İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sultani Acar Başvurusu (B. No: 2014/16344)

1. Başvuru, yaşamı koruyucu önlemlerin alınmaması neticesinde

Başvuru No2014/16344Tarih22 Mart 2018Okuma27 dk · 5.438 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Sultani Acar Başvurusu

Karar tarihi
22 Mart 2018
Başvuru Numarası
2014/16344
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.438 kelime·27 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yaşamı koruyucu önlemlerin alınmaması neticesinde

meydana gelen ölüm ve bu ölümle ilgili etkili bir ceza soruşturması

yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/10/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve bir

örneği temin edilen Batman Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı)

ait soruşturma dosyasındaki mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar

özetle şöyledir:

9. Başvurucunun eşi A.A., yaşadığı Batman'da bulunan bir

işyerinin önündeki kaldırımda 23/3/1993 tarihinde saat 17.30 sıralarında ateşli

silahla vurulmuştur.

10. A.A.nın Batman Devlet Hastanesinin

Acil Servisine getirildiğinde ölü olduğu tutanağa bağlanmışır.

11. A.A.nın ölümü üzerine Cumhuriyet

Başsavcılığınca resen soruşturma başlatılmıştır.

12. Aynı gün olay yerini inceleyen kolluk görevlileri, kaldırım

üzerindeki 0,5-1 metre çapındaki kan gölünün iki metre ilerisinde iki adet boş

kovan bulunduğunu ve A.A.yı vuran kişi veya kişileri

gören herhangi bir kimseye rastlanmadığını tespit edip olay yerinin krokisini

çizmiştir. Yapılan incelemeden on beş dakika sonra olayın meydana geldiği

yerdeki işyerinin darabasına (tahta perde, tahta bölme,

dükkân kepengi, parmaklık) saplanmış vaziyette, bir adet kısmen deforme olmuş

mermi çekirdeği bulunup zapt edilmiştir.

13. 23/3/1993 tarihinde yapılan ölü muayenesinde hazır bulunan A.A.nın kardeşi S.A. cesedin A.A.ya

ait olduğunu teşhis etmiştir. Ölü muayenesi sonucunda baş ve boyun bölgesinde

iki adet kurşun giriş ve çıkış yarası tespit edilmiş ve kişinin ölüm nedeninin

ateşli silah yaralanmasına bağlı beyin iç kanaması olduğu kanaatine

varılmıştır. Ölüm nedeninin tespit edilmesi nedeniyle klasik otopsi işlemine

gerek görülmemiştir.

14. Olay yerinden elde edilen boş kovanlar ve kısmen deforme

olmuş mermi çekirdeği, balistik inceleme için Diyarbakır Bölge Kriminal Polis Laboratuvarına (Kriminal

Laboratuvar) gönderilmiştir. Kriminal Laboratuvarınca

düzenlenen 29/3/1993 tarihli raporda, boş kovanların tek bir silahtan atıldığı

ve boş kovanlar ile mermi çekirdeğinin inceleme için gönderilecek silahlardan

atılıp atılmadığının tespiti için geçici olarak alıkonulduğu belirtilmiştir.

15. 28/4/1993 tarihinde müşteki sıfatıyla, kolluk tarafından

ifadesi alınan A.A.nın babası A.A.; oğlu ile birlikte

ikamet ettiklerini, olay sırasında evde olduğunu, yaptığı araştırmaya göre

oğlunu öldüren kişiyi gören kimse olmadığını ve şüphelendiği herhangi bir kimse

bulunmadığını beyan etmiştir.

16. Cumhuriyet Başsavcılığı 2/4/1993 tarihinde Batman İl Emniyet

Müdürlüğü (İl Emniyet Müdürlüğü) Asayiş Şube Müdürlüğüne müzekkere yazmış, fail

veya faillerin sıkı ve gizli bir şekilde araştırılmasını, yakalanması hâlinde

Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmesini istemiştir. Bu müzekkereye verilen

5/7/1993 tarihli cevapta faillerin aranmasına devam edildiği bildirilmiştir.

17. Cumhuriyet Başsavcılığı, faili tespit edilemeyen öldürme ve

yaralama olaylarına ilişkin oluşturduğu listeyi İl Emniyet Müdürlüğüne

göndermiş ve söz konusu olayların siyasi amaç taşıyıp taşımadığının

bildirilmesini istemiştir.

18. İl Emniyet Müdürlüğünün 8/7/1994 tarihli yazısının ekindeki

listede A.A.nın öldürülmesi "siyasi

cinayet" olarak

belirtildiğinden Cumhuriyet Başsavcılığı 19/7/1994 tarihinde görevsizlik kararı

vermiş ve soruşturma evrakını Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet

Başsavcılığına (DGM Cumhuriyet Başsavcılığı) göndermiştir.

19. DGM Cumhuriyet Başsavcılığı 29/7/1994 tarihinde; olayla

ilgili beyan, bilgi ve itirafların bildirilmesi, faillerin tespitine

çalışılması, arama ve neticelerinden üç ayda bir haber verilmesi için

Cumhuriyet Başsavcılığına, İl Emniyet Müdürlüğüne ve Batman İl Jandarma Alay

Komutanlığına müzekkere yazmıştır. Faillerin tespitine çalışıldığı yönünde

kolluk görevlilerince düzensiz aralıklarla tutulan tutanaklar DGM Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmiştir. İl Emniyet Müdürlüğünce Cumhuriyet

Başsavcılığına yazılan faillerin tespit edilemediğine ilişkin son yazı 29/4/2013

tarihlidir.

20. Başvurucu, vekili aracılığıyla 3/12/2004 ve 7/6/2013

tarihlerinde soruşturma evrakının fotokopisini almıştır.

