İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mardin Süryani Katolik Kilisesi Vakfı Başvurusu (B. No: 2013/757)

1. Başvurucu, daha önce maliki

Başvuru No2013/757Tarih13 Haziran 2013Okuma10 dk · 2.017 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mardin Süryani Katolik Kilisesi Vakfı Başvurusu

Karar tarihi
13 Haziran 2013
Başvuru Numarası
2013/757
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.017 kelime·10 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, daha önce maliki

olduğu, kilise ve patrikhane olarak kullanılan taşınmazın bir bölümünün 1987

yılında yapılan kadastro çalışması sonucunda Hazine adına tescil edilmesinin

ardından 2009 yılında açtığı tapu tescil ve iptal davasının reddedilmesi

nedeniyle din ve vicdan hürriyeti, hak arama hürriyeti ve mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 24/1/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 20/2/2013 tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm

tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru dilekçesindeki ilgili

olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu Mardin Süryani

Katolik Kilisesi Vakfı 5/6/1935 tarih ve 2762 sayılı mülga Vakıflar Kanunu

uyarınca tüzel kişilik kazanmış olup, bu statüsü 2/2/2008 tarih ve 5737 sayılı

Vakıflar Kanunu ile devam etmekte olan bir cemaat vakfıdır.

6. Başvurucu, 2762 sayılı

Kanunun Geçici 1. maddesi uyarınca vakıf mülkiyetinde olan taşınmazlar için

gerekli bildirimi (1936 Beyannamesi) yapmıştır. 1895 yılında yaptırılan

başvuruya konu Meryem Ana Kilisesi ve müştemilatı ile Patrikhane binası,

bildirilen taşınmazlar arasındadır. Mezkûr taşınmaz 24/12/1963 tarihli tapu

senediyle toplam 2.293,95 m2 olarak başvurucu adına tescil edilmiştir.

7. Sözkonusu taşınmazın Patrikhane

bölümünün Kültür Bakanlığı tarafından müze olarak kullanılması amacıyla Mardin

Valiliği İl İdare Kurulunca 8/8/1979 tarihinde kamulaştırılması kararı

alınmıştır.

8. Başvurucu tarafından

kamulaştırma kararına karşı iptal davası açılmış, Danıştay 6. Dairesinin

E.1979/4598, K.1981/2821 sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş ve

1981 yılında kamulaştırma kararı kesinleşmiştir.

9. Kamulaştırma sonrasında

birbirinden duvar ile ayrılan Patrikhane binasının 1282 m2’si müze olarak

Hazine adına, 1011,95 m2’lik kısım ise kilise olarak tapu siciline tescil

edilmiştir.

10. Mardin Kadastro İl

Müdürlüğünce yapılan kadastro çalışması sonucunda başvurucuya ait kilise 812 m2

olarak başvurucu adına, patrikhane binası ise 1091 m2 olarak Hazine adına

tespit edilmiş ve iki aylık ilan süresinde itiraz edilmediği için 14/3/1988

tarihinde kadastro işlemleri kesinleşerek tapu siciline tescil edilmiştir.

11. Başvurucu 12/1/2011

tarihinde, kilisenin ibadet bölümüne dâhil olup, kilise ile patrikhane binası

arasındaki duvarın kilise kısmında kalan ve kilisenin bayan cemaatin kiliseye

giriş yaptığı, kilise korosunun kıyafetlerini giydiği, ilahilerin okunduğu ve

din adamlarının inzivaya çekildikleri 199,95 m2 alanın kadastro uygulaması

sırasında sınırların yanlış değerlendirilmesi sonucu Hazine adına tescil

edildiği gerekçesiyle kendi adına tescili talebiyle dava açmıştır.

12. Başvurucunun bu talebi,

Mardin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 8/3/2012 tarih ve E.2011/24, K.2012/145

sayılı kararıyla, 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12.

maddesinde yer alan 10 yıllık hak düşürücü süre geçtiği gerekçesiyle

reddedilmiş; başvurucu bu kararı temyiz etmiştir.

13. Temyiz başvurusunu inceleyen

Yargıtay 16. Hukuk Dairesi 13/11/2012 tarih ve E.2012/5765, K.2012/9341 sayılı

kararıyla kadastro işleminin kesinleştiği tarih, dava tarihi ile vakfın

niteliği ve davacı vakfın dayandığı tapu kaydında yazılı şerhe göre 3402 sayılı

Kanun’un ek 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının uygulama imkânı bulunmadığı

gerekçesiyle yerel mahkeme kararını onamıştır.

B. İlgili

Hukuk

14. 3402 sayılı Kadastro

Kanunu’nun “Kadastro tutanaklarının

kesinleşmesi ve hak düşürücü süre” başlıklı 12. maddesi şöyledir:

“30

günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait

sınırlandırma ve tespitler kesinleşir.

Kadastro müdürü tarafından onaylanarak

kesinleşen tutanaklar ile kadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları;

kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay

içinde tapu kütüklerine kaydedilir.

