İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Karadağ Başvurusu (B. No: 2013/2030)

1. Başvurucu, boş alanda

Başvuru No2013/2030Tarih26 Haziran 2014Okuma23 dk · 4.667 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Karadağ Başvurusu

Karar tarihi
26 Haziran 2014
Başvuru Numarası
2013/2030
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.667 kelime·23 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, boş alanda

bulduğu roketatar mermisinin patlaması sonucu uğradığı zararın tazmini için

açtığı davada mahkemenin hiçbir ölçüt ortaya koymaksızın izafe ettiği kusur

oranına bağlı olarak tazminat miktarı belirlediğini ve yargılamanın makul

sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 36.,

40. ve 125. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, ihlalin tespitiyle maddi ve manevi zararının tazminine karar

verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 14/3/2013

tarihinde Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına

engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. 2. Bölüm 3. Komisyonunca,

kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. İkinci Bölümün 14/1/2014 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş

için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,

Adalet Bakanlığınca 13/2/2014 tarihli yazı ile görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesinde ifade

edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 10/3/1998 tarihinde Diyarbakır ili Lice ilçesi Yatılı

İlköğretim Bölge Okulu alanında yer alan ve yakınlarında 1. Piyade Tabur

Komutanlığı bulunan boş arazide arkadaşlarıyla birlikte kola kutusu

topladıkları sırada bir arkadaşının siyah renkli bir metali (roketatar mermisi)

yerde bulması ve arkasında bulunan pervaneyi çıkartmak için bu metali taşa

vurması üzerine meydana gelen patlamada iki arkadaşıyla birlikte yaralanmıştır.

Başvurucunun roketatar mermisini taşa vuran arkadaşı ise ağır yaralanarak

hayatını kaybetmiştir.

8. Başvurucunun, söz konusu

olay nedeniyle uğramış olduğu zararlarının tazmini amacıyla 27/2/2002

tarihinde yaptığı idari başvurunun reddedilmesi üzerine açtığı tam yargı

davasında, Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 27/6/2007 tarih ve E.2002/1080,

K.2007/902 sayılı kararıyla başvurucunun bilirkişi raporuyla belirlenen

53.177,74 TL tutarındaki çalışma gücü kaybı ve % 75 oranında belirlenen müterafik kusuru gözetilerek 13.294,43 TL maddi ve

başvurucunun duyduğu elem ve acının karşılığı olarak da 2.500,00 TL manevi

tazminatın ödenmesine hükmedilmiştir.

9. Temyiz edilen karar,

Danıştay 10. Dairesinin 26/11/2012 tarih ve

E.2008/1108, K.2012/6002 sayılı kararıyla onanmış, karar düzeltme yoluna ise

gidilmemiştir.

10. Karar, başvurucu vekiline 18/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

11. Anayasa’nın 125. maddesinin

son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle

yükümlüdür.”

12. 22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Borçlar

Kanunu’nun “Tazminatın tenkisi” başlıklı

44. maddesi şöyledir:

“Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu

yahut kendisinin fiili zararın ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım ettiği

ve zararı yapan şahsın hal ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hakim, zarar ve ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan

hükmünden sarfınazar edebilir.

Eğer zarar kasten

veya ağır bir ihmal veya tedbirsizlikle yapılmamış olduğu ve tazmini de

borçluyu müzayakaya maruz bıraktığı takdirde hakim,

hakkaniyete tevfikan zarar ve ziyanı tenkis edebilir.”

13. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kapsam ve nitelik” kenar başlıklı 1. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve

vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve inceleme evrak

üzerinde yapılır.”

14. 2577 sayılı Kanun’un “Dosyaların incelenmesi”

kenar başlıklı 20. maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Danıştay ile

idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit

incelemeleri kendiliklerinden yaparlar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzum

gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini

taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların

ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin

bulunması halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.”

