İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Bozhan Başvurusu (B. No: 2014/2797)

1. Başvuru, Kürtçe savunma yapma hakkı tanınmadan ve hatalı

Başvuru No2014/2797Tarih23 Ekim 2019Okuma31 dk · 6.177 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Bozhan Başvurusu

Karar tarihi
23 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2014/2797
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.177 kelime·31 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Kürtçe savunma yapma hakkı tanınmadan ve hatalı

delil değerlendirmesiyle yargılama yapılması, başvurucu hazır bulunmaksızın

dinlenen gizli tanık beyanının hükme esas alınması ve yargılamanın uzun sürmesi

nedenleriyle adil yargılanma hakkının; başvurucunun farklı tarihlerde belirli

bir gruba cuma namazı kıldırmasının ve bu namaz esnasında hutbede

söylediklerinin terör örgütü üyeliği suçu bakımından mahkûmiyet hükmüne esas

alınması nedeniyle din ve vicdan özgürlüğünün; hukuka aykırı olarak tutuklanma

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; iletişiminin uzun süre dinlenmesi

nedeniyle ise haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/3/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden

sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu 1952 doğumlu ve emekli olup olayların meydana

geldiği tarihte Adana'da ikamet etmektedir.

8. Başvurucu, PKK/KCK terör örgütüne üye olmak suçunu işlediği

gerekçesiyle 8/9/2011 tarihinde gözaltına alınmış ve 11/9/2011 tarihinde

tutuklanmıştır. Daha sonra başvurucu hakkında, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının

21/12/2011 tarihli iddianamesiyle PKK/KCK terör örgütüne üye olma ve terör

örgütü propagandası yapma suçundan Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme)

kamu davası açılmıştır.

9. Başvurucu 15/3/2012 tarihli celsede ana dilinde savunma

yapmak istediğini beyan etmiştir. Başvurucunun bu talebi Mahkemece

reddedilmiştir. Talep reddedildikten sonra başvurucu savunmasını Türkçe

yapmıştır. Mahkemenin red gerekçesi ise şöyledir:

"Sanıkların tüm

soruşturma aşamasında Türkçe olarak ifade verdikleri, Türkçe bilmedikleri

yönünde hiçbir aşamada beyanda bulunmadıkları, sanıklar müdafiilerince

de sanıkların Türkçe bilmelerine karşın ulusal ve uluslararası hakların

kullanılması anlamında Kürtçe ifade verilmesi isteminde bulunulduğunun

açıklandığı, 5271 sayılı CMK'nın 202. ve AİHS 6/e

maddesi kapsamında tercüman bulundurulacak hallerin düzenlendiği, bu kapsamda

sanıklarla müdafiilerinin Kürtçe savunma ve tercüman

bulundurma istemlerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından istemlerin reddine...".

10. Mahkemece, başvurucu hakkında ifade veren gizli tanığın

celse arasında belirlenecek bir günde dinlenmesine ve sanık müdafiilerinin

gizli tanığa sorulmasını istedikleri hususları on gün içinde Mahkemeye

bildirmelerine karar verilmiş; gizli tanığın duruşmada dinlenmesi talebi

reddedilmiştir. Gizli tanık, celse arasında Cumhuriyet savcısı huzurunda

sanıklar ve müdafiileri hazır bulunmaksızın Mahkeme

tarafından dinlenmiş; Mahkemeye bildirilen sorular gizli tanığa sorulmuştur.

11. İddia makamı tarafından esas hakkındaki mütalaada

başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine, terör örgütü

propagandası yapma suçundan ise kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesi

talep edilmiştir.

12. Mahkeme 17/1/2013 tarihinde başvurucunun hazır bulunduğu, müdafiinin ise hazır bulunmadığı duruşmada başvurucunun

PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 10 yıl hapis cezasıyla

mahkûmiyetine, terör örgütü propagandası yapma suçundan ise kovuşturmanın

ertelenmesine hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca başvurucunun hükümle birlikte

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Tutukluluk hâlinin devamı kararını

da içerir gerekçeli karar başvurucunun müdafiine

17/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Mahkeme, gerekçeli kararına iddianame ve sanık savunmalarını

özetleyerek başlamış; daha sonra PKK terör örgütünün alt yapılanması olan KCK'nın yapısını ve işleyişini kısaca açıklamıştır.

14. Mahkeme tarafından, PKK terör örgütü amacı doğrultusunda

yayın yapan bazı internet sitelerinde terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın

"demokratik çözüm çadırı"

adı altında çadırlar kurulması talimatı verdiği ve bu doğrultuda 22/3/2011

tarihinde Adana'nın Şakirpaşa-Ova Mahallesi içinde

çadır kurulduğu belirtilmiştir. Yine PKK terör örgütünün amacı doğrultusunda

yayın yapan bazı internet sitelerinde 2011 yılının Mart ve Nisan aylarında

yayımlanan iki haberde terör örgütü lideri Abdullah Öcalan tarafından verilen

talimat üzerine sivil itaatsizlik eylemlerine başlandığı ve bu kapsamda cami,

okul, hastane gibi kamu kurum ve kuruluşlarına alternatif olarak "sivil cuma namazı", "sivil 23 Nisan", "sivil sağlık taraması" vb. eylemler

yapıldığı ifade edilmiştir.

15. Mahkemenin gerekçeli kararında başvurucuya ilişkin yapılan

değerlendirmeler ise özetle şöyledir:

i. Başvurucu hakkında soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı,

kovuşturma evresinde ise Mahkeme tarafından gizli tanık dinlenmiştir. Dinlenen

gizli tanığın Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan ifadesinde özetle "KCK Kandil odaklı şehirlerdeki PKK yapılanmasının

illegal sivil uzantısıdır... KCK bir devlet modeli gibi faaliyet

göstermektedir, yani yasama, yürütme ve yargı güçleri bulunmaktadır. Yasama,

Kandilde KONGRA-GEL denen Halk Kongresi eliyle yürütülür ve alınan kararlar

yürütme organı eliyle gerçekleştirilir. Yürütmenin altında kent konseyi, kent

konseyinin altında il ve ilçe konseyleri, il ve ilçe konseylerinin altında

mahalle komiteleri, mahalle komitelerinin altında sokak komiteleri, sokak

komitelerinin altında hane komiteleri vardır. Yargı, Halk Mahkemeleri adıyla

yürütülmektedir. Halk arasında meydana gelen olaylara bu mahkeme bakar, bu

mahkeme kişilere ceza verme yetkisine sahiptir. KCK, Türkiye yapılanmasında 5

ayrı bölgeye ayrılmıştır. Bu bölgelerden bir tanesi de Çukurova bölgesinde

Adana, Mersin, Malatya, K.Maraş, Hatay, G.Antep illeri dahildir. Adana’da KCK faaliyetleri

kapsamında Yürütmeye bağlı olarak... İnanç Komitesinde; 1-) Mehmet Bozhan, 2-)

M.K., 3-) A.E., 4-) M.E.O., 5-) H.G., 6-) İ.T. bulunmaktadır... Bana burada

(19) rakamı ile gösterilen şahıs Mehmet Bozhan'dır. Kendisi sivil itaatsizlik

adı altında müzahir kitleye namaz kıldırır. 'Mele' olarak bilinir. İnanç

komitesinin başında bulunmaktadır. İnanç komitesinin faaliyetlerini

yürütmektedir. İnanç komitesinde yer alır, halkı devlete karşı kışkırtır."

