İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Lütfi Demir Başvurusu (B. No: 2018/5385)

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki

Başvuru No2018/5385Tarih3 Kasım 2020Okuma31 dk · 6.296 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Lütfi Demir Başvurusu

Karar tarihi
3 Kasım 2020
Başvuru Numarası
2018/5385
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.296 kelime·31 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki

olmaması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması, tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması ve tutukluluğa

ilişkin karar veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmaması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; soruşturma aşamasında arama

ve elkoyma işlemlerinin yöntemince yapılmaması nedeniyle özel hayata ve aile

hayatına saygı hakkının; bir kısım yaklaşımlar dolayısıyla masumiyet

karinesinin, gözaltındaki bazı uygulamalar nedeniyle de kötü muamele yasağının

ve soruşturma/kovuşturma sürecindeki birtakım uygulamalar nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/2/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve adli yardım talebinin kabulüne

karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl

19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)

ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa

bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da

bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından

soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca -aralarında yüksek mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine

yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla

başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

8. Başvurucu son olarak Ceyhan hâkimi olarak görev

yapmakta iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından 16/7/2016

tarihli karar ile görevden uzaklaştırılmış ve 24/8/2016 tarihinde meslekten

çıkarılmıştır.

9. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla

görevden uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki

yazısı üzerine başvurucu, Ceyhan Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık)

talimatıyla 18/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

10. Başvurucu, 20/7/2016 tarihinde müdafii huzurunda

Başsavcılıkta ifade vermiş, ifadesinde özetle FETÖ/PDY ile bir ilgisinin

bulunmadığını savunmuştur. Başsavcılık aynı tarihte silahlı terör örgütüne üye

olma suçundan tutuklanması istemiyle başvurucuyu Ceyhan Sulh Ceza Hâkimliğine

sevk etmiştir.

11. Başvurucunun sorgusu Ceyhan Sulh Ceza Hâkimliği

tarafından aynı tarihte yapılmış, başvurucunun müdafii de sorgu esnasında hazır

bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle isnat edilen suçlamaları kabul

etmediğini belirtmiştir. Başvurucunun müdafii, başvurucunun sabit ikamet sahibi

olduğunu belirterek adli kontrol tedbiri uygulanmasını talep etmiştir.

12. Sorgu sonucunda başvurucunun anılan suçtan

tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...

Açıklanan nedenlerle ve Hakimler ve

Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesinin 16/7/2016 tarihli ve 2016/4 sayılı karan

ile 3. Dairesinin 16/7/2016 tarihli ve 2016/9052 sayılı karan ile elde edilen

deli1ler, somut şüphe oluşturan olguların olması, müsnet suçun niteliği,

öngörülen cezanın miktarı, atılı suçun 100/3-a-11 'de sayılan ve kaçma şüphesi

var olduğu kabul edilen katalog suçlardan oluşu, öngörülen ceza miktarı ile

tutuklama tedbiri karşılaştırıldığında bu aşamada anayasanın 13. maddesinde

ifade olunan ölçülülük ilkesine uygun olacağı düşünülmesi, eylemin silahlı bir

terör örgütünün faaliyeti kapsamında işlenmiş olması, amaç ve yöntem olarak

temel hak ve özgürlüklerin sonlandırmak gayesini gütmesi, bu hali ile vehamet

arz etmesi, hali hazırda anayasal düzeni değiştirmeye yönelik eylemlerin

sonlanmamış ve devam ediyor olması ile adli kontrol uygulanmasının bu aşamada

yetersiz oluşu ile 2802 sayılı yasanın 94. maddesindeki suç üstü koşullarının

da gerçekleştiği gözetilerek, 103/a maddesinde belirtilen ve tutuklama nedeni

var sayılan katalog suçlardan olması, öngörülen ceza miktarının yüksekliği

nedeniyle kaçma şüphelerinin bulunması, adli kontrol uygulanmasının yetersiz

kalacağının anlaşılması dikkate alınarak şüpheliler M.T., S.B., A.A., Z.A.,

A.U., Lütfi Demir, F.Ü., R.A., Ö.U.nun üzerlerine atılı silahlı terör örgütüne

üye olma suçundan 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 94/1 maddesi

yollaması ile CMK 100 ve devamı maddeleri uyarınca ayrı ayrı TUTUKLANMALARINA ...

[karar verildi]."

