İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Arif Madenci Başvurusu (B. No: 2014/13916)

1. Başvuru, ortağı bulunduğu şirkete sunduğu hizmetler

Başvuru No2014/13916Tarih12 Ocak 2017Okuma38 dk · 7.661 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Arif Madenci Başvurusu

Karar tarihi
12 Ocak 2017
Başvuru Numarası
2014/13916
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.661 kelime·38 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ortağı bulunduğu şirkete sunduğu hizmetler

dolayısıyla yüklendiği katma değer vergisi (KDV) iade alacağının gelir (stopaj)

vergisi borcuna mahsup talebinin, anılan şirkete sunulan hizmetlerin KDV

istisnası kapsamında olmadığı gerekçesiyle kabul edilmemesi nedeniyle mülkiyet

ve çalışma hürriyeti haklarının; vergilerden asıl sorumlu olan şirketin açtığı

davalar kabul edilirken kendi açtığı davaların reddedilmesi nedeniyle eşitlik

ilkesinin; karar düzeltme istemlerinin gerekçesiz olarak reddedilmesi, ayrıca

davanın yedi yılda sonuçlanması nedenleriyle de adil yargılanma hakkının; tüm

bunlara bağlı olarak etkin başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/8/2014 tarihinde İstanbul 14. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 29/1/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 22/2/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, bu aşamada başvuru hakkında bir görüş

bildirilmeyeceğini ifade etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir.

1. Başvuru Konusu Olayla

İlgili Genel Bilgiler

7. Başvurucu Karadeniz Ereğli Vergi Dairesi Müdürlüğüne bağlı

gerçek usulde gelir vergisi mükellefi olup gemi ve tekne inşa, kaynak ve montaj

işiyle uğraşmaktadır.

8. Başvurucu aynı zamanda İstanbul Beyoğlu Vergi Dairesi

Müdürlüğüne bağlı olup Karadeniz Ereğli'de tersanecilik faaliyetinde bulunan

Madenci Gemi Sanayi Limited Şirketinin (Şirket) % 50 hisseli ortağıdır.

Başvurucu şahsi ticari faaliyeti kapsamında ortağı bulunduğu Şirkete gemi ve

tekne inşa, kaynak ve montaj hizmeti vermektedir.

9. Başvuru dilekçesinde ifade edildiği üzere Şirketin kurulduğu

günden bu yana inşa edilen bütün gemiler yurt dışına ihraç edilmiştir. Şirket

tarafından ihraç edilen her bir gemi için Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı

Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğünden yatırım teşvik belgesi alınmıştır.

10. Şirket, ayrıca İstanbul Beyoğlu Vergi Dairesi Müdürlüğünden

25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 13. maddesinin

birinci fıkrasının (a) uyarınca KDV'den muafiyet belgesi alarak noterden

onaylattırdığı örneklerini hizmet satın aldığı tedarikçilere vermiştir.

11. Şirkete hizmet tesliminde bulunan tedarikçilerden biri olan

başvurucu, KDV'den muafiyet belgesine istinaden gerçekleştirdiği hizmet

teslimlerinden doğan KDV'yi hizmet faturalarına yansıtmayarak kendisi

yüklenmekte ve indirim konusu yapamadığı bu KDV'den doğan iade alacağını şahsi

ticari işletmesindeki çalışanları için ödemesi gereken gelir vergilerinden

mahsup etmektedir.

12. Şirketin hesap ve işlemleri Gelir İdaresi Başkanlığı

Gelirler Başkontrolörlüğünce incelenmiş ve 24/11/2006

tarihli vergi inceleme raporu düzenlenmiştir. Anılan raporda, Şirkete yapılan

mal ve hizmet teslimlerinin, 3065 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci

fıkrasının (a) bendinde belirtilen istisna koşullarını taşımadığı ve

dolayısıyla bu mal ve hizmetlerin katma değer vergisinden istisna olmadığı

savunulmuştur. Raporda savunulan görüşe göre 3065 sayılı Kanun'un 13.

maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca mal ve hizmet teslimlerinin

KDV'den istisna olabilmesi için inşa edilen gemilerin Şirketin faaliyetlerinde

kullanılması gerekte olup Şirketin ürettiği gemiler işletme aktifine

kaydedilmeksizin ihraç edildiğinden ve Şirketin esas faaliyetinde

kullanılmadığından bu hizmetler KDV'ye tabidir.

13. Şirket hakkında yapılan vergi incelemesinin ardından Şirkete

mal ve hizmet tesliminde bulunan başvurucunun şahsi ticari faaliyetlerine

ilişkin 2006 yılı defter ve belgeleri de iadeye konu olan işlemler yönünden

incelenmiştir. Bu kapsamda, başvurucu tarafından Şirkete sunulan inşa, kaynak

ve montaj işçiliği hizmetlerinin istisna kapsamında olmadığı belirtilerek

Şirket adına düzenlenen faturalara yansıtılmayarak şahsi işletmesinde çalışan

işçilerden kesilen gelir vergileri için verilen muhtasar beyannameden mahsup

suretiyle iade alınan 2006/Temmuz, 2006/Ağustos, 2006/Eylül, 2006/Ekim,

2006/Kasım, 2006/Aralık ve 2007/Ocak dönemlerine ilişkin vergilerin

başvurucudan tahsili amacıyla ödeme emirleri düzenlenmiştir.

14. Öte yandan, başvurucu tarafından KDV hesaplanmaksızın teslim

edilen hizmetlere ilişkin KDV'den Şirketin de müteselsil sorumluluğunun

bulunduğu gerekçesiyle Şirket adına da cezalı KDV tarhiyatları yapılmıştır.

2. Şirket Adına Tarh

Edilen Vergilere İlişkin Yargılama Süreci

15. Başvurucunun sunduğu ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi

(UYAP) kayıtlarından yapılan araştırma sonucu elde edilen bilgi ve belgelere

göre Şirket adına 2005 ve 2006 yıllarının çeşitli dönemlerine ilişkin olarak

yapılan cezalı KDV tarhiyatları İstanbul 6. Vergi Mahkemesinde dava konusu

edilmiştir. Yapılan yargılama sonucunda Mahkeme, 13/5/2009 tarihli ve

E.2008/3961, K.2009/1630; E.2008/3962, K.2009/1631; E.2008/3963, K.2009/1632

E.2008/3964, K.2009/1633; E.2008/3965, K.2009/1634; E.2008/3966, K.2009/1635

sayılı kararlarla davaları kabul etmiştir. Mahkeme, Mehmet Arif Madenci adlı

mükellef (başvurucu) tarafından, vergi dairesince verilmiş yasal "KDV

istisna" belgesine istinaden KDV hesaplamadan düzenlenen faturalara konu

gemi ve tekne inşa, kaynak, montaj hizmetlerinin 3065 sayılı Kanun'un 13.

maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde öngörülen istisna koşullarını haiz

olduğu, geminin sipariş üzerine imal ve inşa edilmesinin istisnadan

yararlanılmasına engel teşkil etmediği, bu nedenle Şirketin müteselsil sorumlu

olmasını gerektiren bir vergiden bahsedilemeyeceği gerekçesine dayanmıştır.

16. Mahkemenin anılan kararları Danıştay Dokuzuncu Dairesinin

21/5/2010 tarihli ve E.2009/7829, K.2010/2574; E.2009/7828, K.2010/2573;

E.2009/7831, K.2010/2576; E.2009/8075, K.2010/2571; E.2009/8404, K.2010/2572

sayılı kararıyla onanmıştır.

17. Danıştay Dokuzuncu Dairesinin bu kararlarına karşı karar

düzeltme isteminde bulunulmuş ise de davacı Şirketin 6111 sayılı Kanun

hükümlerinden yararlanmak amacıyla başvurması ve bu kapsamda davadan vazgeçmesi

nedeniyle Danıştay Dokuzuncu Dairesi, 5/7/2011 tarihli ve E.2010/9503,

K.2011/5185; E.2010/9206, K.2011/5180; E.2010/9501, K.2011/5183; E.2010/9207,

K.2011/5185; E.2010/9208, K.2011/5182 sayılı kararlarıyla istem hakkında karar

verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.