21. Başvurucu; vekili aracılığıyla verdiği 9/9/2013 havale

tarihli dilekçe ile olay yerinin çevresindeki işyerleri ve konutlarda

bulunanların tespitini, bu kişilerin olayla ilgili bilgi ve görgülerinin

bulunup bulunmadığının araştırılmasını, olayla ilgili diğer soruşturma

evraklarında herhangi bir bilgi ve belgenin bulunup bulunmadığının tespit edilmesini

ve Kriminal Laboratuvarının olay yerinden elde edilen

kovanlar ve mermi çekirdeği ile ilgili sonradan bilgi edinip edinmediğinin

tespitini talep etmiştir.

22. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının (TMK 10. madde ile

görevli) "geçici olarak alıkonulan kovanların faili meçhul olaylarla

karşılaştırılmasına ilişkin mukayese raporunun gönderilmesi" isteğine

ilişkin yazıya Kriminal Laboratuvarınca verilen

9/10/2013 tarihli cevapta, karşılaştırmaya tabi tutulan kovanlar arasında

herhangi bir ilişkinin bulunmadığı belirtilmiştir.

23. Başvurucu vekili 25/10/2013 havale tarihli dilekçe ile

taleplerinden sonra soruşturma evrakları arasına giren belgelerin fotokopisini

almıştır.

24. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. madde ile

görevli) 30/10/2013 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına bir müzekkere yazmış,

olayı kim ya da kimlerin gerçekleştirdiğinin olay mahallindeki esnaflardan

sorularak araştırılmasını ve sonucun bildirilmesini istemiştir. Bu müzekkereye

cevap verildiğine ilişkin herhangi bir belgeye rastlanmamıştır.

25. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. madde ile

görevli),21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun uyarınca 12/4/1991 tarihli ve

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca kurulan mahkemeler

ile Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevlerine son verildiği ve soruşturma

yetkisinin yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına ait olduğu gerekçesiyle 10/3/2014

tarihinde yetkisizlik kararı vermiş ve soruşturma evraklarını Cumhuriyet

Başsavcılığına göndermiştir.

26. Cumhuriyet Başsavcılığı, dava zamanaşımı süresinin yirmi yıl

olduğu ve bu sürenin dolduğu gerekçeleriyle 26/5/2014 tarihinde kovuşturmaya

yer olmadığına dair karar vermiştir. Söz konusu kararda suç vasfı, yasa dışı

silahlı örgüt kurma veya katılma ve adam öldürme olarak belirtilmiştir.

27. Başvurucunun yirmi yıl boyunca olay yerinin çevresindeki

işyerlerinin çalışanları ve sahipleri ile konutlarda oturanların bilgisine

başvurulmadığı, soruşturmanın eksik ve yetersiz olduğu, olayı gerçekleştiren

terör örgütü faaliyetlerini hâlen sürdürdüğü için zamanaşımı süresinin

kesildiği iddialarıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığı

18/6/2014 tarihli itirazı, Batman Sulh Ceza Hâkimliğince 11/8/2014 tarihinde

reddedilmiştir.

28. Bu karar başvurucu tarafından 4/9/2014 tarihinde öğrenilmiş

olup 2/10/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

29. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun

102. maddesinin (1), (2) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“Kanunda

başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku âmme davası:

(1) Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbet ağır hapis cezaların

müstelzim cürümlerde yirmi sene,

(2) Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını

müstelzim cürümlerde on beş sene,

…

(6)

Bundan evvelki bentlerde beyan olunan miktardan aşağı cezaları müstelzim

kabahatlerde alt ay geçmesiyle ortadan kalkar.”

30. 765 sayılı mülga Kanun’un 104. maddesi şöyledir:

“ Hukuku âmme davasının müruru zamanı,

mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celp veya ihzar müzekkereleri, adli

makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın

açılmasına dair veya C. Müddeiumumîsi tarafından mahkemeye yazılan iddianame

ile kesilir.

Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye

başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddit ise müruru zaman bunların

en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeye başlar. Ancak bu sebepler müruru

zaman müddetini 102’inci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının

ilavesiyle baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.”

31. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Zaman bakımından uygulama" kenar

başlıklı 7. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(2) Suçun işlendiği zaman yürürlülükte

bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise,

failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz edilir.”

32. 5237 sayılı Kanun'un "Dava

zamanaşımı" kenar başlıklı 66. maddesinin (1), (3) ve (4)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,

b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş

yıl,

...

Geçmesiyle düşer.

...

(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller

itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde

bulundurulur.

(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun

kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik

cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas

alınır..."

33. 5237 sayılı Kanun'un "Dava

zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi" kenar başlıklı 67.

maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

" (2) Bir suçla ilgili olarak;

a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması

veya sorguya çekilmesi,

b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının

verilmesi,

c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,

d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,

Halinde, dava zamanaşımı kesilir.

(3) Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye

başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde,

zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden

işlemeye başlar.

(4) Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak

Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar."

34. 5271 sayılı Kanun’un “Kovuşturmaya yer olmadığına dair

karar” kenar başlıklı 172. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)

Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için

yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının

bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar suçtan

zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye

bildirilir. Kararda, itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.”

35. 5271 sayılı Kanun’un “Cumhuriyet

savcısının kararına itiraz” kenar başlıklı 173. maddesinin 18/6/2014

tarihli ve 6545 sayılı Kanun’la değişik (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın

kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün

içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı

ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz

edebilir.”

36. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kabul edilen

(11/12/2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’na

6524 sayılı Kanun’un 39. maddesi ile eklenen geçici 4. maddenin (6) numaralı

fıkrası gereğince yürürlükten kaldırılmış olan ancak başvuruya konu

soruşturmanın yürütüldüğü belirli bir periyotta yürürlükte olan) 18/10/2011

tarihli Faili Meçhul Olay ve Cinayetlerin Soruşturma Usul ve Esaslarına İlişkin

Genelge'nin ilgili bölümü şöyledir:

“…

50. Faili meçhul olay ve cinayetlerin soruşturulmasında,

...

g) Soruşturma evraklarının ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından sık sık

gözden geçirilmesi, ancak sadece soruşturma evrakının en üstündeki müzekkereye

cevap verilmiş olup olmadığı ile yetinilmeyerek içeriği itibarıyla başkaca

eksik kalmış bir husus varsa onun da tamamlanması için gerekli yazının

yazılması, sonucunun uygun aralıklarla takip edilmesi,

...”

B. Uluslararası Hukuk

37. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygıyükümlülüğü"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki alanları içinde bulunan

herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlüklerden

yararlanmalarını sağlarlar"

38. Sözleşme'nin "Yaşam

hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile

cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz

edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez." Herkesin

yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan

dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç

kimsenin yaşamına kasten son verilemez.

..."

39. Sözleşme'nin "Kabul

edilebilirlik koşulları" kenar başlıklı 35. maddesinin(1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme'ye

ancak, uluslararası hukukun genel olarak kabul edilen ilkeleri uyarınca iç

hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve iç hukuktaki kesin karar tarihinden

itibaren altı aylık bir süre içinde başvurulabilir."

40. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin ikinci

maddesinin birinci maddesiyle birlikte yorumlandığında devletin yaşama hakkı

kapsamındaki bir olayı etkili soruşturma yükümlülüğünün bulunduğunu kabul

etmiştir (Birçok karar arasından söz konusu yükümlülüğün belirgin bir şekilde

ilk kez vurgulandığı karar için bkz. McCann ve diğerleri/Birleşik

Krallık [BD], B. No: 18984/91,

27/9/1995, § 161). AİHM'e göre bu yükümlülük, sadece

bir kamu görevlisinin eylemi veya ihmali sonucu meydana gelen ölüm olayları

açısından geçerli değildir (Salman/Türkiye [BD],

B. No: 21986/93, 27/6/2000, § 105; Şener Can

ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No:

27446/12, 25/11/2014, § 37). Devletin doğal olmayan her ölüm olayında

-öldürmeme ya da yaşamı korumama yükümlülüklerini ihlal etmemiş olsa da-

gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik

etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğü vardır. Ayrıca devletin etkili

soruşturma yapma şeklindeki usul yükümlülüğü, maddi yükümlülükten ayrı ve

bağımsız bir yükümlülük hâline gelmiştir. AİHM'e göre

bir soruşturmanın etkili sayılabilmesi için bazı ilkelerin yerine getirilmesi

gerekir.

41. AİHM, yukarıda belirtilen McCann ve diğerleri/ Birleşik Krallık kararından önce de önüne

gelen davalarda soruşturmanın etkililiğinin tespiti bakımından uyguladığı

birtakım ilkeleri Hugh Jordan/Birleşik Krallık (B. No: 24746/94,

4/5/2001, §§ 105-109) kararında sistematikleştirmiş ve yaşama hakkına ilişkin

başvurularda bu ilkelerin her birinin yerine getirilip getirilmediğini

incelemiştir. AİHM'in yaşama hakkı kapsamında

soruşturmanın etkililiğine ilişkin belirlediği ilkeler şöyledir:

-Soruşturma makamlarının yaşama hakkıyla ilgili konulardan

haberdar olduklarında kendiliğinden harekete geçmeleri (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 105)

-Soruşturma makamlarının bağımsız olmaları (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 106)

-Soruşturmanın sorumluların tespitini ve cezalandırılmasını

sağlayabilecek şekilde etkili olması, bu kapsamda olayı aydınlatmaya

yarayabilecek bütün delillerin toplanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 107)

-Soruşturmanın makul bir süratle tamamlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 108)

-Yürütülen soruşturmanın ve sonuçlarının kamu denetimine açık

olması, ölen kişinin yakınlarının veya başvurucunun meşru menfaatlerini korumak

için her olayda bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının sağlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık,§ 109)

42. AİHM, ayrıca insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda

soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak

iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle

soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 107, Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05,

45001/05, 5/7/2011, § 90).

43. AİHM'in yaşama hakkı kapsamında

etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin olaya uygulanabilecek içtihatları genel

olarak bu yönde olmakla birlikte AİHM'in etkili

soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği şikâyetlerine ilişkin bireysel başvuru

süresi ile ilgili olan içtihatlarına da yer vermek gerekir. AİHM, söz konusu

içtihatlarında aşağıda ayrıntılarına da yer verileceği üzere etkili soruşturma

yürütülmediğini ileri süren başvuruculara belirli konularda özen gösterme ödevi

yüklemekte; bu ödevin yerine getirilmediğini belirlediği olaylarda ise

başvuruları süre aşımı nedeniyle reddetmektedir.