şeklinde ifade verdiği belirtilmiştir. Gizli tanık kovuşturma evresinde de

Cumhuriyet savcılığında verdiği ifadeyi aynen tekrar ettiğini beyan etmiştir.

ii. Başvurucu hakkında iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması

tedbiri uygulanmıştır. Mahkeme, başvurucu ile M.Z.K. arasında yapılan bir

görüşme içeriğinden PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın talimatları

doğrultusunda demokratik çözüm çadırları adı altında Adana'da kurulan çadırda

başlatılan sivil itaatsizlik eylemleri kapsamında kılınan "sivil cuma namazlarında" başvurucunun

KCK terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti cami ve imamlarına alternatif olarak

atadığı "sivil imam"

olarak görev yaptığını tespit etmiştir. Kararda başvurucunun bu kapsamda

yaptığı telefon görüşmesi içeriklerine yer verilmiştir.

iii. Bu kapsamda başvurucunun 15/4/2011 ve aynı şekilde

20/5/2011 tarihinde saat 12.30 sıralarında Adana Ova Mahallesi 44002 Sokak

üzerinde kurulan ve daha sonra kaldırılan "demokrasi ve çözüm çadırı"nın kaldırıldığı noktada yaklaşık 400

kişilik bir gruba "sivil cuma

namazı" kıldırdığı ifade edilmiştir.

iv. İletişimin dinlenmesine dair tutanaklar uyarınca 3/6/2011

tarihinde kılınan "sivil cuma namazı"nı

organize ederek kendisi gibi KCK yapılanması adına imamlık yapan şahıslara

teknik ekipman sağladığı belirtilmiştir.

v. 10/6/2011 tarihinde saat 12.30 sıralarında Adana Gülbahçesi Mahallesi Obalar Caddesi üzerinde bulunan futbol

sahasında, sivil itaatsizlik eylemleri kapsamında 800 kişinin katılımı ile

kılınan "sivil cuma namazı"nda imamlık yaptığı ifade edilmiştir.

vi. İletişimin dinlenmesine dair tutanaklar uyarınca 17/6/2011

tarihinde sivil itaatsizlik eylemleri kapsamında "sivil cuma namazı"nı organize ettiği belirtilmiştir. Aynı gün

PKK terör örgütünün amaçları doğrultusunda yayın yapan bir internet sitesinde,

kılınan bu "sivil cuma namazı"nın

haber yapıldığı tespit edilmiştir.

vii. Başvurucunun 8/7/2011 tarihinde saat 13.45 sıralarında

Adana Merkez Gülbahçesi Mahallesi Obalar Caddesi'nde

bulunan futbol sahasında yaklaşık 500 kişinin katılımıyla sivil itaatsizlik

eylemleri kapsamında A.E. tarafından kıldırılan "sivil cuma namazı"nda hutbe verdiği belirtilmiştir.

viii. Yine başvurucunun iletişimin dinlenmesine dair tutanaklar

uyarınca 15/7/2011 tarihinde saat 12.45 sıralarında Adana Merkez Gülbahçesi Mahallesi 13422 Sokak içinde inşaat hâlinde

bulunan Hicret Camisi'nde yaklaşık 400 kişinin katılımıyla sanık M.K.nın kıldırdığı cuma namazını organize ettiği

belirtilmiştir. Bu kapsamda Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile

başvurucu hakkında uygulanan teknik

araçlarla izleme, ses ve görüntü kaydının alınması tedbirine

istinaden 15/7/2011 tarihinde kılınan cuma namazının teknik cihazlarla ses

kaydı alınmıştır. Bu ses kaydının yapılan çözümünde başvurucu, cemaate şu

şekilde duyuru yapmıştır:

"Hocam müsaade edersen

bende bişey söylemek istiyorum; ben bu mahallede

oturanlara bişey söylemek istiyorum. Bu günden sonra

bu mahalleye bir imam tayin edeceğiz, biliyorsunuz Ramazan ayı geliyor, teravih

namazları var. Ramazan geliyor hocamız yok demeyin bu günden sonra size bir

imam tayin edeceğiz. Yarın başlamazsa önümüzdeki hafta bir imam gelip

başlayacak. 5 vakit ezanınızı okuyacak, önünüzde vakit namazlarını kılacak,

Ramazanda teravih namazınızı kıldıracak. Bu imamın maaşını biz karşılayacağız,

biz bu imamın maaşını mahalleliye yüklemeyeceğiz, imamın maaşını mahalleli

karşılasın demiyoruz, biz kendi aramızda imamın maaşını temin edeceğiz. İmamı

temin edip sizin hizmetinize sunacağız. Siz de imamınıza sahip çıkacaksınız,

cemaatinize sahip çıkacaksınız biz sizden bunu istiyoruz. Her Cuma günü her

mahalleden her sokaktan seferberlik ruhuyla camiye gelip Cuma hutbenizi burda hep birlikte burda

yapacağız ve Cuma namazını kılacağız. Devlet elinin Allahla

aramıza girmediği, kendi dilimizde özgür bir Cuma namazını kılacağız, Allahımıza sesleneceğiz ve dua edeceğiz. Allah hepinizin

cumasını kabul etsin.”

ix. Başvurucunun 22/7/2011 tarihinde saat 12.45 sıralarında

Adana Merkez Gülbahçesi Mahallesi 13422 Sokak içinde

inşaat hâlinde bulunan Hicret Camisi'nde yaklaşık 500 kişinin katılımıyla sivil

itaatsizlik eylemleri kapsamında "sivil

cuma namazı" kıldırdığı, namaz öncesi vaazın ise M.K.

tarafından verildiği belirtilmiştir. Aynı gün PKK terör örgütünün amacı

doğrultusunda yayın yapan haber sitelerinden “Sivil

Cuma'da Türk Irkçılığına Tepki” başlığıyla şu şekilde haber

yapılmıştır:

"Adana Merkez Seyhan

İlçesi Gülbahçe Mahallesi'nde yurttaşlar tarafından

yaptırılan Hicret Camisi'nde sivil Cuma namazı kılındı. Namaz öncesi Kürtçe

hutbe okuyan Mele Muhammed Bozan, son operasyonlardaki ölümlere dikkat çekerek,

'Dilimize ve kültürümüze sahip çıktığımız için devlet bizi inkar ve imha

politikalarıyla karşı karşıya bırakıyor. Bu mübarek günlerde gencecik insanlar

operasyonlarda yaşamını yitiriyor. Yeter

artık gençler ölmesin. AKP devleti Kürt gençlerinin cenazelerine bile

tahammülleri yok. Siirt'e gerilla cenazesine katılan kişileri öldüresiye

işkence ettiler. İmamı bile dini vecibeyi yerine getirmemesi için baskı

kuruldu. Yeter artık yeter bu zülum. Müslüman müslümana bunu yapmaz. AKP Müslüman değil, ölen kişiye bile

saygısı yok. Yeter artık günah işlemeyin' dedi. Daha sonra yüzlerce kişi Mele

Bozan'ın arkasında saf tutarak, namaz kıldı".