3. Başvurucu Adına

Düzenlenen Ödeme Emirlerine İlişkin Yargılama Süreci

18. Başvurucunun sunduğu ve ayrıca UYAP kayıtlarından yapılan

araştırma sonucu elde edilen bilgi ve belgelere göre başvurucu adına

2006/Temmuz, 2006/Ağustos, 2006/Eylül, 2006/Ekim, 2006/Kasım, 2006/Aralık ve

2007/Ocak dönemlerine ilişkin gelir (stopaj) vergilerinin tahsili amacıyla

düzenlenen ödeme emirlerine karşı Zonguldak Vergi Mahkemesinde 14/9/2007

tarihinde davalar açılmıştır. Yapılan yargılama sonucu Mahkemece 28/3/2008

tarihli ve E.2007/751, K.2008/295; E.2007/752, K.2008/296; E.2007/753,

K.2008/297; E.2007/754, K.2008/298; E.2007/755, K.2008/299; E.2007/756,

K.2008/300; E.2007/757, K.2008/301 sayılı kararlarla davalar kabul edilerek

ödeme emirleri iptal edilmiştir. Mahkemenin gerekçesinin ilgili kısımları şu

şekildedir:

"3065 Sayılı Katma Değer Vergisi

Kanunu'nun 13/ a maddesinde; faaliyetleri kısmen ya da tamamen deniz, hava ve

demir yolu taşıma araçlarının, yüzer tesis ve araçların kiralanması veya

çeşitli şekillerde işletilmesi olan mükelleflere bu amaçla yapılan deniz, hava

ve demir yolu taşıma araçlarının, yüzer tesis ve araçlarının teslimleri, bu

araçlarının imal ve inşaası ile ilgili olarak yapılan

teslim ve hizmetler ile bunların tadili, onarım ve bakımı şeklinde ortaya çıkan

hizmetlerin vergiden müstesna olduğu, ... hükmü yer almıştır.

...

Dava dosyasının incelenmesinden, ... davacının

2006 yılı yasal defter ve belgelerinin... incelemeye alındığı, inceleme sonucu

düzenlenen ... vergi inceleme raporuyla; hizmet verilen Madenci Gemi San. Tic.

Ltd. Şti.'nin inşa ettiği gemileri yurt dışı

firmalardan aldığı siparişler üzerine ve kendi faaliyetiyle ilgili olmaksızın

yaptırdığından dolayı, aldığı istisna belgesinin kanun maddesinde aranılan

şartları baştan taşımadığı, bu nedenle katma değer vergisi istisnasından

yararlandırılmasının mümkün olmadığı, ziyaa uğratılan

vergi ile buna bağlı ceza ve faizlerin istisna kapsamında teslimde bulunulan

Madenci Gemi San. Tic. Ltd. Şti.'nden aranması

gerektiğinin önerilmesi üzerine davacının da istisnadan faydalanamayacağından

bahisle mahsup talebi reddedilerek ... davacıya bildirildiği ve böylece

ödenmemiş sayılan vergilerin tahsili amacıyla da davaya konu ödeme emrinin

düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Olayda, uyuşmazlığın esası davacının mahsup

talebinin reddedilmesinden kaynaklanmaktadır. Davacının mahsup talebi vergi

inceleme raporundaki davacının mal ve hizmet tesliminde bulunduğu Madenci Gemi

Ltd. Şti.'nin esas faaliyet konusunun tersane

işletmeciliği olduğu, inşa ettiği gemileri kiralamak ya da işletmek üzere malik

sıfatıyla inşa etmediği, satmak amacıyla inşa ettiği, gemi inşaları

tamamlandığında yapmış olduğu sözleşmeler gereği siparişi veren firmaya ihraç

etmekte olduğu, inşa edilen gemilerin şirket için ticari mal mahiyetinde

olduğundan faaliyetinin istisna kapsamında kabul edilemeyeceği tespitlerinden

hareketle davacının bu şirkete yaptığı teslim ve hizmetlerin de istisna

kapsamında olmadığı kabul edilerek reddedilmişse de, yapılan teslim ve

hizmetlerin gemi imal ve inşaasına yönelik olduğu

açıktır.

Öte yandan, yukarıda anılan 48 seri no.lu KDV

Genel Tebliği hükmünde de belirtildiği üzere, kendisine teslim veya hizmetin

istisna kapsamına girdiğini belirten vergi dairesi yazısı ibraz edilen mükellef

başka şart aranmaksızın istisna kapsamında işlem yapacağından davacı gemi inşaa eden Madenci Gemi Sanayi Ltd. Şti.'nin ibraz ettiği istisna belgesi doğrultusunda işlem

yaparak faturalarını da buna göre düzenlemiştir. Söz konusu belge resmi kurum

olan Beyoğlu Vergi Dairesi Müdürlüğünden alındığına ve teslim ve hizmetlerin

yapıldığı dönem itibariyle geçerli bir belge olduğuna göre davacının istisna

belgesi doğrultusunda işlem yapması yerindedir. Kaldı ki, yapılan işlemin

istisna için tebliğde aranılan şartları baştan taşımadığı ya da şartların daha

sonra ihlal edildiğinin tespiti halinde ziyaa

uğratılan vergiler kendisine istisna kapsamında teslim veya hizmet yapılan

alıcıdan aranacağından, istisna belgesinin geçersizliği söz konusu ise ziyaa uğratılan vergilerin Madenci Gemi Ltd.Şti.'nden aranması gerekecektir ki inceleme raporunda da ziyaa uğratılan vergilerin Madenci Gemi Ltd.Şti.'nden aranılması önerilmiştir.

Buna göre, davacı tarafından deniz taşıma

aracı imaliyle ilgili olarak verilen ve kendisine ibraz edilen istisna belgesi

doğrultusunda işleme tabi tutulan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisi

Kanunu 13/a maddesi kapsamda olduğu sonucuna ulaşıldığından, davacının istisna

belgesine dayalı olarak düzenlediği faturalarda yüklenip indirim konusu

yapmadığı katma değer vergilerinin ilgili dönem vergi borçlarına mahsubu

talebinin kabul edilmemesi ve bu suretle ödenmemiş kabul edilen vergi

borçlarının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrindehukuka

uyarlık görülmemiştir."

19. Anılan kararlara karşı yapılan temyiz başvurularını

inceleyen Danıştay Üçüncü Dairesinin 23/6/2009 tarihli ve E.2008/3262, K.

2009/2208; E.2008/3260, K. 2009/2214; E.2008/3261, K. 2009/2210; E.2008/3265,

K.2009/2209; E.2008/3266, K. 2009/2213; E.2008/3263, K. 2009/2212; E.2008/3264,

K. 2009/221 sayılı kararlarıyla İlk Derece Mahkemesinin söz konusu kararları

bozulmuştur. Danıştayın bozma gerekçesi şu

şekildedir:

"3065 sayılı Katma Değer Vergisi

Kanununun "Araçlar, petrol aramaları ve teşvik belgeli yatırımlarda istisna"

başlıklı 13'üncü maddesinin (a) bendinde, faaliyetleri kısmen veya tamamen

deniz, hava ve demir yolu taşıma araçlarının, yüzer tesis ve araçlarının

kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olan mükelleflere bu amaçla

yapılan deniz, hava ve demir yolu taşıma araçlarının yüzer tesis ve araçlarının

teslimleri, bu araçların imal ve inşası ile ilgili olarak yapılan teslim ve

hizmetler ile bunların tadili, onarımı ve bakımı şeklinde ortaya çıkan

hizmetlerin katma değer vergisinden istisna tutulduğu kurala bağlanmış,..

...

Bu

düzenlemelere göre istisna hükmünden yararlanılabilmesi, kendisine teslim ve

hizmet yapılan alıcının, maddede sayılan araçları kısmen de olsa taşımacılık,

kiralama ya da başka şekillerde işletmesi koşuluna bağlı kılındığından, uyuşmazlığın

çözümü için davacının teslimde bulunduğu şirketin bu şartları taşıyıp

taşımadığının saptanması gerekmektedir.

Davacının

aynı zamanda %50 paylı ortağı olduğu ve kendisine hizmet yapılan Madenci Gemi

Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin, yurt dışında mukim şirketlerle

aralarındaki sözleşme uyarınca inşa ettirdiği gemileri, yapımının

tamamlanmasının ardından ihraç ettiği, yasada öngörülen alanlarda kullanmak

üzere şirket aktifine kaydetmediği anlaşılmıştır. Gemi inşa izninin şirket

adına alınmış olması, Liman Başkanlığı nezdindeki gemi sicilindeki kaydın

şirket adına yapılması; söz konusu gemilerin Maden Gemicilik Sanayi ve Ticaret

Limited Şirketinin mülkiyetinde olduğunu ispatlayacak kanıtlar olmayıp; geminin

inşası, ihraç edilmesi ve ihracat nedeniyle katma değer vergisi istisnasından

yararlanılabilmesi için yapılması zorunlu işlemler olduğundan, davacının bu

yöndeki iddiası yerinde görülmemiştir.

