İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Özer Er Başvurusu (B. No: 2014/11770)

1. Başvuru, tıbbi hata sonucu gerçekleşen ölüm olayı üzerine ilgili

Başvuru No2014/11770Tarih15 Mart 2018Okuma24 dk · 4.863 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Özer Er Başvurusu

Karar tarihi
15 Mart 2018
Başvuru Numarası
2014/11770
R.G. Tarih ve Sayı
9/5/2018 - 30416
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.863 kelime·24 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi hata sonucu gerçekleşen ölüm olayı üzerine ilgili

doktorlar ve hastane yöneticileri hakkında açılan kamu davasının zamanaşımının

dolduğu gerekçesiyle düşmesine karar verilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/7/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

7. İkinci Bölüm tarafından 7/2/2018

tarihinde yapılan toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara

bağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca

Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edilen ve Ulusal Yargı Ağı

Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, geçirdiği bir ameliyat sonrasında 22/3/2004

tarihinde yaşamını yitiren 1995 doğumlu M.E.nin

babasıdır.

A. M.E.nin

Hastaneye Götürülmesi ve Ölümü

10. Başvurucunun kızı M.E. sık sık boğaz ağrısı problemi

yaşaması nedeniyle 11/3/2004 tarihinde Özel A.

Hastanesine götürülmüştür. Burada yapılan tetkikler sonucunda hastanın bademcik

ameliyatı olmasına karar verilmiştir. Hasta aynı gün anılan Hastanede ameliyata

alınmıştır. Hastaya anestezi uygulandıktan kısa bir süre sonra hastanın

solunumunun normal olmadığı anlaşılmış, bunun üzerine ameliyata devam

edilmesinin mümkün olmadığı değerlendirilerek ameliyata son verilmiştir.

11. Ameliyata son verilmesi üzerine hasta, servisteki yatağına

alınmış ancak bilinci yerine gelmediği için Samatya

SSK Hastanesi Yoğun Bakım Servisine ambulansla sevk edilmiştir.

12. Hasta M.E. 11/3/2004 tarihinde saat

15.40 sıralarında bilinci kapalı şekilde anılan Hastaneye ulaşmış ancak on bir

gün boyunca burada yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayarak 22/3/2004

tarihinde yaşamını yitirmiştir.

B. Ceza Soruşturması Süreci

13. Başvurucu, Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak kızının

ölümünde kusuru bulunan Özel A. Hastanesi doktorları ile yöneticilerinin

cezalandırılması isteminde bulunmuştur.

14. Başvurucunun suç duyurusu üzerine Eyüp Cumhuriyet

Başsavcılığı, ilgili doktorlar ile Hastane yöneticileri hakkında soruşturma

başlatmış ve yaptığı araştırmalar neticesinde 7/4/2009

tarihinde şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Eyüp

Cumhuriyet Başsavcılığı, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda Hastanede

yapılan işlemlerin usulüne uygun olduğu yönünde görüş bildiren Adli Tıp Kurumu

3. İhtisas Kurulunun 31/12/2008 tarihli raporuna

dayanmıştır.

15. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, İstanbul 6. Ağır

Ceza Mahkemesinin 31/12/2009 tarihli kararı ile

reddedilmiştir.

16. Başvurucu, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen

itirazın reddine ilişkin karara karşı kanun yararına bozma istemiyle Bakanlığa

başvurmuş; başvurucunun talebinin kabul edilmesi üzerine dosya Yargıtay 9. Ceza

Dairesine gönderilmiştir.

17. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 8/10/2010

tarihli ilamıyla İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen itirazın reddine

ilişkin kararı bozmuş ve dosyayı Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

18. Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığının 22/3/2011 tarihli

iddianamesiyle Hastane Başhekimi C.K., Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı M.E.O., Kulak Burun Boğaz Uzmanı K.N. ve

Hastane yöneticilerinden Z.D. hakkında mesleklerinin gerekli kıldığı dikkat ve

özeni göstermemeleri nedeniyle ölüme sebebiyet verdikleri iddiasıyla kamu

davası açılmıştır.

19. İstanbul 48. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen kamu davası

sonucunda Mahkeme 29/3/2012 tarihli kararla dava

zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesine dayanarak sanıklar hakkında açılan

kamu davasının düşürülmesine karar vermiştir.

20. Başvurucunun anılan kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay

12. Ceza Dairesi 11/12/2013 tarihli ilamla derece

mahkemesi kararını onamıştır. Karar aynı tarihte kesinleşmiştir.

21. Başvurucu, Yargıtay 12. Ceza Dairesi kararının kendisine

tebliğ edilmediğini, anılan kararı 11/6/2014 tarihinde

haricen öğrendiğini beyan etmiştir. UYAP kayıtlarında, başvurucunun nihai

kararı haricen öğrendiği şeklindeki beyanı dışında tebliğe ilişkin herhangi bir

bilgi ya da belgeye ulaşılamamıştır.

22. Başvurucu 10/7/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

C. Tazminat Davası Süreci

23. Başvurucu, kızının yanlış anestezi uygulanması sonucu

yaşamını yitirdiği iddiasıyla ameliyatın gerçekleştirildiği Hastane tüzel

kişiliği ile kızına müdahale eden doktorlar ve Hastane yöneticileri aleyhine 13/1/2005 tarihinde İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesinde

tazminat davası açmıştır.

24. İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi, olay hakkında Adli Tıp

Kurumu 3. İhtisas Kurulu ile Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından

hazırlanmış raporları dikkate alarak 2/5/2012

tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu

raporlarında ameliyat ve tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, davalı

doktorlar ile Hastanenin herhangi bir kusurunun bulunmadığı yönünde

değerlendirmeler yapılmıştır.

25. Anılan kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 13. Hukuk

Dairesi 28/5/2013 tarihli ilamla eksik inceleme ve

araştırma sonucu hüküm kurulduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının

bozulmasına karar vermiştir. Davalılarca yapılan karar düzeltme istemi aynı

Dairenin 25/12/2013 tarihli ilamı ile reddedilmiştir.

26. Bozma kararı üzerine yargılamaya İstanbul 18. Asliye Hukuk

Mahkemesinin 2014/22 Esas sayılı dava dosyası üzerinden devam edilmiştir. Dava,

ilk derece mahkemesi önünde derdesttir.

D. Doktorlar Hakkındaki

Disiplin Soruşturması Süreci

27. İstanbul Tabip Odası Onur Kurulu, başvurucunun şikâyeti

üzerine, ameliyatı yapan Kulak Burun Boğaz Uzmanı K.N. ile Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı M.E.O.nun

on beş gün süreyle meslekten alıkoyma cezası ile tecziye edilmesine karar

vermiştir. Kararda; ameliyatın henüz başlangıcında hastanın oksijenizasyonunun

yeterli olmadığının görülmesi üzerine ameliyata son verilmesinin doğru bir

karar olduğu, ameliyattan sonra hastanın spontan

solunum ile servise alınmasının ve hastaya nasal

oksijen verilmesi ile yetinilmesinin ise tıbbi hata olduğu, hastanın

beklenmeksizin daha ileri sağlık merkezine sevkinin tıbbi bir zorunluluk olduğu

belirtilmiştir.

28. Anılan karara yapılan itirazı inceleyen Türk Tabipler

Birliği Yüksek Onur Kurulu ise 12/3/2009 tarihli kararlaAnestezi

ve Reanimasyon Uzmanı M.E.O.nuncezasının onanmasına, somut olayda ortaya

çıkan komplikasyonun yönetilmesinde sorumluluğu bulunmayan Kulak Burun Boğaz

Uzmanı K.N. hakkındaki tesis edilen cezanın ise bozulmasına karar vermiştir.

29. Başvurucu, anılan karara karşı idari yargıda iptal davası

açılıp açılmadığı hususunda Anayasa Mahkemesine herhangi bir bilgi ve belge

sunmamıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

30. İlgili hukuk için bkz.

Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016, §§ 34-36.

B. Uluslararası Hukuk

31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesişöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur."

32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam hakkının

devlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane ister devlet

hastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına alma

zorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (Asiye Genç/Türkiye, B. No: 24109/07, 27/1/2015, § 67).

33. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler ayrıca -ister

özel hastane ister devlet hastanesi olsun- sağlık çalışanlarının sorumluluğu altında

yaşamını yitiren bir kişinin ölüm nedeninin belirlenmesine ve gerektiği

takdirde sağlık çalışanlarının eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarına imkân

tanıyan etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurmayı gerektirir (Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye,

B. No: 13423/09, 9/4/2013,§ 81).

34. AİHM; Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamında, ölüm olayının

kasıtlı bir eylem sonucu meydana geldiği durumlar ile ihmal sonucu meydana

geldiği durumlar arasında bir ayrım yapılması gerektiğini belirtmektedir. AİHM,

ölüm olayının kasıtlı bir eylem sonucu meydana geldiği durumlarda devletin

sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân sağlayabilecek nitelikte

cezai soruşturmalar yürütmekle yükümlü olduğunu, bu tür durumlarda

mağdura/mağdurlara sadece tazminat ödenmesinin Sözleşme'nin 2. maddesi

bağlamındaki ihlali gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli

olmadığını ifade etmektedir. Bununla birlikte AİHM'e

göre, yaşam hakkı ihlalinin kasti olmaması hâlinde "etkili yargısal sistem kurma" yönündeki pozitif

yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez; bu gibi

hâllerde mağdura/mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk

yollarının açık olması yeterli olabilir (Eyüp

Güvenç ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43036/08, 21/5/2013,

§§ 33-35).

35. AİHM'e göre Sözleşme'nin 2.

maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin yerine getirilme yöntemine ilişkin

seçim, ilke olarak taraf devletin takdir yetkisi içinde yer almaktadır. Bu

bağlamda AİHM, Sözleşme’de güvence altına alınan hakları

sağlamanın farklı yollarının bulunduğunu ifade etmektedir. AİHM'e

göre devlet, iç hukukta öngörülen belli bir önlemi almakta başarısız olsa bile

yerine getirmekle yükümlü olduğu pozitif yükümlülükleri diğer yöntemlerle de

gerçekleştirebilir (İlbeyi Kemaloğlu ve Meriye Kemaloğlu/Türkiye, B.

No: 19986/06, 10/4/2012, § 37; Nurettin Demir ve Çiçek Demir/Türkiye, B.

No: 34885/06, 13/11/2012, § 70).

