İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nazmi Kahraman Başvurusu (B. No: 2015/10696)

1. Başvuru, kolluk görevlilerinin gerekli önlemi almaması

Başvuru No2015/10696Tarih7 Mart 2019Okuma16 dk · 3.207 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Nazmi Kahraman Başvurusu

Karar tarihi
7 Mart 2019
Başvuru Numarası
2015/10696
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.207 kelime·16 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kolluk görevlilerinin gerekli önlemi almaması

nedeniyle üçüncü kişilerin saldırısına maruz kalınması sonucu yaralanma meydana

gelmesi ve olayın failleri hakkındaki ceza soruşturmasının makul sürede

tamamlanmaması nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/6/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göre

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. 22/8/2005 tarihinde Hazro Belediyesinde çalışan yeğeni A.A.nın işyerinde yaşadığı

birtakım sorunlar nedeniyle başvurucu, Belediye binasına gelmiştir.

9. 23/8/2005 tarihli fezlekeye göre 22/8/2005 günü saat 16.00

civarlarında Hazro İlçe Emniyet Amirliğine, Belediye binasında bir silah çekme

olayının meydana geldiği bildirilmiştir. Olay yerine intikal eden kolluk

güçlerine başvurucu, bazı kişilerle arasında çıkan tartışma sırasında belinden

çıkardığı bıçağın şahıslarca silah zannedildiğini beyan etmiştir. Bu esnada

Belediye binasının bahçesinde başvurucuya tepkili 40-50 kişilik bir kalabalığın

birikmesi üzerine başvurucu, belindeki bıçağı yeniden çıkarmıştır. Bunun

üzerine başvurucu, ortamın sakinleştirilmesi ve kalabalığın dağıtılması için

Belediye binası içine alınmıştır. Bu sırada bahçeden bina içine açık camlardan

girenler olması üzerine başvurucu bina içinde daha fazla korunamayacağı

endişesiyle kolluk güçlerince binadan çıkarılmaya çalışıldığı esnada üzerine

saldıran kalabalık gruptan başına gelen bir darbe sonucu yaralanarak sağlık

ocağına sevk edilmiştir.

10. Hazro Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı)

açılan soruşturmada olay anında orada bulunan Polis Memuru İ.Y. Cumhuriyet

Başsavcılığında verdiği beyanında özetle belediye binasında biriken

kalabalıktan korumak için başvurucuyu bina içine aldıklarını, başvurucunun

elindeki bıçağı vermeye yanaşmadığını, bu esnada bir grubun bina içine

girdiğini görünce başvurucuyu bina içinde koruyamayacaklarını düşünerek ekip

otosuna bindirmek üzere bina dışına çıkardıklarını, bir polis memuruyla

başvurucu koşarak çıkmaya çalışırken kendisiyle diğer polislerin de kalabalığı

sakinleştirmeye çalıştığını, o sırada başvurucunun yaralandığını görmeleri

üzerine havaya ateş açarak kalabalığı dağıttıklarını bildirmiştir.

11. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirörji

Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen 6/9/2005 tarihli rapora göre başvurucu sağ occipital depresyon faktürü ve tramvatik subdural kanama teşhisiyle dört gün yoğun

bakımda tedavi gördükten sonra kliniğe çıkarılmış ve 6/9/2005 tarihinde

Ankara'daki bir tıp fakültesine sevk edilmiştir.

12. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinin 16/9/2005 tarihli

raporu ile Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi 18/9/2006 tarihli raporlarında

başvurucunun geçirdiği kafa travmasına bağlı olarak her iki gözünde işlev kaybı

bulunduğu tespit edilmiştir.

13. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 8/1/2007 tarihinde sekiz

şüpheli hakkında yaralama suçundan kamu davası açılmıştır.

14. Hazro Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 21/1/2007 tarihinde

görevsizlik kararı vermesi neticesinde Mahkemeyle Diyarbakır 1. Ağır Ceza

Mahkemesi arasında çıkan görev uyuşmazlığına dair Yargıtay 5. Ceza Dairesinin

1/10/2007 tarihli kararı uyarınca yargılamaya Hazro Asliye Ceza Mahkemesinde

2007/103 esasa kayden devam edilmiştir.