Öte

yandan dava dilekçesinde; 48 seri numaralı Tebliğ gereğince, kendisine

"istisna belgesinin" ibrazı halinde başka bir şart aranmaksızın işlem

yapması gerektiği, bu işlemlerin vergi ziyaına yol

açması halinde alıcının sorumlu tutulacağı iddia edilmiş, vergi mahkemesince de

Beyoğlu Vergi Dairesi Müdürlüğünce verilen istisna belgesinin varlığına

dayanılarak karar verilmiş ise de; sözü edilen belgede, bu yazının verilmesine

esas olan dilekçede belirtilen hususların aksine bir durumun tespiti veya

sonradan ortaya çıkması halinde vergi ziyaına yol

açılacağı da belirtilmiş olup, esasen davacı hakkında önceki dönem iade

talepleri üzerine yapılan incelemeyle istisna belgesi verilmesine esas olan

hususların aksi tespit edilerek, haksız iade yoluyla ziyaa

uğratılan vergilerin müteselsil sorumlu sıfatıyla Madenci Gemi Sanayi ve

Ticaret Limited Şirketinden arandığı ve söz konusu vergilerle ilgili olarak

uzlaşmaya varıldığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.

Davacının

%50 paylı ortağı olduğu şirket tarafından kendisine sunulan ve gerçek durumu

yansıtmadığı taraflarca da bilinen istisna belgesinin hukuki geçerliliğini

yitirmiş olması karşısında, salt belgenin varlığına dayanılarak iade yapılması

ve iade edilen vergilerin sonradan şirketten istenmesi gerektiği yolundaki

mahkemenin hükmüne esas aldığı gerekçesi hukuka uygun düşmemiştir.

Bu

durumda şirket açısından ticari emtia kapsamında olduğu anlaşılan, kiralama

veya başka bir suretle gelir getirici faaliyette kullanılmayan söz konusu

gemilerle ilgili olarak verilen inşa, kaynak, montaj işçiliği hizmetleri

üzerinden katma değer vergisi hesaplanması gerektiğinden, vergiden istisna

edilmiş işler için tanınan mahsup ve iade hakkından yararlanması mümkün olmayan

davacı adına düzenlenen ödeme emrinin iptali yolundaki vergi mahkemesi

kararında yasaya uygunluk görülmemiştir... "

20. Zonguldak Vergi Mahkemesi, Danıştay Dairesinin bozma

kararlarına uyarak 16/7/2010 tarihli ve E.2010/947, K.2010/908; E.2010/962,

K.2010/914; E.2010/952, K.2010/913; E.2010/951, K.2010/912; E.2010/948,

K.2010/909; E.2010/950, K.2010/911; E.2010/949, K.2010/910 sayılı kararıyla

davaların reddine karar vermiştir.

21. Bu kararlar Danıştay Üçüncü Dairesi nezdinde temyiz

edilmiştir. Danıştay Üçüncü Dairesince, 29/11/2012 tarihli ve E.2010/5128,

K.2012/4056; E.2010/5130, K.2012/4059; E.2010/5131, K.2012/4061; E.2010/5127,

K.2012/4058; E.2010/5129, K.2012/4060; E.2010/5132, K.2012/4057; E.2010/5126,

K.2012/4062 sayılı kararlarla anılan İlk Derece Mahkemesi kararları onanmıştır.

22. Karar düzeltme istemleri de aynı Daire tarafından 19/12/2013

tarihli ve E.2013/5568, K.2013/6290 sayılı karar ile 18/3/2014 tarihli ve

E.2013/5616, K.2014/1188; E.2013/5593, K.2014/1187; E.2013/5614, K.2014/1186

E.2013/5620, K.2014/1189; E.2013/5577, K.2014/1191; E.2013/5628, K.2014/1190

sayılı kararlarla reddedilmiştir.

23. Zonguldak Vergi Mahkemesinin E.2007/751, E.2007/752,

E.2007/754, E.2007/755, E.2007/756, E.2007/757 sayılı dosyalarıyla başlatılan

yargılamalara ilişkin 18/3/2014 tarihli ve E.2013/5616, K.2014/1188;

E.2013/5593, K.2014/1187; E.2013/5614, K.2014/1186; E.2013/5620, K.2014/1189

E.2013/5577, K.2014/1191; E.2013/5628, K.2014/1190 sayılı kararlar 21/7/2014

tarihinde; E.2007/753 sayılı dosyasıyla başlatılan yargılamaya ilişkin

E.2013/5568, K.2013/6290 sayılı karar ise 8.5.2014 tarihinde başvurucu vekiline

tebliğ edilmiştir.

24. Başvurucu vekili 19/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

25. 3065 sayılı Kanun’un 1. maddesi şöyledir:

“Türkiye'de yapılan asagıdaki

islemler katma deger

vergisine tabidir:

1. Ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest

meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler,

...”

26. 3065 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 1. fıkrası şöyledir:

“1. Katma Deger

Vergisinin Mükellefi:

a) Mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde bu

isleri yapanlar,

…”

27. 3065 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (a)

bendinin olay tarihindeki hâli şöyledir:

"Aşağıdaki teslim ve hizmetler vergiden

müstesnadır.

a) Faaliyetleri kısmen veya tamamen deniz,

hava ve demiryolu taşıma araçlarının, yüzer tesis ve araçların kiralanması veya

çeşitli şekillerde işletilmesi olan mükelleflere bu amaçla yapılan deniz, hava

ve demiryolu taşıma araçlarının, yüzer tesis ve araçlarının teslimleri, bu

araçların imal ve inşaası ile ilgili olarak yapılan

teslim ve hizmetler ile bunların tadili, onarım ve bakımı şeklinde ortaya çıkan

hizmetler,"

28. 3065 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının

(a) bendinin 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanunun 85. maddesiyle yapılan

değişiklikten sonraki hâli şöyledir:

"Aşağıdaki teslim ve hizmetler vergiden

müstesnadır.

a) Faaliyetleri kısmen veya tamamen deniz,

hava ve demiryolu taşıma araçlarının, yüzer tesis ve araçların kiralanması veya

çeşitli şekillerde işletilmesi olan mükelleflere bu amaçla yapılan deniz, hava

ve demiryolu taşıma araçlarının, yüzer tesis ve araçlarının teslimleri, bu

araçların imal ve inşaası ile ilgili olarak yapılan

teslim ve hizmetler ile bunların tadili, onarım ve bakımı şeklinde ortaya çıkan

hizmetler ve faaliyetleri deniz taşıma araçları ile yüzer tesis ve araçların

imal ve inşası olanlara bu araçların imal ve inşası ile ilgili olarak yapılacak

teslim ve hizmetler,"

29. 3065 sayılı Kanun’un 32. maddesi şöyledir:

Bu Kanunun 11, 13, 14 ve 15 inci maddeleri ile

17 nci maddenin (4) numaralı fıkrasının (s) bendi

uyarınca vergiden istisna edilmiş bulunan işlemlerle ilgili fatura ve benzeri

vesikalarda gösterilen Katma Değer Vergisi, mükellefin vergiye tabi işlemleri

üzerinden hesaplanacak Katma Değer Vergisinden indirilir. Vergiye tabi

işlemlerin mevcut olmaması veya hesaplanan verginin indirilecek vergiden az

olması hallerinde indirilemeyen Katma Değer Vergisi, Maliye ve Gümrük

Bakanlığınca, tespit edilecek esaslara göre bu işlemleri yapanlara iade olunur.

30. 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 11.

maddesinin üçüncü fıkrası şu şekildedir:

" Mal alım ve satımı ve hizmet ifası dolayısiyla

vergi kesintisi yapmak ve vergi dairesine yatırmak zorunda olanların, bu

yükümlülükleri yerine getirmemeleri halinde verginin ödenmesinden, alım satıma,

taraf olanlar, hizmetten yararlananlar ve aralarında doğrudan veya hısımlık

nedeniyle ya da sermaye, organizasyon veya yönetimine katılmak veya menfaat

sağlamak suretiyle dolaylı olarak ilişkide bulunduğu tespit olunanlar müteselsilen sorumludurlar."

31. 13/7/1995 tarihli ve 22342 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 48 seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "A. ARAÇLARA İLİŞKİN İSTİSNA" başlıklı bölümü şöyledir:

"Katma Değer Vergisi Kanununun 13.

maddesinin 4008 sayılı Kanunla değişik (a) bendinde 4108 sayılı Kanunla yapılan

değişiklik ile "deniz, hava ve demiryolu taşıma araçları ile yüzer tesis

ve araç"ların imal ve inşası ile ilgili olarak

yapılan teslim ve hizmetler de istisna kapsamına alınmıştır.

