İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Lütfiye Şen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/19590)

1. Başvuru önalım hakkının kullandırılmaması nedeniyle mülkiyet

Başvuru No2015/19590Tarih7 Mart 2019Okuma19 dk · 3.709 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Lütfiye Şen Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
7 Mart 2019
Başvuru Numarası
2015/19590
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.709 kelime·19 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru önalım hakkının kullandırılmaması nedeniyle mülkiyet

hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/12/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca 2015/19591 ve 2015/19592 başvuru numaralı bireysel

başvuru dosyalarının konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2015/19590 başvuru

numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine; incelemenin 2015/19590

başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar

verilmiştir

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş sunmayacağını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Başvurucular, İstanbul'un Kartal ilçesine bağlı Soğanlık Mahallesi'nde

bulunan 5691 ada 308 parsel sayılı taşınmazın 1/6 oranında paydaşlarıdır. Bu

taşınmazın diğer 1/6 payları ise L.Ş. ve İ.Ş. adına, 1/12 payları da N.A. ve

F.Ş. adına tapuda kayıtlıdır.

10. Başvurucuların da vekâlet verdikleri taşınmaz maliklerinden

İ.Ş. ile D. Yapı İç ve Dış Ticaret Sanayi A.Ş. (Şirket) arasında 18/1/2011

tarihinde noterde arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi düzenlenmiştir.

Bu sözleşme kapsamında taşınmazın maliklerinden N.A.nın payı mirasçıları tarafından 29/4/2011 tarihinde

İ.Ş.e satılmıştır. Yapılan satış ve hisse

birleştirmeleri sonucu taşınmazın 1/4 payı aynı tarihte İ.Ş. adına tapuya

tescil edilmiştir.

11. İ.Ş. taşınmazdaki 1/4 payını 50.000 TL bedelle 5/8/2011

tarihinde Şirkete satmıştır. Yine maliklerden F.Ş. de bu taşınmazdaki payını

22.000 TL bedelle 30/9/2011 tarihinde Şirkete satmıştır. Böylece taşınmazın 1/3

payı 30/9/2011 tarihi itibarıyla Şirket adına tapuya kaydedilmiştir. Bununla

birlikte Şirket 7/12/2012 tarihinde taşınmazın 1/6 payını İ.Ş.ye geri

satmıştır. Şirketin taşınmazdaki kalan payı 1/6 olarak tapuya tescil

edilmiştir.

12. Başvurucular 17/1/2013 tarihinde Şirket aleyhine İstanbul

Anadolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde önalım hakkına dayalı olarak tapu iptali

ve tescil davası açmışlardır. Dava dilekçesinde, davalı Şirketin başvurucuların

paydaşı oldukları taşınmazdan paylar satın aldığı ancak bu payların satışı ile

ilgili olarak başvuruculara bilgi verilmediği belirtilmiştir. Başvurucular

kanundan doğan önalım haklarını kullanmak suretiyle davalının satın almış

olduğu payların tamamının kendi adlarına tapuya tescil edilmesinin gerektiğini

öne sürmüşlerdir. Dilekçenin sonuç kısmında da anılan taşınmazdaki davalı adına

kayıtlı tüm hisselerin başvurucuların adına tapuya tescil edilmesi talep edilmiştir.

Dilekçede dava konusunun değeri 73.250 TL olarak gösterilmiştir.

13. Mahkeme 9/7/2014 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

Kararın gerekçesinde davanın, "davalı

şirketin dava konusu olan taşınmazdaki 1/3 hissesinin 1/2 payına isabet eden 1/6

payını dava dışı ve davacıların vekili İ. Ş.ye satmış olmasından kaynaklanan ön

alım davası" olduğu belirtilmiştir. Mahkeme başvurucular adına

vekâleten İ.Ş. ile davalı Şirket arasında arsa payı karşılığı inşaat yapım

sözleşmesi düzenlendiğine dikkati çekmiştir. Mahkeme davalının savunmasına

itibar ederek başvurucuların vekili olarak hareket eden dava dışı İ.Ş.nin kendisine ait olan payın tamamını davalı Şirkete

devrettiği için bu kişiye ait olması gereken 1/6 payın Şirket tarafından İ.Ş.ye

satıldığını belirtmiştir. Mahkeme bu gerekçeyle önalım hakkının koşulları

oluşmadığından davanın reddi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.

