İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Hanifi Şelem Başvurusu (B. No: 2018/24557)

1. Başvuru, gerekçeli karar tebliğ edilmeden tefhim

Başvuru No2018/24557Tarih19 Ekim 2021Okuma22 dk · 4.458 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Hanifi Şelem Başvurusu

Karar tarihi
19 Ekim 2021
Başvuru Numarası
2018/24557
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.458 kelime·22 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, gerekçeli karar tebliğ edilmeden tefhim

dikkate alınarak istinaf başvurusunun süre yönünden reddedilmesi nedeniyle

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 17/8/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, bir bankayla konut finansmanı sözleşmesi

yapmıştır. Başvurucunun borcunu ödemediği gerekçesiyle alacaklı banka

tarafından 29/9/2017 tarihinde başvurucu aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi

yoluyla takip başlatılmıştır.

9. İcra emri başvurucunun iki farklı adresine tebliğe

çıkarılmıştır. Başvurucuya ulaşılamadığı gerekçesiyle icra emri mahalle

muhtarına 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21. maddesi

gereğince tebliğ edilmiş ve haber kâğıdı başvurucunun kapısına

yapıştırılmıştır. Başvurucunun ipotekli gayrimenkulünün kıymet takdir ve satış

ilanı da aynı adresine tebliğ edilmiştir. Başvurucunun ipotekli gayrimenkulü

15/1/2018 tarihli ihaleyle satılmıştır.

10. Başvurucu; kıymet takdiri raporunun usulüne uygun

tebliğ edilmediğini, taşınmaz satışı kıymet takdirinde taşınmaz değerinin çok

altında bedel belirlendiğini iddia ederek icra mahkemesinde ihalenin feshi

davası açmıştır.

11. Ankara 15. İcra Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) tarafların

katıldığı 26/4/2018 tarihli duruşmada kısa kararla davanın reddine, ihale

bedeli üzerinden %20 para cezasının başvurucudan alınarak Hazineye gelir

kaydına karar vermiştir. Kısa kararda kararın taraflara tefhim veya

tebliğinden itibaren 10 günlük yasal süre içinde istinaf yolunun açık

olduğu belirtilmiştir.

12. Mahkeme 4/5/2018 tarihinde gerekçeli kararı

yazmıştır. Kararda, ihaleye ilişkin tebliğ işlemlerinde yasal eksiklik ve

usulsüzlük olmadığı, başvurucunun konut kredisi sözleşmesinde belirtilen

adresine tebligat yapıldığı ifade edilmiş; taşınmazın da kıymet takdiri

raporuna göre belirtilen değerin %50'sinden fazla değere satıldığı vurgulanarak

davanın reddine, ihale bedeli üzerinden %20 para cezasına hükmedilmesine karar

verilmiştir. Tarafların tefhim veya tebliğinden itibaren on günlük yasal süre

içinde istinaf yolunun açık olduğu kararda belirtilmiştir. Gerekçeli karar taraflara

tebliğ edilmemiştir.

13. Başvurucu 8/5/2018 tarihinde istinaf talebinde

bulunmuştur.

14. Mahkeme 9/5/2018 tarihli ek kararla 9/6/1932 tarihli

ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 365. maddesi gereğince aynı Kanun'un

363. maddesine dayanarak istinaf talebinin süre aşımından reddine karar

vermiştir. Karar gerekçesinde; ihalenin feshine ilişkin açılan davada 26/4/2018

tarihinde tarafların yüzüne karşı karar verildiği, istinaf başvurusunun en son

7/5/2018 tarihinde sona erdiği ancak başvurucunun 8/5/2018 tarihinde istinaf

başvurusunda bulunduğu belirtilmiştir. Ek karara ilişkin olarak on gün içinde

istinaf yoluna başvurulabileceğine kararda yer verilmiştir.

15. Başvurucu, gerekçeli kararın kendisine tebliğ

edilmediğini, Ulusal Yargı Ağı Sistemi (UYAP) üzerinden yaptıkları incelemede

gerekçeli kararın yazıldığını gördüklerini ve bunun üzerine istinaf talebinde

bulunduklarını ileri sürerek ek karara karşı da istinaf talebinde bulunmuş;

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi 3/7/2018 tarihli kararla2004

sayılı Kanun'un 365. maddesi ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu'nun 346. maddesi gereğince 9/5/2018 tarihli ek kararın usul

ve kanuna uygun olduğuna ve istinaf başvurusunun esastan reddine karar

vermiştir. Karar 27/7/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu 17/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili

Mevzuat

17. 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir

ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:

...

ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile

taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve

süresini.

..."

18. 6100 sayılı Kanun'un 321. maddesi şöyledir:

"(1) Tahkikatın tamamlanmasından

sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini

bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca

süre verilmez.

(2) Kararın tefhimi, mahkemece hükme

ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir.

Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek

suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu

durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması

gerekir."

19. 6100 sayılı Kanun’un 342. maddesi şöyledir:

"(1) İstinaf yoluna başvurma,

dilekçeyle yapılır ve dilekçeye, karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir.

(2) İstinaf dilekçesinde aşağıdaki

hususlar bulunur:

a) Başvuran ile karşı tarafın davadaki

sıfatları, adı, soyadı, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve adresleri.

b) Varsa kanuni temsilci ve vekillerinin

adı, soyadı ve adresleri.

c) Kararın hangi mahkemeden verilmiş

olduğu ve tarihi ile sayısı.

ç) Kararın başvurana tebliğ edildiği

tarih.

d) Kararın özeti.

e) Başvuru sebepleri ve gerekçesi.

f) Talep sonucu.

g) Başvuranın veya varsa kanuni temsilci

yahut vekilinin imzası.

(3) İstinaf dilekçesi, başvuranın

kimliği ve imzasıyla, başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları

taşıması durumunda diğer hususlar bulunmasa bile reddolunmayıp, 355 inci madde

çerçevesinde gerekli inceleme yapılır."

20. 6100 sayılı Kanun’un 345. maddesi şöyledir:

"(1) İstinaf yoluna başvuru süresi

iki haftadır. Bu süre, ilamın usulen taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye

başlar. İstinaf yoluna başvuru süresine ilişkin özel kanun hükümleri

saklıdır.''

21. 6100 sayılı Kanun’un 346. maddesi şöyledir:

"(1) İstinaf dilekçesi, kanuni süre

geçtikten sonra verilir veya kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren

mahkeme istinaf dilekçesinin reddine karar verir ve 344 üncü maddeye göre

yatırılan giderden karşılanmak suretiyle ret kararını kendiliğinden ilgiliye

tebliğ eder.

(2) Bu ret kararına karşı tebliği

tarihinden itibaren bir hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf

yoluna başvurulduğu ve gerekli giderler de yatırıldığı takdirde dosya, kararı

veren mahkemece yetkili bölge adliye mahkemesine gönderilir. Bölge adliye

mahkemesi ilgili dairesi istinaf dilekçesinin reddine ilişkin kararı yerinde

görmezse, ilk istinaf dilekçesine göre gerekli incelemeyi yapar."

22. 2004 sayılı Kanun’un 363. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"...İstinaf yoluna başvuru süresi tefhim veya tebliğ tarihinden

itibaren on gündür."

23. 2004 sayılı Kanun’un 365. maddesi şöyledir:

"İstinaf yoluna başvurma, yasal

süre geçtikten sonra yapılır veya istinaf yoluna başvurulmasına olanak

bulunmayan bir karara veya vazgeçme nedeniyle itiraz veya şikâyetin reddine

yahut süresi geçmiş bir şikâyete ilişkin olursa, Hukuk Usulü Muhakemeleri

Kanununun ilgili hükümleri gereğince istem icra mahkemesince reddedilir.

İstinaf yoluna başvuran kişi ret

kararını kabul etmezse, istinaf dilekçesi diğer tarafa tebliğ edildikten sonra,

karar sureti ve verilirse cevap dilekçesiyle birlikte yetkili bölge adliye

mahkemesine gönderilir. Şu kadar ki bu hâlde satış dahil hiçbir icra işlemi

durmaz.

Bölge adliye mahkemesi, birinci fıkra kapsamına

girdiği hâlde reddine karar verilmemiş başvuruyu geri çevirmeyip doğrudan kesin

karara bağlar."

2. Yargı

Kararları

24. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28/3/2019 tarihli ve

E.2018/12-884, K.2019/363 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşme

sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce iki husus ön sorun olarak

ele alınmıştır.