Katma Değer Vergisi Kanununun 13/a maddesinin

4008 ve 4108 sayılı Kanunlarla değişik yeni şekline göre, faaliyetleri sözü

edilen araçların kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olan

mükelleflere;

- bu araçların teslimi,

- bu araçlarla ilgili olarak verilen tadil,

bakım ve onarım hizmetleri,

- bu araçların imal ve inşası ile ilgili

teslim ve hizmetler,

istisna kapsamında yer almaktadır.

Katma Değer Vergisi Kanununun 13. maddesinin

(a) bendinde düzenlenen araçlara ilişkin istisnanın uygulanmasında aşağıdaki

şekilde hareket edilecektir.

1. İstisnanın Kapsamı

İstisnanın kapsamına; deniz taşıma araçları,

yüzer tesisler veyüzer araçlar ile hava ve demiryolu

taşıma araçları girmektedir.

...

2. İstisna Uygulanacak Mükellefler

a. Araçların Teslimi İle Tadil, Bakım ve

Onarım Hizmetlerinde;

...

b. Araçların İmal ve İnşası İle İlgili Teslim

ve Hizmetlerde;

Mükellefler araç imal veya inşasını kendi

adlarına bizzat yapabilmekte ya da sipariş üzerine başkalarına

yaptırabilmektedirler. Her iki halde de istisnadan yararlanılabilmesi için

araçların imal ve inşasını bizzat veya sipariş vererek kendi adlarına

gerçekleştirenlerin KDV mükellefi olması zorunludur.

Sipariş üzerine araçları fiilen imal veya inşa

edenler de bu işle ilgili mal ve hizmet alımlarında KDV istisnasından

yararlanabilecektir.

Araçların bizzat veya sipariş yoluyla imal ve

inşasında istisna uygulaması aşağıdaki şekilde yürütülecektir.

i) Araçları Bizzat İmal veya İnşa Edenler

Araçların bizzat imal veya inşa edilmesi

halinde mükellefe bir istisna belgesi verilecek bu belgeye dayanılarak imal

veya inşa işinde kullanılacak mal ve hizmetlerin alımlarında KDV ödenmeksizin

işlem yapılabilecektir.

ii) Araçları Sipariş Vererek İmal veya İnşa

Ettirenler

Araçların sipariş vererek imal ve inşa

ettirilmesi halinde, siparişi verene sadece aracı fiilen imal ve inşa edenin

kendisine yaptığı hizmet için geçerli olmak üzere bir istisna belgesi

verilecektir. Bu belge siparişi verenin aracın imal ve inşası ile ilgili diğer

mal ve hizmet alımlarında kullanılamayacaktır. Siparişi verenin, aracın imal ve

inşasında kullanılacak mal ve hizmetleri kısmen veya tamamen kendisinin temin

etmesi halinde, bu mal ve hizmetlerin alımlarında genel esaslara göre KDV

uygulanacaktır. Siparişi veren mükellefin bu şekilde yüklendiği KDV, siparişin

bitmesi beklenmeden aylık dönemler halinde kendisine nakden veya mahsuben iade

edilebilecektir.

Siparişi verenin ilgili dönemde yaptığı

istisna kapsamındaki alımlara ilişkin iade tutarı, 93 Seri No.lu KDV Genel

Tebliğinin (1.5) bölümündeki açıklamalar da dikkate alınmak suretiyle

belirlenerek, bu döneme ait KDV beyannamesinde yer alan "İstisnalar"

kulakçığının, "Diğer İade Hakkı Doğuran İşlemler" tablosunda beyan

edilecektir. Tablonun "Teslim ve Hizmet Bedeli" sütununa istisnaya

konu alışların KDV hariç tutarı, "İadeye Konu Olan KDV" sütununa bu

alışlara ilişkin belgelerde gösterilen toplam KDV tutarı yazılacaktır.

Beyannamenin usulüne uygun olarak

doldurulmasından sonra "Sonuç Hesapları" kulakçığında yer alan

"İade Edilmesi Gereken KDV" sütunundaki tutarın bu iade tutarına

ilişkin kısmı, siparişi veren mükellefe iade edilecektir.

İade talebi bir dilekçe ile yapılacak,

dilekçeye;

- siparişle ilgili sözleşmenin noter onaylı

bir örneği (İlk iade talebi sırasında bir defa verilecektir.),

- istisnaya konu harcamalara ilişkin alış

belgelerinin dökümünü gösteren liste,

- iade talep edilen döneme ait indirilecek KDV

listesi (İstisnaya konu harcamalara ait alış belgelerine ait listede gösterilen

harcamalar bu listede yer almayacaktır.),

eklenecektir.

iii) Araçları Sipariş Üzerine Fiilen İmal ve

İnşa Edenler

Söz konusu araçları aldıkları sipariş üzerine

fiilen imal ve inşa edenlerin bu işle ilgili mal ve hizmet alımlarında da

istisna uygulanacaktır. Bu durumda, siparişi alarak imal ve inşa işini fiilen

yapan mükellefe verilecek istisna belgesinde sipariş üzerine yapılan araç imal

ve inşası ile ilgili mal ve hizmet alımlarında geçerli olduğu belirtilecektir.

İmal ve inşa işini sipariş üzerine fiilen

yapanlar bu işte kullanacakları mal ve hizmetleri bu belgeye dayanarak KDV

uygulanmaksızın istisna kapsamında temin edebileceklerdir. Ancak istisna

uygulamasında 93 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinin (1.5) bölümünde belirtilen

sınırın dikkate alınacağı tabiidir.

Sipariş üzerine araç imal ve inşa işini

yapanlara istisna kapsamında mal teslimi ve hizmet ifasında bulunanlar bu

işlemler nedeniyle yüklendikleri vergileri, indirim yoluyla telafi edememeleri

halinde iade olarak talep edebileceklerdir. İade talebi bir dilekçe ile

yapılacak, dilekçeye;

- araç imal ve inşa işini fiilen yapan

mükellefin istisna belgesinin bir örneği,

- istisna kapsamındaki satış faturalarının

dökümünü gösteren liste,

- iadenin talep edildiği döneme ilişkin

indirilecek KDV listesi,

- istisna kapsamına giren satışlarla ilgili

yüklenilen KDV tablosu,

eklenecektir.

Araçları imal ve inşa edenlerin imal ve inşa

bittikten sonra araçları satarken veya aktife alırken istisna uygulanıp

uygulanmayacağı, yukarıdaki açıklamalara göre belirlenecektir. Ancak, imal ve

inşa edilen aracın daha sonra vergi uygulanarak teslim edilmesi, imal veya inşa

ile ilgili mal ve hizmet alımlarında istisna hükümlerine göre işlem yapılmasına

engel değildir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 12/1/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu, ortağı bulunduğu şirkete sunduğu hizmetler

dolayısıyla yüklendiği KDV iade alacağının gelir (stopaj) vergisi borcuna

mahsup talebinin, anılan şirkete sunulan hizmetlerin KDV istisnası kapsamında

olmadığı gerekçesiyle kabul edilmemesi nedeniyle mülkiyet ve çalışma hürriyeti

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, ayrıca vergilerden asıl

sorumlu olan şirketin açtığı davalar şirket lehine sonuçlanırken kendi adına

düzenlenen ödeme emirlerine karşı açtığı davaların reddedilmesinin eşitlik

ilkesini zedelediğini ifade etmiştir. Son olarak başvurucu, aleyhe verilen

yargı kararlarının gerekçesiz, çelişkili ve aynı konuda verilmiş emsal

kararlara aykırı olması ve ayrıca davaların yedi yılda sonuçlanması

nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyetinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

35. Başvurucu, vergilerden asıl sorumlu olan şirketin açtığı

davalar şirket lehine sonuçlanırken kendi davalarının reddedilmesinin eşitlik

ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüş ise de bu iddianın ciddiye alınabilmesi

için başvurucunun kendisi ile benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele

ile kendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu

farklılığın meşru bir temeli olmaksızın sırf ırk, renk, cinsiyet, din, dil,

cinsel yönelim ve benzeri ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerle

ortaya koyması gerekmekte olup somut olayda ise başvurucunun bu yöndeki

iddialarını temellendirecek somut bulgu ve kanıtlar ortaya koyamadığı

anlaşılmaktadır. Bu nedenle eşitlik ilkesi yönünden herhangi bir inceleme

yapılmasına gerek görülmemiştir.