“(5) Danıştay, bölge

idare, idare ve vergi mahkemelerinde dosyalar, bu Kanun ve diğer kanunlarda

belirtilen öncelik veya ivedilik durumları ile Danıştay için Başkanlar Kurulunca;

diğer mahkemeler için Hakimler ve Savcılar Yüksek

Kurulunca konu itibariyle tespit edilip Resmi Gazete'de

ilan edilecek öncelikli işler gözönünde bulundurulmak

suretiyle geliş tarihlerine göre incelenir ve tekemmül ettikleri sıra dahilinde

bir karara bağlanır. Bunların dışında kalan dosyalar ise tekemmül ettikleri

sıraya göre ve tekemmül tarihinden itibaren en geç altı ay içinde

sonuçlandırılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 26/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

14/3/2013 tarih ve 2013/2030 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

16. Başvurucu, idarenin kamu

hizmetini gereği gibi yerine getirmemesi sonucu yaralanması nedeniyle maddi ve

manevi yönden zarara uğradığını, yerel mahkemenin kendisine izafe ettiği kusur

oranını belirlerken hukuka uygun bir tespit yapmadığını, olay tarihindeki

yaşının ve diğer şartların değerlendirilmeden kusur oranı konusunda karar

verdiğini ve bu orana bağlı olarak düşük miktarda bir tazminata hükmettiğini,

dava sürecinin uzun olduğunu, taleplerinin yargı yerince ısrarla dikkate

alınmadığını belirterek Anayasa’nın 36., 40. ve 125.

maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiği

İddiası

17. Başvurucu, idarenin kamu

hizmetini gereği gibi yerine getirmemesi sonucu yaralanması nedeniyle maddi ve

manevi yönden zarara uğradığını, Mahkemece lehine hükmedilen tazminat miktarı

belirlenirken hiçbir ölçüt ortaya konulmaksızın yüzde yetmiş beş kusurlu olarak

kabul edildiğini, olay tarihinde on yedi yaşında olmasının nazara alınmadığını

ve ödenmesine hükmedilen tazminatın yetersiz olduğunu belirterek Anayasa’nın

40. maddesi ile 125. maddesinin son fıkrasının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

18. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun şikâyetlerinin “delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının uygulanması, ve

derece mahkemelerinin uyuşmazlığa getirdiği çözümün adil olmamasına”

ilişkin olduğu belirtilerek görüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir

19. Başvurucu her ne kadar Anayasa’nın

40. ve 125. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı

değildir. Bu sebeple başvurucunun bu şikâyeti Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

yaşam hakkı kapsamında incelenecektir.

20. Bir olayda yaşam hakkına

ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi için gerekli şartlardan biri, doğal olmayan

bir ölümün gerçekleşmesi olmakla birlikte, bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese

dahi olayın yaşam hakkı çerçevesinde incelenebilmesi mümkündür. AİHM de, ölümle

sonuçlanmayan yaralanma olaylarını kişiye karşı kullanılan gücün derecesi, türü

ve güç kullanımının ardında yatan niyet ve amacı diğer faktörlerle birlikte göz

önünde tutarak yaşam hakkı kapsamında inceleyebilmektedir (bkz. İlhan/Türkiye [BD], 22277/93, 27/6/2000,

§76; Paşa ve Erkan Erol/Türkiye, 51358/99,

12/12/2006, §27; Makaratzis/Yunanistan [BD], 50385/99, 20/12/2004, §52).

21. Başvuru konusu olayda da,

başvurucu, roketatar mermisinin patlaması neticesinde yaralı olarak kurtulmuş

ise de roketatar mermisinin öldürücü niteliği ve başvurucunun atlattığı hayati

tehlike göz önünde bulundurulduğunda başvuruya konu olayın yaşam hakkı

çerçevesinde incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

22. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

23. Öte yandan, Anayasa

Mahkemesi açısından, idari makamlar ve derece mahkemeleri tarafından

başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın alınması suretiyle ihlalin tespit

edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderilmesi

halinde ilgili tarafın artık mağdur olduğu ileri sürülemeyecektir. Bu iki koşul

yerine getirildiği takdirde, bireysel başvuru mekanizmasının ikincil niteliği

dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin inceleme yapmasına gerek kalmayacaktır. Bu

kapsamda, Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin şikâyetler açısından, kapsamlı bir

ceza soruşturmasını müteakip yapılan ve makul bir tazminata hükmedilmesi ile

sonuçlanan idari dava yolu, etkili bir başvuru yoludur ve mağdur sıfatını

ortadan kaldırabilecektir (B. No: 2012/752, 17/9/2013,

§ 61 ve 74, benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Scordino/İtalya,

36813/97, 29/3/2006, § 178 ve devamı, Eckle/Almanya,

8130/78, 15/7/1982, § 64-70, Jensen/Danimarka,

48470/99, 20/9/2001; Fatma Yüksel/Türkiye, 51902/08, 9/4/2013, § 45-46) (B.

