İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2015/11159 Tarih:

D.k. Başvurusu (B. No: 2015/11159)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

D.K. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/11159)

Karar Tarihi: 25/9/2019

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kişilik haklarının korunmaması nedeniyle kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının; aile birliğini

korumaya yönelik tedbirlerin alınmaması nedeniyle aile hayatına saygı hakkının

ve ivedilikle sonuçlandırılmayan dava sürecinde yeniden evlilik birliği

kurulamaması nedeniyle evlenme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

6. Başvurucu 2009 yılında evlenmiştir.

A. Boşanma ve Tazminat Davasına İlişkin Süreç

7. Başvurucu; eşinin kendisini aldattığını, başka bir erkekle

kaçarak ortak konutu terk ettiğini ve kaçtığı kişi ile birlikte yaşadığını

ileri sürerek 16/5/2012 tarihinde zina sebebiyle boşanma davası açmıştır.

Başvurucu ayrıca eşinin söz konusu eylemleri nedeniyle rencide olduğunu, küçük

düşürüldüğünü ve kişilik haklarının zedelendiğini belirterek 50.000 TL maddi,

30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

8. Hatay 2. Aile Mahkemesinin (Aile Mahkemesi) 5/11/2013 tarihli

kararıyla başvurucu ile eşinin boşanmalarına karar verilmiştir. Karar

gerekçesinde; tarafları birlikte yaşamaya zorlamanın kanunen mümkün

görülmediği, kusuru olmayan başvurucunun kişilik haklarının ve aile

bütünlüğünün haksız şekilde saldırıya uğradığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca

başvurucunun eşinin tam kusurlu olduğu ifade edilmiş ve başvurucu lehine 10.000

TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Başvurucunun maddi tazminata ilişkin talebi

ise eşinin sürekli ve düzenli bir gelirinin olmadığı gerekçesiyle

reddedilmiştir.

9. Dava sürecinde gerçekleştirilen on duruşmanın ikisine

başvurucu ya da vekili katılmamıştır. Diğer duruşmalarda ise tanıklar dinlenmiş

ve başvurucunun taraf olduğu farklı mahkemelerdeki dava dosyalarından dava konusu

ile ilgili olan belgeler talep edilerek usule ilişkin işlemler yerine

getirilmiştir.

10. Anılan karara karşı temyiz talebinde bulunan başvurucu,

davaya konu olayların kişilik haklarına saldırı içerdiğini ve uğradığı

zararların tazmin edilmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca, boşanma davası

neticesinde verilen karar kesinleşinceye kadar eşi ile birlikte yaşadığı

kişinin bir araya gelmelerinin engellenmesi yönünde tedbir kararı verilmesini

talep etmiştir.

11. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27/5/2014 tarihli kararıyla

boşanmaya ve manevi tazminata ilişkin hükmün onanmasına, maddi tazminatın

reddine ilişkin hükmün ise bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararının

gerekçesinde; aile birliğinin kadının tam kusurlu tutum ve davranışlarıyla

yıkıldığı, kusuru olmayan başvurucunun dirlik ve düzeninin bozulduğu, bu

nedenle lehine uygun miktarda maddi tazminatın tayin edilmesi gerektiği

belirtmiştir.

12. Karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin 15/10/2014 tarihli

kararıyla reddedilmiş, böylece tarafların boşanmasına ve manevi tazminata

ilişkin karar kesinleşmiştir. Söz konusu karar 11/11/2014 tarihinde başvurucu

vekiline tebliğ edilmiştir.

13. Bozma kararı yönünden yeniden yapılan yargılama neticesinde

ise Aile Mahkemesinin 30/12/2014 tarihli kararıyla başvurucu lehine 5.000 TL

maddi tazminata hükmedilmiştir. Kararda; kusurlu olan davalı kadının, somut

olayda olduğu gibi koşulları oluştuğu takdirde maddi tazminat ödemekle de

yükümlü kılınabileceği belirtilmiştir. Söz konusu karar, Yargıtay 2. Hukuk

Dairesinin 8/4/2015 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

B. İhtiyati Tedbir

Talebine İlişkin Süreç

14. Başvurucu, Aile Mahkemesine sunduğu 7/8/2012 tarihli dava dilekçesinde

ortak konutu terk eden ve üçüncü bir kişiyle birlikte yaşayan eşi tarafından

kişilik haklarına zarar verildiğini ileri sürerek boşanma davası sonuçlanıncaya

kadar eşi ile söz konusu üçüncü kişinin aynı çatı altında yaşamalarının

engellenmesi yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.