44. AİHM kararlarında, Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülen

altı aylık süre sınırının birkaç amaca hizmet ettiği belirtilmekte ve bu

sınırlamanın esas amacının Sözleşme kapsamında mesele oluşturan davaların makul

bir süre içinde incelenmesini sağlayarak hukuki güvenliği (belirliliği),

yetkili makamların ve ilgili diğer kişilerin uzunsüre

belirsiz bir durumda tutulmasını önlemek olduğu ifade edilmektedir (Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], B. No:

10865/09, 45886/07, 17/9/2014, § 258; Sabri

Güneş/Türkiye [BD], B. No: 27396/06, 29/6/2012, § 39; El Masri/Eski Yugoslav

Makedonya Cumhuriyeti [BD], B. No: 39630/09, 13/12/2012, § 135; Jeronovičs/Letonya [BD], B. No: 44898/10, 5/7/2016,

§ 74; Bulut ve Yavuz/Türkiye (k.k.), B. No: 73065/01, 28/5/2002; Fındık/Türkiye ve Kartal/Türkiye (k.k.),

B. No: 33898/11, 35798/11, 9/10/2012, § 10).

45. Bu kural AİHM tarafından uygulanan denetime zaman sınırı

getirmekte ve hem bireylerin hem de devlet makamlarının dikkatini bu süre sona

erdiğinde herhangi bir denetim yapılmayacağı hususuna çekmektedir (Sabri

Güneş, § 40; El Masri, § 135). AİHM'e

göre bu tür bir süre sınırı, sözleşmeci tarafların geçmiş kararlarının sürekli

olarak gündeme getirilmesini önleme istekleri ile paralellik taşıdığı gibi

düzen, istikrar ve huzurun sağlanmasına ilişkin haklı bir kaygıdan da

kaynaklanmaktadır (Sabri Güneş, §

40).

46. Diğer taraftan AİHM'e göre altı

aylık süre kuralı, meseleleri henüz yeni iken zamanın geçmesi ile ilgili

hakikatlerin ortaya çıkması zorlaşmadan ve söz konusu sorunun adil bir biçimde

değerlendirilmesi neredeyse imkânsız duruma gelmeden önce incelenebilmesini

garanti altına alır (Jeronovičs/Letonya, § 74).

Yukarıda vurgulandığı üzere altı aylık süre kuralının belirlenmesinin birden

fazla amacı bulunmaktadır ve bu amaçlardan en önemlilerinden biri de davaya

konu olaylara ilişkin gerçeklerin tespit edilmesini kolaylaştırmaktır. Zira

gündeme getirilen sorunların adil bir şekilde incelenmesi, zaman geçtikçe

zorlaşacaktır (Benzer ve diğerleri/Türkiye, B. No: 23502/06, 12/11/2013, §

126).

47. AİHM'e göre altı aylık süre, kural

olarak iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecindeki nihai karar tarihinden

itibaren işlemektedir. Ancak en başından itibarenetkili

bir hukuk yolunun bulunmadığı başvurucu açısından açıksa bu süre şikâyette

bulunulan işlem veya tedbirin gerçekleştirildiği ya da söz konusu işlemin veya

başvurucu üzerinde yarattığı etki veya zararının bilindiği tarihten itibaren

işlemektedir (Mocanu ve diğerleri/Romanya, § 259; Sabri Güneş, § 54; El Masri, §

136).

48. Öte yandan AİHM'e göre

Sözleşme’nin 35. maddesi, başvurucunun şikâyeti ulusal seviyede nihai olarak

karara bağlanmadan önce başvurusunu AİHM'e sunmasıgerektiği şeklinde yorumlanamaz. Zira böyle bir

durumda ikincillik prensibi ihlal edilmiş olacaktır. Bir başvurucu, görünüşte

var olan bir hukuk yolunu kullandığında ve söz konusu hukuk yolunu etkisiz

kılan koşullardan ancak daha sonra haberdar olduğunda 35. maddenin amaçları

bakımından altı aylık sürenin başvurucunun söz konusu koşullardan ilk haberdar

olduğu veya olması gerektiği tarihten başlatılması uygun olabilir (Paul ve Audrey Edwards/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 46477/99, 7/6/2001; El Masri, §

136).

49. Süregiden bir durumun söz konusu olduğu davalarda, süre her

gün yeniden işlemeye başlar ve altı aylık süre genellikle aslında bu durum sona

erdiğinde gerçek anlamda işler (Varnava ve

diğerleri/Türkiye [BD], B. No: 16064/90, 16065/90, 16066/90,

16068/90, 16069/90, 16070/90, 16071/90, 16072/90 ve 16073/90, 18/9/2009, § 159;

Sabri Güneş, § 54).

50. Ancak AİHM'e göre süregiden

durumların hepsi aynı nitelikte değildir. Bir davadaki meselelerin çözüme

bağlanması bakımından zaman (süre) çok önemli ise başvurucuların iddialarını

usulünce ve adil bir şekilde çözüme bağlanabilmesini sağlayabilmek için gerekli

süratle AİHM huzurunda dile getirilmesini sağlama ödevi bulunmaktadır (Varnava ve diğerleri, § 160). Bu durum bilhassa,

Sözleşme kapsamında "belirli olayların soruşturulmasına yönelik herhangi

bir yükümlülükle" ilgili şikâyetler bakımından geçerlidir. Zaman geçtikçe

deliller bozulduğundan zamanın sadece devletin soruşturma yükümlülüğünün yerine

getirilmesi üzerinde değil aynı zamanda AİHM'indavaya

ilişkin kendi incelemesinin anlamı ve sonuçları üzerinde de bir etkisi bulunmaktadır.

Bu nedenle başvurucunun hiçbir etkili soruşturma yürütülmeyeceği açık hâle

gelince, başka bir deyişle devletin Sözleşme kapsamındaki yükümlülüğünü yerine

getirmeyeceği bariz bir görünüm kazanınca derhâl harekete geçmesi gerekmektedir

(Mocanu ve diğerleri/Romanya § 262; Varnava ve diğerleri, § 161).

