İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Emin Sarıgül Başvurusu (B. No: 2015/2281)

1. Başvuru, zamanında teşhis konulmaması yüzünden hastalığın

Başvuru No2015/2281Tarih12 Kasım 2019Okuma12 dk · 2.437 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Emin Sarıgül Başvurusu

Karar tarihi
12 Kasım 2019
Başvuru Numarası
2015/2281
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.437 kelime·12 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, zamanında teşhis konulmaması yüzünden hastalığın

ilerlediği iddiasıyla açılan tazminat davasında yeterli giderim sağlanmaması

nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/2/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirmeyeceğini belirtmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. 1972 doğumlu olan başvurucu dalgıçlık mesleği için gerekli

olan yeterlilik belgesini almak amacıyla İstanbul Liman Başkanlığına

başvurmuştur. Liman Başkanlığı başvurucuyu sağlık muayenesini yaptırmak üzere

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Sualtı Hekimliği ve Hiperbarik Tıp Ana Bilim Dalı Kliniğine (Klinik) sevk

etmiştir. Burada yapılan klinik, radyolojik ve laboratuvar muayeneleri

sonucunda düzenlenen 20/7/2005 tarihli belgede başvurucunun profesyonel dalgıç/balık

adam olmasına engel bir durumunun bulunmadığı belirtilmiş, hipertansiyon

açısından takip ve tedavisinin gerektiği yönünde not eklenmiştir. Bunun üzerine

İstanbul Liman Başkanlığınca başvurucuya 21/7/2005 tarihli dalgıç/balık adam

aday belgesi verilmiştir.

8. Başvurucunun özel bir firma tarafından düzenlenen hizmet

belgelerinden 21/7/2005-9/12/2005 tarihleri arasında ön arıtma tesisi ve deniz

deşarjı projesinde, 12/1/2007-6/7/2007 tarihleri arasında ise liman kapasite

geliştirme projesinde dalgıç olarak çalıştığı anlaşılmıştır.

9. Başvurucu ilgili mevzuatı gereğince iki yıl geçerli olan

raporunu yenilemek üzere 2007 yılı Temmuz ayında özel bir tedavi merkezine

başvurmuş, yapılan tetkikler neticesinde sağ omuzunda disbarik osteonekroz

(kemik yapısında bozulmaya neden olan bir hastalık) teşhisi konularak bir süre

oksijen tedavisi uygulanmıştır.

10. Başvurucu bu gelişmeler üzerine 1/8/2007 tarihinde Kliniğe

başvurmuştur. Burada da disbarik osteonekroz

tanısı konularak İntraartriküler Enjeksiyon ve Hiperbarik Oksijen Tedavisi önerilmiştir. Ancak

Klinikteki hasta yoğunluğu ve tedavinin acilen yapılma zorunluluğu nedeniyle

başvurucunun başka bir tedavi kurumuna sevki uygun görülmüş, hastalığı

nedeniyle başvurucuya mesleği için gerekli olan yeterlilik belgesi

verilmemiştir.

11. Başvurucu 2005 yılında çekilen röntgen filmlerinde

hastalığına dair belirtiler bulunduğu hâlde Klinik tarafından gerekli teşhis ve

tedavinin yapılmadığı ve sağlam raporu verildiği, dolayısıyla hastalığın

ilerlemesi ve kolunu kullanamamasında idarenin hizmet kusurunun bulunduğu

iddiasıyla 25/9/2007 tarihinde İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne (Rektörlük)

tazminat istemiyle başvuruda bulunmuştur. Rektörlük 15/10/2007 tarihli

işlemiyle talebi reddetmiştir.

12. Başvurucu 19/11/2007 tarihinde Rektörlük aleyhine İstanbul

3. İdare Mahkemesinde 300.000 TL maddi, 300.000 TL manevi tazminat ödenmesi

istemiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde; 2005 yılında çekilen röntgen

filminden hastalığın başlangıç aşamasında olduğunun anlaşıldığı, buna rağmen

röntgeni inceleyen doktorun hastalığı fark etmediği ve tedaviye başlamadığı,

hastalığın zamanla ilerlediği, sonradan yapılan tedavi işe yaramadığından

başvurucunun %60 oranında sürekli iş gücü kaybına uğradığı, kolunu kullanamaması

nedeniyle işini kaybettiği, bundan dolayı maddi ve manevi zarara uğradığı ifade

edilmiştir.