14. Başvurucuların temyiz ettiği karar Yargıtay 14. Hukuk

Dairesince, usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle 3/3/2015 tarihinde onanmıştır.

Başvurucuların karar düzeltme talepleri ise aynı Daire tarafından 14/10/2015

tarihinde kanunda öngörülen karar düzeltme sebeplerinden birinin mevcut

olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

15. Nihai karar başvurucular vekiline 20/11/2015 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucular 15/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

17. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun

732. maddesi şöyledir:

"Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz

üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer

paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler."

18. 4721 sayılı Kanun’un 733. maddesi şöyledir:

"Cebrî artırmayla satışlarda önalım hakkı

kullanılamaz.

Önalım hakkından feragatin resmî şekilde

yapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi gerekir. Belirli bir satışta önalım

hakkını kullanmaktan vazgeçme, yazılı şekle tâbidir ve satıştan önce veya sonra

yapılabilir.

Yapılan satış, alıcı veya satıcı tarafından

diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir.

Önalım hakkı, satışın hak sahibine

bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde

satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer."

19. 4721 sayılı Kanun’un 734. maddesi şöyledir:

"Önalım hakkı, alıcıya karşı dava

açılarak kullanılır.

Önalım hakkı sahibi, adına payın tesciline

karar verilmeden önce, satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini, hâkim

tarafından belirlenen süre içinde hâkimin belirleyeceği yere nakden yatırmakla

yükümlüdür."

B. Uluslararası Hukuk

20. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

..."

21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin temel

amacı, devlet tarafından mülkiyet hakkına yapılan haksız müdahalelere karşı

kişinin korunmasını sağlamaktır. Sözleşme'nin 1. maddesi uyarınca her taraf

devlet "kendi yetki alanı içinde

bulunan herkesin, Sözleşme'de tanımlanan hakları ve

özgürlüklerden yararlanmalarını sağlama" yükümlülüğü

altındadır. Bu genel nitelikli görevin yerine getirilmesi, Sözleşme ile güvence

altına alınan hakların etkili bir biçimde uygulanmasını sağlamak için bazı

pozitif yükümlülüklere yol açmaktadır (Ališić ve diğerleri/Bosna Hersek, Hırvatistan, Sırbistan,

Slovenya ve Makedonya Cumhuriyeti [BD], B. No: 60642/08, 16/7/2014,

§ 100; Sovtransavto Holding/Ukrayna, B. No: 48553/99,

25/7/2002, § 96).

22. AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının da bazı

pozitif yükümlülükler içerdiğini kabul etmektedir. AİHM'e

göre mülkiyet hakkının gerçekten etkili bir biçimde korunabilmesi, devletin

müdahale etmeme görevi yanında ayrıca bazı pozitif tedbirler almasını da

gerektirmektedir (Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,

30/11/2004, § 134; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,

§ 143).

23. AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin devletin doğrudan müdahalesinin söz konusu olmadığı

özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar yönünden de -belirli durumlarda- mülkiyet

hakkının korunması için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünü içerdiğini kabul

etmektedir. Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde -özel kişiler arası

mülkiyet ilişkileri bakımından olsa bile- kişilerin mülkiyet haklarına

yapılacak keyfî müdahalelere karşı hukuksal bir koruma sağlaması gerekmektedir.

