İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İdris Baluken Başvurusu (B. No: 2016/41020)

1. Başvuru, milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan

Başvuru No2016/41020Tarih21 Mart 2018Okuma62 dk · 12.445 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İdris Baluken Başvurusu

Karar tarihi
21 Mart 2018
Başvuru Numarası
2016/41020
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

12.445 kelime·62 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan

yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ve

soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü ve siyasi

faaliyet kapsamındaki eylemlere ilişkin olması ve tutukluluk nedeniyle

milletvekilliği görevinin yerine getirilememesi nedenleriyle ifade özgürlüğü

ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/12/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde

olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

9. PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar

tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün

gerçekleştirdiği terörist şiddet eylemleri, bölücü amaçları dolayısıyla

anayasal düzene, millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal

emniyetine yönelik ağırtehdit oluşturmaktadır. Bu

yönüyle ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan PKK kaynaklı terör, onlarca

yıldır Türkiye'nin en hayati sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2)

[GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-18).

10. Bununla birlikte kamuoyunda "Demokratik açılım

süreci", "Çözüm süreci" ve "Millî Birlik ve Kardeşlik

Projesi" gibi farklı isimlerle ifade edilen süreç içinde 2012 yılının son

döneminden itibaren PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli

ölçüde azalmıştır. Ancak Suriye'de son yıllarda yaşanan iç savaşın Türkiye'nin

güvenliği üzerinde etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden

artmaya başlamıştır. Kamuoyunda "6-7 Ekim olayları" ve "hendek

olayları" olarak bilinen terör eylemleri bunların başında gelmektedir (Gülser Yıldırım, §§ 19-27).

11. Hendek olayları kapsamında PKK tarafından Şırnak il merkezi

ile Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde,

Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin

ve Derik ilçelerinde, Muş'un Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler

kazılıp barikatlar kurularak ve bu barikatlara bomba ve patlayıcılar

yerleştirilerek teröristler tarafından şehirlerin bir kısmında "öz

yönetim" adı altında hâkimiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok

sayıda terörist, halkın bu yerlere giriş ve çıkışını engellemek istemiştir.

Güvenlik güçleri, hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması

suretiyle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve

teröristlerle çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon ve

çatışmalar sırasında çok sayıda güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca

bomba ve patlayıcı madde imha edilmiştir (Gülser Yıldırım, §§ 28-33).

12. PKK 2016 yılında, başvurucunun seçim bölgesi olan

Diyarbakır'da çok sayıda terör saldırısı gerçekleştirmiş olup bu saldırılarda

çoğunluğu güvenlik görevlisi olmak üzere onlarca kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce

güvenlik görevlisi ve sivil vatandaş yaralanmıştır(Ayrıntılar

için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 19-33).

B. Başvurucunun

Tutuklanmasına İlişkin Süreç

13. Başvurucu 12/6/2011 tarihinde bağımsız olarak (Daha sonra

Barış ve Demokrasi Partisine -BDP- katılmıştır.) Bingöl milletvekili 7/6/2015

ve 1/11/2015 tarihlerinde ise Halkların Demokratik Partisinden (HDP) Diyarbakır

milletvekili seçilmiştir. Başvurucu hâlen Diyarbakır milletvekilidir.

14. Başvurucu hakkında milletvekili olarak görev yaptığı dönemde

işlediği iddia olunan bazı suçlara ilişkin olarak farklı Cumhuriyet

başsavcılıklarınca soruşturmalar yürütülmüştür. Anayasa'nın 83. maddesinin

ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan

"Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili,

Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve

yargılanamaz." hükmü uyarınca yasama dokunulmazlığına sahip

olan başvurucunun dokunulmazlığının kaldırılması istemiyleilgili

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından tutuklama tedbirinin uygulandığı

soruşturmaya konu eylemler yönünden yedi ayrıfezleke

düzenlenmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunulmak üzere Adalet

Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir.

15. Bu fezlekelerde başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin

olay ve olgular şöyle özetlenebilir:

i. Başvurucunun 14/7/2011, 31/7/2011, 12/5/2012 ve 13/5/2012

tarihlerinde Diyarbakır'da düzenlenen Demokratik Toplum Kongresinin (DTK) Genel

Kurul toplantılarına katıldığı, bunlardan ikisinde konuşma yaptığı, bu

toplantıların ilkinde yayınlanan bildiride Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniter yapısını ortadan kaldıran ve kongrede alınan

kararlara dayalı özerklik ilan edildiği ileri sürülmüştür.

- 14/7/2011 tarihli toplantıda yaptığı konuşmasında başvurucunun ''... hepimiz biliyoruz ki, bu güne gelişimizin

burada toplanışımızın yolunu bir kaç kişilik toplantılardan milyonlara varan

bir halk gerçeğine dayanan bir özgürlük yürüyüşüne başlıyoruz, çünkü biz

biliyoruz ki, bu gün orta doğunun politik aktörleri olan Türkiye, İran, Irak ve

Suriyedeki en büyük örgütlü güç kürt

özgürlük hareketidir, kürtlerdir, dolayısıyla orta

doğunun politik çevresini değiştirecek olan güç de kürt

özgürlük hareketidir, sekiz kişilik toplantılardan milyonlara varan bir halk

gerçeğine gelmişsek, bu gün bu toplantıda ilan ettiğimiz ve inşaasını

yapacağımızı söylediğimiz demokratik özerkliğine hayata geçirme noktasında son

derece olumlu bir noktadayız, sadece demokratik özerkliğin siyasi boyutunu

tartışarak buradan gitmemeliyiz, demokratik özerkliği diğer boyutları ile

ilgili sosyal boyutu, ekonomik boyutu, ekolojik boyutu, öz savunma boyutu ile

ilgili somut bir takım kararlaşmaların somut birtakım komisyonların ve hatta

belki meclislerin oluşturularak, bu meclislerin bir yol haritası çizmesi ve

bunun inşaası için de bir an önce bu çalışmalara

başlaması gerektiğini düşünüyoruz, istiyoruz ki, her boyut ile ilgili artık

somutlaşan bir takım şeyleri hayata geçirelim ve sosyal ve toplumsal hayattaki

devlete olan bağımlılığı ortadan kaldıralım, bizler kürt

halkını ve kürdistanın özgürlüğünü devletin birtakım

lütuflarından geçmediğini biliyoruz, kürtlerin bu

güne kadar elde etmiş olduğu tüm kazanımlar yaratılan birtakım fiili durumlar

ve bu fiili durumlar çerçevesinde yürütülen bir takım mücadeleler, büyük

kahramanlıklar, büyük bedeller sayesinde olmuştur...'' şeklinde

ifadeler kullandığı belirtilmiştir.

- 13/5/2012 tarihli toplantıda yaptığı konuşmasında ise

başvurucunun ''... yine özerklik vurgusu ile

ilgili özellikle, öz yönetimi esas alan bir toplumsal sistem olduğunu belirtmek

gerekiyor, kürt hareketinin önderliğinin şu sözüne

dikkat çekmek gerekiyor 'doğa ve çevreye boş, şuursuz, varlıklar olarak değil,

evrensel yasaların ahengine göre yaşayan varlıklar olarak ilk çağ insanının

kutsallığı içerisinde yaşamak gerekir.' ... tabi özellikle kürdistanda

son dönemde gerek kürdistan ve Türkiye coğrafyasında

uygulanan çok ciddi yıkım projeleri var" şeklinde sözler sarf ettiğiifade edilmiştir.

-Soruşturma mercilerince, DTK'nın

özerklik ilan ederek devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir

kısmını devlet idaresinden ayırmaya ve ülkenin birliğini bozmaya dönük kararlar

aldığı iddia edilmiştir. Başvurucunun daDTK'nın bu

faaliyetlerine aktif olarak katıldığı, Genel Kurul toplantılarında konuşma

yaptığı belirtilip konuşmaların içeriği ve toplantılarda alınan kararların

mahiyetinin başvurucunun PKK terör örgütü üyesi olduğunu gösterdiği ileri

sürülmüştür.

ii. Abdullah Öcalan'ın Suriye'den çıkarılışının yıl dönümünde

terör örgütü üst yöneticilerinin ve örgüt güdümünde yayın yapan yayın

organlarının çağrıları doğrultusunda İmralı Cezaevinin kapatılması ve askerî

operasyonların durdurulması ile Öcalan'ın ailesi ve avukatlarıyla görüşmesi

taleplerinin karşılanmaması gerekçe gösterilerek kamu oyunun ilgisini çekmek

amacıyla Bursa ili Gemlik ilçesinde yürüyüş düzenlenmesinin kararlaştırıldığı,

bu yürüyüşe katılmak üzere Diyarbakır'da 8/10/2011 tarihinde kalabalığın

toplandığı ve burada PKK terör örgütü lehine sloganlar atıldığı, toplanan

kalabalık içinde başvurucunun da yer aldığı ileri sürülmüştür.

iii. Terör örgütü üst yöneticisi ve örgüt güdümündeki yayın

yapan yayın organlarının çağrıları doğrultusunda "14 Temmuz'da yasaklara direnmek tarihi görevdir."

adı altında 14/7/2012 tarihinde yürüyüş tertip edildiği, Diyarbakır Valiliğince

söz konusu mitingin yasaklandığı ancak Diyarbakır ili İstasyon Meydanı'nda

toplanan kalabalığın yürüyüşe geçmek istediği, yapılan çağrılara rağmen grubun

dağılmadığı, güvenlik güçlerince müdahale edilerek grubun dağıtıldığı, eylemler

sırasında birçok vatandaşa ait araç ve işyerinin yakıldığı, yürüyüşe katılanlar

arasında başvurucunun da bulunduğu ileri sürülmüştür.

iv. 11/11/2011 tarihinde girdikleri çatışmada öldürülen PKK

militanları içinterör örgütü güdümündeki yayın yapan

yayın organlarınca "Gerillalar için

kitlesel cenaze törenleri yapılacak." şeklinde çağrılar

yapıldığı, Diyarbakır Valiliğince söz konusu törenlerin yasaklandığı, buna

rağmen 13/11/2011 tarihinde Diyarbakır'da toplanan ve PKK'yı temsil eden

flamalar ile öldürülen örgüt militanlarının ve Abdullah Öcalan'ın posterlerini

taşıyan grubun yürüyüşe geçtiği, zor kullanan güvenlik güçlerince grubun

dağıtıldığı, söz konusu yürüyüşe başvurucunun dakatıldığı

ileri sürülmüştür.

v. PKK terör örgütü güdümünde yayın yapan yayın organlarınca

Kocaeli Büyükşehir Belediyesine ait deniz otobüsünü kaçıran ve yapılan

operasyon neticesi ölü ele geçirilen "Azad" kod adlı terör örgütü

üyesi M.G. için düzenlenecek cenaze törenine katılım çağrısı yapıldığı,

15/11/2011 tarihinde adı geçen kişinin cenazesinin Yeniköy Mezarlığı morgundan

alınarak camiye getirildiği, buradan tekrar kalabalık bir grup eşliğinde

Yeniköy Mezarlığı'na götürüldüğü, bu sırada katılımcıların PKKterör

örgütü lehine sloganlar attığı, terör örgütüne ait flamalar ile örgüt

elemanlarının ve Abdullah Öcalan'ın posterlerini taşıdıkları, söz konusu

yürüyüşe başvurucunun da katıldığı ileri sürülmüştür.

vi. Başvurucu 7/7/2012 tarihinde Bingöl il merkezinde konuşma yapmıştır.

Başvurucunun burada yaptığı konuşmada sarf ettiği "Tüm Kürdistan halkı sizinle gurur duyuyor, 2012 kış döneminde

güvenlik güçlerince Bingöl kırsalında yapılan operasyonlarda 50 kürt genci, gerilla ölmüştür." şeklindeki

sözlerle PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

vii. PKK terör örgütü güdümündeki yayın organlarının Nevruz

kutlamalarına katılım yönünde çağrılar yaptığı, Diyarbakır Valiliğince

yasaklanmasına rağmen 18/3/2012 tarihinde toplanan kalabalığın Diyarbakır il

merkezinde yürüyüşe geçtiği, güvenlik güçlerinin uyarılarına rağmen eylemin

havai fişek, molotof kokteyli ve taş atılmak

suretiyle devam ettiği, güvenlik güçlerinin zor kullanarak kalabalığı

dağıttığı, olaylar sonucu on güvenlik görevlisinin muhtelif yerlerinden

yaralandığı, bu gösterilere başvurucunun da katıldığı ileri sürülmüştür.

viii. Milletvekilliği Genel Seçimi kapsamında HDP tarafından

5/6/2015 tarihinde Diyarbakır ili İstasyon Meydanı'nda düzenlenen miting

sırasında PKK terör örgütünü simgeleyen flamalar ile terör örgütü üyelerinin ve

Abdullah Öcalan'ın posterlerinin açıldığı, Abdullah Öcalan'ı övücü sloganların

atıldığı, başvurucunun da burada bir konuşma yaptığı belirtilmiştir.

Başvurucunun bu konuşmasında ''-Kürtçe

olarak- merhaba değerli barış anneleri, merhaba kürt

kadınları, merhaba kürt gençler, merhaba Amed [Diyarbakır] halkı, kahraman halkım hepiniz hoşgeldiniz, başgöz üstüne geldiniz. Amed'de

gittiğimiz heryere Kürt halk önderi sayın Abdullah

Öcalan'ın selamını götürmüştük, şimdi görüyoruz ki Amed

halkı sayın Öcalan'ın selamını almış her zaman olduğu gibi baştacı

etmiş, 7 Haziran'da Türkiye'de ve Kürdistan'da rekor kırmaya hazırlanıyor,

selam olsun Amed'in rekoruna, selam olsun Amed'in halkına, artık İmralı'dan başka Apo'dan

selam getirip buradan selam götürmek istemiyoruz, artık Kürt halkı önderi sayın

Öcalan'ı Amed'e getirmek istiyoruz, size getirmek

istiyoruz, bugün fazla söze gerek yok, Amed konuşuyor

bütün herkes susmuş, bütün herkes konuşuyor, bütün ortadoğu

halklarını demokratik geleceği için onurlu bir barışa dair umudu artıyor.''