13. Başsavcılık yetkisizlik kararı vererek dosyayı

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

14. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı 5/7/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan cezalandırılması

istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde dava açmıştır. 15 Temmuz darbe

teşebbüsüne ilişkin açıklamalarla birlikte FETÖ/PDY'ye ve ByLock

programına ilişkin genel açıklamaların yer aldığı iddianamede; FETÖ/PDY'nin

hangi amaç ve saikle kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine,

hiyerarşik yapısına, hukuka aykırı hangi tür eylemlerde bulunduğuna ve bu

örgütün yargıdaki yapılanmasına ilişkin açıklamalar yer almıştır. Ayrıca

başvurucunun gerek organik olarak gerekse örgütsel nitelikli eylemleri

bakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı ileri sürülmüştür.

İddianamede suçlamaya esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:

i. Başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu

gerekçesiyle HSYK'nın 24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten ihraç edildiği

belirtilmiştir.

ii. FETÖ/PDY tarafından örgütsel ve kriptolu haberleşme

maksadıyla tasarlanan ByLock uygulamasını başvurucunun kullandığı ileri

sürülmüştür.

iii. Başvurucu hakkında üniversite eğitimi döneminde

örgüte ait evlerde kalmak suretiyle örgütsel faaliyetlere katıldığı,

hâkimlik/Cumhuriyet savcılığı meslek sınavlarına hazırlık için örgüt tarafından

oluşturulmuş -örgüte ait- evlerde kaldığı ve yine meslek stajını yapan

adayların kalması için örgüt tarafından oluşturulmuş -örgüte ait- evlerde

kaldığı ve böylece FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu yönünde tanık

beyanlarının yer aldığı belirtilmiştir.

15. İddianamede başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin

olarak haklarında yapılan soruşturmalarda şüpheli sıfatıyla alınan tanık

beyanlarının ilgili kısmı şöyledir:

- A.Y. ifadesinde "... Hatta fakültede bir üst

dönemimiz olan Lütfi Demir isimli cemaat evinde kalan kişi beni seçimden önce

aradı. Ben ağzını yoklayıp halen cemaat ile irtibatı olup olmadığın tespit

ederek bunu da bildirdim. Hatta N. ve C. isimli iki kişinin askeri hakim

olduklarını, M.K., Lütfi Demir, G.A., M.E.K., M.S., S.T., E.G. ve V.K.nın

cemaat evlerinde kaldığını hatırlıyorum. Ancak V.K. daha sonra bu kişiler ili

ilişkisin kesmişti. seçim döneminde de YBP'yi desteledi. Dediğim gibi orada

detaylı isim vermiştim. Bunları tanımamızın sebebi hem fakülteden sınıf arkadaş

olmamız hem de o dönem kendilerinde herhangi bir tehlike görmedikleri için

rahatça kendilerin belli etmeleri ve saklamamalarıdır" şeklinde

beyanda bulunmuştur.

- K.A. ifadesinde "Bir gün A. isimli şahıs beni

aradı. Bana hakim savcılık sınavlarına çalışmak için Ankara'da bir ev

ayarladıklarını eşyalarımı alıp oraya gitmemi söyledi. Ben de kabul ettim ve

eşyalarımı alarak 2010 yılı Eylül ya da Ekim ayında Ankara'ya gittim, A. isimli

şahsın yönlendirmesi ile Ankara'da Akköprü metro girişine yakın bir yerde Ö.

isimli bir şahıs ile buluştum. Bu şahıs beni plakasını ve modelini

hatırlamadığım bir araç ile Keçiören ilçesi Hacıkadın mahallesinde açık

adresini hatırlamadığım bir eve götürdü. Bu evi Keçiören'e gitmiş olsam

bulurum, ancak apartman ismini ve numarasını hatırlamıyorum. Gittiğimiz bu evde

benimle birlikte 7 kişi vardı. Bu kişiler, H.A., A.Y., Lütfi isimli şahıs, G.A.,

N. isimli şahıs, M.K. isimli şahıslardı. Lütfi isimli şahsın soy ismini şu anda

hatırlamıyorum memleketinin Erzurum ili Oltu ilçesi olduğunu biliyorum. Antalya

Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olduğunu biliyorum. 14. Dönem hakim

adayı olduğunu biliyorum, nereye atandığın ve nerelerde görev yaptığını

bilmiyorum, çalışma evinden sonra görüşmedik. Görsem teşhis ederim. 2011 yılı

Nisan ayındaki sınavı kazandıktan sonra da staja başladığımız tarihe kadar yine

aynı evde yukarıda A.Y., G.A. ve Lütfi isimli şahıs ile birlikte kaldık.