13. Mahkeme konu hakkında bilirkişi incelemesi yaptırılmasına

karar vermiş ve başvurucuya ait tıbbi kayıt ve belgeleri davalı idareden talep

etmiştir. Davalı idare söz konusu bilgi ve belgelerin arşiv kaydında

bulunmadığını bildirmiştir. Bununla birlikte başvurucu 19/7/2005 tarihli

röntgen filmlerinin CD kayıtlarını dava dosyasına sunmuştur. Mahkeme

başvurucunun muayene edilerek rahatsızlığının tespiti ile iki yıl boyunca dalış

yaptığı da gözönüne alındığında omzundaki

rahatsızlığın davalı idarece verilen rapor tarihi olan 20/7/2005 tarihi

itibarıyla mevcut olup olmadığı, o tarihte bu durumun tespit edilip

edilemeyeceği, bu çerçevede davacıya profesyonel su adamı olur raporunun

verilmesinde geçerli tetkiklerin yapılıp yapılmadığı, olayda idarenin hizmet

kusurunun bulunup bulunmadığı hususlarında Adli Tıp Kurumu Başkanlığından (ATK)

tıbbi görüş istemiştir. ATK konu hakkında değerlendirme yapabilmek için 20/7/2005

tarihli sağlık raporuna esas muayene sonucu ve radyolojik tetkiklerin aslına

ihtiyaç duyduğunu Mahkemeye bildirmiştir. Mahkeme yaptığı yazışmalar sonucunda

tıbbi belgelerin aslını temin edemeyeceği kanaatine varmış, netice olarak dava

dosyasında mevcut bilgi ve belgeler ile başvurucunun muayene bulguları

doğrultusunda kanaat bildirmesini ATK'dan istemiştir.

14. ATK 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunca hazırlanan 30/4/2010

tarihli bilirkişi raporunda; dosyada mevcut grafilerin

radyoloji uzmanı tarafından incelenmesinde humerus

büyük tüberkül lokalizasyonunda medüller

kemik yapıda düzensiz, silik kontürlü radyolüsensin dikkati çektiği, bu radyolojik görünümü ile

klinik bulgu yok ise nonspesifik kabul edilebileceği,

iki yıl sonra tespit edilen kemik infarktının inisyal

lezyonu ile uyumlu olduğu, sonuç olarak klinik hiçbir şikayet olmadan kontrol

amaçlı çekilen grafilerde görülen silik radyolüsen görüntünün klinik bir bulgu desteği olmaksızın

20/7/2005 tarihli sağlam raporu için anlamlı kabul edilmeyebileceği, hekimlerin

uygulamasının tıp kurallarına uygun olduğu yönünde kanaat bildirilmiştir.

15. Mahkeme 20/1/2011 tarihli kararla davanın kısmen kabulü ile

başvurucuya 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine, maddi tazminat istemi ile

fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine hükmetmiştir. Kararın maddi

tazminata ilişkin gerekçesinde; uyuşmazlığın çözümü için gerekli olan

belgelerin (özellikle grafilerin) davalı idarece

ibraz edilemediği, en son dosyadaki bilgi ve belgeler ışığında bir rapor

hazırlanmasının istenilmesi üzerine ATK tarafından hazırlanan raporda idarenin

kusurunun bulunmadığının belirtildiği, davalı idarenin gerekli dikkat ve özeni

göstermediği hususunu kanıtlayacak bilgi ve belge sunulamadığından illiyet

bağının kurulamadığı, buna göre davalı idarenin maddi tazminat sorumluluğunu

gerektirir hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir. Kararın manevi

tazminata ilişkin gerekçesinde ise; başvurucuya ait grafilerin

gerekli şekilde muhafaza edilmemesi ve dosyanın kaybedilmesinin, idari hizmetin

işletilmesine ilişkin hizmet kusuru teşkil ettiği, diğer taraftan idarece tıbbi

kayıt ve belgelerin ibraz edilememesinin meydana gelen zarar nedeniyle idarenin

sorumluluğunun bulunup bulunmadığının yargısal denetimini de engellediği açık

olduğundan meydana gelen manevi zararın idarece tazmini gerektiği ifade

edilerek takdiren 50.000 TL tazminata hükmedilmiş

fazlaya ilişkin talep reddedilmiştir.

16. Temyiz edilen karar Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 8/4/2014 tarihli kararıyla onanmıştır. Bu kararın düzeltilmesi

istemi ise Dairenin 30/10/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Karar 7/1/2015

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu 6/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

“İdari

dava türleri şunlardır:

...