15. Aile Mahkemesinin 24/10/2014 tarihli kararıyla söz konusu

ihtiyati tedbir talebinin reddine kesin olarak karar verilmiştir. Kararın

gerekçesinde; evli bir kimsenin bir başka kimseyle yaşamasının engellenmesi

yönündeki talebin dava konusu olamayacağı, bu bağlamda başvurucunun talebinin

uyuşmazlık konusu olarak kabul edilemeyeceği şeklinde değerlendirmede

bulunulmuştur. Ayrıca kararda; tarafların evlilik birliğinin sona erdiği,

dolayısıyla ihtiyati tedbir talebinin konusuz kaldığı ifade edilmiştir.

16. Başvurucu 4/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

17. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Zina" kenar başlıklı 161.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Eşlerden biri zina ederse, diğer eş

boşanma davası açabilir."

18. 4721 sayılı Kanun'un

"Terk" kenar başlıklı 164. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan

yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı

bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş

ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan

ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir..."

19. 4721 sayılı Kanun'un

"Evlilik birliğinin sarsılması" kenar başlıklı 166.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Evlilik birliği, ortak hayatı

sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa,

eşlerden her biri boşanma davası açabilir."

20. 4721 sayılı Kanun'un "Boşanmada

yargılama usulü" kenar başlıklı 184. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar

saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir:

1. Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının

dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış

sayamaz.

2. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re'sen,

gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez.

3. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları

hâkimi bağlamaz.

4. Hâkim, kanıtları serbestçe takdir

eder..."

B. Uluslararası Hukuk

21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Adil yargılanma hakkı" kenar

başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes

davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai

alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan,

yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık

olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir..."

22. Sözleşme'nin "Özel

ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi

şöyledir:

"l. Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz. "

23. Sözleşme'nin

"Evlenme hakkı" kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

"Evlenme çağına gelen her erkek ve kadın,

bu hakkın kullanımını düzenleyen ulusal yasalara uygun olarak evlenme ve aile

kurma hakkına sahiptir."

24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), boşanma davası

sürecinde tarafların yeni bir aile kuramaması nedeniyle Sözleşme'nin 8.

maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla gerçekleştirilen başvurularda öncelikle

aile hayatına saygı hakkının konusu olabilecek mevcut bir ailenin bulunması

gerektiğini vurgulamıştır (Berlin/Lüksemburg,

B. No: 44978/98, 15/7/2003, § 64; Aresti Charalambous/Kıbrıs, B. No: 43151/04, 19/7/2007,

§ 51).

25. AİHM, uzun sürdüğü iddia edilen boşanma davası sürecinde

başvurucunun yeni bir evlilik gerçekleştirmesine imkan

sağlanmaması yönündeki şikâyetini evlilik hakkı yönünden de incelemiş ve

boşanma işlemlerinin makul bir süre içinde tamamlanmaması gibi hakkın özünü

zedeleyecek nitelikteki koşulların bazı durumlarda Sözleşme'nin 12. maddesi

bağlamında sorun oluşturabileceğini belirtmiştir (Aresti Charalambous/Kıbrıs, § 56).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi Yönünden

27. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve giderlerini ödeyemeyecek

durumda olduğunu belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

28. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça

dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi

gerekir.

B. Kişinin Maddi ve

Manevi Varlığını Koruma ve Geliştirme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu; boşanma davası açtığı eşinin eylemleri nedeniyle

kişilik haklarının zedelendiğini, kişilik haklarına yönelen saldırılara karşı

yargısal makamlarca yeterli koruma sağlanmadığını belirterek maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Başvurucu ayrıca, başvuruya konu olayların özel hayatına ilişkin olması

nedeniyle kimliğinin kamuya açık belgelerde gizli tutulması talebinde

bulunmuştur.

2. Değerlendirme

a. Genel İlkeler

30. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı kapsamında kalan

temel haklar, yalnızca kamusal gücün doğrudan uygulanmasıyla değil kimi zaman

özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklara konu olacak şekilde üçüncü

kişilerin müdahaleleriyle de zedelenebilmektedir. İlkinde söz konusu

güvencelerin sağlanması adına kamusal makamlara yüklenen negatif ve pozitif tüm

yükümlülüklerin doğrudan yerine getirilmesi konusunda tereddüt bulunmamakta ise

de ikinci durumda devletin üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylere ne

tür bir koruma imkânı sunması gerektiği ve hangi çerçevede yükümlülükler

taşıdığı hususunda her olayın kendine özgü koşullarına göre değerlendirmelerde

bulunulması gerekmektedir (Ömür Kara ve

Onursal Özbek, B. No: 2013/4825, 24/3/2016, § 45).