I-Bu ön sorunlardan ilki, mahkemece

verilen şikâyetin reddine dair kararın 27.04.2018 tarihli duruşmada şikâyetçi

vekilinin yüzüne karşı tefhim edilmesi, gerekçeli kararın 31.05.2018 tarihinde

tebliğ edilmesi ve kararın 05.06.2018 tarihinde temyiz edilmesi karşısında,

şikâyetçi vekilinin temyizinin süresinde olup olmadığı hususudur.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu

(İİK)’nın 18. maddesinde icra mahkemesine arzedilen hususların ivedi işlerden

sayılacağı ve bu işlerde basit yargılama usulünün uygulanacağı, 01.10.2011

tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK)

316/1. maddesi uyarınca kanunlarda açıkça belirtilen hâllerde, HMK’nın basit

yargılama usulü ile ilgili hükümlerinin uygulanacağı düzenlemesi karşısında

icra mahkemelerinde basit yargılama usulünün uygulanacağı açıktır.

Basit yargılama usulüne tabi

yargılamalara ilişkin olarak 6100 sayılı HMK'nın “Hüküm” başlıklı 321.

maddesinde aynen:

...

hükmü düzenlenmiştir.

321. maddedeki “hükme ilişkin tüm

hususlar” dan kastedilen HMK'nın 297. maddesindeki unsurlardır.

Buna göre; mahkeme, tahkikatın

tamamlanmasından sonra, tarafların son beyanlarını almalı ve yargılamanın sona

erdiğini bildirdikten sonra hükmü tefhim etmelidir. Kural olarak, mahkemece

kararın tefhiminde hükme ilişkin tüm hususlar açıklanmalıdır.

HMK'nın 321. maddesi atfı ile

uygulanmakta olan HMK'nın 297. maddesinde hükmün kapsamı açık bir şekilde

düzenlenmiştir. Buna göre mahkeme gerekçesi ile birlikte tefhim ettiği hükümde

taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve

tanınan hakların, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın

harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini sıra numarası

altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermesi gereklidir.

Bu kanunun getirdiği bir zorunluluktur. Ancak zorunlu hâllerde hâkim bu durumun

sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle sadece hüküm özetini tutanağa

yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli karar en geç bir ay

içinde yazılarak tebliğe çıkartılmalıdır. Bir diğer deyişle HMK'nın 321.

maddesinde belirtilen şekilde hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile

birlikte tefhim edilemediği hâllerde gerekçeli kararın mutlaka taraflara tebliğ

edilmesi gereklidir.

İİK’nın 02.03.2005 tarihli ve 5311

sayılı Kanunla değişmeden önceki 363. maddesine göre konkordato talebi üzerine

verilecek mühlete karşı alacaklılar tarafından vukubulan itirazla konkordato

talebinin muvafık olup olmadığına ve mühletin kaldırılmasına dair olan talebin

kabul veya reddine ilişkin kararlarla bu Kanunda temyiz kabiliyeti kabul edilen

kararları tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde temyiz

edilebilecektir. Maddedeki “tefhim” kavramının "hükme ilişkin tüm

hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hâl" olarak anlaşılması

zorunludur. Bu nedenle yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim varsa temyiz süresi

tefhim tarihinden itibaren, aksi hâlde gerekçeli kararın tebliğinden itibaren

başlayacaktır.

Usul hukukunda yer almamakla birlikte

uygulamada tefhimden sonra temyiz süre tutum dilekçesi veya kararın tebliğinden

sonra gerekçeli temyiz dilekçesi sunulmak suretiyle kararın temyiz edildiği

hâllerde kararın gerekçesini dikkate alarak yeni temyiz gerekçelerine

dayanılması mümkün olduğundan gerekçeli kararın bu hâllerde de taraflara

tebliği gerekir.

Nitekim Anayasa Mahkemesi de başvurucuya

ilk derece mahkemesinin kararının gerekçesini bilerek ve bu gerekçeye karşı

iddialarını sunacak şekilde temyiz başvuru yapma imkânı verilmeden ve gerekçeli

karar tebliğ edilmeden Yargıtayca temyiz aşamasında onama kararı verilmesini

hak ihlali olarak kabul etmiştir (Anayasa Mahkemesi, Vesim Parlak, B. No:

2012/1034, 20.03.2014).

Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında

da, ilk derece mahkemelerinin kısa kararını usul hükümlerine uygun olarak

tefhim etmesi, kanun yolu ve süresini doğru bir şekilde belirtmesi gerektiğine,

ayrıca gerekçesiz verilen kısa kararda, temyiz süresinin, gerekçeli kararın

tebliğ tarihinden itibaren başlaması gerektiğine ilişkin Kanun hükmü ve

mahkemenin kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğünün

bulunduğuna, başvurucuların temyiz hakkını kullanmayı imkânsız kılacak ölçüde

ve kanun hükümlerine olağanın dışında bir anlam verilemeyeceğine,

başvurucuların mahkemeye erişim hakkının özünün zedelenemeyeceğine karar

vermiştir (Anayasa Mahkemesi, Kommersan Kombassan Mermer Maden İşletmeleri

Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri, B. No: 2013/7114, 20.01.2016).

Somut olayda mahkemece direnme kararının

verildiği 27.04.2018 günlü oturumda davanın reddine karar verilmiştir. Kısa

kararda “…yapılan yargılama sonunda, davacı vekilinin yüzüne karşı, hükmün tüm

esaslı unsurları açıklanmadığından kararın taraflara tebliğinden -Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu ve Anayasa Mahkemesinin bu yöndeki kararlarına rağmen bazı

istinaf dairelerinin tefhim yapılmış ise; gerekçe olmasa da istinaf süresinin

tefhimden itibaren başlayacağına ilişkin görüşleri de dikkate alınarak süre

tutum dilekçesi verilmesi hususunda takdir taraflara ait olmak üzere- itibaren

10 gün içinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine gönderilmek üzere temyiz yolu

açık olduğu” yazılmıştır.

Bunun üzerine mahkemece gerekçeli karar

şikâyetçi vekiline 31.05.2018 tarihinde tebliğ edilmiş, şikâyetçi vekili

tarafından 05.06.2018 tarihinde gerekçeli temyiz dilekçesi verilmiştir.

Yukarıda gösterilen kanuni düzenlemeler

ve oluşturularak tefhim edilen kısa kararın usulüne uygun bir hüküm fıkrası

sayılıp sayılmayacağı ve bunun açıklanmasının, temyiz süresini başlatacak

nitelikte bir “tefhim” olup olmadığı değerlendirildiğinde; mahkemece kısa

kararda hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanmadığı,

kanun yolu ve süresinin doğru bir şekilde belirtilmediği, tarafları yanıltacak

şekilde ifadeler kullanıldığı, bu hâliyle usulüne uygun ve tam bir tefhimden

söz edilemeyeceği tartışmasızdır.

Hâl böyle olunca Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 297/2. maddesine uygun olmaksızın oluşturulan hüküm fıkrasının

tefhimi ile temyiz süresinin başlamayacağının kabulü gerekir."

25. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 5/2/2020 tarihli ve

E.2020/468, K.2020/538 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"01/10/2011 tarihinde yürürlüğe

giren 6100 sayılı HMK’nın 321.maddesinin 2.fıkrasına göre; kararın tefhimi için

hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanamadığı ve bu

nedenle zorunlu olarak hüküm özetinin tefhim edildiği hallerde, gerekçeli

kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir. Bu hüküm doğrultusunda,

hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilmediği hallerde

gerekçeli kararın taraflara tebliği zorunludur (Anayasa Mahkemesi

Başkanlığı’nın (İkinci Bölüm) 20.03.2014 gün ve 2012/1034 Başvuru sayılı kararı

da aynı yöndedir).

Mahkemece, taraflara tefhim edilen kısa

kararda (hüküm özeti) hükmün tüm unsurları yer almakla birlikte kararın

gerekçesinin tefhim edilememesi halinde temyiz süresi gerekçeli kararın tebliğinden

itibaren başlar. Ancak, hüküm tüm unsurları ve gerekçesi ile birlikte tefhim

edilmiş ise artık hükmün HMK’nın 321/2 maddesine göre usulüne uygun ve eksiksiz

bir biçimde tefhim edildiği kabul edilir ve temyiz süresi tefhim tarihinden

itibaren başlar. 5521 sayılı Kanun‘un 8.maddesinde yer alan ve temyiz süresinin

başlangıcına esas alınan tefhim kavramının “hükme ilişkin tüm hususların

gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal” olarak anlaşılması zorunludur.

Tarafların, gerekçeli karar tebliğ

edilmeden önce, temyiz süre tutum dilekçesi veye gerekçeli temyiz dilekçesi

sunmak suretiyle kararı temyiz ettikleri hallerde dahi, kararın gerekçesini

dikkate alarak yeni temyiz gerekçelerine dayanmaları mümkün olduğundan, bu gibi

hallerde bile gerekçeli kararın taraflara tebliği gerekir."