şeklinde sözler sarf ederek PKK terör örgütünün propagandasını içeren sözler

sarf ettiği ileri sürülmüştür.

ix. Türkiye'nin birçok yerinde PKK tarafından "öz

yönetim" adı altında özerklik ilan edildiği ve hendek olaylarının

yaşandığı (bkz. §§ 10, 11) dönemde başvurucunun iki farklı konuşma yaptığı

tespit edilmiştir :

- 13/12/2015 tarihinde Demokratik Bölgeler Partisinin (DBP)

organizasyonunda, terör örgütü mensuplarına yönelik yapılan operasyonları

protesto etmek amacıyla Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde bir grubun

toplandığı, Yenişehir ilçesi yönüne doğru yürüyüşe geçen grubun Kürtçe "Yaşasın Sur direnişi", "Barışın mimarı İmralıdır"

şeklinde sloganlar attığı, gruba hitap eden başvurucunun " ...Bugün

Sur'da yaşananların tamamı 7 Haziran seçiminden sonra

AKP'nin sahaya sürdüğü darbe ve savaş konseptinin bir devamı olarak

görülmelidir. AKP 7 haziran seçimlerinden sonra ortaya

çıkan halk iradesini tanımayarak parlamentoyu tamamen işlevsizleştirerek sahaya

tamamen bir savaş konseptini sürererek aslında bugün Sur'da gördüğümüz tablonun aylar öncesinden geleceğinin

mesajlarını, işaretlerini vermişti. Ne yazık ki bu dönem içerisinde demokrasi

ve barış çevrelerinden gelen bütün duyarlılık çağrılarına da kulaklarını

tıkayarak, gözlerini kapatarak bütün Türkiye halklarını başta Kürdistan'da

olmak üzere çok kanlı bir sürecin çok kanlı bir girdabının içerisine pervasız

bir şekilde sürükledi ... O nedenle Sur bugün bütün Kürt halkı açısından bütün

Kürdistan halkı açısından, halkımızın onuru olarak değerlendiriliyor ... Şu

anda Sur'da, Nusaybin'de, Cizre'de, Dargeçit'te,

Silopi'de, Şemdinli'de AKP bir darbe hukuku üzerinde topyekun bir katliam

konsepti yürütüyor. Bunu bütün Türkiye halkalarının görmesi lazım. Buradaki

direniş sadece Kürt halkını ilgilendiren bir direniş değildir. Türkiye'de

darbeye karşı olan savaşa karşı olan bütün toplumsal kesimlerin burada darbe

hukukuna karşı gösterilen muazzam halk direnişini görmesi ve onu sahiplenmesi

gerekiyor. Biz bu yönüyle özellikle Türkiye'deki bütün demokrasi ve barış

çevrelerini Amed'e, Sur'a

davet ediyoruz ... Neredeyse Kürdistan coğrafyasında bombalanmadık bir

şehitlik, bir mezarlık bırakmadılar ... Biz bu darbe hukukunu tanımıyoruz bu

darbeye savaş konseptini kınıyoruz tanımadığımız içinde darbe hukuku devam

ettiği sürece de halkımızla birlikte kesintisiz bir direniş sürecinde

olacağımızı ifade ediyoruz. Darbeye karşı olan, savaşa karşı olan bütün

demokratik kamuoyunu da Amed halkını Kürt halkının

ortaya koyduğu bu direniş çizgisini sahiplenmeye darbeye karşı net tutumlar,

net tavırlar takınmaya davet ediyoruz. Bu kapsamda öngördüğümüz eylemsellik süreçleri kesintisiz olarak devam edecektir ...

Bu bağlamda bugün basın açıklaması yaptığımız yerde özellikle Pazartesi günü grubumuzunda büyük

bir çoğunluğunun katılacağı büyük bir kitlesel eylem büyük bir kitlesel

etkinlik olacak. Sadece Kürt halkını değil, bütün Türkiye halklarını Pazartesi günü darbe hukukuna karşı Sur halkının Amed hakkının gösterdiği direnişte yer almaya, saftutmaya çağırıyoruz. Türkiye'de her kim 'ben savaşa

karşı barışı savunuyorum' diyorsa 'ben dayatılan kirli savaşa karşı insan orunu

savunuyurum' diyorsa 'ben bu darbe hukukuna karşı

haklarımızın ortak demokratik geleceğini savunuyorum' diyorsa Pazartesi günü

gelip bu onurlu direnişi mutlaka sahiplenmelidir ... Sur'a

uyguladığınız ablukayı Nusaybin'e, Cizre'ye uyguladığınız ablukayı biran önce

kaldırarak İmralı'da çözümün adresi olan Kürt halkı önderi sayın Adullah Öcalan üzerinde uyguladığınız tecridi de biran önce

kaldırmanız gerekiyor ... Biz bugün Amed'den bir kez

daha AKP hükümetine de bütün Türkiye'de devlet yetkilerine de bir an öne bu

savaş konseptinden vazgeçme ve demokratik siyasi çözümü esas almaları çağrısı

yapıyoruz ... Amed halkı olarak bugün bir kez daha

kararlığımızı Sur'daki direnişin yanında, içerisinde

olduğumuzu ifade ediyoruz bütün demokratik çevreleri bu anlamda Amed halkıyla Kürt haklıyla dayanışma çağırıyoruz ve

hepinize teşekkür ediyoruz." şeklinde PKK terör örgütünün

propagandasını içerir beyanlarda bulunduğu iddia edilmiştir.

x. Diyarbakır ili Sur ilçesinde terör örgütü mensuplarına

yönelik yapılan operasyonların sürdüğü sırada bu operasyonları protesto etmek

amacıyla PKK güdümündeki gruplar tarafından 27/2/2016 tarihinde Koşuyolu

Parkı'nda örgüt lehine sloganlar atıldıktan sonra basın açıklaması yapılmıştır.

Başvurucu bu gruba hitaben yaptığı konuşmada "Sur'daki katliam

konseptine karşı yaşama sahip çıkmak için Kürdistan'daki savaş konseptine karşı

barışa sahip çıkmak için bugün alanlara akan onurlu yiğit fedakar

Amed halkına selam olsun hoş geldiniz ... Aylardır

Kürdistan'ı savaşla katliamla teslim almaya çalışanlar bugün Amed'de, Amed halkının Kürt

halkının dimdik ayakta duran dimdik tablosuna bu tavrına baksınlar. Onlar savaşı

katliamı devreye sokarken (Bu sırada grup tarafından 'PKK halktır, halk burada' şeklinde

slogan atıldığı belirtilmiştir.) onlar

savaştan ve katliamdan medet umarken, Kürt halkına diz çöktüreceklerini, boyun

eğdireceklerine sanıyorlardı ... Ağrı'da, Zilan'da

baş eğmeyen Kürt halkı kanıtlamıştır. Daraağacına

giderken boyun eğmeyen Seyit Rıza direnişi ile kanıtlamıştır. Diyarbakır

cezaevinde Mazlum Doğanlar aynı (anlaşılamıyor) kanıtlamıştır.Bu

katliam konseptinin sonuç almayacağını Sur'da,

Cizre'de, Silopi'de, İdil'de Derik'te, Varto'da, Kürdistan'ın dört bir yanında

direnen Kürt halkı bugün de kanıtlamıştır. Amed

halkı, bu direnişi gösteren halkı selamlıyorum (Bu sırada grup

tarafından 'direne direne kazanacağız'

şeklinde slogan atıldığı belirtilmiştir.).

Kürdistan'da 7 ayı aşkındır adeta bu vahşet uygulamalarının sonuç

getirmeyeceğini, çözümün içerde ve dışarda Rojava'da

dört parça Kürdistan'da Kürtlerle birlikte tarihi, stratejik bir ittifaktan

geçtiğini defalarca ilettik ... Eğer çözüm süreci ile müzakere mantığı ile

ilgili yeni bir duruş sergilemek istiyorsan, bu halkın sana inanmasını

istiyorsan 7 ayı aşkın bir süredir İmralı'da iradesini kırmaya çalıştığın,

teslim almaya çalıştığın Kürt halk önderi sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecriti bir an önce kaldırman gerekiyor. Sayın Öcalan

İmralı'da Kürt halkı adına, Türkiye halkları adına, Ortadoğu halkları adına, bu

irade kırma konseptine karşı tarihi bir direniş gösteriyor ...''

şeklinde sözler söyleyerek PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri

sürülmüştür.

16. 2014 yılının Ekim ayında yaşanan ve ülkenin büyük bir

bölümünü etkileyen şiddet olayları ve sonrasında 2015 yılının Haziran ayından itibaren ülkede yaşanan terör saldırılarının

artması dolayısıyla (Gülser Yıldırım, §§ 21-27) siyasi çevrelerde ve

kamuoyunda milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması hususunda yoğun

tartışmalar yaşanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik

Yapılmasına Dair Kanun teklifi TBMM Başkanlığına 12/4/2016 tarihinde

sunulmuştur. Bu teklif, hâlihazırda Adalet Bakanlığında, Başbakanlıkta, TBMM

Başkanlığında, Anayasa ve Adalet Komisyonlarının üyelerinden kurulu Karma

Komisyonda bulunan yasama dokunulmazlığı dosyalarıyla ilgili olarak Anayasa ve

TBMM İçtüzüğü'nde öngörülen yasama dokunulmazlığının

kaldırılmasına ilişkin usulün uygulanmamasını ve bu dosyaların gereğinin

yapılması amacıyla yetkili mercilere iade edilmesini öngörmektedir.

17. TBMM Genel Kurulunda 20/5/2016 tarihinde kabul edilen 6718

sayılı Kanun'un 1. maddesiyle Anayasa'ya eklenen geçici 20. madde ile "Bu maddenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde

kabul edildiği tarihte; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni

vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet başsavcılıklarından ve mahkemelerden;

Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

veya Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon

Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin

dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın

83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz./ Bu

maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş

gün içinde; Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon

Başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında, Başbakanlıkta ve

Adalet Bakanlığında bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin

dosyalar, gereğinin yapılması amacıyla, yetkili merciine iade edilir." hükmü

getirilmiştir.

18. Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Buna göre

anılan maddenin TBMM tarafından kabul edildiği 20/5/2016 tarihi itibarıyla

maddede sayılan mercilere intikal etmiş olan dosyalar hakkında Anayasa'nın 83.

maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama

dokunulmazlığına ilişkin hüküm (bkz. § 14) uygulanmayacaktır. Ayrıca Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde, Anayasa

ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, TBMM

Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında bulunan yasama

dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaların gereğinin yapılması

amacıyla yetkili merciine iade edileceği öngörülmüştür.

19. Böylece Bakanlık verilerine göre Adalet ve Kalkınma Partisi

(AK Parti) grubuna mensup 29 milletvekiline ait 50, Cumhuriyet Halk Partisi

(CHP) grubuna mensup 59 milletvekiline ait 215, Milliyetçi Hareket Partisi

(MHP) grubuna mensup 10 milletvekiline ait 23, HDP grubuna mensup 55

milletvekiline ait 518 ve 1 bağımsız milletvekiline ait 5 fezlekeyle ilgili

olarak yasama donulmazlığına ilişkin hükümler

uygulanmamış ve bu dosyalar gereği için ilgili mercilere iade edilmiştir.

20. Bu kapsamda başvurucu hakkındaki yedi ayrı fezlekeye konu

olan soruşturma dosyaları da Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü

aracılığıyla 2016 yılının Haziran ayında gereğinin

takdir ve ifası için Diyarbakır ve BingölCumhuriyet

Başsavcılıklarına gönderilmiştir.

21. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı uhdesinde bulunan

başvurucu hakkındaki soruşturmadosyalarına ilişkin

olarak "[farklı] soruşturma dosyaları üzerinden yürütülen

soruşturmaların sağlıklı yürütülmesi ve suç vasfının tayini bakımından,

yürütülen soruşturmaların bir arada değerlendirilmesi gerektiği"

gerekçesiyle Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere yetkisizlik

kararı vermiştir.

22. Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığınca söz konusu soruşturma

dosyalarından altı tanesi 2016/4387 sayılıdosyada

birleştirilmiş ve soruşturmaya devam edilmiştir.

23. Diğer taraftan başvurucu, ifadesi alınmak üzere soruşturma

makamları tarafından çağrı kâğıdı gönderilerek Savcılığa davet edilmiş, çağrı

kâğıdı başvurucuya 19/10/2016 tarihinde tebliğ edilmiş ancak başvurucu bu

çağrıya uymamıştır. Bu sürecin öncesinde -dokunulmazlıklara ilişkin Anayasa

değişikliği teklifinin TBMM Başkanlığına sunulmasından sonra- HDP Eş Genel

Başkanı Selahattin Demirtaş 9/4/2016 tarihinde TBMM'de yaptığı grup

konuşmasında "Biz mahkemelerde

süründürüleceğiz, yok öyle bir şey. Sunu da net olarak söyleyeyim: Bu hafta

öbür hafta dokunulmazlıklarımızı kaldırabilirler. Fakat tek bir arkadaşım kendi

ayağıyla ifade vermeye gitmeyecek. Nasıl götürüyorlarsa kendileri bilirler. Bu

iş öyle kolay olmayacak. Zannediyorlar ki dokunulmazlığı kaldırırız,

tereyağından kıl çeker gibi bunları mahkemenin önüne atarız. Yok öyle

yağma!" şeklinde ifadeler kullanmıştır.

24. Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun "yakalanarak

gözaltına alınabilmesi amacıyla" 4/11/2016 tarihinde evinde

arama yapılmasına karar verilmesi talebiyle Bingöl Sulh Ceza Hâkimliğine başvurmuştur.