36. AİHM; tıbbi hata sonucu meydana gelen bir ölüm olayı

sonrasında ilgili doktorlar hakkında başlatılan ceza soruşturmasının

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla neticelenmesi üzerine ölüm olayının

hastalığın geç teşhis edilmesi nedeniyle meydana geldiği, olay hakkındaki ceza

soruşturmasının etkili bir şekilde yürütülmediği ve çok uzun sürdüğü (6 yıl 8

ay 5 gün) iddialarıyla yapılan bir bireysel başvuruda, başvurucunun tazminat

yoluna başvurmadığını dikkate alarak iç hukuk yollarının tüketilmediği sonucuna

ulaşmıştır (Mübeyen Polat/Türkiye, B. No: 3143/12, 15/10/2013). AİHM; ihmal sonucu meydana gelen ölüm olayları

hakkındaki ceza davalarının uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddiasının ileri sürüldüğü bireysel başvurularda Sözleşme'nin

üçüncü kişiler hakkında ceza kovuşturması yapılmasını isteme veya ceza davası

açtırma hakkı bahşetmediğini ancak söz konusu olaylarda başvurucuların yalnızca

sorumluların cezai anlamda mahkûm edilmelerini sağlamak amacıyla ceza

davalarına müdahil olduklarını dikkate alarak konu bakımından yetkisizlik

gerekçesiyle kabul edilemezlik kararları da vermiştir (Nuri Aksu/Türkiye, B. No: 25082/08, 20/5/2014, §§ 28-34; Eyüp

Güvenç ve diğerleri/Türkiye, §§ 46-50; Muammer Öz/Türkiye, B. No: 31214/09, 4/9/2012).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 15/3/2018 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

38. Başvurucu, yapılan ameliyatta kızının yaşam hakkının

korunamadığını ileri sürmüştür. Başvurucu; kızının ölümüne sebep olan doktorlar

hakkında açılan kamu davasının zamanaşımına uğratıldığını, bu karar sonucunda

doktorların cezasız kalması nedeniyle toplum vicdanının yara aldığını

belirtmiştir.

39. Başvurucu, davanın zamanaşımından düşürülmesinin aynı

ameliyathanede olduğunu iddia eden doktorların ifadeleri arasındaki

çelişkilerin dahi tartışılamamasına sebep olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu,

davanın zamanaşımından düşürülmesi nedeniyle olayla ilgili olarak alınan

bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin de tartışılamadığını ifade

etmiştir. Başvurucu; davanın zamanaşımına uğramasının diğer bir sebebinin ise

suçun derece mahkemeleri tarafından "taksirle öldürme" olarak

nitelendirilmesi olduğunu, eğer suç "bilinçli taksirle öldürme"

olarak nitelendirilseydi zamanaşımı süresinin de uzayacağını, suçun vasfında

hata yapıldığını ve delillerin değerlendirilmediğini belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

40. Başvurucu ayrıca kızının ölümüne neden olan kişiler hakkında

açılan kamu davasının yaklaşık on yıl sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

41. Başvurucu son olarak Anayasa Mahkemesinin emsal olaylarda

tazminat yoluna başvurulması gerektiğini belirttiği kararların yeniden

tartışılmasını istediğini, hukuk yargılamasından umulan sonuç ile ceza

yargılamasından umulan sonucun farklı olduğunu belirterek başvuru yollarını

tükettiğini ifade etmiştir.

B. Değerlendirme

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, temel

olarak kızı M.E.nin tıbbi

hata sonucu öldüğünü ve bu ölüm olayı üzerine ilgili doktorlar ile Hastane

yöneticileri hakkında açılan kamu davasının etkili bir şekilde yürütülmediğini

ileri sürmüştür. Başvurucunun iddiaları Anayasa'nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkı ile ilgili olduğundan bu iddiaların bir bütün hâlinde

yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

43. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller

dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve

tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”

44. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, (...)

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

45. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka yönelik bir

başvuru ancak ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41). Somut olayda başvurucu,

ölen kişinin babasıdır. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır.

46. Somut olayda başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamakla birlikte başvurunun başvuru yollarının tüketilmesi kuralı yönünden

ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

47. Başvuru konusu olayda, başvurucu tüm ihlal iddialarını kamu

davası kapsamında ileri sürmüş olup İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesinde

devam eden tazminat süreci ile ilgili olarak herhangi bir ihlal iddiasında

bulunmamıştır. Başvurucu, yargılamanın uzun sürdüğü şikâyetini de kamu davası

ile sınırlı tutmuş; devam eden tazminat davası ile ilgili olarak bu hususta

herhangi bir ihlal iddiası ileri sürmemiştir. Başvurucu, başvuru konusunun devam

eden tazminat davası süreci olmadığını özellikle vurgulamıştır.

48. Bu durumda somut olayda öncelikle "etkili yargısal

sistem kurma" yönündeki

pozitif yükümlülüğün başvurucuya adli yargı mercileri önünde tazminat davası

açma imkânının sağlanmasıyla yerine getirilmiş sayılıp sayılamayacağı hususunun

değerlendirilmesi gerekir.

49. Bu bağlamda öncelikle devletin yaşam hakkı kapsamındaki

yükümlülüklerinin çerçevesinin belirlenmesi gerekir.

50. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve

negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 50). Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki

alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif

bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını

gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§§ 50, 51).

51. Söz konusu pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen

faaliyetleri de kapsamaktadır. Devlet, sağlık hizmetlerini -ister kamu isterse

özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların yaşamlarının

korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde

düzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014,

§ 35).

