2019

tarihli ve E.2018/73, K.2019/65 sayılı kararıyla kuralı, Anayasa'nın 13. ve 36.

maddelerine aykırı görerek iptal etmiştir.

26. Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının gerekçesinde

özetle; yargılama usulü kurallarına göre doğrudan davacının açık iradesine

bağlı kılınan davadan feragat etme hususunda bireye herhangi bir seçenek

tanınmadığı, söz konusu davalar hakkında her ne kadar şeklî olarak bir karar

verilmesi öngörülmüşse de kuralın uyuşmazlığı maddi yönden çözüme

kavuşturmadığı, sadece davayı davacının tamamen aleyhine olacak şekilde ve

üstelik onun iradesi dışında ortadan kaldırdığı, bu yönüyle kuralın bireyin

dava açmaktaki gayesiyle bağdaşmadığı; Kanun’da bireye, sınırlama ile ortadan

kaldırılan davayı açmakla elde etmek istediği menfaatlerini kısmen de olsa

telafi etmeye yönelik herhangi bir imkân sağlanmadığı da dikkate alındığında bu

durumun bireye aşırı ve orantısız bir külfet yüklediği, dolayısıyla söz konusu

kuralın karar hakkına orantısız, ölçüsüz bir sınırlama getirdiği

belirtilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Kanunlar

27. 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesinin birinci fıkrasının olay

tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan mülga (ı) bendi şöyledir:

"Terörle mücadeleden dolayı köyleri

boşaltılan üniversite çağındaki öğrencilere ve ölenlerin çocuklarına yüksek

öğrenimleri süresince Devletçe karşılıksız burs verilir."

28. 3713 sayılı Kanun'un, 7070 sayılı Kanun'un 73. maddesi ile

eklenen geçici 16. maddesi şöyledir:

"Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih

itibarıyla 21 inci maddenin birinci fıkrasının mülga (ı) bendi kapsamında

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumundan burs almakta olanların bursları,

normal öğrenim sürelerinin sonuna kadar ilgili mevzuat hükümlerine göre

verilir. Söz konusu bende istinaden yargı mercilerinde Yüksek Öğrenim Kredi ve

Yurtlar Kurumu aleyhine açılan davalardan feragat edilmiş sayılır. Feragat

nedeniyle mahkemece yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilemez,

verilmiş olan kararlar üzerine ayrıca herhangi bir işlem yapılmaz."

29. 7070 sayılı Kanun'un 72. maddesi şöyledir:

"3713 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin

birinci fıkrasının (ı) bendi yürürlükten kaldırılmıştır."

30. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 307. maddesinin (1) numaralı bendi şöyledir:

"Feragat, davacının, talep sonucundan

kısmen veya tamamen vazgeçmesidir."

2. Danıştay İçtihadı

31. Danıştay Onuncu Dairesinin 19/4/2016 tarihli ve E.2016/1503,

K.2016/2134 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Dicle

Üniversitesi öğrencisi olan davacı tarafından, almakta olduğu öğrenim

kredisinin 3713 sayılı [Kanun hükmü] uyarınca karşılıksız bursa çevrilmesi istemiyle 5.4.2013 tarihinde

yapılan başvurunun reddine dair 10.1.2014 [günlü] işlemin iptali istemiyle açılan dava sonucunda,

Ankara 3. İdare Mahkemesince; Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit Komisyonu

Başkanlığı'nın 25.12.2013 tarihli... belgesinden davacının yaşamış olduğu

Diyarbakır/Değirmenli Köyü'nün terör ve güvenlik gerekçesiyle boşaltıldığı

anlaşılmakta olup, bu bağlamda, 5532 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği

29.6.2006 tarihinden sonra müracaat eden ilgililerin anılanKanun

kapsamında karşılıksız burs almaya hak kazanacağı gibi, söz konusu Kanunun

yürürlüğe girdiği tarihten sonra öğrenim kredisi alan ilgililerin hak sahibi

olduklarını kanıtlamaları hâlinde öğrenim kredilerinin karşılıksız bursa

çevrilmelerini her zaman talep edebilecekleri, davacının Kanunun yürürlüğe

girdiği tarihten sonra 2008 tarihli müracaatında hak sahibi olduğunu

belirtmemiş olmasının daha sonra yeniden başvurmasına engel teşkil etmeyeceği,

aksi yorumun ilk başvurularında belgelerini ibraz ederek karşılıksız burs

alanlar ile daha sonraki başvurularında ibraz ederek hak talebinde bulunanlar

arasında eşitsizliğe sebep olacağı ve hakkaniyete aykırı bir durum yaratacağı,

zira ilgililerin 5532 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonraki

öğrenim kredilerinin bursa çevrilmeyeceğine dair mevzuatta sınırlayıcı bir

hüküm yer almadığı, bir başka deyişle kredisinin tamamını 5532 sayılı Kanun ile

getirilen kural yürürlüğe girdikten sonra aldığı dikkate alındığında; davacının

anılan Kanun kuralından yararlandırılması gerektiği sonucuna varıldığından,

öğrenim kredisinin karşılıksız bursa çevrilmesi istemiyle yaptığı başvurusunun

reddine dair dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata uygunluk bulunmadığı

gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali yolunda verilen kararıntemyizen

incelenerek bozulmasına karar verilmesi istenilmektedir.

(...)

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen

temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden,

temyiz isteminin reddi ile ...[kararın] ONANMASINA..."

B. Uluslararası Hukuk

32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes

davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar[ın] ... esası konusunda

karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına

sahiptir..."

33. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'nin 6.

maddesinin medeni hukuk alanına giren konularda uygulanabilirliği ilk olarak

bir uyuşmazlığın varlığına bağlıdır. İkinci olarak uyuşmazlık en azından savunulabilir

bir şekilde iç hukukta tanınmış olduğu söylenebilecek hak ve yükümlülükler ile

ilgili olmalıdır. Son olarak ise bu hak ve yükümlülükler -her ne kadar bizzat

6. madde bu hak ve yükümlülüklere Sözleşmeci devletlerin hukuk sistemi içinde

belirli bir anlam atfetmese de- Sözleşme anlamında medeni nitelikte olmalıdır (James

ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, §

81).

34. AİHM; Sözleşme'nin 6. maddesinin Sözleşmeci devletlerin iç

hukukunda geçen bir hak için

belirli bir anlam öngörmediğini, bir hakkın var olup olmadığını karara

bağlamada ilke olarak iç hukuka başvurulacağını, ulusal mahkemelerin bu

konudaki değerlendirmelerinden farklı bir sonuca ulaşılması için de güçlü

gerekçelerin olması gerektiğini, yetkililerin belli bir başvuran tarafından

talep edilen tedbirin kabul edilip edilmemesine karar vermede takdir hakkını

kullanıp kullanmadığının dikkate alınabileceğini, hatta bu durumun belirleyici

olabileceğini, bununla birlikte salt bir kanun hükmünün lafzında bir takdir unsurunun

bulunmasının bir hakkın varlığını tek başına hükümsüz kılmayacağını, benzer

durumlarda iddia edilen hakkın yerel mahkemelerce tanınması veya yerel

mahkemelerin başvuranın talebinin esasını incelemesi hususunun da gözönüne alınması gerektiğini belirtmiştir (Boulois/Lüksemburg [BD], B. No: 37575/04,

3/4/2012, §§ 91-94).

35. AİHM; mahkeme hakkının görünümlerinden biri olan karar hakkı

ile ilgili Kutic/Hırvatistan davasında yaptığı

değerlendirmede ise Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının hukuki

uyuşmazlıkların tespiti için mahkemeye erişim hakkını güvence altına aldığını

yinelemekte ancak bu hakkın yalnızca dava açma hakkı ile sınırlı olmadığını,

aynı zamanda mahkemenin uyuşmazlık

konusundaki kararını elde etme hakkını da kapsadığını belirtmektedir.