B. Uluslararası Hukuk

26. Konu hakkında ilgili hukuk için bkz. Groseri Gıda

ve İhtiyaç Maddeleri Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. (2), B. No: 2017/29997,

31/10/2018, §§ 25-32.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Anayasa Mahkemesinin 19/10/2021 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mahkemeye

Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

28. Başvurucu; 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesinde

mahkeme kararında hangi unsurların bulunacağının düzenlendiğini belirterek

tefhimle istinafa başvurma süresinin başlayabilmesi için hükme ilişkin tüm

hususların açıklanmış olması gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda başvurucu;

İcra Mahkemesinin hüküm özetini 26/4/2018 tarihinde açıkladığını ancak kısa

kararın gerekçe içermediğini, 4/5/2018 tarihinde gerekçeli karar yazılmışsa da

kendisine tebliğ yapılmadan 8/5/2018 tarihinde kararın kesinleştirildiğini

ileri sürmüştür. Başvurucu, gerekçeli karar tebliğ edilmeden istinaf

başvurusunun süreden reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ve hak

arama özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

29. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

Başvurucunun şikâyetinin özünün istinaf talebinin süreden reddedilmesine

yönelik olması dolayısıyla iddia, adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında

yer alan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı ve Hakkın Kapsamı

32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve

savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim

hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün

bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme)

yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım

Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156,

20/4/2017,§ 34).

33. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791,

7/11/2013, § 52).

34. Mahkeme kararlarının hukuka uygun olup olmadığına

yönelik uyuşmazlığın çözümlenmek üzere bir yargı makamı önüne taşınması kanun

yoluna başvurma olarak nitelendirilmektedir. Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer

temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Adil yargılanma hakkı bir

mahkeme kararına karşı üst yargı yollarına başvurabilmeyi güvence altına

almamakla birlikte gerek suç isnadına bağlı yargılamalarda gerekse medeni hak

ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalarda istinaf veya temyiz gibi kanun

yollarına başvurma imkânı tanınmış ise bu kanun yolları yönünden de adil

yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin sağlanması gerekir (Hasan İşten,

B. No: 2015/1950, 22/2/2018, § 37).

35. Somut olayda başvurucu tarafından ilk derece

mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf

nedenleri Mahkemece süre aşımı gerekçesiyle ek kararla reddedilmiş, Bölge

Adliye Mahkemesince de bu karar onanmıştır. Başvurucunun istinaf talepleri

incelenmediğinden mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu

görülmektedir.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

36. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

37. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

38. Bu sebeple müdahalenin, Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, haklı bir

sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

39. Başvurucunun ilk derece mahkemesi kararına karşı

yaptığı istinaf başvurusunun süre aşımı nedeniyle incelenmemesinin 6100 sayılı

Kanun'un 345. maddesi atfıyla 2004 sayılı Kanun'un 363. maddesine dayalı olduğu

görülmektedir. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına

yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

(2) Meşru Amaç

40. Yargı kararlarının tabi kılınacakları bir kanun yolu

incelemesi neticesinde ortadan kaldırılma ihtimalinin hukuk düzeni içinde

sürekli olarak gündemde tutulması hukuki güvenlik ve istikrar ilkeleriyle

bağdaşmaz. Yargılamaların sürüncemede kalmasını engellemek, uyuşmazlıkların

mümkün olan en kısa süre içinde nihai çözüme kavuşturulmasını, hukuk aleminde

etki ve sonuçlarını doğurması beklenen kesin hükmün bir an önce teminini

sağlamak düşüncesiyle yargı kararlarına karşı üst mahkemeler nezdinde yapılması

öngörülen kanun yolu başvuruları kanunlarla belli sürelere bağlanmıştır. Bu

itibarla kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması,

yukarıda belirtilen sakıncaları bertaraf ederek hukuki güvenlik ve istikrarın

sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet eder (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Ertuğrul Dalbaş, B. No: 2014/7805,

25/10/2017, § 59).

(3) Ölçülülük

41. İstinaf talebinin reddedilmesi nedeniyle başvurucunun

mahkemeye erişimine getirilen sınırlamanın ölçülü olup olmadığı ve başvurucuya

ağır bir yük getirip getirmediği hususlarının değerlendirilmesi gerekir.

