İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Akif Korkmaz Başvurusu (B. No: 2015/16027)

1. Başvuru, devlet memurluğundan çıkarılma işleminin iptali

Başvuru No2015/16027Tarih13 Eylül 2018Okuma17 dk · 3.426 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Akif Korkmaz Başvurusu

Karar tarihi
13 Eylül 2018
Başvuru Numarası
2015/16027
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.426 kelime·17 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, devlet memurluğundan çıkarılma işleminin iptali

istemiyle açılan davada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile

sonuçlanan ceza yargılaması ve bu yargılama sonucu ulaşılan sonuç esas alınarak

karar verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/9/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, İstanbul'un Beyoğlu Belediye Başkanlığı bünyesinde

zabıta memuru olarak görev yapmıştır.

9. Zabıta memuru olarak görev yaptığı dönemde görev ve yetkisi

olmadığı hâlde bir otelin ruhsat alma süreci ile ilgili olarak işlemleri

hızlandırma ve mühürleme yapmama gibi vaatlerde bulunarak kendine yarar

sağladığı ve rüşvet aldığı iddialarıyla başvurucu hakkında disiplin

soruşturması başlatılmıştır.

10. Soruşturma sonucunda isnat edilen fiileri

gerçekleştirdiği kanaatine varılan başvurucu 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı

Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca 25/9/2013 tarihli işlemle

devlet memurluğundan çıkarılmıştır.

11. Diğer taraftan başvurucu hakkında yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama suçu isnadıyla

kamu davası açılmıştır. İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi 26/9/2013 tarihli

kararıyla başvurucunun 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezasıyla

cezalandırılmasına hükmetmiş ancak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar vermiştir. İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi esasa ilişkin

gerekçesinde öz olarak başvurucunun yetkili

olmadığı bir konuda iş yapabileceği kanaatini uyandırmak suretiyle bir miktar

para talep ederek kendine yarar sağlamaya çalıştığı sonucuna

ulaşıldığını ifade etmiştir.

12. Başvurucu, hakkında tesis edilen devlet memurluğundan

çıkarılma işlemine karşı İstanbul 4. İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde iptal

davası açmıştır.

13. Mahkeme 12/11/2014 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir.

14. Ret gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"657 sayılı Devlet

Memurları Kanununun 125. maddesinin E-g maddesinde; memurluk sıfatı ile

bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde

bulunmak Devlet Memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller

arasında sayılmıştır.

...

... davacının yetkili olmadığı bir iş için

yarar sağlama suçundan İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama

sonucunda anılan Mahkemenin 26.09.2013 gün ve 2012/556 esas, 2013/339sayılı

kararıyla davacının suçunun sabit görüldüğü, hapis ve adli para cezası ile

cezalandırılmasına karar verildiği ancak CMK'nun

231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verildiği görülmüştür.

Bu durumda, yetkili olmadığı bir iş için yarar

sağlama suçunu işlediği yapılan incelemeler sonucu tespit edilen ve bu suçtan

ağır ceza mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda işlediği suç sabit görülen

davacının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun

125/E-g maddesi uyarınca Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile

cezalandırılmasına dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı

sonucuna varılmıştır."

15. Ret hükmü Danıştay Onaltıncı

Dairesinin 17/6/2015 tarihli kararıyla onanmıştır.

16. Başvurucu nihai kararı 31/8/2015 tarihinde tebellüğ etmesinin

ardından 30/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

17. 657 sayılı Kanun'un

"Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller"

kenar başlıklı 125. maddesinin (E) bendi ile bendin (g) alt bendi şöyledir:

" E - Devlet

memurluğundan çıkarma : Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere

memurluktan çıkarmaktır.

Devlet memurluğundan çıkarma cezasını

gerektiren fiil ve haller şunlardır:

...

g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik

ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,"

18. 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (5) numaralı fıkrasının

son cümlesi şöyledir:

"Hükmün açıklanmasının geri bırakılması,

kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder."

B. Uluslararası Hukuk

19. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin

ikinci fıkrası şöyledir:

"Kendisine bir suç

isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz

sayılır."

20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme’nin 6.

maddesinin ikinci fıkrasının, kişilerin suçluluğu

yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılma hakkını güvence

altına aldığını belirtir. AİHM içtihatlarında, masumiyet karinesi ile sağlanan

güvencenin iki yönünün bulunduğunu ifade etmiştir: ceza yargılamasının

yürütülmesine ilişkin usuli güvence –bu güvence ile,

sonucunda mahkumiyet kararı dışında bir hüküm kurulan

ceza yargılaması ile bağlantılı olan durumlarda, daha sonra yürütülecek

yargılamalar boyunca kişinin masumiyetine saygı gösterilmesinin sağlanması

amaçlanır. Bu usuli yön kapsamında, masumiyet

karinesi ilkesi, ceza yargılamasının kendisinin adil olmasını sağlayacak usuli güvence olarak, kamu görevlilerinin davalının

suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunmasını yasaklar.