Mülakat döneminde de bu şahıslar ile aynı evde kalmıştık, bu evde kaldığımız

süre içerisinde Ö. isimli şahıs bizimle ilgilenmeye devam etmişti. Mülakat

öncesi kaldığımız bu eve daha önceden hiç görmediğim isimlerini ve açık

kimliklerini bilmediğim üç şahıs geldi, bu şahıslar o dönem 35-40 yaşlarında

idiler, bize hakim olduklarını söylediler. İsimlerini ve nerede görev

yaptıklarını söylemediler. Bu şahıslar gelmeden önce Ö. isimli şahıs bize eve

birilerinin geleceğini onlar gelmeden önce kıyafetlerimizi hazırlamamızı

söylemişti. Bu şahıslar gelince biz odalarda kıyafetlerimizi giydik, bu

şahıslar evin salonunda bir masanın arkasına üçü oturdu, sırayla bize mülakat

sınavı yapar gibi prova yaptılar. Bana daha rahat olmam gerektiğini heyecan

yapmamamı bildiğim soruları açıklamamı bilmediklerime hatırlamıyorum şeklinde

cevap vermem gerektiğini söylediler. Bu prova öncesi biz Ö. isimli şahıs koyu

renkli siyah ya da lacivert takım elbise beyaz gömlek giymemiz gerektiğini

söylemişti. Prova yana şahıslar kıyafetimin uygun olduğunu söylemiştiler.

Ayrıca prova yapan bu şahıslar bana mülakat öncesi referans bulmam gerektiğini

referansın etkili olduğunu söylediler. Ben de tavsiyeye uyarak çevremden ve

tanıdığım şahıslar aracılığı ile müsteşar yardımcısına ulaştık. Bu şekilde

referansı buldum. Bu mülakat sınavını evde bulunan A.Y., Lütfi isimli şahıs,

G.A. ile birlikte kazandık" şeklinde beyanda bulunmuş ve avukat

huzurunda başvurucuyu teşhis etmiştir.

- Gizli tanık G. ifadesinde ... sicil numaralı Lütfi

Demir'i işaret ederek "Bu kişinin cemaatten olduğunu biliyorum.

M.A.O.E.ye ait staj evinde kalıyordu. Bunun bağıda zayıftır. Örneğin cemaatin

talimatına aykırı olarak Cumaya giderdi." şeklinde beyanda

bulunmuştur.

16. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara

ilişkin hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"... Toplumun dini duygularını

kullanarak ‘Himmet’ adı altında topladığı finans kaynaklarını istişare kurulu,

ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan

gücünü, örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp devletin

kurumlarına sızmak ve bunun için yabancı ülkelerden bir takım kişi ve

kuruluşların desteğini alarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm anayasal kurumlanın

(yasama, yürütme, yargı erklerini) ele geçirmek, aynı zamanda uluslararası

düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç haline gelmek ve siyasi/sosyal

konularda kendi düşünce ekseni etrafında bir kamuoyu oluşturmak, tüm toplumu

hedef alıp kendi anlayışınca terbiye etmek, karar alıcıları ve politikacıları

etkilemek, ulusal ve uluslararası politikalara yön vermek amacıyla hareket eden

FETÖ/PDY Silahla Terör Örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olan şüphelinin;

1) Örgütün gizli haberleşme programı olan

Bylock haberleşme programını kullanması,

2) Üniversite eğitimi döneminde örgüte

ait evlerde kalarak örgütsel faaliyetlere katılması,

3) Örgüt tarafından Hakimlik/Cumhuriyet

Savcılığı meslek sınavlarına hazırlık için oluşturulmuş örgüte ait evlerde kalması,

4) Örgüt tarafından Hakimlik/Cumhuriyet

Savcılığı meslek stajını yapan adayların kalması için oluşturulmuş örgüte ait

evlerde kalması,

5) Örgüt üyesi olduğunu gösterir olay ve

davranışlarına dair tanık beyanları ile tüm soruşturma kapsamında elde edilen

deliller gözetildiğinde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün üyesi olduğu anlaşıl[mıştır.]"

17. Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 13/7/2017

tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/69 sayılı dosya

üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

18. Mahkeme 8/9/2017 tarihinde dosya üzerinde

yaptığı inceleme neticesinde yetkisizlik kararı vererek dosyanın Adana Ağır

Ceza Mahkemesine gönderilmesine ve başvurucunun tutukluluğunun devamına karar

vermiştir.

19. Başvurucunun tutukluluk durumunu inceleyen Adana 11.

Ağır Ceza Mahkemesi 18/1/2018 tarihinde tutukluluğunun devamına karar

vermiştir.