51. Başvurucunun altı aylık süre kuralına uyup uymadığının

tespiti, ulusal hukuk yollarının tüketilmesi koşuluyla doğal olarak ilişkilidir

ve başvurucunun iddialarının ulusal makamlarca araştırılmasını sağlamaya

yönelik adımlarıyla bağlantılı olarak incelenmelidir (Benzer ve diğerleri/Türkiye, § 121).

52. AİHM hâlihazırda -kötü muameleye yönelik bir soruşturma ile

ilgili davalarda da tıpkı bir akrabanın şüpheli ölümüne (yaşam hakkına) yönelik

bir soruşturma ile ilgili davalarda olduğu gibi- başvurucuların soruşturmanın

gidişatından, hiç yol alınmadığının ve etkili bir şekilde yürütülmediğinin

farkında olur olmaz veya olması gerekir gerekmez başvurularını süratle

yapmalarının beklendiğini karara bağlamış bulunmaktadır (Atallah/Fransa (k.k.), B. No: 51987/07,

30/8/2011; Hazar ve diğerleri/Türkiye

(k.k.), B. No: 62566/00-62577/00 ve 62579-62581/00,

10/1/2002).

53. Bununla birlikte AİHM, başvurucuların özenli davranma

yükümlülüğünün birbiriyle yakından bağlantılı ancak ayrı iki yöne sahip

olduğunu vurgulamaktadır. AİHM'egöre bunlardan

birincisi, başvurucuların soruşturmadaki gidişatla ilgili olarak ulusal

makamlarla gecikmeksizin temasa geçmeleri -ki bu yükümlülük yetkili makamlara

özenle başvurma gereğini ima etmektedir zira her türlü gecikme soruşturmanın

etkililiğini riske atmaktadır- gerektiğidir. Diğeri ise başvurucuların

soruşturmanın etkili olmadığının farkına varır varmaz veya varmalarını

gerektiren bir durum ortaya çıkar çıkmaz süratle AİHM'e

bireysel başvuruda bulunmaları zorunluluğudur (Nasirkhayeva/Rusya (k.k.),

B. No: 1721/07, 31/5/2011; Akhvlediani ve diğerleri/Gürcistan (k.k.), B. No: 22026/10, 9/4/2013, §§ 23-29; Gusar/Moldova (k.k.),

B. No: 37204/02, 30/4/2013, §§ 14-17).

54. AİHM, bu özenli davranma ödevinin ilk kısmının -ulusal

makamlara derhâl başvurma yükümlülüğü- davanın koşulları ışığında

değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda ulusal makamlara

başvurmadaki gecikme; davanın karmaşıklığına ve söz konusu insan hakları

ihlallerinin niteliğine bağlı olarak, başvurucunun savunmasız bir durumda

bulunduğu hâllerde ve çok önemli olgusal veya hukuki meseleleri çözüme

bağlayabilecek gelişmeleri beklemesinin makul olduğu durumlarda başvurunun

kabul edilebilirliğini etkilemez (El Masri, § 142). Ağır nitelikteki insan hakları

ihlallerinin dahi soruşturulmadığı bir korku ortamının mevcudiyeti, başvurunun

geri çekilmesi veya değiştirilmesi konusunda yetkili makamların baskısı veya

ihlale neden olan kamu görevlileri hakkında şikâyette bulunulması sonucunda

bunun bedelinin ödettirileceği korkusunun ortaya çıkmasına yol açan haklı

nedenlerin varlığı gibi hâllerdeki gecikmeler demakul

görülebilir (Benzer ve diğerleri/Türkiye,

§ 131; Akdıvar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 21893/93,

16/9/1996, § 10).

55. Özen yükümlülüğünün ikinci kısmına -başvurucuların

soruşturmanın etkili olmadığını fark eder etmez veya fark etmesi gerekir

gerekmez bireysel başvuruda bulunması ödevine- gelince AİHM, bu aşamanın hangi

noktada meydana geldiğinin tespiti meselesinin muhakkak ki davanın koşullarına

bağlı olduğunu ve bunu her olay için net bir şekilde saptamanın güç olduğunu

dile getirmiştir. AİHM, ölüme veya kötü muameleye yönelik etkili soruşturma

yürütülmediğinden şikâyet eden başvuruculara yüklenecek bu özen yükümlüğünün

ölçüsünü belirlerken bu iki tür durum arasındaki farklara rağmen büyük oranda

bir ülkedeki uluslararası çatışma veya olağanüstü hâl ortamında kayıp vakaları

ile ilgili şikâyette bulunan başvuruculara yüklenen özen yükümlülüğüne dair

yakın tarihli içtihatlardan hareket etmektedir (Varnava ve diğerleri, § 165; Türkan

Yetişen ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 21099/06, 10/7/2012, §§ 72-85; Er ve diğerleri, B. No: 23016/04, 31/7/2012,

§ 52).

56. AİHM, yukarıda ifade edilen ilkeler çerçevesinde

başvurucunun hiçbir soruşturma başlatılmamış olduğunun, soruşturmanın

hareketsiz kaldığının veya başka şekilde etkisiz hâle geldiğinin farkında

olduğunda ya da olması gerektiğinde, ayrıca bu olasılıkların "her birinde

gelecekte etkili bir soruşturma yürütülmesine dair yakın ve gerçekçi bir

beklenti bulunmadığında" aşırı veya nedensiz yere geciken bireysel

başvuruları altı aylık başvuru süresinin geçmiş olması sebebiyle reddetmiştir (Narin/Türkiye, B. No: 18907/02,

15/12/2009,§ 51; Aydınlar ve

diğerleri/Türkiye (k.k), B. No: 3575/05,

9/3/2010).