AİHM'e göre bir taraf devletin iç hukuk sistemi

uyarınca, bir birey tarafından açılan davaya ilişkin yürütülen yargılamalar

neticesinde davanın nihai bir karara bağlanacağı garanti edilmeden bu kişinin

bir mahkeme önünde hukuk davası açmasına izin verilmesi yanıltıcı olur. AİHM,

Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının davacılara tanınan usule

ilişkin güvenceleri -adil, aleni ve hızlı yargılama-, uyuşmazlıklarının nihai

bir çözüme kavuşturulacağını garanti etmeksizin detaylı olarak açıklamasının

anlamsız olacağına dikkat çekmektedir (Kutic/Hırvatistan, B. No: 48778/99, 1/3/2002, § 25).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 26/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

37. Başvurucu, terörden dolayı yaşadığı mağduriyet nedeniyle

kendisine burs alma imkânı sağlayan yasal düzenlemenin KHK hükmü ile ortadan kaldırılmasının

maddi ve manevi yönden mağduriyetine neden olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu,

aldığı kredinin bursa çevrilmesi hakkını yargı kararı ile elde etmiş olmasına

rağmen kararın uygulanmasının bilinçli olarak geciktirildiğini iddia ederek, bu

gecikme sürecinde yürütme işlemi olan KHK ile kanunda yapılan düzenlemeyle

davadan feragat etme yönünde bir iradesi olmadığı hâlde kendisine böyle bir

irade atfedilmek suretiyle davanın ortadan kaldırıldığından şikâyet etmiştir.

Başvurucu, yukarıda belirtilen sebeplerle Anayasa'da güvence altına alınan

maddi ve manevi varlığın korunması ile adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

38. Bakanlık görüşünde kabul edilebilirlik yönünden; ihlal

edildiği iddia olunan hak Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı kapsamında

yer alsa dahi 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (3) numaralı fıkrası

uyarınca ihlalin kaynağını oluşturduğu iddia edilen kamu gücü işlemi bir yasama

işlemi, düzenleyici idari işlem, Anayasa Mahkemesi kararı ya da Anayasa’nın

yargı denetimi dışında bıraktığı işlemlerden biri ise bunlar hakkındaki

bireysel başvuruların Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dışında

kaldığı ifade edilmiştir. Somut olayda başvurucunun şikâyet konusu yaptığı

düzenlemeyi içeren 676 sayılı KHK’nın olağanüstü hâl KHK’sı olduğu

hatırlatılarak Anayasa Mahkemesinin yargısal denetiminin dışında olduğu

belirtilmiş; söz konusu hususun başvurunun konu bakımından yetkiye ilişkin

kabul edilebilirlik incelemesi sırasında değerlendirilmek üzere Anayasa

Mahkemesinin dikkatine sunulduğu ifade edilmiştir.

39. Görüş yazısında esasa ilişkin olarak ise öncelikle

başvurucunun şikâyetlerinin adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesinin

uygun olacağının değerlendirildiği belirtilmiştir. 3713 sayılı Kanun’un 21.

maddesinin mülga (ı) bendi ile terörle mücadeleden dolayı köyleri boşaltılan

üniversite çağındaki öğrencilerin eğitimlerinin aksamamasının amaçlandığı ifade

edilmiştir. Uygulamada anılan maddede geçen köyleri

boşaltılan ibaresinin çok geniş yorumlandığına dikkat çekilen görüş

yazısında; ilgiliye ikametgâhının/doğum yerinin boşaltılan köy olup olmadığına,

göçü fiilen yaşayıp yaşamadığına bakılmaksızın büyükşehirde doğmuş ve yaşamış

olsa dahi sadece nüfus kaydının köyde olmasına binaen burs bağlandığı, bu

durumun da kamu maliyesine ciddi bir yük getirmesi üzerine düzenlemenin

kaldırıldığı açıklamalarına yer verilmiştir. İhtiyaç sahibi öğrencilere burs,

diğer tüm öğrencilere ise istekleri hâlinde öğrenim kredisi verildiği, bu

bakımdan anılan madde uyarınca burs bağlanmasına ilişkin uygulamanın öğrenciler

arasında eşitsizliğe yol açtığı, öğrenimlerini tamamlayan öğrencilerin işe

girmelerinin ardından aldıkları krediyi geri ödemelerinin yeni öğrencilere

kredi verilmesi için mali kaynak oluşturduğu belirtilmiştir. Söz konusu meşru

amaçlar doğrultusunda getirilen düzenleme gereğince başvurucunun açtığı somut

başvuruya konu davada karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği belirtilerek

aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmediği de gözönünde bulundurulduğunda başvurucuya aşırı bir külfet

yüklenmediği sonucuna ulaşıldığı değerlendirmesinde bulunulmuştur. Görüş

yazısında son olarak, açıklanan hususların başvurucunun şikâyetlerinin

mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmesinde gözetilmesi konusundaki takdirin

Anayasa Mahkemesine ait olduğu ifade edilmiştir.