20. Başvurucu; bu karara itiraz ettiğini ancak sonucunun

kendisine tebliğ edilmediğini, anılan karardan sonra da tutukluluk hâlinin

devamına dair herhangi bir kararın tebliğ edilmediğini beyan etmiş ve 13/2/2018

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

21. Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesince 26/1/2018 tarihinde

karşı yetkisizlik kararı verilerek dosyanın yetkili ve görevli mahkemenin

belirlenmesi için Yargıtay 5. Ceza Dairesi Başkanlığına gönderilmesine ve

başvurucunun tutukluluğunun devamına karar verilmiştir.

22. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 7/3/2018 tarihli kararıyla

Mahkemenin 8/9/2017 tarihli yetkisizlik kararının kaldırılmasına karar

vermiştir.

23. Yargılamaya Mahkemenin E.2018/128 sayılı dosyası

üzerinden devam edilmiştir. Başvurucunun 29/3/2018 tarihli tensip incelemesinde

tutukluluğunun da devamına karar verilmiştir.

24. Mahkemece 27/4/2018 tarihinde yapılan ilk duruşmada

başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu savunmasında özetle isnat edilen

suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir. Aynı duruşmada iddia makamının

talebine de uygun olarak başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma

suçundan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar

verilmiştir. Başvurucu yapılan duruşma sonunda aynı tarihte tahliye de

edilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

Sanık Lütfi Demir'in Ceyhan Hakimi

olarak görev yaptığı sırada FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile irtibat ve

iltisakı sebebi ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 16/7/2016

tarih ve 2016/345 sayılı kararı ile görevden uzaklaştırıldığı, Hakimler Savcılar

Kurulu'nun 24/8/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile meslekten

çıkarılmasına karar verildiği, sanığın yeniden inceleme talebinin Hakimler

Savcılar Kurulu'nun 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararı ile reddedilip

ihraç kararının kesinleştiğinin anlaşıldığı, yukarıda yapılan açıklamalar ve

belirtilen deliller ile birlikte sanığın durumu ele alındığında; sanığın örgüt

yapısının içerisinde yer aldığı, öte yandan 2014 yılının son ayına kadar bylock

programını kullanmış olmasının da sanığın FETÖ/PDY örgütünün içerisinde yer

almaya devam ettiğini açıkça gösterdiği, tüm bu tespitler ve deliller nazara

alındığında sanığın meslek dönemi dahil FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün

hiyerarşik yapısına dahil olup örgütle organik bağ kurduğu, sanığın süreklilik,

çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerde bulunduğu, bylock

programını da yukarıda bylock bölümünde belirtildiği üzere örgütsel faaliyet

kapsamında yükleyip kullandığı, sanığın bu şekilde örgütle organik olarak bağ

kurarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk arz eden eylemlerde bulunduğunun

eldeki somut deliller ve tanıklar beyanları ile sabit olduğu, sanığın üzerine

atılı silahlı terör örgütüne üye olmak suçunun sübuta erdiği, bu açıklamalar

muvacehesinde; örgütün gizli haberleşme programı olan bylocku 2014 yılının son

ayına kadar kullanan, örgütün Hakim/Savcı çalışma ve staj evinde kalan sanığın

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmak sureti ile

süreklilik, çeşitlik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerde bulunmak

suretiyle üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediğinin

sabit olduğu kanaatine varılmış ve bu suçtan dolayı cezalandırılması yoluna

gidilmiştir."

25. Başvurucunun hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne

karşı yaptığı istinaf başvurusu Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza

Dairesinin 11/3/2019 tarihli kararıyla esastan reddedilmiştir.

26. Anılan hükme karşı temyiz yoluna başvurulmuş olup

dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla Yargıtayda derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

27. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No: 2017/632,

23/1/2019, §§ 24-39; Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§

33-48.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 3/11/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddialar

1. Gözaltının

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

29. Başvurucu; usul ve yasaya aykırı olarak gözaltı

kararı verilmesinin hukuksuz olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

30. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

hak arama yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

31. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı

süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu

iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak-

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde

öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk

yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631,

17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No:

2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

32. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz,

etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan

bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

33. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı

olarak gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

34. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan somut olgu

ya da deliller olmamasına rağmen mesleğinden kaynaklanan güvencelere de riayet

edilmeksizin yasal düzenlemelere aykırı olarak hakkında yetkisiz mahkemece

gerekçesiz tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma tehlikesi ve kaçma

şüphesinin de somut olayda bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

35. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı

olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

36. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği"

kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci

cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve

güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

37. Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki

olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın

19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

38. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

" Savaş, seferberlik veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda

da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile

saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

39. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü

bir durumun bulunmasının ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya

konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla

bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca

yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

40. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve

tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyeliği olduğu iddiasıdır.

Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan

olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No:

2016/49158, 26/7/2017, § 57).

41. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının Anayasa'nın başta 13. ve 19. maddeleri olmak üzere ilgili

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Kabul Edilebilirlik Yönünden

(1)Genel İlkeler

42. Genel ilkeler için bkz. Metin Evecen, B. No:

2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52; Zafer Özer, B. No: 2016/65239,

9/1/2020, §§ 38-45.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

43. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsü sonrasında hakkında yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör

örgütüne üye olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır.

44. Diğer taraftan başvurucu 24/2/1983 tarihli ve 2802

sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda -hâkimlerle ilgili- öngörülen usule

ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin yetkili ve görevli olmayan

mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.

45. Anayasa Mahkemesi, Yıldırım Turan ([GK], B. No:

2017/10536, 4/6/2020, §§ 102-147) kararında ilgili kanunlar çerçevesinde konuyu

etraflıca değerlendirmiş ve Yargıtay içtihatlarına da değinerek terör örgütüne

üye olma suçunun kişisel bir suç olduğunu, Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı

olarak hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine

giren suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma

yürütülmesi için izin şartı bulunmadığını belirterek vergi mahkemesi üyesi

(hâkim) olan başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna

varmıştır.

46. Somut olayda anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir

durum söz konusu değildir. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun

kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

47. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce

tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

48. Ceyhan Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında

başvurucu hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak dosyada

somut delillerin olduğu ifade edilmiştir. Buna ilişkin olarak yaşanan darbe

teşebbüsü sonrasında HSYK'nın açığa alma kararının olduğu belirtilmiştir (bkz.

§ 12).

49. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede ise

HSYK'nın meslekten çıkarılma kararına, başvurucunun Bylock uygulamasının

kullanıcısı olmasına ve FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair somut

olgu isnadı barındıran tanık anlatımlarına dayanılmıştır (bkz. §§ 14-16).

50. Anayasa Mahkemesi ByLock uygulamasının

özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı kullanmalarının veya

kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına yüklemelerinin soruşturma

makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir belirti olarak

değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§

106, 267; M.T. [GK], 2018/10424, 4/6/2020). Buna göre soruşturma

makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren hâkimliklerce FETÖ/PDY üyesi

olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının somut

olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak

kabul edilmesi, anılan programın özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir

tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Selçuk Özdemir, § 74, Neslihan

Aksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, § 57). Nitekim Anayasa Mahkemesi M.T.

kararında Bylock ile ilgili içtihadını geliştirmiş ve sonuç olarak

ByLock uygulamasının oluşturulması, kullanım şekli ve yöntemi, içindeki

şifreleme teknikleri, program içindeki kullanıcı ve grup adlarının niteliği, bu

uygulama vasıtasıyla yapılan iletişimin içeriği gibi hususlarla ilgili olarak

kolluk birimleri ve kamu makamları tarafından yapılan -ve yargı organlarınca da

kabul edilen- tespitler, bu bağlamda ByLock'a ilişkin ulaşılan bilgi ve

belgeler ile programın özelliklerinin FETÖ/PDY'nin örgütlenme biçimiyle neredeyse

tümüyle örtüşmesi, bir kısım ByLock kullanıcısının ifadeleri, söz konusu

programı kullandığı tespit edilen kişilerin önemli bir bölümünün FETÖ/PDY ile

bağlantılarının bulunduğuna işaret eden diğer olgu ve delillerin bulunması,

kişilerin bu uygulamayı kullanıp kullanmadıklarının tam bir hukuki kesinlik

içinde belirlenmesine yönelik olarak yargı makamlarınca inceleme ve

araştırmalar yapılması gibi olgular bir bütün olarak dikkate alındığında Aydın

Yavuz ve diğerleri kararında ifade edilen değerlendirmelerden ve ulaşılan

sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığını ifade etmiştir (ayrıntı

için bkz. M.T., §§ 97-116).

51. Öte yandan soruşturma dosyasında, FETÖ/PDY üyesi

olmakla suçlanan ve hâkim-savcı oldukları anlaşılan A.Y., K.A. ve gizli tanık

G. yürütülen soruşturmalar kapsamında verdikleri ifadelerde hâkim olarak görev

yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya

mensup olduğuna yönelik anlatımlarda bulunduğu görülmektedir (bkz. § 15).