No:2013/841, 23/1/2014, § 83) (B. No:2013/841, 23/1/2014, § 83).

24. Mağdur sıfatının ortadan

kalkması, özellikle ihlal edildiği ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali

tespit eden kararın gerekçesi ile bu kararın ardından ilgili açısından uğradığı

zararların varlığını devam ettirip ettirmediğine bağlı bulunmaktadır (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Freimanis ve Lidums/Letonya, B. No: 73443/01 ve 74860/01, § 68, 9/2/2006). Başvuruculara sunulan telafi imkânının uygun ve

yeterli olup olmadığı kararı, söz konusu Anayasal temel hak ve özgürlüğün

ihlalinin niteliği göz önünde bulundurularak dava koşullarının tamamının

değerlendirilmesi sonucunda verilebilecektir. Bu çerçevede bir başvurucunun

mağdur sıfatı, Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için aynı zamanda,

idari veya yargısal bir kararla kendisine ödenmesine karar verilen tazminata da

bağlı olabilecektir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, § 116, Fatma

Yüksel/Türkiye, 51902/08, 9/4/2013, § 48-49) (B.

No:2013/841, 23/1/2014, § 84).

25. Belirtilen hususlar

çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde, başvuruya konu patlamanın meydana

geldiği gün emniyet yetkililerinin olay yerine intikal ettikleri, olay yeri

görgü ve tespit tutanağı ile olay yeri krokisinin düzenlendiği, patlayıcı madde

uzman bilirkişisi ile birlikte yapılan çalışmalar sonucunda delillerin

toplandığı, ölen kişinin ölüm nedeninin tespiti için otopsisinin yapıldığı,

görgü tanıklarının dinlendiği, Lice Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1998/35

numaralı hazırlık evrakı üzerinden soruşturma yürütüldüğü, yaptırılan bilirkişi

incelemesi sonucu düzenlenen raporda olaya konu roketatar mermisinin bölgede

yasadışı terör örgütü tarafından kullanılmakta olduğunun belirtildiği, söz

konusu roketatar mermisini olay yerine bırakan meçhul fail ya da failler için

daimi arama kararı verildiği, üç ayda bir emniyet yetkililerinden bu konuda

raporlar alındığı, olayın aydınlatılması için alınan tüm tedbirlere ve

yürütülen kapsamlı soruşturmaya rağmen fail ya da faillerin bulunamayarak ceza

zamanaşımının dolması nedeniyle şüpheli hakkında kamu adına takibata yer

olmadığına karar verildiği, ancak somut olay koşullarında faillerin tespit

edilememesi hususunda yetkililere yüklenebilecek bir kusurun bulunmadığı

görülmektedir.

26. Başvurucunun Milli Savunma

Bakanlığına karşı İdare Mahkemesinde açtığı tam yargı davasında da, Diyarbakır

1. İdare Mahkemesi tarafından başvurucunun tazminat talebi kısmen kabul

edilerek başvurucuya 13.294,43 TL maddi ve 2.500,00 TL manevi tazminatın

ödenmesine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

“ … Diyarbakır ili, Lice ilçesi Yatılı İlköğretim Bölge Okulu alanında

bulunan 1. Piyade Tabur Komutanlığı yakınlarındaki boş arazide 10/3/1998 tarihinde, 1981 doğumlu davacının ve arkadaşlarının