15. Mahkemece ilk duruşma 9/1/2008 tarihinde yapılmış olup

yargılama otuz yedi celse sürmüştür. İlk duruşmada başvurucunun beyanının

alınmasına yönelik talimatın 9/7/2008 tarihinde ikmalen

döndüğü görülmüştür.

16. 6/2/2008 tarihli celsede başvurucuya ait kesin doktor

raporunun alınması hususunda Diyarbakır Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine talimat

yazılmasına karar verilmiştir. 16/2/2010 tarihindeki 17. celsede beklenen

talimat cevabının bila ikmal geldiğinin görülmesi

üzerine başvurucunun vekilinden telefonla başvurucunun yeni adresinin

sorulmasına karar verildiği anlaşılmıştır.

17. Bu aradaki 9/6/2009 tarihli 12. celseye kadar olan

yargılamada, müşteki (başvurucu), sanık ve tanık beyanlarının alınması, adres

tespitine yönelik müzekkereler yazılması şeklindeki mutat yargılama işlemleri

yapılmıştır. Bu süreçte dosya bir kez hâkim değişikliği nedeniyle incelemeye

alınmıştır.

18. 24/3/2010 tarihli celsede başvurucunun kati raporunun

aldırılması için yeniden müzekkere yazılmasına karar verilmiştir. 4/5/2010

tarihli celsede başvurucu hakkında iletilen raporun eksik olduğu belirtilerek

bu defa Adli Tıp Kurumundan rapor temin edilmesine karar verilmiştir. 23/9/2010

tarihli celsede talep edilen raporun geldiği, bu defa Mahkemece başvurucunun

kendisinde bulunan ve ilgili sağlık kuruluşundan olay ile ilgili olarak

başvurucuya ait tüm tıbbi evrakların temini ile yeniden Adli Tıp Kurumuna

gönderilmesi, ayrıca başvurucunun göz kliniğine sevki yapılarak görme düzeyi

hakkında rapor aldırılması için yeniden talimat yazılmasına karar verildiği

görülmüştür.

19. 5/5/2011 tarihli celsede yazılan talimatın yeniden bila ikmal dönmesi üzerine 2/6/2011 tarihli celsede yeniden

rapor aldırılması hususunda talimat yazılmasına karar verilmiştir.

20. 15/9/2011 tarihli 29. celsede başvurucunun tedavi gördüğü

tüm hastanelerden tedavilere ilişkin tüm evrakların, geçici-kesin raporların

gönderilmesinin istenmesine ve müzekkere cevapları geldiğinde duruşma günü

beklenmeksizin dosyanın kül olarak İstanbul Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kuruluna

(Kurul) gönderilerek rapor tanziminin istenmesine karar verilmiştir.

21. 12/1/2012 tarihli 31. celsede ise hastanelerden gelen

belgeler üzerine dosyanın kül olarak Kurula gönderilerek rapor tanziminin

istenmesine yeniden karar verilmiştir.

22. 12/4/2012 tarihli 33. celsede talep edilen raporun geldiği

görülmüştür.

23. Mahkemenin 16/1/2012 tarihli söz konusu talebi üzerine

Kurulca düzenlenen 15/2/2012 tarihli raporda, başvurucudaki sağ perietooksipitalde fraktür ve sol oksipitalde subdural hematoma

neden olan yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu,

basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyeceği, kemik kırıklarının hayat

fonksiyonlarını orta derecede etkileyecek nitelikte olduğu tespitlerine yer

verilmiş; şahsın yüzünde sabit iz veya organlarından birisinin işlevinin

sürekli zayıflaması ya da yitirilmesi hususunda görüş belirtilebilmesi için kişinin

muayene edilmek üzere sevk edilmesinin gerektiği bildirilmiştir.