Bu bağlamda devlet, özellikle tarafların mülkiyet hakkına ilişkin uyuşmazlıklar

yönünden gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan etkin bir yargısal mekanizma

oluşturma yükümlülüğü altındadır. Bu çerçevede oluşturulan yargı yollarında

ulusal mahkemeler de iç hukukta yer alan ilgili kanunlar ışığında etkin ve adil

bir biçimde mülkiyet uyuşmazlıklarını çözmek durumundadır (Sovtransavto Holding/Ukrayna, § 96; Fuklev/Ukrayna, B. No: 71186/01, 7/6/2005, §§

90, 91; Kotov/Rusya [BD], B. No: 54522/00, 3/4/2012, §

112; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD],

B. No: 73049/01, 11/1/2007, §§ 82-87; Capital Bank AD/Bulgaristan, B. No: 49429/99, 24/11/2005, § 134; Kushoglu/Bulgaristan, B. No: 48191/99, 10/5/2007,

§ 47).

24. Bununla birlikte AİHM; iç hukukun yorumlanması ve

uygulanması konusundaki görevinin sınırlı olduğunu, ulusal mahkemelerin hukuk

kurallarının yorumlanması bakımından sahip oldukları takdir hakkına açık bir keyfîlik veya bariz bir takdir hatası içermedikçe

karışamayacağını belirtmektedir (Anheuser‑Busch

Inc./Portekiz,

§ 83).

25. Diğer taraftan AİHM, her ne kadar Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde açık olarak usule ilişkin güvencelerden

söz edilmese de bu maddenin keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla, mülkiyet

hakkına yapılan müdahalelerin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde

uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir

biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsadığını

belirtmektedir. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak

yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık,

B. No: 9118/80, 24/10/1986, § 60; Jokela/Finlandiya,

B. No: 28856/95, 21/5/2002, § 45).

26. AİHM ayrıca usule ilişkin güvencelerin özel kişiler arasında

ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanında taraflardan

birinin devlet olması durumunda da geçerli olduğunu belirtmiştir (Plechanow/Polonya, B. No: 22279/04, 7/7/2009, §

100). Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvenceler

kapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçeye sahip olması

gerektiğine değinilmiştir. AİHM'e göre bu zorunluluk

davacının her iddiasına ayrıntılı cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte

en azından mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazlarının yargılama

makamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucunda karşılanması

gerektiği vurgulanmıştır (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 34764/05,

34786/05, 34800/05, 34811/05, 1/2/2011, § 54).

27. Gereksar ve diğerleri/Türkiye kararına konu olayda

idare tarafından sulama kanalına hasar verilmesi nedeniyle başvurucuların

tarlalarının zarar görmesi söz konusudur. AİHM, derece mahkemelerinin

kararlarının başvurucuların davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki

iddia ve itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermediği

tespitine yer vermiştir. AİHM, bu sebeple Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde öngörülen usul güvencelerinin yerine

getirilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır

(Gereksar ve diğerleri/Türkiye, §§ 55-64).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 7/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

29. Başvurucular, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

31. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

idari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak

davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, §§ 45, 47).

32. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

idari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı

ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki

tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin

Akyıl, § 41).

33. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olaydaki yaklaşık 2 yıl 8 aylık

yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varmak gerekir. Bu sebeple makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediği açıktır.

34. Açıklanan gerekçelerle makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden başvurunun diğer kabul edilebilirlik

nedenleri incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

35. Başvurucular, paydaşları oldukları taşınmazda davalı

Şirketin iki ayrı tarihte ve iki farklı kişiden pay satın aldıklarını

belirtmişlerdir. Buna göre davalı Şirket önce 5/8/2011 tarihinde İ.Ş.den 50.000 TL bedelle payını satın almış, bunun yanında

30/9/2011 tarihinde de 22.000 TL bedelle F.G.nin

payını satın almıştır. Başvurucular buna karşın satışı yapan pay malikleri veya

Şirketin kendilerine noterden bir bildirim yapmadıklarını ifade etmişlerdir.