40. Başvurucu, Bakanlık görüşüne verdiği cevapta bireysel

başvuru formundaki açıklamalarına atfen ihlal iddialarını tekrarlamıştır.

B. Değerlendirme

41. Anayasa'nın 36. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes,

...yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir."

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki

davaya bakmaktan kaçınamaz."

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun yukarıda belirtilen

şikâyetlerinin özü; iptal davasına konu edilen, daha önce alınan kredinin

ilgili kanun hükmü kapsamında bursa dönüştürülmesi talebinin yargı merciince

uyuşmazlığın esasına ilişkin bir değerlendirme yapılmak suretiyle nihai bir çözüme

kavuşturulmamış, karara bağlanmamış olmasıdır. Bu sebeple belirtilen ihlal

iddiaları mahiyeti itibarıyla karar hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

43. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Anayasa Mahkemesine yapılan

bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından

müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış

olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme'nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

44. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci

fıkrasına adil yargılanma

ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesinde "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf

olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama

hakkı[nın] metne dahil" edildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla

Anayasa'nın 36. maddesine söz konusu ibarenin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal

güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar

Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017,§

54). Bu itibarla Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkının

kapsam ve içeriği belirlenirken Sözleşme'nin

"Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekir (Onurhan Solmaz,§

22).

45. Anayasa Mahkemesi; Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını

düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıkların ve bir suç

isnadının esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğunu

belirterek hakkın kapsamının bu konularla sınırlandırıldığını, hak arama

hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için

başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı

olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması

gerektiğini belirtmiştir (Adnan Oktar,

B. No: 2012/917, 16/4/2013, § 21).

46. Ayrıca Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

uygulanabilmesi için öncelikle uyuşmazlığın en azından savunulabilir bir

şekilde iç hukukta tanınmış olduğu söylenebilecek haklarla ilgili olması gerektiği belirtilerek AİHM ile

benzer ilkeler benimsenmiştir (İsmail

Taşpınar, B. No: 2013/3912, 6/2/2014, §21).

47. Bu bağlamda bireysel başvuruya konu olayda, başvurucunun

dava konusu talebine dayanak olarak gösterdiği 3713 sayılı Kanun'un 21.

maddesinin mülga (ı) bendi hükmünün lafzı incelendiğinde anılan düzenleme ile

terörle mücadeleden dolayı köyleri boşaltılan üniversite çağındaki öğrencilere

ve ölenlerin çocuklarına yükseköğrenimleri süresince devlet tarafından

karşılıksız burs verilmesinin öngörüldüğü hususunda herhangi bir tereddüt

bulunmadığı görülmektedir. Buna karşılık belirtilen hükmün, daha önce alınan

bir kredinin bursa çevrilmesi yönünde de bir hak bahşettiğine dair ilk bakışta

anlaşılabilir nitelikte açık ve net bir düzenleme içerdiği söylenemez.

Dolayısıyla anılan hükmün böyle bir talep hakkına vücut vermeye müsait bir

mahiyet taşıdığı hususunda ciddi tereddütler bulunduğu özellikle

belirtilmelidir.

48. Bu nedenle somut olayda, anılan Kanun hükmünün

uygulanmasıyla ilgili olarak dava konusu edilen uyuşmazlığın en azından

savunulabilir bir şekilde hukuk sistemi içinde tanınmış olduğu söylenebilecek

bir hak ile ilgili olup

olmadığının ortaya konulması, Anayasa'nın 36. maddesinin uygulanabilirliğinin

tespiti bakımından önem arz etmektedir.

49. Bireysel başvuru kapsamında yapılan incelemelerde

Anayasa'nın 36. maddesinin uygulanabilirliğinin tespiti için savunulabilir bir hakkın var olup olmadığı belirlenirken

ilke olarak derece mahkemesi kararlarına başvurulmalıdır. Özellikle içtihat

mahkemesi olan Danıştayın yorum ve uygulamalarının bu

hususta belirleyici bir role sahip olduğu vurgulanmalıdır. Öte yandan

Anayasa'nın 36. maddesinin uygulanabilirliği yönünden söz konusu tespitin

yapılmasında Danıştayın bu konudaki

değerlendirmelerinden farklı bir sonuca ulaşılması için güçlü gerekçelerin

bulunması gerektiği de belirtilmelidir.

