İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İzzettin Üşümez Başvurusu (B. No: 2016/32996)

1. Başvuru, hâkim olan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

Başvuru No2016/32996Tarih25 Eylül 2019Okuma23 dk · 4.612 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İzzettin Üşümez Başvurusu

Karar tarihi
25 Eylül 2019
Başvuru Numarası
2016/32996
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.612 kelime·23 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, hâkim olan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma

dosyasına erişimin kısıtlanması, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının;

arama kararının hukuka aykırı olması nedeniyle özel hayata ve aile hayatına

saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/12/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son

bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu

teşebbüsün arkasında Türkiye'de uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son

yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).

8. Başvurucu, 2001 yılında hâkim olarak göreve başlamış; en son

Yargıtay 22. Ceza Dairesinde tetkik hâkimi olarak görev yapmıştır.

9. Darbe teşebbüsünden sonra başvurucu hakkında Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu

değerlendirilerek FETÖ/PDY'ninhiyerarşik

yapılanmasında yer aldığı iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.

10. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesinin

16/7/2016 tarihli kararı ile başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına ve

24/8/2016 tarihinde meslekten ihraç edilmesine karar verilmiştir.

11. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ankara 1.

Sulh Ceza Hâkimliği 19/7/2016 tarihinde, başvurucu hakkında yürütülen

soruşturmaya ilişkin olarak müdafinin ve tarafların dosya içeriğini

incelemesinin veya belgelerden örnek almasının soruşturmanın amacını tehlikeye

düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 153. maddesi uyarınca kısıtlanmasına, yakalanan kişinin veya

şüphelilerin ifadelerini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı

geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin

tutanakların kısıtlama kararından ayrı tutulmasına karar vermiştir.

12. 20/7/2016 tarihinde konutunda yapılan arama sonunda

başvurucunun bilgisayarlarına, cep telefonuna ve ruhsatlı silahına el

konulmuştur. Başvurucu aynı gün gözaltına alınmıştır.

13. Başvurucu 21/7/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. İfade alma işlemi sırasında

başvurucuya FETÖ/PDY ile bağlantısı olup olmadığını aydınlatmaya yönelik

sorular yöneltilmiştir. Bu kapsamda başvurucuya FETÖ/PDY'ye

mensup kişilerle irtibatının olup olmadığı, bu yapıya ait evlerde, yurtlarda

kalıp kalmadığı, örgütün dershanelerine gidip gitmediği, çocuklarına bu yapıya

ait okullara gönderip göndermediği, himmet verip vermediği, Bank Asyaya para yatırıp yatırmadığı, yurt dışı gezilerine

katılıp katılmadığı, Adalet Akademisi Sınav Komisyonlarında ve soru hazırlayan

komisyonlarda görev alıp almadığı, darbe girişimi sırasında nerede olduğu,

darbe sonrasına ilişkin olarak görevlendirilip görevlendirilmediği, HSYK

seçimlerinde bu yapıya yönelik yönlendirmede bulunup bulunmadığı sorulmuştur.

Başvurucu, ifadesinde; bu yapının yurtlarında ve evlerinde kalmadığını,

dershanelerine gitmediğini, üniversite eğitimi sırasında iki yıl dayısının

yanında iki yıl da ailesinin yanında kaldığını, çocuklarını bu yapıya ait

okullara göndermediğini, Bank Asyada hesabının

olmadığını, bu Bankaya para yatırmadığını, darbe girişimi sırasında evinde

olduğunu, kendisine herhangi bir görev verilmediğini, HSYK seçimlerinde kimseyi

arayıp yönlendirmediğini belirtmiştir.

14. Başvurucu 21/7/2016 tarihinde, tutuklanması istemiyle Ankara

1. SulhCeza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklamaya

sevk yazısında, başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu

belirtilmiştir.

15. Başvurucu, Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/7/2016

tarihli kararıyla, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır.