Ancak, bu husus, cezai meselelerde usuli güvence ile

sınırlı değildir, bu kapsam daha geniştir ve Devletin hiçbir temsilcisinin,

mahkeme ile suçluluğu ispatlanıncaya kadar kişinin bir suçtan suçlu olduğunu

söylememesini gerekli kılar.Bu

kapsamda, sadece ceza yargılaması kapsamında değil aynı zamanda ceza

yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen bağımsız hukuk yargılamaları,

disiplin işlemleri veya diğer yargılamalarda da masumiyet karinesinin ihlali

söz konusu olabilir. Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki

güvencenin ilk yönü, kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar ceza

gerektiren bir suçla suçlandığı süreye ilişkin iken, masumiyet karinesi

güvencesinin ikinci yönü, ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir

hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren

suç karşısında kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını gerektirir (Seven/Türkiye, B. No: 60392/08, 23/1/2018,

§ 43).

21. AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasının disiplin

yetkisini haiz makamların ceza yargılaması kapsamında kendisine suç isnat

edilen ve eylemi usule uygun bir şekilde tespit edilen bir kamu görevlisine

yaptırım uygulamasını engellemek gibi bir amacı veya etkisi bulunmadığına

kanaat getirmiştir. AİHM, Sözleşme’nin herhangi bir eylem nedeniyle hem ceza

hem de disiplin yargılamalarının başlatılmasına veya söz konusu iki yargılama

türünün eş zamanlı olarak yürütülmesine halel getirmediğine vurgu yapmaktadır.

AİHM ayrıca, cezai sorumluluğun kaldırılması hâlinde bile daha hafif bir ispat

külfeti temelinde aynı olaylardan doğan hukuki veya diğer sorumlulukların tesis

edilmesine halel getirilmediğine işaret etmektedir. Ancak nihai bir cezai hüküm

olmaksızın disiplin yargılaması kapsamında başvurana iddia konusu eylemi

nedeniyle cezai sorumluluk yükleyen bir ifadenin bulunması hâlinde 6. maddenin

(2) numaralı fıkrası kapsamına giren bir mesele söz konusu olacaktır (Seven/Türkiye, § 51).

22. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasının

sağladığı korumanın ikinci yönüne göre, sanığın beraatıyla veya davanın

düşmesiyle sonuçlanan ceza yargılamaları sonrasında, söz konusu kişiye

masumiyetine uygun bir muamelede bulunulmasını gerekir. Bu ikinci yönde,

maddenin genel amacı, bir suçtan beraat eden bireyleri veya ceza yargılaması

düşen kişileri, itham edildikleri suçtan aslında suçlu olduklarını düşünen kamu

görevlileri ve makamlarına karşı korumaktır. Bu davalarda, masumiyet karinesi,

adil olmayan bir cezai hükmün önlenmesi için, sağladığı usuli

güvencenin çeşitli koşullarının yargılamada uygulanması suretiyle hayata

geçirilmiştir. Beraat veya herhangi bir düşme kararına riayet edilmesi hakkının

korunmaması halinde, Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan adil

yargılanma güvenceleri teorik ve hayali olma riskiyle karşı karşıya kalabilir (Seven/Türkiye, § 54).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 13/9/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

24. Başvurucu; hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile

sonuçlanan ceza yargılaması esas alınarak davanın reddedildiğini, çıkarılmaya

temel olan fiilinin gerçekleştiği yönünde şüpheden uzak kanıt bulunmadığını,

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı Kanun uyarınca

aleyhine hukuki sonuç doğurmaması gerektiğini, sicillerinin iyi düzenlendiğini,

çıkarılmayı gerektirecek bir davranışının bulunmadığını ve işlemin ölçüsüz

olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

25. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

26. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucunun temel iddiası,

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile sonuçlanan ceza yargılaması

ve bu ceza yargılamasına konu fiil esas alınarak kendisine suçlu muamelesi

yapılması suretiyle davanın reddedilmesine yönelik olduğundan şikâyetin

masumiyet karinesi yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

28. Başvurucunun ihlal iddiası, devlet memurluğundan çıkarma

işleminin iptali istemiyle açtığı davada idare mahkemesi tarafından gerekçeli

kararda kesin bir mahkumiyet hükmü ile sonuçlanmayan

ceza yargılamasının esas alınması ve kullanılan ifadelere ilişkindir. Bu

bağlamda masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin ikinci yönünün (bkz. §§ 20,