50. Bu bağlamda Danıştay içtihadına göre yükseköğrenim sırasında

alınan kredinin anılan kanun hükmü uyarınca bursa çevrilmesi talebiyle yapılan

başvurunun reddine ilişkin işlemlerden doğan uyuşmazlıkların konu edildiği

davalarda; bu koşullardaki kişilerin de kanun kapsamında hak sahibi olduğunun,

belirtilen düzenlemeden yararlandırılması ve kredilerinin bursa çevrilmesi

gerektiğinin kabul edildiği görülmektedir.

51. Bu durumda somut başvurudaki uyuşmazlığın en azından

savunulabilir bir biçimde hukuk sistemi içinde tanınmış olduğu söylenebilecek

bir hak ile ilgili olduğu

sonucuna varıldığından ihlal iddialarının konusunun Anayasa ve Sözleşme'nin

ortak koruma alanının kapsamında yer aldığının kabulü gerekir.

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

52. Bireysel başvuruya konu olayda olağanüstü hâl kapsamında

çıkarılan 676 sayılı KHK’nın 1/2/2018 tarihinde kanunlaştığı ve dolayısıyla

yasama işlemi hâline geldiği anlaşılmaktadır. Öte yandan başvurucu tarafından

doğrudan yasama işlemi aleyhine değil yasama işleminin uygulanması

mahiyetindeki yargı kararına karşı bireysel başvuruda bulunulduğu dikkate

alındığında başvurunun konu bakımından yetkiye ilişkin kabul edilebilirlik

kriterini sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.

53. Ayrıca açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

54. Anayasa’nın 36. maddesinin ikinci fıkrasında hiçbir

mahkemenin görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı

belirtilmiştir. Bu bağlamda Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkı, kişilere davanın görüldüğü mahkemeden uyuşmazlığa ilişkin bir

karar verilmesini isteme güvencesini de sağlar. Öte yandan Sözleşme'yi

yorumlayan AİHM de Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkeme hakkı

şeklinde genel bir hakkı düzenlediğini kabul etmekte ve bu hakkın karar hakkını

da içerdiğini ifade etmektedir (bkz. § 35).

55. Adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkeme

hakkı; mahkemeye erişim hakkı, karar hakkı ve kararın icrası haklarını içerir.

Karar hakkı genel itibarıyla mahkeme önüne getirilen uyuşmazlığın karara

bağlanmasını isteme hakkını ifade eder. Zira dava hakkını kullanan bireyin asıl

amacı davanın sonunda, uyuşmazlık konusu ettiği talebinin esasıyla ilgili

olarak bir karar elde edebilmektir. Bir başka ifadeyle dava sonucunda şayet bir

karar elde edilemiyorsa dava açmanın da bir anlamı kalmayacaktır. Öte yandan

karar hakkı bireylerin sadece yargılama sonucunda şeklî anlamda bir karar elde

etmelerini güvence altına almaz. Bu hak aynı zamanda dava konusu edilen

uyuşmazlığa ilişkin esaslı taleplerin yargı merciince bir sonuca bağlanmasını

da gerektirir.

56. Diğer taraftan, görülmekte olan bir dava, yargılama usulü

kuralları gereğince uyuşmazlığın esasının incelenemediği birtakım kararlarla da

neticelenmiş olabilir (düşme/açılmamış sayılma/karar verilmesine yer

olmadığı/süre aşımı vb.). Bu durum kural olarak karar hakkı yönünden bir sorun

teşkil etmez. Zira söz konusu hakkın sağladığı güvence bakımından önemli olan

husus; açıldığı sırada davanın -usule

ilişkin sorunlar hariç- uyuşmazlığın esasını çözüme kavuşturma

potansiyeline sahip, bir başka ifadeyle dava açılmasındaki asıl amacı

gerçekleştirmeye elverişli olmasıdır. Ancak bu nitelikleri taşıyan bir davada

yargılamanın henüz devam ettiği bir süreçte, taraflardan birinin aleyhine

olacak ve yargı merciinin uyuşmazlık konusu talep hakkında karar vermesini

engelleyecek şekilde davayı ortadan kaldıran ya da davanın incelenmesini

durdurarak karara bağlanmasına mâni olan yasalar çıkarılması karar hakkının

ihlaline yol açabilir.