24. 17/5/2012 tarihli 34. celsede ise başvurucuya rapor

aldırılması için ikametgâh adresine talimat yazılmasına, yazılacak talimata suç

tarihi itibarıyla zamanaşımının yaklaştığı nazara alınarak şahsın günsüz olarak

celbi ile Kurula sevkinin sağlanmasının istenmesine, Kurula yazılacak

müzekkereye işin acele olduğunun belirtilmesinin istenmesine karar verilmiştir.

25. 27/9/2012 tarihli 36. celsede talep edilen raporun geldiği

belirtilmiş, geçici hâkimle duruşmaya çıkılması nedeniyle dosyanın incelemeye

alınmasına karar verilmiştir.

26. Yargılamanın 37. celsesinde Mahkemenin 15/11/2012 tarihli

kararıyla, bir kısım sanık hakkında yaralama ve tehdit suçlarından beraat, beş

sanığın başvurucuya karşı işlediği yaralama suçundan neticeten 2 yıl 1 ay hapis

cezasıyla cezalandırılmasına, sanık A.K.nın

ise başvurucuya karşı işlediği, duyu ve organlardan birinin işlevini yitirmesine

neden olacak şekilde yaralama suçundan neticeten 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla

cezalandırılmasına karar verilmiştir. Gerekçenin olayın oluşuna dair ilgili

kısmı şöyledir:

"...katılan [A.A.nın] Hazro Belediye

Başkanlığında sekreter olarak görev yaptığı, katılan Nazmi Kahraman'ın [başvurucu] katılan [A.nın] dayısı olduğu, suç tarihinden kısa bir süre önce, o

dönem Hazro Belediye Başkanı [H.E.nin] erkek kardeşi [A.E.nin] sanıklardan [A.K.nın] babasını öldürdüğü, bu sebeple her iki aile arasında

gerginlik bulunduğu, ... katılan [A.A.nın] Belediye'de çalışmaması hususunda [K.] ailesi tarafından ihtarlarda bulunulduğu, bu sebeple

katılanın bir süre işine gitmediği, ancak ilerleyen zamanda işine gitmeye

başladığı, olay günü katılan [A.nın] Hazro Belediyesindeki görevine gelmesi sebebiyle

dayısı olan Nazmi Kahraman'ın [başvurucu] tedirgin olduğu, katılan [A.] ile birlikte Belediye Binasına gittiği, katılan Nazmi Kahraman'ın [başvurucu] Belediye Binasında bulunduğunun ilçede duyulması

üzerine sanıklar[ın] ... Belediye Binası etrafında toplanmaya başladığı,

sanıkların Belediye binası etrafında dolanması üzerine katılan Nazmi

Kahraman'ın [başvurucu] üzerinde

bulunduğu bıçağı çekmek için hamle yaptığı esnada [D.] ailesi şahıslarından birinin bu esnada [Z.] Bankasında bulunan polis memuru [K.E.nin] yanına gittiği,

... bir kişinin Belediye binası içerisinde silah çektiğini bildirildiği, bunun

üzerine polis memuru [K.E.nin] Belediye binasına gittiği ve Emniyet Amirliğini arayarak

takviye kuvvet istediği, polis memuru [K.nin] Belediye binası içerisine girerek katılan Nazmi

Kahraman'ı [başvurucu] uyardığı

esnada Belediye Bahçesi içerisinde biriken kalabalığın içeri girmek için hamle

yaptığı, polis memurunun katılan Nazmi'yi [başvurucu] korumak için Belediye binası içerisindeki başka bir

odaya götürdüğü, bu esnada Belediye bahçesine gelen takviye ekibin dışarıda

bekleyen grubu sakinleştirmeye çalıştığı, aradan bir süre geçtikten sonra

katılan Nazmi'yi [başvurucu]

dışarıya güvenli bir yere götürmek için hamle yaptıkları, bu esnada Belediye

bahçesinde bekleyen ve içerisinde [sanıkların da] bulunduğu grubun katılana doğru saldırmaya

başladığı, bu esnada sanık [A.K.nın] elindeki demir çubuk ile katılan Nazmi'nin [başvurucu] kafasına doğru vurduğu, katılan Nazmi'nin [başvurucu] aldığı darbenin etkisi ile yere yığıldığı, güvenlik

güçlerinin sanıkları yatıştırdığı ve katılanıntedavisinin

yapılması için hastaneye sevkinin yapıldığı anlaşılmıştır..."