kola kutusu topladıkları sırada, yerde baş kısmı siyah ve arkasında pervane

bulunan siyah renkte bir metal (roketatar mermisi) buldukları, davacının

arkadaşlarından Engin Ceylan isimli çocuğun bu metalin arkasındaki pervaneyi

çıkarmak için taşa vurması neticesinde patlama meydana geldiği, patlamanın

etkisiyle Engin’in ağır yaralanarak hayatını kaybettiği, davacının ve diğer

arkadaşlarının ise yaralandıkları, Dicle Üniversitesi Eğitim ve Araştırma

Hastanesinin 17/5/2001 tarihli ve 229 sayılı adli raporuna göre davacının yirmi

beş gün iş ve güç kaybına uğradığı, hayati tehlikesinin bulunmadığı, uzuv

kaybının olmadığının belirtildiği, bu rapor üzerine davacı vekili tarafından

davacının ağır yaralanıp özürlü kaldığı iddia edilerek meydana gelen zararın

tazmin edilmesi istemiyle 27/2/2002 tarihinde idareye yapılan başvurunun zımnen

reddedilmesi üzerine davacı için 100.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi

olmak üzere toplam 110.000,00 TL tazminatın ödenmesi istemiyle bakılan davanın

açıldığı anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık konusu

olayda; idarenin terör örgütü ile mücadelesinde kullanılan mühimmatların

patlamış ve patlamamış olanlarından bazılarının vatandaşların yaşadığı alanlara

düştüğü ve bu maddeleri bu bölgelerden

temizlemekle yükümlü olan idarece yürütülen hizmetin kötü işlemesi neticesinde

meydana gelen zarardan, davalı idarenin hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumlu

olduğu ve zararın davalı idarece tazmin edilmesi gerektiği kanaatine

varılmıştır.

Davacının vücudunda meydana gelen sakatlık

oranının saptanması amacıyla, Mahkememizin 15/6/2006

tarihli ara kararı ile Adli Tıp Kurumu Başkanlığında bilirkişi incelemesi

yaptırılmasına karar verilerek davacının adı geçen kuruma gönderilmek suretiyle

bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, anılan kurumca davacının

muayenesinin yapılması sonucu düzenlenen 20/11/2006 tarihli ve 4803 sayılı Adli

Tıp Raporunda; davacının %28,0 oranında meslekte kazanma gücünde azalma

olduğunun tespit edildiğinin belirtilmesi üzerine Mahkememizin 30/1/2007 tarihli

ara kararı ile Malatya İdare Mahkemesi niyabetinde bilirkişi incelemesi

yaptırılmasına karar verildiği, Adli Tıp Kurumu tarafından tespit edilen

davacının sakatlık oranı doğrultusunda dosya üzerinde yapılan bilirkişi

incelemesi sonucunda düzenlenen ve 5/4/2007 tarihli ve 2007/8 Tal. sayılı bilirkişi raporunda;

olay sonucu %28,0 oranında sakat kalan davacının çalışma gücü kaybının peşin

değerinin 53.177,74 TL olarak hesaplandığı görülmektedir.

Yukarıda sözü edilen bilirkişi raporu

taraflara tebliğ edilmiş olup, davalı idare tarafından anılan rapora itiraz

edilmesine rağmen söz konusu bilirkişi raporu Mahkememizce karar ittihazı için

yeterli bulunmuştur.

Olayın tarihinde,

davacının arkadaşları ile buldukları baş kısmı siyah ve arkasında pervane

bulunan siyah renkteki metal maddenin patlayıcı madde olduğunu ve bu maddeyi

taşa vurmanın patlamasına sebebiyet verebileceğini bilmesi gereken, temyiz

kudretine sahip bir yaşta (17) olduğu, diğer taraftan anne ve babanın da

denetim ve gözetim görevini tam olarak yapmadığı hususları birlikte

değerlendirildiğinde, %75 oranında müterafik kusurun

oluştuğu Mahkememizce kabul edildiğinden, bilirkişi tarafından hesaplanan

53.177,74 TL tutarındaki çalışma gücü kaybının peşin değerine, %75 oranındaki müterafik kusur uygulanmak suretiyle hesaplanan 13.294,43 TL nin davacıya

ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Davacının manevi

tazminat talebine gelince; hukuk doktrininde kabul edildiği üzere manevi

tazminat, malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir

tazmin aracı olmayıp, kişilerin malvarlığı dışındaki manevi değerlerinde

meydana gelen kayıp ve idarenin hukuka aykırı bir işlem ya da eyleminden

duyulan elem, acı ve ızdırabı kısmen de olsa

karşılamak amacıyla yargı yerince takdir edilen bir tazmin aracıdır.