57. Kuşkusuz Devletin, uyuşmazlıkların bir an önce

sonlandırılması ve yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasının önüne geçilerek dava

sayısının azaltılması suretiyle iyi adalet yönetimini sağlamak, böylece

toplumsal barışın tesis edilmesine de katkıda bulunarak nihai olarak kamu

yararını gerçekleştirmek amacıyla belirli konulardaki uyuşmazlıklara ilişkin

davaların ortadan kaldırılmasına yönelik düzenlemeler yapma konusunda bir

takdir hakkı bulunmaktadır. Yargı merciince uyuşmazlığın esasının incelenmesini

engelleyen ve dolayısıyla bireyin bu hususta bir karar elde etme imkânını

ortadan kaldıran bu tip düzenlemelerin karar hakkına bir müdahale teşkil ettiği

açıktır. Bununla birlikte, ölçülülüğün alt ilkelerinden olan orantılılık

ilkesi, kamu yararının korunması ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil

bir dengenin sağlanmasını gerekli kılmaktadır. Öngörülen tedbirin bireyi olağan

dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve

dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu itibarla uygulanan tedbirle

bireye aşırı ve orantısız bir yük yüklenmemesi gerekmektedir. Bu bağlamda

bireyin, ortadan kaldırılan davayı açmakla elde etmek istediği, maddi

uyuşmazlığa ilişkin menfaatlerini kısmen de olsa korumaya, telafi etmeye

yönelik birtakım imkânlardan faydalandırıldığı durumlarda davanın ortadan

kaldırılmasının bireye aşırı ve katlanılamaz bir külfet yüklediği, dolayısıyla

müdahalenin ölçüsüz olduğu söylenemez.

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

58. Somut olayda başvurucu, yükseköğrenimi sırasında aldığı

kredinin 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesinin mülga (ı) bendi uyarınca bursa

çevrilmesi yönünde idareden bir talepte bulunmuş; bu talebinin reddedilmesi

üzerine idari işlemin iptali istemiyle dava açmıştır. Yargılama süreci devam

ederken terör nedeniyle köyleri boşaltılan öğrencilere karşılıksız burs

verilmesini öngören düzenleme yürürlükten kaldırılmış ve hâlihazırda burs alan

öğrencilerin öğrenim süresi sonuna kadar hakları saklı tutulmakla birlikte

kişilerin anılan hükme istinaden Yurtkur aleyhine

açtıkları davalardan feragat etmiş sayıldıkları yönünde düzenleme

getirilmiştir.

59. Kişilerin 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesinin mülga (ı)

bendi hükmüne istinaden Yurtkur aleyhine açtıkları

davalardan feragat etmiş sayıldıkları yönünde düzenleme getiren ve 1/2/2018

tarihinde kanunlaşan 676 sayılı KHK'nın 90. maddesinin gerekçesinde, yapılan

düzenleme ile söz konusu hükümden yararlanmak amacıyla aldıkları öğrenim

kredisini bursa dönüştürmek isteyenlerin açtıkları davaların düşürülmesinin

öngörüldüğü belirtilmiştir.

60. 3713 sayılı Kanun'un geçici 16. maddesi yukarıda yer verilen

gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde anılan hüküm ile uyuşmazlık konusu

olgunun (kredinin bursa dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği) esasına dair bir

