İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kemal Kılıçdaroğlu Başvurusu (B. No: 2014/1577)

1. Başvuru, siyasi parti liderinin parti grup toplantısında

Başvuru No2014/1577Tarih25 Ekim 2017Okuma49 dk · 9.764 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kemal Kılıçdaroğlu Başvurusu

Karar tarihi
25 Ekim 2017
Başvuru Numarası
2014/1577
R.G. Tarih ve Sayı
29/11/2017-30255
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.764 kelime·49 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, siyasi parti liderinin parti grup toplantısında

Başbakan'a karşı söylediği sözler nedeniyle tazminat ödemeye mahkûm edilmesinin

ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/2/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

8. 2014/1737 sayılı başvurunun konu bakımından aynı nitelikte

bulunmaları nedeniyle 2014/1577 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve

incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

10. Başvurucu -olayların geçtiği tarihte ve hâlen- Türkiye'nin

en eski partisi olan Cumhuriyet Halk Partisinin (CHP) genel başkanıdır. CHP

2000'li yılların başından günümüze kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM)

ana muhalefet partisidir. Başvurucu, Partisinin TBMM'deki grup toplantısında

belirli periyotlarla gündeme dair görüşlerini açıklamaktadır. Başvuruya konu

ifadeler yakın tarihli iki ayrı grup toplantısında irat edilmiştir. Grup

toplantılarına genel olarak çok sayıda partili ve vatandaş da dinleyici olarak

katılabilmektedir. Başvurucu, başvuruya konu konuşmalarda o tarihte görev yapan

Hükûmeti ve başbakanlık görevinde bulunan Recep Tayyip Erdoğan'ı sert bir

biçimde eleştirmiştir.

A. 31/1/2012 Tarihli

Konuşmaya İlişkin Tazminat İşlemleri (B. No: 2014/1737)

11. Konuşmada özet olarak şu konulara değinilmiştir:

"- Özel yetkili

mahkemeler çağdaş demokrasilerde değil, dikta rejimlerinde olur. Buradan 'bize

bir şey olmaz' diyenlere sesleniyorum. Senin suçlu olup olmadığına bakılmaz.

İktidar kafaya koyduysa, gece yarısı gelir, evin basılır, alırlar içeriye. Sen

derdini anlatıncaya kadar zaten altı ay geçer.

- Tortum’da HES’e

karşı çıkan, toprağını, ekmeğini ve Türkiye’yi savunan 86 yaşındaki Nafiye anayı karakola götüreceksiniz, sabaha kadar

tutacaksınız, darb edeceksiniz, yerlerde

sürükleyeceksiniz. Bunun adına da ileri demokrasi denecek. İleri demokrasi

değil, postmodern darbedir bu”

- Tayyip Bey’in mahkemelerinden biri,

grubumuzda misafirimiz olan HES direnişçisi 17 yaşındaki Leyla Yalçınkaya

hakkında 'komşularıyla ve akrabalarıyla görüşmeme' kararı vermiş. 21. yüzyılda

böyle bir karar izah edilemez.

- Buradan bütün insan hakları düşmanlarına,

bütün adalet cellatlarına sesleniyorum; 135 milletvekili arkadaşımız Leyla'nın

sesi olmak için buradayız. Leyla konuşmayacaksa, CHP de konuşmayacak. Leyla'nın

konuşması için mücadele edeceğiz. Gerekirse 135 CHP milletvekili 136 Leyla

olacaktır. Ben bu onurlu mücadeleyi veren 17 yaşındaki Leyla'dan 86 yaşındaki Nafiye anneye kadar bütün Erzurumlu kadınların ellerinden

öpüyorum. Onlara şükranlarımı, saygılarımı gönderiyorum.

- Sayın Başbakan Erzurumlu kadının genlerini

bilmiyor. Bilmiyor ki Erzurumlu kadın, Nene Hatun, daha 20 yaşındayken, üç

aylık çocuğunu emzirdikten sonra gidiyor, düşmanla mücadele ediyor.

- Şu anda Türkiye'de HES'e

karşı çıktığı için yargılanan insan sayısı bin 26'dır. Bin 26 kişi hangi

demokraside 'ben su istiyorum' diye mahkemelere götürülür. Siz buna demokrasi

diyorsunuz. Demokrasi böyle olmaz. Demokrasi hak arama arayışıdır. İnsanlar

konuşacaklar, haklarını arayacaklar. 86 yaşındaki Nafiye

anayı karakola götürdün de boyun mu uzadı? Hayır. O bir insanlık ayıbıdır. Türk

demokrasi tarihinin de kara bir lekesidir. Bunu kimsenin unutmaması gerekir.

- Vicdanı olan, dünya görüşü ne olursa olsun,

vicdanına göre karar veren, hukukun üstünlüğüne inanan o doğrultuda çaba

harcayan bütün yargıçlara sonsuz saygım var. Onlar bu ülkenin güvencesidir. Ama

onlara bir sözüm var, korkmayacaksınız. 'Tavla pulu gibi bizi dağıtırlar'

denildiği zaman 'Türkiye'nin bütün coğrafyasında adaletle görev yaparız'

diyeceksiniz. Beni sürerler diye çekinmeyeceksiniz.

- Savcılar hırsızın peşinde, Bakanlar Kurulu

da savcıların peşinde. Deniz Feneri denilen yüzyılın yolsuzluğu, yüzyılın hukuk

skandalına dönüştü.

- Başbakan'ın dava arkadaşlarını, önce

savcıların elinden aldılar, bununla da yetinmediler, içleri soğumadı, savcılar

hakkında 11 yıla kadar hapis cezasıyla dava açtılar. Bu, hukuk camiasına açıkça

gözdağı vermektir. İbreti alem için ayağınızı denk alın diyorlar. O dürüst

savcılara, yargıçlara sesleniyorum; ayağınızı denk alın deseler de adalete,

hukukun üstünlüğüne inancınızı sarsmayın, sarsmayın ki biz de size sonuna kadar

güvenelim.

- Bu dava aynı zamanda Sayın Başbakan'ın yakın

arkadaşlarının, hırsızlık, yolsuzluk yapma haklarını tescil eden davadır. Ey

hırsızlar, yolsuzluk yapanlar, eğer başınıza bir şey gelmesini istemiyorsanız,

hırsızlık ve yolsuzluk yapmadan önce Sayın Başbakan ile temasa geçin, irtibat

kurun kimse size dokunamaz. Sayın Başbakan'ın iş yükü fazladır,

ulaşamayabilirsiniz ikinci adres veriyorum, köstebek bakana ulaşın yine rahat

edersiniz. Artık savcı, polis, hakim size dokunamaz, dilediğiniz gibi

yolsuzluk, hırsızlık yaparsınız.

- Başbakan Erdoğan'ın CHP takıntısı var.

CHP'nin katsayı düzenlemesini Danıştaya götürdüğünü

söylüyor. Danıştay'a CHP'nin değil de iki kişinin bireysel başvuru yaptığını

bilmeyecek kadar cahil olamaz. Bu kadar cehalet bir Başbakana fazla gelir. Göz

göre göre CHP başvurdu diyor, yani yalan söylüyor.

- Kardeşliğin, sevginin, birliğin dinini,

fitne çıkararak, nefret üreterek, bölücülük yaparak kullanmak ancak Başbakan’a

yakışır. İnsanları dindar ve dindar olmayanlar diye ayırıyor. Bu nesilden

önceki nesil dinsiz miydi? Bir insanı 'dindardır', 'dindar değildir' diye

ölçüyü, bu yetkiyi sana kim verdi?

- Bir toplumun fay hatları vardır, onun

tetiklenmemesi lazım. Tetiklerseniz, toplumda deprem, ayrışma yaratırsınız. Bunun

adı bölücülük, ülkeye ihanettir. Nerede mezhep, ırk, tarih fayı var, hemen

Başbakan orada. Bu memleketi niye bölüyorsunuz? Bir siyasetçinin görevi, siyasi

rant elde etmek değildir. Din üzerinden oy toplanmaz, oy topluyorsan o oyların

tamamı haramdır sana.

- Şimdi kalkmışsın İslam dünyasında mezhep,

ırk çatışması getiren siyasi planın Türkiye'de taşeronluğunu yapıyorsun,

ayıptır sana. Yazıktır ülkeye.

- Sen bu milletin, fitre, zekat, sadaka,

kurban derisi paralarıyla yolsuzluk yapan adamları adaletin elinden alacaksın,

sonra 'dindar-dindar olmayan' diye vatandaşları ayıracaksın. Sen önce bu

insanların, yoksul insanlara yardım için ödediği paraların hesabını sor. Sen,

hesabını soranlara 'niye hesap soruyorsun' diye karşı çıkıyorsun'

- Irak'ta 1,5 milyon Müslüman öldürüldü, senin

gıkın çıkmadı. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır' ilkesi Hazreti

peygambere aittir. Kusura bakma Sayın Başbakan, sen dindar değilsin, din

tüccarısın, dindar insanların inançlarını sömürensin. İstismar ettiğin dindar

kesimi, senin insafından kurtaracak olan CHP’dir.

- Uludere'de öldürülen 34 vatandaşın katilinin

kim olduğunun açıklanmasını isteyen Genel Başkan Kılıçdaroğlu,

'Yüreğin varsa çık millete anlat. Sen Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarlarını

savunan, en son Başbakansın' dedi.

- [Van'daki depreme ve hala çadırlarda devam

eden yaşama ilişkin olarak] Çadırların yüzde 99'u yazlık, çocuklar depremde

değil, çadırda çıkan yangında öldü. Koskoca Türkiye konteyner yapmaktan aciz

mi? Acizlik bu ülkeyi yönetenlerde. Söz verdiler yalan çıktı. Hani herkes

konteynerlere yerleştirilmiş olacaktı?"

12. Davacı Recep Tayyip Erdoğan, başvurucunun anılan

konuşmasında kendisine hakaret ettiğini iddia ederek başvurucu hakkında manevi

tazminat davası açmıştır. Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davada

başvurucunun şu sözleri dava konusu edilmiştir:

“Bakın değerli arkadaşlarım, bir başbakan

düşünün, yüzde yüz haklı olduğunu düşünse; bile bir yakının mahkemesine

müdahale etmez. Bir yakını o davada görüşülüyor diye yargıya müdahale etmez.

Ahlakın ve insanlığın iflas ettiği bir duruma bakalım, Deniz Feneri davasına

bakalım. Ahlak ve insanlık orada iflas etmiştir. Düşünün değerli arkadaşlarım,

koskoca bir Türkiye Cumhuriyeti, koskoca bir devlet, bir Bakanlar Kurulu bütün

görevini bırakmış savcılarla uğraşıyor. Nedir biliyor musunuz? Savcılar

hırsızın peşinde, Bakanlar Kurulu da savcıların peşinde. (Alkışlar) Şimdi

bakın, Almanya'da yargılandılar. Adamlar karar verdiler. İfadelerini aldılar,

tutanaklar tutuldu, yargılama hukuk içinde yapıldı hakim dedi ki "Bunlar

piyon asıl failler Türkiye'de." Şimdi geldiğimiz noktada gördük, asıl falller savcılar. Size ne kardeşim dava açarsınız? Bakın,

burada hiçbir şey yoktur diye karar verseydiniz kiminiz ya Adalet Bakanlığına

müsteşar olurdu ya da Yargıtaya üye olurdu veya özel

kurullarda başkan veya yardımcı olurdu, terfi ederdiniz, size ne, adalet ne!

(Alkışlar) Onun için çürüyen bir adaletle, adalet anlayışıyla karşı karşıyayız.