Tutuklama kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Şüphelilerin silahlı terör örgütüne üye

olma suçunu vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

deliller, şüphelilerin saklanma veya kaçma şüphesini uyandıran somut olguların

varlığı, fiilin kanunda karşılığı olan cezanın miktarı, suçların CMK'nın 100/3 maddesinde sayılan suçlardan olması ve Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinde yer alan tutuklamaya ilişkin

şartların gerçekleştiği dikkate alınarak adli kontrol uygulanmasının yetersiz

kalacağı anlaşılmakla şüphelilerin CMK'nın 100. vd.

maddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına ... [karar

verildi.]"

16. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine 10/10/2016

tarihinde Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutukluluk durumu

incelenmiş ve başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

17. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, Ankara 3. Sulh Ceza

Hâkimliğince11/11/2016 tarihinde reddedilmiştir.

18. Başvurucu, bu karar üzerine 9/12/2016 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

19. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 9/5/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

cezalandırılması istemiyle Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

20. İddianamede bu suçlamaya esas alınan olgular özetle

şöyledir:

- HTS analiz raporunda, başvurucunun FETÖ/PDY'ye

üye oldukları isnadı ile soruşturulan diğer şüphelilerle görüşmeler yaptığı

belirtilmiştir.

- Ankara İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen 21/4/2017 tarihli ByLock

sorgulama raporunda, başvurucunun 17/9/2014 tarihinde ByLock uygulamasını kullandığı

ileri sürülmüştür.

-K.Y. adlı şahıs,Akşehir

Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla

alınan 1/11/2016 tarihli ifadesinde; başvurucunun üniversite döneminde cemaat

evinde kaldığını bildiğini beyan etmiştir.

21. Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi 13/6/2017 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve başvurucu hakkındaki yargılama E.2017/74

sayılı dosya üzerinden başlamıştır.

22. Başvurucu 25/10/2017 tarihinde tahliye edilmiştir.

23. Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi 14/2/2019 tarihli kararıyla

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis

cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"yapılan yargılama neticesinde de, her ne

kadar sanığın, kendisini alacağı cezadan kurtarmaya matuf olarak aşamalarda

inkar etse de, silahlı terör örgütü üyelerinin kendi aralarında iletişim amaçlı

kullandıkları Bylock isimli şifreli ve gizli

mesajlaşma ve iletişim yazılımını kendisinin kullandığı ... IMEI numaralı cihaz

ve ... nolu

hat ile 17/09/2014 tarihinden itibaren kullanmaya başladığı, BTK'dan alınan cevabi yazıya göre sanığın ByLock sunucu/sistemlerine bir çok kez temasta bulunduğunun

belirlendiği, alınan tanık beyanına göre de sanığın FETÖ/PDY terör örgütünün

nihai amacı olan anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik olan toplantılarına

düzenli olarak katıldığı, bu delil durumuna göre dijital materyal inceleme

sonuçlarının beklenmesine gerek olmadığı kanaatinin mahkememizde hasıl olduğu,

böylece sanığın belirlenen bu eylemlerinin örgütün amaçları doğrultusunda örgüt

lehine faaliyetlerde bulunduğuna, sanığın silahlı örgütün kuruluş amaçlarını,

faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisi

içerisinde olmayı tercih etmek suretiyle, örgütün yapısına dahil olduğuna,

FETÖ/PDY nin amaç ve ilkelerini gerçekleştirebilmek

amacıyla örgüt stratejisini benimsediğine dair kesin delil teşkil ettiği ve bu

yöndeki iddia ile tereddütsüz olarak örtüştüğü, bu haliyle sanığın eyleminin

sübut bulduğu, yapılan yargılama, toplanan deliller, tanık beyanları, BTK'dan gelen cevabi yazı ve özellikle belirlenen ByLock tespit tutanağına göre sanığın üzerine atılı eylemi

gerçekleştirdiği kanaatine varılmakla, sanığın bu eylem nedeniyle kendisini

alacağı cezadan kurtarmaya matuf bulunan savunmasına itibar edilmeyerek, sabit

olan eylemine uyan TCK nın 314/2, 3713 sayılı yasanın

5/1, TCK nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince

cezalandırılmasına, karar vermek gerekmiş[tir].