Hâkimlik 3/11/2016 tarihinde, başvurucunun yakalanarak gözaltına alınabilmesi

amacıyla evinde arama yapılmasına karar vermiştir.

25. Öte yandan Başsavcılık "soruşturmanın

amacını tehlikeye düşürebileceği" gerekçesiyle kısıtlama kararı

verilmesi talebiyle Bingöl Sulh Ceza Hâkimliğine başvurmuştur. Hâkimliğin

1/11/2016 tarihli kararı ile 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince müdafiinin

dosya içeriğini incelemesinin ve belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına

karar verilmiştir.

26. Gözaltı ve arama kararları uyarınca Ankara'da yakalanarak

gözaltına alınanbaşvurucu; uçakla Diyarbakır'a,

oradan da helikopterle Bingöl'e getirilmiş ve soruşturmayı yürüten Bingöl

Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi

sırasında üç avukatı hazır bulunmuştur. İfade tutanağında, ifade alma işlemi

öncesinde isnat edilen suçlamaların başvurucuya açıklandığı belirtilmiştir.

Başvurucu suçlamalarla ilgili olarak "Öncelikle

şunu belirtmek istiyorum benim burada bulunmam tamamen hukuka aykırıdır, beni

seçen 6 milyon insana yapılmış bir eylemdir, bu halk iradesine darbe süreci 7

Haziran seçim sonuçlarından sonra başlamıştır ... Erdoğan ve AKP emretti diye

başlatılan bu yargı tiyatrosunda figüran olmayı kabul etmiyorum, soracağınız

hiçbir soruya cevap vermeyeceğim, yapacağınız hiçbir yargılama faaliyetine adil

olacağına inancım yoktur, benim buraya getirilmem bile adil değildir ... sizden

hiçbir talebim ve beklentim yoktur, siyasi faaliyetlerim nedeniyle ancak beni

seçen halkım sorgulayabilir..." şeklinde beyanda bulunmuş,

suçlamalara konu her bir eylemle ilgili sorulan sorulara cevap vermemiştir.

Başvurucunun müdafilerinin ise soruşturmanın siyasi nitelikte olduğunu iddia

ederek başvurucunun serbest bırakılmasını talep ettikleri görülmüştür.

27. Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığı 4/11/2016 tarihinde "devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma,

silahlı terör örgütüne üye olma ve terör örgütü propagandası yapmak suçlarını

işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması,

suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın

üst haddi, katalog suçlardan olması'' hususlarını gerekçe göstererek

tutuklanması istemiyle başvurucuyu Bingöl Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

28. Bingöl Sulh Ceza Hâkimliğindeki sorgusu sırasında

başvurucunun üç avukatı hazır bulunmuş, bu avukatlardan ikisinin Savcılıktaki

ifade alma işlemi sırasında da görev aldıkları görülmüştür. Başvurucu ve

müdafileri Savcılıktaki ifade alma işlemi sırasında suçlamalara ilişkin sorulan

ayrıntılı sorular itibariyle soruşturma kapsamından haberdar olmuşlardır (bkz.

§ 26). Başvurucu ifadesinde "Cumhuriyet

Başsavcılığında vermiş olduğum ifademi tekrar ederim. Ekleyeceğim farklı bir

şey yoktur." şeklinde beyanda bulunmuş ve kendisine isnat

edilen suçlamalara ilişkin bir açıklama yapmamıştır. Başvurucunun müdafileri

ise ayrıntılı savunmalarında, isnat edilen suçların ifade özgürlüğü ile seçilme

ve siyasi faaliyette bulunma hakkı kapsamında kalan eylemlere ilişkin olduğunu

ve suç oluşturmadığını,tutuklama

nedenlerinin bulunmadığını ileri sürerek başvurucunun serbest bırakılmasını

talep etmişlerdir.

29. Bingöl Sulh Ceza Hâkimliğinin 4/11/2016 tarihli kararı ile

başvurucunun devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma, terör örgütü propagandası yapma ve silahlı

terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanmasına karar verilmiştir. Anılan

kararın ilgili bölümü şöyledir:

"... üzerine atılı devletin birligini ve ülke bütünlüğü bozma, silahlı terör örgütüne

üye olma, terör örgütü

propagandası yapmak suçuna ilişkin kuvvetli suç şüphesini gösterir somut

olguların mevcut olduğu, özellikle soruşturma dosyası kapsamına göre delillerin

tamamının toplanmamış olması, şüpheli hakkında yapılacak yargılama sonunda

verilmesi muhtemel cezanın alt ve üst sınırı, şüphelinin kaçma ihtimali,

dikkate alındığında kaçacağı yönünde somut olguların mevcut olduğu, müsnet suçun katalog suçlardan olduğu, tutuklama tedbirinin

orantılı olduğu, adli kontrol uygulamasının bu aşamada yetersiz kalacağı

değerlendirilerek Şüpheli İdris Baluken'e atılı

devletin birligini ve ülke bütünlüğü bozma,silahlı terör örgütüne üye olma, terör örgütü propagandası yapma müsnet suçundan CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince

TUTUKLANMASINA [karar verildi.]"

30. Başvurucu 9/11/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiştir. İtiraz üzerine Muş Sulh Ceza Hâkimliği, başvurucu hakkında kamu

davası açıldığından itiraz hakkındaMahkemesince

değerlendirme yapılması gerektiğini belirterek 17/11/2016 tarihinde karar

verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.

31. Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığının 18/11/2016 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun terör örgütü propagandası yapma, silahlı terör

örgütüne üye olma, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak

ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama, devletin birligini

ve ülke bütünlüğü bozma, terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösteme suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması

istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmış; iddianame

21/11/2016 tarihinde kabul edilmiştir. İddianamede, başvurucu hakkında daha

önce düzenlenen fezlekelerdeki olaylar (bkz. § 15) suçlamaya konu edilmiştir.

Savcılık, suçlamaya konu olaylarla ilgili bir bütün olarak suç nitelendirilmesi

yapılması yoluna gitmiş ve eylemlere ilişkin hukuki değerlendirmelerini ortaya

koymuştur. Bu değerlendirmeler özetle şöyledir:

"... Şüphelinin DTK'nın

13/5/2012 tarihli kongresinde yaptığı konuşmadan, PKK terör örgütü üyesi

olduğu; ayrıca devletin eğemenliği altında bulunan

topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmayı hedefleyen, ülkenin

birliğine, üniter yapısına aykırı faliyetler

içerisinde olup, ülkenin doğu bölgesinde yer alan bazı yerler için özerklik

ilan eden DTK üyesi olduğu, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak

suçlarını işlediği ...

...

Şüpheli ...fezlekelerde yer alan eylemlerinde

vebasın açıklamalarında, halka dönükkonuşmalarında

özetle; terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru

gösterecek veya övecek ya da teşvik edecek şekilde konuşmalar yaptığı ... yani

terör örgütü propagandası ihtiva eden sözler söylediği ...

...

Şüphelinin, PKK terör örgütüne müzahir yayın

kuruluşu ve internet sitelerinde yayınlanan bildiri ve çağrılar ile, KCK

yürütme konseyi başkanı C.B.nin, (zaman zaman PKK üst

yöneticleri M.K.nin)

verdiği talimat gereğifezlekelerde yer alan yasa dışı

eylem ve gösterilere katıldığı...[anlaşılmıştır.]"

32. Bingöl 2. Ağır Ceza Mahkemesi, E.2016/246 sayısına kaydınıyaptığı davada tensip tutanağını hazırlarken

21/11/2016 tarihinde başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiş; bu

karara yapılan itirazı değerlendirmesi için dosyayı Bingöl 1. Ağır Ceza

Mahkemesine göndermiştir.

33. Bingöl 1. Ağır Ceza Mahkemesi 1/12/2016 tarihinde itirazın

kesin olarak reddine karar vermiştir.

34. Başvurucu 2/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

35. Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığınca aynı dönemde başvurucu

hakkında üç ayrı iddianame daha düzenlenip kamu davaları açılmış ve bu davalar

E.2016/246 sayılı kamu davası ile birleştirilmiştir. Birleşen davalardaki

iddianamelerde başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin olay ve olgular

söyle özetlenebilir:

i. Başvurucunun 21/3/2012 tarihinde Bingöl'de BDP İl

Başkanlığının organize ettiği "Nevruz etkinliği" sırasında yaptığı

konuşmada ''Bakın Çevlik

(Bingöl) alanındayız, Çevlik için mücadele eden, bedel ödeyen, şehit olan

binlerce mücadele arkadaşı bugün Çevlik alanında 'biz

Kürdüz' demeyi bize nasip etti. Anıları önünde

saygıyla eğiliyoruz. Mazlum Doğan başta olmak üzere nevruz şehitlerini, tüm

demokrasi şehitlerini şükranla ve rahmetle anıyoruz... yeterki

karşı tarafta iyi niyetli olsun, barışın yolu öyle Amerikalardan, Avrupalardan,

NATO masalarından falan aranmaz, barışın yolu İstanbul'a bir saat uzaklıkta

İmralı adasındadır, sayın Abdullah Öcalan oradadır, İmralıyla

da masaya oturacaksınız, Kandille de masada oturacaksınız, bakın bugüne kadar,

bugüne kadar İmralıyla ... sayın Abdullah Öcalanla müzakere ve diyalog süreçleri yürütülürken toprağa

genç gerillaların bedenleri genç askerlerin, polislerin bedenleri düşmüyordu...

istiyoruz ki, istiyoruz ki bugün burada yanan ateş burada yanan burada Nevruz

ateşi burada yanan demirci kavanın ateşi, Mazlum

Doğan'ın ateşi, 91-92 serhildanlarından, Cizre'de,

Botan'da ölen binlerce isimsiz kahramanların ateşi olarak devam etsin..."

şeklinde beyanda bulunarak PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri

sürülmüştür.

ii. BDP Bingöl İl Başkanlığının organize ettiği 27/8/2012

tarihli basın açıklamasında başvurucunun "Şemdinlinin 10 km batısında gerillanın alan hakimiyeti ile

yüzleştiler... Kürtler yüzyıllık Batı Kürdistanın

köleliğini, kölelik tarihini paramparça ederek, Batı Kürdistanın

özgürlüğünü ve özerkliğini bütün dünyaya ilan etmişlerdir. Biz Bingöl

medyasından Batı Kürdistanın özerkliğini ve

özgürlüğünü selamlıyoruz." şeklinde konuşarak PKK terör

örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

iii. 14/6/2014 tarihinde BDP Bingöl İl Başkanlığı binasına

saldırıda bulunulmuştur. Başvurucu bunun üzerine isimlerini verdiği kişilerin

bu saldırıyı gerçekleştirdiğini iddia etmiştir. Bu kapsamda kendisine ait Twitter hesabından

"Bingöl'de polis gözetiminde BDP İl Binasına saldıranlar B.K. ve H.A. ,birisi korucu diğeri ülkücü." şeklinde

paylaşımda bulunmuştur. Soruşturma makamlarınca, başvurucunun bu suretle

terörle mücadelede görev almış kişileri -kimliklerini de açıklayarak- terör

örgütlerine hedef gösterdiği ileri sürülmüştür.

36. Bingöl 2. Ağır Ceza Mahkemesi, E.2016/246 sayılı davada

21/11/2016 tarihinde tensiben Diyarbakır ağır ceza

mahkemelerinin yetkili olduğunu belirtip yetkisizlik kararı vermiştir.

37. Dava dosyasının gönderildiği Diyarbakır 8. Ağır Ceza

Mahkemesi, E.2016/49 sayısına davanın kaydını yapmış ve 16/2/2017 tarihinde tensiben başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir.

38. Başvurucu 30/1/2017 tarihindeki ilk duruşmada savunmasını

yapmıştır. Savunma özetle şöyledir:

''...Benim yaptığım bütün siyasi çalışmalar

toplumsal barışa katkı sunmak, Kürt meselesi başta olmak üzere sorunlara çözüm

bulunmasına katkıya yöneliktir. Bu vurgular önemlidir. HDP kimliğimle ilgili

bana yöneltilebilecek her türlü suçlamaya cevap verebilirim. Ancak bunun

dışında hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum...

...Bu iddianamede en ağır

iki suçlama devletin birliğini ülkenin ve milletin bütünlüğünü bozma ve örgüt

üyeliği üzerinden kurulduğunu gördüm. Ben bunun ne kadar zorlama bir durum

olduğunu sadece mantık üzerinden mahkeme heyetinin dikkatine sunmak istiyorum.

Ben 2,5 yıl boyunca sürdürülen bu ülkedeki çatışma sürecinden kaynaklı can

kayıplarını engelleyen barış heyetinin bir üyesiyim. Çözüm sürecindeki bütün

çalışmaların tam merkezinde yer aldım. ... Benim

devletin ve milletin bölünmesi ile ilgili bugüne kadar bir tek cümlemi

bulamazsınız. Bir tek belge ortaya koyamazsınız. Bütün çalışmalarım ülkenin

bütünlüğü içerisinde demokratik çözümü esas alır. Bütün konuşmalarımda Kürt

meselesinin çözümünün ortak vatan ve cumhuriyetin demokratikleşmesi temelinde

sağlanması gerektiğini binlerce kez ifade etmişimdir, bugün de ifade ediyorum.

...

... Birinci eylemde DTK'da

yaptığım iki konuşmaya ait iddia var. En ağır suçlama da herhalde bu

konuşmalarla ilgili ortaya konmuş. Ben dosyadaki ayrıntılara vakıf değilim,

ancak gelen iddianamede iki konuşma söz konusu. Birinci konuşma ile ilgili;

konuşmanın bana ait olduğu kanaatinde değilim. Ki konuşmada herhangi bir suç

unsuru da yok. Ancak o konuşma içeriği bana ait cümleler değildir. Ben kendime

ait cümleleri tanırım, aradan 4-5 yıl geçmesine rağmen öyle bir konuşma

hatırlamıyorum. ...