52. Pozitif yükümlülüklerin korumaya ilişkin maddi yönünün yanı sıra

usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır. Bu yükümlülük, doğal olmayan her ölüm

olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi gerektirir. Bu soruşturmanın

temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve

varsa sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

53. Yaşam hakkına ilişkin bu usul yükümlülüğü olayın niteliğine

bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikteki soruşturmalarla yerine

getirilebilir. Kasten veya kötü muamele sonucu meydana gelen ölüm olaylarında

Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitini ve

cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir cezai soruşturma yürütme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda idari soruşturmalar ve tazminat

davaları sonucunda idari bir yaptırım veya tazminata hükmedilmesi ihlali

gidermek ve dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

55).

54. Ancak kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana gelen ölüm

olaylarına ilişkin soruşturma yükümlülüğü açısından farklı bir yaklaşım

benimsenebilir. Bu kapsamda yaşam hakkının veya vücut bütünlüğünün ihlaline

kasten sebebiyet verilmediği durumlarda pozitif yükümlülük her olayda mutlaka

ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

55. Bu yaklaşım, tıbbi hata sonucu meydana geldiği ileri sürülen

ölüm olayları için de geçerlidir. Diğer taraftan bu şekildeki bir kabul, bu tür

olaylarda yürütülen ceza soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından

değerlendirilmeyeceği anlamına da gelmemektedir. Ancak ilke olarak tıbbi

hatalara ilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu

tespit adına takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016, § 78; Nail Artuç, § 38).

56. Bu noktada belirtilmelidir ki hukuka veya Sözleşme'ye aykırı bir fiil nedeniyle başkasına verilmiş

olan zararın tazmin edilmesi yükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, ceza

hukuku alanında suç diye adlandırılan insan davranışına göre daha geniş bir

hukuka aykırı davranış grubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi

için ilgili kanunda açıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir

sınırlamaya yer verilmemektedir. Ayrıca ceza hukuku alanında taksire dayalı

sorumluluğun istisnai nitelik taşımasına rağmen başkalarına kasten veya taksirle

verilen zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha fazla

olduğu, ceza hukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki

sorumluluk alanında objektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulandığı

ve hukuki sorumluluk alanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir

ispat standardı kullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiği

anlaşılmaktadır (Işıl Yaykır,

B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44).

57. Anayasa Mahkemesi kararlarında da sıklıkla vurgulandığı üzere

ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan eylem ve ihmallere karşı ilgili kişi

veya kurumlar aleyhine adli yargı önünde açılacak davalarla da uğranılan

zararların tazmin edilmesi mümkündür (Kenan

Sayın, B. No: 2013/5376, 14/10/2015, § 50; Coşkun Gömüç ve Taşkın Gömüç, B. No: 2013/9597, 21/4/2016, § 64).

58. Bununla birlikte kasıtlı olmayan

fiiller nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında kamu makamlarının muhakeme

hatası veya dikkatsizliği aşan bir kusuru olduğu veya olası sonuçların farkında

olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkiler kapsamında

tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve

yeterli önlemleri almadığı durumlarda ilgililer diğer hukuk yollarına başvurmuş

olsalar dahi kişilerin hayatının tehlikeye girmesine neden olanlar hakkında bir

ceza soruşturması yürütülmesi gerekir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 60).

59. Aynı durum yetkili kişi ve kurumların mesleki ödevlerini

hiçe sayarak sağlık kuruluşlarına başvuran hastanın hayatına veya vücut

bütünlüğüne zarar vermeleri hâlinde sağlık alanında yürütülen faaliyetlerde de

geçerlidir (Kenan Sayın, § 47; Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri, §

68).

60. Görüldüğü üzere yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu

"etkili yargısal sistem kurma" yönündeki

pozitif yükümlülük, olayın niteliğine bağlı olarak farklı nitelikteki hukuki

yolların etkili yürütülmesiyle yerine getirilmiş sayılabilmektedir. Bu durumda

başvuruya konu ölüm olayının niteliğinin belirlenmesi önem arz etmektedir.

61. Somut olayda başvurucu, Özel A. Hastanesinde yapılan

ameliyatta kızının yaşam hakkının korunamadığını ileri sürmüştür. Başvurucu,

ölüm olayının ameliyatın başlangıcında yapılan hatalı tıbbi uygulamalardan

kaynaklandığına vurgu yapmıştır.

62. Başvuru formu ve eklerinde başvurucunun yaşadığı üzüntü

verici olayın kasti bir tutumdan kaynaklandığını gösteren herhangi bir bilgi ve

belge bulunmamaktadır. Olayın meydana geldiği koşullar da bu bağlamda herhangi

bir şüphe uyandırmamaktadır. Nitekim başvurucu da söz konusu olayın ilgili

sağlık personeli tarafından kasti şekilde gerçekleştirildiği yönünde bir iddia

ileri sürmemiştir.

63. Esasen mevcut başvurunun merkezinde tıbbi müdahale esnasında

yapıldığı iddia edilen bir hata yer almaktadır. Bu gibi olaylar ise Anayasa Mahkemesince

tıbbi değerlendirme hatası olarak nitelendirilmektedir. Dolayısıyla Anayasa’nın

17. maddesi bağlamında devletin sahip olduğu “etkili yargısal sistem kurma”

yönündeki pozitif yükümlülük, somut olayda mağdura adli yargı mercileri önünde

tazminat davası açma yolunun sağlanması ile yerine getirilmiş sayılabilir.