24. Bu karara karşı istinaf yoluna başvurulmuştur. İstinaf

incelemesi devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

25. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§

24-39.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

27. Başvurucu; kuvvetli suç şüphesi olmaksızın ve görevinden

kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını, tutuklama

nedenlerinin bulunmadığını, tutuklamanın ölçüsüz bir tedbir olduğunu ve adli

kontrol tedbirinin neden yetersiz kalacağının değerlendirilmediğini belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile masumiyet karinesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

28. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

29. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

31. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya

yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu

iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli

kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

32. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

Anayasa'nın başta 13. ve 19. maddeleri olmak üzere ilgili maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde

ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Genel İlkeler

33. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak

genel ilkeler için bkz. Metin Evecen, B.

No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52.

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

34.Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

35. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır.

36. Diğer taraftan başvurucu, 2802 sayılı Kanun'da -hâkimlerle

ilgili- öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin

tutuklandığını iddia etmektedir.

37. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca ağır cezalık suçüstü hâli

bulunduğu değerlendirilerek soruşturma başlatılmıştır (bkz. § 9). 2802 sayılı

Kanun'a göre suçun ağır ceza mahkemesinin

görevine giren suçüstü hâli kapsamında işlenmesi durumunda

uygulanacak soruşturma usulü Kanun'un 94. maddesinde hüküm altına alınmıştır.

Bu maddeye göre "Ağır ceza mahkemesinin

görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre

yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat

yürütülür. Bu halde durumun hemen Adalet Bakanlığına bildirilmesi zorunludur.". Benzer yöndeki diğer bir düzenleme de

5271 sayılı Kanun'un161. maddesinin 8. fıkrasında yer alan "Türk Ceza Kanununun

302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı

maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı

işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır.

01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. maddesi hükmü

saklıdır." şeklindeki hükümdür. 2802 sayılı Kanun'un 94.

maddesinin uygulanma koşulları açısından ayrıca ağır ceza mahkemesinin görevi

ve suçüstü kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir.

38. Başvurucuya isnat edilen, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu'nun 314. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma

suçunun ağır cezalık (ağır ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan)

suçlardan olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır (Adem Türkel, §§ 28-34, 54).

39. Yargıtayın yerleşik uygulamasına

göre silahlı terör örgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (Adem Türkel §§ 36-39; aynı doğrultudaki

kararlar için bkz. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve E.2007/2495,

K.2007/1358 sayılı; 9/3/2011 tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626 sayılı;

6/11/2014 tarihli ve E.2014/6090, K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. Ceza

Dairesinin 12/10/2010 tarihli ve E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları).

40. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu, darbe teşebbüsü

sonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görev

yapan bir şüpheli hakkında FETÖ/PDY'ye üye olma,

Anayasa'yı ihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet

Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini

yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından İstanbul

23. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. Ceza

Dairesi arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin kararında

anılan suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnat edilen suçların

kişisel suç olduğuna da değinerek ağır ceza mahkemesinin görevsizlik kararının

kaldırılmasına karar vermiştir (Adem Türkel,

§ 36; aynı doğrultudaki kararlar için diğerleri arasından bkz.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-996, K.2017/403 sayılı;

10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-998, K.2017/388 sayılı kararları).

41. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu, iki hâkim (anılan

hâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla yaptıkları bireysel

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna

dair karar için bkz. Mustafa Başer ve Metin

Özçelik, B. No:

2015/7908, 20/1/2016, §§ 134-161) hakkında darbe teşebbüsü öncesinde

görevleriyle bağlantılı eylemler dolayısıyla işledikleri ileri sürülen FETÖ/PDY

üyesi olma ve görevi kötüye kullanma suçlarından mahkûmiyetlerine ilişkin

olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen

hükmün temyiz incelemesi sırasında, bu kişiler tarafından ileri sürülen "hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ağır cezayı

gerektiren suçüstü hâli hariç yakalanamayacakları, sorguya çekilemeyecekleri ve

tutuklanamayacakları kuralının ihlal edildiği, olayda suçüstü hâlinin de bulunmadığı"

yönündeki iddiaları incelerken "Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında

açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma

suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması

gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanmayla

kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre

belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda

ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinin mevcut olduğu"

değerlendirmesinde bulunmuş ve bu husustaki temyiz itirazlarını kabul

etmemiştir.

42. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan Yargıtay kararları

ile başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe

teşebbüsünün savuşturulması sırasında gözaltına alınıp darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca silahlı bir terör

örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklanması

birlikte dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü

üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma

mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve

keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi

gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili yargı organı

olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Bu durumda

başvurucunun görev yaptığı yerdeki sulh ceza hâkimliğince tutuklanmasının

olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün

görülmemiştir.

43. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun kanuna

aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde olmadığından, uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

44. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının da değerlendirilmesi

gerekir.

45. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında suç

şüphesinin varlığına ilişkin olarak dosyada somut delillerin olduğu belirtilmiştir

(bkz. § 15).

46. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede başvurucunun

FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade edilen ByLock

uygulamasının kullanıcısı olduğu belirtilmiştir.

47. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı

kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına

yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir

belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca veya tutuklama tedbirine karar veren

mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının

ve/veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlara yüklemesinin somut olayın

koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli

belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın özellikleri

itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez.

48. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.

49. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz

ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde

binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on

binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde

kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili

olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle

soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu

olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (Aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir,

§ 78).

50. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve

kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve

ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili

olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt

dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir,§

79).

51. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin

Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlar arasındadır (bkz. § 29; Gülser Yıldırım (2), [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).

52. Somut olayda Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken, işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun vasıf ve mahiyetine, suçun 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına,

suça ilişkin kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına, kaçma şüphesini uyandıran

somut olguların varlığına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 15).

53. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden kaçma tehlikesine yönelik tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerinin olmadığı söylenemez.

54. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

55. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle

bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve

niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik,

hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık

atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate

alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve

karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 350).

56. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması

sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında

soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak gerekli olmadığı sonucuna varılması için

herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

57. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olmadığı

söylenemeyecektir.

58. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

59. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19. maddelerde)

yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15.

maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

2. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

60. Başvurucu; tutukluluğunun makul süreyi aştığını, şablon

gerekçelerle tutukluluğunun devam ettirildiğini, bu kararlara yaptığı

itirazların da gerekçesiz bir şekilde reddedildiğini ve tutukluluğunun devam

ettirilmesini gerektirecek makul bir sebep kalmadığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

61. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin

derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte

bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 17).

62. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu belirtmektedir (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§§ 33-45).

63. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 25/10/2017

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiası 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre

başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece

başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna uygun,

telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

64. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğunun makul

süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketmeden

bireysel başvuru yaptığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme

Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

65. Başvurucu; tutukluluğun devamı ile ilgili incelemelerin ve

itiraz üzerine yapılan incelemelerin mahkeme önüne çıkarılmaksızın dosya

üzerinden, kendisi ve müdafii dinlenilmeden

yapıldığını ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

66. Anayasa Mahkemesi Erdal

Tercan ([GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018) kararında; bu şikâyete

ilişkin olarak yaptığı inceleme kapsamında darbe teşebbüsünden sonraki süreçte

darbe teşebbüsü, teşebbüsün arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY veya terörle

bağlantılı suçlardan tutuklanan kişilerin tutukluluk incelemelerinin on sekiz

aya kadar hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmasının olağanüstü hâl

döneminde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal etmediği sonucuna

varmıştır. Somut olay bakımdan 22/7/2016 tutuklanıp 25/10/2017 tarihinde

hâkim/mahkeme önüne çıktığı anlaşılan başvurucunun bu kapsamdaki şikâyeti

bakımından anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.