Tanıklar beyanlarında özetle başvurucunun öğrenciliğinde bu örgüte ait evlerde

kaldığını, sonrasında da hâkim/savcılık sınavına örgütün çalışma evlerinde

hazırlandığını ve staj döneminde de yine örgüte ait evde kaldığını ifade

etmişlerdir. Bu itibarla anılan ifadelerin de başvurucu yönünden suç şüphesini

doğrulayan kuvvetli belirti olarak kabulünün mümkün olduğu söylenebilir.

Nitekim Anayasa Mahkemesi, Selçuk Özdemir başvurusunda FETÖ/PDY üyesi

olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak görev yapmakta

olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup

olduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75; benzer

yöndeki karar için bkz. Metin Evecen, § 58).

52. Gerçekleşen darbe teşebbüsü sonrasında soruşturma

mercilerince, başvurucu hakkındaki FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna

dair somut olgu isnadı barındıran tanık anlatımlarının ve başvurucunun ByLock

uygulaması kullanıcısı olmasının somut olayın koşullarına göre suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin de temelsiz ve keyfî

olduğu söylenemez. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

53. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı

edilmemelidir.

54. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya

doğrudan teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin

soruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk Özdemir, §§ 78, 79).

55. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı

terör örgütüne üye olma suçu Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No:

2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır (bkz. § 19; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No:

2016/40170, 16/11/2017, § 148).

56. Somut olayda Ceyhan Sulh Ceza Hâkimliğince

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı

terör örgütüne üye olma suçunun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına, suça ilişkin

Kanun'da öngörülen yaptırımın ağırlığına göre kaçma şüphesinin bulunmasına ve

adli kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 12).

57. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki

genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ceyhan

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma tehlikesine yönelen tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

58. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151).

59. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde

mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran

Duran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı

soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik,

hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık

atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında

bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

60. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Ceyhan Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 12) keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

61. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın

hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

62. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13. ve 19.

maddelerinde yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden,

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Soruşturma

Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

63. Başvurucu; tutuklanmasına dayanak teşkil eden

soruşturma dosyası üzerinde gizlilik kararı bulunduğunu, dosyaya ve

tutuklanmasına neden olan esaslı delillere erişemediğini, bu nedenle tutuklama

kararına etkili bir şekilde itirazda bulunamadığını ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

64. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha

sonra kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda da herhangi bir bilgi veya belge

bulunmamakla birlikte iddianamenin kabul edildiği 13/7/2017 itibarıyla

kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca

kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır. Bireysel başvuruların başvuru

yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin

öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir.

65. Somut olayda iddianamenin kabul edildiği 13/7/2017

tarihi itibarıyla kısıtlılık kanun gereği kendiliğinden sona ermiş ve dosyaya

erişim imkânı sağlanmıştır. Buna göre soruşturma aşamasında verilen delillere

erişimin kısıtlanması kararına ilişkin şikâyetler bakımından bireysel başvuruda

süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz.

Alparslan Altan (2), B. No: 2018/22191, 9/5/2019, §§ 48-51).

66. Açıklanan gerekçelerle bireysel başvurunun bu

kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

4. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

67. Başvurucu; doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurulan

yetkili ve görevli olmayan sulh ceza hâkimliklerince tutuklandığını, bu

hâkimliklerin bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

68. Sulh ceza hâkimliklerinin kanuni hâkim güvencesini

sağlamadıklarına, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıklarına ve tutukluluğa

itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun

bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine

ilişkin iddialar Anayasa Mahkemesince birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda

sulh ceza hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu

iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet

Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No:

2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97). Somut başvuruda, aynı mahiyetteki

iddialara ilişkin olarak anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

69. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

5. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne

Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

70. Başvurucu; soruşturma süresince tüm tutukluluk

incelemelerinin dosya üzerinden yapıldığını, bu incelemelerde duruşma

yapılmadığını ve dinlenilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

71. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§

16, 17).

72. Anayasa Mahkemesi Salih Sönmez (B. No:

2016/25431, 28/11/2018) kararında tutukluluk incelemelerinin duruşmasız

yapılması ve/veya makul sürede hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama şikâyetini

incelemiştir. Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun inceleme tarihi

itibarıyla hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olması hususunu nazara alarak

verilecek bir ihlal kararının başvurucunun yeniden hâkim önüne çıkarılmasını

sağlamayacağını ve serbest kalması sonucunu doğurmayacağını belirtmiş, bu

durumda yalnızca kişinin uzun süre hâkim/mahkeme önüne çıkarılmamasıyla ilgili

bir hak ihlalinin tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata

hükmedilmesiyle yetinileceği sonucuna varmıştır (Salih Sönmez, §§

166-177).