Başbakanın dava arkadaşlarını önce savcıların elinden aldılar. Bununla da

yetinmediler, içleri soğumadı, tuttular savcılar hakkında 11 yıla kadar hapis

cezasıyla dava açtılar. Bu ne demektir biliyor musunuz değerli arkadaşlarım?

Hukuk camiasına açıkça gözdağı vermek demektir. Bakın, bize karşı geldiler,

ibreti alem için 11 yıl için dava açıyoruz mahkum edeceğiz bunları, ayağınızı

denk alın diyorlar. Onun için o dürüst yargıçlara dürüst savcılara

sesleniyorum: Ayağınızı denk alın deseler bile adalete ve hukukun üstünlüğüne

inancınızı sarsmayın, sarsmayın ki biz de size sonuna kadar güvenmiş olalım

(Alkışlar). Bu dava aynı zamanda Sayın Başbakanın yakın arkadaşlarının

hırsızlık, yolsuzluk yapma haklarını tescil eden bir davadır, yani artık yapabilirsinizdemektir.

Değerli arkadaşlar, asrın, yani yüzyılın

yolsuzluğu yüzyılın hukuk skandalına dönüştü. Buradan bütün hırsızlara ve bütün

yolsuzluk yapanlara sesleniyorum: Ey hırsızlar, ey yolsuzluk yapanlar, eğer

başına bir şey gelmesini istemiyorsanız hırsızlık ve yolsuzluk yapmadan önce

Sayın Başbakanla temasa geçin, irtibat kurun, kimse size dokunamaz.

Olabilir, Sayın Başbakanın iş yükü fazladır,

ulaşamayabilirsiniz size ikinci adres veriyorum, köstebek bir bakan var, ona

ulaşın, yine başınıza bir şey gelmez, rahat edersiniz siz. Artık ne savcı, ne

polis ne hâkim size dokunamaz, siz dokunulmaz olursunuz; dilediğiniz gibi

yolsuzluk yaparsınız, dilediğiniz gibi hırsızlık yaparsınız.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakanın

biliyorsunuz klasik bir takıntısı vardır, CHP takıntısı var. Geçen gün yine

Grupta bir konuşma yapmış. Diyor ki “İşte, en son katsayı düzenlemesini bir kez

daha Danıştaya götürdüler. Siz bu imam hatiplerden

neden rahatsız oluyorsunuz? Dindar bir nesil gelmesin diyorsunuz.” Bunu

söylüyor Başbakan.

Değerli arkadaşlarım;

Bir: Danıştaya

Cumhuriyet Halk Partisinin değil de 2 kişinin bireysel başvuru yaptığını

bilmeyecek kadar cahil olamaz Sayın Başbakan çünkü bu kadar cehalet bir

başbakana fazla gelir.

İki: Göz göre göre “Cumhuriyet Halk Partisi

başvurdu” diyor, yani yalan söylüyor. Bir Başbakana yalan söylemek yakışır mı?

Yalan söylemek yakışır mı sana Başbakan? O koltukta oturuyorsun sen, yalan

söylüyorsun sen açıkça Yalan söylemek, iftira atmak, bir Cumhuriyet Halk

Partili olarak benim onuruma dokunuyor. Sen Başbakansın, danışmanların var,

Cumhuriyet Halk Partisi kurumsal olarak böyle bir başvurmadı sen bilmiyor musun

bunu? Biliyor, biliyor ama iftira atıyor. Yalan söylüyor. Yalan söylemek ancak

sana yakışır zaten. Kardeşliğin, sevginin ve birliğin dinini, fitne çıkararak, nefret

üreterek, bölücülük yaparak kullanmak ancak sana yakışır. Bakın, insanları

“dindar ve dindar olmayanlar” diye ayırıyor. Şimdi Başbakana bir soru

soruyorum: Sayın Başbakan diyorsun ki “Siz dindar olmayan bir nesil gelmesin

istiyorsunuz.” Peki, Sayın Başbakan, bu nesilden önceki nesil dinsiz miydi? Bir

insanı dindardır, dindar değildir diye ölçüyü sana kim verdi? Bu yetkiyi sana

kim verdi? O terazi senin elinde duruyor mu, durmuyor mu? Sen nasıl insanlara

bakıp da sen dindarsın, sen dindar değilsin diye ayırabilirsin? Bu şirk değil

midir? Allah’tan korkmuyor musun sen? Bu ülkede bölücülük yapıyorsun. Her

insanın dini, her insanın inancı, her insanın giysisi kendi bileceği şeydir ve

Cumhuriyet Halk Partisinin başının üstünde yeri vardır (Alkışlar). Bunu önce

sen bil Başbakan.

Sayın Başbakana söylemek isterim. İmam Hatip

Okulu Mezunları Derneği beni ziyarete geldi. Onlara 1934 yılında imam hatip

mektebinden mezun olan bir öğrencinin diplomasını hediye ettim. 1934 yılında

Cumhuriyet Halk Partisi iktidarda idi, imam hatip okullarını kuran Cumhuriyet

Halk Partisidir. Diyanet İşleri Başkanlığını kuran Cumhuriyet Halk Partisidir,

ilahiyat fakültelerini kuran Cumhuriyet Halk Partisidir, sen kime iftira

atıyorsun. (Alkışlar)

Toplumun en fazla birlik ve beraberliğe

ihtiyaç olduğu bir dönemde insanları niye ayırıyorsun? Yazık, günah değil mi?

Bu ülkede yaşayan herkes kardeş değil mi? Herkes birbirine saygı göstermek

durumunda değil mi? Cumhuriyet Halk Partisi imam hatip okullarını açarken niye

açtı? İlahiyat fakültelerini açarken niye açtı? Diyanet İşleri Başkanlığını

kurarken niye kurdu? Bu insanlar birinci elden, yetkin insanlar aracılığıyla

dinlerini öğrensinler diye. Bunu biz yaptık sen değil, sen istismar ediyorsun,

sen sömürüyorsun ama biz bugüne kadar çıkıp kimsenin diniyle, inancıyla

oynamadık, lafımız olmadı; ayıptır, günahtır. Herkesin inancı kendisine aittir.

Allah’a kimin yakın olduğunu kim bilebilir? Senin elinde böyle bir terazi mi

var? Dindarlık taslıyorsun sen, senin dindarlıkla da bir ilgin yok. (Alkışlar)

Bir toplumun fay hatları vardır, o fay hatlarının tetiklenmemesi lazımdır. Fay

hatlarını tetiklerseniz toplumda deprem yaratırsınız, ayrışma yaratırsınız.

Bunun adı bölücülüktür, ülkeye ihanettir. Bakın, nerede bir mezhep fayı var

hemen Başbakan orada, nerede bir ırk fayı var, Başbakan orada, nerede bir

tarihi fay var Başbakan orada. İnsaf ya, bu memleketi niye bölüyorsunuz

arkadaşlar? Niye ayrıştırıyorsunuz insanları? İnsanlar birbirlerini seviyorlar,

birbirlerine saygı gösteriyorlar. Herkesin inancı, herkesin kimliği bizim

başımızın üstüne. Bir siyasetçinin görevi siyasi rant elde etmek değildir, din

üzerinden oy toplanmaz, din üzerinden oy topluyorsan o oyların tamamı haramdır.

(Alkışlar)

Bakın değerli arkadaşlarım, çevremize bir

bakın. Çevremizde olup bitenlerin hâlâ farkında değil. Mezhep çatışmasının

içine bütün İslam coğrafyası çekilmek isteniyor. Fitili Irak’ta atıldı, Suriye

işin beşiğinde. Körfez ülkelerine gidecek. Bu coğrafyada birliği ve

beraberliği, kardeşliği tesis etme misyonuna sahip tek ülke var, Mustafa

Kemal’in Türkiye’si var. Sen o Türkiye’ye sahip çıkacaksın. (Alkışlar) Şimdi

kalkmışsın İslam dünyasında mezhep çatışması, ırk çatışması getiren siyasi

planın Türkiye’de taşeronluğunu yapıyorsun. Ayıptır sana. Yazıktır bu millete.

Yazıktır bu ülkeye. Nasıl sen ayrımcılık yaparsın. İnsanlar arasında ayrımcılık

olur mu? Allah’ın yarattığı en değerli varlık insan değil midir? İnsanı baş

tacı etmek durumunda değil miyiz?

Değerli arkadaşlarım, işte bunların dindarlığı

bu kadardır. Hiç ahlaksızlıkla dindarlık bir arada olur mu arkadaşlar?

Ahlaksızlıkla dindarlık bir arada olur mu? (Alkışlar) “Ben güzel ahlakı

tamamlamak için gönderildim” diyen Yüce Peygamber ahlakı yüceltmiştir. Bir

insan hem ahlaksız hem dindar olacak, olmaz. Haram ile helal farkı gözetmeyen

insandan dindar olmaz. Kul hakkı gözetmeyen insandan dindar olmaz, yetim hakkı

yiyen insandan dindar olmaz, kamu malına, devletin malına el uzatan adamdan hiç

dindar olmaz. (Alkışlar) Sen bu milletin fitreyle, zekâtla, sadakayla, kurban derisi,

kurban parası verilen paralarla yolsuzluk yapan adamları adaletin elinden çekip

alacaksın ve kalkacaksın diyeceksin ki “dindar, dindar olmayan” diye

vatandaşları ayıracaksın. Sen önce bu insanların o dini inançları gereği yoksul

insanlara yardım için ödediğin paraların hesabını bir sor bakalım. Sen,

hesabını soran adamlara “Niye hesap soruyorsun?” diye karşı çıkıyorsun.

(Alkışlar)

Irak’ta bir buçuk milyon Müslüman öldürüldü,

senin gıkın bile çıkmadı, dilsizleştin sen. “Haksızlık karşısında duran şeytandır,

dilsiz şeytandır.” İlkesi bizim Peygamberimize aittir. Haksızlık karşısında

senin dilin sustu. (Alkışlar) Kaddafi linç edilirken sesin çıkmadı, alkış

yaptın burada. Sen kalkmışsın bir de bana ahlak dersi veriyorsun. O Kaddafi ki

Kıbrıs Barış Harekâtında sırtıyla yardımları Türkiye’ye gönderen insandır.

(Alkışlar) Kusura bakma Sayın Başbakan sen dindar falan değilsin. Sen din

tüccarısın. Dindar insanların inançlarını sömüren bir insansın. (Alkışlar)

İstismar ettiğin dindar kesimi senin insafından kurtarmak da Cumhuriyet Halk

Partisinin boynunun borcudur. (Alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, karşımıza ipin ucunu

kaçırmış bir Başbakan var. Hükümet üyelerinin her birisi ayrı telden çalıyor.

Halkın canını yakan sorunlarla hiç kimse ilgilenmiyor ama Başbakan din

tüccarlığıyla işi götürmeye çalışıyor. Dış politikaya bakın, ne Irak’ta ne

Suriye’de ne Kafkaslarda ne Balkanlarda bir manevra alanımız bile kalmadı.

Dışişleri Bakanı Başbakanı boş havuza atıyor, havuza atarken bilmiyor ya,

Türkiye’yi de sen havuza atıyorsun. Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gaz

haklarımızı verdik. Neymiş? Obama demiş ki “Bizim şirket arıyor.” “Emredersin”

dediler, ses yok, gık yok. Hani sen Piri Reisi göndermiştin? Hani orada

ararlarsa savaş açacaktın. Obama dedi, gık yok.