57. Başka bir deyişle AİHM, soruşturmanın etkisizliği veya

eksikliği ile ilgili şikâyette bulunmak isteyen kişilerin başvurularını yapmak

konusunda gereksiz yere gecikmemesini zaruri görmektedir. AİHM'e

göre, aradan hatırı sayılır bir süre geçtiğinde ve soruşturma faaliyetlerinde

önemli gecikmeler ve fasılalar yaşandığında akrabaların (mağdurların) etkili

bir soruşturma sağlanmadığı veya sağlanmayacağını anlaması gereken bir nokta

gelecektir (Mocanu ve diğerleri/Romanya § 268).

58. Ancak bu noktada ifade edilmelidir ki AİHM, ölen kişinin

yakınları ile yetkili makamlar arasında şikâyetlere ilişkin anlamlı birtakım

temaslar olduğu ve bilgi talepleri yahut soruşturma tedbirlerinde ilerleme

sağlanacağına dair bazı emareler veya gerçekçi ihtimaller bulunduğu sürece

başvurucularda haksız gecikme düşüncesinin genelde uyanmayacağını da dile

getirmiştir. Buna karşılık AİHM'e göre bu durumlarda

dahi aradan bir süre geçtikten sonra ve araştırma faaliyetleri önemli derecede

ağır işlerse veya kesintiye uğrarsa ölen kişinin yakınlarının etkili bir

soruşturma yürütülmediği ve yürütülmeyeceğinin farkına varmalarının zamanı

gelmiş demektir. Bu aşamaya ne zaman gelindiği ise zorunlu olarak davanın

kendine özgü koşulları ile ilgilidir (Varnava ve diğerleri, § 165).

59. Diğer taraftan AİHM'e göre

başvurucularca etkili bir ceza soruşturmasının bulunmadığının farkında olunduğu

ya da olunması gerektiği durumun ortaya çıkmasından sonra soruşturma sürecinde

yetkili makamlara başkaca soruşturma tedbirlerinde bulunma yönünde yeni bir

yükümlülük doğurmuş olan "yeni bir delil veya bilgi" ortaya çıkarsa bu durumda başvurunun süre

aşımı nedeniyle reddedilemeyeceği de unutulmamalıdır (Brecknell/Birleşik Krallık, B. No: 32457/04, 27/11/2007, § 71; Gürtekin ve diğerleri/Kıbrıs (k.k.),

B. No:60441/13, 68206/13 ve 68667/13, 11/3/2014).

60. AİHM, bu konuda son olarak olaya ilişkin uzun süre etkili

yürütülmeyen ancak "olayları açıklığa kavuşturabilecek nitelikteki"

bir soruşturma kapsamında da önemli gelişmelerin yaşanabileceğinin gözardı edilemeyeceğini, esasında bu noktada özellikle

savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlar bağlamında faillerin

yargılanması ve mahkûm edilmesinde kamu menfaatinin gözetilmesi nedeni ile

olayların üzerinden yıllar geçtikten sonra ortaya çıkma ihtimali olan yasa dışı

öldürme eylemlerine ilişkin soruşturma yürütülmesi konusunda aşırı derecede

kuralcı olmanın yersiz olduğunu da hatırlatmaktadır (Benzer ve diğerleri, § 129; Brecknell/Birleşik Krallık, § 69).

61. Sonuç olarakAİHM; etkili

soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiası ileri sürülen bir başvuruda

süreye ilişkin kabul edilebilirlik kriterinin yerine getirilip getirilmediğini,

başvuruya konu olayın kendine özgü koşullarına, bu koşullara göre başvurucu

tarafından soruşturmaya gösterilen ilgi ve özenin derecesine ayrıca ulusal

düzeyde yürütülen soruşturmanın yeterliliğine bağlı olarak belirlemektedir (Narin/Türkiye, § 43).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

62. Mahkemenin 22/3/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

63. Başvurucu; siyasi faaliyette bulunması ve işyerinin bir

siyasi parti tarafından seçim çalışmalarında kullanılmasına izin vermesi

nedeniyle eşinin takip ve tehdit edildiğini, bu bağlamda eşinin gerçek ve yakın

tehlike altında bulunduğunu, bu hususları bilen yetkililerce gerekli

tedbirlerin alınmadığını ve bu sebeple yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu, eşinin ölümü hakkında yürütülen

soruşturmada, olaya tanık olan kimse bulunup bulunmadığının

araştırılmamasından, tanık bulunmadığına dair tutanak düzenleyen kolluk

görevlilerinin beyanına başvurulmamasından ve klasik otopsi işlemi

yapılmamasından şikâyet etmiştir. Son olarak başvurucu; yirmi bir yılı aşan bir

sürede soruşturma dosyasında etkili herhangi bir işlem yapılmadığını,

soruşturmanın sürüncemede bırakıldığını ve olayın zaman aşımına tabi olmadığını

belirterek faillerin yakalanmaması ve soruşturmanın sonlandırılması nedeniyle

yaşam, adil yargılanma ve etkili başvuru hakları ile A.A.nın

yakınları yönünden kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

64. Bakanlık görüşünde, başvurucunun özen yükümlülüğünü yerine

getirmeyip olayın üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra soruşturmanın

genişletilmesi talebinde bulunduğu ve soruşturmanın etkisiz olduğunu ileri

süren başvurucunun bunu fark ettiği andan itibaren süresi içinde bireysel

başvuruda bulunmaması nedeniyle başvurunun süresinde olmadığı ileri

sürülmüştür.

B. Değerlendirme

65. Anayasa’nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı"

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

66. Anayasa’nın "Devletin

temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili

bölümü şöyledir:

"Devletin

temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve

toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve

hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

67. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkıyla bağlantılı olduğu değerlendirilmiştir.