27. Karar, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin (Yargıtay) 12/3/2015

tarihli kararıyla diğer sanıklar yönünden onanmış; sanık A.K.yönünden ise bozulmuştur.

28. Yargıtay kararı 27/5/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiş olup başvurucu 19/6/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

29. UYAP üzerinden yapılan incelemeye göre bozma üzerine

Mahkemenin 2015/16 esasına kayden yapılan yargılama

beş celse sürmüş ilk celsesi 14/5/2015 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Söz

konusu celselerde gerekli beyan ve savunmaların yapılmasına yönelik yargılama

işlemlerinin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Mahkemenin 17/9/2015 tarihli

kararıyla sanık A.K.nın

neticeten 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, karar Yargıtayın 15/5/2017 tarihli kararıyla bu sanık yönünden de

onanmıştır.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 7/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

31. Başvurucu, emniyet güçlerince yeterince önlem alınamaması ve

kendisinin korunamaması nedeniyle yaralandığını, olayla ilgili ceza

soruşturmasının on yılı aşkın süredir devam ettiğini belirterek yaşam ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

32. Somut olayda başvuru, silahla yaralama olayına ilişkindir.

Bu nedenle başvuruda öncelikle yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa’nın

17. maddesinin birinci fıkrasının uygulanabilirliğinin değerlendirmesi

gerekmektedir.

33. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi

için gerekli şartlardan biri, doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmakla

birlikte ölümle sonuçlanmayan bir olaya ilişkin başvuru da mağdura karşı

gerçekleştirilen eylemin niteliği ve failin amacı gibi somut olayın koşulları

dikkate alınarak yaşam hakkı kapsamında incelenebilir. Bu değerlendirme

yapılırken eylemin potansiyel olarak öldürücü niteliğe sahip olup olmadığı ile

maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları önem

taşımaktadır (Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran, B. No: 2014/7227, 12/1/2017,§ 69;Yasin Ağca,

B. No: 2014/13163, 11/5/2017, §§ 109, 110).

34. Gerekçeli kararda kabul edildiği üzere saldırının demir

çubukla gerçekleştirildiği ve eylemin başvurucunun hayati tehlike geçirecek

şekilde yaralanmasına sebep olduğu, kafatası kemiğinde kırık ve beyin kanaması

teşhisiyle başvurucunun dört gün yoğun bakımda kaldığı, sonrasında da geçirdiği

kafa travmasına bağlı olarak her iki gözünde işlev kaybı meydana geldiği,

dolayısıyla olayda başvurucuya yönelik eylemin ölümle sonuçlanabilecek

nitelikte olduğu tartışmasızdır. Eylemin bu niteliği ve başvurucunun fiziki

bütünlüğü üzerindeki sonuçları diğer faktörlerle birlikte gözönünde

bulundurulduğunda başvurunun yaşam hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiği

sonucuna varılmıştır.

35. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

36. Anayasa'nın “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve

toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve

hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, temel olarak yaşamının korunmadığını

ve ceza soruşturmasının makul sürede tamamlanmadığını iddia etmektedir. Bu

sebeple başvurucunun adil yargılanma hakkı ile bağlantı kurularak ileri sürdüğü

iddiaları Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı

kapsamında incelenmiştir.

38. Başvurucunun yaşamının korunması için gerekli önlemlerin

alınmadığı yönündeki iddiasının yaşam hakkının maddi boyutu yönünden, olayın

failleri hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediği yönündeki iddiasının ise

yaşam hakkının usul boyutu yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Yaşam Hakkının Maddi

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

39. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve

negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50).

40. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve

hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi

vardır. Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı

caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek

gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü

tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 51).

41. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can

kaybının gerçekleştiği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesi

gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşam hakkına

yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmaları

gerektiği ifade edilmelidir. Bu kapsamda anılan yasal ve idari tedbirler,

yaşama hakkına yönelik ihlalleri durdurmayı ve gerektiğinde faillerin

cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşam

hakkının tehlikeye girebileceği her durum bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

42. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

usule ilişkin bir yönü bulunmaktadır. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü, doğal olmayan her ölüm olayının tüm

yönleriyle ortaya konmasını ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan

bağımsız bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,

23/1/2014, § 94).

43. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün, yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım

gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Anılan

yükümlülük olayın niteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte

soruşturmalarla yerine getirilebilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

44. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline

kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir

yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olayda

mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

45. Burada öncelikle ifade edilmelidir ki kamu makamlarının

gerekli ve yeterli önlemleri almaması sonucu ortaya çıkan her öngörülebilir

nitelikteki tehlike durumunda, ihmal düzeyinde kişisel sorumlulukları bulunan

kamu görevlilerinin benzer türdeki olayların önlenmesindeki önemli rolün

zedelenmemesi için mutlaka cezai yaptırımlarla hesap vermelerinin sağlanmasının

gerektiği söylenemeyecektir. Tazminata ilişkin hukuk yolları; bu tür olayların

gerçekleşme koşullarına, ihmali sorumluluğun derecesine ve -söz konusu ise-

yürütülen kamusal faaliyetin niteliğine göre benzer yaşam hakkı ihlallerini

önlemedeki rol bakımından yeterli olabilmektedir. Aksinin kabulü, yaşam

hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmeyen olaylarda etkili yargısal sistem

kurmaya ilişkin yükümlülüğün mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle

ilgili hukuk yollarının açık olmasıyla yeterli olabildiğine ilişkin genel kabul

ile açıkça çelişecektir (Kadri Ceyhan [GK],

B. No: 2014/1924, 17/5/2018,§ 93).

46. Başvuru dosyasının incelenmesinden şikâyetin güvenliği

sağlama hizmetinde idarenin kusuruna ilişkin olduğu değerlendirilmiştir.

47. Bu durumda Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında devletin etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülüğü, somut olayda mağdura idari yargı mercileri önünde

açabileceği bir tam yargı davası yolunun sağlanması ile yerine getirilmiş

sayılabilir.

48. Dolayısıyla Türk hukuk sistemindeki mevcut hukuki yollardan

olup hem idarenin mesuliyetini saptayabilecek hem de gerektiği takdirde zararın

ödenmesini sağlayabilecek olan, başvurucu tarafından erişilebilir ve etkili

olmadığı ileri sürülmeyen tam yargı davası yolunun tüketildiğine ilişkin

herhangi bir bilgi ve belge Anayasa Mahkemesine sunulmamıştır. Bu durumda yaşam

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetler yönünden kanunda öngörülen

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.

49. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yaşam Hakkının Usul

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

50.Başvurucu kavganın tarafı olan, kendisini yaralayan sanıklar hakkında

yürütülen soruşturmanın on yılı aşkın süredir devam etmesi nedeniyle etkili

soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

51. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşama

hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

52. Devletin yaşama hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

usule ilişkin yönü, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir

soruşturma yürütmeyi gerektirir. Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan

hukukun etkili bir şekilde uygulanmasınısağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

53. Yürütülen bu soruşturma makul bir özen ve süratle

yürütülmelidir (Salih Akkuş, B.

No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30). Bu husus, hukuk devletine bağlılığın sağlanması

ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin

engellenmesi yönünden bir gerekliliktir.

54. Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yapılıp

yapılmadığına ilişkin tespit başvuruya konu olayın kendi koşullarına, soruşturmadaki

şüpheli veya sanık sayısına, suçlamaların niteliğine, olayın karmaşıklık

derecesine ve soruşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlüklerin

bulunup bulunmadığına göre farklılık gösterebilecektir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No: 2013/4668,

16/9/2015, § 91).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

55. Somut olayda çok karmaşık bir nitelik arz etmeyen, söz

konusu yaralama olayına karışan sekiz şüpheli hakkındaki kamu davası olay

tarihinden yaklaşık 1 yıl 4 ay sonra açılmıştır. Yargılamanın görev

uyuşmazlığının çözümüne ilişkin kısmı 8 aydan fazla sürmüştür. Görevli

Mahkemede 6/2/2008 tarihli kesin rapor temin edilmesine yönelik başlayan süreç,

27/9/2012 tarihinde 4 yıl 7 ayı aşkın bir süre sonunda kesin raporun temin

edilebilmesiyle sonlanmıştır. Mahkemenin 15/11/2012 tarihinde verdiği ilk

kararının temyiz incelemesi süresi 2 yıl 3 ayı aşmıştır. Temyiz incelemesinde

kararın kısmen bozulması üzerine 14/5/2015 tarihinden itibaren yürütülen yeni

yargılama ise temyiz incelemesi de dâhil olmak üzere yaklaşık 2 yıl sürmüştür.

56. Yargılama safahatı incelendiğinde Yargıtayın

kısmen onama kısmen bozma kararıyla neticelenen yargılamanın ilk kısmının -dört

yılı aşan bir sürede başvurucunun yaralanmasına dair kesin raporu temin

edilmesi süreci nedeniyle- belirgin biçimde uzadığı tespit edilmiştir. Sonuç

olarak yaralama olayıyla ilgili ceza yargılaması, bireysel başvuru tarihi

itibarıyla 9 yıl 6 ayı aşkın bir süredir devam etmektedir.

57. Başvurucunun adresten taşınması nedeniyle rapor

aldırılmasına yönelik talimatın infaz edilemeden iade edildiği tespit edilmişse

de söz konusu hususun yargılama sürecinin uzamasına belirgin bir neden oluşturmadığı,

başvuruya konu soruşturmanın ilerlemesine engel olan herhangi bir unsur ya da

güçlüğün bulunmadığı, sanık sayısının sekiz olduğu, olayın aşamaların bu derece

uzun sürmesine sebebiyet verecek nitelikte bir karmaşıklığa sahip olmadığı ve

soruşturmada yaşanan gecikme üzerinde başvurucununtespit

edilebilen herhangi bir etkisinin bulunmadığı dikkate alındığında hiçbir unsur

soruşturmanın bu denli uzun bir sürede sonuçlandırılmasını haklı kılmamaktadır.

Bu nedenle somut olaya ilişkin soruşturmanın makul bir süratle yürütüldüğünün

söylenemeyeceği kanaatine varılmıştır.

58. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşama hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

59. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

60. Başvurucu; yaşam hakkının maddi ve usul boyutunun ihlali

nedeniyle ihlalin tespiti ve 150.000 TL manevi tazminata, 50.000 TL maddi

tazminata karar verilmesini talep etmiştir.

61.Başvuruda, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

62. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

takdiren net 27.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

63. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

64. Kararın bir örneğinin bilgi için Hazro Asliye Ceza

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Net 27.000 TL manevi tazminatın başvurucuya ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Hazro Asliye Ceza

Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

7/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Tuğçe TAKCI

Başvurucu

:

Nazmi

KAHRAMAN

Vekili : Av. Rojda PERVANE

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/10696, 7 Mart 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  7. A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  8. B. Değerlendirme
  9. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  10. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  11. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  12. Yıldırım
  13. Kömürcü
  14. Seferinoğlu
  15. Kahraman
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/10696
Tarih
7 Mart 2019

İlgili Kararlar

  • Sevim Erman Başvurusu (B. No: 2014/19594)
  • R.m. Başvurusu (B. No: 2018/22937)
  • Mahmut Yavuz Başvurusu (B. No: 2015/20032)
  • Çetin Kabul Başvurusu (B. No: 2014/16759)
  • F.b. Başvurusu (B. No: 2018/21171)
  • Erdem Doğan Başvurusu (B. No: 2017/25955)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.