... İkinci konuşma bana aittir. Hiçbir suç

unsuru taşıyan bir ibare olduğu kanaatinde değilim. Suçlamaya konu olan

demokratik özerklik tanımı, Partimizin tüzüğünde geçmektedir. Siyasi program ve

çözüm projesidir. Mahkeme bu programı incelerse demokratik özerkliği Kürtlerin

yaşadığı iller değil, bütün Türkiye coğrafyası için bir çözüm olarak sunmuşuz.

Partimiz bunu defalarca Meclise sunmuştur. Partinin uzlaşma komisyonunda

Partinin çözüm taslağı Meclis Başkanlığına ifade edilmiştir. Benim demokratik

özerklikten bahsetmem kendi partimin tüzüğünü savunmak demektir. Bizim parti

programımızda demokratik özerkliklerle ilgili başlıklar incelenirse

görülecektir; oradaki bahsetmiş olduğunuz öz savunma toplumun her türlü ahlaki

yozlaşmaya karşı kendisini korumasıdır. Kültürel yozlaşmaya karşı kendini

korumasıdır. Öz savunma ifadesi, örneğin kadın cinayetlerine karşı toplumun

bilinçlenmesi ve toplumun demokratik örgütlülüğü yaratmasıdır. Bu demokratik

çerçevede toplumu kültürel, ahlaki ve politik anlamda yozlaştıran, dejenere

eden anlayışlara karşı toplumun bilinçlenerek buna karşı kendi savunma

mekanizmasını geliştirmesidir. Benim ve HDP'nin

demokratik özerklikteki bakış açısı budur. Özetle demokratik özerklik ve

demokratik cumhuriyet bizim çözüm projemizdir ...

... DTK toplantısı yasadışı örgüt toplantısı

gibi sunulmuş. Bunu da kabul etmek mümkün değildir. DTK 2007 yılında kurulmuş

siyasi partidir. Sendikaların, baroların, kanaat önderlerinin bileşeni olduğu

bir sivil toplum örgütüdür ve hala aktiftir. Eğer yasadışı örgüt konumunda

olsaydı, herhalde başka bir işlem yapılırdı. Bu durum doğrudan demokratik

toplumu alan, sivil örgütlenmeyi hedef alan bir anlayışı kapsıyor. Benim partim

HDP, DTK bileşenlerinden biridir ...

... 2 Nolu eylem

örgüt talimatı ile yapılmış eylem gibi gösterilmiş. Tutuklu yakınları

derneklerinin organize ettiği ve partimizin en üst organı olan MYK düzeyinde

aldığı karar ile katılım gösterdiği bir yürüyüştür. Bu konuda BDP'nin tüm parti teşkilatlarına gönderdiği genelge de

bulunmaktadır. Ancak ben bu genelgeyi sağlama imkanına cezaevinde olduğum için

sahip değilim. Benim açımdan bağlayıcı olan partimin genelgesidir. Partim

genelge yayınlamışsa o konuda milletvekili olarak beni görevlendirmişse ben o

etkinliğe katılmak zorundayım. Dolayısıyla o bahsedilen etkinliğe bu doğrultuda

katıldım. Yasadışı herhangi bir faaliyeti çerisinde olmamamız söz konusu olamaz

...

... 3 nolu eylem 14

Temmuz'da düzenlenen miting ile ilgilidir. Aradan zaman geçtiği için konuya tam

hakim değilim, ancak o konuda da partimizin genelgesi

vardı. O konuda da parti görevlendirmeleri yapar, genelgeler doğrultusunda biz

de milletvekili olarak partimizin düzenlediği etkinliklere katılırız ...

... 4 ve 5 nolu

eylemlere gelince; ben her iki cenazeye de katılıp katılmadığımı

hatırlamıyorum. İçeriğe bakıldığında katılmadım diye hatırlıyorum. Burada

bahsedilen olayları çok düşündüm, hatırlamıyorum. Velev ki katılmışsam, hangi

hukuki, vicdani, siyasi kriter cenazeye katılmayı suç olarak sayabilir. Bir

kişi ölünce üzerindeki hukuk kalkar. Bu ritüeller ailesi içindir. Acıyı

paylaşmak için gösterilen dayanışma törenleridir. Bizim bölgemizin de

geleneğinde bugünlerde acılı insanlarla bir şekilde acıyı paylaşma hususu tarih

boyunca önemsenmiştir ...

... 6 nolu eylem

Bingöl'de yaptığım bir basın açıklamasından cımbızlanmış iki cümle var. Bu

cümlelerde de suç unsuru yoktur ... bir kere gerilla tanımı evrensel bir

tanımdır. subjektif fikir de

belirtmez. Orada Kolombiya'daki gerillalar denildiği zaman bir subjektif görüş belirtilmiyor. Kimisi özgürlük savaşçısı

olarak bakar. Burada sadece ölümlerden duyulan bir rahatsızlık var ... Ben

ölümleri alkışlayamam, söylüyorum işte bütün ölümlerden acı duyuyorum. Ben

orada açık bir şekilde bütün ölümlerden üzüntü duyduğumu açıklamışımdır ...

Orada yapılan basın açıklamasının konusu, mesajı son derece nettir ...

... 7 nolu eyleme

ilişkin olarak; 14/03/2012 tarihindeki nevroz için basın haberinden bahsedilmiş

sonra 16/03/2016 tarihinde de valiliğin yasaklama kararından bahsedilmiş.

Bununla ilgili de ağır şekilde suçlamaya maruz bırakılmışım. Bu aradaki 4 yıl

nasıl olmuş anlamıyorum. Buna maddi hata denirse bu da iddianamenin ne kadar

özensiz hazırlandığının kanıtıdır. Velev ki tarih hatasıysa, bu kadar mahkeme

heyetini meşgul eden, beni 3 ay tutuklu olmama neden olan iddianame söz konusu

olabilir mi ...

Keşke yasaklar olmasın ama olunca da bizim

bulunduğumuz konum itibarı ile duyarsız kalmanız mümkün değildir. Ne hali varsa

halk görsün polis görsün diyemeyiz. 1 yıl sonra 2013 yılı nevrozunda yasak

yoktu. 2012'de istenmeyen olaylar ile ilgili bir sebep aranacaksa 2013 yılı

nevrozuna bakılmalıdır ...

... 8 nolu eylem,

savcılığın niyeti konusunda, her şeyi açıklayan adeta zirve yapan bir iddiadır

... 5 Haziran 2015 tarihinde yasal olarak yapılmış ve IŞİD katliamcıları

tarafından saldırılmış bir miting çalışmamız iddianameye konu edilmiştir. 7

Haziran seçimlerinden hemen önce yapılmıştı. IŞİD'in [DAEŞ] patlattığı bombalarla 5 arkadaşımız katledildi ve

çoğu arkadaşımız ağır yaralandı ... Benim orada yaptığım çok detaylı bir

konuşmam da yok. Sadece 1-2 dakikalık selamlama yaptım, onda da suç unsuru

yoktu. Sayın Öcalan'ın selamını biz başbakana da,

bakanlara da götürdük. Diyarbakır halkına götürmüşüz, bu suç teşkil edecek

değildir ...

... 9 ve 10 nolu

eylemlere ilişkin olarak, tamamen siyasi saiklerle

yaptığım konuşmalar söz konusu. Ben bu konuşmalardan çok daha ağır olanlarını

Meclis kürsüsünden defalarca yaptım. Bu konuşmalar tutanaklarda da mevcuttur

... Ben Sur'da, Cizre'de, birçok yerde aylarca süren

sokağa çıkma yasaklarının Anayasa'ya aykırı olduğunu düşünüyorum. Ben üzerime

atılı bu suçlamayı kabul etmiyorum. Belirttiğim görüşler, sokağa çıkma

yasaklarının yasalara aykırı olduğuna ilgili görüşlerimdir. Bir uygulama

Anayasa'ya aykırıysa ona karşı demokratik protesto hakkımızı kullanmamız

meşrudur. Benim konuşmam da bu çerçevede yapılmıştır. Onun dışında silahlı

kalkışmalar ile ilgili övücü bir pozisyonda olmam söz konusu bile olamaz ...

... 27/08/2012 tarihli

olaya ilişkin bizim yapmış olduğumuz bir basın açıklamasından alıntı yapılmış

... İçerikte de cımbızlanmış cümleler var ... Ben her zaman basın

açıklamalarında ne söylediğini bilen birisiyim. Cımbızlanan yerde de suç unsuru

içeren bir şey olduğunu düşünmüyorum. Muhtemelen Rojava'daki

gelişmelerle ilgili yapmış olduğum konuşmalar suç unsuru olarak konmuştur ...

Dolayısıyla herhangi bir propaganda yapmış değilim. Rojava'da

Kürtlerin özgürlüğünü istemek, oradaki Kürtlerin rejimin zulmünden kurtulmasını

istemek en temel hakkımdır diye düşünüyorum ... [Bu paragraf

Bingöl 2.Ağır Ceza Mahkemesinin E.2016/246 sayılı davası ile birleştirilen

E.2016/220 sayılı kamu davasına konu eyleme ilişkin başvurucunun savunmasıdır.]

... Ben iddia edilen 2 kişiyi tanımıyorum.

Hayatım boyunca da hiç görmedim, eminim ki onlar beni de televizyon dışında

görmemişlerdir. Benim tanımadığım, görmediğim kişilerle ilgili hedefleştiren bir tutum içerisinde olmam söz konusu olamaz.

Kaldı ki ben attığım her twitin ne anlama

gelebileceğini bilen bir milletvekiliyim. Benim kesinlikle böyle bir twitim yoktur. Hatta ben avukatlarıma sordum. Facebook

hesabında böyle bir paylaşım olduğunu söylediler. Benim facebookta

bir hesabım yoktur, ancak fake hesaplar bulunuyor

olabilir ... [Bu paragraf Bingöl 2.Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2016/246 sayılı davası ile birleştirilen E.2016/184 sayılı kamu

davasına konu eyleme ilişkin başvurucunun savunmasıdır.]

... 21/03/2012 tarihli olay ile ilgili de yine

cımbızlanan cümlelerim olmuş ... Nevrozda kendi siyasi görüşlerim doğrultusunda

bir konuşma yapmak kadar doğal birşey olamaz. Barışa

dayalı bir çağrıdır ... İmralı ile masaya oturacaksınız gibi emrivaki cümle

tarzı bana ait değildir, ama bu işin barışçıl yöntemlerle çözümü için bunlar

yapılmalı şeklinde ifade etmişimdir. Zaten 1 yıl sonra da İmralı'da müzakere

masası kuruldu ... Nevroz şehitlerine ilişkin olarak da binlerce yıldır

yasaklanan etkinlikler nedeniyle yaşamını yitirenler var. Nevrozun bugüne kadar

gelmesini sağlayan ve bu anlamda bedel ödemiş insanları anmışız. Bunun terör

örgütüne atıfla anılması mümkün değildir ... [Bu paragraf

Bingöl 2.Ağır Ceza Mahkemesinin E.2016/184 sayılı davası ile birleştirilen

E.2016/221 sayılı kamu davasına konu eyleme ilişkin başvurucunun savunmasıdır.]

39. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi 30/1/2017 tarihindeki ilk

duruşmada, savunmasını tespit ettikten sonra başvurucunun tahliyesine karar

vermiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

''Sanık İdris Baluken'in üzerine atılı TCK'nın 302 ve 314/2

maddelerinde yazılı suçların CMK'nın 100/3.

maddesinde sayılan suçlardan olması karşısında tutuklama nedenleri var kabul

edilebilir ise de, sanığın savunmasının alınmış olması, toplanması gereken ve

sanığın etki edebileceği delil bulunmaması, sanığın milletvekili olması ve

Anayasa Mahkemesinin 04/12/2013 tarih ve 2013/1272 başvuru sayılı kararında

milletvekillerinin tutukluluk hallerinin incelenmesinde gözetilmesi gerektiğini

ortaya koyduğu kriterler birlikte değerlendirildiğinde, tutuklama tedbirinden

elde edilmek istenen sonucun adli kontrol tedbirleri ile de elde edilebileceği

kanaatine varılmakla sanığın TAHLİYESİNE,

...

Sanık hakkında CMK'nın

109/3-a maddesi gereğince yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrole tabi

tutulmasına [karar verildi.]"

40. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca tahliye kararına

itiraz edilmiş, Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi 15/2/2017 tarihinde itirazın

kabulü ile başvurucu hakkında 5271 sayılı Kanun'un 94. maddesi gereği yakalama

emri çıkartılmasına karar vermiştir. Bunun üzerine başvurucu 21/2/2017

tarihinde Ankara'da gözaltına alınmış ve Ankara Adliyesinde hazır edilmiştir.

Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla savunması alınan başvurucu,

önceki savunmasına benzer şekilde beyanda bulunmuş; ek olarak tahliye sonrası

ayağından bir operasyon geçirdiğini, tutuklanması hâlinde tedavi sürecinin

aksayacağını dile getirmiştir. Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucu

hakkında sadece terör örgütüne üye olma suçlamasına ilişkin tutuklama karar

vermiş; diğer suçlamalar yönünden tutuklama talebini reddetmiştir. Kararın

gerekçesi şöyledir :

''Sanık İdris Baluken’in

üzerine atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunu işlediğine dair kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, (sanığın PKK silahlı

terör örgütünün çıkarları doğrultusunda yoğunluk arz edecek şekilde propaganda

yürüttüğü, bu tarz eylemlere destek verdiği ve katıldığı, DTK'nın

örgüt tarafından ilan edilen kararlarını destekler mahiyette açıklamalarda

bulunduğu, PKK silahlı terör örgütünün, devletin egemenliği altında bulunan

topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya matuf, üniter

yapısına aykırı faaliyetler içerisinde olduğu, sanığın PKK silahlı terör

örgütünün emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettiği, yine ülkenin doğu

bölgelerinde yer alan bazı yerler için özerklik ilan eden DTK'ya

üye olup toplantılarına katıldığına ilişkin kuvetli

suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması), söz konusu suçun CMK'nın 100/3 maddesinde sayılan suçlardan olması, sanığın

alması muhtemel cezaya ve tüm dosya kapsamına göre adli kontrol tedbirlerinin

yetersiz kalacağı, dosya içeriğindeki mevcut kanıt durumuna göre tahliye

kararına söz konusu suç bakımından itiraz yerinde görüldüğünden sanığın atılı

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklama talebinin kabulü ile, sanık

İdris Baluken hakkında silahlı terör örgütüne üye

olma suçundan CMK'nın 100. maddesi uyarınca

TUTUKLANMASINA [karar verildi.]''