Bu nedenle inceleme, yaşam hakkının yaşamı koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi

boyutu ile etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu kapsamında

yapılmıştır.

68. Öte yandan yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını

kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı

nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvurucu, başvuruya konu olayda yaşamını yitiren A.A.nın eşidir. Bu nedenle başvuruda, başvuru ehliyeti

açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

1. Yaşam Hakkının Maddi

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

69. Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasının birinci

cümlesi ile yedinci fıkrası şöyledir:

"İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu

açıktır...

...

İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle

yükümlüdür."

70. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması ve bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir(İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

71. Somut olayda eşinin tehlike altında olduğunu yetkililerin

nasıl ve ne zaman öğrendikleri konusunda bireysel başvuru formunda herhangi bir

açıklama yapmayan başvurucu, idari yargıda açacağı bir tam yargı davası ile

ölenin takip ve tehdit edildiğini bildiği hâlde gerekli tedbiri almadığını

iddia ettiği yetkililerin kusurlu olup olmadıklarını tespit ettirme ve maruz

kaldığı zarara ilişkin tazminat alma imkânına sahiptir. Buna karşın başvurucu,

yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddiasını idari yargıya

taşıdığına dair bireysel başvuru formunda herhangi bir açıklama yapmadığı gibi

buna dair herhangi bir belgeyi başvuru formuna da eklememiştir. Bu nedenle

başvurucunun hukuk sisteminde mevcut bir yargısal yolu tüketmeksizin bireysel

başvuruda bulunduğu sonucuna varılmıştır.

72. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yaşam Hakkının Usul

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

73. Başvuru ehliyeti yönünden herhangi bir eksiklik bulunmasa da

başvurunun, başvuru yollarının tüketilmesi ve bu kuralla iç içe girmiş bulunan

otuz günlük başvuru süresi kuralı bakımından değerlendirilmesi gerekir.

74. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.”

75. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

76. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru

yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

yapılması gerekir."

77. Öncelikle belirtmek gerekir ki anılan Anayasa ve Kanun

maddelerinde yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel

başvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare

olmasının doğal sonucudur (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).

78. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

79. Tüketilmesi gereken başvuru yolları, başvurucunun

şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm

sağlayabilecek nitelikteki kullanılabilir ve etkili başvuru yollarıdır. Ayrıca

başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir

kural olup bu kurala uygunluğun denetlenmesinde somut başvurunun koşullarının

dikkate alınması esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru

yollarının varlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile

başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması

gerekmektedir. Bu nedenle başvurucuların kendilerinden başvuru yollarının

tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediklerinin

başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, §

28).

80. İhlal iddiasını değerlendirmeye ve ihlal tespiti

yapıldığında yeterli giderim sağlamaya imkân tanıyan bir başvuru yolunun

bulunmaması hâlinde başvuru yollarının tüketilmesi kuralını uygulamak mümkün

olmayacaktır (Yasin Ağca, B. No:

2014/13163, 11/5/2017, § 121). Böyle bir durumda başvurucuların ihlali

öğrendikleri tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunmaları

gerekmektedir.

81. Şikâyetleri konusunda çözüm sağlayabilecek etkili bir

başvuru yolunun mevcut olması hâlinde öncelikle bireysel başvuruda bulunmak,

dava ve başvurularını takip etmek için gerekli özeni gösterme yükümlülüğü

bulunan başvurucular en kısa sürede yetkili makamlara başvurmalıdırlar. Zira

zaman geçtikçe delillerin kaybolma veyabozulma

ihtimali artmakta ve gerçeklerin ortaya çıkması zorlaşmaktadır.

82. Öte yandan şikâyeti yetkili makamlara iletmenin imkânsız

veya önemli ölçüde güç olduğu durumlar -ki bu durumların neler olduğu her

başvuruda olay ve olgular ile başvurucunun tutumu nazara alınarak ayrıca

değerlendirilmelidir-mevcutsa başvurucuların özen yükümlülüğünün ancak bahse

konu durumların sona ermesinden itibaren başlayacağı kabul edilmelidir.

83. Yaşam hakkı ile ilgili bir soruşturmanın etkili olup

olmadığı yönünden inceleme yapabilmek için -mutlak surette gerekli olmasa da-

yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu

makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi, bireysel başvuru ile

getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848,

17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş,

B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).

84. Diğer taraftan başvurucuların yetkili makamlara müracaat

etmelerine rağmen doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa,

başlatılan soruşturmada ilerleme yoksa veya soruşturma artık etkisiz bir hâl

almışsa başvuruculardan soruşturmanın sonucunu beklemelerini istemek makul

olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucular, gerekli özeni göstermeli ve

şikâyetini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidirler (Rahil Dink ve diğerleri, § 77). Zira

soruşturmanın etkililiğini sağlayacak bir başvuru yolu bulunmamaktadır. O hâlde

anılan ihlal iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmesi gerekmemektedir

(Yasin Ağca, § 121). Böyle bir

durumda başvurucular, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardıkları

veya varmaları gerektiği andan itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda

bulunmalıdırlar. Doğal olarak başvurucuların etkili bir soruşturma

yürütülmediğinin ne zaman farkına varmaları gerektiği her başvurunun şartlarına

bağlı olarak değerlendirilecektir.

85. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici

gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu ve soruşturmanın ilerlemesini

sağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvuruculardan başvuru yollarını

tüketmeden bireysel başvuruda bulunmaları da beklenmemelidir. Ancak bu hâlde

dahi soruşturmanın daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucular, durumun

farkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde

bireysel başvuruda bulunmalıdırlar.