31. Devletin kişilerin maddi ve manevi varlıklarını koruma ve

geliştirme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin öngörülen güvencelere

aykırı şekilde Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen bu

hakka müdahale etmemelerini gerektirir.

32. Ayrıca Anayasa'nın 12. maddesine göre herkes kişiliğine

bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

Bu genel nitelikteki anayasal düzenleme ile bireylerin kişilik değerlerine

yönelen ve zarar veren olumsuz tutum ve davranışlar dışlanmaktadır. Bunun

yanında Anayasa'nın 5. maddesinde, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin

korunması, maddi ve manevi varlıklarının geliştirilmesi için gerekli şartların

hazırlanması devletin temel amaç ve görevlerinden biri olarak sayılmaktadır. Bu

düzenlemeler ışığında devletin bireylerin maddi ve manevi varlıklarına keyfî

olarak müdahale etmemenin yanında üçüncü kişilerin anılan hakka yönelik

saldırılarını önlemekle yükümlü kılındığı, bu bağlamda pozitif

yükümlülüklerinin bulunduğu söylenebilir (Ali

Çığır, B. No: 2015/19298, 8/5/2019, § 32; Erol Kumcu, B. No: 2015/18988, 9/5/2019, § 32).

33. Dolayısıyla Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenen hak kapsamında devletin pozitif bir yükümlülük olarak yetki alanında

bulunan bireylerin maddi ve manevi varlıklarını gerek kamusal makamların ve

diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek

risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır.

34. Bu anlamda öncelikle devlet, uyuşmazlıkların çözümüne

ilişkin etkili yargısal bir sistem kurma yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Söz

konusu pozitif yükümlülük; olayın meydana gelme şekli ile etkisi, ağırlığı ve

sonuçları bakımından yapılacak değerlendirmelere ve olayın kim tarafından nasıl

gerçekleştirildiği konusunda aydınlatılmasını gerekli kılan durumların bulunup

bulunmadığına göre her durumda ceza soruşturması/yargılaması yapılmasını

gerekli kılmaz. Nitekim yargısal sistem kurma yükümlülüğü -olayın koşullarına

göre- hukuki ve idari yolların devlet tarafından oluşturulmasıyla da yerine

getirilebilir (Ali Çığır, § 34; Erol Kumcu, § 34).

35. Anayasa'nın 17. maddesi, özel hukuk kişilerinin birbirleri

ile olan uyuşmazlıklarının çözümüne ilişkin yasal altyapının oluşturulmasını,

söz konusu uyuşmazlıkların adil yargılama gereklerine uygun ve usul yönünden

güvenceleri haiz bir yargılama kapsamında incelenmesini ve bu yargılamalarda

temel haklara ilişkin anayasal güvencelerin gözetilip gözetilmediğinin

denetlenmesini gerektirir. Bu gereklilikler, üçüncü kişilerin bireylerin hak ve

özgürlüklerine yaptığı haksız müdahalelere karşı kamusal makamlar tarafından

müsamaha gösterilmemesi zorunluluğundan kaynaklanır. Zira derece mahkemeleri,

özel hukuk ilişkisi kapsamındaki uyuşmazlıkların çözümlenmesinde bağlayıcı

kararlar vererek güvencelerin korunup korunmamasında rol almaktadır. Bu noktada

uyuşmazlıkların yargısal makamlar önüne taşınması ve hakkaniyete uygun bir

yargılama yapılarak çözümlenmesi, kamusal makamların pozitif yükümlülüklerinin

bir parçasını oluşturur (Ömür Kara ve

Onursal Özbek, § 47).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

36. Somut başvuru, özel hukuk kişileri arasındaki bir

uyuşmazlığa ilişkindir. Dolayısıyla kamu makamlarının herhangi bir müdahalesi

söz konusu değildir.

37. Başvuruya konu edilen yargılama süreci incelendiğinde,

başvurucunun boşanmak istediği eşi tarafından gerçekleştirildiği ve

başvurucunun kişilik haklarını zedelediği iddia edilen birçok eylemin boşanma

davasının sebebi olarak gösterildiği anlaşılmaktadır. Başvurucu söz konusu

davada, boşanmaya hükmedilmesinin yanı sıra maddi ve manevi zararlarının tazmin

edilmesini de talep etmiştir.