Bu tutanaklarda belirtilen haklara,

sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on

yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz

olunamaz ve dava açılamaz.( iptal cümle: Anayasa

Mah.12.5.2011 Tarih ve 2009/31 E. 2011/77 K. s.k.)

Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtları,

işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu kayıtlara dayanılarak kadastro ve

tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz.

Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle

tapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın,

taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla

zilyetliğinde bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve

açılacak olan davalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden

yararlanırlar.”

15. 3402 sayılı Kanun’a

22/5/2005 tarih ve 5304 sayılı Kanun ile eklenen “Sayısallaştırma” başlıklı ek 1. madde şöyledir:

“Kadastro veya tapulama haritaları, arazi

kontrolü yapılmak suretiyle sayısal hale getirilir. Yapılan çalışmaların

sonucu, 11 inci maddeye göre ilân edilir ve ilân süresi içerisinde dava

açılmayan taşınmaz malların kayıtlarında gerekli düzeltme yapılır.

Tapu kayıtlarında icareteyn

veya mukataalı olduğuna dair vakıf şerhi bulunan taşınmazlarda 12 nci maddenin 3 üncü fıkra

hükümleri uygulanmaz.”

16. 5737 sayılı Kanun’a

22/8/2011 tarih ve 651 sayılı KHK ile eklenen Geçici 11. madde şöyledir:

“Cemaat vakıflarının;

a) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup malik

hanesi açık olan taşınmazları,

b) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup

kamulaştırma, satış ve trampa dışındaki nedenlerle Hazine, Vakıflar Genel

Müdürlüğü, belediye ve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazları,

c) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamu

kurumları adına tescilli olan mezarlıkları ve çeşmeleri,

tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarihten itibaren oniki ay içinde

müracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil

müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescil edilir.

Cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya

cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememe

gerekçesiyle Hazine veya Genel Müdürlük adına tapuda kayıt edilen

taşınmazlardan üçüncü şahıslar adına kayıtlı olanların Maliye Bakanlığınca

tespit edilen rayiç değeri Hazine veya Genel Müdürlük tarafından ödenir.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve

esaslar yönetmelikle düzenlenir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

17. Mahkemenin 13/6/2013

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 24/1/2013 tarih ve 2012/757

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

18. Başvurucu, daha önce maliki

olduğu, kilise ve patrikhane olarak kullanılan taşınmazın patrikhane bölümünün

1981 yılında kesinleşen kamulaştırma işlemiyle Hazine adına tescil edildiğini,

1987 yılında yapılan kadastro çalışmasında kilise tarafında kalan, kamulaştırma

kapsamında olmayan ve ibadete tahsis edilmesi gereken yaklaşık 200 m2 alanın da

sınırlarının yanlış tespit edilmesi sonucu Hazine adına tescil edildiğini,

bahsedilen taşınmaz bölümünün kendi adına tescili amacıyla 2011 yılında açtığı davanın

hak düşürücü süre gerekçesiyle reddedildiğini, benzer durumda olan vakıflar

için hak düşürücü sürenin uygulanmayacağına dair yargı kararları olduğunu, bu

sebeplerle din ve vicdan hürriyeti, hak arama hürriyeti ve mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

19. Anayasa’nın 148. maddesi

şöyledir:

Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel

hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi

birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.

Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

20. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

21. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı

49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel

başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve

bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır.

Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

22. 12/1/2011 tarihli ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hukukun

uygulanması” kenar başlıklı 33. maddesi şöyledir:

“Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.”

23. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı

fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı

Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir.

1- Hak Arama Hürriyeti ve Mülkiyet Hakkı Yönünden İnceleme

24. Bir anayasal hakkın ihlali

iddiası içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden

incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve

Kanun tarafından Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin

olduğu açıktır. (B. No: 2012/1056 § 34, 16/4/2013)

25. Bahsedilen kurallar

uyarınca, derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış olayların sübutu,

delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması

ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden

adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Anayasa’da yer

alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe

derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar da bireysel

başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin

delilleri takdirinde açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu

takdire müdahalesi söz konusu olamaz. (B. No: 2012/1027, § 26, 12/2/2013)

26. Hukukun genel ilkelerinden

biri hukuk güvenliği prensibidir. Bu ilke, hukuk normlarının öngörülebilir

olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmelerini,

devletin de hukuki düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar. (B. No: 2012/51, § 18, 25/12/2012)

27. Belli bir hakkın mahkemede

ileri sürülebilmesi ya da hak arama hürriyeti kapsamında bir davanın

açılabilmesi için öngörülecek süreler hukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adil

yargılama hakkının ihlali olarak değerlendirilemez. Anılan süreler,

mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da

ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar

hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne

geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet

ederler. Süre sınırlaması getiren bu müdahaleler, devletin takdir yetkisi

içinde olup, ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı oldukça ve hakkın özünü

zedelemedikçe Anayasa’da yer alan hak arama hürriyetini engellemiş sayılmazlar.