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel

hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam

yargı davaları,

...”

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası

Sözleşmeler

19. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar

başlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1)

Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi

hakkına sahiptir."

20. 3/12/2003 tarihli ve 5013 sayılı Biyoloji ve Tıbbın

Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması

Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun

Bulunduğuna Dair Kanun ile onaylanması uygun bulunan Biyoloji ve Tıbbın

Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması

Sözleşmesi'nin (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi) 3. maddesi şöyledir:

''Taraflar, sağlığa duyulan ihtiyaçları ve

kullanılabilir kaynakları gözönüne alarak, kendi

egemenlik alanlarında, uygun nitelikteki sağlık hizmetlerinden adil bir şekilde

yararlanılmasını sağlayacak uygun önlemleri alacaklardır.''

21. İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi'nin 4. maddesi şöyledir:

''Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi

bir müdahelenin, ilgili meslekî yükümlülükler ve

standartlara uygun olarak yapılması gerekir.''

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kişilerin fiziksel ve

ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil

olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini

değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin 8.

maddesi kapsamında yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier v. Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye (k.k.),B. No: 46156/11, 21/5/2013).

23. AİHM kararlarına göre devletler sağlık hizmetlerini -ister

kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların

yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli

tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 51).

24. AİHM'e göre taraf devletler, uygulanması

planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden

bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır. Bunun

bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan

öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda ilgili devlet,

hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010).

25. Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin

sorumluluğunun Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi

için yeterli olup olmaması hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında

ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin

ihtimal dışı bırakılan bir davada (Yardımcı/Türkiye,

B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59 ) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya

sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların

doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında

olmadığına işaret etmiştir (Tysiac/Polonya, B. No: 5410/03,20/3/2007, § 119;

Yardımcı/Türkiye, § 59).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 12/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

27. Başvurucu; idarenin röntgen filmlerinde görülen hastalığı fark

etmemesi ve tıbbi kayıtları kaybederek yargısal denetimi engellemesinin ağır

hizmet kusuru oluşturduğunu, bu nedenle maddi ve manevi tüm zararlarının

karşılanması gerekirken sadece bir miktar manevi tazminata hükmedilmesinin

yeterli bir giderim sağlamadığını belirterek sağlık hakkı, eşitlik ilkesi ile

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

28. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi

varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

29. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin

temel amaç ve görevleri, …kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu

sağlamak; ...insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır."

30. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi

artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden

planlayıp hizmet vermesini düzenler."

31. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusu

olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki

tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

incelemiştir (Melahat Sönmez, B.

No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,

B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).

32. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda, başvurucunun

tıbbi ihmale ve kayıtların muhafaza edilmemesine dayalı tüm şikâyetlerinin

Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve

manevi varlığını koruma hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir. Anayasa’nın

17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup söz konusu düzenleme,

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence

altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık

gelmektedir.

33. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin

maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî

müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler

nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi ve

manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,

15/10/2015, § 49). Nitekim

Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık

alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).

34. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları

tarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi

ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini

sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet

Acartürk,§ 51).

35. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki

sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat

davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi

gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri

yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve

özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da

Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016,

§ 57; Tevfik Gayretli, B. No:

2014/18266, 25/1/2018, § 32).

36. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna

ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların

ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden

hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek

Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet

Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi

ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul

yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir

şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece

mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip

etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek

için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015

§ 44).

37. Somut olayda idarenin iki tür yükümlülüğü öne çıkmaktadır.

Birincisi tanı ve tedavinin zamanında ve doğru şekilde yapılması, diğeri ise

tanı ve tedavi sürecine ilişkin tıbbi bulguların ve yapılan işlemlerin kayıt

altına alınarak muhafazasının sağlanmasıdır. Başvurucu her iki yükümlülüğün de

idarece yerine getirilmediğinden şikâyet etmekte, muhafaza yükümlülüğüne

ilişkin kusurun, tanı ve tedavi sürecindeki kusur tespitini imkânsız hale

getirmesi nedeniyle olaydan kaynaklanan tüm zararlarının tazminini talep

etmektedir.