38. Öncelikle başvurucunun boşanma davasını yürüten derece

mahkemeleri önünde delillerini sunduğu, iddia ve savunma hakkını herhangi bir

engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı görülmektedir.

39. Aile Mahkemesi 15/11/2013 tarihli kararıyla, tarafların

boşanmasına ve başvurucunun kişilik haklarına ve aile bütünlüğüne yapılan

saldırıların ağırlığını dikkate alarak tam kusurlu bulduğu eşinin başvurucuya

10.000 TL manevi tazminat ödemesine hükmetmiştir. Mahkeme, her ne kadar kusurlu

olsa da kadının sürekli ve düzenli gelirinin olmadığı gerekçesiyle maddi

tazminata ilişkin talebi reddetmiştir.

40. Temyiz incelemesi yapan Yargıtay 2. Dairesi ise, aile

birliğinin kadının tam kusurlu tutum ve davranışlarıyla yıkıldığını, dolayısıyla

başvurucuya uygun miktarda maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi

gerektiğini belirterek hükmün maddi tazminata ilişkin kısmını bozmuştur. Anılan

karar üzerine Aile Mahkemesi, başvurucunun uğradığı ya da uğraması muhtemel

zararlarının sorumlusu olarak belirlediği eski eş tarafından başvurucuya 5.000

TL maddi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Söz konusu karar, Yargıtay

incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.

41. Derece mahkemelerince verilen kararlarda; başvurucunun eski

eşinin tutum ve davranışlarının başvurucunun kişilik haklarına yönelen haksız

saldırılar olarak nitelendirildiği, başvurucunun kusursuz, eski eşinin ise tam

kusurlu olduğunun tespit edildiği, kişilik haklarına ve aile bütünlüğüne

yönelik saldırılar nedeniyle mağdur olduğu belirlenen başvurucu lehine 10.000

TL manevi tazminat ile 5.000 TL maddi tazminata hükmedildiği görülmektedir. Bu

çerçevede başvurucunun uğradığı zararın yapılan yargılama neticesinde derece

mahkemelerince tespit edildiği ve lehine hükmedilen tazminat miktarının maddi ve

manevi yönden uğranılan zararlar yönünden etkili bir giderim sağlamaya

elverişli olduğu değerlendirilmektedir.

42. Başvurucunun ileri sürdüğü iddialar hakkında araştırmalara

ve incelemelere dayalı olarak verilen derece mahkemesi kararlarının konuyla ilgili

ve yeterli gerekçe içerdiği, davalı eski eşin kusurunun tespit edildiği ve

somut koşullar dikkate alınarak tazminata hükmedildiği, dolayısıyla

mağduriyetin giderilmesine yönelik etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün

yerine getirildiği anlaşılmaktadır. Neticede başvurucunun maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkı çerçevesinde devletin yükümlülüklerinin

yerine getirildiği, kararlarda yer verilen tespit ve gerekçeler itibarıyla

yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşılmadığı dikkate

alındığında söz konusu iddia yönünden açık ve görünür bir ihlalin bulunmadığı

sonucuna ulaşılmıştır.

43. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

44.Başvurucu, eşi ile üçüncü kişinin birlikte yaşamalarının

engellenmesi yönündeki tedbir taleplerinin hukuka aykırı şekilde reddedildiğini

ve Devletin ailenin korunması konusunda üzerine düşen yükümlülükleri yerine

getirmediğini belirterek, aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

2. Değerlendirme

45. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"Herkes ... aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir... aile hayatının gizliliğine

dokunulamaz..."

46. Anayasa'nın 41. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler

arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle

ananın ve çocukların korunması ... için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı

kurar..."

47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvuruların açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

48. Aile hayatına saygı hakkı Anayasa’nın 20. maddesinin birinci

fıkrasında güvence altına alınmıştır. Söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8.

maddesi çerçevesinde korunan aile hayatına saygı hakkının Anayasa’daki

karşılığını oluşturmaktadır. Anayasa'nın 41. maddesinin ise Anayasa'nın

bütünselliği ilkesi gereği, aile hayatına saygı hakkına ilişkin pozitif

yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında gözönünde

bulundurulması gerekmektedir (Murat Atılgan,

B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 22; Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).

49. Aile hayatına saygı hakkı, öncelikle aile olarak

nitelendirilebilen bir birlikteliğin ya da bağın varlığını gerekli kılmaktadır.