Başvurucular bu sebeple kanundan doğan önalım haklarını kullanmak için

açtıkları davanın ise reddedildiğinden yakınmışlardır. Başvurucular derece

mahkemelerinin İ.Ş.nin başvuruculardan birinin

akrabası olması ve başvurucuların bu kişiye vekâlet vermiş olmalarının önalım

hakkının kullandırılmaması sonucuna yol açamayacağını öne sürmüşlerdir.

36. Başvurucular açtıkları dava bağlamında ilk olarak İ.Ş.

tarafından yapılan satışa yönelik olarak arsa payı karşılığı inşaat yapım

sözleşmesinin Şirketin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediği için

feshedildiğini belirtmişlerdir. Başvuruculara göre bu husus derece

mahkemelerince göz ardı edilerek davanın reddi sonucuna ulaşılmıştır.

Başvurucular ikinci olarak ise davalı Şirketin taşınmazın maliklerinden biri

olan F.G.den satın aldığı pay için ise derece

mahkemelerince hiçbir açıklama yapılmadığını vurgulamışlardır. Başvurucular F.G.nin sattığı pay için açtıkları davanın niçin

reddedildiğini anlayamadıklarını, gerekçeli kararda bu hususun hiçbir şekilde

belirtilmemiş olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular bu gerekçelerle adil

yargılanma, kişi özgürlüğü ve güvenliği, yaşam hakları ve eşitlik ilkesi ile

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

37. Anayasa’nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet hak[kına] sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

38. Anayasa’nın

"Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve

toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve

hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun belirtilen iddiaları ileri

sürdüğü kişi özgürlüğü ve güvenliği ve yaşam haklarıyla ilgili görülmemiş olup

eşitlik ilkesinin ihlali iddiasını da temellendirememiştir. Başvurucu ayrıca

adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de taşınmazda

pay sahibi olan başvurucuların önalım hakkından yararlandırılmadığı yönündeki

şikâyetlerin esas itibarıyla mülkiyet hakkını ilgilendirdiği anlaşıldığından,

başvurucunun belirtilen şikâyetlerinin mülkiyet hakkının ihlali iddiası

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

41. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak

zorundadır (Cemile Ünlü, B. No:

2013/382, 16/4/2013, § 26). Somut olayda başvurucuların uyuşmazlık konusu

taşınmazda pay sahibi oldukları tartışma konusu değildir. Dolayısıyla

uyuşmazlığa konu taşınmaz yönünden Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında

başvurucuların mülklerinin mevcut olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

42. Önalım hakkı 4721 sayılı Kanun'un 732. maddesine göre paylı

mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü

kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlara kanun ile tanınan bir haktır. Bu

yönüyle önalım hakkının paylı mülkiyetin söz konusu olduğu durumlarda mülkiyet

hakkı sahibine sağlanan kanuni bir hak olduğu ve önemli bir ekonomik değer

ifade ettiği açıktır. Başvurucular da pay sahibi oldukları taşınmazda diğer

paydaşlarca yapılan satışlar yönünden kanunla önalım hakkına tanındığı hâlde

bundan yararlanamadıklarından şikâyet etmektedirler. Başvuru konusu olayda

başvurucuların mülkiyet haklarına yönelik olarak kamu makamlarınca doğrudan

yapılan bir müdahale mevcut olmayıp özel kişiler arası bir uyuşmazlık söz

konusudur. Dolayısıyla başvuruda, devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif

yükümlülükleri yönünden inceleme yapılması gerekmektedir.

i. Genel İlkeler

43. Mülkiyet hakkının korunmasının devlete birtakım pozitif

yükümlülükler yüklediği hususu Anayasa'nın 35. maddesinin lafzında açık bir

biçimde düzenlenmemiş ise de bu güvencenin sadece devlete atfedilebilen

müdahalelere yönelik sınırlamalar getirdiği, bireyi üçüncü kişilerin

müdahalelerine karşı korumasız bıraktığı düşünülemez. Pozitif yükümlülüklerin

ortaya çıkmasının nedeni gerçek anlamda

koruma sağlanmasıdır. Buna göre anılan maddede bir temel hak olarak

güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde

korunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Gerçek

anlamda koruma sağlanması için devletin negatif yükümlülükleri dışında pozitif

yükümlülüklerinin de olması gerekir. Dolayısıyla Anayasa'nın 5. ve 35.

maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif

yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu bağlamda söz konusu pozitif yükümlülükler,

kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere

mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını

gerektirmektedir (Türkiye Emekliler Derneği,

B. No: 2012/1035, 17/7/2014, §§ 34-38; Eyyüp Boynukara, B. No: 2013/7842,

17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim

Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi,

B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 43).

44. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılan

müdahalelere karşı usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal yolları da içeren

etkili hukuksal bir çerçeve oluşturma ve oluşturulan bu hukuksal çerçeve

kapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olan

uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etmek

sorumluluklarını da içermektedir (Selahattin

Turan, B. No: 2014/11410, 22/6/2017, § 41).

45. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden

söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da

ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da

makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması

güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe

bakılarak yapılmalıdır (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, §

36; Bekir Yazıcı [GK], B. No:

2013/3044, 17/12/2015, § 71).

46. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler

arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü

olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz

konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine

getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu

ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu

zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle

birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin

temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde

değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve GMO Yapı Grup End.

San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

47. Somut olayda başvurucular ilk olarak İ.Ş. ile Şirket

arasında yapılan pay satışı yönünden önalım hakkının haksız yere

kullandırılmadığından yakınmışlardır. Başvurucular buna gerekçe olarak ise

derece mahkemelerinin İ.Ş.nin başvuruculardan birinin

akrabası olması ve başvurucular adına vekâleten arsa payı karşılığı inşaat

sözleşmesi yapılmasını gösterdiklerini dile getirmişlerdir. Ancak

başvurucuların bu iddiaları derece mahkemeleri önünde de dile getirilmiş, ilk

derece mahkemesi özellikle başvurucuların vekili sıfatıyla hareket eden İ.Ş.nin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi çerçevesinde

ilk satışı yaptığı, 7/12/2012 tarihli ikinci satışın ise kendisine ait payın da

ilk satışta devredilmiş olması nedeniyle yapıldığını belirterek bu satış

işlemleri yönünden önalım koşullarının oluşmadığı sonucuna ulaşmıştır. Yargıtay

Dairesi de bu yorumu hukuka uygun bulmuştur.

48. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında kural

olarak muvazaa veya yetkisiz temsil gibi borçlar hukukuna ilişkin olay ve

olguları değerlendirme görevi bulunmamaktadır. Bu aşamada belirtmek gerekir ki

delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması yetkisi kural

olarak -keyfî olmadığı veya açık ve bariz bir takdir hatası içermediği sürece-

derece mahkemelerine aittir.

49. Buna göre başvurucuların belirtilen iddialarını dile

getiremediklerine yönelik bir şikâyetlerinin olmadığı ve yapılan yargılama

sonucunda ise bu iddiaları toplanan deliller doğrultusunda ilgili hukuk

kurallarının yorumlanmak suretiyle değerlendirildiği dikkate alındığında derece

mahkemelerinin kararlarında bu yönden bir keyfiliğin veya bariz takdir

hatasının olduğu ortaya konulamamıştır.

50. Bununla birlikte başvurucuların mülkiyet hakkı kapsamında

dile getirdiği ayrı bir iddiaları daha bulunmaktadır. Başvurucular paylarının

olduğu taşınmazda Şirketin dava dışı F.Ş.nin payını

da satın aldığını, bu satış işlemi yönünden de önalım haklarının mevcut

olduğunu öne sürmüşlerdir. Gerçekten de taşınmazın paydaşlarından biri olan

F.Ş. payını 30/9/2011 tarihinde Şirkete satmıştır. Başvurucular da önalım

haklarının kullandırılması istemiyle açtıkları davanın dilekçesinde, davalı Şirketin satın aldığı bütün paylar yönünden bu

davayı açmış olduklarını açık olarak belirtmişlerdir. Nitekim dilekçenin talep

ve sonuca ilişkin kısmında da aynı talebin yinelendiği görülmektedir.