73. Öte yandan Anayasa Mahkemesi anılan kararda, bu tür

ihlal iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru

yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel

başvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini

haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuru yollarının

tüketilmediği sonucuna varmıştır.

74. Somut olayda başvurucu tutuklandığı 20/7/2016

tarihinden 1 yıl 9 ay 7 gün sonra 27/4/2018 tarihinde mahkeme önüne çıkmış ve

itirazlarını etkili bir biçimde ileri sürme fırsatına sahip olmuştur.

Dolayısıyla somut başvuru yönünden anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir

durum söz konusu değildir.

75. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Özel Hayata

ve Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

76. Başvurucu; usul ve yasaya aykırı bir şekilde arama ve

elkoyma kararları verildiğini, haksız olarak yapılan arama ve elkoyma işlemleri

nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Arama Kararı Yönünden

77. Anayasa Mahkemesi Hülya Kar (B. No:

2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin maddi hakları ihlal

ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılması gereken denetimin

sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren makamların tedbir

uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme yapabilecek konumda

olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları kabul edilmiştir. Bu

doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan zararın kaçınılmaz olandan

ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak

kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden daha ileri bir değerlendirme yapılması

gerektiği kabul edilmiştir (Hülya Kar, §§ 21-46).

78. Somut olayda soruşturma mercilerince verilmiş arama

kararına dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır.

Başvurucu, bu tedbir nedeniyle özel hayatın gizliliği ve aile hayatına saygı

haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin suç

delillerini elde etme amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

79. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa

Mahkemesi kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu

koruma tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç

şüphesi bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve

kesin bir hukuki düzenlemeye dayanmakta olup itirazlarını sorumlu makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı başvurucuya tanınmıştır.

Bundan başka tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Koruma

tedbirinin durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğü veya hedeflenen amaca

ulaşmak bakımından açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.

80. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi,

uygulanma tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte

değerlendirildiğinde başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır

olduğu veya koruma tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu

da bireysel başvuru formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

81. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Elkoyma

Kararı Yönünden

82. Somut olayda başvurucunun dijital materyallerine 5271

sayılı Kanun'un 134. maddesi kapsamında el konulmuştur. Bu elkoyma işleminin

hukukiliği ve kesin sonuçları derece mahkemeleri tarafından yapılacak yargılama

sonucunda ortaya çıkacaktır. Öte yandan el konulan dijital materyaller ve cep

telefonlarının incelenmesi tamamlandıktan sonra başvurucuya iade edilmesi

mümkün olacaktır. Son olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (j) bendinde "Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine,

koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler

alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan

veya zamanında geri verilmeyen" kişilerin uğramış olduğu maddi

zararları isteyebileceği belirtilmiştir. Başvurucunun yargılama sonunda elkoyma

nedeniyle uğradığı zararları bu tazminat yoluna başvurmak suretiyle tazmin

edebilmesi de mümkün olacaktır. Öte yandan başvurucu, elkoyma kararına karşı

itiraz yoluna başvurduğu yönünde bir iddia ve kanıt da sunmamıştır. Dolayısıyla

başvurunun hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yollar tüketilmeksizin

yapıldığı anlaşılmaktadır.

83. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. Masumiyet

Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

84. Başvurucu; FETÖ/PDY ile ilgili olarak hakkında

soruşturma başlatılan herkesin suçlu olduğu yönünde algı oluştuğunu, peşinen

suçlu kabul edildiğini ve bu nedenle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

85. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bu bölümdeki iddialarının özünün

masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin olduğu anlaşıldığından

başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü

fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

86. Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suç

işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul

edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl

olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu

ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit

oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak

nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz. Bu çerçevede masumiyet

karinesi kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet

kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir (Kürşat Eyol, B.

No: 2012/665, 13/6/2013, §§ 26, 27).

87. Anılan karine, bir kimsenin suçluluğu hükmen sabit

oluncaya kadar kamu yetkilileri tarafından suçlu ilan edilmesine karşı koruma

sağlamaktadır. Öte yandan Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan

ifade özgürlüğü, bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenle

Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet

karinesi, yürütülmekte olan bir ceza soruşturması hakkında yetkililerin

kamuoyuna bilgi vermesini engellemez (Erdal Tercan [GK], B. No:

2016/15637, 12/4/2018, § 79). Ancak masumiyet karinesine saygı gösterilmesi söz

konusu olduğundan Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası, bilginin gereken

bütün dikkat ve ihtiyat gösterilerek verilmesini gerekli kılar (Nihat

Özdemir [GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015, § 22).