Bu türden bir nitelendirmenin yapılamadığı durumlarda aile kavramı söz konusu

olamayacağından ilgili kişilerin aile hayatına saygı hakkının içerdiği

güvencelerden yararlanamayacağı açıktır.

50. Aile hayatına saygı hakkı kapsamında, ailenin korunmasını

sağlamaya yönelik olarak devletin üstlenmesi gereken birtakım yükümlülükler

ortaya çıkabilir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, somut olayın koşullarına

göre tedbirler alınmasını ya da edimde bulunulmasını gerekli kılabilir. Bu

anlamda pozitif yükümlülüklerin gereklerinin her olayın kendine özgü koşullarına

göre değişiklik gösterebileceği kuşkusuzdur.

51. Başvurucunun aile hayatına saygı hakkı bağlamındaki

şikâyeti, boşanma aşamasında da olsa devam eden evliliğin korunması yönünden

kamusal makamların üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğine ilişkindir.

52. Öncelikle boşanma aşamasında da olsa devam eden resmî

evlilik birliktelikleri aile hayatına saygı hakkının konusunu oluşturabilir.

Başvurucu anılan iddiasını, eşi ile üçüncü kişinin birlikte yaşamalarının

engellenmesi yönündeki tedbir taleplerinin mahkemelerce reddedilmesine

dayandırmıştır.

53. Somut başvuruda, başvurucunun talep ettiği türde bir tedbire

başvurulmasını gerekli kılabilecek ölçüde bir zorunluluk bulunmadığı gibi

derece mahkemelerince belirtildiği üzere bu türden bir tedbirin alınması

hukuken de mümkün değildir. Zira devletin aileyi koruma yükümlülüğü, bu ailenin

bir parçası olan diğer eşin iradesine aykırı olarak onun özel hayatına müdahale

edilmesini haklı kılmaz. Ayrıca devletin sadakatsizliğe uğrayan eşe, boşanma ve

gerekirse tazminat elde etme imkânını sağladığı da dikkate alındığında koruma

yükümlülüğüne ilişkin uygun ve yeterli vasıtaların hayata geçirildiği açıktır.

54. Öte yandan başvurucu tarafından ileri sürülen hususların

yargısal süreçlerde değerlendirildiği, ilgili ve yeterli gerekçelerle

karşılandığı görülmektedir. Tüm bu hususlar gözönüne

alındığında başvurucunun bu iddiası yönünden açık ve görünür bir ihlalin

varlığından söz edilemeyecektir.

55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Evlenme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

56. Başvurucu, açtığı boşanma davasının gereksiz yere uzatıldığını

ve ivedilikle sonuçlandırılmayan dava sürecinde yeniden evlilik birliği

kuramadığını belirterek evlenme hakkının ihlal edildiği ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

57. Evlenme hakkı, Sözleşme'nin 12. maddesinde ayrıca

düzenlenmiş olup bu hak Sözleşme'nin 8. maddesinde yer verilen özel hayata ve

aile hayatına saygı hakkı ile yakından ilişkilidir. Anayasa'da ise evlenme

hakkı ile ilgili açık bir normatif düzenleme bulunmamaktadır. Bununla birlikte

bu hakkın Anayasa'da yer verilen bazı hükümlerde mündemiç olduğunun kabulü

mümkündür. Bu bağlamda Anayasa'nın 20. ve 41. maddeleri, evlenme ve aile kurma

hakkı açısından önemli birer normatif dayanaktır. Zira evlenmek veya evlenmemek

kişinin özel yaşamının ve aile yaşamının bir parçasını oluşturmakta, bu yönüyle

söz konusu hak Anayasa'nın 20. maddesinde yer verilen özel ve aile hayatına

saygı hakkının bir görünümünü oluşturmaktadır. Söz konusu hakla bağlantılı

diğer hüküm ise Anayasa'nın 41. maddesi olup belirtilen madde metninde de

açıkça evlenme hakkından bahsedilmemekle birlikte madde gerekçesinde yer alan

"Ailenin korunması fikrinin, her şeyden

önce Medenî Kanun anlamında evliliklerin kurulmasını yaygınlaştırmak ve

kolaylaştırmak olduğu şüphesizdir" ifadesinden yola çıkarak amaçsal bir yorum ile belirtilen hakkın varlığı sonucuna

ulaşılabilir (Hüseyin Kesici, B.