(AİHM, Stubbings ve Diğerleri, 22083/93; 22095/93 § 51, 22/10/1996)

28. Başvuruya konu olayda kadastro

çalışması 1988 yılında kesinleşmiş, başvurucu bu tarihten 23 sene sonra

kadastro tespitinde hata olduğunu ileri sürerek Asliye Hukuk Mahkemesi önünde

dava açmıştır. Başvurucu kadastro işleminden ne zaman haberdar olduğunu

belirtmediği gibi, geçen 23 sene içinde neden başvuru yollarını kullanmadığına

dair bir açıklama da yapmamış, bunun yerine kendisiyle benzer durumda olan

vakıflar için hak düşürücü sürenin farklı uygulandığı mahkeme kararlarından

bahisle hak düşürücü sürenin kendisi için uygulanmaması gerektiğini ileri

sürmüştür.

29. Başvurucu uyuşmazlığa konu

taşınmaz bölümüyle ilgili mülkiyet hakkının varlığını gösteren tapu sicili gibi

belgeye bağlı somut bir delil sunmamıştır. Başvurucunun mülkiyet hakkıyla

ilgili iddiası ilk derece mahkemesinin davayı esastan görüşmeye açması halinde

ileri sürülebilecek nitelikte ve mahkemenin kadastro işlemini incelemesine

bağlı bir iddiadır. Somut olayda mahkeme, uyuşmazlığın esasına girerek karar

vermemiş, hak düşürücü süre nedeniyle davayı reddetmiştir.

30. Bu durumda başvurucunun

iddiasının özünün derece mahkemelerince dava konusu uyuşmazlığa ilişkin hak

düşürücü sürenin yorumlanmasında isabet olmadığı ve esas itibariyle

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

31. 6100 sayılı Kanun’un 33.

maddesi gereği hukukun uygulanması ve yorumlanması hâkimin resen gözeteceği bir

husustur. Bu kapsamda hak düşürücü sürenin dava konusu uyuşmazlıkta uygulanması

da hâkimin takdir yetkisi içinde ve kanunun açık hükmü karşısında beklenmesi

gereken bir sonuçtur. Derece mahkemelerinin kararlarında hak düşürücü sürenin

uygulanması konusunda açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu

takdire müdahalesi söz konusu olamaz.

32. Bununla birlikte

başvurucunun dile getirdiği yargı kararları incelendiğinde uyuşmazlık

konularının 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamulaştırma, satış ve trampa

dışındaki nedenlerle Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediye ve il özel

idaresi adına kayıtlı taşınmazlarla ilgili olduğu ve 5737 sayılı Kanun’un

geçici 11. maddesi uyarınca bu taşınmazların eski maliki olan vakıflara,

taşınmazları tekrar kendi adlarına tescil ettirmek için Kanun’un yürürlüğe

girdiği tarihten itibaren bir yıllık yeni başvuru süresi tanındığı,

mahkemelerin bu nedenle 10 yıllık hak düşürücü süreyi dikkate almadığı

anlaşılmaktadır. İhtilafa konu taşınmazın mülkiyeti kamulaştırılmak suretiyle

Hazineye geçtiğinden mülkiyetin Hazineye geçiş işleminin 5737 sayılı Kanun

kapsamında olmadığı açıktır.

33. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun hak arama hürriyeti ve mülkiyet hakkına ilişkin iddialarının kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, derece mahkemesi

kararlarının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından,

başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2- Din ve Vicdan Hürriyeti Yönünden İnceleme

34. Başvurucu, din ve vicdan

hürriyetinin ihlal edildiği iddiasıyla ilgi olarak hatalı kadastro uygulaması

nedeniyle kiliseye ait olması gereken taşınmaz bölümünün Hazine adına tescil

edildiğini ileri sürmektedir. Başvurucu bunun dışında din ve vicdan hürriyetini

engelleyen bir kamu gücü kullanımından bahsetmemektedir. Öte yandan başvurucuya

ait 812 m2 alanla birlikte Hazine adına tescilli 199,95 m2’lik alan Mardin

Süryani Katolik Kilisesi tarafından dini ayin ve törenler için kullanılmakta

olup, başvurucu bunun engellendiğine dair bir iddia da ileri sürmemektedir. Bu

durumda din ve vicdan hürriyeti açısından bir ihlalin olmadığı açıktır.

35. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun din ve vicdan hürriyetine ilişkin iddialarına yönelik bir ihlalin

olmadığı anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Başvurunun,

“açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

bırakılmasına, 13/6/2013 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Raportör : Selami ER Başvurucu : Mardin Süryani Katolik Kilisesi Vakfı Temsilcisi : Fuat ÇÖLLÜ Vekili : Av. İbrahim ÖZDİLER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/757, 13 Haziran 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/757
Tarih
13 Haziran 2013

İlgili Kararlar

  • Rafet Ünal Başvurusu (B. No: 2013/1610)
  • İlyas Türedi Başvurusu (B. No: 2013/1267)
  • Galip Yılmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1258)
  • İbrahim Ataş Başvurusu (B. No: 2013/1235)
  • Kürşat Eyol Başvurusu (B. No: 2012/665)
  • Armağan Çağlayan Başvurusu (B. No: 2013/33)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.