88. Somut olayda yürütülen soruşturmalar nedeniyle

masumiyet karinesinin ihlal edildiği ileri sürülmüştür. Başvurucunun doğrudan

kendisiyle ilgili bir haberden şikâyeti söz konusu değildir. Buna göre

FETÖ/PDY'ye yönelik soruşturmalar yapılmasının ve bu soruşturmalarla ilgili

haber yapılmasının veya soruşturma başlatıldığının kamuoyuna duyurulmasının tek

başına masumiyet karinesine aykırılık teşkil ettiği söylenemez (bkz. § 13;

benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Erdal Tercan, § 81; Mustafa

Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 115-117; Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 180, 181).

89. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet

karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

90. Başvurucu; gözaltına alındığı ilk andan itibaren

kendi istediği avukatın yardımından faydalandırılmayarak savunma hakkının

kısıtlandığını, savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklardan

faydalandırılmadığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

91. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§

16, 17).

92. Somut olayda başvurucu, hakkında yargılama devam

ederken Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa

Mahkemesince inceleme yapıldığı tarih itibarıyla da başvurucu hakkındaki

davanın temyiz incelemesi devam etmektedir. Başvurucunun hakkındaki soruşturma

ve yargılama süreçlerinde yapılan uygulamalar nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkin şikâyetlerini kanun yollarında

ileri sürebilme ve ileri sürmüş ise şikâyetlerini bu aşamalarda inceletme

imkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede başvurucu tarafından istinaf/temyiz

süreçlerinin sonuçlanması beklenmeden ileri sürülen adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki şikâyetlerin bireysel başvuruya konu edildiği görülmüştür.

93. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

E. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

94. Başvurucu, gözaltındaki bir kısım uygulamalar

nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

95. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı

ve Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturma

yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya da elverişli olmalıdır (Tahir Canan, § 25).

96. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü

kapsamında, işkence veya kötü muameleyi gösteren yeterli kesin belirtiler

mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa dahi- şikâyet

ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının sağlanması

gerektiği açıktır (Tahir Canan, § 25).

97. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak insani

olmayan gözaltı koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ve gözaltı süresince

kamu görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri

sürmektedir. İddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun

yakalandığı andan itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede

bulunduğundan şikâyetçi olduğu görülmektedir. Bu kapsamda başvurucu, gözaltında

tutma koşullarının yetersizliğinden bahsetmişse de maruz kaldığını ileri

sürdüğü kötü muamelenin kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa

salt tutulma koşullarından mı kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla

söz konusu iddiaların Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için

yeterli bilgi ve belge bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın

koşullarının, başvurucunun anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt

ve/veya ihmalinden kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir

soruşturmayla ortaya konması gerekmektedir. Başvurucunun anılan iddialarını

herhangi bir adli ve/veya idari bir merciye ilettiğine dair bilgi veya belge

sunmadığı da gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları

tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır (benzer yönde bkz. Alparslan

Altan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 183).

98. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gözaltına almanın hukuka aykırı olması dolayısıyla

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre

aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız

olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

5. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

6. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın arama kararı yönünden açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın elkoyma kararı yönünden başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

9. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddiaların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

10. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun

yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 3/11/2020 tarihinde

OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Murat BAŞPINAR Başvurucu : Lütfi DEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2018/5385, 3 Kasım 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve
  6. Olgular
  7. IV. İlgili Hukuk
  8. V. İnceleme Ve
  9. Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine
  11. B. Özel Hayata
  12. C. Masumiyet
  13. D. Adil
  14. E. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
  15. A. 1. Gözaltına almanın hukuka aykırı olması dolayısıyla
  16. Kabul Edilemez Olduğuna
  17. B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2018/5385
Tarih
3 Kasım 2020

İlgili Kararlar

  • İlyas Tunç Başvurusu (B. No: 2018/13388)
  • A.k. Başvurusu (B. No: 2016/1129)
  • Mehmet Ali Çelik ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/1910)
  • Nihat Kaya Başvurusu (B. No: 2019/17932)
  • Travnik Üniversitesi Başvurusu (B. No: 2017/33627)
  • Muhammed Teker Başvurusu (B. No: 2017/29298)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.