13. Davacı; başvurucunun konuşmasında kendisini hırsızlık ve

yolsuzluk yapmak, hırsızlık ve yolsuzluk yapanları koruyup kollamak, cahillik,

yalancılık, iftira atmak, fitne çıkarmak, bölücülük yapmak, din tüccarlığı

yapmak, din üzerinden oy toplamak, dindar değil ahlaksız olmak, haram ile

helali gözetmemek, kul hakkı ve yetim hakkı yemek ve kamu malına el uzatmakla

itham ettiğini ileri sürmüştür. Davacıya göre başvurucunun sözleri kendisinin

şahsi haklarına saldırı niteliğindedir ve eleştiri sınırlarını aşmıştır.

14. Buna karşın başvurucu, bahse konu konuşmada o tarihlerde

kamuoyunun gündeminde olan ve Deniz Feneri soruşturması olarak bilinen

soruşturmanın savcılarının işten el çektirilmelerine duyduğu tepkiyi dile

getirdiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, davacının toplumdaki inanç ve etnik

kökene mensup insanları rencide eden konuşmalarına ve dış politikada izlenen

etnik ve mezhep temelli politikalara dikkat çekmek için davacının birleştirici

değil bölücü bir siyaset izlediğini ifade etmiştir. Başvurucu, davacının CHP'ye

yönelik olarak "İşte en son katsayı

düzenlemesini bir kez daha Danıştay'a götürdüler, siz bu imam hatiplerden neden

bu kadar rahatsız oluyorsunuz, dindar bir nesil gelmesin diyorsunuz."

sözlerinin doğru olmadığını ve konuşmasında bu sözleri eleştirdiğini ileri

sürmüştür.

15. İlk derece mahkemesi davanın kabulüne karar vererek

başvurucunun davacıya 5.000 TL tazminat ödemesine karar vermiştir. Mahkeme,

konuşmada yer alan "... Ey hırsızlar,

ey yolsuzluk yapanlar, eğer başına bir şey gelmesini istemiyorsanız hırsızlık

ve yolsuzluk yapmadan önce Sayın Başbakanla temasa geçin, irtibat kurun, kimse

size dokunamaz., ... yalan söylüyor..., Yalan söylemek ancak sana yakışır

zaten. Kardeşliğin, sevginin ve birliğin dinini, fitne çıkararak, nefret

üreterek, bölücülük yaparak kullanmak ancak sana yakışır…, Sayın Başbakan sen

dindar falan değilsin. Sen din tüccarısın. Dindar insanların inançlarını

sömüren bir insansın.." sözlerin altını çizmiştir. Mahkemeye

göre, anılan sözlerde öz ile biçim dengesi bozulmuş; eleştiri sınırı

aşılmıştır. Mahkemece, alıntılanan sözlerin davacıya yöneltilecek yorum ve

değerlendirmelerde kullanılmasının gerekli olmadığı değerlendirilmiş ve

eleştirilerin üslubu uygun bulunmamıştır. Mahkeme, alıntılanan sözlerin hukuka

aykırı olduğu ve davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu kanaatine

varmıştır.

B. 7/2/2012 Tarihli Konuşmaya İlişkin Tazminat

İşlemleri (B. No: 2014/1577)

16. Konuşmada özet olarak şu konulara değinilmiştir:

"-Sen, 34 kişinin başına

bomba yağdırdın, sesin çıkmıyor, gıkın çıkmıyor. Korkuyorsun? Çünkü, sen

yabancı istihbarat örgütlerinin oyuncağı oldun. Bu ortaya çıkmasın diye

korkuyorsun.

-12 yaşındaki çocukları bombalayarak

öldüreceksiniz, ondan sonra kalkacaksımz ahkam

keseceksiniz... Recep Tayyip Erdoğan, dindar görünümlü bir din tüccarıdır.

Erdoğan'ı dindar olarak görmek, bütün dindarlara yapılmış en büyük hakarettir.

-Bunların dindarlığı farklı dindarlık. Erdoğan

ve yol arkadaşlarını kastediyorum. Deniz Feneri davasını, yolsuzlukları

biliyoruz. Bunu da dindarlık adına yaptılar. İnsanları 'kurban parası' diye

sömürdüler. Aldılar yediler. Bunun adı vicdansızlıktır, Bunlarda vicdan yok,

ahlak da yok. Deniz Feneri'nde bağış, kurban paraları hangi yöntemle

toplandıysa, Erdoğan da oyları aynı yöntemle, din tüccarlığı ile toplamak

istiyor.

- Mavi Marmara konusunda racon kestin,

kıyameti kopardın. Hani sen kıyameti koparmıştın? 'Gazze'ye yardım gemisi

götüreceğim, buna Türk donanması eşlik edecek' dedin. Ben dedim ki yaparsan

alnından öperim. Yaptın mı? Hayır, yapamaz. Niye yapamaz. Çünkü, egemen

güçlerden talimat aldı, 'Sakın ha oraya gemi falan gönderme diye.' Ne dedi? 'Başüstüne' Sen misin bu ülkenin başbakanı, sana talimat

verenler mi?

- Gazze'ye yardım götürecekmiş. Sen onu

külahıma anlat benim. Sen sadece seçimlerde oyalmak

için o insanların hayatını tehlikeye attın.

- Trikopis bile bu

kadar İnönü'yle uğraşmadı. Pes yani.

- Auster, Irak'ta

1,5 milyon Müslüman katledildiği için Bush'u ve Cheney'i

suçluyor. Atatürk'e büyük saygı duyuyor. Büyük ihtimalle Erdoğan ve arkadaşları

bundan rahatsızlık duydu. GeIsen ne olur, gelmesen ne

olur? Türkiye irtifa mı kaybeder" dedi. Türkiye zaten irtifa kaybetti.

Dünyanın her tarafından eleştiriliyor.

- Paul Auster

gelsin, Türkiye'ye Atatürk filminde oynasın' diyorlar. Aydınları bu kadar

seviyesiz eleştiren insanlar ne yazık ki bu ülkede yönetim koltuklarındalar. O

hakaretleri o ikisine aynen iade ediyorum."

- Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nin hangi cümlesinden rahatsız oluyorsan, çık

milletin önünde söyle bakalım. O sadece Gençliğe Hitabe değildir, bağımsızlık

savaşının manifestosudur, bildirgesidir. Bağımsızlık savaşı veren bütün

ulusların manifestosudur.

- Bu ülkede yaşayan 74 milyon insanın ortak

bildirgesidir o. Nasıl siz bundan rahatsızlık duyarsızın? Meydan okuyorum Recep

Tayyip Erdoğan, yüreğin varsa çık kaldır bakalım nasıl kaldıracaksın?

- Bunlar batının egemen güçlerinin

taşeronluğuna soyundular. Bizim gençlerimizi koyun güden gençler olarak

yetiştirmek istiyorlar. O gençlik bu ülkenin çimentosudur. Mustafa Kemal

Atatürk ve arkadaşlarının verdiği ulusal bağımsızlık savaşının en büyük

teminatıdır.

- Bunlar post modern diktatörlerdir. 'Ben

Recep Tayyip Erdoğan hakkında olumsuz bir şey yazarsam başıma bir şey gelir

mi?' ve 'Benim telefonlarım dinleniyor mu?' diye iki soru sorun kendinize.

Yanıtınız 'Evet' ise bu ülkede demokrasi yoktur. Başbakan, 'Kılıçdaroğlu

artık mercek altındasın. Adım adım aldığın nefes bile ülkede takip ediliyor'

dedi. Pervasızlığa, densizliğe, ahlaksızlığa bakar mısınız?

- Wikileks

belgelerinde, Başbakan ile Ergenekon savcılarının periyodik olarak her hafta

görüştükleri yazılı. Bunlar, ABD Büyükelçiliğine özel rapor veren polis

şeflerinden alınmış. Bağımsız bir ülkenin polis şefleri neden yabancı ülkenin

büyükelçisine brifing verir? Erdoğan batının egemen güçlerinin Ortadoğu'daki

taşeronudur. Bunu kriptolardan da anlıyoruz.

- Milletin kürsüsünde milletin sesi kesilir

mi? Demokrasi mücadelesi vereceğiz. Bu ülkede gerçek demokrasi ve özgürlük

gelinceye kadar mücadele edeceğiz ve bunun maliyetini şeref ve şanla

karşılayacağız."

17. Davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu düşündüğü

sözlerin geçtiği konuşmanın ilgili kısımları şöyledir:

"Değerli

arkadaşlar, daha önce de söyledim, Recep Tayyip Erdoğan'ı dindar olarak görmek

bütün dindarlara yapılmış en büyük hakarettir. (Alkışlar) Yine söylüyorum,

Recep Tayyip Erdoğan dindar görünümlü bir din tüccarıdır, bunu da herkesin

bilmesini isterim. (Alkışlar) Neden söylüyorum bunları? Irak'ta 1,5 milyon

Müslüman katledilirken Recep Tayyip Erdoğan'ın sesi çıktı mı? Niye çıkmadı? Yüz

binlerce Müslüman kadına tecavüz edilirken Recep Tayyip Erdoğan'ın sesi çıktı

mı? Çıkmadı. Şimdi kalkmış dindarlık taslıyor bana. Senin dindarlığını değil,

senin din tüccarlığını ben bu millete öğreteceğim. Sen din tüccarısın,

ticaretin dindir senin. (Alkışlar) Dindar adam helal ile haram nedir bilir.

Dindar adam kul hakkı yemez. Dindar adam ahlaklı olur, yalan söylemez, iftira

atmaz, fitnenin peşinde koşmaz dindar adam. Onun için vatan sevgisi vardır

dindar adamda, insana saygı vardır dindar adamda, bölücülük olmaz dindar

adamda, fitne olmaz dindar adamda. (Alkışlar) Dindar adam insanı sever, insana

saygı duyar, onu Allah'ın yarattığı en değerli varlık olarak görür. Sen kırk

yıl önce Allah'ın rahmetine kavuşmuş insanlarla oturmuş savaş ediyorsun.

Değerli arkadaşlarım, bunların dindarlığı farklı bir dindarlık, yani AKP'lileri

kastediyorum, yalnız hepsini değil, Recep Tayyip Erdoğan ve onun yol

arkadaşlarını. Hepiniz biliyorsunuz, Deniz Feneri davasını hepimiz biliyoruz.

Yolsuzlukları biliyoruz. Ne adına yaptılar bunu? Dindarlık adına yaptılar. O

insanların en temiz duygularını sömürdüler, kurban parası diye sömürdüler,

bağış diye sömürdüler, yoksullara yardım yapacağız diye sömürdüler. Ne

yaptılar? Aldılar, yediler. Bunun adı vicdansızlıktır. Bunlarda vicdan yok,

bunlarda ahlak da yok. (Alkışlar) Deniz Fenerinde bağış, kurban paraları hangi

yöntemle toplandıysa, din tüccarlığı, Recep Tayyip Erdoğan da şimdi oyları din

tüccarlığıyla toplamak istiyor, ikisi de aynı, yolu yöntemi aynı bunların

değerli arkadaşlarım...

Değerli arkadaşlarım, arkasından, andımızdan

rahatsız oldular. Neden rahatsız oluyorsun sen? Andımızın hangi cümlesi, hangi

sözcüğü senin psikolojini bozuyor çık söyle bakalım. Arkasından, Atatürk'ün

Gençliğe hitabesinden çık milletin önünde söyle bakalım. (Alkışlar) Atatürk'ün

Gençliğe Hitabesine kafayı taktılar. Efendim, buna da itiraz etmeme başladılar.

Recep Tayyip Erdoğan çık, Atatürk'ün Gençliğe Hitabesinden hangisinden, hangi

kelimeden, hangi cümleden rahatsız oluyorsun çık milletin önünde söyle bakalım.