düzenleme getirilmediği, öte yandan yargı merciine de uyuşmazlığın esası

hakkında herhangi bir değerlendirme yapma imkânı tanınmamak suretiyle sadece bu

hususta açılan mevcut davaların ortadan kaldırılmasının amaçlandığı,

ilgililerin söz konusu davayı açmakla elde etmek istedikleri, maddi uyuşmazlığa

ilişkin menfaatleri kısmen de olsa telafi etmeye yönelik herhangi bir güvenceye

ise yer verilmediği görülmektedir. Üstelik somut davada verilen söz konusu

kararın hukuki dayanağı olan ve yargılama usulü kurallarına göre doğrudan

davacının açık iradesine bağlı kılınan davadan feragat etme koşulunun

başvurucuya herhangi bir inisiyatif tanınmaksızın kanun hükmü ile

oluşturulduğuna da özellikle dikkat çekmek gerekir. Dolayısıyla somut davadaki

kararın bu yönüyle kişinin kendi iradesiyle davadan feragat etmesi üzerine

verilen ve ihlal iddiasına konu hakkın sağladığı güvenceler yönünden sorun

teşkil etmediğine yukarıda değinilen (bkz. § 56) aynı nitelikteki kararlardan

ayrıldığı belirtilmelidir.

61. Bu itibarla söz konusu dava hakkında her ne kadar şeklî

olarak bir karar (feragat edilmiş sayılma nedeniyle karar verilmesine yer

olmadığı) verilmişse de uyuşmazlığı maddi yönden çözüme kavuşturmadığı, sadece

mevcut Danıştay içtihadı çerçevesinde makul bir başarı şansı da bulunduğu

anlaşılan bir davayı tamamen başvurucunun aleyhine olacak şekilde ve üstelik

onun iradesi dışında ortadan kaldırdığı açık olan söz konusu kararın

başvurucunun dava açmaktaki gayesiyle bağdaşır bir nitelik taşıdığı söylenemez.

Öte yandan başvurucuya, müdahale ile ortadan kaldırılan davayı açmakla elde

etmek istediği menfaatlerini kısmen de olsa telafi etmeye yönelik herhangi bir

imkân sağlanmadığı da dikkate alındığında bu durumun başvurucuya aşırı ve

orantısız bir külfet yüklediği değerlendirilmiştir.

62. Buna göre başvurucunun karar hakkına yapılan müdahalenin

ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

63. Nitekim bu bireysel başvuruya konu olan, feragat edilmiş

sayılma nedeniyle konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı

yolundaki mahkeme kararının dayanağını teşkil eden kural da,

karar hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince

iptal edilmiştir (bkz. §§ 25, 26).

64. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan karar hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

4. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

65. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

66.Başvurucu, ihlalin tespiti talebinde bulunmuştur.

67. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda

genel ilkeler belirlenmiştir.

68. Mehmet Doğan

kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle

ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).

69. Mehmet Doğan

kararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derece

mahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derece

mahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Buna

göre Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden

yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenen

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi

sebebinin varlığının kabulü hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir

yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın

yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil

ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece

mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin

sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

70. İncelenen başvuruda başvurucunun açtığı dava hakkında karar

verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olması sebebiyle Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının

ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

71. Bu durumda karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken

iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna

ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir

karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak amacıyla dosyanın Ankara Bölge İdare Mahkemesine

gönderilmesini sağlamak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi

gerekmektedir.

72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ile 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.732,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin karar hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla Ankara Bölge

İdare Mahkemesine gönderilmek üzere Ankara 6. İdare Mahkemesine (E.2014/1087,

K.2015/1240) GÖNDERİLMESİNE,

D. 257,50 TL harç ile 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.732,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

26/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Engin

YILDIRIM

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Recep

KÖMÜRCÜ

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Selahaddin

MENTEŞ

Raportör

:

Gülbin AYNUR

Başvurucu

:

İbrahim

DEMİROĞLU

Vekili

:

Av. Mikail

DEMİROĞLU

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2017/15698, 26 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. VI. Hüküm
  13. A. Karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  14. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  16. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Yıldırım
  18. Gökcan
  19. Özgüldür
  20. Kömürcü
  21. Akıncı
  22. Topal
  23. M. Emin KUZ
  24. Hakyemez
  25. Seferinoğlu
  26. Menteş
  27. Demiroğlu
  28. Demiroğlu
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2017/15698
Tarih
26 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Kudus-İ Şerifte Kain Maryakop Ermeni Kilisesi Vakfı Başvurusu (B. No: 2016/14982)
  • Cafer Koluman Başvurusu (B. No: 2016/4978)
  • Seda Tuç Başvurusu (B. No: 2017/16934)
  • Abdulmecit Karagöz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/2499)
  • Ali İlhan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/3703)
  • Selver Aydemir Başvurusu (B. No: 2015/17836)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.