36. Başvurucu, ortağı bulunduğu şirkete verdiği hizmetler

dolayısıyla yüklendiği KDV iade alacağının gelir (stopaj) vergisi borcuna

mahsup talebinin, anılan şirkete sunulan hizmetlerin KDV istisnası kapsamında

olmadığı gerekçesiyle kabul edilmemesi nedeniyle mülkiyet ve çalışma hürriyeti

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de çalışma hürriyetiyle ilgisi

bulunmayan bu iddianın sadece mülkiyet hakkı yönünden incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

37. Ayrıca başvurucunun, aleyhe verilen yargı kararlarının

çelişkili ve aynı konuda verilmiş emsal kararlara aykırı olduğu iddiası,

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuniliği unsuruna ilişkin olduğundan

mülkiyet hakkıyla ilgili başlık altında incelenecektir.

38. Başvurucu son olarak diğer hak ihlallerine bağlı olarak

etkin başvuru hakkının da ihlal edildiği şikayetinde bulunmuş olmakla birlikte

bu ihlal iddiasına ilişkin somut bir açıklamada bulunmadığından bu şikâyetin

incelenmesine gerek görülmemiştir.

a. Zonguldak Vergi Mahkemesinin

E.2007/753 Sayılı Dava Dosyasında Yürütülen Yargılama Yönünden

39. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un

"Bireysel başvuru usulü" kenar başlıklı 47. maddesinin (5)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi

içinde başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle

birlikte başvurabilirler. Mahkeme, öncelikle başvurucunun mazeretinin geçerli

görülüp görülmediğini inceleyerek talebi kabul veya reddeder."

40. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü' nün "Başvuru süresi ve mazeret" kenar başlıklı 64.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."

41. Bireysel başvurunun ön şartlarından birisi de başvuru

süresidir. Süre, başvurunun her aşamasında dikkate alınması gereken bir usul

kuralıdır.

42. Bireysel başvuruların, 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin

(5) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün 64. maddesinin

(1) numaralı fıkrası uyarınca, başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru

yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde, İçtüzük'ün 63. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesine doğrudan veya diğer mahkemeler yahut

yurt dışı temsilcilikler vasıtasıyla yapılması gerekmektedir.

43. Somut olayda, UYAP kayıtlarından sorgulanan dava dosyasında

bulunan tebliğ mazbatasına göre Zonguldak Vergi Mahkemesinin E.2007/753 sayılı

dava dosyası üzerinden başlatılan yargılamaya ilişkin nihai karar olan Danıştay

Üçüncü Dairesinin, kararın düzeltilmesi isteminin reddine dair 19/12/2013

tarihli ve E.2013/5568, K.2013/6290 sayılı kararının, 8/5/2014 tarihinde

başvurucu vekiline tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, bu tarihten

itibaren işlemeye başlayan otuz günlük sürenin son günü olan 7/6/2014 günü

hafta sonuna (cumartesi gününe) denk geldiğinden izleyen ilk iş günü olan

9/6/2014 pazartesi gününe kadar başvuru yapılması gerekirken 19/8/2014

tarihinde yapılan başvuruda süre aşımı bulunduğu sonucuna varılmaktadır.

44. Açıklanan nedenlerle, başvuru yollarının tüketildiği

tarihten itibaren otuz gün içinde yapılmayan bireysel başvurunun diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin "süre aşımı"

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Zonguldak Vergi

Mahkemesinin E.2007/751, E.2007/752, E.2007/754, E.2007/755, E.2007/756 ve

E.2007/757 Sayılı Dava Dosyalarında Yürütülen Yargılamalar Yönünden

i. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

45. Başvurucu, Danıştay Üçüncü Dairesince karar düzeltme

istemlerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini belirterek gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

46. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

47. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır."

48. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü -kendisi bir

temel hak niteliği taşımasının ötesinde- diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa'nın, bütün mahkemelerin her türlü

kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak

arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

49. Mahkemelerin hükümleri için gerekçe yazmaları gerekmekle

birlikte bu tarafların tüm iddialarına detaylı yanıt vermek zorunluluğu

şeklinde anlaşılmamalıdır. Gerekçe yazma yükümlülüğünün ileri sürülen iddiaların

davanın sonucuna etkisi yönünden her davanın şartları çerçevesinde

değerlendirilerek belirlenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda ileri sürülen

iddianın kabulü hâlinde davanın sonucuna etkili olması bekleniyor ise

mahkemelerin bu iddiayı değerlendirmeleri gerekebilir (Mustafa Ünlü, B. No: 2013/735, 17/9/2014,

§ 45).

50. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), derece

mahkemelerinin kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmadığını

ancak ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili

olması hâlinde mahkemelerin bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda

olabileceğini, böyle bir durumda dahi ileri sürülen iddiaların zımnen reddinin

yeterli olabileceğini belirtmiştir (Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91,

9/12/1994, §§ 27, 28)

51. Öte yandan, temyiz mercilerinin kararlarının tamamen

gerekçeli olması zorunlu değildir. Temyiz merciinin yargılamayı yapan

mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak

ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan

husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları

incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da

bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

52. Olayda, İlk Derece Mahkemesi kararını temyizen

inceleyen Danıştay Üçüncü Dairesince, Şirket tarafından inşa edilerek yurt

dışına ihraç edilen gemilere ilişkin olarak başvurucu tarafından Şirkete

sunulan inşa, kaynak ve montaj işçiliği hizmetlerinin 3065 sayılı Kanun'un 13.

maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen istisna kapsamında

olmadığı hususu detaylı bir biçimde gerekçelendirilmiş, "gemi inşa izninin

şirket adına alınmış olduğu, Liman Başkanlığı nezdindeki gemi sicilindeki kaydın

şirket adına yapıldığı" gibi gerek başvurucu tarafından öne sürülen

gerekse İlk Derece Mahkemesi kararına dayanak yapılan hususlar, kararda

tartışılarak iddialar karşılanmış ve reddedilmiştir.

53. İlk Derece Mahkemesi bozma kararına uyarak bu doğrultuda ve

aynı gerekçelerle davayı reddetmiştir. Başvurucunun yaptığı temyiz başvurusunda

Daire, bozmaya uyma üzerine verilen İlk Derece Mahkemesi kararını onamış ve

karar düzeltme istemini ise kanunda belirtilen sebeplerden hiçbiri bulunmadığı

gerekçesiyle reddetmiştir.

54. Davacı tarafından karar düzeltme dilekçesinde ileri sürülen

tüm iddiaların yargılamanın daha önceki safhalarında da dile getirildiği ve

bunlardan, yargılamanın esasını etkileyenlerin Danıştay bozma kararında

tartışıldığı ve karşılandığı anlaşılmaktadır. Başvurucu, karar düzeltme

dilekçesinde diğer aşamalardakinden farklı ve yeni bir iddiada bulunmamıştır.

Dolayısıyla başvurucu tarafından ileri sürülüp de Danıştay tarafından

karşılanmayan iddiaların varlığından söz edilemez. Kaldı ki karar düzeltme

müessesesinde, temyiz yolundan farklı olarak 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı

İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesinde sayılan sınırlı nedenlerin

varlığı koşuluyla işin esası incelenebilmektedir. Somut olayda Danıştay

tarafından bu sınırlı nedenlerin hiçbirinin var olmadığı değerlendirilmiş ve

karar düzeltme istemi reddedilmiştir.

55. Açıklanan nedenlerle gerekçeli karar hakkının ihlaline

yönelik şikâyetin diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Mülkiyet Hakkı ve Makul Sürede Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

56. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ve

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

57. Başvurucu, ortağı bulunduğu şirkete verdiği hizmetler

dolayısıyla yüklendiği KDV iade alacağının gelir (stopaj) vergisi borcuna

mahsup talebinin, anılan şirkete sunulan hizmetlerin KDV istisnası kapsamında

olmadığı gerekçesiyle kabul edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

58. Başvurucuya göre, tersanelerce inşa edilip şirket aktifine

kaydedilmeyen ve yurt dışına ihraç edilmek suretiyle satılan gemilere ilişkin

mal ve hizmet teslimlerinin 3065 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci

fıkrasının (a) bendi uyarınca katma değer vergisinden istisna edilmesine ve

vergi idaresince de bu şekilde uygulama yapılmasına rağmen Gelirler Başkontrolörlüğünce 2006 yılında yılında

Şirket hakkında gerçekleştirilen vergi incelemesi sonucu düzenlenen raporda,

anılan istisnanın sadece Şirketin esas faaliyetinde kullanılan ve şirket

aktifinde kayıtlı bulunan gemileri kapsadığı, şirket faaliyetlerinde

kullanılmayıp sadece inşa edilerek yurt dışına ihraç edilen gemilere ilişkin

mal ve hizmet teslimlerinin katma değer vergisine tabi olduğu görüşünün

benimsenmesi sonucu adına dava konusu ödeme emirleri düzenlenmiştir.