67.Açıklanan gerekçelerle

başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

4. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Doğal Hâkim, Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı

Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

68. Başvurucu; tutukluluğuna ilişkin karar veren sulh ceza

hâkimliklerinin doğal hâkim ilkesine aykırı olduğunu, tarafsız ve bağımsız bir

mahkeme niteliğinde bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

69. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim

güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve

tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten

yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle

getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (diğerleri arasından bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§

64-78, 94-97).

70. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sulh ceza

hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı

olduğu iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

5. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

72.Başvurucu; soruşturma dosyasındaki gizlilik kararı nedeniyle

suçlamalara ilişkin temel delillere erişemediğini, hangi delilere dayanılarak

suçlandığını bilmediğini, bu nedenle savcılık makamı karşısında dezavantajlı

bir konuma düşürüldüğünü ve tutukluluğa etkili bir şekilde itiraz edemediğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

73.Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

74. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

75. Başvurucunun şikâyetine konu kısıtlama kararının verildiği soruşturma

dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama, olağanüstü hâl ilanına sebebiyet

veren olaylarla ilgilidir. Söz konusu kısıtlama kararı olağanüstü hâl sürecinde

verilmiştir. Bu nedenle kısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle

kararın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi

Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında

öncelikle kısıtlamanın Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242, bkz. §§ 44-47).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

76. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik

olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum

bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok

kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan kişiye

yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların bildirilmesi

gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen suçlamalara esas

tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda başvurucunun

tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip bilmediği dikkate

alınmıştır (Günay Dağ ve diğerleri

[GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 105-107;

Süleyman Bağrıyanık

ve diğerleri, §§ 248-257).

77. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkin

kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkin

dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde

başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar

olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk

durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı

görülmektedir.

78. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

79. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması suretiyle yapıldığı iddia olunan

müdahalenin bu hakka dair Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere

aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan

ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

B. Özel Hayata ve Aile

Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

80. Başvurucu; evinde ve işyerinde yapılan aramaların hâkimler

için öngürülen güvencelere ve 5271 sayılı Kanun'da

öngörülen düzenlemelere aykırı olduğunu ve bu aramada elde edilen delillerin

hukuka aykırı olduğunu belirterek özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

81. Anayasa Mahkemesi Hülya

Kar (B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin

maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılması

gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren

makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme

yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları

kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan

zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî

uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden

daha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler için

bkz. Hülya Kar, §§21-46).

82. Somut olayda soruşturma mercii tarafından verilmiş arama

kararına dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır. Söz

konusu tedbirin, suç delillerini elde etme amacıyla gerçekleştirildiği

anlaşılmaktadır.

83. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi

kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma

tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi

bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve kesin bir

hukuki düzenlemeye dayanmakta olup başvurucuya da itirazlarını sorumlu makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır. Bundan başka

tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Süregelen koruma tedbirinin

durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğü veya hedeflenen amaca ulaşmak

bakımından açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.

84. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma

tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde

başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma

tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru

formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

85. Başvurunun özel hayata ve aile hayatına saygı haklarına

yönelik bir ihlalin olmadığının açık olması nedeniyle diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun bulunması gerektiği değerlendirilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tutukluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

M.Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu

:

İzzettin

ÜŞÜMEZ

Vekili

:

Av. Nihal

YILMAZ BAŞKÖY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/32996, 25 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. Özel Hayata ve Aile
  10. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  11. Yıldırım
  12. Kömürcü
  13. Seferinoğlu
  14. Kaya
  15. Üşümez
  16. Yılmaz Başköy
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/32996
Tarih
25 Eylül 2019

İlgili Kararlar

  • Erol Kesgin Başvurusu (B. No: 2016/1550)
  • Yeni Gün Haber Ajansı Basım ve Yayıncılık A.ş. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4430)
  • Nihal Uslukol Başvurusu (B. No: 2016/73086)
  • Ömer Faruk Eminağaoğlu Başvurusu (B. No: 2015/7352)
  • D.k. Başvurusu (B. No: 2015/11159)
  • Nihat Sefer Başvurusu (B. No: 2015/4443)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.