64. Bu itibarla Türk hukuk sistemindeki mevcut hukuki yollardan

olup hem ilgili sağlık personelinin ve hastanenin sorumluluğunu saptayabilecek

hem de gerektiği takdirde zararın ödenmesi yoluyla uygun giderim sağlayabilecek

tazminat yolunun somut olayda öncelikle tüketilmesi gereken bir başvuru yolu

olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda yaşam hakkının ihlal edildiği

yönündeki iddianın -İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesindeki yargılama süreci

kesin olarak sona ermediğinden- bu aşamada incelenmesi mümkün değildir.

65. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Anayasa

Mahkemesine göre tıbbi müdahale sırasında bir doktor ya da başka bir sağlık

personeli tarafından yapılan bir hata yahut hastalık hakkında konulan yanlış

bir teşhis nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının ileri sürüldüğü

başvurularda tüketilmesi gereken uygun hukuki çare tazminat yoludur.

Dolayısıyla bu tarz tıbbi değerlendirme hatalarına ilişkin başvurularda ceza soruşturmasının

uzun sürdüğü yönündeki şikâyetlerin -bu durum tazminat yolunun etkililiğini

olumsuz olarak etkilemediği sürece- ayrıca incelenmesi gerekmez. Kaldı ki

tazminat davaları sonucunda derece mahkemelerince ihlal tespit edilerek ölen

kişinin yakınına/yakınlarına belli bir miktar tazminata hükmedilmiş olması

hâlinde bile tazminat davalarının uzun sürmesi, bu konuda bireysel başvuru

yapılması hâlinde yaşam hakkının usul yönü açısından ayrıca incelenebilecektir.

Dolayısıyla doktorların yaptığı tıbbi değerlendirme hatası nedeniyle yaşam

hakkının ihlal edildiği iddiasının ileri sürüldüğü mevcut başvuruda ceza

soruşturmasının makul sürede tamamlanmadığı yönündeki şikâyetin ayrıca

incelenmesinin gerekli olmadığı değerlendirilmiştir.

66. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Celal Mümtaz

AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve

Celal Mümtaz AKINCI'nın karşıoyları

ve OYÇOKLUGUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 15/3/2018 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1.

Tıbbi hata sonucu gerçekleşen ölüm olayı dolayısıyla ilgili doktorlar ve

hastane yöneticileri hakkında açılan kamu davasının zamanaşımının dolduğu

gerekçesiyle reddedilmesi üzerine yaşam hakkı ihlali iddiasıyla yapılan

bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle, yani zararın

ödenmesi suretiyle giderim sağlayabilecek hukuki tazminat yolunun sonucunun

beklenmesi gerektiği yolundaki kabule göre reddedilmesine, aşağıdaki nedenlerle

katılmamaktayım.

2. Hukukun himayesi

altında olan insan hayatının korunması sorunu ahlaki, dini, insani ve felsefi

yönlerden de değerlendirildiğinde, yaşam hakkına yapılan bir ihlalin giderimininsadece tazminat yoluyla sağlanmasının yeterli

olacağı yolundaki düşünceye itibar etmek mümkün değildir. Temel haklar arasında

kuşkusuz bir öncelik ve önem sıralaması yapılamaz. Ancak yaşam hakkının,

ortadan kalktığında kişi bakımından diğer tüm hak ve hürriyetlerin de

kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle, temel haklar arasında mümtaz bir yeri

olduğu ve özel koruma yöntemlerine ihtiyaç bulunduğu açıktır.

3. Bu nedenledir ki,

yaşam ve vücut bütünlüğü üzerindeki temel hakkın korunması için devlete

yüklenen pozitif ve negatif yükümlülükler özellik arz eder. Bu bağlamda yaşam

hakkının korunması için devletçe alınacak önlemler ve yapılacak düzenlemeler,

diğer temel hakların korunmasına yönelik pozitif ve negatif yükümlülükler

kapsamında devletçe alınacak tedbirlerden ve yasal düzenlemelerden, tabiatıyla

farklı olacaktır.

4.

Kuşkusuz, insan haklarına dayalı çağdaş bir toplumda yaşam hakkı bir yandan bu

hakkı ihlal edenlere yönelik etkili cezai yollarla, diğer yandan da etkin bir

şekilde kullanılabilecek hukuk davaları yoluyla korunmalı, bunların yanı sıra

yaşam hakkı ihlal edilen kişinin veya duruma göre bu ihlalin mağdurlarının

haklarını sosyal risk ve toplumsal dayanışma anlayışı içinde gerçekleştirecek

sosyal devlet kurumları etkili bir şekilde devrede olmalıdır.

5. Birbirini tamamlayan

ve birlikte başvurulabilecek bu yollardan biri olan tazminat yolunun, ilkçağ

hukukundan beri zaten mevcut bir yol olduğu düşünülürse, yaşam hakkının ihlali

halinde tazminat hukukunun en etkili veya ilk başvurulacak yol olduğu anlayışını

kabule olanak yoktur. Daha açık bir anlatımla, insan hayatı, mala verilen zarar

gibi bir tazminat konusu olarak düşünülemez. Kaldı ki hukukumuzda mala zarar

dahi tazminatın genel esasları yanında, hürriyeti bağlayıcı ceza ile yaptırım

altına alınmıştır (5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, Madde 151).