(Alkışlar) Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi sadece gençliğe hitabe değildir o, bir

ulusal bağımsızlık savaşının bir manifestosudur o, o bil bildirgedir. Sadece

bizim değil, bütün ulusların, bağımsızlık savaşı veren bütün ulusların

manifestosudur, sen nasıl bundan rahatsızlık duyarsın. Değerli arkadaşlarım,

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesini korumak için sadece Cumhuriyet Halk Partili

olmak da yetmez, bu ülkede yaşayan 74 milyon insanın ortak bildirgesidir o.

(Alkışlar) O hitabe, bu milletin özüdür, nasıl siz bundan rahatsızlık

duyarsınız. Ha, buradan söylüyorum, açıkça da meydan okuyorum, Recep Tayyip

Erdoğan yüreğin varsa, becerebiliyorsan çık kaldır bakalım, nasıl

kaldıracaksın? (Alkışlar) Dikkat edin, saldırılar bu ülkenin bağımsızlık

sembollerine yapılıyor. Bu ülkenin ulusal kurtuluş savaşı sonunda elde ettiği

değerlere saldırılar yapılıyor. Çok bilinçli saldırı bunlar. Halkımıza bunları

anlatmalıyız, AKP'nin iki yüzünü anlatmalıyız, iki yüzlü politika güdüyorlar

bunlar. Değerli arkadaşlar, bunlar Batının egemen güçlerinin taşeronluğuna

soyundular. Bizim gençleri, koyun güden gençler şeklinde yetiştirmek

istiyorlar. O bağımsızlık mücadelesinden koparıp birilerinin değirmenine su

taşıyan gençlik olsun diyorlar. O gençlik, bu ülkenin çimentosudur. O gençlik,

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının verdiği ulusal bağımsızlık savaşının en büyük

teminatıdır. (Alkışlar) Unutulmaması gereken bir şey var: Cumhuriyetten bu yana

çok mesafe aldık demokrasi konusunda, hukukun üstünlüğü konusunda, yargı

bağımsızlığı konusunda, medya özgürlüğü konusunda pek çok mesafeler aldık,

şimdi o kat ettiğimiz mesafeler tek tek elimizden alınmak isteniyor. Medya

bağımsızlığı var mı? Yargı bağımsızlığı var mı? Demokrasi kalitesi var mı?

Bunların hiçbirisi yok. Ne zaman yok? AKP iktidarıyla beraber parça parça

elimizden alınmaya çalışılıyor. Onun için diyoruz bunlar post modem

diktatörlerdir. Söylediğimizin temel nedenleri vardır. Değerli arkadaşlar,

dikta rejiminde her şey güllük gülistanlık değil. Bana sorarlar belki, efendim

dikta olduğunu nereden çıkarıyorsunuz, post modern dikta olduğunu? Buradan

vatandaşlarıma soruyorum. Kendinize iki soru sorun. Sorulardan biri şu olsun:

Ben, Recep Tayyip Erdoğan hakkında olumsuz bir şey yazarsam başıma bir şey

gelir mi? İki, benim telefonlanm dinleniyor mu? Eğer

bunlara hemen hayır diyorsanız sorun yok, hayır diyemiyorsanız bilin ki bu

ülkede sağlıklı bir demokrasi yok. İşte temel neden bu, bu iki soru. Diyeceksiniz

ki ya, iki soruya ne gerek var, zaten Başbakan geçen gün söyledi. Evet,

genişletilmiş il başkanları toplantısında Başbakan şunu söylüyor: "Kılıçdaroğlu artık mercek altındasın, adım adım aldığın

nefes bile ülkede takip ediliyor." Pervasızlığa bakar mısınız, densizliğe

bakar mısınız, ahlaksızlığa bakar mısınız? (Alkışlar) Ana Muhalefet Partisi

liderini izleyeceksin adım adım, takip ettireceksin, dinleyeceksin, bir de

utanmadan çıkıp bunu millete ilan edeceksin, arkadan da diyeceksin ki "bu

ülkede demokrasi var." Neden diyorum diktatör var? Diktatör yönetimi var,

işte bunun için söylüyorum. Kendileri itiraf ettiler. Amaçları ne? Türkiye'ye

korku salmak. Buradan söylüyorum: Recep Tayyip Erdoğan benim senden korkum yok,

ama sana bir sorum var: Sende ahlak kalitesi kırıntısı var mı, yok mu çık onu

söyle bakalım. (Alkışlar)"

18. Davacı Recep Tayyip Erdoğan, başvurucunun anılan

konuşmasında kendisine hakaret ettiğini iddia ederek başvurucu hakkında manevi

tazminat davası açmıştır. Davacıya göre başvurucu, kendisini "ahlaksızlık,

utanmazlık ve erdemsizlikle; iftiracı, yalancı, yabancı istihbarat örgütlerinin

oyuncağı olmak, Amerika ve İsrail'in oyuncağı olmak, ahlaktan uzak olmak,

haysiyetsiz olmak, bölücülük yapmak ve dindar görünümlü bir din tüccarı olmak"la itham etmiştir. Davacı, başvurucunun söz

konusu ifadeleri kullanmadan da eleştiri yapmasının mümkün olduğunu ileri

sürmüştür.

19. Başvurucu, savunmasında sözlerinin olayların ve konuşmanın

bütünlüğü içinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucuya göre

davacı gerginlik yaratmayı, muhataplarını küçük düşürmeyi, husumet çıkarmayı ve

aşağılamayı siyaset tarzı olarak benimsemiştir. Başvurucu, davacının daha önce

kendisine karşı yönelttiği sert söyleme örnekler vermiştir. Başvurucu; davacının,

kendisi hakkında "Sen Alevi olduğun

için mi Beşar Esad'ı destekliyorsun?" diyerek

değişik mezhepteki kişiler arasında tahrik ve ayrışmaya sebebiyet verdiğini

ileri sürmüş; başvuruya konu konuşmadan önce Uludere'de ölenlerin taziyelerine

gidenleri "morgun kapısında beklemekle", "ölü sevici

olmakla" suçladığını ifade etmiştir. Başvurucu, siyasette sert üslubun

terk edilmesi için çağrı yaptığını ancak teklifinin davacı tarafından

reddedildiğini ileri sürmüştür.

20. Başvurucu; davacının dinî kavramları kullandığını, İslam

dinini referans olarak gösterdiğini, dış ilişkilerde dahi dinsel bağın önemini

vurguladığını, buna karşın Irak'ta yaşanan insanlık ayıbına karşı sessiz

kaldığını düşündüğünü ifade etmiştir. Başvurucu; "Recep Tayyip Erdoğan dindar görünümlü bir din

tüccarıdır." cümlesini Hükûmetin Irak politikasını eleştirmek

maksatlı sarf ettiğini, bu cümlenin hakaret niteliğinde olmadığını

belirtmiştir. Başvurucu, davacının kendisini takip ettirdiği sözleri üzerine

söylediği "Ahlaktan bu kadar uzak bir

Başbakanı ilk kez görüyorum, densizliğe bakar mısınız, ahlaksızlığa bakar

mısınız? Sende ahlak kalitesi, kırıntısı var mı, yok mu çık onu söyle

bakalım." şeklindeki sözlerin de ana muhalefet partisi

liderinin dahi adım adım izlenmesinin bir ahlaksızlık olduğunu göstermek için

söylediğini, hakaret amacının olmadığını ileri sürmüştür.

21. Dava, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/124 Esas

sayılı dosyasında görülmüştür. İlk derece mahkemesi davanın kabulüne karar

vererek başvurucunun davacıya 5.000 TL tazminat ödemesine karar vermiştir.

Mahkeme, konuşmada yer alan "Recep

Tayyip Erdoğan dindar görünümlü bir din tüccarıdır, ahlaktan bu kadar uzak bir

Başbakanı ilk kez görüyorum, densizliğe bakar mısınız, ahlaksızlığa bakar

mısınız? Sende ahlak kalitesi, kırıntısı var mı, yok mu çık onu söyle

bakalım." sözlerin altını çizmiştir. Mahkemeye göre, siyasal

bir partinin genel başkanı olan başvurucu tarafından TBMM'de söylenen bu

sözlerle eleştiri sınırı aşılmıştır. Mahkeme; öz ile biçim dengesinin

bozulduğunu, belirtilen sözlerin siyasi iktidara yönelik yorum ve

değerlendirmeler sırasında gerekli olduğunun söylenemeyeceğini, eleştirilerin

daha uygun üslup ve ifadeler ile yapılmasının olanaklı olduğunu belirtmiştir.

Mahkeme, alıntılanan sözlerin hukuka aykırı olup davacının kişilik haklarına

saldırı oluşturduğu kanaatine varmıştır.

C. Anayasa Mahkemesine

Başvuru Süreci

22. İlk derece mahkemesinin kararları, Yargıtay 4. Hukuk

Dairesinin aynı günde verdiği 11/12/2013 tarihli iki ayrı kararı ile

onanmıştır. Nihai kararlar başvurucuya 8/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucu 6/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Manevi Tazminat Talebinin Kanuni Dayanakları

24. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "İlke" kenar başlıklı 24.

maddesi şöyledir:

“Hukuka aykırı olarak kişilik

hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını

isteyebilir.

Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha

üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin

kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına

yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”

25. 4721 sayılı Kanun’un

"Davalar" kenar başlıklı 25. maddesinin üçüncü fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"Davacının, maddî ve manevî

tazminat...istemde bulunma hakkı saklıdır."

26. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun "Kişilik hakkının zedelenmesi" kenar

başlıklı 58. maddesi şöyledir:

"Kişilik hakkının

zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat

adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.

Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer

bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle

saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına

hükmedebilir."

2. Milletvekilinin Yasama Sorumsuzluğuna

İlişkin Hukuk

27. Anayasa'nın "Yasama

dokunulmazlığı" kenar başlıklı 83. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri,

Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri

düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında

tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar."

28. Yargıtay, istikrarlı olarak yasama sorumsuzluğunun bulunduğu

şartlarda başkalarının şahsiyet haklarına saldırı oluşturacak tarzda hakaret

oluşturan sözler nedeniyle bir milletvekiline karşı manevi tazminat davası

açılabileceğine ve bu tür tazminat talepleri nedeniyle yargılama yapılmasına

yasama sorumsuzluğunun engel teşkil etmeyeceğine karar vermiştir:

"Anayasa’nın 83. maddesine göre TBMM

üyeleri meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, mecliste ileri sürdükleri

düşüncelerden ve bunları meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu

tutulamaz iseler de; bu sorumsuzluk mutlak bir şekilde sınırsız değildir.

Anayasa’nın bu ilkesinin kötüye kullanılıp kullanılmadığı değerlendirilirken

özellikle (kamu yararı-kişisel yarar dengesinin) iyi kurulması gerekmektedir.

Meclis üyesi, sırf kişisel kinini tatmin için bir başkasının kişilik

değerlerine saldırı teşkil edecek eylemlerde bulunmuş ise dokunulmazlıktan

yararlandırılamaz.