x. Başvurucunun 29/7/2011 tarihinde saat 12.30 sıralarında Adana

Gülbahçesi Mahallesinde bulunan Hicret Camisi'nde

sivil itaatsizlik eylemi kapsamında, yaklaşık 450-500 kişinin katılımıyla "sivil cuma namazı" kıldırdığı,

namaz öncesi vaazın ise M.K. tarafından verildiği belirtilmiştir. Aynı tarihte,

başvurucunun kılınan bu "sivil cuma

namazı" ile ilgili camiye ses düzeneği temin edilmesi ve

İran'ın PKK terör örgütünün İran kanadı olan PJAK’a

yapmış olduğu operasyonlar hakkında vaaz verilmesi ile ilgili bazı telefon

görüşmeleri yaptığı tespit edilmiştir. Ayrıca bu telefon görüşmelerinde,

Müftülük tarafından Hicret Camisi'ne görevlendirilen imamın arkasında kimsenin

namaz kılmaması gerektiği yönünde uyarı yapılmasına ilişkin de bazı konuşmalar

geçtiği belirtilmiştir.

xi. Ayrıca M.K.nın başvurucu ile

yapmış olduğu başka bir görüşmede; Adana Gülbahçesi

Mahallesi Hicret Camisi'ne devletin atamış olduğu imamın eşyalarını getirerek

yerleştirip gittiğinin, bu camiye başka bir imam bulunması gerektiğinin konuşulduğu

belirtilmiştir. Aynı görüşmede, İl Başkanı M.Z.K.nın

Diyarbakır'a gittiğinin ve bu yüzden bu konuda talimat alınacak kimsenin de

olmadığının, M.Z.K.nın kendisine bu konuların

telefonda konuşulmaması yönünde talimat verdiğinin konuşulduğu tespit edilmiştir.

Yine 29/7/2011 tarihinde M.K. ve başvurucu tarafından sivil itaatsizlik

eylemleri kapsamında kıldırılan "sivil

cuma namazı"nda

para toplanıldığı ve bu paraların M.Z.K.ya teslim

edildiği yönünde konuşmalar yapıldığı belirtilmiştir.

xii. Başvurucu ile M.K. arasında 31/7/2011 tarihinde yapılan

telefon görüşmesinde sivil itaatsizlik eylemleri kapsamında, mahkemece terör

örgütü adına gasp edildiği kabul edilen Hicret Camisi'ne devlet tarafından

atanan imamın göreve başladığı konuşulmuştur. Aynı telefon görüşmesinde, devlet

tarafından resmî olarak atanan bu imam ile ilgili olarak mahalleli ile

konuşulması ve bu imamın camiyi ele geçirerek vermediği yönünde mahallelinin

kışkırtılması gerektiğinin konuşulduğu tespit edilmiştir. Yapılan diğer

görüşmede ise devletin atamış olduğu imamın korkudan hiçbir şeye

karışmayacağını söylediği ve başvurucunun M.K.ya “Bu akşam orda teravih namazını kıldır, sorumluluk

bizden çıksın, rahatlayalım, onlara karşı söyleyecek bişeyimiz

olsun.” diyerek KCK üst yönetimine hesap verebilmek için 31/7/2011

tarihinde teravih namazını kıldırması gerektiği yönünde talimatlar verdiği

tespit edilmiştir.

xiii. Başvurucunun 24/6/2011 tarihinde saat 12.45 sıralarında

Adana Gülbahçesi Mahallesi Obalar Caddesi üzerinde

bulunan futbol sahasında, sivil itaatsizlik eylemleri kapsamında yaklaşık

950-1000 kişinin katılımı ile "sivil

cuma namazı" kıldırdığı belirtilmiştir. Aynı gün PKK terör

örgütünün amaçları doğrultusunda yayın yapan internet sitesinde şu şekilde

haber yapılmıştır:

"Onbinler 'Sivil Cuma'da Saf

Tuttu: ...24.06.2011 Adana merkez Seyhan İlçesi Gülbahçe

Mahallesi Aziz Çayevi Parkı'nda sivil Cuma namazı kılındı. Namaz öncesi Kürtçe

hutbe okuyan Mele Muhammed Bozan, İslam dininde adalete ve eşitliğe değinerek,

'İslam dininde önemli olan herkese adaletli ve eşit davranmaktır. Ama bu

ülkenin Başbakanı Tayip Erdoğan halkına eşit davranmıyor. Halk arasında

ayrımcılık yapıyor. Kürt halkına baskı, işkence ve katliamları reva görüyor. Bu

Müslümanlık değildir. İslamda insanların diline, dinine

ve kültürüne sahip çıkması, kuranı kerimde açıklanıyor. Ama bizimler dilimize

ve kültürümüze sahip çıktığımız için devlet bizi inkar ve imha politikalarıyla

karşı karşıya bırakıyor' dedi. Daha sonra yüzlerce kişi Mele Bozan'ın arkasında

saf tutarak, namaz kıldı".

xiv. Mahkeme; başvurucu ile M.Z.K. arasında 1/7/2011 tarihinde

yapılan bir görüşme içeriği kapsamında 1/7/2011 tarihinde kılınacak "sivil cuma namazı"na A.E.nin

atandığının, namazların dışarıda kılınmasının bir anlamı olduğunun ve bu

namazların sonuç alınıncaya kadar devam ettirileceğinin konuşulduğunu tespit

etmiştir. Kararda başvurucunun bu kapsamda yaptığı telefon görüşmesi

içeriklerine yer verilmiştir.

xv. Başvurucu ile M.K. arasında 8/7/2011 tarihinde yapılan bir

görüşme içeriği kapsamında M.K.nın da KCK’nın atadığı "sivil

imam" olarak görev yaptığı ve 8/7/2011 tarihinde kılınan "sivil cuma namazı"na katılımın az olması

nedeniyle KCK içinde faaliyet gösteren şahıslarla irtibata geçilerek namazın

kılındığı caminin civarında bulunan evlerin KCK mahalle komisyonunda bulunan

şahıslarla birlikte tek tek gezilmesi, "sivil

cuma namazları"na

gelmeleri yönünde uyarılarda bulunulması, gelmemeleri durumunda ya evlerini

terk ederek göç etmeleri ya da dövülerek veya öldürülerek cezalandırılacakları yönünde

tehdit edilmesi gerektiğini başvurucuya söylediği tespit edilmiştir. Böylelikle

PKK terör örgütünün oluşturduğu korkutucu güçten yararlanarak halkın terör

örgütünün faaliyetlerinin içine çekilmeye çalışıldığı belirtilmiştir. Kararda

başvurucunun bu kapsamda yaptığı telefon görüşmesi içeriklerine yer

verilmiştir.

xvi. Başvurucu Mehmet Bozhan'ın 5/8/2011 tarihinde M.Z.K. ile

yaptığı telefon görüşmelerinde, 5/8/2011 tarihinde Adana Gülbahçesi

Mahallesinde bulunan Hicret Camisi'nde kılınacak "sivil cuma namazı" ile ilgili olarak bir üst

yönetici olarak gördüğü M.Z.K.yı arayarak neler

yapılması gerektiği hususunda talimat aldığı, aldığı talimatlar doğrultusunda M.K’yı arayarak cuma namazlarının kılınması yönünde

organizasyon yaptığı, aynı gün 12.30 sıralarında Adana Gülbahçesi

Mahallesinde bulunan Hicret Camisi'nde sivil itaatsizlik eylemi kapsamında,

yaklaşık 400 kişinin katılımı ile M.K. tarafından "sivil cuma namazı" kılındığı tespit edilmiştir.

xvii. Başvurucunun 12/8/2011 tarihinde M.K. ile yaptığı telefon

görüşmesinde, M.K.nın 12/8/2011 tarihinde kılınan "sivil cuma namazı"na katılmayan başvurucuya ve

KCK Kent Meclisi Sorumlusu M.Z.K.ya sitem ettiği, İ.T.nin Hicret Camisi'ne "sivil

imam" olarak görevlendirildiği ve maaşını ödeyebilmek için para

topladıklarını ancak mahalle komisyonu tarafından bu paraya el konulduğu,

imamın parasının ödenmesi için M.Z.K.yla görüşülmesi

gerektiği yönünde konuşmalar yaptığı belirtilmiştir. Bahsi geçen telefon

görüşmelerinde başvurucu ise imamlık görevinin kendisinden alındığını, KCK

yönetimi tarafından Hicret Camisi'ne atanan İ.T.nin

tek başına bu işi yürütebileceğini ifade ettiği belirtilmiştir.

xviii. Aynı şekilde 29/8/2011 tarihinde M.K. ile başvurucu

arasındaki görüşmenin içeriğinden 30/8/2011 tarihinde kutlanacak olan Ramazan

Bayramı ile ilgili sivil itaatsizlik eylemleri kapsamında sivil bayram namazı

eylemi ve faaliyeti organize ettiklerinin tespit edildiği belirtilmiştir.

xix. PKK terör örgütünün 17 Mayıs ve 18 Mayıs günlerini sözde

şehitler haftası ilan etmesi ve örgüt amaçları doğrultusunda yayın yapan

internet sitelerinde yapılan haberler üzerine 18/5/2011 tarihinde saat 12.00

sıralarında Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) il binası önünde tahmini 250

kişilik bir grubun toplandığı tespit edilmiştir. Grubun Cemal Gürsel Caddesi'ni

trafiğe kapatarak 14/5/2011 tarihinde Şırnak'ın Uludere ilçesinde güvenlik

güçleri ile PKK terör örgütü mensupları arasında çıkan çatışma sonucu ölü ele

geçirilen 12 terör örgütü üyesinin örgüt bayrağı altında çektirmiş oldukları

fotoğrafları ve daha önceden ölen terör örgütü mensuplarına ait fotoğrafları

taşıyarak PKK terör örgütü ve lideri Abdullah Öcalan lehine sloganlar attığı

belirlenmiştir. Daha sonra basın açıklaması ve Cemal Gürsel Caddesi üzerinde 5

dakika oturma eylemi yapıldığı, basın açıklaması esnasında grup tarafından “Biji serok apo,

PKK halktır halk burada, şehit namırın, öcalan öcalan, intikam intikam, gençler botana özgür

vatana, gençlik aponun fedaisidir, katil erdoğan, T.C. şaşırma bizi dağa taşırma”

şeklinde terör örgütü lehine sloganlar atıldığı, kayıt altına alınan görüntüler

üzerinde yapılan incelemelerde sanık başvurucunun da KCK’nın

eylem ve talimatlarına paralel olarak düzenlenen basın açıklamasına

katıldığının tespit edildiği belirtilmiştir.

xx. Ancak başvurucu 18/5/2011 tarihli bu olayda kendisinin

bulunmadığını, fotoğraflardaki kişinin kendisi olmadığını beyan etmiştir. Bunun

üzerine Mahkemece fotoğraflar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.

Alınan bilirkişi raporuna göre, mukayese için gönderilen fotoğrafların eşgal mukayesesi yapmaya elverişli özelliklere sahip

olmaması nedeniyle "belirleyememe"

şeklinde görüş bildirildiği anlaşılmıştır (Bilirkişi raporuna göre 7 kategori derecelendirme

vardır. Bunlar sırasıyla şöyledir: kesin tanımlama, kuvvetle muhtemel

tanımlama, muhtemel tanımlama, belirleyememe, muhtemel eleme, kuvvetle muhtemel

eleme, eleme.).

16. Mahkeme netice itibarıyla başvurucunun -gizli tanığın beyanı

uyarınca- KCK yapılanmasının inanç komitesinin başında olduğunu, bu istikamette

faaliyet yürüttüğünü, bu kapsamda Adana'da terör örgütünün talimatı

doğrultusunda ve sivil itaatsızlık eylemleri

kapsamında gerek dışarıda gerekse Hicret Camisi'nde kılınan cuma, teravih ve

bayram namazlarının organizasyonunda yer aldığını, bu namazlarda görev yapacak

olan "sivil imamları" atadığını,

kılınan "sivil cuma namazları"ndan 20/5/2011, 10/6/2011,

17/6/2011, 24/6/2011, 8/7/2011, 22/07/2011, 29/7/2011, 12/8/2011 tarihlerindeki

cuma namazlarında imamlık yaptığını belirterek süreklilik, çeşitlilik ve

yoğunluk arz eden eylem ve faaliyetleri nedeni ile başvurucunun PKK/KCK terör

örgütü üyesi olduğu sonucuna varmıştır.

17. Mahkemece sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmü, Yargıtay

9. Ceza Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucu 29/11/2013

tarihinde onanarak kesinleşmiştir.

18. Başvurucu, Yargıtay ilamından 3/3/2014 tarihinde haberdar

olduğunu belirtmiştir.

19. Başvurucu 4/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

20. Ulusal hukuk normları için bkz. Metin Birdal ([GK] B.

No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 28-32)

başvurusuna ilişkin karar.

B. Uluslararası Hukuk

21. Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin

Uluslararası Sözleşmesi’nin 18. maddesinin (1), (2)ve (3) numaralı fıkraları

şöyledir:

"1.

Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahip olacaktır. Bu hak, herkesin

istediği dine ya da inanca sahip olması ya da bunları benimsemesi özgürlüğünü

ve herkesin aleni veya özel olarak bireysel ya da başkaları ile birlikte toplu

olarak, kendi din ya da inancını ibadet, icra, bunun icaplarını yerine getirme

ya da öğretme bakımından ortaya koyma özgürlüğünü de içerir.

2. Hiç kimse, kendi seçtiği bir din ya da

inanca sahip olma ya da bunu benimseme özgürlüğünü zedeleyecek bir baskıya

maruz bırakılamaz.

3. Bir kimsenin kendi dinini veya inançlarını

ortaya koyma özgürlüğüne ancak yasalarla belirlenen ve kamu güvenliğini,

düzenini, sağlığını, ahlakını ya da başkalarının temel hak ve özgürlüklerini

korumak için gerekli kısıtlamalar getirilebilir."

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Düşünce, din ve vicdan özgürlüğü” başlıklı

9. maddesi ise şöyledir:

"1.

Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir; bu hak, din veya inanç

değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, kamuya açık veya kapalı

ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını

açıklama özgürlüğünü de içerir.

2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü,

sadece yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda kamu güvenliğinin, kamu

düzeninin, genel sağlık veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması için gerekli sınırlamalara tabi tutulabilir."

23. Diğer uluslararası hukuk normları için bkz. Metin Birdal (aynı kararda bkz. §§ 33-38)

başvurusuna ilişkin karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 23/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Tercüman Yardımından

Yararlanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

a. Başvurucunun iddiaları

25. Başvurucu; yargılama sırasında ana dilde savunma yapmak

istediğini ancak Mahkemece bu talebinin herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin

reddedildiğini ve susma hakkını kullanmış sayıldığını, savunmasının dahi

alınmadığını iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

26. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma (Değişik ibare:

3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkına

sahiptir."

27. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

202. maddesine göre sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe

bilmiyorsa mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve

savunmaya ilişkin esaslı noktalar sanık veya mağdura tercüme edilir. Soruşturma

evresinde dinlenen şüpheli, mağdur veya tanıklar da bu haktan yararlanır. 5271

sayılı Kanun’un 202. maddesiyle meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmeyen

şüphelilerin/sanıkların kendilerini Türkçe dışındaki bir dilde savunmalarına

imkân tanınmıştır. Böylece Türkçeyi hiç konuşamayan ve anlayamayan kişilerin

ana dilleri ya da bildikleri başka bir dilde şikâyetlerini aktarabilmesi veya

savunmalarını yapabilmesi sağlanmıştır (Abdurrahim Balur, B. No:

2013/5467, 7/1/2016, § 53)

28. Diğer taraftan 5271 sayılı Kanun’un 202. maddesine 24/1/2013

tarihinde ilave edilen (4) numaralı fıkra ile tercüman hakkı genişletilmiştir.

Yeni kuralla sanıkların “iddianamenin

okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine sözlü savunmasını,

kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde”

yapabileceği hükmü getirilmiştir. Böylece meramını

anlatabilecek ölçüde Türkçe bilen sanığa da sözlü savunmasını başka

dilde yapabilme imkânı tanınmıştır (Abdurrahim Balur, § 54).

29. Somut olayda başvurucunun soruşturma aşamasında ve müdafii huzurunda kollukça, Cumhuriyet Başsavcılığınca veya

Mahkemece alınan savunmalarında Türkçeyi anlamadığı veya konuşamadığını

herhangi bir surette ileri sürmediği, aksine savunmalarını Türkçe yaptığı, yine

kovuşturma evresinde Kürtçe savunma yapma istemi Mahkemece reddedildikten sonra

savunmasını yine Türkçe yaptığı ve susma hakkını kullanmadığı anlaşılmıştır.

Yeni usul kuralının yürürlüğe girdiği tarihten önce ilk derece mahkemesi önünde

gerçekleştirilen başvurucuya tercüman atanmamasına ilişkin işlemde Türkçeyi anlayan ve konuşan başvurucunun mensubu olduğu etnik dilde savunma

yapabilmesi için tercümandan yararlanma talebinin kabul edilmemesinin savunma

hakkını kısıtlamadığı sonucuna ulaşılmıştır (aynı yönde karar için bkz. Abdurrahim Balur, § 55).

30. Açıklanan gerekçelerle bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin

açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tanık Sorgulama

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun iddiaları

31. Başvurucu; gizli tanığın mahkemece dinlenmesi esnasında

kendisinin duruşmada hazır edilmediğini ve bu nedenle silahların eşitliği

ilkesi gereği tanığa soru sorma hakkını kullanamadığını, ayrıca gizli tanığın

beyanlarının tutarsız ve akla aykırı olması nedeniyle delil olarak

kullanılamayacağını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

32. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü

başvurulara ilişkin olarak birçok kararında tanık

sorgulama hakkıyla ilgili ilkeleri belirlemiştir. Buna göre bir ceza

yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme

hakkı vardır. Hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde sanığın

tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların

beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması adil bir yargılamanın

yapılabilmesi bakımından gereklidir. Ancak başvurucuların tanık sorgulama

hakları mutlak bir hak değildir. Makul gerekçelerle getirilen kısıtlamalar,

kimi zaman başvurucunun iddia tanıklarına soru sorabilme ve onlarla yüzleşme

imkânını da ortadan kaldırabilmektedir. Diğer yandan bir mahkûmiyet -sadece

veya belirleyici ölçüde- sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama

veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere

dayandırılmış ise sanığın hakları Anayasa'nın 36. maddesindeki güvencelerle

bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Atila

Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Az. M., B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§

46-67; Levent Yanlık, B. No:

2013/1189, 18/11/2015, §§ 67-76; İsmet Özkorul, B. No: 2013/7582, 11/12/2014, §§44,

45).

33. Kural olarak tüm delillerin sanığın huzurunda ortaya konması

gerekmekle birlikte bu şart, uyuşmazlık konusu kovuşturmanın öncesinde ya da

haricinde alınan ifadelerin kesinlikle delil olarak kabul edilemeyeceği

şeklinde anlaşılamaz (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1138, 27/10/2015, § 136).

34. Bazı olaylarda tanığın kim olduğunun sanıklar tarafından

bilinmesi, tanığın kendisi veya yakınları için tehlike doğurabilir. Tanıklık yapacak

olanların misillemeye uğramaktan korkmak için haklı sebepleri bulunabilir.

Ayrıca örgütlü suçla mücadelede tanığın kimliğinin gizli tutulması hafife

alınamaz. Örgütlü suçlardaki artış, bazı tedbirlerin alınmasını gerektirebilir.

Bu nedenle bir tanığın kimliği saklı tutulmuşsa savunma tarafının ceza

yargılamalarında normal koşullarda bulunmayan zorluklarla karşı karşıya

kalabileceği de gözönünde bulundurulmalıdır (Baran Karadağ, B. No: 2014/12906,

7/5/2015, § 57).

35. Bu bağlamda 5271 sayılı Kanun’un 58. maddesinde iki tür

tanık koruma tedbiri öngörülmüştür. Bunlardan ilki tanığın kimliğinin gizli

tutulması, diğeri ise tanığın hâkim tarafından hazır bulunma hakkına sahip

kişiler olmaksızın dinlenmesidir. 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma

Kanunu’nun 5. maddesinde ise tanığın kimlik ve adres bilgilerinin kayda

alınarak gizli tutulması ve kendisine yapılacak tebligata ilişkin ayrı bir

adres tespit edilmesi, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan

dinlenmesi ya da ses veya görüntüsünün değiştirilerek özel ortamda dinlenmesi

vb. tedbirler de düzenlenmiştir (Baran

Karadağ, § 61).

36. Bu durumda ilk olarak tanığın kimliğini gizlemek için makul

gerekçelerin olup olmadığının ve ikinci olarak gizli tanık ifadesinin verilecek

hükmün dayandığı tek veya belirleyici temel unsuru olup olmadığının

değerlendirilmesi gerekir. Üçüncü olarak hükmün büyük ölçüde veya yalnızca

gizli tanığın ifadesine dayanması durumunda yargılama detaylı incelemelere tabi

tutulmalıdır. Eğer sanık veya müdafii tarafından

güvenilirliğinin ve doğruluğunun saptanması amacıyla sorgulanmamış tanık

delili, mahkeme kararının dayandığı esas veya belirleyici delil ise ve

dengeleyici güvenceler sağlayan bir usul öngörülmemiş ise adil yargılanma

hakkının ihlali söz konusu olabilecektir (Baran

Karadağ, § 68).

37. Somut olayda gizli tanığın beyanları soruşturma evresinde

Cumhuriyet savcısı tarafından, kovuşturma evresinde ise Mahkeme tarafından

alınmıştır. Kovuşturma evresinde gizli tanık dinlenmeden önce taraflara gizli

tanığa yöneltmek istedikleri soruları bildirmeleri için on günlük süre

verilmiş, bu suretle Mahkemece celse arasında Cumhuriyet savcısı huzurunda

dinlenen ve taraflarca bildirilen soruların sorulduğu gizli tanığın beyanı daha

sonraki celsede tüm taraflara okunmuş ve diyecekleri sorulmuştur.

38. Mahkemenin gerekçeli kararı incelendiğinde başvurucu

hakkındaki mahkûmiyet kararı gizli tanık beyanının yanı sıra iletişim tespit

kayıtlarına, PKK terör örgütünün talimatları doğrultusunda başvurucunun "sivil cuma namazları" kıldırması

eylemlerine, tutanaklara, PKK terör örgütüne müzahir internet sitelerinde yer

alan somut haberlere dayandırılmıştır. Bu kapsamda gizli tanık anlatımlarının

mahkûmiyet için yegâne veya belirleyici delil niteliğinde olmadığı, gizli tanık

beyanına dayanılmasının yargılamanın bir bütün olarak adilliğine zarar

vermediği ve bunun adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

39. Açıklanan gereklerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

3. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun iddiaları

40. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

41. Anayasa'nın 36. ve 141. maddeleri bağlamında medeni hak ve

yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması

gerektiğine dair temel ilkeler Anayasa Mahkemesince daha önce incelenmiş ve bu

konuda kararlar verilmiştir (Güher Ergun ve

diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013; Güher Ergun ve Tosun Tayfun Ergun, B. No: 2012/12,

17/9/2013). Başvuru konusu olayda bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir husus

bulunmamaktadır.

42. Somut olayda başvurucunun 8/9/2011 tarihinde gözaltına

alınmasıyla başlayan yargılama süreci 29/11/2013 tarihinde Yargıtay tarafından

verilen onama kararı ile sonlanmıştır.

43. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde davanın iki dereceli bir yargılama sisteminde toplam

2 yıl 2 ay 21 gün sürdüğü, yargılama sürecinin bütünü dikkate alındığında

başvurucunun haklarını ihlal edecek bir gecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

44. Açıklanan gereklerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Adil Yargılanma

Hakkına İlişkin Diğer İhlal İddiaları

a. Başvurucunun iddiaları

45. Başvurucu 18/5/2011 tarihinde bir siyasi parti binasının

önünde yapılan basın açıklamasında çekilen fotoğraftaki kişinin kendisi olup

olmadığı Mahkemece belirlenemediği hâlde bu fiilin de terör örgütü üyeliği suçu

bakımından çeşitlilik arz eden fiiller arasında hükme esas alınmış olması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

46. Yargılama sırasında, başvurucu tarafından fotoğraftaki kişinin

kendisi olmadığının iddia edilmesi üzerine Mahkemece bilirkişi incelemesi

yaptırıldığı ve bunun sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda "belirleyememe" şeklinde kanaat

bildirildiği anlaşılmaktadır.

47. Mahkeme ise olayda yer alan kişilerden birinin başvurucu

olduğunu kabul etmiş ancak buna ilişkin gerekçe ortaya koymamış ve bilirkişi

raporunu kararında tartışmamıştır. Ancak bu durum adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği sonucuna ulaşılabilmesi bakımından tek başına yeterli değildir.

Bu noktada olayda yer alan kişinin başvurucu olduğu hususunda Mahkemece makul

bir gerekçe gösterilmemiş olmasının genel olarak yargılamanın hakkaniyetini

zedeleyip zedelemediğini belirlemek gerekmektedir. Bu bağlamda mahkûmiyet

hükmünün yalnızca veya büyük ölçüde bilirkişi raporuna konu olaya dayalı olup

olmadığı önem taşımaktadır.

48. Somut olayda mahkûmiyet hükmüne dayanak olarak -18/5/2011

tarihinde gerçekleşen olay haricinde- gizli tanık beyanı, iletişim tespit

kayıtları, PKK terör örgütü amacı doğrultusunda yapılan ve başvurucu tarafından

birçok kez kıldırılan "sivil cuma

namazları" gösterilmiştir (bkz. § 15). Bu açıdan 18/5/2011

tarihinde gerçekleşen olayla ilgili olarak Mahkemenin fotoğraftaki kişinin

başvurucu olup olmadığı hususunda yeterli gerekçe göstermemiş olmasının genel

olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği sonucuna ulaşılmıştır.

49. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Din ve Vicdan

Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

50. Başvurucu; İslam dininin Şafii mezhebine mensup olduğunu,

yıllardır bu mezhebe mensup kişilere namaz kıldırdığını, bazı cuma namazlarını

topluluğun camiye sığmadığı ve havanın uygun olduğu günlerde açık alanda

kıldırdığını, burada hutbeler verdiğini belirtmiştir. Bu hutbelerde kimi zaman

siyasi iktidarın toplum düzeniyle ilgili yanlış uygulamalarını da eleştirel bir

bakışla dile getirdiğini, suçlu kabul edilen şahsiyetlerin çağrısı ile bile

olsa toplulukla birlikte açık veya kapalı alanda namaz kılma fiilinin ancak bir

ibadet olarak değerlendirilebileceğini, kendisinin ise bu fiil nedeniyle

cezalandırıldığını iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca hiçbir şiddet eylemi

içermeyen ibadet, eylem ve düşünce açıklamasının suç vasfına

dönüştürülemeyeceğini ifade ederek din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

51. Anayasa Mahkemesi Metin

Birdal kararında, kişilerin

anayasal hak ve özgürlükler kapsamında kalan faaliyetlerinin mahkûmiyet

kararlarında delil olarak kullanılmasının bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükler üzerinde caydırıcı etki yaratabileceğini, dolayısıyla bu konunun

Anayasa Mahkemesinin ilgi alanında kaldığını ifade etmiştir (Metin Birdal, § 48). Bu kapsamda başvurucunun "sivil cuma namazı" kıldırmış olmasının terör

örgütüne üye olmak suçundan verilen mahkûmiyet hükmünde delil olarak

kullanılması da din ve vicdan özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki

doğurabileceğinden başvurucunun Anayasa'nın 24. maddesinde koruma altına alınan

hakkına bir müdahalede bulunulduğu kabul edilmelidir.

52. Somut olayda, başvurucunun "sivil

cuma namazı" kıldırmış olmasının terör örgütüne üye olmak

suçundan verilen mahkûmiyet hükmünde delil olarak kullanılmasının, kamu

güvenliği ve suçların önlenmesine yönelik çalışmaların bir parçası olduğu

açıktır. Bu anlamda, Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı ile

maddi ve manevi varlığın korunması hakkı din ve vicdan özgürlüğünün doğal

sınırlarını oluşturmaktadır (bkz. Esra Nur

Özbey, B. No: 2013/7443, 20/5/2015, §§ 69-75). Sonuç olarak somut

olayda din ve vicdan özgürlüğüne yapılan müdahalenin Anayasa’nın kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığının korunmasına ilişkin 17. maddesinin

birinci fıkrası kapsamında kişilerin yaşamının, maddi ve manevi varlığının

korunması meşru amaçlarını taşıdığı sonucuna varılmıştır.Bundan

sonra başvuru konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun

olup olmadığı değerlendirilecektir.

a. Müdahalenin Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması

53. Temel hak ve özgürlüklerin koruması altında bulunan bir

eylemin terör örgütüne üye olmak suçunun mahkumiyetinde delil olarak

kullanılması suretiyle temel hak ve özgürlüklere yapılan bir müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu

bir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerekir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan bir

müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir

(zorunlu toplumsal ihtiyaç testine ilişkin açıklamalar için bkz. Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,

4/6/2015, §§ 51, 53-55, 57; Mehmet Ali Aydın,

§ 68;Ferhat Üstündağ, B. No:

2014/15428, 17/7/2018, § 45-46; Tansel

Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51).

b. Somut Olayın

Değerlendirilmesi

54. Terör örgütüne üye olmak suçu, üye ve hatta örgüt henüz bir

suç işlememiş olsa dahi örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran ve

bu yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini engelleme

amacı taşıyan bir suç türüdür (Metin Birdal,

§§ 60- 61).

55. Bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi bir

yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir.

Dolayısıyla başvurucu hakkında isnat edilen terör örgütünün üyesi olmak suçunun

sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup

olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (Metin Birdal, § 47; ayrıca bkz. Yılmaz

Çelik [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45; krş. Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428,

17/7/2018, § 65). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme

esas alınabileceği meselesi de esas itibariyle Anayasa Mahkemesinin görev

alanının dışındadır (Türk Ceza Muhakemesi Hukuku uygulamasına ilişkin bazı

değerlendirmeler için bkz. Metin Birdal,

§§ 67-71).

56. Bir kişinin henüz başka bir suç işlemeden yalnızca terör

örgütüne üye olması nedeniyle cezalandırılabilmesi için yargılama makamlarının

o kişinin terör örgütüyle olan bağlarını ortaya koyması gerekir. Henüz ceza

kanunlarında tanımlanan bir suçu işlememiş olsa bile bir terör örgütü ile örgüt üyeliği olarak kabul edilecek

kuvvette bir bağın varlığının araştırılması bireylerin sahip olduğu fikirlerin,

bağlı oldukları toplumsal grupların ve ideolojilerinin, davranışlarının

anlamlarının ve bunların altında yatan saiklerin de

değerlendirilmesini gerektirebilir. Böyle bir değerlendirmenin örgütlere üye

olmak, toplantılara katılmak veya düşünce açıklamaları yapmak gibi kişilerin anayasal

haklar kapsamında koruma altında bulunan eylemlerini de kapsadığı durumlarda

başta ifade, örgütlenme, din ve vicdan özgürlükleri ile toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı olmak üzere temel haklar üzerinde ciddi bir baskı

oluşturabilecek potansiyele sahip olduğu açıktır (Metin Birdal, §§ 63, 64).

57. Kişilerin anayasal hak ve özgürlükler kapsamında kalan

faaliyetlerinin terör örgütünün üyesi olmak suçundan verilen mahkûmiyet

kararlarının delili olarak kullanılmasının temel haklar üzerinde yaratacağı

caydırıcı etki nedeniyle -Devletin toplumu terör örgütlerinin faaliyetlerine

karşı korumak şeklindeki pozitif yükümlülüğünün bir sonucu olarak- insanların

terörsüz bir ortamda yaşama hakkı ile bu süreçte bireylerin potansiyel olarak

etkilenebilecek temel hakları arasında adil bir denge kurulmalıdır (Metin Birdal, § 65).

58. Söz konusu dengenin sağlandığının kabul edilebilmesi için

derece mahkemelerinin kişilerin anayasal hak ve özgürlükler kapsamında kalan

faaliyetlerini terör örgütünün üyesi olmak suçundan verilen mahkûmiyet

kararlarında delil olarak kullanılmalarının zorunlu bir ihtiyacı karşıladığını

göstermeleri gerekir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaki

denetimi temel haklara bu şekilde yapılan müdahalenin zorunlu bir ihtiyacı

karşıladığının ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gösterilip gösterilemediği ile

sınırlı olacaktır (Metin Birdal,

§ 72).

59. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruda başvurucunun

toplantı ve ifade özgürlüklerine yapılan müdahalelerin gerçekten toplumsal bir ihtiyaca cevap verip

vermediği sorusuna cevap bulacaktır.

60. Başvuru konusu olayda ilk derece mahkemesi, süreklilik,

çeşitlilik ve yoğunluk gösterdiği kabul edilen eylem ve davranışlarıyla şiddeti

ve demokratik olmayan yöntemleri benimseyen başvurucunun PKK terör örgütünün

üyesi olduğu kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi iddianamede ileri sürülen

iddiaları, başvurucunun savunmalarını ve derece mahkemelerince başvurucunun

mahkûm edilmesi için benimsenen gerekçeleri yukarıda yer verilen ilkeler

uyarınca bir bütün olarak ve dikkatle incelemiştir.

61. Somut olayın koşullarında ilk derece mahkemesinin

başvurucuyu suç oluşturmadığı ve anayasal hakların kullanımından ibaret olduğu

ileri sürülen eylemleri nedeniyle mahkum ettiği kabul edilmemiştir. İlk derece

mahkemesi diğer bazı deliller yanında "sivil

cuma namazı" adı altında birden fazla kez namaz kıldırmış

olmasını ve hutbede söylediklerini başvurucunun örgüt üyeliğini açıklayan ve

eylemlerinin sürekliliğini gösteren deliller olarak kullanmıştır (krş. Metin Birdal, § 76).