59. Başvuru dilekçesinde yapılan açıklamalara göre, ilk kez

karşılaşılan bu uygulama nedeniyle Gemi İnşa Sanayicileri Birliğince yetkili

kamu otoriteleri nezdinde girişimde bulunularak bu yorumun tersanecilik sektörü

üzerinde yol açacağı olumsuz etkilerin anlatılması üzerine 6111 sayılı

Kanun'la, inşa edildikten sonra satılan gemilere ilişkin mal ve hizmet

teslimlerinin de istisna kapsamında olduğunun açıklığa kavuşturulması amacıyla

ilgili hükümde yasal değişikliğe gidilmiş, ancak söz konusu değişiklikten önce

yapılan işlemlere ilişkin açılmış olan davaların değişiklikten önceki hükümler

doğrultusunda görülmesine devam edilmiştir.

60. Başvurucu, Şirket hakkında tarh edilen vergiler ve kesilen

cezalara karşı açılan davalarda Danıştay Dokuzuncu Dairesince, Şirket

tarafından inşa edilerek yurt dışına ihraç edilen gemilere ilişkin mal ve hizmet

teslimlerinin de 3065 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrasının (a)

bendinde belirtilen istisna kapsamında olduğu içtihadında bulunulduğu hâlde, bu

Şirkete hizmet tesliminde bulunan başvurucu hakkında aynı olay nedeniyle

düzenlenen ödeme emirlerine karşı açılan davalarda Danıştay Üçüncü Dairesinin,

sadece ticari faaliyette fiilen kullanılan gemilere ilişkin teslim ve

hizmetlerin istisna kapsamında olduğu görüşünü benimsemesi sonucu yargılama

sürecinin aleyhine sonuçlandığından yakınmıştır.

61. Bakanlık herhangi bir görüş bildirmemiştir.

i. Müdahalenin Varlığı ve Türü

62. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

63. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

64. Anayasa'nın "Vergi ödevi" kenar başlıklı 73.

maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Vergi, resim, harç ve benzeri malî

yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır."

65. Olayda, başvurucu tarafından Şirkete sunulaninşa,

kaynak ve montaj işçiliği hizmetlerinin 3065 sayılı Kanun'un 13. maddesinin

birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen istisna kapsamında olmadığı kabul

edilerek adına KDV tarhiyatı yapılmıştır. Başvurucu adına vergi salınmasının

mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği tartışmasızdır.

66. Anayasa’nın 35. maddesi ve (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi

benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir. Her iki düzenleme de üç

kural ihtiva etmektedir. Sözleşmenin ilk cümlesi herkese mülkünden barışçıl

yararlanma hakkı verirken Anayasa daha geniş manada mülkiyet hakkını

tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise kişilerin hangi koşullarda

mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere ait mülkiyetin hangi

koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına almaktadır (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 45).

67. Her iki düzenlemenin üçüncü cümlelerinde ise mülkiyetin

kullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkin hükümler yer almaktadır.

Anayasa’nın 35. maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum

yararına aykırı olamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir

ilkeye yer verirken Sözleşme'ye ek (1)No.lu

Protokolün 1. maddesinin ikinci fıkrası devletlere mülkiyeti kamu yararına

düzenleme ve vergiler ve diğer katkılar ile cezaların tahsili konusunda gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusundaki haklarını saklı tutarak taraf

devletlerin genel yarara uygun olarak “mülkiyetin

kullanımını kontrol” yetkisine sahip olduklarını kabul etmektedir.

Bununla beraber Anayasa’nın birçok maddesi ilgili olduğu hususta devlete

mülkiyetin kullanımının kontrolü ya da mülkiyeti düzenleme yetkisi vermektedir

(Necmiye Çiftçi ve diğerleri, §

46).

68. Vergi ve benzeri yükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve

katkılarını belirlemeye, değiştirmeye ve ödenmesini güvence altına almaya

yönelik düzenlemeler, Sözleşme metninde ayrıca ifade edilmekle ve Anayasa'da

ayrı hükümlerle düzenlenmiş olmakla birlikte bu düzenlemelerin de -genel

itibarıyla mülkiyetin kullanımını düzenleme ve kontrol etme amacı taşıdığından-

ayrı bir başlık yerine devletin mülklerin kullanımını düzenleme veya mülkiyetin

kamu yararına kullanımını kontrol yetkisi kapsamında incelenmesi gerekir (Arif Sarıgül, B. No: 2013/8324, 23/2/2016,

§ 50).

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

69. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'ya uygun

düşebilmesi için Anayasa'nın 35. maddesi ile 13. maddesindeki düzenlemelere

uygun olarak yapılması gerekmektedir. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci

fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla

sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin

kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir. Öte yandan, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın

13. maddesi de "hak ve özgürlüklerin ancak kanunla

sınırlanabileceğini" temel bir ilke olarak benimsemiştir.

70. Devletin egemenlik hakkından doğan vergilendirme yetkisine

ilişkin temel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 73. maddesi, vergilendirme

yoluyla mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerde kanunilik ilkesini özel olarak

düzenlemiştir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasına göre vergiler, resim, harç ve

benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, kaldırılır ve değiştirilir.

Verginin kanuniliği ilkesi, vergilendirmeye ilişkin istisna ve muafiyetleri de

kapsamaktadır. Dolayısıyla hangi mal ve hizmet teslimlerinin katma değer

vergisinden istisna edileceğinin de kanunla belirlenmesi zorunludur.

71. Kanunilik ilkesi, yasal düzenlemelerin ulaşılabilir,

öngörülebilir ve belirli olmasını gerektirmektedir. Anayasa'nın 73. maddesinin

üçüncü fıkrası hükmü ile vergi mükellefi bakımından vergisel yükümlülüklerin

"belirliliği"nin ve "öngörülebilirliği"nin, bu bağlamda vergi

mükelleflerinin hukuki güvenliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Söz konusu

ölçütler mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin kanunla yapılması zorunluluğunun

alt ölçütleri olarak da kabul edilmektedir. Verginin belirli ve öngörülebilir

olması, vergiye ilişkin hükümlerin "açık ve anlaşılır" olmasını

gerektirmekte olup Anayasa'nın 73. maddesinin üçüncü fıkrası ile Türk hukukunda

vergisel yükümlülüğün mutlaka kanunla konulmasını zorunlu tutan Anayasa

hükmünün vergi yoluyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleler karşısında kişilere

Sözleşme'ye göre daha üst düzey bir koruma sağladığı

söylenebilir. Bu husus, Anayasa Mahkemesince "Verginin kanuniliği ilkesi, takdire dayalı keyfî uygulamaları önleyecek

sınırlamaların yasada yer almasını gerektirmekte ve vergi yükümlülüğüne ilişkin

düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya kaldırılmasının yasa ile yapılmasını

zorunlu kılmaktadır. Buna göre vergide yükümlü, matrah, oran, tarh, tahakkuk,

tahsil, uygulanacak yaptırımlar ve zamanaşımı gibi konuların yasayla

düzenlenmesi zorunludur." denmek suretiyle açıklığa

kavuşturulmuştur (AYM, E.2009/63, K.2011/66, 14/4/2011).

72. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da

bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki

belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik

koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, § 55). Hukuki

belirlilik ilkesinin alt ilkeleri olan" öngörülebilirlik", hukuk

kuralının uygulanması hâlinde doğabilecek sonuçların önceden tahmin

edilebilmesi anlamına gelmektedir (Hentrich/Fransa, B. No: 13616/88, 22/9/1994, § 42).

73. Ticari faaliyet çerçevesinde gerçekleştirilen mal ve hizmet

teslimlerinin KDV'ye tabi olduğu ve bu çerçevede mal ve hizmet tesliminde

bulunanların doğacak olan KDV'nin mükellefi bulundukları hususu, 3065 sayılı

Kanun'un 1. ve 8. maddelerinde açıkça düzenlenmiştir. Dolayısıyla açık bir

kanun hükmüyle istisna tanınmadıkça ticari faaliyet kapsamında gerçekleştirilen

her türlü mal ve hizmet teslimi KDV'ye tabi olacaktır.

74. Somut başvuruya konu olayda, uyuşmazlığın özünü,

tersanecilik faaliyetinde bulunan Şirketçe inşa edildikten sonra yurt dışına

ihraç edilen gemilere ilişkin olarak başvurucu tarafından anılan Şirkete

sunulan inşa, kaynak ve montaj işçiliği hizmetlerinin KDV'den istisna olup

olmadığı hususu oluşturmaktadır. Deniz taşıma araçlarına ilişkin istisna, 3065

sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde düzenlenmiştir.

Anılan fıkranın olay tarihinde yürürlükte bulunan metni uyarınca "Faaliyetleri kısmen veya tamamen deniz ... taşıma

araçlarının, yüzer tesis ve araçların kiralanması veya çeşitli şekillerde

işletilmesi olan mükelleflere bu amaçla yapılan deniz ... taşıma araçlarının,

yüzer tesis ve araçlarının teslimleri, bu araçların imal ve inşaası

ile ilgili olarak yapılan teslim ve hizmetler ile bunların tadili, onarım ve

bakımı şeklinde ortaya çıkan hizmetler," KDV'den istisna

tutulmaktadır.

75. Başvurucu tarafından hizmet sunulan Şirket tersanecilik

faaliyeti ile uğraşmakta ve bu çerçevede gemi inşa edip yurt dışına ihraç

etmektedir. Anılan şirket tarafından bağlı bulunduğu İstanbul Beyoğlu Vergi

Dairesi Müdürlüğünden 3065 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrasının

(a) bendi uyarınca KDV'den muafiyet belgesi alınmış ve noterden onaylatılan

örnekleri hizmet satın alınan tedarikçilere verilmiştir. Şirkete hizmet

tesliminde bulunan tedarikçiler de KDV'den muafiyet belgesine istinaden

gerçekleştirdikleri hizmet teslimlerinden doğan KDV'yi hizmet faturalarına

yansıtmayarak kendileri yüklenmekte ve indirim konusu yapılmayan bu KDV'leri nakden

veya mahsuben iade almaktadırlar.

76. Ancak Gelir İdaresi Başkanlığı Gelirler Başkontrolörlüğünce

2006 yılında Şirketin işlemlerinin incelenmesi sonucu hakkında düzenlenen vergi

inceleme raporunda, 3065 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrasının (a)

bendi uyarınca hizmet teslimlerinin KDV'den istisna olabilmesi için hizmet

sunulan deniz taşıma araçlarının taşımacılık, kiralama ya da başka şekillerde

işletilmesi gerektiği görüşü savunulmuş, incelenen olayda ise Şirketin sipariş

üzerine inşa ettiği gemilerin Şirket faaliyetlerinde kullanılmayıp yurt dışına

ihraç edilmesi nedeniyle bu gemilerin inşasında sunulan hizmetlerin KDV'ye tabi

olduğu belirtilmiştir. Bu rapora dayanılarak tedarikçiler (başvurucu)

tarafından sunulan hizmet teslim faturalarına yansıtılmayan KDV'lerden müteselsilen sorumlu tutularak Şirket adına vergi ziyaı

cezalı KDV tarhiyatı yapılmıştır.

77. Şirket hakkında yapılan vergi incelemesinin ardından Şirkete

mal ve hizmet tesliminde bulunan başvurucunun 2006 yılı şahsi ticari faaliyeti

de incelenmiştir. Bu kapsamda, başvurucu tarafından Şirkete sunulan inşa,

kaynak ve montaj işçiliği hizmetlerinin istisna kapsamında olmadığı

belirtilerek Şirket adına düzenlenen faturalara yansıtılmayarak şahsi

işletmesinde çalışan işçilerin gelir vergisinden mahsup suretiyle iade alınan

vergilerin başvurucudan tahsili amacıyla ödeme emirleri düzenlenmiştir.

78. Şirket hakkında tarh edilen vergi ziyaı cezalı KDV'lere

karşı İstanbul Vergi Mahkemesinde açılan davalarda Mahkemece, Mehmet Arif

Madenci adlı mükellef (başvurucu) tarafından, vergi dairesince verilmiş yasal

"KDV istisna" belgesine istinaden KDV hesaplanmadan düzenlenen

faturalara konu gemi ve tekne inşa, kaynak, montaj hizmetlerinin 3065 sayılı

Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde öngörülen istisna

koşullarını haiz olduğu, geminin sipariş üzerine imal ve inşa edilmesinin

istisnadan yararlanılmasına engel teşkil etmediği, bu nedenle Şirketin

müteselsil sorumlu olmasını gerektiren bir vergiden bahsedilemeyeceği

gerekçesiyle davaların kabulü yönünde verilen karar Danıştay Dokuzuncu

Dairesince onanmıştır. Dolayısıyla Danıştay Dokuzuncu Dairesinin, 3065 sayılı

Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca mal ve hizmet

teslimlerinin KDV'den istisna olabilmesi için inşa edilen gemilerin Şirketin

faaliyetlerinde kullanılmasının gerekmediği, istisnanın Şirketin aktifine

kaydedilmeyerek doğrudan ihraç edilen gemilerin inşasında sunulan hizmetleri de

kapsadığı görüşünü benimsediği anlaşılmaktadır.

79. Davacı adına düzenlenen ödeme emirlerine karşı Zonguldak

Vergi Mahkemesinde açılan davaların benzer gerekçeyle kabulü yolunda verilen

kararları bozan Danıştay Üçüncü Dairesi ise aksi görüşü savunmuştur. Danıştay

Üçüncü Dairesinin görüşüne göre, 3065 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci

fıkrasının (a) bendi uyarınca istisna hükmünden yararlanılabilmesi, kendisine

teslim ve hizmet yapılan alıcının, maddede sayılan araçları kısmen de olsa

taşımacılık, kiralama ya da başka şekillerde işletmesi koşuluna bağlı

kılınmıştır.

80. Görüldüğü üzere, 3065 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci

fıkrasının (a) bendinde öngörülen "istisna" hükmünün kapsamı,

Danıştay Üçüncü Dairesi ile Danıştay Dokuzuncu Dairesi tarafından farklı

biçimlerde yorumlanmaktadır.

81. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı ve birden fazla

biçimde yorumlanmasının mümkün olduğu durumlarda bunlardan hangisinin

benimseneceği, derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuruda, derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan

birine üstünlük tanıması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa

Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden

fazla yorumunun hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini

tespit etmektir. Bu itibarla, tartışılması gereken husus, anılan istisna

hükmünün farklı Dairelerce farklı biçimlerde yorumlanmasının belirlilik ve

öngörülebilirlik ilkelerini zedeleyip zedelemediğidir.

82. Başvurucu dilekçesinde de belirtildiği üzere, 3065 sayılı

Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde öngörülen

"istisna" hükmünün, inşa edildikten sonra işletme aktifinde

tutulmayarak yurt dışına ihraç edilen gemilere ilişkin mal ve hizmet

teslimlerini kapsayıp kapsamadığı hususu ilk kez bu olay nedeniyle yargı

mercilerince tartışma konusu yapılmıştır.

83. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da

belirtildiği üzere, ilgili mevzuatın ilk defa yorumlanmasında bölgesel ve

görevsel yetkilere sahip mahkemeler arasında farklılıklar oluşması doğaldır.

Diğer bir deyişle değişik yargı kademelerinde görev alan hâkimlerin tamamının

ilk defa uygulanan bir kuralı aynı şekilde yorumlamaları mümkün olmayabilir.

Ancak böylesi bir durumda mahkemelerin uygulamaları arasındaki uyumu ve içtihat

birliğini sağlamaya yönelik mekanizmalar önem taşımaktadır (İslam Şahin, B. No: 2014/7280, 21/1/2016,

§ 54; Uğur Çelik, B. No:

2015/20244, 15/6/2016, § 53). Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da

yargı kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir.

Bununla birlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi

bazı hâllerde içtihadın müstekar hâle gelmesinin

belirli bir zamanı gerektirdiği açıktır (Türkan

Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 56).