Anayasanın 83. maddesinde yer alan düzenlemenin amacı, meclis

üyelerinin yasamaya ilişkin olan yetkisini daha özgürce kullanmasını ve bu

doğrultudaki çalışmalarını güvence altına almaktır. Madde ile güvence altına

alınan ve dokunulmazlığı sağlanan, salt yasama faaliyeti ile sınırlı olan

eylemlerdir. Bu faaliyetin sınırı dışına çıkılması durumunda, dokunulmazlığın

korunmasına yönelik amaç ortadan kalkar. Bunun sonucu olarak da,

dokunulmazlığın varlığına ilişkin savunmaya itibar edilemez. Davalının,

davacıya yönelik olarak “satılmış adam” sözünü söylediği ileri sürülmüştür. Şu

durumda, iddia olunduğu şekilde bir söz söylenip söylenmediğinin araştırılması

ve sonucuna göre uyuşmazlığın esasının çözümlenmesi gerekir. Karar, açıklanan

nedenle yerinde bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir." (4. HD,

E.2008/5670, K.2009/228, KT.12/1/2009. Milletvekillerinin Meclis çalışmaları

sırasında kullandığı sözler nedeniyle aleyhlerine açılan tazminat davalarında

ileri sürülen yasama sorumsuzluğu itirazlarının reddedildiği daha yakın tarihli

Yargıtay kararları için bkz. 4. HD, E.2014/16729, K.2015/14144, KT.3/12/2015;

4. HD, E.2014/4418, K.2015/748, KT.22/1/2015; 4. HD, E.2014/6283, K.2007/4541,

KT.5/4/2007; 4. HD, E.2010/7907, K.2011/7797, KT.4/7/2011).

B. Uluslararası Hukuk

1. İfade Özgürlüğünün Demokratik Toplumdaki

Önemi

29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)10. maddesi

şöyledir:

1.

Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi

olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve

görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo,

televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel

değildir.

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu

özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal

güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu

düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın,

başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının

önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması

için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara

tabi tutulabilir.”

30. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ifade

özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardandır. AİHM,

ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında ifade özgürlüğünün toplumun ilerlemesi

ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkil ettiğini

yinelemektedir. AİHM'e göre 10. maddenin 2. paragrafı

saklı tutulmak üzere ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören,

zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler"

için değil incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için

de geçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün

ve açık fikirliliğin bir gereğidir. AİHM, 10. maddede güvence altına alınan bu

hakkın bazı istisnalara tabi olduğunu ancak bu istisnaların dar yorumlanması ve

bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerektiğini vurgulamıştır (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72,

7/12/1976 § 49; Von Hannover/Almanya (No. 2), B. No: 40660/08

ve 60641/08, 7/2/2012, § 101).

2. İfade Özgürlüğü ve İtibarın Korunmasını

İsteme Hakkı Arasındaki İlişki

31. AİHM, kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade

özgürlüğünün çatışması hâlinde 10. maddenin (2) numaralı fıkrasında yer alan

"başkalarının... haklarının korunması"

ifadesine müracaat etmektedir. AİHM Büyük Dairesi 7/2/2012 tarihinde

verdiği iki kararda - Von Hannover/Almanya (2) [BD] ve Axel Springer AG/Almanya [BD] - ifade hürriyeti ve özel hayata saygı

hakkının dengelenmesinde kullanılan ilkeleri sistematik olarak açıklamış ve

uygulamıştır. Bunlar ifade özgürlüğüne konu açıklamanın kamu yararına ilişkin

bir tartışmaya sağladığı katkı (Von

Hannover/Almanya (2), § 109),ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki

rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, haber veya makalenin

konusu (Von Hannover/Almanya (2), § 110; Von Hannover/Almanya, B. No:59320/00,

24/09/2004, §§ 63-66; kamu tarafından tanınan kişiler için korumanın daha esnek

olacağına ilişkin bir karar için bkz. Minelli/İsviçre

(k.k.), B. No: 14991/02, 14/6/2005),

ilgili kişinin daha önceki davranışları (Von

Hannover/Almanya (2), § 111), yayının içeriği, şekli ve etkileri (Von Hannover/Almanya (2), § 112), bilgilerin

elde edilme koşulları ve gerçekliği (Axel

Springer AG/Almanya, § 93; Von Hannover/Almanya (2), § 113) ve uygulanan

yaptırımın niteliği (Axel Springer AG/Almanya, §

95).

3. Siyasetçilerin İfade Özgürlüklerinin ve

İtibar Haklarının Korunması

32. Herkes için değerli olan ifade özgürlüğü; seçmenlerini

temsil eden, onların kaygılarına işaret eden ve çıkarlarını savunan halk

tarafından seçilmiş bir kimse için özellikle değerlidir. Sonuç olarak başvuran

gibi muhalefet partisinden bir milletvekilinin ifade özgürlüğüne yönelik

müdahaleler, AİHM’i daha sıkı bir denetim

gerçekleştirmeye sevk etmektedir (Jerusalem/Avusturya,

B. No: 26958/95, 27/2/2001, § 36).

33. AİHM, ifade özgürlüğü ile başkalarının hak ve

özgürlüklerinin çatışması hâlinde şöhret ve itibarı söz konusu olan kişi bir

siyasetçi ise ilke olarak ifade özgürlüğü lehine bir değerlendirme yapmaktadır.

AİHM, Lingens/Avusturya (B. No: 9815/82, 8/7/1986, §

42) kararında politikacıların kendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül

etmek durumunda olduğunu vurgulamıştır:

" ...Basın özgürlüğü,

halka siyasal liderlerinin düşünce ve davranışlarını tanıma ve onlar hakkında

fikir oluşturma imkanı verir. Daha genel olarak siyasal tartışma özgürlüğü Sözleşme'ye hakim olan demokratik toplum anlayışının tam da

merkezinde yer alır.

Bir siyasetçiyle ilgili eleştirilerin kabul

edilebilir sınırları, özel bir şahısla ilgili eleştiri sınırına göre daha

geniştir. Bir siyasetçi, özel şahıstan farklı olarak, her sözünü ve eylemini

bilerek ve kaçınılmaz bir biçimde, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine

açar. Siyasetçi kendisine yönelik eleştirilere karşı daha geniş bir hoşgörü göstermek

zorundadır..."

34. AİHM; mevcut başvuruya benzer özellikleri olan Pakdemirli/Türkiye (B. No: 35839/97,

22/2/2005) kararında, bir siyasetçi olan başvurucunun bir başka siyaset adamını

küçük düşürücü ifadeler kullandığı gerekçesiyle fahiş tutarda tazminat ödemeye

mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği yönündeki şikâyeti

incelemiştir.

i. Olayların

geçtiği tarihte ana muhalefet partisinin genel başkan yardımcısı olan başvurucu

Ekrem Pakdemirli, bir otoyolun hizmete açılması vesilesiyle açık havada

düzenlenen bir basın toplantısında konuşma yapmıştır. Başvurucu, Cumhurbaşkanı

Süleyman Demirel’i 1991 yılında ana muhalefet partisi genel başkanı iken

Anavatan Partisinden (ANAP) iki bakanın milletvekili dokunulmazlığını

kaldırdığı için eleştirmiştir. Başvurucunun konuşmasında bahsettiği tarihlerde

otoyolların yapımına ayrılan ödeneği zimmetlerine geçirmekle suçlanan eski

bakanlar Yüce Divana çıkarılmış ve haklarında beraat kararı verilmiştir.

ii. 21/4/1995 tarihinde Demirel, şahsına ve Cumhurbaşkanlığı

makamına karşı iftira ve hakarette bulunulduğu gerekçesiyle başvuran hakkında

tazminat davası açmıştır. Davacı; başvuranın nezaketten yoksun, küçültücü,

aşağılayıcı, hakaret dolu ve iftira niteliğinde sözler sarf ettiğini iddia

etmiştir. Bu sözlere gerek yazılı gerekse görsel basın geniş yer vermiştir.

Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, başvurucunun davacıya tazminat ödemesine karar

vermiştir. Başvurucu, gecikme faizleri de eklenerek 7.925.780.000 TL (o dönemde

yaklaşık 60.000 euro) tazminat ödemiştir. Söz konusu

miktarın itibara yönelik müdahalelerde o tarihe kadar Türkiye'de verilmiş en

yüksek miktar olduğu iddia edilmiştir.

iii. AİHM, o

dönemde iki tarafın konumunun değerlendirilecek unsurlar arasında ilk sırada

yer aldığını not etmiştir. Bir yanda milletvekili, eski bir bakan ve olaylardan

önce iktidardaki partinin genel başkan yardımcısı olan başvurucu; diğer yanda

ise daha önce ana muhalefet partisi lideri olan Cumhurbaşkanı Demirel vardır.

İkinci olarak AİHM, davaya ait bütün olayların siyasi bağlamda yer aldığını

tespit etmiştir.

iv. AİHM,

politikacıların kendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül etmek

durumunda olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır:

"AİHM, sıradan bir kimse ile karşılaştırıldığında kabul edilebilir

eleştiri sınırlarının, halka mal olmuş bir kişi olarak hareket eden siyaset

adamları için daha geniş olduğunu bir çok kez hatırlatmıştır. Siyasetçilerin

fiil ve davranışları, kaçınılmaz olarak ve bilinçli bir şekilde, gazetecilerin

olduğu kadar vatandaşların, hepsinden çok da siyasi rakibinin sıkı bir

denetimine tabidir. Bir siyaset adamının, özellikle de kendisi eleştiriye yol

açabilecek halka açık konuşmalar yaptığı zaman, daha fazla hoşgörü göstermesi

gerekir. Elbette özel yaşamının dışındaki alanda bile siyaset adamının da

itibarını koruma hakkı vardır. Bununla birlikte ifade özgürlüğüne getirilen

istisnalar dar bir yorumu zorunlu kılmaktadır ve bu korumanın gerektirdikleri

ile siyasi sorunların özgürce tartışılmasının getirdiği yararlar denge içinde

olmalıdır (bkz.Lingens/Avusturya, § 42; Oberschlıck/Avusturya (No:2), B. No:20834/92, 1/4/1997, §

29" (§ 45)

v. AİHM,

başvurucunun kullanmış olduğu "yalancı,

iftiracı, Çankaya’nın şişmanı, dar kafalı, lastikleri patlasın, öbür dünyaya

gidince Allah affetmez" ifadelerinin siyasi bir eleştiri

olmaktan çok bir "hakaret ve beddua tufanı" olduğunu ifade etmiştir. AİHM'e göre, ilgili kişiler ve konuşmanın çerçevesi politik

alanda yer alsa ve polemik gibi görünse bile bu sözler belli ölçüde bir kişisel

saldırı oluşturmaktadır. AİHM, başvurucunun kullandığı sözlerin siyasi bir

tartışma içindeki bir görüş kapsamında çözümlenebilmesinin zor olduğunu ifade

etmiştir.

vi. AİHM, ilk

derece mahkemesi hâkiminin tazminat miktarını belirlerken kullandığı

“tarafların sosyo-ekonomik durumu” ölçütünün

tarafların birbirlerine karşı durumları arasında bir denge sağlamak için değil

mümkün olan en yüksek tazminat tutarını belirlemek için kullandığını tespit

etmiştir. İlk derece mahkemesi; başvuranın toplumdaki yerini, eğitim seviyesi

ile üniversite profesörü olarak statüsünü ve bir ceza davasında

cezalandırılmamış olmasını başvurucunun onun aleyhine işleyen etkenler olarak

ele almıştır. AİHM, kararın keyfî bir biçimde verilmiş olduğu görüntüsünü veren

bir diğer kaygı verici unsurun da mahkemenin değerlendirmelerinde -davacının

şahsiyetine yönelik zararı dikkate almayarak- Cumhurbaşkanı’nın statüsünü aşırı

ölçüde koruması olduğunu belirtmiştir.

vii. Sonuç olarak

AİHM, derece mahkemelerinin tazminatı bir cezalandırma aracına dönüştürdükleri

kanaatine ulaşmıştır. AİHM'e göre, verilen tazminat

cezasının miktarı bu tür davalarda genellikle verilen tutarlarla ve söz konusu

konuşmanın ağırlığıyla karşılaştırıldığında ulusal yasalarla gözetilen amaç ile

makul bir orantılılık ilişkisi içinde değildir. AİHM, bu kadar büyük bir

miktarda tazminat cezası verilmesinin “demokratik bir toplumda gerekli”

olduğunun kabul edilemeyeceğine ve Sözleşme'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine

karar vermiştir.