21, 22) devreye girdiği somut başvuruda masumiyet karinesinin sağladığı

güvencelerin ve Anayasa'nın 36. maddesinin uygulanabileceği sonucuna

varılmaktadır. Bu itibarla ihlal iddialarının Anayasa ve Sözleşme'nin ortak

koruma alanının kapsamında yer aldığı, bir başka ifadeyle başvurunun Anayasa ve

Sözleşme hükümleriyle konu bakımından bağdaşmazlık göstermediği

anlaşılmaktadır.

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

30. Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü

fıkrasında "Suçluluğu hükmen sabit

oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." şeklinde

düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde ise herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmektedir. Anılan maddeye adil

yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin

taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama

hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, kendisine bir suç isnat edilen herkesin

suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılacağı düzenlenmiştir.

Bu itibarla masumiyet karinesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen

sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağına dair 38. maddesinin

dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir (Fameka İnş. Plastik San ve Tic. Ltd. Şirketi, B. No: 2014/3905,

19/04/2017, § 27).

31. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin

adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar

masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir

gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan

karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu

olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse,

suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri

tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B.

No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

32. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet

karinesinin sağladığıgüvencenin iki yönü

bulunmaktadır.

33. Güvencenin ilk yönü; kişi hakkındaki ceza yargılaması

sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir

suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu

olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında

erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar.Güvencenin

bu yönünün kapsamı sadece cezayargılamasını yürüten

mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm idari ve adli

makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar

kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli

kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil

ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve

yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali

söz konusu olabilir (Galip Şahin, B.

No: 2015/6075, 11/6/2018, § 39).

34. Güvencenin ikinci yönü ise ceza yargılaması sonucunda

mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki

yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe

duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu

izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasınıgerektirir

(Galip Şahin, § 40).

35. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ve disiplin hukuku

farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Disiplin hukuku kurumun iç

düzenini korumayı amaçlayan ve bunun için kamu görevlilerinin mevzuata, çalışma

düzenine, hizmetin gereklerine aykırı fiillerine yönelik olarak uygulanacak

yaptırımları ve bu yaptırımların uygulanmasındaki usul ve esasları düzenleyen

bir hukuk alanıdır. Bazı hâllerde ise kamu görevlisinin fiili ceza hukuku

kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin hukuku yönünden de

sorumluluk gerektiren bir mahiyettaşıyabilir (benzer

yönde değerlendirmeler için bkz. Özcan

Pektaş, B. No: 2013/6879, 2/12/2015, § 25; Kürşat Eyol, §

30). Böyle bir durumda Anayasa'da güvence altına alınan masumiyet karinesinin

bir eylemi nedeniyle ilgili hakkında hem ceza hem de disiplin işlemlerinin

yürütülmesine engel teşkil etmediğini, bu iki sürecin eş zamanlı olarak devam

etmesinin de önünde anılan güvence bakımından bir mâni bulunmadığını belirtmek

gerekir (M.E.T., B. No:

2014/11920, 3/7/2018, § 61).

36. Öte yandan ceza muhakemesi sonucunda kişinin müsnet suçu işlemediğine dair hükümler dışında ceza

mahkemesi hükmü, disiplin makamları açısından doğrudan bağlayıcı değildir.

Ancak cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -daha

hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun

tesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır (benzer yönde

değerlendirmeler için bkz. Özcan Pektaş, §

25; Kürşat Eyol,

§ 30).

37. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir başka

ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları tarafından

hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden disiplin soruşturma

ve yargılamalarında masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus; kamu

makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya

kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza

mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge

düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (Galip

Şahin, § 47).

38. Bununla birlikte ceza yargılamasına konu maddi olay ve

olguların disiplin hukuku esasları çerçevesinde diğer kamu makamlarınca

(idari/adli) ayrıca değerlendirilmesi ve bu değerlendirme sonucunda ulaşılacak

kanaate göre işlem/karar tesis edilmesi mümkündür. Bu bağlamda disiplin işlem

ve yargılamalarında ceza yargılamasında elde edilen bir delile istinat edilmesi

ya da kişi hakkında yapılan ceza yargılamasına bir olgu olarak atıf yapılmış

olması tek başına masumiyet karinesinin sağladığı güvencelere aykırılık teşkil

etmez. Ancak adli ve idari makamların kendi görev sınırlarını aşarak kişiyi suçlu ilan etmesi veya bu bağlamda

birtakım çıkarımlarda bulunması masumiyet karinesinin ihlaline yol açabilir. Masumiyet

karinesi kapsamındaki güvencelerin sağlanıp sağlanmadığının tespiti yapılırken

ise kararın gerekçesinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir (Galip Şahin, § 48).

39. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen

durumlarda sanığın suçlu olduğu konusunda ulaşılmış bir vicdani kanaat

bulunmakta ve bu kanaat “kasten yeni bir

suç” işlenmemesi şartına bağlı olarak hüküm ifade etmemektedir.

Gerçekten hükmün açıklanmasının geri bırakılması, mahkûmiyet konusunda vicdani

kanaate ulaşmış mahkemenin buna ilişkin hükmü açıklamayı belirli bir süre

ertelemesini, bu süre zarfında hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç

doğurmamasını ve bu süre sonunda kişinin başka suç işlememesi hâlinde

açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar

verilmesini ifade eder. Bu çerçevede ceza davası dışında fakat ceza davasına

konu olan eylemler nedeniyle devam eden idari uyuşmazlıklarda açıklanması geri

bırakılan mahkûmiyet kararına dayanılması masumiyet karinesi ile çelişebilir (Kürşat Eyol, §§

28, 29).

40. İdari uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından

salt kişinin yargılanmış olmasından ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

dair karardan söz edilmesi, masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden söz

edebilmek bakımından yeterli değildir. Bunun için kararın gerekçesinin bütün

hâlinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilen fiillere dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir

(Ramazan Tosun, § 63; Hüseyin Şahin, § 40).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

41. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucu, kendine yarar

sağladığı ve rüşvet aldığı iddialarıyla hakkında açılan idari soruşturma

sonucunda devlet memurluğundan çıkarılmış ve aynı eylemler nedeniyle hakkında açılan

kamu davası sonucunda yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama suçu nedeniyle hapis ve adli para

cezasına mahkûm edilmiş ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

26/9/2013 tarihinde verilmiştir. Devlet memurluğundan çıkarılma işlemine karşı

açtığı dava da İstanbul 4. İdare Mahkemesi tarafından 12/11/2014 tarihinde

reddedilmiştir. Başvurucu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile

sonuçlanan ceza yargısı süreci ve yargılamaya konu eylem esas alınarak davanın reddedildiğini;

bu nedenle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

Başvurucunun şikayeti dikkate alındığında somut

başvurunun masumiyet karinesinin ikinci yönü bakımından incelenmesi gerektiği

anlaşılmaktadır.

42. Yukarıda alıntılanan ilkeler uyarınca masumiyet karinesinin

ihlal edilip edilmediği değerlendirilirken önemli olan husus, idari işleme

ilişkin süreci yürüten ve yargılamayı yapan makamın ilgili kişiye suç isnat

edip etmediği,ceza

yargılaması kararını sorgulayıp sorgulamadığı ve münhasıran ceza yargılaması

sonucunda verilen hükme dayanıp dayanmadığıdır.

43. İstanbul 4. İdare Mahkemesinin 12/11/2014 tarihli ret kararı

gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir;

" ... davacının yetkili

olmadığı bir iş için yarar sağlama suçundan İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinde

yapılan yargılama sonucunda anılan Mahkemenin 26.09.2013 gün ve 2012/556 esas,

2013/339sayılı kararıyla davacının suçunun sabit görüldüğü, hapis ve adli para

cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ancak CMK'nun

231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verildiği görülmüştür.

Bu durumda, yetkili olmadığı bir iş için yarar

sağlama suçunu işlediği yapılan incelemeler sonucu tespit edilen ve bu suçtan

ağır ceza mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda işlediği suç sabit görülen

davacının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun

125/E-g maddesi uyarınca Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile

cezalandırılmasına dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı

sonucuna varılmıştır."

44. Mahkemenin karar gerekçesinde geçen "...davacının suçunun sabit görüldüğü..." , " ..bir iş için yarar sağlama suçunu işlediği

yapılan incelemeler sonucu tespit edilen ve bu suçtan ağır ceza mahkemesinde

yapılan yargılama sonucunda işlediği suç sabit görülen davacının..."

ifadeleri, açıklanması geri bırakılmış olan ceza yargılaması kararına atıf

yapıldığını göstermektedir.

45. Somut olayda Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun isnat edilen

suçu işlediğine kanaat getirmiş ancak 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin

başvurucuya isnat edilen suça uygulanabilir olduğunu tespit ederek hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiş ve dolayısıyla beş yıllık

denetim süresinin suç işlenilmeden geçirilmesi

hâlinde başvurucu hakkında açılan kamu davasının düşmesi imkânını tanımıştır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı Kanun'nun 231. maddesi uyarınca sanık hakkında hukuki sonuç

doğurmadığı dikkate alındığında başvurucunun masumiyet karinesinin devam ettiği

açıktır.