41.4/1/2018 tarihli 7. celsede ilk derece mahkemesindeki

yargılama sona ermiş ve hüküm açıklanmıştır. Mahkeme başvurucu hakkında silahlı

terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezasına,terör örgütü propagandası yapmak suçundan üç

kez 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasına, bir kez de 1 yıl 3 ay hapis cezasına,

kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen

kendiliğinden dağılmama suçundan iseüç kez 1 yıl 1 ay

10 gün hapis cezasına, bir kez de 1 yıl 3 ay hapis cezasına hükmetmiştir. Buna

göre başvurucu, toplamda 15 yıl 18 ay 60 gün hapis cezası ile cezalandırılmış;

hükümle birlikte tutukluluğun devamına karar verilmiştir. Gerekçeli kararın

ilgili bölümlerişöyledir:

"...

(İDDİANAMEDEKİ 3 NOLU EYLEM) Sanık İdris Baluken hakkında suç tarihi 14/07/2012 olan Kanuna Aykırı

Toplantı ve Yürüyüşlere Silahsız Katılarak İhtara Rağmen Kendiliğinden Dağılmamasuçundan dolayı açılan kamu davasında;Görüntü

İnceleme ve Fotoğraftan Tespit Tutanağıve Olay Tutanağı'nda görüldüğü ve belirtildiği üzere, PKK/KCK Terör

örgütü güdümünde uydu üzerinden yayın yapan tv

kanalının 12/07/2012 tarihlerindeki yayınlarda ve yine aynı terör örgütü

güdümünde internet üzerinden yayın yapan internet sitelerinden

09/07/2012-12/07/2012 ve 13/07/2012 tarihli yayınlarda 14 Temmuz'da yasaklara

direnmek tarihi görevdir adı altında yürüyüşe katılım çağrısında bulunulduğu,

planlanan yürüyüşün Diyarbakır Valiliği'nın

06/07/2012 tarih ve 2012/3754 sayılı kararı ile yasaklandığı, Milletvekili olan

sanık İdris Baluken'in gösterici gruplara öncülük

yaparak Diyarbakır ili İstasyon Meydanı'nda toplam üzere yürüyüşe geçtiği,adrdından Diyarbakır ili İstasyon meydanında

toplanan kalabalığın yürüyüşe geçmek istediği, Milletvekili olan sanık İdris Baluken'in toplanan kalabalığın PKK/KCK terör örgütü lehine

sloganlar atmaya çalıştığı, yapılan çağrılara rağmengrubun

dağılmadığı, güvenlik güçlerince gruba müdahale edilerek dağıtıldığı, eylemler

sırasında bir çok vatandaşa ait araç ve işyerinin yakılarak zarar verildiği,

Milletvekili olan sanık İdris BALUKEN'ın da bu eyleme

katıldığı güvenlik güçlerince eylem sırasında görüntülendiği, bu durumun

güvenlik güçlerince tespit edilerek tutanağa bağlandığı, görüntülerde yer

aldığı sabit olduğundan sanığın üzerine atılı suçtan cezalandırılmasına;

...

(İDDİANAMEDEKİ 7 NOLU EYLEM) Sanık İdris Baluken hakkında suç tarihi 18/03/2012 olan Kanuna Aykırı

Toplantı ve Yürüyüşlere Silahsız Katılarak İhtara Rağmen Kendiliğinden Dağılmamasuçundan dolayı açılan kamu davasında; Görüntü İnceleme ve Fotoğraftan Tespit

Tutanağıve Olay Tutanağı'nda

görüldüğü ve belirtildiği üzere, PKK/KCK Terör örgütü güdümünde internet

üzerinden yayın yapan internet sitelerinden 12/03/2012-13/03/2012-14/03/2012 ve

17/03/2012 tarihli yayınlarda açık hava toplantısına dikkat çekilerek ve güçlü

katılım yapılması gerektiği yönünde çağrılarda bulunulduğu, planlanan

toplantının Diyarbakır Valiliği'nın 15/03/2012 tarih

ve 2012/1315 sayılı kararı ile yasaklandığı, buna rağmen Diyarbakır ilinin

çeşitli yerlerinde grupların toplandığı, güvenlik güçlerinin dağıın uyarılarına rağmen dağılmadıkları, ateş yakma, yolu

kapatma, yasadışı sloganlar atma, terör örgütü elebaşına ait posterler taşıma,

güvenlik güçlerine yoğun şekilde taşlı saldırıda bulunma şeklinde eylemlerde

bulundukları, bu yaşanan olaylara ve yapılan uyarılara rağmen Milletvekili olan

İdris Baluken'in de aralarında bulunduğu grubun araç

ile alana doğru hareket ettikleri, araçtan yasaklanmış olan toplantıya katılım

yapılması yönünde çağırlara devam edildiği, araç

güzergahında güvenlik güçlerine yönelik havai fişekli ve bombalı saldırıda

bulunulduğu, ardından güvenlik güçleri tarafından durdurulduğu, ancak grubun

yapılan uyarılara rağmen yürüyüşe geçtikleri, sözkonusu

olaylar sonucu 10 güvenlik görevlisinin yaralandığı, Milletvekili olan sanık

İdris BALUKEN'in de söz konusu kanuna aykırı

gösteriye katıldığı, güvenlik güçlerinin buna ilişkin tutanağından anlaşıldığı,

bu durumun güvenlik güçlerince tespit edilerek tutanağa bağlandığı,

görüntülerde yer aldığı sabit olduğundan sanığın üzerine atılı suçtan cezalandırılmasına;

...

(İDDİANAMEDEKİ 9 NOLU EYLEM) Sanık İdris Baluken hakkında suç tarihi 13/12/2015 olan Kanuna Aykırı

Toplantı ve Yürüyüşlere Silahsız Katılarak İhtara Rağmen Kendiliğinden Dağılmamasuçundan dolayı açılan kamu davasında; Diyarbakır

ili Sur ilçesinde terör örgütü mensuplarına yönelik yapılan operasyonları ve

sokağa çıkma yasaklarını protesto etmek amaçlı olarak 13/12/2015 tarihinde

Milletvekili olan Sanık İdris Baluken'in de

aralarında bulunduğu grubun Dağkapı'ya kadar yürüyüş

yaparak basın açıklaması yapmak istedikleri, güvenlik güçlerin orada

operasyonların devam ettiğini belirterek buna izin vermedikleri, ardından

grubun izin verilen yerde basın açılmasanıı

yaptıkları, ancak ardından gruptan dağılmalar yaşandığı, ikazlara uyulmayarak

yürüyüşe geçildiği, güvenlik güçlerine EYP'li

saldırılarda bulunulduğu ve terör örgütü lehine sloganlar atıldığı, bu durumun

güvenlik güçlerince tespit edilerek tutanağa bağlandığı, görüntülerde yer

aldığı sabit olduğundan sanığın üzerine atılı suçtan cezalandırılmasına;

(İDDİANAMEDEKİ 9 NOLU EYLEM) Sanık İdris Baluken hakkında suç tarihi 13/12/2015 olan terör örgütü

propagandası yapmak suçundan dolayı açılan kamu davasında; Sanığın 13/12/2015

tarihinde yapılan kanuna aykırı yürüyüş esnasında Yaşasın Sur Direnişi şeklinde

sloganlar atıldığı esnada yaptığı konuşmasında '... Buradaki direniş sadece

Kürt halkını ilgilendiren bir direniş değildir. Türkiye'de darbeye karşı olan

savaşa karşı olan bütün toplumsal kesimlerin burada darbe hukukuna karşı

gösterilen muazzam halk direnişini görmesi ve onu sahiplenmesi gerekiyor ... Bu

yaşamını yitiren yurttaşlarımızla beraber katledilen bugüne kadar Surda

katledilen canlarımızla beraber kültürel değerlerimiz katlediliyor ... Katletttikleri kadın gerilla cenazelerine işkence ederek

sokak ortasında teşhir ettiler ... Biz bu darbe hukukunu tanımıyoruz bu darbeye

savaş konseptini kınıyoruz tanımadığımız içinde darbe hukuku devam ettiği

sürece de hakkımızla birlikte kesintisiz bir direniş sürecinde olacağımızı

ifade ediyoruz. ... Sadece Kürt halkını değil, bütün Türkiye halklarını

pazartesi günü darbe hukukuna karşı Sur halkının Amed

halkının gösteridği direnişe yer almaya, saf tutmaya

çağırıyoruz ... Amed halkı olarak bugün bir kez daha

kararlığımızı sur'daki direnişin yanında, içerisinde

olduğumuzu ifade ediyoruz bütün demokratik çevreleri bu anlamda Amed halkıyla Kürt haklıyla dayanışma çağırıyoruz ve

hepinize teşekkür ediyoruz ...' şeklinde konuşma yaptığı, bu konuşmanın

yapıldığı tarihte Diyarbakır ili Sur ilçesinde terör örgütü mensuplarına karşı

operasyonların devam ettiği, sanığın konuşmasında PKK/KCK terör örgütü

üyelerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya

övecek mahiyette olduğu, sanığın fiillerinin düşünce ve ifade hürriyeti

kapsamında kabul edilemeyeceği, sanığın sübut bulan eyleminin bir bütün halinde

propaganda suçunu oluşturduğu anlaşıldığından sanığın üzerine atılı suçtan

cezalandırılmasına;

(İDDİANAMEDEKİ 10 NOLU EYLEM) Sanık İdris Baluken hakkında suç tarihi 27/02/2016 olan olan Kanuna Aykırı Toplantı ve Yürüyüşlere Silahsız

Katılarak İhtara Rağmen Kendiliğinden Dağılmama suçundan dolayı açılan kamu

davasında; Görüntü İnceleme ve

Fotoğraftan Tespit Tutanağıve Olay Tutanağı'nda görüldüğü ve belirtildiği üzere PKK/KCK Terör

örgütü güdümünde uydu üzerinden yayın yapan tv

kanalının 25/02/2016-26/12/2016 tarihindeki yayınlarda ve yine aynı terör

örgütü güdümünde internet üzerinden yayın yapan internet sitesinden 27/02/2016

tarihli yayında yürüyüş ve Sur Direnişine katılma çağrısı yapıldığı, yapılan

çağrı üzerine 27/02/2016 günü saat 13.00 sıralarında Koşuyolu parkı içerisinde

toplanmaların başladığı, sık sık terör örgütü lehine sloganlar atılmaya

başlandığı, aralarında Milletvekili olan sanık İdris Baluken'in

de bulunduğu otobüsten konuşmaların yapıldığı, bu sırada sanığın da konuşma

yaptığı, ardından tedbir alan güvenlik güçlerine yönelik taşlı ve EYP'li saldırılar olması üzerine Diyarbakır ili çeşitli

yerlerinde sulu ve gazlı müdahalelerde bulunulduğu, bu durumun güvenlik

güçlerince tespit edilerek tutanağa bağlandığı, görüntülerde yer aldığı sabit

olduğundan sanığın üzerine atılı suçtan cezalandırılmasına;

(İDDİANAMEDEKİ 10 NOLU EYLEM) Sanık İdris Baluken hakkında suç tarihi 27/02/2016 olan terör örgütü

propagandası yapmak suçundan dolayı açılan kamu davasında;Sanığın 27/02/2016 tarihinde yapılan kanuna

aykırı yürüyüş esnasında Yaşasın Sur Direnişi şeklinde sloganlar atıldığı

esnada yaptığı konuşmasında '... Aylardır Kürdistan'ı savaşla katliamla teslim

almaya çalışanlar bugün Amed de, Amed

halkının Kürt halkının dimdik ayakta duran dimdik tablosuna bu tavrına

baksınlar ... Bu katliam konseptinin sonuç almayacağını Sur'da,

Cizre'de, Silopi'de, İdil'de Derik'te, Varto'da Kürdistan'ın dört bir yanında

direnen Kürt Halkı bugün de kanıtlamıştır. Amed halkı

bu direnişi gösteren halkı selamlıyorum...Sonuç alıncaya kadar ölüme karşı

yaşamı savaşa karşı barışı hayata geçirinceye kadar direnişimize devam etme

sözünü veriyorum.' şeklinde konuşma yaptığı, bu konuşmanın yapıldığı tarihte

Diyarbakır ili Sur ilçesinde terör örgütü mensuplarına karşı operasyonların

devam ettiği, sanığın konuşmasında terör örgütü üyelerinden 'direnişçi' ve Sur

ilçesindeki terör örgütü üyelerinin yaptığı terör faaliyetlerinin de 'direniş'

şeklinde sözlerle övdüğü, PKK/KCK terör örgütü üyelerinin cebir, şiddet veya

tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek mahiyette olduğu,

sanığın fiillerinin düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında kabul edilemeyeceği,

sanığın sübut bulan eyleminin bir bütün halinde propaganda suçunu oluşturduğu

anlaşıldığından sanığın üzerine atılı suçtan cezalandırılmasına;