35. AİHM, Keller/Macaristan

(B. No: 33352/02, 4/4/2006) kabul edilemezlik kararında, bir siyasetçinin başka

bir siyasetçiyi ağır sözlerle eleştirmesine ilişkin bir başvuruyu

değerlendirmiştir.

i. Başvurucu, bir parlamenterdir. Başvurucu, parlamentonun bir

oturumunda aşırı sağ gruplarla ilgili bir ulusal güvenlik soruşturmasının

başarısızlığa uğraması hakkında bazı iddialarda bulunmuştur. Başvurucuya göre

söz konusu başarısızlık, bir bakanın babasının bir zamanlar Naziler ile

ilişkili aşırı bir sağ grubun üyesi olmasıyla ilgili olabilir. Başvurucu,

bakanın ismini açıklamamıştır. Ertesi gün ulusal günlük bir gazetede yayımlanan

makalede bakanın kimliğine ilişkin daha ayrıntılı bilgiler ve isminin baş

harfleri (E.D.) verilmiştir. Bir süre sonra bir televizyon programında yapılan

mülakatta başvurucu, parlamentoda ileri sürdüğü iddiaların gerçekten de E.D.

ile ilgili olduğunu doğrulamıştır.

ii. Bakan E.D. kişilik haklarına müdahalede bulunduğu iddiası

ile başvurucu hakkında dava açmıştır. İlk derece mahkemesi başvurucunun hiçbir

delile dayanmadan yaptığı açıklamalar ile davacının şöhretine ve yaklaşan

seçimler ışığında politik itibarına zarar verdiğine karar vermiştir.

Başvurucunun 3.240 avro manevi tazminat ödemesine, masrafları başvurucuya ait

olmak üzere kararın günlük bir gazetede ve televizyonda yayımlanmasına karar

verilmiştir. Bölge mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını bazı

değişikliklerle onamıştır.

iii. AİHM, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin

kanuni dayanağının bulunduğuna, başkalarının şöhret ve haklarının korunması

meşru amacı taşıdığına ikna olmuştur. "Demokratik bir toplumda

gereklilik" kriteri ile ilgili olarak AİHM, başvurucunun iddialarının

değer yargıları değil olgusal ve kanıta duyarlı iddialar olduğunu ve

başvurucunun bu iddiaları kanıtlamakta başarısız olduğunu kabul etmiştir. AİHM,

başvurucunun görevlerini kişisel sebeplerle kasten yerine getirmediği yönündeki

iddialarının üst düzey bir kamu görevlisi olan müştekinin dürüstlüğüne olan

kamu güvenine zarar verme kapasitesi olduğunu tespit etmiştir.

iv. AİHM; Sözleşme'nin 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

öngörüldüğü şekilde üçüncü kişilerin itibarının korunmasının siyasetçileri de

kapsadığını, bir siyasetçinin başka bir siyasetçiyi eleştirdiği durumlarda ve

özellikle söz konusu eleştirilerin parlamento gibi ayrıcalıklı bir alanda dile

getirildiğinde geçerli olduğunu hatırlatmıştır. AİHM, başvurucunun davacının

kim olduğuna ilişkin açıklamalarının televizyon programına yaptığı

açıklamalardan sonra iyice belirginlik kazandığını belirtmiştir. Bu gibi üstü

kapalı imalar parlamenter müzakerelerin dokunulmazlığından faydalanamaz.

v. AİHM, orantılılık konusunda da değerlendirmelerde

bulunmuştur. AİHM, başvurucu hakkında ceza mahkemelerinde değil yalnızca hukuk

mahkemelerinde dava açıldığını ve basında bir düzeltme yayımlaması ile

başvurucunun aldığı brüt maaşın iki katından daha az bir tutarda manevi

tazminata hükmedildiğini hatırlatmış; tazminatı müştekinin şöhret ve haklarının

korunması meşru amacına ulaşmak için orantısız bulmamıştır.

4. Kamu Görevlilerinin İtibar Hakkının

Korunması

36. AİHM yakın tarihli Jalbă /

Romanya (B. No: 43912/10, 18/2/2014) kararında bir kamu görevlisinin itibarının

yeterince korunmamış olması nedeniyle ihlal kararı vermiştir.

i. Başvurucu, Galati Belediye

Başkanlığında teknik birimin başkanı olarak görev yapmaktadır. 11/4/2008

tarihinde yerel online bir gazete olan Antidotul’da

gazeteci I.G. “Belediye Başkanlığında iki kurnaz Galati’deki

maxi-taxi mafyasını koruyor” başlıklı bir makale

yayımlamıştır. Bu başlık altında başvurucunun fotoğrafına şu ifadelerle birlikte

yer verilmiştir: “Enayiler Jalba’ya boşuna şikâyet

ediyorlar.” Makale, başvurucunun daha önce Belediyede ulaştırma müdürü olduğu

bilgisinin verilmesiyle başlamıştır. Daha sonra gazeteci, gerçek olduğunu iddia

ederek bir dizi olay aktarmıştır. Gazeteciye göre başvurucunun halefinin oğlu,

bölgede bulunan maxi-taxi ulaşım sağlayıcılarının en

büyük şirketlerinden biri olan S. Şirketinde müdür olarak istihdam edilmiştir

ve bu tesadüf değildir. Bunun amacı Şirketin yol güvenliğini ve kârlılığını

garanti altına almaktır. Ayrıca başvurucunun bu tür sinsi işlerde yer alan eski

bir tilki olduğu ve maxi-taxi güzergâhında faaliyet

yapan birçok aracın sahibi olduğu belirtilmiştir. Son olarak başvurucunun

ulaşım hizmetlerinin gelişimiyle değil banka hesaplarını doldurmakla meşgul

olduğu gibi kimi iddialarda bulunulmuştur.

ii. Başvurucunun açtığı tazminat davası ilk derece mahkemesince

kabul edilmesine rağmen bu karar, gazetede yer alan ifadelerin ifade özgürlüğü

kapsamında yer aldığı gerekçesiyle Bölge Mahkemesi tarafından bozulmuştur.

Ayrıca başvurucunun iftira dolayısıyla ceza davası açılması gerektiği yönündeki

şikâyeti de iftiranın ceza hukuku kapsamında suç olmaktan çıkarıldığı

gerekçesiyle yerel savcılık tarafından kabul edilmemiştir.

iii. AİHM, olgu isnadı ve değer yargılarının ifade edilmesi

arasında ayrım yapılması gerektiğini ifade etmiştir. AİHM, Galati

Bölge Mahkemesinden farklı olarak bu davadaki iddiaları değer yargısı olarak

görmemiştir. AİHM, kamu görevlilerinin katlanmaları gereken eleştiri marjının

sıradan vatandaşlara göre daha geniş olduğunu ancak bu olayda başvurucuya yönelik

yolsuzluk ve hukuksuzluk iddialarının onun performansını etkileyebileceğini

belirtmiştir. Yargılamalar esnasında iddiaların doğruluğuna ilişkin bir kanıt

sunulmamış, mahkemelerin de bu yönde bir tespiti olmamıştır. AİHM'e göre makaledeki ifadeler kabul edilebilir sınırları

aşmıştır. AİHM, gazetecinin ifade özgürlüğünün başvurucunun itibarının

korunmasına nazaran ağır basmasıyla ilgili olarak Bölge Mahkemesinin ileri

sürdüğü gerekçelerin yetersiz olduğuna ve Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal

edildiğine karar vermiştir.

37. AİHM Büyük Dairesi, Janowski/Polonya (B. No: 25716/94, 21/01/1999) kararında bir

gazetecinin hakaret nedeniyle cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal

etmediğine karar vermiştir.

i. Bir gazeteci olan başvurucu, şehir meydanında satış yapan

sokak satıcılarının orayı terk edip başka bir yere gitmelerini isteyen belediye

zabıtalarının yüzlerine karşı "aptal" ve "hödük" ifadelerini

kullanmıştır. Başvuruyu ifade özgürlüğü çerçevesinde inceleyen AİHM,ilk olarak başvurucunun bu sözlerinin kamuoyunu

ilgilendiren konularda yapılan açık bir tartışmanın parçası olmadığını ve basın

özgürlüğü ile de bir ilişkisi olmadığını tespit etmiştir. AİHM'e

göre olay sırasında başvurucu bir gazeteci değil sıradan bir bireydir.

Başvurucu, hakkındaki cezanın resmî otoritelerin sansürü geri getirme denemesi

ve gelecekte eleştiri özgürlüğü yönünden cesaret kırıcı olduğunu iddia

etmiştir. AİHM, başvurucunun bu argümantasyonunu ikna

edici bulmamıştır.

ii. AİHM, kamu gücünü kullanan memurlara yönelik kabul

edilebilir eleştiri sınırının sıradan bireylere göre daha geniş olduğunu

hatırlatmıştır. Ancak bu, memurların -politikacılar kadar geniş bir şekilde-

her söz ve davranışını kamu denetimine açtığı anlamına gelmez. Memurlara

politikacılarla eşit muamele edilebileceği de söylenemez. Memurların

görevlerinde başarılı olmaları kamu güveninden faydalanmaları ile bağlantılıdır

ve bu sebeple onların görevlerini yaptıkları sırada sözlü saldırılara karşı

korunmalarını gerektirebilir.

iii. AİHM, başvurucunun hararetli bir tartışma sırasında

vatandaşların faydasına olmayacak kaba bir dile başvurduğuna karar vermiştir.

Bu dil ona nasıl cevap verileceğini bilen memurlara yöneltilmiş olmakla

birlikte başvurucu, zabıta görevlilerini kamuya açık bir alanda ve birçok

kişinin önündeaşağılamıştır. AİHM, zabıta

görevlilerinin eylemlerinin saldırgan ve kaba bir dil kullanmayı haklı

göstermediğine karar vermiştir. AİHM, başvurucunun sözlerinin ifade özgürlüğü

kapsamında değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 25/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

39. Başvurucu;

i. İlk derece

mahkemesinin başvuruya konu konuşmaya bütüncül yaklaşmadığını, konuşmadan

birkaç cümle alarak karar verdiğini iddia etmiştir.Siyasetçilerin

kendilerine yöneltilen en sert ve hatta incitici sözlere katlanmaları

gerektiğini ileri sürmüştür. Başvurucuya göre siyasetçilere yönelik eleştiriler

olmadan demokratik bir toplum söz konusu olamaz. Tazminat ödemeye mahkûm

edilmesi nedeniyle Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altında bulunan ifade

özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

ii. İlk derece mahkemesi kararının 4721 sayılı Kanun ile

ilişkilendirilmemesinden şikâyetçi olmuştur. Ayrıca mahkûmiyet kararının AİHM

ve Anayasa Mahkemesi kararları ile de ilişkilendirilmediğini ve bu sebeplerle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. TBMM çatısı

altındaki sözlerinden dolayı kendisinin hiçbir sorumluluğunun söz konusu

olamadığını, bir parti genel başkanının konuşmasından dolayı

cezalandırılmasının Anayasa'nın 68. maddesinin "Siyasî

partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır."