86. Son olarak ifade etmek gerekir ki soruşturmanın

etkisizliğinin fark edildiği veya fark edilmesi gerektiği andan itibaren süresi

içinde bireysel başvuru yapılmayıp zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinin beklenmesi hâlinde

soruşturmaya konu olayın üzerinden geçen uzun zaman gerçeklerin ortaya

çıkmasını zorlaştıracak ve neredeyse imkânsız hâle getirecektir. Böylesi bir

durumda Anayasa Mahkemesi, devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine

gerçekten uyup uymadığını inceleyemeyecek; yaşam hakkının usul boyutu yönünden

yapacağı değerlendirmede yeniden yargılamaya karar veremeyecek ve şartları

gerçekleştiğinde sadece ihlali tespit edip tazminata hükmedebilecektir. Oysa

ölüm olayının sebep ve koşulları ile sorumluların tespitine imkân veren

etkinlikte bir soruşturma yapılması ve gerektiği takdirde sorumluların

caydırıcı bir ceza ile cezalandırılmaları için yeniden yargılamaya karar

verilebilmesinin benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde oynadığı rolün

önemi tartışılmazdır.

87. Somut olayda yaşanan elim hadiseyle ilgili resen soruşturma

başlatılmış, olay yeri kolluk görevlilerince incelenmiş, olay yerinin krokisi

çizilmiş, A.A.nın babasının beyanına başvurulmuş, ölü

muayene işlemi yapılmış ve olay yerinden elde edilen mermi kovanları ve mermi

çekirdeğiyle ilgili balistik rapor alınmıştır (bkz. §§ 12-14). Sonraki süreçte

gerek DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca gerekse Cumhuriyet Başsavcılığınca olayın

aydınlatılabilmesini, sorumluların belirlenebilmesini ve dolayısıyla soruşturmanın

etkililiğini sağlayabilecek nitelikte bir soruşturma işlemi yapılmamış;

yalnızca faillerin tespitine çalışıldığı yönünde kolluk görevlilerince düzenli

olmayan aralıklarla tutulan ve zamanla sıradan hâle gelen tutanaklar soruşturma

evrakları arasına alınmıştır.

88. Başvurucu, vekili aracılığıyla 9/9/2013 tarihinde Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığından (TMK 10. madde ile görevli) birtakım taleplerde

bulunmuştur. Ancak o ana kadar olayın aydınlatılmasına ve sorumluların tespit

edilmesine imkân veren herhangi bir somut delil elde edilemediği ve bu yönde

başvurucu tarafından da somut bir delil ortaya konulamadığı dikkate alındığında

talepte yer alan hususların soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı nitelikte

olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim soruşturmada ilerleme de sağlanamamıştır. O

hâlde 9/9/2013 tarihli talep sonrasında soruşturmada ilerleme sağlanacağına

dair başvurucuda bir beklenti oluştuğundan söz edilemez.

89. A.A.nın öldürülmesi ile ilgili

şikâyetini yetkili makamlara iletmede veya soruşturmanın etkisizliğiyle ilgili

bireysel başvuru yapmada güçlük çektiği yönünde herhangi bir iddiası bulunmayan

başvurucu, yaşanan elim olayla ilgili şikâyetini yetkili makamlara iletmemiş ve

zamanaşımı süresi doluncaya kadar (Zamanaşımı 23/3/2013 tarihinde dolmuştur.)

yetkili makamlardan soruşturmayla ilgili herhangi bir talepte -soruşturma

dosyasının fotokopisini istemesi hariç- bulunmamıştır. Soruşturmada ilerleme

sağlanacağına dair umut verici bir gelişme yaşanmadığı gibi soruşturmanın

ilerlemesini sağlayıcı bir tedbir de alınmamıştır. Nitekim başvurucu da yirmi

bir yılı aşan bir sürede soruşturma dosyasında etkili herhangi bir işlem

yapılmadığını iddia etmiştir. Buna rağmen etkili ve yeterli bir soruşturma

yürütülmediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz

ederek soruşturmanın etkisizliğinin zaten farkında olduğunu ortaya koyan

başvurucu, bireysel başvuru yapmak için kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verilmesini ve bu karara yaptığı itirazın sonuçlanmasını beklemiştir. Bu

nedenle çok uzun bir zamandır etkisiz olduğu başvurucu tarafından da açıkça

farkına varılan söz konusu soruşturmaya ilişkin olarak 2/10/2014 tarihinde

yapılan başvurunun süresinde yapılmış olduğunun kabul edilebilmesi mümkün

değildir.

90. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin süre

aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına yaşam

hakkının üçüncü kişinin şiddetine karşı koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi

boyutunun ihlal edildiği iddiasıyla ilgili kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına yaşam

hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal edildiği

iddiasıyla ilgili kısmının süre aşımı nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

22/3/2018 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Recai AKYEL

Raportör

:

Murat İlter

DEVECİ

Başvurucu

:

Sultani ACAR

Vekili

:

Av. Nuri

MEHMETOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/16344, 22 Mart 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 21986/93, 27/6/2000, § 105; Şener Can
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  12. B. Değerlendirme
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Yıldırım
  15. Kömürcü
  16. Akıncı
  17. Topal
  18. Deveci
  19. Mehmetoğlu
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/16344
Tarih
22 Mart 2018

İlgili Kararlar

  • Tayyar Tercan Başvurusu (B. No: 2014/15983)
  • Hacı Polat Başvurusu (B. No: 2014/15959)
  • C.k. Başvurusu (B. No: 2014/19685)
  • Sertaç Demir Başvurusu (B. No: 2014/12533)
  • Ali Diren Başvurusu (B. No: 2015/13108)
  • Erdal Tercan Başvurusu (B. No: 2016/15637)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.