38. İdarenin başvurucuya ait tıbbi kayıtları temin edip İdare

Mahkemesinin ve ATK'nın incelemesine sunma

yükümlülüğünü yerine getirmediği tartışmasızdır. Bu nedenle dava dosyasında

mevcut belgeler incelenmek suretiyle kusur araştırması yapılmış, bu kapsamda

oluşturulan bilirkişi raporunda ise idarenin 2005 yılında düzenlediği sağlam

raporunun hatalı olduğu, dolayısıyla olayda hizmet kusurunun bulunduğu yönünde

bir tespit yapılamadığı belirtilmiştir. Bu noktada Mahkeme, hastalığın 2005

yılındaki muayene sırasında mevcut olduğu ve bu durumun tetkiklerden

anlaşılabildiği, dolayısıyla başvurucunun kolunun sakatlanması ve işini

kaybetmesinin hastalığın o tarihte fark edilmemesinin bir sonucu olduğu

şeklinde ileri sürülen iddianın objektif biçimde ortaya konulamadığı sonucuna

ulaşmıştır. Mahkeme, idarenin tıbbi hizmete yönelik eylemi ile başvurucunun

kolunun sakat kalması sonucu meydana gelen zarar arasında nedensellik bağı

bulunmadığından bahisle maddi tazminat istemini reddetmiştir.

39. Buna karşılık Mahkeme, başvurucuya ait tıbbi kayıtların

gerektiği gibi muhafaza edilmemesini idari hizmetin işletilmesine yönelik bir

kusur olarak nitelemiş, başvurucunun iddiasını ispat etme imkânının idarenin

eylemi nedeniyle ortadan kalkmış olmasını ise manevi zarar içinde değerlendirmiştir.

Mahkeme tespit ettiği hizmet kusuru nedeniyle başvurucuya 50.000 TL manevi

tazminat ödenmesine karar vermiştir.

40. Olayda derece mahkemelerinin, başvurucunun sakatlanmasına

yol açacak nitelikte bir kusur tespitinde bulunamaması nedeniyle maddi tazminat

istemini reddettiği, diğer taraftan başvurucuya ait tıbbi kayıtların

muhafazasında idarenin hizmet kusurunu tespit ederek bu duruma ilişkin manevi

zararın giderilmesi yönünde karar aldığı anlaşılmaktadır. Derece mahkemeleri ayrıca

başvurucunun, tıbbi kayıtların tam olarak muhafaza ve ibraz edilmemesi şeklinde

gerçekleşen hizmet kusuru ile maddi zarar arasında nedensellik bağı bulunduğu

iddiasını reddetmiştir.

41. Öncelikle belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesi,

başvurucunun maddi zarar iddiasına derece mahkemesince getirilen yorumda bariz

bir takdir hatası veya keyfilik içeren bir yön bulunmadığı görüşündedir.

Başvurucunun, hükmedilen manevi tazminatın yeterli olmadığı iddiasına gelince

bariz takdir hatası veya keyfilik bulunmadığı sürece Anayasa Mahkemesinin

tazminat miktarının belirlenmesi konusunda derece mahkemelerinin takdir

yetkisine müdahalesinin söz konusu olamayacağı, somut olayda belirlenen

tazminat miktarı ile davanın koşulları ve başvurucunun uğradığı zarar arasında

açık bir orantısızlık bulunmadığı değerlendirilmiştir (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Özkan Şen,

B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 45; Sadık

Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 87).

42. Bu durumda başvuruya konu davada hükmedilen tazminatın,

müdahalenin sonuçlarının giderilmesi bakımından yetersiz olmadığı kanaatine

varıldığından kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına yönelik açık bir

ihlalin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için

bkz. Cavide Sevinç ve diğerleri, B. No: 2014/10703,

5/10/2017, § 41; Özlem Korkut ve diğerleri,

B. No: 2014/14571, 4/4/2018, § 43).

43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

12/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Recep KÖMÜRCÜ Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Raportör : Engin GÜNDÜZ Başvurucu : Mehmet Emin SARIGÜL Vekili : Av. Çiğdem KİRİŞ TANKURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/2281, 12 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 45; Sadık
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/2281
Tarih
12 Kasım 2019

İlgili Kararlar

  • İsa Turan Başvurusu (B. No: 2014/2962)
  • İzzet Ablak Başvurusu (B. No: 2013/8527)
  • Sedat Ekici Başvurusu (B. No: 2016/7368)
  • Celal Uyğur Başvurusu (B. No: 2016/12442)
  • Tuna Tuç Başvurusu (B. No: 2016/80432)
  • Mehmet Ali Aslan Başvurusu (B. No: 2014/2335)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.