84. Bir kanun hükmüne ilişkin içtihadın henüz yerleşik hâle

gelmediği bir aşamada o hükmün yargı organlarınca farklı biçimlerde

yorumlanabilmesi hukukun doğası gereğidir. Zira hukukta nesnelliğin

sağlanabilmesi açısından hukuk kurallarının belli ölçüde soyut kavramlar

içermesi kaçınılmazdır. Nesnel hukuk kurallarının maddi alemde gerçekleşen

olaylarla birebir örtüşmesi ve bunlara uygulanması ise her zaman mümkün olamayabilmektedir. Öte yandan hukuk kurallarının

kapsamının tespitinde kural koyucu ne kadar titiz davranırsa davransın kuralın

yürürlüğe girmesinden ve uygulanmaya başlamasından sonra önceden öngörülemeyen

bazı yeni durumların ortaya çıkması da mümkündür. Bu gibi hâllerde kuralın

yetkili otoritelerce ve özellikle yargı organlarınca yorumlanması zorunlu hâle

gelmektedir. Kuralı yorumlayan otoritelerin birden fazla olması, bazı hâllerde

kuralın birden fazla yorumunu önlenemez kılmaktadır. Dolayısıyla hukuk

kurallarının bu niteliği dikkate alındığında bir kanun hükmünün yargı

organlarınca farklı biçimde yorumlanabilmesi ve kurala ilişkin farklı

içtihatların varlığı, tek başına kuralın belirsiz ve öngörülemez olduğu

yargısına ulaşmayı haklı kılmaz. Bununla birlikte birden fazla içtihadın

varlığı hukuk kurallarının temel bir özelliği olan, bireyin davranışını

yönlendirebilme gücünü zayıflatacak bir boyuta ulaşmışsa kamu düzeninin

bozulduğundan söz edilebilir. Bu durumda bireylerin hangi içtihada göre

davranışlarını yönlendirecekleri belirsizleşeceğinden öngörülebilirlik ortadan

kalkar.

85. Somut olayda Dairelerin kararları incelendiğinde, tersane

işletmecilerince inşa edildikten sonra işletmede kullanılmayarak yurt dışına

ihraç edilen gemilere ilişkin mal ve hizmet teslimlerinin 3065 sayılı Kanun'un

13. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde öngörülen "istisna"

hükmünün kapsamında olup olmadığı hususuyla ilgili başvurucunun ortağı

bulunduğu Şirket hakkında 2006 yılında yapılan vergi incelemesinden kaynaklanan

uyuşmazlıklar dışında Danıştay kararı olmadığı gözlemlenmektedir. Dolayısıyla yargı

organlarının ve içtihat mercii olan Danıştay Dairelerinin, sipariş üzerine inşa

edildikten sonra yurt dışına ihraç edilen deniz araçları bağlamında anılan

hükmü ilk kez bu olay vesilesiyle yorumladıkları anlaşılmaktadır. Ayrıca 6111

sayılı Kanun'la yapılan yasal düzenlemeyle, inşa edilerek satılan gemilere

ilişkin mal ve hizmet teslimlerinin de istisna kapsamında olduğu hususu

açıklığa kavuşturulmak suretiyle benzer ihtilafların bir daha yaşanması

ihtimalinin ortadan kaldırıldığı görülmektedir. Bu bağlamda, tek bir olayla

sınırlı olarak Danıştayın iki Dairesince verilen

kararlardaki bu içtihat farklılığının kamu düzenini sarsıcı bir etkisinin

bulunmadığı ve dolayısıyla hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine

ters düşecek şekilde bireylerin hukuka duyduğu güveni sarsıcı bir nitelik arz

etmediği sonucuna ulaşılmaktadır.

86. Bu itibarla vergilendirme suretiyle mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin kanuna dayandığı kanaatine varılmaktadır.

87. Meşru amaç ve ölçülülük ilkesine ilişkin herhangi bir ihlal

iddiası öne sürülmediği gibi somut olayın özellikleri de başvurunun bu unsurlar

yönünden incelenmesini gerektirmediğinden meşru amaç ve ölçülülük yönünden

herhangi bir denetim yapılmamıştır.

88. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

89. Başvurucu davanın makul sürede tamamlanmadığını belirterek

Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

90. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalar ile hukuk

sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil

olan ancak sonucu itibarıyla medeni haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici

olan uyuşmazlıkları konu alan davaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesince

makul sürede yargılanma hakkının, adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil

olduğu kabul edilerek bir davadaki yargılama süresinin makul olup olmadığının

tespitinde davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların

ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı

belirtilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64; Selahattin

Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 54-60).

91. Başvuruya konu davaların, başvurucu tarafından adına

düzenlenen ödeme emirlerinin iptali istemiyle açıldığı görülmektedir. Medeni

hak ve yükümlülükleri konu alan davalarda yargılama faaliyetinin makul süre

değerlendirmesi için başlangıcı, kural olarak yargılama süresinin işletilmeye

başlandığı tarihtir (Güher Ergun ve

diğerleri, § 50). Başvuru konusu davaların açılış tarihinin

14/9/2007 olduğu anlaşılmaktadır.

92. Sürenin bitiş tarihi ise yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Somut

başvuru açısından bu tarih, Danıştay Üçüncü Dairesi tarafından kararın düzeltilmesi

isteminin reddedildiği 18/3/2014 tarihidir.

93. Başvuruya konu yargılama sürecinde, başvurucu adına

düzenlenen ödeme emirlerinin iptali istemiyle 14/9/2007 tarihinde açılan

davalarda İlk Derece Mahkemesi 28/3/2008 tarihinde davaları kabul ederek ödeme

emirlerinin iptaline karar vermiştir. Temyiz üzerine Danıştay Üçüncü Dairesinin

23/6/2009 tarihli ilamıyla İlk Derece Mahkemesi kararlarının bozulması üzerine

ilk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak 16/7/2010 tarihinde davanın reddi

yolunda hüküm kurulmuştur. Anılan karara karşı yapılan temyiz istemi 29/11/2012

tarihinde; karar düzeltme istemi ise 18/3/2014 tarihinde reddedilmiş ve hüküm

bu şekilde kesinleşmiştir. Dolayısıyla yargılamanın 6 yıl 8 ay sürdüğü

anlaşılmaktadır.

94. İdari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından -özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer

alan usul hükümleri de gözönünde bulundurularak-

makul sürede yargılanma hakkına yönelik ilkeler tespit edilmiştir (Selahattin Akyıl, § 54-60).

95. Başvurunun değerlendirilmesi sonucunda başvuruya konu

davaların hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler

dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzak olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucunun

usule ilişkin haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın

uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da söylenemez. Dolayısıyla somut başvuru

açısından farklı karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz

konusu 6 yıl 8 aylık yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmaktadır.

96. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

4. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

97. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

98. Başvurucu ihlallerin tespiti talebinde bulunmuştur.

99. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

100. Başvurucu tazminat talebinde bulunmadığından bu konuda bir

karar verilmesine gerek bulunmamaktadır.

101. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Zonguldak Vergi Mahkemesinin E.2007/753 sayılı dava

dosyasında yürütülen yargılama yönünden bireysel başvurunun süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Zonguldak Vergi Mahkemesinin E.2007/751, E.2007/752,

E.2007/754, E.2007/755, E.2007/756 ve E.2007/757 sayılı dava dosyalarında

yürütülen yargılamalar yönünden;

1. Gerekçeli karar hakkının ihlaline yönelik şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. 1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/1/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Recai AKYEL

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucu

:

Mehmet Arif

MADENCİ

Vekili

:

Av. Tolga

AYDIN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/13916, 12 Ocak 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. E.2008/3961, K.2009/1630; E.2008/3962, K.2009/1631; E.2008/3963, K.2009/1632
  8. E.2008/3964, K.2009/1633; E.2008/3965, K.2009/1634; E.2008/3966, K.2009/1635
  9. E.2009/7831, K.2010/2576; E.2009/8075, K.2010/2571; E.2009/8404, K.2010/2572
  10. E.2013/5616, K.2014/1188; E.2013/5593, K.2014/1187; E.2013/5614, K.2014/1186
  11. E.2013/5620, K.2014/1189; E.2013/5577, K.2014/1191; E.2013/5628, K.2014/1190
  12. E.2013/5593, K.2014/1187; E.2013/5614, K.2014/1186; E.2013/5620, K.2014/1189
  13. B. İlgili Hukuk
  14. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  15. A. Başvurucunun İddiaları
  16. B. Değerlendirme
  17. B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64; Selahattin
  18. A. Zonguldak Vergi Mahkemesinin E.2007/753 sayılı dava
  19. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  20. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  21. Yıldırım
  22. Kömürcü
  23. Akıncı
  24. Topal
  25. Madenci
  26. Aydın
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/13916
Tarih
12 Ocak 2017

İlgili Kararlar

  • Arslanbey Satıroğlu Başvurusu (B. No: 2014/20383)
  • Ayhan Balta Başvurusu (B. No: 2014/17949)
  • M.y.k. Başvurusu (B. No: 2014/19148)
  • Fuat Akkurt Başvurusu (B. No: 2014/13360)
  • Atiye Altun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/19453)
  • Mahmut Akipa Başvurusu (B. No: 2014/18061)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.