No: 2013/3440, 20/4/2016, § 44; Ö.Ç.,

B. No: 2014/8203, 21/9/2016, § 51).

58. Aynı yorum aile kurma hakkı açısından da geçerlidir.

Anayasa'nın 20. maddesi aile kurma hakkını değil daha önce gerçekleşen bir

evlilikle ortaya çıkan aile yaşamına saygıyı korumakla birlikte aile kurma

hakkı da kişinin özel yaşamına ve aile yaşamına ilişkin bir konu olduğundan

aile kurma hakkını da içermektedir. Bu kapsamda Anayasa'nın 41. maddesinde aile

kurma hakkına değil kurulmuş bir ailenin devlet tarafından korunmasına yer

vermekle birlikte madde gerekçesindeki “Ailenin

korunması fikrinin, her şeyden önce Medenî Kanun anlamında evliliklerin

kurulmasını yaygınlaştırmak ve kolaylaştırmak olduğu şüphesizdir” ifadesinden

aile kurma hakkının elde edilmesi mümkündür (Hüseyin

Kesici, § 45; Ö.Ç., §

52).

59. Anayasa Mahkemesi birçok kararında, Anayasa'nın 41.

maddesinde aile kurumunun özel olarak düzenlendiğini, anayasal güvenceye

bağlandığını ve korumaya alındığını ifade ederek aile kurma hakkının da

korumaya alınmasını mümkün kılmıştır. Buna göre aileyi Türk toplumunun temeli

olarak tanımlayan Anayasa'nın 41. maddesinde, ailenin birey ve toplum

hayatındaki önemine işaret edilmiş; devlete ailenin korunması için gerekli

düzenlemeleri yapması ve teşkilatı kurması konusunda ödevler yüklenmiştir.

Böylece aile kurumuna anayasal koruma sağlanmıştır (AYM, E.2005/26, K.2008/105,

15/5/2008; E.1999/35, K.2002/104, 12/11/2002; E.2013/158, K.2014/68,

27/3/2014).

60. Ailenin korunması için gerekli düzenlemelerin yapılması ve

teşkilatın kurulması biçimindeki yükümlülüklerin yanı sıra ailenin kurulmasına

ve evliliğin gerçekleştirilmesine yönelik hukuki koşulların düzenlenmesi ve

uygulanması konusunda da devletin yükümlülüklerinin bulunduğu söylenebilir.

61. İlgili mevzuatta sayılan nedenlerin gerçekleşmesi durumunda

resmî bir evliliğin sona ereceği açıktır. Bu nedenlerden biri de yetkili ve

görevli mahkemece verilen ve neticede kesinleşen boşanma kararıdır. Boşanan eş,

evlilik için gerekli olan koşulları taşıdığı müddetçe yeniden evlenme hakkına

sahiptir. Ancak boşanma işlemlerinin de hakkın özünü zedelemeyecek şekilde

uygun bir zaman dilimi aralığında tamamlanması gerektiği değerlendirilmektedir.

Boşanma talebinin haklı ve makul nedenlere dayandığı çok açık olmasına rağmen

davanın sürüncemede bırakılması durumunda ise, evlenme hakkının özünün

zedelenebileceği gözardı edilmemelidir.

62. Somut olayda, başvurucunun 16/5/2012 tarihinde açtığı

boşanma davası hakkında Aile Mahkemesi tarafından 5/11/2013 tarihinde boşanma

talebinin kabulü yönünde karar verildiği görülmektedir. Söz konusu kararın da

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15/10/2014 tarihli hükmüyle kesinleştiği

anlaşılmaktadır.

63. Derece mahkemeleri tarafından dava sürecinde

gerçekleştirilen yargılamaya ilişkin işlemler incelendiğinde, toplamda on

duruşmanın yapıldığı ve ikisine başvurucu ya da vekilinin katılmadığı

görülmektedir. Diğer duruşmalarda ise tanıkların dinlenmesine ve dava konusuyla

ilgili bilgi ve belgelerin toplanmasına ilişkin işlemlerin yerine getirildiği

anlaşılmaktadır.

64. Toplam iki yıl beş ay sürdüğü görülen boşanma davasının

sürüncemede bırakılmadığı açık olduğu gibi derece mahkemelerince tarafların ileri

sürdüğü hususların araştırılması konusunda gerekli özen ve dikkatin de

gösterildiği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla hakkın özünü zedelemeyecek

şekilde boşanma davasının makul bir sürede tamamlandığı açık olduğundan somut

başvuruda evlenme hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu

anlaşılmıştır.

65. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

C. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Evlenme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine

neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF

TUTULMASINA 25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

M.Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

D.K.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/11159, 25 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası