İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Emin Öztekin Başvurusu (B. No: 2016/58283)

1. Başvuru, baraj yapımı sonrası sular altında kalan ağaçların

Başvuru No2016/58283Tarih29 Mayıs 2019Okuma25 dk · 5.073 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Emin Öztekin Başvurusu

Karar tarihi
29 Mayıs 2019
Başvuru Numarası
2016/58283
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.073 kelime·25 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, baraj yapımı sonrası sular altında kalan ağaçların

gördüğü zararın karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/11/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, tapuda Maliye Hazinesi adına orman vasfıyla

kayıtlı Siirt'in Tillo ilçesi Akyayla köyünde bulunan

102 ada 1 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünü hububat tarımı yaparak ve

üzerinde fıstık ağaçları yetiştirerek kullanmaktadır.

9. Başvurucunun kullandığı taşınmazın bir bölümünün baraj sahası

içerisinde ve su altında kalacak olması nedeniyle başvurucu 3/11/2010 tarihinde

Siirt Asliye Hukuk Mahkemesinden delil tespiti talebinde bulunmuştur. Mahkemece

yapılan keşif sonucu düzenlenen 10/11/2010 tarihli fen bilirkişi raporunda,

başvurucunun kullanımındaki A ve B harfiyle gösterilen alanın orman nitelikli 102

ada 1 parsel içinde bulunduğu ve B harfiyle gösterilen kısmın baraj suyu

altında kaldığı belirlenmiştir. 12/11/2010 tarihli ziraat mühendisi bilirkişi

raporunda ise başvurucunun kullanımındaki A harfi ile gösterilen alanda altmış

sekiz adet 20-30 yaşlarında menengiç üzerine

aşılanmış fıstık ağaçlarının olduğu ve B harfi ile gösterilen alan su altında

kaldığından tespit yapılamadığı belirtilmiştir.

10. Başvurucu fıstıklık olarak kullandığı taşınmazın baraj

sahası içinde ve su altında kalması nedeniyle ağaçlarının uğradığı zararın

tazmini istemiyle Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ve Limak A.Ş. aleyhinde 12/5/2011 tarihinde Siirt 2. Asliye

Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) tazminat davası açmıştır.

11. Mahkeme tarafından alınan 20/2/2013 tarihli zirai bilirkişi

ek raporunda ağaçlara ilişkin toplam zararın 102.000 TL olduğu belirlenmiş

ancak 11/4/2013 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Kararın

gerekçesinde, taşınmazın orman parseli içinde kaldığı, devletin hüküm ve

tasarrufu altındaki yerlerden olan ormanların özel mülkiyete konu

olmayacakları, özel hukuk hükümlerine göre hak iktisabına yasal olarak

bulunmadığı ve 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19.

maddesinin ikinci fıkrasının muhdesata ait

hükümlerinin orman niteliğindeki taşınmazlar için uygulanma olanağının

bulunmadığı belirtilmiştir.

12. Temyiz edilen karar Yargıtay 5. Hukuk Dairesince (Daire)

7/10/2015 tarihinde onanmıştır.

13. Karar düzeltme istemi aynı Dairece 28/9/2016 tarihinde

reddedilmiş ve hüküm kesinleşmiştir.

14. Nihai karar başvurucu vekiline 2/11/2016 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 30/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Mevzuat Hükümleri

16. 22/12/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

718. maddesi şöyledir:

"Arazi üzerindeki mülkiyet,

kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz

katmanlarını kapsar.

Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar

saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer."

17.31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesi

şöyledir:

''Devlet ormanları içinde bu ormanların

korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve

tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina ve ağıl inşası ve hayvanların

barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlenmesi, ekilmesi ve

orman içinde yerleşilmesi yasaktır.

...''

18. 6831 sayılı

Kanun'un 17. maddesinde 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin

Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan

Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında

Kanun'un 13. maddesi ile yapılan değişiklik şu şekildedir:

''Devlet ormanları içinde bu ormanların

korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve

tesisler müstesna olmak üzere; otlatma planı yapılan alanlarda yıllık otlatma

süresi dâhilinde hayvanların planlı otlatılmasını sağlayan, gecelemesini

emniyet altına alan ve dağılmalarını engelleyen geçici çevirmeler şeklinde

düzenlemeler dışında, her çeşit bina, ağıl ve hayvanların barınmasına mahsus

yerler yapılması, tarla açılması, işlenmesi, ekilmesi ve orman içinde

yerleşilmesi yasaktır.

...''

19. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun "Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların

tescili ve zilyedin hakları" kenar başlıklı 19. maddesine

26/5/2004 tarihli ve 5177 sayılı Maden Kanunu'nda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik

Yapılmasına Dair Kanun'un 35. maddesi ile eklenen onuncu fıkra şöyledir:

"Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya

zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî

levazım bedeli, ağaçların ise 11 inci madde çerçevesinde takdir olunan bedeli

zilyedine ödenir."

20. 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz

Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik

Yapılması Hakkında Kanun’un 5. maddesinin on birinci fıkrasının Anayasa

Mahkemesince kısmen iptal edilmeden önceki hâli şöyledir:

"Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten

sonra Hazineye ait taşınmazlar üzerinde yapılan her türlü yapı ve tesisler,

başka bir işleme gerek kalmaksızın Hazineye intikal eder. Yapı ve tesisleri

yapanlar herhangi bir hak ve tazminat talep edemezler."

21. Anayasa Mahkemesinin 3/7/2014 tarihli kararı ile 4706 sayılı

Kanun'un 5. maddesinin on birinci fıkrasının ikinci cümlesi iptal edilmiştir.

Bu kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"A- Kanun’un 5. Maddesinin Onbirinci Fıkrasının Birinci Cümlesinin İncelenmesi

...

İtiraz konusu kuralın birinci cümlesinde,

Kanun’un 5. maddesinin yürürlüğe girdiği 19.7.2003 tarihinden sonra Hazineye

ait taşınmazlar üzerinde yapılan her türlü yapı ve tesislerin, başka bir işleme

gerek kalmaksızın Hazineye intikal edeceği hükme bağlanmıştır.

...

İtiraz konusu kuralın birinci cümlesinin,

19.7.2003 tarihinden sonra Hazineye ait taşınmazlar üzerinde her türlü yapı ve

tesis yapanların mülkiyet haklarının sınırlanması sonucunu doğurduğu açıktır.

Bu sınırlamanın Anayasa’ya uygun olabilmesi için Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin ilkelere uygun olması ve

bu bağlamda kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında makul bir denge

gözetmesi gerekir.

Kanun gerekçesinde itiraz konusu kuralın,

Kanun’un yürürlük tarihinden sonra Hazine taşınmazları üzerinde kaçak

yapılaşmanın önlenmesi amacıyla kabul edildiği belirtilmiştir. Bu nedenle,

kuralın mülkiyet hakkını kamu yararı amacıyla sınırlandırdığında kuşku

bulunmamaktadır.

Hazineye ait taşınmazlar üzerinde yapı ve

tesis yapılması, kamuya ait mülkiyet hakkını ihlal etmektedir. Hazinenin söz

konusu yapı ya da tesislerin yapılmasına izni ya da muvafakati bulunmadığından,

bu hakkından vazgeçmesi ya da kişiler lehine fedakârlıkta bulunması beklenemez.

Ayrıca, itiraz konusu kuralda, söz konusu sınırlamanın kuralın yer aldığı 5.

maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonrası için geçerli olduğu belirtilerek,

geçmişe etkili uygulamanın yol açabileceği hak kayıplarının önüne geçildiği

görülmektedir. Bu yönüyle değerlendirildiğinde kuralın, birey hakları ile kamu

yararı arasında açık bir dengesizlik yarattığı söylenemez.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralın

birinci cümlesi Anayasa’nın 2., 13. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptal

isteminin reddi gerekir.

B- Kanun’un 5. Maddesinin Onbirinci

Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi

...

İtiraz konusu kuralın ikinci cümlesinde,

birinci cümlede belirtilen yapı ve tesisleri yapanların herhangi bir hak ve

tazminat talep edemeyecekleri hükme bağlanmıştır.

Anayasa’nın 36. maddesinde 'Herkes, meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir

mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.' denilmektedir.

Maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir

temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden birini oluşturmaktadır. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya

zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama

veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını

giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu, yargı mercileri önünde dava

hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması

adil yargılamanın ön koşulunu oluşturur.

İtiraz konusu kuralın ikinci cümlesi ile

maddenin yürürlüğe girdiği 19.7.2003 tarihinden sonra Hazineye ait taşınmazlar

üzerinde yapı ve tesis yapanların, söz konusu yapı ve tesislerin başka bir

işleme gerek kalmaksızın Hazineye intikal etmesi nedeniyle herhangi bir hak ve

tazminat talep edemeyecekleri hüküm altına alınmıştır. Bu kural, Hazineye ait

taşınmazlar üzerinde yapı ya da tesis yapan kişilerin haklılıklarını ileri

sürüp kanıtlayabilmelerine ve zararlarını giderebilmelerine engel olmakta,

böylece hak arama özgürlüğünü ortadan kaldırmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralın

ikinci cümlesi Anayasa’nın 36. maddesine aykırıdır. İptali gerekir."

B. Yargı Kararları

22.16/5/1956 tarihli ve 1956/1-6 sayılı Yargıtay İçtihadı

Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı şöyledir:

"Taşınmazına kamulaştırmasız el konulan

malik, el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, bu eylemli duruma razı

olduğu takdirde taşınmaz bedelini isteme hakkı da bulunmaktadır. Taşınmaz

sahibinin el konulan taşınmazın bedelini talep ederek dava açması halinde,

taşınmazın el koyma tarihindeki bedeli değil, mülkiyet hakkının devrine razı

olduğu tarih olan dava tarihindeki değerinin belirlenerek tahsiline karar

verilir."

23. Bir kısım yargı kararlarında bazı taşınmazlar üzerine

yapılan muhdesata kıymet verilemeyeceği

belirlenmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 1/5/2008 tarihli ve E.2008/128,K.2008/1906 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

''...3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 16.

maddesi hükmündehükmünde kamu malları; hizmet

malları, orta malları, sahipsiz mallar ile genel sular ve ormanlar olmak üzere

dört gruba ayrılmış; ormanların bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde özel

kanunları hükümlerine tabi olduğu, 17 ve 18. maddeleri hükmünde ormanların

tapuda kayıtlı olsun veya olmasın zilyetlik ve imar ihya yolu ile

kazanılamayacağı açıklanmış, 6831 sayılı Orman Kanununun 1. maddesi hükmünde

orman olan yerler tanımlandıktan sonraaynı kanunun

17. maddesi hükmünde de devlet ormanları içinde her çeşit bina ve ağıl inşası

ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması,

işlenmesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaklanmış, daha sonraki

maddelerinde de bu eylemler suç sayılarak işleyenlerin cezalandırılması

öngörülmüştür. Açıklanan bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde özel

mülkiyete konu olmayan ve üzerinde yasal olarak muhtesat

meydana getirilmesi mümkün bulunmayan devlet ormanlarında özel hukuk

hükümlerine göre hak iktisabına yasal olanak bulunmadığının, orman sayılan

yerlerde meydana getirilen muhtesatların ve muhtesatları meydana getiren kişilerin Kadastro Kanununun

19. maddesi hükmüne göre tutanağın beyanlar hanesinde gösterilmesininve

yine bu tür muhtesatların tespitine de karar

verilemeyeceğinin kabulü gerekir...''

24. Yine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2/5/2018 tarihli ve

E.2016/22,K.2018/11994 sayılı kararının ilgili kısmı

şöyledir:

''... 26.05.2004 gün ve 5177 sayılı Kanun'un

35. maddesi ile 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine eklenen ek

fıkra hükmüne göre, başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın

kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın

kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla zilyetliği tespit

davası açma hakkı tanınmış ise de, kamuya ait mera, yaylak, kışlak, genel

harman yeri, orman, aktif dere yatağı niteliğindeki taşınmazların özel

mülkiyete konu olamayacakları, bu taşınmazların zilyetlikle edinilemeyecekleri,

bu nedenle de bu nitelikteki taşınmazlarüzerinde

meydana getirilen muhtesatlara hukuki değer

verilemeyeceği gözönüne alındığında, dava konusu

taşınmazın niteliğinin de araştırılıp soruşturularak sonucuna göre karar

verilmesi gerektiği kuşkusuzdur...''

25. Bununla birlikte; 2942 sayılı Kanun'un 19. maddesinin onuncu

fıkrasında, başkası adına tapulu taşınmazların kamulaştırılmasında ağaçların

takdir olunan bedelinin zilyedine ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Bu

maddenin uygulanmasına ilişkin çok sayıda Yargıtay kararı bulunmaktadır. Orman

niteliğinde bulunan taşınmaza ilişkin Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 23/9/2014

tarihli ve E.2014/6321, K.2014/21931 sayılı kararının ilgili kısımları

şöyledir:

"Dava, zemini Hazineye ait olan taşınmaz

üzerinde bulunan muhtesat bedelinin tahsili istemine

ilişkindir.

Bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Zemini

Hazineye ait taşınmaz üzerindeki fıstık ağaçlarına değer biçilmesi yöntem

itibarıyla doğru olduğu halde mahkemece ağaçların dikili olduğu zeminin özel

mülkiyete konu olamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm,

davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Kamulaştırma Kanunu'nun değer biçmeye ilişkin

hükümleri kıyasen kamulaştırmasız el atmaya dayanan tazminat istemine ilişkin

davalarda da uygulanır. Bu nedenle 2942 sayılı Kanun'un 19. maddesine 5177

sayılı [Kanun] ile eklenen fıkrada yer alan ... hükmü uyarınca dava konusu

meyve ağaçlarının davacı tarafından yetiştirilip yetiştirilmediği

araştırılarak, davacıya ait olduğunun belirlenmesi halinde, hesaplanacak

bedelin davalı idareden tahsili yerine, yazılı gerekçeler ile davanın reddine

karar verilmesi,

Doğru görülmemiştir..."

26. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 22/6/2015 tarihli ve

E.2015/3499, K.2015/14580 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Dava, zemini Hazineye ait olan taşınmaz

üzerinde bulunan muhtesat bedelinin tahsili istemine

ilişkindir.

Mahkemece davanın reddine karar verilmiş;

hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Kamulaştırma Kanununun değer biçmeye ilişkin hükümleri kıyasen kamulaştırmasız el atmaya

dayanan tazminat istemine ilişkin davalarda da uygulanır. Bu nedenle 2942

sayılı Kamulaştırma Kanununun 19. maddesine 5177

sayılı Yasa ile eklenen fıkrada yer alan ... hükmü uyarınca dava konusu meyve

ağaçlarının davacı tarafından yetiştirilip yetiştirilmediği araştırılarak,

davacıya ait olduğunun belirlenmesi halinde, hesaplanacak bedelin davalı

idareden tahsili yerine, yazılı gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesi,

Doğru görülmemiştir..."

27. Yine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 10/12/2013 tarihli ve

E.2013/14513, K.2013/22290 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Dava, orman sınırları içerisinde kalanmuhtesat bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş;

hüküm, davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.

Kapama fıstıklık niteliğindeki taşınmaza net

fıstık geliri esas alınarak değer biçilip muhtesat

bedelinin tespit edilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir..."

28. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 28/3/2016 tarihli ve

E.2014/1450, K.2016/1083 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"... dava konusu taşınmazı davacının ....

tarihinden itibaren fuzuli şagil

olarak kullandığı ve bu işgalden dolayı kendisine ecrimisil

tahakkuk ettirilerek davacıdan tahsil edildiği belirtilmiş olup, davacının söz

konusu taşınmazı ecrimisil bedelleri ödeyerek

kullandığı, mülki idare amirince, ilgili mevzuat hükümleri uyarınca davacının

tahliye edilmediği de anlaşılmaktadır.

Dava konusu olayda, davacının ... köyünde ...

parsel sayılı tarlaya buğday ve beyaz lahana ektiği açık olup; söz konusu

tarlanın davacının mülkiyetinde olmayıp Hazineye ait bulunması, yani davacının

işgalci olması, buğday ve lahana ürününün, davalı DSİ Genel Müdürlüğü'nün

hizmet kusuru nedeniyle su baskınına uğradığının tespiti halinde, idarenin

tazmin sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Zira buğday ve lahana ürününün,

davacı tarafından ekildiği, davacının mülkiyetinde olduğu tartışmasızdır.

Dolayısıyla su baskınına uğrayan buğday ve lahana ürününde ortaya çıkan

davacının uğradığı zararın, hizmet kusurunun tespiti halinde, davalı idarece

tazmini gerekmektedir. Ancak, davacının işgal ettiği Hazine arazisine ekim

yapmak suretiyle sağladığı bu yararın, davacıdan tahsil olunacak ecrimisil hesabında dikkate alınacağı da tabiidir.

Bu durumda, dosyadaki bilgi ve belgelere göre,

... davacının fuzuli şagil olmasının tek başına

davalı idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gözetilmeden verilen

temyize konu ısrar kararında hukuki isabet görülmemiştir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 29/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu, tapuda Hazine adına kayıtlı taşınmazı fıstık

ağaçları dikmek suretiyle kullandığını ancak baraj yapımı nedeniyle ağaçların

su altında kaldığını, uğradığı zararın tazmini için başvurduğu yargısal

süreçten ise bir sonuç alamadığını belirterek eşitlik ilkesi ile mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu 94.897,30 TL zarar

bedeli tazminatın yasal faizi ile birlikte ödenmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

32. Başvurucu, eşitlik ilkesinin de ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Bu iddianın ciddiye alınabilmesi için başvurucunun kendisi ile

benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine yapılan muamele

arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru bir temeli

olmaksızın sırf ırk, renk, cinsiyet, din, dil, cinsel yönelim vb. ayrımcı bir

nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekmektedir. Somut olayda

başvurucunun bu yöndeki iddialarını temellendirecek somut bulgu ve kanıtları

ortaya koyamadığı anlaşılmaktadır.

33. Başvurucunun şikâyetlerinin özü, fıstık ağaçlarının

hidroelektrik santrali(HES) yapımı kapsamında

yürütülen baraj çalışmaları sırasında tazminat ödenmeksizin su altında kaldığı

iddiasına ilişkin olduğundan başvurunun mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

35. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

36. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale olup

olmadığını belirlemektir. Sonraki aşamalarda, varlığı kabul edilen müdahalenin

kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı,

müdahalenin amacı ve kullanılan araçlar ile başvurucuya yüklenen külfetin ölçülü

olup olmadığı hususlarının tespit edilmesi gerekir.

a. Mülkün Varlığı

37. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle

öncelikle başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren

mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki

durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile

Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539,

16/5/2013, § 31).

38. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme)

ortak koruma alanındaki mülkiyet hakkı özel hukukta veya idari yargıda kabul

edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu

alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı

içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge,

B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31).

39. Mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir

güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini

kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa

ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içinde

değildir. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa ve Sözleşme'nin

ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.

Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın

doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma

şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına

dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Meşru beklentiden

söz edilebilmesi için bir uyuşmazlık ya da ciddi bir iddianın varlığı yeterli

değildir, iç hukukta yasa ya da yerleşik içtihada dayalı yeterli temeli olan

bir beklenti bulunması gerekir (Kemal Yeler

ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).

40. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruması kapsamında olan meşru

beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti, mevcut hukuk sisteminde iddia

edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanıma mevzuat hükümleri

ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen

Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37).

41. Başvuru konusu olayda dava konusu taşınmazın başvurucuya ait

olmayıp Hazine adına tapuda orman vasfıyla tescilli olduğu tartışma konusu

değildir. Başvurucu esas itibarıyla söz konusu taşınmazın elli yıldır babası ve

kendisi tarafından malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduğunu, taşınmazı fıstık

ağaçları dikerek kullandığını ve üzerindeki fıstık ağaçlarının HES yapımı

kapsamında yürütülen baraj çalışmaları sonrasında su altında kaldığını

belirtmektedir. Dolayısıyla söz konusu taşınmaz üzerinde bulunan ve EPDK

tarafından HES yapımı kapsamında yürütülen baraj çalışmaları nedeniyle su

altında kalan fıstık ağaçları yönünden başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi

anlamında mülkiyet hakkı kapsamında korunmaya değer bir menfaatinin mevcut olup

olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

42. 4721 sayılı Kanun'un 718. maddesine göre arazi üzerindeki

mülkiyet -kullanılmasında yarar olduğu ölçüde- üstündeki hava ve altındaki arz

katmanlarını kapsamakta olup yasal sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla yapılar,

bitkiler ve kaynaklar da bu mülkiyetin kapsamına girmektedir. Diğer bir deyişle

kural olarak taşınmazın üzerindeki yapılar ve bitkiler de arazinin mülkiyetine

tabidir.

43. Başvurucu taşınmazı elli yıldır malik sıfatıyla zilyet

olarak kullandığını ileri sürse de Hazine adına kayıtlı taşınmazı kullanmakta

olduğundan haksız zilyet konumundadır.

44. Somut olayda taşınmazın mülkiyeti Hazineye ait olmakla

birlikte başvurucunun bu taşınmazdan ilgili mevzuat hükümlerine göre tahliyesi

yoluna gidilmediği gibi bu taşınmazın başvurucu tarafından uzun yıllar boyunca

fıstık bahçesi olarak kullanıldığı ve yaşları 20-30'u bulan çok sayıda menengiç üzerine aşılanmış fıstık ağacı yetiştirdiği

anlaşılmaktadır. Bu fıstık ağaçlarının başvurucu yararına ekonomik bir

değerinin mevcut olduğu açıktır. Anılan mevzuat hükümleri ve ilgili yargısal

içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde söz konusu taşınmaz üzerinde başvurucu

tarafından yetiştirilen ancak baraj yapımı çalışmaları sonrasında su altında

kaldığı anlaşılan fıstık ağaçları yönünden başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi

kapsamında korunmaya değer bir menfaatinin olduğu sonucuna varılmıştır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

45. Anayasa’nın 35. maddesi ve Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer

vermiştir. Her iki düzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. Sözleşme’nin ilk

cümlesi herkese mülkünden barışçıl yararlanma hakkı verirken Anayasa daha geniş

manada mülkiyet hakkını tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise

kişilerin hangi koşullarda mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere

ait mülkiyetin hangi koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına

almaktadır (Necmiye Çiftçi ve diğerleri,

B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 45).

46. Her iki düzenlemenin üçüncü cümleleri ise mülkiyetin

kullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın 35.

maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer verirken Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci

fıkrası, devletlerin mülkiyeti kamu yararı amacıyla düzenleme, vergiler ve

diğer katkılar ile cezaların tahsili konusunda gerekli gördükleri kanunları

uygulama konusundaki haklarını saklı tutarak taraf devletlerin kamu yararına

uygun olarak mülkiyetin kullanımını kontrol

yetkisine sahip olduğunu kabul etmektedir. Ayrıca Anayasa’nın birçok maddesi

ilgili olduğu hususta devlete, mülkiyetin kullanımının kontrolü ya da mülkiyeti

düzenleme yetkisi vermektedir (Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, § 46).

47. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ikinci ve

üçüncü kurallar, mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesi şeklinde ifade edilen

birinci kuralın özel görünüm şekilleridir ve bu nedenle genel nitelikli birinci

kuralın ışığı altında anlaşılmaları gerekmektedir (James ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79,

21/2/1986, § 37).

48. Somut olayda 3/11/2010 tarihinde Siirt Asliye Hukuk

Mahkemesince yapılan delil tespiti sonrası alınan bilirkişi raporlarına göre

başvurucunun kullanımındaki kısmın orman nitelikli 102 ada 1 parsel içinde

bulunduğu, raporlarda A harfi ile gösterilen alanda altmış sekiz adet 20-30 yaşlarında

menengiç üzerine aşılanmış fıstık ağaçlarının olduğu

ve B harfi ile gösterilen alan su altında kaldığından tespit yapılamadığı

belirlenmiştir. Mahkemece yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporlarında

ise; Hazineye ait 102 ada 1 parsel sayılı taşınmazın başvurucu tarafından

kullanılan A ve B harfleriyle gösterilen kısımlarında bulunan altmış sekiz adet

20-30 yaşlarındaki aşılı menengiç ağacının yapılan

baraj nedeniyle su altında kaldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucunun

yetiştirdiği fıstık ağaçlarının bir kamu kuruluşu olan EPDK ve lisans sahibi

şirket tarafından HES kapsamında baraj yapımı nedeniyle su altında kaldığı ve

başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale edildiği açıktır. Su altında kalması

sonucu ağaçların bir daha kullanılamayacak olması nedeniyle başvurunun mülkten

yoksun bırakmaya ilişkin ikinci kural çerçevesinde incelenmesi gerekmektedir.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

49. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

50. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 62).

i. Kanunilik

51. Somut olayda Mahkemece taşınmazın orman parseli içinde

kaldığı, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olan ormanların özel

mülkiyete konu olmayacakları, özel hukuk hükümlerine göre hak iktisabına yasal

olarak bulunmadığı ve 3402 sayılıKanun'un 19.

maddesinin ikinci fıkrasının muhdesata ait

hükümlerinin orman niteliğindeki taşınmazlar için uygulanma olanağının

bulunmadığı belirtilmiştir. Bu itibarla mahkemece 3402 sayılı Kanun'un 19.

maddesinin ikinci fıkrasının muhtesata ait

hükümlerinin orman niteliğindeki alanlarda uygulanmayacağı tespiti

yapıldığından ve 6831 sayılı Kanun'un 17. maddesinde devlet ormanları içinde bu

ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi

bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina ve ağıl inşası ve

hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlenmesi,

ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesinin yasak olduğu belirlendiğinden

müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı değerlendirilmiştir.

ii. Meşru Amaç

52. Hazineye ait olan ancak orman niteliğinde bulunmayan

taşınmaza ilişkin benzer konuda yapılan şikayet daha

evvel Anayasa Mahkemesince Cumali Karaşahin

(B. No: 2014/2927, 1/2/2017) kararı ile incelenmiş ve Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Buna göre devlet kendisine ait olan taşınmazlar üzerinde başkaları

tarafından haksız olarak yapılan yapıları yıkabilir ve ağaçları sökebilir.

Devletin kendi taşınmazı üzerindeki yapıları yıkması ve ağaçları sökmesi başka

hiçbir sebep olmasa bile kamuya ait mülkiyeti koruma şeklinde kamu yararına

dayalı meşru bir amacı da taşımaktadır (Cumali

Karaşahin, § 66).

53. Somut olay bağlamında orman içerisine dikilen fıstık

ağaçlarına hukuki bir değer verilmemesinin ormanların korunmasına ilişkin kamu

yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu kabul edilmiştir.

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

54. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

55. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

56. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç

bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale

ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık

ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul

bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

57. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında

adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi

olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (Arif Güven, B. No:

2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

58. Mülkiyet hakkına üçüncü kişiler tarafından müdahalede

bulunulması durumunda bu müdahalenin malik üzerinde doğurduğu olumsuz

sonuçların mümkünse eski hâle döndürülmesini, mümkün değilse malikin zarar ve

kayıplarının telafi edilmesini sağlayan idari veya yargısal birtakım hukuki

mekanizmaların oluşturulması devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir.

Bu bağlamda hak ihlalinin sonuçlarının giderilmesi bakımından ne tür hukuki

mekanizmaların öngörüleceği hususu devletin takdirindedir. Bu husus kural

olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır. Bununla birlikte Anayasa

Mahkemesinin tercih edilen idari veya yargısal mekanizmanın malik üzerinde

doğurduğu olumsuz etkilerin düzeltilmesi bakımından yeterli ve elverişli olup

olmadığı hususundaki denetim yetkisi saklıdır. Bu bağlamda düzeltici bir

mekanizmanın hiç oluşturulmaması veya oluşturulan mekanizmanın müdahaleden

önceki durumu tesis edici veya oluşan kayıpları giderici bir nitelik arz

etmemesi durumunda mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükler

ihlal edilmiş olur (Osmanoğlu İnşaat Eğitim

Gıda TemizlikHizmetleri A.Ş.,B. No: 2014/8649,

15/2/2017, § 48).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

59. Başvurucu, hububat tarımı yaparak ve fıstık ağacı dikerek

kullandığı orman vasıflı Hazine taşınmazı üzerinde bulunan fıstık ağaçlarının

EPDK ve lisans sahibi şirket tarafından, baraj yapımı nedeniyle bir

kamulaştırma yapılmadan ve tazminat ödenmeden su altında bırakılmasından

yakınmaktadır.

60. Başvuru konusu olayda başvurucunun fıstık bahçesi olarak kullandığı

mülkiyeti Hazineye ait orman vasıflı taşınmaz üzerinde başvurucu tarafından

yetiştirildiği adli yargı sürecinde mahkemelerce sabit görülen altmış sekiz

adet 20-30 yaşlarında fıstık ağaçlarının HES için yapılan baraj nedeniyle su

altında kaldığı anlaşılmaktadır.

61. Başvurucu yetiştirdiği ağaçların su altında kalması

nedeniyle uğradığı zararın tespiti için Siirt Asliye Hukuk Mahkemesinden delil

tespiti talebinde bulunmuş, daha sonra ise 12/5/2011 tarihinde Siirt 2. Asliye

Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Mahkemenin 11/4/2013 tarihli

kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucunun temyiz istemi

Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 7/10/2015 ilamıyla reddedilerek karar onanmış ve

yapılan karar düzeltme istemi de aynı Daire'nin 28/9/2016 tarihli ilamıyla

reddedilmiştir.

62. Mahkemenin davanın reddine ilişkin 11/4/2013 tarihli

kararının temel gerekçesi, taşınmazın orman parseli içinde kaldığı, devletin

hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olan ormanların özel mülkiyete konu

olmayacakları, özel hukuk hükümlerine göre hak iktisabına yasal olarak

bulunmadığı ve 3402 sayılı Kanun'un 19. maddesinin ikinci fıkrasının muhdesata ait hükümlerinin orman niteliğindeki taşınmazlar

için uygulanma olanağının bulunmadığı yönündedir.

63. Gerçekten de taşınmazın mülkiyeti orman vasfıyla Hazineye

ait olup Hazine ile başvurucu arasında taşınmazın fıstık bahçesi olarak

kullanılmasına ilişkin herhangi bir sözleşmenin de bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Taşınmazın mülk sahibi olan Hazine, başvurucuyu taşınmazdan tahliye

ettirebileceği gibi bu yolu tercih etmeyip haksız işgal tazminatı (ecrimisil) talep etmekle de yetinebilmektedir. Somut olayda

başvurucu, taşınmaz üzerinde 20-30 yaşlarında fıstık ağaçları yetiştirmiş, bu

kullanım nedeniyle Hazine, başvurucuyu taşınmazdan tahliye ettirmemiş ve

başvurucunun taşınmazdaki kullanımı nedeniyle ecrimisil

bedeli de tahsil etmemiştir. Böyle bir durumda başvurucunun kamu makamlarının

uzun bir süre boyunca devam eden edilgen tutumlarının bir anda değişebileceğini

öngörmesini beklemek hakkaniyete aykırı olacaktır. Nitekim bu kadar uzun bir

süre boyunca söz konusu taşınmazın üzerinde fıstık ağacı yetiştirmek suretiyle

kullanımının başvurucu bakımından önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği ve

bu yönden başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı

kapsamında korunması gereken bir menfaatinin mevcut olduğu kabul edilmiştir

(bkz. § 44).

64. Öncelikle belirtmek gerekir ki delillerin değerlendirilmesi

ve hukuk kurallarının yorumlanması, derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk

alanındadır. Buna göre ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi

olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan

sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren

tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet

Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

65. Bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesinin görevi Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma alanında kalan haklar kapsamındaki güvencelerin somut

olayda sağlanıp sağlanmadığını incelemektir.

66. Sonuç olarak taşınmaz üzerindeki fıstık ağaçlarının 20-30

yıllık dönem içerisinde başvurucu tarafından yetiştirildiği açıktır. Bu

ağaçların baraj yapımı sırasında zarar gördüğü gerek delil tespiti aşamasında

gerekse de başvurucunun açtığı davada yapılan keşif ve bilirkişi incelemeleri

ile tespit edilmiştir. Buna göre başvurucunun kamu makamlarınca yapılan

müdahale sebebiyle zarara uğradığı ve bu zararının ise karşılanmadığı

anlaşılmaktadır. Derece mahkemeleri ise taşınmazın Hazine adına kayıtlı olması

nedeniyle başvurucunun zararının giderilemeyeceği sonucuna varmışlardır.

67. Ne var ki derece mahkemelerinin kararlarında kamusal

makamların tutum ve davranışlarının inceleme konusu yapılmadığı, bu hususlara

değinilmediği görülmektedir. Derece mahkemelerinin olayın gelişiminde kamu

makamlarının edilgen tutumunu dikkate almaması bütün zarara tek başına

başvurucunun katlanması sonucuna yol açmaktadır. Bu yaklaşımın da başvurucuya

şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğini belirtmek gerekir. Bu

durumda başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında

olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülü

olmadığı sonucuna varılmıştır.

68. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

70. Başvurucu 94.897,30 TL tazminat talebinde bulunmuştur.

71. Başvuruda mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

72. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Siirt 2. Asliye Hukuk

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Siirt

2. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2012/85, K. 2013/240) GÖNDERİLMESİNE,

D. 239,50 TL harç ve 2.475 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Olcay ÖZCAN

Başvurucu

:

Mehmet Emin

ÖZTEKİN

Vekili : Av. Muhammed Abdullah ÖZCAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/58283, 29 Mayıs 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Mevzuat Hükümleri
  8. B. Yargı Kararları
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  13. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  14. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  15. D. 239,50 TL harç ve 2.475 TL
  16. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  17. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Gökcan
  19. Hakyemez
  20. Öztekin
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/58283
Tarih
29 Mayıs 2019

İlgili Kararlar

  • Metin Güneş Başvurusu (B. No: 2017/23083)
  • Y.t. Başvurusu (B. No: 2016/22418)
  • Doğukan Bilir Başvurusu (B. No: 2014/15736)
  • Ahmet Parmaksız Başvurusu (B. No: 2017/29263)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Karar Levon Berç Kuzukoğlu ve Ohannes Garbis Balmumciyan Başvurusu (B. No: 2014/17354)
  • Durmuş Fikri Sağlar Başvurusu (B. No: 2015/2769)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.