(MAHKEMEMİZ DOSYASI İLE BİRLEŞEN 2016/221 ESAS

SAYILI DOSYANIN İDDİANAMESİNDE YER ALAN EYLEM) Sanık İdris Baluken

hakkında suç tarihi 21/03/2012 olan olan terör örgütü

propagandası suçundan dolayı açılan kamu. davasında;

Sanığın 21/03/2012 tarihinde yapılan Nevruz etkinliği esnasında yaptığı

konuşmasında '...Bakın Çevlik alanındayız, Çevlik için mücadele eden, bedel ödeyen, şehit olan

binlerce mücadele arkadaşı bugün çevlik alanında biz kürdüz demeyiz bize nasip etti. anıları önünde saygıyla

eğiliyoruz...Mazlum Doğan başka olmak üzere nevruz şehitlerini tüm demokrasi

şehitlerini şükranla ve rahmetle anıyoruz...Kandillede

masaya oturacaksınız...burada yanan demirci kavanın

ateşi, maslum doğanın ateşi, 91-92 serhildanlarından cizrede, botanda ölen binlerce isimsiz kahramanalrın

ateşi olarak devam etsin...' şeklinde konuşma yaptığı, sanığın konuşmasında

terör örgütü üyelerinden 'şehit, bedel ödeyen, isimsiz kahramanlar' şeklinde

sözlerle övdüğü, PKK/KCK terör örgütü üyelerinin cebir, şiddet veya tehdit

içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek mahiyette olduğu, sanığın

fiillerinin düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında kabul edilemeyeceği, sanığın

sübut bulan eyleminin bir bütün halinde propaganda suçunu oluşturduğu

anlaşıldığından sanığın üzerine atılı suçtan cezalandırılmasına;

(MAHKEMEMİZ DOSYASI İLE BİRLEŞEN 2016/220 ESAS

SAYILI DOSYANIN İDDİANAMESİNDE YER ALAN EYLEM) Sanık İdris Baluken

hakkında suç tarihi 27/08/2012 olan olan terör örgütü

propagandası yapmak suçundan dolayı açılan kamu davasında; Sanığın 27/08/2012

tarihinde yaptığı basın açıklamasında '...Şemdinlinin

10 km batısında gerillanın alan hakimiyeti ile yüzleştiler...Kürtler yüzyıllık

batı kürdistanın köleliğini, kölelik tarihini

paramparça ederek, batı kürdistanın özgürlügünü ve özerkliğini bütün dünyaya ilan etmişlerdir.

Biz Bingöl medyasından batı kürdistanı ve özerkliğini

ve özgürlüğünü selamlıyoruz.' şeklinde konuşma yaptığı, sanığın konuşmasında

terör örgütü üyelerinden 'gerilla' şeklinde bahsederek övdüğü, ayrıca 'baı kürdistan özerkliğini ve

özgürlüğü selamlıyoruz' diyerek terör örgütü faaliyetlerini övdüğü, PKK/KCK

terör örgütü üyelerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru

gösterecek veya övecek mahiyette olduğu, sanığın fiillerinin düşünce ve ifade

hürriyeti kapsamında kabul edilemeyeceği, sanığın sübut bulan eyleminin bir

bütün halinde propaganda suçunu oluşturduğu anlaşıldığından sanığın üzerine

atılı suçtan cezalandırılmasına;

...

Sanık İdris Baluken

hakkında Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan dolayı açılan kamu davasında;

Sanık İdris Baluken'in terör örgütü propagandasına

dönüşen ve kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen 08/10/2011, 12/11/2011,

15/11/2011 tarihli eylemlere katıldığı, ayrıca terör örgütü propagandasına

dönüşen ve cezalandırılmasına karar verilen 14/07/2012, 18/03/2012,13/12/2015,

27/02/2016 tarihli kanuna aykırı eylemlere katıldığı, bu eylemlerden

08/10/2011, 12/11/2011, 15/11/2011, 14/07/2012, 18/03/2012, 27/02/2016

tarihlerinde gerçekleştirilen eylemlerin PKK/KCK Terör örgütü güdümünde uydu

üzerinden yayın yapan tv kanallarının ve yine aynı

terör örgütü güdümünde internet üzerinden yayın yapan internet sitelerinden

yapılan çağrılar üzerine gerçekleştirilen eylemler olduğu, bu eylemlerden

18/03/2012, 27/02/2016 tarihli eylemlerin terör örgütüne karşı geçekleştirilen

Sur operasyonlarının devam ettiği tarihlerdeki eylemler olduğu, bu eylemlerin

gerçekleştirildiği tarihlerde sanığın Sur operasyonlarındaki terör örgütü mensuplarını

direnişçi olarak övdüğü ve selamladığı, bu şekilde eylemlerinde Yargıtay 16.

Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında da belirtilen süreklilik, çeşitlilik

ve sıklık gözetildiğindesanığın silahlı terör örgütü

üyesi olmak suçundan cezalandırılmasına karar vermek gerekmiş,

...

Sanığa verilen cezanın niteliği ve süresi,

sanığın üzerine atılı eylemin CMK. nın

100/3 maddesinde sayılan suçlardan olması ve bu nedenle sanığın kaçması veya

saklanması şüphesinin bulunması, hususları dikkate alınarak sanığın HÜKMEN

TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA [karar

verilmiştir]."

42. Başvurucu 5/1/2018 tarihinde anılan karara karşı istinaf

isteminde bulunmuştur. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla istinaf

süreci devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

43. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için (Gülser Yıldırım, §§ 64-89).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

44. Mahkemenin

21/3/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği

düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltına

Almanın Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

45. Başvurucu, milletvekili olduğunu ve yasama dokunulmazlığı

olmasına rağmenhakkında yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin uygulandığını ve bu tedbirlerin ölçülü olmadığını belirterek

Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

46. Bakanlık görüşünde; 5271 sayılı Kanun'da gözaltı kararı

işlemine karşı itiraz hakkının düzenlenmiş olduğunu, ayrıca anılan kanun

gereğince tazminat yoluna da başvurulabileceğini fakat başvurucu tarafından bu

usule ilişkin yollara başvurulmadan bireysel başvuru yapıldığını ifade

etmiştir.

47. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında, gece yarısı

Ankara'da gözaltına alınıp hava yoluyla Bingöl'e getirildiğini veifade ve sorgu işlemleri yapılarak tutuklandığını, hemen

akabinde de yine hava yoluyla KandıraCeza İnfaz

Kurumuna götürüldüğünü,bu

sebeple de kanuni itiraz imkânlarından fiilen yararlanamadığını ileri sürmüş;

yakalama ve gözaltına alma tedbirlerinin hukuka aykırı olarak uygulandığına

ilişkin beyanını tekrar etmiştir.

b. Değerlendirme

48. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

49. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

50. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

51. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olması yanında telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış

olması gerekir (Ramazan Aras, B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

52. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ile

kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna

çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin maddi ve

manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin

bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. Bununla birlikte

aynı Kanun'un tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabileceği belirtilmektedir (Zeki

Orman, B. No: 2014/8797, 11/1/2017, § 27).

53. Anayasa Mahkemesi, Kanun'da öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

54. Bir suç isnadıyla gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan

kişinin gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı bireysel

başvuruda ihlal sonucuna varılmasının -özgürlükten mahrûm

kalmanın sona ermesi bağlamında- başvurucunun kişisel durumuna bir etkisinin

olması mümkün görünmemektedir. Zira gözaltına alma kararı hukuka aykırı da olsa

kişi hâkim tarafından tutuklandığından gözaltı kararının hukuka aykırı olduğu

yönündeki bir tespit ve ihlal kararı "tutuklu" kişinin serbest

kalmasına tek başına imkân vermeyecektir. Dolayısıyla bireysel başvuru kapsamında

verilecek muhtemel bir ihlal kararı, ancak -talep etmesi hâlinde- başvurucu

lehine tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir (Günay Dağ ve diğerleri, § 147; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, § 44).

55. Somut olayda başvurucu hakkında verilen gözaltı kararının

hukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında

açılacak davada incelenebilir. Nitekim Yargıtay uygulaması (Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı; Günay Dağ ve diğerleri, § 145) da bu

kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın esasının sonuçlanmasına gerek

olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak dava yoluyla gözaltı

kararının hukuka aykırı olduğu tespit edildiğinde başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir.

56. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun "ikincillik niteliği"

ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan başvurucunun yasama

dokunulmazlığından yararlanmaya devam ettiği yönündeki iddiasının tutuklamanın

hukuki olmadığı yönündeki şikâyetiyle birlikte incelenmesi uygun görülmüştür.

57. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarak

yakalandığı ve gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru

yolları tüketilmeden bireysel başvuru yaptığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

58. Başvurucu; dokunulmazlığının Anayasa'da öngörülen usule aykırı

bir şekilde kaldırılarak tutuklandığını, ayrıca isnat edilen eylemlerin ifade

özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve siyasi faaliyette

bulunma hakkı kapsamında kaldığını ve bu nedenle tutuklanmasının hukuki

olmadığını, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

59. Başvurucuya göre Kürt sorununa ilişkin barışçıl ve

demokratik çözüm önerileri ile Hükûmetin bu alandaki politikasına yönelik

eleştirileri, siyasi kimliği gereği halk arasında söylediği sözler veya değişik

platformlarda yaptığı çağrılar ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi

gerekirken suça konu edilmiş; ayrıca mensubu olduğu siyasi partinin il/ilçe

teşkilatlarınca düzenlenen bazı barışçıl gösterilere -milletvekili sıfatıyla-

katılması da suç olarak değerlendirilmiştir.

60. Başvurucu; tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi

kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu, bu bağlamda milletvekili olması

nedeniyle dokunulmazlık hükümlerinden yararlandırılması gerektiği ve suça konu

eylemlerin ifade özgürlüğü kapsamında görülmesi gereken siyasi faaliyetleri

olduğu yönündeki iddialarının karşılanmadığını, adli kontrol tedbirlerinin

neden yetersiz kaldığı açıklanmadan ve tutuklama nedenlerine ilişkin bir

gerekçeye yer verilmeden özgürlüğünden yoksun bırakıldığını iddia etmiştir.

61. Tutuklama dolayısıyla milletvekili olarak siyasi

faaliyetlerini yerine getiremediğine değinen başvurucu, ayrıca Hükûmete ve onun

uygulamalarına yönelik muhalefetini yükselttiği ve insan haklarına yönelik

ihlallerin en sert şekilde yaşandığı bir dönemde tutuklandığını belirterek

tutuklama kararının HDP mensubu bir milletvekili olarak siyasi faaliyetlerini

engelleme ve bu faaliyetleri nedeniyle kendisini cezalandırma amacını

taşıdığını ileri sürmüştür. Son dönemde Kürt siyasetçilerin ve muhalefet

odağındaki herkesin yargı ve Hükûmet tarafından hedef alındığını ve

onlarcasının gözaltına alınıp tutuklandığını, böylelikle muhalefetin

susturulmasının hatta muhalif milletvekillerinin siyaset yapmasının imkânsız

hâle gelmesinin hedeflendiğini söyleyen başvurucuya göre hakkındaki tutuklama

tedbiri, Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi saiklerle

uygulanmıştır. Başvurucu bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla

bağlantılı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 18. maddesinin

ihlal edildiği iddiasındadır.

62. Bakanlık görüşünde; öncelikle Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin (AİHM) ve Anayasa Mahkemesinin tutukluluğa ilişkin benzer

kararlarını hatırlatmıştır. Bakanlık devamla Hâkimliğin karar verirken

bireyselleştirmede bulunduğunu, başvurucunun isnat edilen suçları işlemiş

olabileceğinden şüphelenilmesi için inandırıcı delilleri ortaya koyduğunu,

tutuklama nedenlerini açıkladığını, somut delillerle ilişkilendirmede

bulunduğunu ve tutuklamanın ölçülülüğü konusunda da bir değerlendirme yaptığını

belirtmiştir. Bakanlık, başvurucunun itirazın reddi kararının gerekçesiz ve

şablon olduğu yönündeki şikâyetine ilişkin olarak ise itiraza bakan

Hâkimliğinin verdiği kararda tutuklama kararının gerekçelerini aynen kabul

etmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediği görüşündedir.

Bakanlık, başvurucunun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasıyla kendisinin ve

mensubu olduğu partinin milletvekillerin hedef alındığı yönündeki iddialarına

karşılık sadece HDP'nin değil TBMM'de grubu bulunan

dört siyasi partinin 154 milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırıldığına

dikkat çekmiştir. Bakanlık, açıklanan nedenlerle tutuklamanın hukuki olmadığı

iddiaları yönünden başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir.

63. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında tutuklama

kararında belirtilen suçlamaya konu eylemlerin ifade özgürlüğü kapsamında kalan

ve siyasi faaliyet nedeniyle yapılan konuşmalardan ibaret olduğunu, ayrıca bu

konuşmalarda geçen hususların Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarında da

dile getirildiğini, dolayısıyla yasama sorumsuzluğu kapsamında olan konuşmalar

olduğunu belirterek tutuklamanın meşru amacının bulunmadığını, tutuklama

tedbirinin siyasi amaçla uygulandığını ve tutuklama kararının gerekçeden yoksun

olduğunu, bu nedenlerle Bakanlık görüşünün kabul edilemeyeceğini ifade

etmiştir.

b. Değerlendirme

64. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

65. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

66. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

67. Genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım, §§

110-124.

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

68. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, yedi ayrı

fezlekeye konu olan eylemler (bkz. § 15) nedeniyle devletin birliğini ve ülke

bütünlüğünü bozma, silahlı terör örgütüne üye olma ve terör örgütü propagandası

yapma suçlarından 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

69. Başvurucu; Anayasa ile öngörülenin dışında bir usulle

dokunulmazlığının kaldırıldığını, bu nedenle yasama dokunulmazlığından

yararlandırılması gerektiğini ve hakkında tutuklama tedbiri uygulanamayacağını iddia

etmektedir.

70. Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci

cümlesinde; seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir

milletvekilinin "Meclisin kararı

olmadıkça" tutulamayacağı, sorguya çekilemeyeceği,

tutuklanamayacağı ve yargılanamayacağı belirtilmiştir.

71. Bununla birlikte 6718 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle

Anayasa'ya eklenen geçici 20. maddeyle bu maddenin TBMM tarafından kabul

edildiği 20/5/2016 tarihi itibarıyla Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye

Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya -Anayasa ve Adalet komisyonları

üyelerinden kurulu- Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş olan dosyalar

hakkında Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan

yasama dokunulmazlığına ilişkin hükmün uygulanmayacağı düzenlenmiştir (bkz. §

17).

72. Başvurucunun da aralarında bulunduğu yetmiş milletvekili

tarafından "dokunulmazlıkların kaldırılmasına dair TBMM kararı niteliğinde

olduğu" ileri sürülerek anılan düzenlemenin iptali istemiyle Anayasa

Mahkemesine başvurulmuştur. Anayasa Mahkemesi; bu düzenlemenin Anayasa'nın 85.

maddesi kapsamında yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin bir karar

olmadığı, Anayasa değişikliği niteliğinde olduğu sonucuna ulaşmış; Anayasa

değişikliklerinin iptali istemine dair usule uyulmadığından talebin reddine

karar vermiştir (AYM, E.2016/54, K.2016/117, 3/6/2016, §§ 4-15).

73. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı dikkate

alındığında somut olayda başvurucunun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına

dair bir karar alınmadığı, yapılan Anayasa değişikliği ile belirli aşamalardaki

dosyalarla ilgili olarak yasama dokunulmazlığı yönünden bir istisna getirildiği

anlaşılmaktadır. Başvurucunun, hakkındaki tutuklama kararına konu suçların bu

istisna kapsamında olmadığı yönünde bir iddiası bulunmamaktadır.

74. Diğer taraftan başvurucu, Bakanlık görüşüne cevap yazısında,

suça konu edilen sözlerinin aynısını Meclis çalışmalarında da ifade ettiğini

ileri sürerek bu sözlerin yasama sorumsuzluğu kapsamında olduğunu iddia

etmiştir.

75. Anayasanın 83. maddesinin birinci fıkrasında, TBMM

üyelerinin, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri

sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında

tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamayacakları belirtilmektedir. Bu

bağlamda Milletvekilinin, yasama işleriyle ilgili olarak Mecliste kullandığı

oylar, söylediği sözler, ileri sürdüğü düşünceler nedeniyle yasama organı

dışında herhangi bir makam tarafından sorumlu tutulamaması anlamına gelen

"sorumsuzluk" un amacı, ulusal iradenin tam bir serbestlikle

açıklanmasıyla birlikte görevin tam bağımsızlıkla yerine getirilmesinin

güvenceye alınmasıdır (AYM, E.1986/13, K.1987/12, 22/5/1987).

76. Başvurucu, suçlamaya konu sözlerin yasama sorumsuzluğu

kapsamında kalması nedeniyle tutuklamanın hukuki olmadığını ileri sürmüş ise de

başvurucu bu sözlerin Meclis çalışmalarında söylediği sözlerle aynı olduğuna

yönelik herhangi bir kanıt sunmamış dolayısıyla iddiasını temellendirmemiştir.

Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin başvurucunun suçlamaya konu sözleri anlam veya

içerik olarak TBMM'de de söyleyip söylemediğini tespit etmesi

beklenemeyeceğinden bu hususta bir değerlendirme yapılmamıştır. (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Selma Irmak, B. No: 2016/32948, 7/3/2018,

§§ 69-72).

77. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun yasama

dokunulmazlığından yararlanması nedeniyle tutuklanamayacağı söylenemez. Bu

yönüyle başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır (Gülser Yıldırım, §§ 125-132; Selahattin Demirtaş [GK], B. No: 2016/25189, 21/12/2017, §§

136-143).

78. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

79. Başvurucunun tutuklanmasına karar veren Bingöl Sulh Ceza Hâkimliği,başvurucuyla ilgili

somut olgulara atıf yaparak devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma,

silahlı terör örgütüne üye olma ve terör örgütü propagandası yapma suçları

yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varmıştır (bkz. § 29).

Soruşturma makamlarının başvurucuya, katıldığı toplantılar ve bu toplantılarda

söylediği sözler nedeniyle terörle bağlantılı suçlamalar yönelttiği

anlaşılmaktadır (bkz. § 15).

80. Başvurucu; soruşturmaların hukuka aykırı olduğunu, siyasi faaliyetleri sebebiyle

yargılandığını savunmaktadır (bkz. § 26).

81. Başvurucunun;

i. Milletvekilliği genel seçimleri kapsamında HDP tarafından

5/6/2015 tarihinde Diyarbakır'da düzenlenen miting sırasında yaptığı

konuşmasında ''... Artık ... Apo'dan selam getirip buradan selam götürmek istemiyoruz,

artık Kürt halk önderi sayın Öcalan'ı Amed'e getirmek

istiyoruz, size getirmek istiyoruz ...'' ,

ii. Hendek olaylarının yaşandığı dönemde, bu olaylarkapsamında

yapılan operasyonları protesto etmek amacıyla 13/12/2015 tarihinde

Diyarbakır'da toplanan ve "Yaşasın Sur

direnişi" [Hendek olaylarının yaşandığı yerlerden biri de

Diyarbakır'ın Sur ilçesidir (bkz. §§ 11-12).] şeklinde slogan atan bir gruba

hitaben yaptığı konuşmada "... Bugün Sur'dayaşananların tamamı 7 Haziran seçiminden sonra

AKP'nin sahaya sürdüğü darbe ve savaş konseptinin bir devamı olarak

görülmelidir ... Sur bugün bütün Kürt halkı açısından bütün Kürdistan halkı

açısından, halkımızın onuru olarak değerlendiriliyor ... Şu anda Sur'da, Nusaybin'de, Cizre'de, Dargeçit'te, Silopi'de,

Şemdinli'de [Bu ilçeler hendekolaylarınını

yaşandığı yerler arasındadır (bkz. §§ 11-12).] AKP

bir darbe hukuku üzerinde topyekun bir katliam

konsepti yürütüyor ... Türkiye'de darbeye karşı olan savaşa karşı olanbütün toplumsal kesimlerin burada darbe hukukuna karşı

gösterilen muazzam halk direnişini görmesi ve onu sahiplenmesi gerekiyor ...

Biz bu darbehukukunu tanımıyoruz ... savaşkonseptinikınıyoruz tanımadığımız içinde darbe hukuku

devam ettiği sürece de halkımızla birlikte kesintisiz bir direniş sürecinde

olacağımızı ifade ediyoruz. Darbeye karşı olan, savaşa karşı olan bütün

demokratik kamuoyunu da Amed halkını Kürt halkının

ortaya koyduğu bu direniş çizgisini sahiplenmeye darbeye karşı net tutumlar,

net tavırlar takınmaya davet ediyoruz ... Sadece Kürt halkını değil, bütün

Türkiye halklarını Pazartesi günü darbe hukukuna karşı Sur halkının Amed hakkının gösterdiği direnişte yer almaya, saftutmaya çağırıyoruz ... Amed

halkı olarak bugün bir kez daha kararlılığımızı Sur'daki

direnişin yanında, içerisinde olduğumuzu ifade ediyoruz...",

iii. Hendek olaylarının yaşandığı dönemde 27/2/2016 tarihinde

Diyarbakır'da PKK terör örgütü lehine slogan atan kalabalık bir gruba hitaben

yaptığı diğer bir konuşmasında ise "...Aylardır

Kürdistan'ı savaşla katliamla teslim almaya çalışanlar bugün Amed'de, Amed halkının Kürt

halkının dimdik ayakta duran dimdik tablosuna bu tavrına baksınlar. Onlar

savaşı katliamı devreye sokarken (Bu sırada grup tarafından 'PKK halktır, halk burada' şeklinde

slogan atıldığı belirtilmiştir.) onlar

savaştan ve katliamdan medet umarken, Kürt halkına diz çöktüreceklerini, boyun

eğdireceklerine sanıyorlardı ... Bu katliam konseptinin sonuç almayacağını Sur'da, Cizre'de, Silopi'de, İdil'de Derik'te, Varto'da [Bu

ilçelerin tamamı hendek olaylarınını yaşandığı yerler

arasındadır (bkz. §§ 11-12).] Kürdistan'ın dört bir yanında direnen Kürt halkı

bugün de kanıtlamıştır. Amed halkı, bu direnişi

gösteren halkı selamlıyorum (Bu sırada grup tarafından 'direne direne kazanacağız' şeklinde

slogan atıldığı ifade edilmiştir.) ...''

şeklinde sözler sarf ettiği belirtilmiştir.

82. Demokratik bir toplumda kişilerin ve özellikle

siyasetçilerin -terör propagandası niteliği taşımadıkça- terör operasyonlarının

yapılış şeklini eleştirmesi meşru görülebilir. Bununla birlikte somut olayda

başvurucunun siyasi konumu, söz konusu konuşmaların yapıldığı dönem ve yer,

konuşmaların içeriği ve bağlamı birlikte dikkate alındığında yukarıda yer

verilen sözlerin soruşturma makamlarınca -terör operasyonlarının yapılış

şeklini eleştirmenin ötesinde- güvenlik güçleriyle çatışma hâlinde olan terör

örgütü mensuplarının eylemlerini öven, meşru gösteren hatta sahiplenen

nitelikte değerlendirilmesinin ve başvurucuya bu sözler nedeniyle terörle

bağlantılı suçlamalar yöneltilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez. Bu

itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin

bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

83. Yapılan bu tespit ve değerlendirmeler dikkate alınarak

başvurucunun yaptığını inkâr ettiği ya da yapıp yapmadığı konusunda tereddüt

ettiği konuşmalar ve isnat edilen diğer eylemlerle ilgili ayrıca bir

değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.Diğer

taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin bulunması

şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının

olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

84. Bingöl Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına

karar verilirken işlendiği iddia olunan, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü

bozma, silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin Kanun'da öngörülen

yaptırımın ağırlığına, suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına dayanıldığı görülmektedir

(bkz. § 29).

85. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen devletin birliğini

ve ülke bütünlüğünü bozma ve silahlı terör örgütü üyesi olma suçları, Türk

hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleridir. İsnat

edilen suçlara ilişkin kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret

eden durumlardan biridir (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma ile silahlı terör örgütü

üyesi olma suçları, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında yer alan ve Kanun gereği "tutuklama nedeni varsayılabilen"

suçlar arasındadır.

86. Bunların yanı sıra yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girmesinden sonra ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarının

başvurucuyu ifadesini almak üzere çağrı kâğıdıyla davet ettikleri ancak

başvurucunun bu çağrıya uymadığı görülmektedir. Ayrıca milletvekili

dokunulmazlıklarına ilişkin Anayasa değişikliği teklifinin TBMM'ye verilmesi

üzerine -başvurucunun mensubu olduğu- HDP'nin Eş

Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, yaptığı bir konuşmada kesin bir tavırla

hiçbir milletvekilinin ifade vermeye gitmeyeceğini belirtmiştir (bkz. § 23).

Dolayısıyla başvurucunun bu tutumunun kişisel bir yaklaşımın ötesinde

soruşturma ve kovuşturma süreçlerini zorlaştırmaya yönelik siyasi bir tavır

olduğu, bu nedenle devamlılık arz edebileceği söylenebilir.

87. Sonuç olarak başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında

açıklanan ve kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

88. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, § 268; Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 76).

89. Somut olayda başvurucu, tutuklanmasının siyasi

faaliyetlerini yerine getirmesine engel olacağını belirtmiş; bu nedenle

-Anayasa Mahkemesinin bazı kararlarını emsal göstererek- tutuklanmasının

ölçüsüz olduğunu ileri sürmüştür.

90. Anayasa Mahkemesi, milletvekillerinin

tutukluluğuyla ilgili verdiği Mehmet Haberal

(B. No: 2012/849, 4/12/2013), Mustafa

Ali Balbay (B. No: 2012/1272, 4/12/2013), Kemal Aktaş ve Selma Irmak (B. No: 2014/85, 3/1/2014), Faysal Sarıyıldız (B. No: 2014/9,

3/1/2014), İbrahim Ayhan (B. No:

2013/9895, 2/1/2014), Gülser

Yıldırım (B. No: 2013/9894, 2/1/2014) kararlarında seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarıyla

bağlantılı olarak sadece tutukluluğun makul süreyi aştığı şikâyetlerini

incelemiştir. Anılan kararlarda Anayasa Mahkemesi, milletvekillerinin -hiçbir

durumda- tutuklu olarak yargılanamayacakları yönünde bir değerlendirmede

bulunmamıştır.

91. Öte yandan Anayasa Mahkemesi yakın tarihte verdiği Gülser Yıldırım (bkz. §§ 156, 157, 163) ve Selahattin Demirtaş (bkz. §§ 169, 170,

176) kararlarında başvurucuların "milletvekili olmaları dolayısıyla

tutuklamanın ölçüsüz olduğu" yönündeki iddialarını -tutuklamanın

hukukiliği bağlamında- incelerken yasama dokunulmazlığına istisna getirildiği

veya bu dokunulmazlığın kaldırıldığı durumlarda milletvekillerinin

tutuklanamayacağına ilişkin anayasal bir kural bulunmadığını ve

milletvekilliğinin başlı başına tutuklamaya engel teşkil etmediğini

belirtmiştir. AnayasaMahkemesi bu kapsamda yaptığı

inceleme sonucunda, milletvekili olan başvurucuların tutuklanmalarının ölçüsüz

olmadığını değerlendirmiştir.