(a) Genel İlkeler

42. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve

orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani

aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,

E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13,

K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817,

19/12/2013, § 38).

43. Somut olayda elverişlilik ve gereklilik ilkeleri

yönünden tartışılmayı gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Asıl üzerinde

durulması gereken, müdahalenin orantılı olup olmadığıdır.

44. Hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması bakımından

dava açma hakkının belli bir süreyle sınırlandırılması tek başına mahkemeye

erişim hakkını ihlal etmemekte ise de öngörülen sürenin makul olması, diğer bir

ifadeyle haktan yararlanılmayı imkânsız kılacak veya aşırı derecede zorlaştıracak

derecede kısa olmaması gerekir. Dava açma süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken dava ile elde edilecek hakkın niteliği, davanın konusu ve

kişinin dava hakkının doğduğunu öğrenme imkânına sahip olup olmadığı gibi

hususlar gözönünde bulundurulmalıdır. Öngörülen sürenin dava açmak için gerekli

araştırma ve hazırlıkların yapılmasına, gerekiyorsa hukuki ve teknik yardım

alınmasına yetecek ve hakkın önemiyle orantılı bir uzunlukta olmaması durumunda

ölçüsüz olduğu söylenebilir (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673,

25/7/2017, § 65).

45. Dava açma süresinin işlemeye başladığı an da

mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır (Yaşar Çoban, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihte

başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece

mahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma

süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin

bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,

dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili

olarak derece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini

somut olayın koşulları ışığında incelemektir. Bu itibarla derece mahkemelerinin

kanun yoluna başvuru süresinin başlangıcına esas aldıkları tarihi belirlerken

kullandıkları kriterler, somut olay yönünden bu kriterlerin kabul

edilebilirliğine ve uygulanabilirliğine dair yorum ve değerlendirmeleri

mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır (Ertuğrul Dalbaş, § 62).

46. Öte yandan mahkemelerin, sürenin varlık sebebini

anlamsız kılma pahasına yorum kurallarının sınırlarını zorlayarak kanunda

öngörülen dava açma süresini bertaraf etmesi hukuki güvenlik ve istikrar

ilkesinin zedelenmesine neden olabilir. Bu nedenle süreye ilişkin kanun

hükümlerinin yorumunda hukuki güvenlik ve istikrar ilkesi ile mahkemeye erişim

hakkı arasındaki hassas denge gözetilmelidir (Yaşar Çoban, § 67).

47. Yukarıda yer verilen Yargıtay içtihatlarında (bkz. §§

24, 25) da belirtildiği üzere 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesinde sayılan

unsurları taşımayan hüküm geçerli olarak tefhim edilmiş bir hüküm olarak

sayılmamakta, dolayısıyla gerekçeli karar tebliğ edilmeden kanun yoluna

başvurma süresi başlamamaktadır.

48. Nitekim Anayasa Mahkemesi Vesim Parlak (B. No:

2012/1034, 20/3/2014) başvurusunda bu konuya dikkat çekmiştir. Başvuruya konu

olayda iş mahkemesi kısa kararını tarafların da bulunduğu ilk duruşmada

açıklamış fakat karar gerekçesini açıklamamıştır. Başvurucu, süre tutum

dilekçesiyle temyiz talebinde bulunmuştur ancak gerekçeli karar tebliğ

edilmeden Yargıtay, iş mahkemesi kararını onamıştır. Gerekçeli kararın

başvurucuya tebliğ edilmeden onanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğinin ileri sürüldüğü bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi özetle kanun

yoluna başvurma süresi tefhim tarihinden itibaren başlatılacaksa taraflara

tefhim edilen kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak hukuki bir gerekçenin

kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır. Bu durumun

tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmasında en önemli faktör olduğu da

kararda belirtmiştir (Vesim Parlak, §§ 33, 34).

(b) İlkelerin Olaya Uygulanması

49. Başvurucu 8/5/2018 tarihli dilekçesinde ayrıntılı bir

şekilde itirazlarını dile getirerek istinaf başvurusunda bulunmuştur. İcra

Mahkemesi, 2004 sayılı Kanun'un 365. maddesi gereğince istinaf kanun yoluna

ilişkin süre yönünden inceleme yapmış ve aynı Kanun'un 363. maddesine dayanarak

başvurucunun talebini tefhim tarihine göre süresinde ileri sürmediğini

belirterek reddetmiştir (bkz. § 14).