biçimindeki ikinci fıkrasını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

iii. İhlalin

tespiti ile tahsil edilen tazminat ve yargılama giderlerinin kendisine

ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

40. Bakanlık görüşünde;

i. Başvurucunun

ifade özgürlüğü ile davacının şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkı

arasında demokratik bir toplumun gerekleri dikkate alınarak adil bir dengenin

kurulması gerektiği ifade edilmiştir. Bakanlık; devletin, bireyin manevi

varlığının bir parçası olan itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü

kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlü olduğunu belirtmiştir. Bakanlık,

siyasi kişilerin de özel hayatlarına saygı gösterilmesi ve özel hayatlarının

korunması konusunda meşru bir beklentisinin olduğunu ifade etmiştir. Bakanlığa

göre siyasal hayatta rol alan kişilere yöneltilen eleştiri daha geniş olmakla

birlikte bu durum eleştiri sınırlarını aşarak hakaret içeren söz ve ifadelerin

kullanılabileceği şeklinde asla yorumlanmamalıdır.

ii. Anayasa

Mahkemesi ve AİHM'in ifade özgürlüğü ile itibar

hakkının dengelendiği bir dizi kararı zikredilmiştir. Bakanlığa göre zikredilen

kararlarda kişilerin şeref ve itibarına eleştiri sınırlarını aşan ve hakaret

içeren sözlerle yapılan saldırılarda özel hayat hakkı korunmaya daha değer

görülmüştür.

iii. Başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin

demokratik toplumda gerekli olduğu ifade edilmiştir. Bakanlığa göre aleyhine

hakaretamiz sözler söylenen kişi Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı'dır ve söylenen

sözler eleştiri sınırlarını aşmakta ve davacının şöhret ve haysiyetine saldırı

niteliği taşımaktadır. Başvurucu, muhalefet görevi çerçevesinde Hükûmet

tarafından yürütülen politikaları sert bir üslupla eleştirmemiş; tüm toplum

tarafından yüz kızartıcı bir eylem olarak bilinen hırsızlık suçunu, devletin

Başbakanı'na atfetmiştir. Bakanlığa göre başvurucunun kullandığı sözlerin

kamuoyunda ve uluslararası mecrada Başbakan'ın itibarını, saygınlığını ve

güvenini zedeleme potansiyeli vardır ve Başbakan'a soyut ifadelerle hakaret

edilmesinin siyasi tartışmalara bir faydası olduğu kabul edilemez. Bakanlık

ayrıca, başvurucu aleyhine hükmedilen manevi tazminatın miktarının hedeflenen

meşru amaçla orantılı olduğunu ileri sürmüştür.

iv. Başvurucunun

şikâyeti yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezlik

kararı verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

41. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında esas itibarıyla

başvuru dilekçelerindeki iddialarını yinelemiştir. Başvurucu ilaveten

Başbakan'ın üslubunun sert ve gerilim yüklü olduğunu, bunun karşılığında ona

yönelik eleştirilerin de benzer nitelikte olmasının normal kabul edilmesi

gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca kendisinin konuşmasının

Başbakan'ın o tarihteki konuşmalarına önemli ölçüde cevap olduğunu, Başbakan

ile kendisinin konuşmalarının birbirlerinin devamı olarak gözönünde

bulundurulması gerektiğini ve konuşma bütünlüğünün göz ardı edilmemesi

gerektiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

42. İddianın değerlendirilmesinde esas alınacak Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar

başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve

kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak

açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi

olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının

şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin

kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B.

No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 26.

maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade

özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

45. Partisinin TBMM grup toplantısında kullandığı sözler

nedeniyle başvurucunun 5.000 TL manevi tazminat ödemesine karar verilmiştir.

Söz konusu Mahkeme kararı ile başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir

müdahale yapılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

46. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve

hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik

toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

47. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme,

Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir

veya daha fazlasına dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

48. 4721 sayılı Kanun’un 24. ve 25. maddeleri ile 6098 sayılı

Kanun’un 58. maddesinin “kanunla sınırlama” ölçütünü karşıladığı sonucuna

varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

49. Başvurucunun tazminat ödemekle cezalandırılmasına ilişkin

kararın "başkalarının şöhret veya haklarının korunması"na

yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna

varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

(a) Kavram

50. Anayasa Mahkemesi "demokratik toplum düzeninin

gerekleri" ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez

açıklamıştır. Buna göre temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbir, bir

toplumsal ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde

olmalıdır (Bekir Coşkun [GK], B.

No: 2014/12151, 4/6/2015, § 51; Mehmet Ali

Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128,

7/7/2015, § 51).

51. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir

sınırlamanın -demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte olmakla birlikte-

temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde

olup olmadığının da incelenmesi gerekir (AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007; Kamuran Reşit Bekir [GK], B. No:

2013/3614, 8/4/2015, § 63; Bekir Coşkun, §§

53, 54; ölçülülük ilkesine ilişkin açıklamalar için ayrıca bkz. Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409,

25/6/2014, §§ 96-98; Tansel Çölaşan, §§

54, 55;Mehmet Ali Aydın, §§

70-72). Bu sebeple hükmedilen tazminatın müştekinin maruz kaldığı düşünülen

zararıyla makul bir ölçülülük ilişkisi içinde olması gerekir.

52. Öte yandan Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrası, ifade

özgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlama getirmemiştir. İfade özgürlüğü;

siyasi, sanatsal, akademik veya ticari düşünce ve kanaat açıklamaları gibi her

türlü ifadeyi kapsamına almaktadır (Ergün

Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 37; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009,

15/2/2017, § 40). Bu itibarla bir siyasetçinin kamuoyuna aktardığı görüşleri başkaları

açısından “değersiz” veya “yararsız” görülse bile kişilerin subjektif

değerlendirmelerinden bağımsız olarak ifade özgürlüğünün korumasındadır.

(b)Temel Hak ve Özgürlüklerin Kullanımında Ödev

ve Sorumluluklar

53. Demokratik bir toplumda siyasetçilere diğer siyasetçileri,

hükûmet mensuplarını ve kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum

yapma hakkı tanınmış olmakla birlikte Anayasa'nın 26. maddesi sınırsız bir

ifade özgürlüğünü tamamen garanti etmemiştir. Somut başvuruyla bağlantılı olarak

söylenecek olursa siyasetçilere yönelik eleştirilerin kişilerin itibarlarına

zarar verir boyuta ulaşmaması gerekir. Bu, kişilerin sahip oldukları temel hak

ve hürriyetleri kullanırken sahip oldukları ödev ve sorumluluklara gönderme

yapan "Temel hak ve hürriyetler,

kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da

ihtiva eder." biçimindeki Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci

fıkrasından doğan bir zorunluluktur. Anayasa'nın 26. maddenin ikinci fıkrasında

yer alan sınırlamalara uyma yükümlülüğü, ifade özgürlüğünün kullanımına herkes

için geçerli olan bazı "görev ve sorumluluklar" getirmektedir (Örnek

kararlar için bkz. Erdem Gül ve Can Dündar [GK],

B. No: 2015/18567, 22/2/2016, § 89; R.V.Y.

A.Ş., B. No: 2013/1429, 14/10/2015, § 35; Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, § 67;Önder Balıkçı, § 43). Söz konusu

sorumlulukların kapsamı, başvurucunun koşullarına ve ifade özgürlüğünü

kullandığı vasıtalara göre değişir. Anayasa Mahkemesi, bir cezanın

"demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığını incelerken

meselenin bu yönünü görmezlikten gelmeyecektir.

(c) Başkalarının Şöhret veya Haklarının

Korunması

54. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade

özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü

kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının

şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel

kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), B.

No: 2013/5574, 30/6/2014, § 44). Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî

olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür

(Nilgün Halloran, B.

No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123,

2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, §

45; Önder Balıkçı, § 44). Bununla

beraber elbette siyaset adamlarının da şöhretlerini koruma hakları vardır.

55. Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi; siyasetçilerin,

kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri

işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve

bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman

vurgulamıştır(Siyasetçilerle ilgili olarak bkz. Ergün Poyraz (2), § 58; kamusal yetki kullanan görevlilerle

ilgili olarak bkz. Nilgün Halloran, § 45; tanınan bir Cumhuriyet

başsavcısı ile ilgili olarak bkz. İlhan Cihaner (2), § 82; tanınan ve siyasete

hazırlanan bir kamu görevlisi ile ilgili olarak bkz. Önder Balıkçı, § 42).

(d) İfade Özgürlüğü ile İtibarın Korunmasını

İsteme Hakkı Arasında Adil Denge

56. Bu sebeplerle Anayasa Mahkemesi benzer başvurularda,

aleyhine tazminata hükmedilmesi nedeniyle başvurucunun müdahale edilen ifade

özgürlüğü ile başvurucunun konuşmasındaki iddialar ve ifadeler nedeniyle

davacının müdahale edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir

dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirir (Nilgün Halloran, § 27; İlhan Cihaner (2), §

39). Bu, soyut bir değerlendirme değildir. Çatışan haklar arasında dengeleme

yapılabilmesi için başvurucunun kullandığı ifadelerin türünün, kamusal

tartışmalara katkı sunma kapasitesinin, ifadelere yönelik kısıtlamaların

niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kimin tarafından dile getirildiğinin,

kime yöneldiğinin, tarafların ünlülük derecelerinin ve ilgili kişilerin önceki

davranışlarının, kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında

sahip oldukları hakların ağırlığının değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, §

41; Ergün Poyraz (2), § 56; Kadir Sağdıç, B. No: 2014/5369, 22/9/2016,

§§ 58-66; İlhan Cihaner,

§§ 66-73). Bunun için başvurucu tarafından söylenen sözlerin,

yapılan konuşmanın tamamı ve söylendiği bağlamdan kopartılmaksızın olayın

bütünselliği içinde değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, §

52; Önder Balıkçı, § 45).

57. Söz konusu değerlendirmelerde derece mahkemelerinin belirli

bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin

denetimindedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, bir “kısıtlama”nın

ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı hususuna karar vermede yetki sahibi

olan iç hukuktaki son mercidir.

58. Anayasa Mahkemesinin görevi, bu denetimi yerine getirirken

derece mahkemelerinin yerini almak değildir fakat söz konusu yargı mercilerinin

takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 26. maddesi

açısından doğruluğunu denetlemektir. Anayasa Mahkemesi, başvuru konusu olan

müdahalenin “gözetilen meşru amaçla orantılı” olup olmadığını ve bunu haklı

göstermek için ulusal makamlar tarafından ortaya konan gerekçelerin “uygun ve

yeterli” görünüp görünmediğini tespit edebilmek amacıyla söz konusu müdahaleyi

davanın bütününe bakarak değerlendirecektir.

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

59. Eldeki başvurunun çözümlenmesinde gözönünde

tutulması gereken ilk husushem başvurucu hem de

davacının toplumsal konumlarıdır. Bir yanda olayların meydana geldiği dönemde

ve ana muhalefet görevinde bulunan Türkiye'nin en eski partisinin hâlen lideri

olan başvurucu Kemal Kılıçdaroğlu, diğer yanda ise o

dönemde başbakan ve günümüzde cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan

bulunmaktadır. Her iki isim de politik arenada oldukça aktif bir konuma

sahiptir ve siyaseten çekişmeli ve uzun bir geçmişe sahiptirler.

60. Seçmenlerini temsil eden, onların taleplerini, endişelerini

ve düşüncelerini politik alana aktaran ve çıkarlarını savunan, seçilmiş

kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeple

müdahale eğer bir siyasetçinin ve özellikle ana muhalefet partisinin genel

başkanının ifade özgürlüğüne yönelik ise başvuruların çok daha sıkı bir

denetimden geçirilmesi gerekmektedir.