6. Yaşam hakkının ihlali

halinde mağdur taraf, yargıya başvuracaktır. Yargıya başvurma hakkının

düzenlendiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ve Anayasa'nın 36.

maddesi hem ceza davalarını hem de hukuk davalarını aynı güvencelere bağlamış,

bu iki yolun birlikte geçerli olduğu durumlarda birine veya diğerine öncelik

tanımamıştır. Yaşam hakkının ihlali söz konusu olduğu bir durumda meri hukuk

mevzuatı içerisinde tazminat davasının etkili yol olup olmamasının, aynı amaca

yönelik olarak yapılan ceza soruşturması ve kovuşturmasının somut bir olayda

etkisizliğini değerlendirme dışı bırakmak için bir neden teşkil etmemesi

gerekir.

7. Başvuru konusu olayda

olduğu gibi doktorlar ve sağlık personeline atfı kabil bir kusur bulunup

bulunmadığının ceza soruşturması ve kovuşturması yoluyla tespiti, açılacak bir

tazminat davasının sonucu bakımından da önemlidir. Somut başvuruya konu olayda, ölümün vuku bulduğu 2004 yılından yedi yıl

sonra 2011 yılında iddianame düzenlenerek kamu davasının açılabilmiş olması,

bundan bir yıl sonra da zamanaşımının dolması nedeniyle başvurucu,

sorumlulukları olan tıbbi ve idari görevlilerin varsa kusurlarının ve kusur

derecelerinin bir yargı kararı ile tespiti imkanını

kaybetmiş; bu nedenle tazminat davasından tam bir sonuç alma şansı da olumsuz

yönde etkilenmiştir.

8. Tıbbi personelin ağır

kusurunun yani kasıtlı bir davranışının bulunmadığı “malpractice” olaylarında hukuk

davası yolunun asıl takip edilmesi gereken yol olarak kabulü, ihmal sonucu

ölüme sebebiyet verilmesinden kaynaklanan diğer ceza soruşturma ve

kovuşturmalarına oranla daha aşağı bir standardın kabul edilmesine yol

açmamalıdır. Nitekim, Anayasa mahkemesi, trafik kazası

sonucu taksirle ölüme sebebiyet dolayısıyla açılmış bir ceza davasının

zamanaşımı nedeniyle düşmesinin Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına

alınan yaşam hakkının gerektirdiği hız ve

yeterlikte yargılama yapılmadığını ortaya koyduğuna, dolayısıyla

etkili soruşturma yükümlülüğünüm ihlal edildiğine hükmetmiştir (Filiz Aka, Başvuru numarası 2013/8365, paragraf 44,

45). Ancak, yine kusurlu davranışlarla yaşam hakkının ihlalinde,

tıbbi personele veya idarecilere sorumluluk yönünden diğer kişilere oranla daha

düşük bir standardın uygulanmasının, hukuki ve Anayasal bakımdan haklı bir

nedeni bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle

başvurunun KABUL EDİLEBİLİRLİĞİNE ve yaşam hakkının usuli

boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE karar verilmesi gerekirken, başvuru yollarının

tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun reddinin adil ve isabetli olmadığı

düşüncesindeyim.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Halil

İbrahim DURSUN

Başvurucu

:

Özer ER

Vekili

:

Av. Hikmet

ŞENSES

KARŞI OY GEREKÇESİ

1. Başvurucunun kızı M.E. sık sık boğaz ağrısı problemi yaşaması

nedeniyle 11/3/2004 tarihinde Özel A. Hastanesine

götürülmüştür. Burada yapılan tetkikler sonucunda hastanın bademcik ameliyatı

olmasına karar verilmiştir. Hasta aynı gün anılan Hastanede ameliyata

alınmıştır. Hastaya anestezi uygulandıktan kısa bir süre sonra hastanın

solunumunun normal olmadığı anlaşılmış, bunun üzerine ameliyata devam

edilmesinin mümkün olmadığı değerlendirilerek ameliyata son verilmiş ve

servisteki yatağına alınmış ancak bilinci yerine gelmediği için Samatya SSK Hastanesi Yoğun Bakım Servisine sevk

edilmiştir.

Hasta M.E. 11/3/2004 tarihinde saat

15.40 sıralarında bilinci kapalı şekilde anılan Hastaneye ulaşmış ancak on bir

gün boyunca burada yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayarak 22/3/2004

tarihinde yaşamını yitirmiştir.

2. Başvurucunun çabasıyla şüpheliler hakkında yedi yıl sonra

kamu davası açılabilmiş ve sonuçta da bir yıl süren davanın zamanaşımı

nedeniyle düşmesine karar verilmiştir. Başvurucu “yaşam hakkı ihlali ve makul

süre şikayeti” nedenleriyle mahkememize başvurmuştur.

3. Mahkememizin 2013/8365 sayılı Filiz

AKA bireysel başvurusunda, “Somut olayda, özellikle

temyiz aşamasında yaşanan gecikmeler nedeniyle sekiz yıldan uzun

süren yargılamanın, alınan kararın sonucunun ne olduğunun önemi olmaksızın,

eşini kaybeden başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği dikkate alındığında, başlı başına, özelde başvurucunun ve genel olarak

da toplumdaki diğer bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi

ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı

görünümü verilmesinin engellenmesi açısından, yeterli hız ve özende

yürütülmediği sonucuna ulaşılmıştır.

Başvuru konusu olayda, toplam yargılama süresinin çok uzun

olmasının da ötesinde, yargılama sürecinin uzamasıyla doğrudan bağlantılı olmak

üzere, herhangi kesin bir sonuca ulaşılmasını ortadan kaldıracak bir şekilde

zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi,yine

özelde başvurucu ve genel olarak da toplumdaki diğer bireyler açısından, yaşamı

tehlikeye soktuğunun açık olduğu iddia edilen (ve soruşturma makamlarınca resen

harekete geçilerek tüm açıklığıyla ortaya konulması gereken) bir eylemin

cezasız kalmasına yol açıldığı çıkarımı yapılmasına yol açılmıştır.

Başvurucunun, başvuru formunda, bu konudaki hissiyatını “eşinin ölümü sonucu ağır manevi elem duyduğunu ve

yine buna bağlı olarak makul süre içerisinde bir yargı kararı elde edilmesi

isteği duyduğunu” ifadelerini kullanarak dile getirdiği

görülmektedir.

Yapılan bu tespitler bir bütün olarak değerlendirildiğinde,

somut olayda, soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve gerekli tüm

delilleri elde etmesi sonucu makul bir süre içerisinde kovuşturma aşamasına

geçildiği ve savcılık soruşturması ve ilk derece yargılaması aşamasında ölüm

olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına,sorumlu

kişilerin belirlenmesine ve cezalandırılmasına imkân tanıyan bir sürecin

işlediği görülmektedir. Fakat temyiz talebi sonrasında kayda değer hiçbir

gerekçe bulunmaksızın, ilk temyiz incelemesinin ve bozma kararı sonrası alınan

İlk Derece Mahkemesinin verdiği yeni karar için gerçekleşen ikinci temyiz

incelemesinin makul özen ve hız içerisinde gerçekleştiğini söylemek mümkün

değildir. İki dereceli yargılama sürecinde, başvurucunun davanın hızlı ve

etkili bir şekilde sonuçlanmasındaki menfaati ve gecikmesinde hiçbir dahlinin

olmaması, davanın az sanıklı olması ve çok karmaşık olmaması gibi hususlar göz

önünde bulundurulduğunda, sekiz yılı aşan soruşturma ve kovuşturma sürecinin

uzun sürdüğü anlaşılmaktadır. Bunun da ötesinde, yargılama sonunda kesin bir

sonuca ulaşılmasını ortadan kaldıracak şekilde zamanaşımı nedeniyle düşme kararı

verilmiştir. Dolayısıyla bir bütün olarak yargılama sürecinin, Anayasa’nın 17.

maddesinin gerektirdiği hız ve yeterlilikte olmadığı sonucuna ulaşılmıştır”

(Filiz Aka B. No:2013/8365 § 42, 43, 44).

denilerek Yaşam Hakkının usuli

boyutu yönünden ihlal kararı verilmiştir. Eldeki dosya yönünden de bu görüşten

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

4. Başvuru konusu olayda,ölümün

meydana geldiği 2004 yılından yedi yıl sonra iddianame düzenlenerek kamu davası

açılabilmiş, bundan bir yıl sonra da zamanaşımının dolması nedeniyle,

sorumlulukları olan görevlilerin kusurlu olup olmadıkları, varsa kusur

derecelerinin belirlenmesi ile cezalandırılmaları imkanı ortadan kalkmıştır.

5. Yaşanan bu süreçten sonra başvurucuya “olay kasıtlı değil,

ihmali bir olay o nedenle sen git tazminat davası aç, ya da açmışsan o davayı

sonuçlandır ve oradan aldığın tazminatla da ölüm olayından duyduğun elem, acı

ve ıstırabı dindir.Başvuru

yolları henüz tüketilmemiş,”denilmektedir. Böylece

ihmali yaşam hakkı ihlallerinin sadece hukuki tazminat yolu ile

giderilebileceği kabul edilmiş olunmaktadır. Ancak, ne yazık ki böyle bir

kabulün, yaşam hakkını korumakla yükümlü kişileringörevlerini

yaparken bazen özensiz davranmasına neden olma ihtimali bulunmaktadır.

6. Keza, ihmal sonucu meydana gelen ölüm olaylarını

soruşturmakla ve kovuşturmakla görevli yargı mercilerinin de, “AYM nasıl olsa bu tür olaylarda etkili soruşturma ve

kovuşturma yerine tazminat yolunu gösterdi. Bu durumda benim de acele etmeme

gerek yok, bir gecikme olur, mağduriyet doğarsa da vatandaş gitsin tazminat

davası açsın ve böylece hakkını elde etsin” şeklinde düşünmeleri

sonucunu doğurma ihtimali da göz ardı edilmemelidir.

7. Ülkemizde ihmal sonucu meydana gelen yaralanma ve ölüm

olayları sonucunda açılan tazminat davalarında mahkemeler genellikle, farklı

kusur oranlarının ortaya çıkmaması için, ceza davalarının sonucunu

beklemektedir. Somut olaya benzer durumlarda ceza soruşturma

ve kovuşturmalarının 7-8 yıl devam ettiği ve sonucunda da tazminat davasını

gören mahkemede de davanın ortalama 3-4 yıl sürdüğü düşünüldüğünde, mağdurun

(davacının) 10-12 yıl sonra alacağı tazminatın da tatmin sağlayıp

sağlayamayacağı ya da ne derece tatmin sağlayacağı düşünülmesi gereken diğer

bir husustur.