50. Somut olayda istinaf süresinin yukarıda yer verilen

Kanun hükmüne göre tefhim veya tebliğden itibaren on gün olduğunda tereddüt

bulunmamaktadır. Sorun, sürenin hangi durumda tefhim ya da tebliğden

başlatılacağından kaynaklanmaktadır. Bahsi geçen Yargıtay içtihatlarında (bkz.

§§ 24, 25) da belirtildiği üzere 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesinde sayılan

unsurları taşımayan hüküm geçerli şekilde tefhim edilmiş bir hüküm olarak

sayılmamakta, dolayısıyla gerekçeli karar tebliğ edilmeden kanun yoluna

başvurma süresi başlamamaktadır. Bu durum kanun yollarına başvurunun

etkililiğinin sağlanması yönünden de gereklidir (bkz. § 48). Somut olayda ise

İcra Mahkemesi kısa ve gerekçeli kararında başvurucuya istinaf başvuru

süresinin hangi tarihten itibaren başlayacağına ilişkin bir açıklama yapmadan

genel ifadeyle tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren başvuruda

bulunulabileceğine yer vermiştir.

51. Yukarıda belirtilen tespitler ışığında somut olay

değerlendirildiğinde kısa kararda istinaf süresinin başlangıcına ilişkin olarak

"hem tefhim hem de tebliğ" ibaresinin yer alması sürenin

başlangıcıyla ilgili yanılgıya neden olmuştur. Bununla birlikte başvurucunun

kısa kararla birlikte kararın gerekçesini öğrenemediği, gerekçeli kararın da

başvurucuya tebliğ edilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla karar gerekçesini

bilmeyen başvurucudan kısa kararın tefhiminden itibaren istinaf kanun yoluna

başvurmasını beklemenin başvurucuya ağır bir külfet yüklediği anlaşılmıştır. Bu

durumda kanun yolu mercilerinin somut olayın koşullarında istinaf süresini, ilk

derece mahkemesi tarafından karar gerekçesi açıklanmadan tefhim tarihinden

itibaren başlatmasına ilişkin yorumlarının öngörülemez nitelikte olduğu,

başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla

orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

52. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

53. Başvurucu, yanlış karar nedeniyle tek mal varlığı

olan evini kaybettiğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

54. Başvurucunun şikâyetine konu dava yönünden yukarıda

açıklanan gerekçeyle adil yargılanma hakkı bağlamındaki mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden bu aşamada mülkiyet hakkı

yönünden bir değerlendirme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

56. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesi ve tazminat

talebinde bulunmuştur.

57. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir(Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

58. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

59. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir. (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66,67).

60. Başvurucunun istinaf isteğinin süreden reddine karar

verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin Mahkemenin ek

kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.

61. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple mahkemeye erişim

hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla kararın bir

örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesine gönderilmesini

sağlamak üzere Ankara 15. İcra Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

62. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim

hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunduğu sonucuna varıldığından başvurucunun

tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

63. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

incelenmesine GEREK BULUNMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

amacıyla Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesine ulaştırılmak üzere

Ankara 15. İcra Hukuk Mahkemesine (E.2018/66, K.2018/285) GÖNDERİLMESİNE,

E. Yeniden yargılama kararı verildiğinden başvurucunun

tazminat talebinin REDDİNE,

F. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin

başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 19/10/2021tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU Basri BAĞCI Raportör : Tuğba YILDIZ Başvurucu : Mehmet Hanifi ŞELEM Vekili : Av. Mesut ÖZER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2018/24557, 19 Ekim 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Mahkemeye
  14. B. Mülkiyet
  15. C. 6216 Sayılı
  16. A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  17. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  18. C. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  19. D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının
  20. E. Yeniden yargılama kararı verildiğinden başvurucunun
  21. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  22. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  23. M. Emin KUZ
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2018/24557
Tarih
19 Ekim 2021

İlgili Kararlar

  • Günay Gül Başvurusu (B. No: 2018/24514)
  • K.a. Başvurusu (B. No: 2017/38596)
  • Eda Özkan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/38055)
  • Mustafa Altın Başvurusu (B. No: 2018/10018)
  • Fatma Çaylan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/34323)
  • Meliha Efe Başvurusu (B. No: 2018/14498)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.