61. İlk olarak mevcut başvuru konusu olaylar halka mal olmuş

kişiler olarak hareket eden siyaset adamları arasında geçtiği için kabul edilebilir

eleştiri sınırları, sıradan bir kimse ile karşılaştırıldığında daha geniştir.

Bu tür eleştirilerin siyaset adamları için oyunun kurallarının bir parçası

olduğu akılda tutulmalıdır. Bu sebeplerle eldeki başvuruya konu olayın

tarafları olan siyasetçilerin sıradan insanlara göre daha fazla hoşgörü

göstermeleri gerekir.

62. Gözönüne alınması gereken ikinci

husus ise davaya ait olayların tamamının kişilerin hayatlarının diğer bireylere

kapalı ve mahrem alanında değil siyasi alanda yer almasıdır. Başvurucu,

başvuruya konu iki ayrı konuşmasında kapsamlı bir şekilde Türkiye'de ve

dünyadaki gelişmeleri değerlendirmiş; Hükûmeti ve Başbakan'ı eleştirmiştir.

Konuşmalarda ele alınan konuların politik meseleler olduğu ve konuşmalarının

çerçevesinin baskın bir şekilde politik alanda kaldığı açıktır. Bu çerçevede

bir siyasetçi olarak Recep Tayyip Erdoğan'ın söz ve davranışlarının siyasi

rakiplerinden olan başvurucunun sıkı ve yakın denetimi altında olması tabiidir.

63. Bununla beraber başvurucunun Başbakan'la girdiği polemik

sırasında kullandığı kimi sözlerin kişisel saldırı içerdiği kabul edilmelidir.

Başvurucunun 31/1/2012 tarihli konuşması ile ilgili olarak ilk derece

mahkemesinin cezalandırmaya esas kabul ettiği sözlerden bir kısmının

Başbakan'ın hırsızları koruduğu iddiasının, bir kısmı Başbakan'ın bazı

iddiaları bilerek çarpıttığı iddiasının sert bir biçimde ifadesi olarak kabul

edilse bile soyut bir şekilde Başbakan'ın "fitne çıkart[tığı]", "nefret üret[tiği]", "bölücülük yap[tığı]" biçimindeki

kelimeler ile "Sen dindar falan

değilsin.", "Sen din

tüccarısın.", "Dindar

insanların inançlarını sömüren bir insansın." biçimindeki

hitapların siyasi bir eleştiri olmaktan çok bir hakaret zinciri olduğu kabul

edilmelidir.

64. Başvurucu 7/2/2012 tarihli konuşmasında ilk derece

mahkemesinin cezalandırmaya temel aldığı sözlerden bir kısmını ve özellikle

"din tüccarı" ifadesini

Başbakan'ın kendisinin dinî mezhebi hakkındaki sözlerine tepki olarak söylediğini

iddia etmiştir. Başvurucu, bu iddiasını soyut olarak ifade etmiş ve

temellendirmemiştir. Başvurucu, davacıya yönelik olarak söylediği "ahlaktan uzak", "densiz",

"ahlaksız", "Sende

ahlak kalitesi, kırıntısı var mı, yok mu?" şeklindeki sözleri

ise partisinin 1/2/2012 tarihli TBMM grup toplantısında Başbakan'ın, "Sayın Kılıçdaroğlu artık

mercek altındasın. Adım adım aldığın nefes bile benim milletim tarafından takip

ediliyor." şeklindeki sözlerine tepki olarak söylediğini beyan

etmiştir. Başbakan'ın anılan sözlerini başvurucunun "devlet olanakları ile

kendisinin her hareketinin Başbakan tarafından takip ettirildiği" şeklinde

yorumlaması aşırı bir yorum olarak değerlendirilmiştir.

65. Başvurucu, derece mahkemeleri önünde davacının kendisine

karşı kullandığı bazı sözlere gönderme yapmıştır. Siyaset adamlarının

birbirlerine karşı kullandıkları bu sözler açıkça polemik çıkarmaya, şiddetli

tepkiler yaratmaya ve taraftarlarını konsolide etmeye yönelik siyaset

üsluplarının bir parçası olarak kabul edilebilir. Ayrıca başvurucunun

kullandığı dil, ona nasıl cevap verileceğini bilen bir siyasetçiye

yöneltilmiştir. Üstelik o dönemde başbakan olan davacının kendisine yöneltilen

sözlere karşı cevap verme konusunda oldukça geniş imkânları da vardır. Yine de

bunlar, derece mahkemelerinin başvurucunun çok sayıda kişinin ve televizyon

kamerasının önündeki sözlerinin saldırgan veya kaba bir dil kullanıp

kullanmadığını irdelemelerini engellemez.

66. Başvurucu, milletvekili olması nedeniyle TBMM çatısı

altındaki sözlerinden dolayı hiçbir sorumluğunun bulunmadığını ileri sürmüştür.

Yasama sorumsuzluğu Anayasa'nın 83. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi, yasama sorumsuzluğunun amacının TBMM

üyelerinin Meclis çalışmalarında görevlerini yaparken söyleyecekleri söz ve

düşüncelerinden ve belirtecekleri oylarından dolayı "herhangi bir

soruşturmaya uğramalarını önlemek" olduğunu daha önce açıklamıştır (AYM,

E.1994/16, K.1994/35, 21/3/1994; AYM, E.1994/7, K.1994/26, 21/3/1994).

Anayasa'nın 17. maddesinin "Herkes yaşama,

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

biçimindeki ilk fıkrası, devlete bireyin manevi varlığının bir parçası olan

şeref ve itibara keyfî olarak müdahale etmeme ve üçüncü kişilerin saldırılarını

önleme yükümlülüğü getirmiştir. Dolayısıyla yasama sorumsuzluğunun şartlarının

geçerli olduğu bir zeminde ileri sürülen ve başkalarının şahsiyet haklarına

saldırı niteliği bulunan sözler nedeniyle başvurucuya karşı hukuk davası

yoluyla tazminat davası açılabileceğini kabul etmek gerekir (bkz. §§ 27, 28).

67. Bu gözlemler ışığında ilk derece mahkemesi hâkimini söz

konusu hükmü vermeye sevk eden gerekçeler incelenmelidir. İlk derece mahkemesi,

ilk olarak her iki kararında da başvurucunun konuşmaları içinde hangi sözlerin

kişisel saldırı teşkil ettiğini açıkça belirtmiştir (bkz. §§ 15, 21). Mahkeme,

kaba olarak değerlendirdiği sözlerle konuşmadaki diğer açıklamaları birbirinden

ayırmış ve kişisel saldırı oluşturduğunu değerlendirdiği sözlere eğilerek

bunların taraflar arasındaki politik diyalog sırasında konuşmanın bir parçası

olarak kullanılmasının zorunlu olup olmadığı temelinden hareket etmiştir.

Mahkeme, başvurucunun eleştirileri sırasında kullandığı sözler ile sözlerin

konusu arasındaki düşünsel bağlılık anlamında "öz ve biçim dengesi"nin korunmadığını ve bu itibarla da bahsi

geçen sözlerin davacıya karşı yöneltilecek yorum ve değerlendirmelerde

kullanılmasının gerekli olmadığını tespit etmiştir. İlk derece mahkemesi olayın

taraflarının siyasetçi olduğunu ve konuşmaların TBMM çatısı altında yapıldığını

gözönünde bulundurmuş ve daha sonra başvurucunun

"üslubunu" hukuka uygun bulmamıştır.

68. İlk derece mahkemesinin kararlarında, Anayasa Mahkemesi

içtihatlarında ortaya konulan kriterleri herkesi tatmin edecek derecede

ayrıntılı olarak ele aldığı söylenemez. Ancak Anayasa Mahkemesinin vardığı

sonuçlarla birlikte karar değerlendirildiğinde Mahkemenin başkalarının şöhret

veya haklarının korunması amacı temelinde başvurucu hakkında verilen

mahkûmiyeti haklı göstermek için sunduğu gerekçeler uygun ve yeterli kabul

edilmiş, tazminatın keyfî bir biçimde verildiği değerlendirilmemiştir.

69. Yukarıda anlatılanlar dikkate alındığında başvurucu, ifade

özgürlüğünü kullanırken kendisi için de geçerli olan görev ve sorumluluklara

uygun davranmamıştır. Öte yandan başvurucunun kullandığı sözleri siyasi

eleştiri bağlamında söylediğine ilişkin savunması başvuru konusu sözlerde yer

alan “tahkiri” ortadan kaldırmadığı gibi davacının bu sözleri duyduğunda

hissettiği olumsuz duyguları da hafifletmez (Nilgün

Halloran, § 63). Bu itibarla mevcut davada

dile getirilen kaba, aşağılayıcı, küçük düşürücü, abartılı kişisel saldırı

içeren sözlerin -olayın tarafları ve konuşmanın çerçevesi politik alanda kalsa

bile- kabul edilebilir sınırları aşması nedeniyle siyasi bir tartışma içindeki

bir görüş olarak değerlendirilmesi zordur ve bu sözler ifade özgürlüğü

kapsamında değerlendirilemez. Başvurucunun tazminat ile cezalandırılmasının

toplumsal ihtiyacı karşıladığı ve dolayısıyla “demokratik bir toplumda gerekli”

olduğu kabul edilmiştir.

70. Başvurucu aleyhine hükmedilen cezanın gözetilen amaç ile

makul bir orantılılık ilişkisi içinde olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Bu

çerçevede başvurucu aleyhine ceza mahkemelerinde değil yalnızca hukuk

mahkemelerinde dava açıldığının unutulmaması gerekir.

71. İlk derece mahkemesi, kararlarında tazminat miktarlarının

takdir ve tayin ederken yalnızca "tarafların sosyal ve ekonomik

durumlarını" nazara aldığını belirtmiş;daha

ayrıntılı bir değerlendirmeye yer vermemiştir. Başvurucu da ne hükme esas

alınan dava dosyalarındaki bilgi ve belgeleri Anayasa Mahkemesine ibraz etmiş

ne de tazminat miktarının aşırılığından şikâyetçi olmuştur. Bununla birlikte

her bir dava için hükmedilen tazminat miktarının başvurucunun sahip olduğu ekonomik

olanakları zora sokacak veya ortadan kaldıracak miktarda olmadığı

değerlendirilmiştir. Dolayısıyla verilen tazminat cezasının miktarının -bu tür

davalarda genellikle verilen tutarlar ve söz konusu konuşmanın ağırlığıyla

karşılaştırıldığında- ulaşılmak istenen amaç ile orantısız olduğu

değerlendirilmemiştir.

72. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence

altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade

özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 25/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Yunus HEPER

Başvurucu

:

Kemal

KILIÇDAROĞLU

Vekili

:

Av. Kazım

DAĞDEVİREN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/1577, 25 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. 31/1/2012 Tarihli
  7. B. 7/2/2012 Tarihli Konuşmaya İlişkin Tazminat
  8. C. Anayasa Mahkemesine
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  14. B. Değerlendirme
  15. A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  16. B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade
  17. Gökcan
  18. Kılıçdaroğlu
  19. Dağdeviren
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/1577
Tarih
25 Ekim 2017

İlgili Kararlar

  • Furkan Omurtag Başvurusu (B. No: 2014/18179)
  • Ali Kıdık Başvurusu (B. No: 2014/5552)
  • Hülya Çakalır Başvurusu (B. No: 2014/8886)
  • Küçük Ali Yüksel Başvurusu (B. No: 2014/13012)
  • Gökben Gökalp ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7729)
  • Erdal Yorgun Başvurusu (B. No: 2014/1394)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.