Dolayısıyla başvurucuların önalım hakkı taleplerinin uyuşmazlık konusu

taşınmazda davalı Şirketin satın aldığı bütün paylara ilişkin olduğu son derece

açıktır.

51. Buna karşın ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında

davanın davalı Şirket tarafından İ.Ş.ye yapılan satış ile sınırlı olduğu

belirtilmiş ve yalnızca bu satış işlemiyle sınırlı olarak değerlendirmeler

yapılarak sonuca varılmıştır. Yargıtay Dairesi de onama ve karar düzeltme

kararlarında konu hakkında ayrıca bir değerlendirme yapmamıştır. Buna göre

başvurucuların önalım haklarını kullanmak istedikleri bir satış işlemi yönünden

derece mahkemelerince herhangi bir kararın verilmediği görülmektedir. Hâlbuki

başvurucular bu haklarını 4721 sayılı Kanun'un 734. maddesine göre ancak dava

yoluyla kullanabilirler. Başvurucuların mülkiyet hakkının tanıdığı yetkilerin

kullanılmasıyla ilgili söz konusu talebin önemi ise tartışmasızdır.

52. Bu durumda derece mahkemelerince başvurucuların mülkiyet

haklarına ilişkin bir davanın sonucu ile ilgili önemli bir konuda herhangi bir

değerlendirme yapılmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu sebeple mülkiyet

hakkının korunmasına ilişkin usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine

getirilmediği kanaatine varılmıştır.

53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

55. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin

ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep

olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen

diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).

56. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

57. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §

58).

58. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,

§ 59).

59. Başvurucular, yeniden yargılama yapılması ve tazminata

hükmedilmesi taleplerinde bulunmuşlardır.

60. Anayasa Mahkemesi önalım hakkı davasında uyuşmazlık konusu

taşınmazın diğer paydaşlardan F.Ş. tarafından davalı Şirkete satışı ile ilgili

iddia yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmaması nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

61. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun olarak uyuşmazlık konusu olup daha önce hakkında bir karar

verilmeyen satış işlemi yönünden 4721 sayılı Kanun'da öngörülen önalım hakkı

koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde bir değerlendirme yapmaktan

ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul Anadolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

62. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi somut olay

bağlamında mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçları bakımından yeterli bir giderim

oluşturduğundan başvurucuların tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi

gerekir.

63. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine,2.475 TL tutarındaki

vekâlet ücretinin ise başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul Anadolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2013/67, K.2014/247)

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

AYRI AYRI ÖDENMESİNE, 2.475 TL tutarındaki vekâlet ücretinin ise BAŞVURUCULARA

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 7/3/2019

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucular

:

1. Lütfiye

ŞEN

2.

Selahaddin ŞAHİN

3. Zeynep

TOY

Vekili : Av. Mehmet Necati SERİN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/19590, 7 Mart 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Makul Sürede
  11. B. Mülkiyet Hakkının
  12. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  13. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  14. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  15. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  16. E. 226,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCULARA
  17. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  18. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 7/3/2019
  19. Yıldırım
  20. Kömürcü
  21. Seferinoğlu
  22. Şen
  23. Toy
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/19590
Tarih
7 Mart 2019

İlgili Kararlar

  • Nazmi Kahraman Başvurusu (B. No: 2015/10696)
  • Sevim Erman Başvurusu (B. No: 2014/19594)
  • R.m. Başvurusu (B. No: 2018/22937)
  • Mahmut Yavuz Başvurusu (B. No: 2015/20032)
  • Çetin Kabul Başvurusu (B. No: 2014/16759)
  • F.b. Başvurusu (B. No: 2018/21171)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.