8. Bu yüzden ihmal sonucu meydana gelen

yaşam hakkı ihlallerinde, sorumlu kamu mercilerinin duyarlı ve özenli

davranmalarının sağlanabilmesi, (taksirle ölüme sebebiyet nedeniyle açılmış

ceza davalarının ivedilikle sonuçlandırılıp zamanaşımı nedeniyle düşmesinin

önlenebilmesi)için, (Filiz Aka dosyasında olduğu gibi), Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkı ihlallerinde, gereken hız ve yeterlikte yargılama yapılmadığına,

dolayısıyla etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğine hükmetmek

gerekmektedir.

9. “İHLAL kararı verilmesi gerektiği yönündeki kanaatimizin bir

diğer ve en az başvurucununmağduriyetinin giderilmesi

kadar önemli- nedeni de şudur: Bireysel başvuru kurumunun Türk hukuk sistemine

kazandırılmasının en önemli nedenlerinden biri de, verilecek İHLAL kararları

yoluyla, emsal yaratmak ve Türk yargısında uygulamada sıkça rastlanan eksiklik

ve yanlışlıkları, aynı zamanda yapısal (sistemik) sorunları hukuk aleminin ve yasa koyucunun dikkatine getirmek, bunlara çözüm

bulunmasını sağlamaktır. Anayasa değişikliğinin gerekçesinde bu husus şu

şekilde ifadeedilmiştir: "Türkiye'de bireysel

başvuru yolunun kabul edilmesi, bir yandan bireylerin sahip oldukları temel hak

ve özgürlüklerin daha iyi korunmasını sağlayacak, öte yandan da kamu

organlarını, Anayasa'ya ve kanunlara daha uygun davranma konusunda

zorlayacaktır. Bu amaçla yapılan değişiklikle, bireysel hak ve özgürlüklerin

korunması ve teminat altına alınması için, vatandaşlara bireysel başvuru hakkı

tanınmakta ve Anayasa Mahkemesine de bu başvuruları inceleme ve karara bağlama

görevi verilmektedir. "(B. No: 2015/1668, Karşı oy yazısı § 30, 22/2/2018).

10. Başvurucu soruşturma ve kovuşturmanın makul sürede (Yargıtay

incelemesiyle birlikte 10 yıl) sonuçlanmaması nedeniyle “makul süre” şikayetinde de bulunmuştur (Başvuru formu B- (b) sayfa:5.

Gerekçeli karar: § 40). Başvurucunun ceza soruşturma ve kovuşturma sürecinin

makul sürede sonuçlanmadığına ilişkin bu şikayeti

mahkememizce dikkate alınmamıştır.

Mahkememizin, Özge Kaya başvurusu, karşı oy yazısında da ifade

edildiği üzere ceza davası müşteki, mağdur ve katılanına tazminat hakkı

tanınmaması sonucunda; soruşturma ve kovuşturmanın uzun sürmesi ile somut

başvuruda olduğu gibi davanın, sorumlular cezalandırılamadan, zamanaşımı

nedeniyle ortadan kalktığı hallerde, başvurucular bir kez daha mağduriyet

yaşamaktadır. Aynı davanın sanığına makul süre şikayeti

ve talebi halinde tazminat verilebilirken mağduruna, müştekisine, katılanına

tazminat vermemek hakkaniyete aykırı ve vicdanları rahatsız eden sonuçların

doğmasına neden olmaktadır(B. No:2014/11084, 1.2.2017).

Başvurudaki gibi yaşam hakkı ihlalinin usuli

boyutu ile makul süre ihlalinin bir arada gerçekleştiği ve yeniden yargılama

kararı verilemeyen durumlarda, tazminat verilerek başvurucunun mağduriyetinin

giderilmesine mahkememizce de bir nebze katkı sağlanmasının hakkaniyete uygun

ve daha adil olacağı kanısındayım.

11. Sunulmaya çalışılan nedenlerle başvurunun, başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez olduğu yönündeki çoğunluk görüşüne

katılamadım. Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT Üye Celal Mümtaz AKINCI

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2014/11770, 15 Mart 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. M.E.nin
  7. B. Ceza Soruşturması Süreci
  8. C. Tazminat Davası Süreci
  9. D. Doktorlar Hakkındaki
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası Hukuk
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Başvurucunun İddiaları
  15. B. Değerlendirme
  16. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, temel
  17. Karşıoy Gerekçesi
  18. Yıldırım
  19. Özgüldür
  20. Kömürcü
  21. Akıncı
  22. Topal
  23. M. Emin KUZ
  24. Gökcan
  25. Hakyemez
  26. Şenses
  27. Karşı Oy Gerekçesi
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2014/11770
Tarih
15 Mart 2018

İlgili Kararlar

  • Nimet Bacaklılar Başvurusu (B. No: 2014/19349)
  • Abdulvahap Kaçar ve Ercan Kaçar Başvurusu (B. No: 2014/16877)
  • Kadir Çakar Başvurusu (B. No: 2015/18908)
  • Hazni Doğan ve Yunus Tarın Başvurusu (B. No: 2014/19839)
  • Sultani Acar Başvurusu (B. No: 2014/16344)
  • Tayyar Tercan Başvurusu (B. No: 2014/15983)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.