92. AİHM'in de milletvekilleri

hakkında tutuklama tedbirinin hiçbir koşulda uygulanamayacağına ya da böyle bir

tutuklamanın -otomatik olarak- ölçüsüz olduğuna dair bir yaklaşımı söz konusu

değildir. Aksine AİHM, PKK ile bağlantılı suçlamalar dolayısıyla

dokunulmazlıkları kaldırılan ve sonrasında tutuklanan milletvekillerinin

tutuklanmalarının hukuki olmadığı iddialarını kabul etmemiştir (Sakık ve diğerleri/Türkiye, B. No:

23878/94-23879/94-23880/94, 26/11/1997, § 40).

93. Son olarak başvurucunun tutuklanmasına konu suçların genel

olarak 2011 yılıile 2016 yılı Şubat

ayı arasındaki eylemlere ilişkin olması, dolayısıyla iddia edilen suçların

bazılarının işlendiği tarihten uzunca bir süre sonra tutuklama tedbirine

başvurulması nedeniyle somut olayda ayrıca soruşturma süreci bakımından

tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak "gerekli" olup

olmadığının da incelenmesi gerekir.

94. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer durumdaki -suç tarihi ile

tutuklama tarihi arasında önemli zaman diliminin bulunduğu- bazı olaylara

ilişkin başvurularda tutuklamanın gerekliliğine dair incelemede bulunmuştur.

95. Somut olayda öncelikle Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci

fıkrasının birinci cümlesi uyarınca yasama dokunulmazlığından yararlandığı

sürece başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının mümkün olmadığı

göz ardı edilmemelidir. Yasama dokunulmazlığının belirli aşamadaki dosyalar

için uygulanmayacağına ilişkin Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihinde yürürlüğe

girmiş; akabinde başvurucu hakkındaki soruşturma dosyaları, ilgili Cumhuriyet

başsavcılıklarına gönderilmiştir. Başvurucu, anılan Anayasa değişikliğinin

yürürlüğe girmesinden yaklaşık beş ay sonra tutuklanmıştır.

96. Bu süreç içinde yapılan işlemler incelendiğinde Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girmesini müteakip farklı Cumhuriyet başsavcılıklarına

gönderilen dosyalarla ilgili fezleke düzenlenmesi, dosyaların yetkili

Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi, birleştirilmesi, başvurucunun

ifadesinin alınması için talimat yazılması ve çağrı kâğıdı çıkarılması gibi

usule ilişkin işlemlerin yapıldığı anlaşılmıştır (bkz. §§ 19-23). Dolayısıyla

soruşturma süreci içinde soruşturma mercileri başta olmak üzere kamu

makamlarının hareketsiz kalmaları söz konusu değildir (Benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Selahattin

Demirtaş, §§ 173-174; Gülser Yıldırım, §§

160-161).

97. Öte yandan terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Benzer

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64; Selahattin Demirtaş, § 175;

Gülser Yıldırım,§ 162).

98. Ölçülülüğe ilişkin somut olayın yukarıda belirtilen

özellikleri dikkate alındığında Bingöl Sulh Ceza Hâkimliğinin, isnat edilen

suçlar için öngörülen yaptırımın ağırlığını ve işin niteliğini de gözönünde tutarak tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve

adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

99. Ayrıca tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak

yukarıda yer alan tüm açıklamalar karşısında başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi bir amaçla

gerçekleştirildiği iddiasının incelenmesini gerektiren bir durum söz konusu

değildir.

100. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

3. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

101. Başvurucu; hakkındaki gözaltı ve ifade süreçlerinde

suçlamalara dair ayrıntılı şekilde bilgilendirilmediğini, soruşturma dosyasını

inceleme talebinin "kısıtlama" kararı gerekçe gösterilerek kabul

edilmediğini, bu nedenlerle kendisine yönelik suçlamaları ve bunların

delillerini öğrenemediğini ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu; soruşturma

mercileri tarafından "kısıtlama" kararının kanunda öngörülen kapsamı

aşılarak yorumlandığı, bu bağlamda incelemeye ve/veya örnek almaya yetkili

olduğu belgelere yönelik erişiminin de engellendiği iddiasındadır. Başvurucuya

göre soruşturma mercilerinin bu tutumu "silahların eşitliği" ilkesiyle

bağdaşmamaktadır. Başvurucu sonuç olarak tutuklamaya karşı etkili bir şekilde

itirazda bulunma imkânından yoksun bırakıldığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

102. Bakanlık görüşünde; başvurucunun kısıtlama kararını

öğrendiği tarihten itibaren bu karara karşı itiraz hakkının bulunduğu ancak bu

yola başvurmadığı belirtilmiştir. Bakanlık, Savcılık sorgusunda başvurucunun

ifade vermek istemediğini ve sorulacak sorulara cevap vermeyeceğini beyan

ettiğini, Sulh Ceza Hâkimliğinde ise Savcılık ifadesini tekrar etmek istediğini

hatırlatarak savunma yapmak istemeyen başvurucunun iddiasının dürüstlük

ilkesiyle bağdaşmayacağını vurgulamıştır. Bakanlık, başvurucunun hangi

eylemleri nedeniyle tutuklandığının tutuklama kararının gerekçesinde açık bir

şekilde belirtildiğinin altını çizmiş ve Anayasa Mahkemesinin benzer

kararlarına da atıf yapılarak bir değerlendirme yapılması gerektiğini ifade

etmiştir.

103. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında, başvuru

formunda ileri sürüdüğü iddiaları aynen tekrar etmiş; kısıtlılık kararının

soruşturma mercilerinin işlemlerine karşı etkili bir şekilde savunma yapma

hakkını engellediğini belirtmiştir.

b. Değerlendirme

104. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

105. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

106. Genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım,§§ 169-174.

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

107. Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Bingöl

Sulh Ceza Hâkimliğinin 1/11/2016 tarihli kararıyla 5271 sayılı Kanun'un 153.

maddesi uyarınca müdafinin dosya içeriğinden veya belgelerden örnek alma

yetkisinin kıstlanmasına karar verilmiştir. Başvurucu

ise üç gün sonra4/11/2016 tarihinde tutuklanmıştır.

108. Kısıtlama kararının daha sonra kaldırılıp kaldırılmadığı

hususunda herhangi bir belge veya bilgi bulunmamakla birlikte Bingöl 2. Ağır

Ceza Mahkemesince iddianamenin kabulüne karar verildiği 21/11/2016 tarihi

itibarıyla 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca

kısıtlama kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır (bkz. § 31).

109. Başvurucuya yöneltilen suçlamalar, yasama

dokunulmazlıklarıyla ilgili Anayasa değişikliği yapılmadan önce Cumhuriyet

başsavcılıkları tarafından düzenlenen fezlekelerde belirtilen eylemlere

ilişkindir. Bu fezlekeler ile fezlekelere ekli soruşturma dosyalarının

içeriğinin kısıtlama kararının öncesinde milletvekili olan başvurucunun veya müdafilerinin

erişimine açık olmadığı yönünde herhangi tespit ya da iddia bulunmamaktadır

(Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Selahattin Demirtaş, § 192; Gülser Yıldırım,§

177). Öte yandan başvurucu, Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade

alma işlemi sırasında üzerine atılı suçlamaları anladığını belirtmiş; genel

olarak soruşturma usulüne ilişkin savunmasını yapmış ancak soruşturmanın siyasi

olduğuna inandığı için sorulacak sorulara cevapvermek

istemediğini söylemiş ve isnat edilen eylemlere ilişkin ayrıntılı sorulara

cevap vermemiştir (bkz. § 26).

110. Başvurucunun Bingöl Sulh Ceza Hâkimliğindeki sorgusu

sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili Savcılıkta verdiği ifadesini tekrar

ettiği, eklemek istediği bir husus olmadığını ifade ettiği, sorgu sırasında

hazır bulunan başvurucu müdafilerinin ise suçlamaların esasıyla ilgili

ayrıntılı savunma yaptıkları görülmektedir (bkz. §§26, 28).Dolayısıyla

başvurucunun ve müdafilerinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel

teşkil eden bilgilere erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

111. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında kısa bir

süre devam eden soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlılık kararı

nedeniyle başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda

bulunamadığının kabulü mümkün görülmemiştir.

112. Diğer taraftan başvurucu, kısıtlama kararının kanunda

öngörülen kapsamı aşılarak yorumlandığını, incelemeye ve/veya örnek almaya

yetkili olduğu belgelere yönelik erişiminin engellendiğini ileri sürmüşse de

5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (3) numaralı fıkrasına aykırı olarak

kuralda belirtilen "ifadelerini içeren tutanaklar, bilirkişi raporları ve

hazır bulunmaya yetkili olduğu diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar"dan

hangisine veya hangilerine erişiminin engellendiğini ortaya koyamamıştır.

113. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendisine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu

gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak

ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler olduğunu

başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19-20).

114. Başvuru formu ve eklerinde, başvurucunun kısıtlama kararı

kapsamında olmayan bilgi ve belgelere erişiminin sağlanması için yetkili

mercilere başvurduğuna ve bu girişiminin sonuçsuz kaldığına yönelik somut

olgulara dayalı bir iddia dile getirilmediği gibi UYAP üzerinden yapılan

incelemede de böyle bir olguya rastlanmamıştır. Nitekim başvurucu müdafilerinin

de sorgu sırasında, kısıtlama kararı kapsamında olmayan belgelere

erişemedikleri ve bu nedenle tutuklama talebine karşı savunmalarını etkili bir

şekilde dile getiremedikleri yönünde bir iddiaları olmamıştır. Dolayısıyla

başvurucu, kısıtlama kararı kapsamında olmayan

belgelere erişiminin engellendiği iddiasını temellendirememiştir.

115. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı iddiası yönünden

açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. İfade Özgürlüğü ile

Seçilme ve Siyasi Faaliyette Bulunma Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin

İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

116. Başvurucu, tutuklamaya dayanak oluşturan ve fezlekelerde

belirtilen konuşma ve açıklamalarının ifade özgürlüğünün koruması altında

olduğunu, muhalefet partisine mensup bir milletvekili olarak Hükûmete ve onun

siyasetinin ürünü olan uygulamalara yönelik siyasal söylem ve eleştirilerinin

ifade özgürlüğü kapsamında en üst seviyede korunması gerekirken suçlamaya ve

dolayısıyla tutuklamaya konu edildiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre

mensubu olduğu siyasi partinin geniş bir seçmen kitlesine sahip olduğu yerlerde

o bölgenin sorunlarını tartışmaya açması ve süregelen (silahlı) çatışmalarla

ilgili olarak iktidarı güçlü bir şekilde eleştirmesi de bu bağlamda

değerlendirilmelidir. Başvurucu sonuç olarak ifade özgürlüğü ile seçilme ve

siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

117. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği

kararlara atfen başvurucunun ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyette bulunma hakkı

kapsamındaki beyanları nedeniyle tutuklandığı şikâyetinin özü itibarıyla

hakkında kuvvetli suç şüphesi olmadan tutuklandığı iddiası kapsamında kaldığı

belirtilmiştir. Bakanlık son olarak milletvekili olan başvurucunun kendisini

destekleyen belirli bir halk kesimi üzerinde etkinliğinin bulunması ve

tutuklamaya konu olan eylemleri devamlı şekilde sürdürmesi dikkate alındığında

uygulanan tedbirin toplumun korunması, huzur içinde yaşamın devamı ve şiddetin

önlenmesi için demokratik toplum bakımından gerekli ve orantılı olduğunu

vurgulamıştır.

118. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında;

tutuklanmasına neden olan açıklamaların çoğunun yasama faaliyetleri kapsamında

TBBM çatısı altında dile getirildiğini, bu açıklamaların milletvekili olarak

seçmenlerini temsil ederken katıldığı eylemelerde tekrar edildiğini,

tutuklanması nedeniyle yasama faaliyetlerine katılamadığını ve kendisine oy

veren seçmenlerin de bu şekilde serbest seçim haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

119. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken

öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi

aşıp aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, §§ 92-100; Hidayet

Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§

157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, §§

105-116; Mustafa Ali Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak,§§ 61-75; Faysal Sarıyıldız, §§ 61-75; İbrahim Ayhan, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, §§ 60-74).

120. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığına

ilişkin iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden

şüphelenilmesi için inandırıcı delillerin bulunduğu ve ayrıca olayda tutuklama

nedenlerinin mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği

sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 69-100). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler

dikkate alındığında başvurucunun yalnızca ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi

faaliyette bulunma hakları kapsamında kalan eylemleri nedeniyle soruşturmaya

maruz kaldığı ve tutuklandığına ilişkin iddiası yönünden farklı bir sonuca

varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

121. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade

özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını ihlal ettiği

iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutuklanma dolayısıyla ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi

faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

21/3/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Bekir ÇAĞLAR

Başvurucu

:

İdris

BALUKEN

Vekili

:

Av. Reyhan

YALÇINDAĞ BAYDEMİR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/41020, 21 Mart 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucunun
  8. (Mahkememiz Dosyası İle Birleşen 2016/221 Esas
  9. (Mahkememiz Dosyası İle Birleşen 2016/220 Esas
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  13. B. İfade Özgürlüğü ile
  14. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Necipoğlu
  16. Gökcan
  17. Baluken
  18. Yalçındağ Baydemir
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/41020
Tarih
21 Mart 2018

İlgili Kararlar

  • Ahmed Sameer Ahmed Başvurusu (B. No: 2017/29336)
  • Kemalali Alesow Başvurusu (B. No: 2017/6334)
  • İlyas Yılmaz Başvurusu (B. No: 2015/1927)
  • Hülya Karacaoğlan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/3068)
  • Özer Er Başvurusu (B. No: 2014/11770)
  • Nimet Bacaklılar Başvurusu (B. No: 2014/19349)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.