62. Nitekim ilk derece mahkemesi, mahkumiyet hükmünde bir gizli

tanığın başvurucu hakkındaki ifade ve teşhisi ile PKK terör örgütü yanlısı yayınlar

yapan bazı internet sitelerindeki haber ve yazılara da dayanmıştır. Başvurucu,

Abdullah Öcalan'ın talimatlarıyla 2011 yılının Mayıs ayından Ağustos ayına

kadar geçen sürede toplam sekiz kez cami olarak bilinen yerlerden ayrı

mekanlarda "sivil cuma

namazlarında" imamlık yapmış ve hutbe okumuş; Devletin

kontrolünde bulunan camilere gitmek yerine maaşı örgütçe ödenen imamlarla

birlikte namaz kılınması gerektiğini ifade etmiştir. Yine PKK terör örgütünün

amaçları doğrultusunda yayın yapan internet siteleri bu namazları propaganda

hâline getirerek haberleştirmiş; başvurucunun kıldırdığı namazlarda verilen

hutbelerde, öldürülen PKK üyelerinden bahsedilmiştir.

63. Bundan başka, ilk derece mahkemesince gerekçeli kararda

başvurucunun terör örgütünün talimatıyla kılınan "sivil cuma namazları"nın bir kısmını organize

etmesine ve PKK terör örgütünün İran kanadı olan PJAK’a

yapılan operasyonlarla ilgili vaaz vermiş olmasına da dayanılmıştır. Ayrıca

başvurucunun resmî olarak görevlendirilen imamın arkasında kimsenin namaz

kılmayacağı yönünde mahallelinin uyarılması ve gerekirse tehdit edilmeleri

gerektiğine ilişkin yaptığı telefon görüşmeleri de başvurucunun mahkumiyetinde

delil olarak kabul edilmiştir.

64. Bu itibarla ilk derece mahkemesi başvurucunun KCK yapılanması

içindeki inanç komitesi faaliyetlerinin ve "sivil

cuma namazı" kıldırma eylemlerinin, onun PKK terör örgütünün

hiyerarşik yapılanmasına kendi isteğiyle ve bilerek dâhil olduğuna dair

bilgileri doğrular ve tamamlar nitelikte olduğunu ilgili ve yeterli biçimde

ortaya koymuştur. Bu şekilde Mahkeme başvurucunun şikayetine konu eylemlerinin

delil olarak kullanılmasının acil bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını

göstermiştir.

65. Sonuç olarak başvurucunun din ve vicdan özgürlüğüne yapılan müdahale

demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı bir müdahale olarak

değerlendirilemez.

66. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda müdahalenin meşru olduğu açık

olan başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

67. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun din ve vicdan

özgürlüğünün ihlal edildiğine dair başvurusunun, bir ihlal bulunmadığı açık

olduğundan açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemezliğine karar verilmesi gerekir.

C. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

68. Başvurucu, hakkında yürütülen yargılamanın tutuklu olarak

yürütülmesinin hukuka aykırı olduğunu iddia ederek kişi özgürlüğü ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

69. Mahkûmiyete ilişkin nihai kararla birlikte sanığın

tutukluluğa ilişkin hukuki statüsü ve dolayısıyla tabi olduğu rejim

değiştiğinden otuz günlük başvuru süresinin itiraz yoluna başvurulmayan

durumlarda tutukluluğun hükümle birlikte devamına dair kararın başvurucu

tarafından öğrenildiği tarihten itibaren hesaplanması gerekir (Hasan Elçi, B. No: 2013/6398, 3/4/2014, §

33). İtiraz yoluna başvurulmuşsa itirazın reddine dair kararın tebliğ edildiği

tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunulması gerekir.

70. Somut olayda başvurucu, terör örgütü üyesi olma suçundan

11/9/2011 tarihinde tutuklanmıştır. Yapılan yargılama sonucunda başvurucunun

hazır bulunduğu, müdafiinin ise hazır bulunmadığı

17/1/2013 tarihli duruşmada başvurucu hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve

tutukluluk hâlinin hükümle birlikte devamına karar verilmiştir. Tutukluluk

hâlinin devamı kararını da içerir gerekçeli karar başvurucunun müdafiine 17/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

71. Başvurucunun yüzüne karşı kararın tefhim edildiği 17/1/2013

tarihinden, müdafiine ise kararın tebliğ edildiği

17/4/2013 tarihinden itibaren tutukluluğun hükümle birlikte devamına dair

karara itiraz edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir bilgi veya belge sunulmadığı

tespit edilmiştir. Bu sebeple son olarak kararın başvurucunun müdafiine tebliğ tarihi olan 17/4/2013 tarihinden itibaren

otuz gün içinde başvuru yapılması gerekirken 4/3/2014 tarihinde yapıldığı ve

başvuruda süre aşımı olduğu anlaşılmıştır.

72. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

D. Haberleşme

Özgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası

1. Başvurucunun İddiaları

73. Başvurucu, gizli olarak ve çok uzun süreyle telefonunun

dinlendiğini iddia ederek haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

2. Değerlendirme

74. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili delilleri

sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve dayanılan Anayasa

hükmünün kendisine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki

iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu gücünün işlem,

eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile

dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile

ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler olduğunu başvuru

dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden

olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına

göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerden

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği, buna ilişkin gerekçeler ve deliller

açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B.

No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20; Ünal

Yiğit, B. No: 2013/1075, 30/6/2014, §§ 18, 19).

75. Somut olayda başvurucu, haberleşme özgürlüğünün ihlal

edildiği iddiaları yönünden ihlal iddialarının konusunu belirtir şekilde

iletişimin dinlenmesine esas alınan derece mahkeme veya hâkim kararları ile

ilgili somut bilgi, belge ve kanıt sunmadan soyut bir şekilde dinlemenin iki

yıla yakın bir süre devam ettiği iddiasında bulunmuştur.

76. Bu kapsamda başvuruya konu ihlal iddialarıyla ilgili

deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını kanıtlamak ve bu suretle hukuki

iddialarını ortaya koymak yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen başvurucu

tarafından yerine getirilmemiştir.

77. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun bu kapsamda kalan

iddialarının temellendirilmemiş olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın süre aşımı nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

23/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Denizhan HOROZGİL Başvurucu : Mehmet BOZHAN Vekili : Av. Yasemin DORA ŞEKER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/2797, 23 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Adil Yargılanma
  11. B. Din ve Vicdan
  12. C. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği
  13. D. Haberleşme
  14. A. 1. Adil yargılanma hakkının
  15. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/2797
Tarih
23 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • Eylem Karadağ Başvurusu (B. No: 2015/12060)
  • Basel Khalıl Başvurusu (B. No: 2019/18314)
  • Veyis Aydemir Başvurusu (B. No: 2017/6409)
  • Kadir Kaya Başvurusu (B. No: 2016/14197)
  • T.k. Başvurusu (B. No: 2019/21212)
  • Sukent Konut Yapı Kooperatifi Başvurusu (B. No: 2017/5917)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.