46. Yukarıda anılan ilkeler çerçevesinde ceza gerektiren

herhangi bir suç isnat edilen kişiye ilişkin bir hukuki kararın şahsın suçu

kesin olarak kanıtlanıp mahkûm edilmeden suçlu olduğu yönünde bir görüşü

yansıtması hâlinde masumiyet karinesinin ihlal edilmiş olacağı unutulmamalıdır.

47. Uyuşmazlık konusu disiplin cezasına esas olan olaylara

ilişkin yeni bir değerlendirme yapmadan başvurucuya isnat edilen suçun sabit olduğunu ifade eden İstanbul

4. İdare Mahkemesinin disiplin cezasının hukuka uygun bulunduğu yönündeki

gerekçesini kendi değerlendirmesinden ziyade hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararı ile sonuçlanan ceza mahkemesi kararına dayandırdığı

anlaşılmaktadır. Bu bağlamda İstanbul 4. İdare Mahkemesinin kullanılan dil

itibarıyla bir idaridavanın sınırlarının dışına

çıktığı ve bir suç isnadına ilişkin tespit yapması sonucu önündeki davayı

inceleme görevinin ötesinde hareket ettiği görülmektedir.

48. Kararda kullanılan ifade ve değerlendirmeler dikkate

alındığında, Mahkemenin yalnızca ceza davası kapsamında verilen mahkûmiyet

kararını esas aldığı, ceza yargılamasında toplanan delillere ve bu deliller

sonucu ulaşılan tespite bağlı olarak olayın gerçekliğine kanaat getirdiği ve

sonuca ulaştığı anlaşılmıştır. Mahkemenin; ceza yargılamasından bağımsız, kendi

görüşünü ortaya koyacak herhangi bir delili kararında irdelemediği, olay ve

olgular hakkında yeni bir değerlendirme yapmadığı görülmektedir. Kararda,

münhasıran hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile sonuçlanan ceza

yargılamasına konu eyleme dayanıldığı ve eyleme yönelik ifadelerin de (bkz. §

40) masumiyet karinesini ihlal edici mahiyette olduğu anlaşılmaktadır.

49. Sonuç olarak kararda yapılan değerlendirme ve kullanılan

ifadelerin masumiyet karinesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

50. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde İstanbul 4. İdare

Mahkemesi kararının gerekçesinde Mahkemenin hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararı ile sonuçlanan ceza yargılamasındaki mahkûmiyet tespitine

göre başvurucunun yargılamaya konu eylemi işlediği ve suçlu olduğu inancının

yansıtıldığı anlaşıldığından Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına

alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

51.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

52. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan kararında, Anayasa Mahkemesince bir temel hakkın ihlal

edildiği sonucuna varıldığında ihlalin ve sonuçlarının nasıl ortadan

kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkelere yer verilmiştir (detaylı

açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan, [GK],

B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 57-60).

53. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesi ve yeniden yargılama

yapılmasına hükmedilerek ihlalin giderilmesi talebinde bulunmuştur.

54. Anayasa Mahkemesi, İstanbul 4. İdare Mahkemesi kararında

yapılan değerlendirme ve kullanılan ifadelerin masumiyet karinesini ihlal

ettiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme

kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

55.

Bu durumda masumiyet karinesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre

yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu

kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan

mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir

karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

56. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü

fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 4. İdare

Mahkemesine (Anılan Mahkemenin 12/11/2014 tarihli ve E.2013/2656, K.2014/1953

sayılı kararına ait dava dosyası ile ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/9/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Volkan

ÇAKMAK

Başvurucu

:

Mehmet Akif

KORKMAZ

Vekili

:

Av. Mehmet

AYDIN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/16027, 13 Eylül 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. VI. Hüküm
  13. A. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  14. B. Anayasa’nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Özgüldür
  18. Çakmak
  19. Korkmaz
  20. Aydın
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/16027
Tarih
13 Eylül 2018

İlgili Kararlar

  • Abbas Karabulut Başvurusu (B. No: 2015/12317)
  • Abdullah Pekdura Başvurusu (B. No: 2015/12388)
  • Duygu Altıntaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/18411)
  • N.b. Başvurusu (B. No: 2015/4130)
  • Mahmut Soner Başvurusu (B. No: 2015/2604)
  • Cihat Duman Başvurusu (B. No: 2015/18457)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.