Zira idarenin hukuka aykırı eylem ve

işlemlerinden dolayı manevi tazminata hükmedilmesi için ağır hizmet kusurunun

varlığı ile bunun sonucunda kişilerin manevi değerlerinde bir eksilme meydana

gelmesi, elem ve ızdırap duyulması veya yaşama

zevklerinin azalması, haysiyet ve şereflerinin rencide edilmesi gerekmektedir.

Bu nedenle; davacının olay nedeniyle duyduğu acı, üzüntü ve ruhsal sıkıntının

giderilmesi için müterafik kusur da dikkate alınmak

suretiyle takdiren 2.500,00

TL manevi tazminata hükmedilmesi yerinde görülmüştür.…”

27. Başvuru konusu olay

açısından öncelikli olarak, İdare Mahkemesi kararında açık bir şekilde ihlal

tespitinin yapıldığı ve buna dayalı olarak başvurucuya uğradığı maddi ve manevi

zararın karşılığı olarak yargılama kapsamında alınan bilirkişi raporundan

yararlanılarak toplam 15.794,43 TL maddi ve manevi tazminata hükmedildiği

görülmektedir.

28. Başvurucu hakkında

düzenlenen adli tıp raporu, iş gücü kaybı, sakatlık oranı, asgari ücret

miktarı, başvurucunun yaşı, müterafik kusuru ve diğer faktörler dikkate alınarak bilirkişi

marifetiyle hesaplanan maddi zarar ve Mahkemece takdir edilen manevi zarar

yönünden olayın koşulları gözetilerek

belirlenen kusur oranı uygulanmak suretiyle ödenmesine hükmedilen tazminat

miktarı ile davanın koşulları ve

başvurucunun uğradığı zararlar arasında açık bir orantısızlık bulunmadığı

görülmektedir. Sonuç olarak İdare Mahkemesi kararında hükmedilen tazminat

miktarı belirli bir tatmin sağladığı sürece Anayasa Mahkemesinin tazminat

miktarlarının belirlenmesi konusunda İdare Mahkemesinin takdir yetkisine

müdahalesi söz konusu olamaz (B. No: 2012/791, 7/11/2013,

§ 45; B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 87).

29. Buna göre, başvuru konusu

olayda yaşam hakkına ilişkin şikâyetler açısından kapsamlı bir ceza soruşturmasını

müteakip ihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmeden etkili bir idari

dava yolu bulunmakta olup, yaşam hakkına yapılan müdahale uygun bir şekilde

giderilmiş olduğundan başvurucunun mağdur sıfatı ortadan kalkmıştır.

30. Açıklanan nedenlerle, yaşam

hakkı yönünden başvurucunun mağdur sıfatının kalktığı anlaşıldığından

başvurunun bu bölümünün kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiği

İddiası

31. Başvurucu, açtığı davada

Anayasa'nın 40. ve AİHS’in 13. maddesinde güvence

altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. 6216 sayılı Kanun'un, "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi" kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Mahkeme, … açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir. "

33. Anayasa Mahkemesi

İçtüzüğünün "Bireysel başvuru formu ve

ekleri" başlıklı 59. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d)

bendinde, bireysel başvuru formunda bireysel başvuru kapsamındaki haklardan

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere

ait özlü açıklamaların yer alacağı belirtilmiştir.

34. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla

ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa hükmünün

ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını

kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen, başvurucu tarafından

soyut şekilde etkili başvuru hakkının ihlal edildiği ileri sürülmekte olup, bu

hakkın nasıl ihlal edildiğine ilişkin bir açıklama ve kanıtlamada bulunulmadığı

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin "açıkça

dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir (B. No: 2013/2103, 14/1/2014,

§ 40).

c. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı

İddiası

35. Başvurucunun yargılamanın

uzunluğuyla ilgili şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi, bu şikâyet

için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu

nedenle, başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

36. Başvurucu 2002 yılında idari

yargıda açmış olduğu davaya ilişkin yargılamanın makul sürede tamamlanmayarak

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

37. Adalet Bakanlığı görüşünde,

Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkına ilişkin kararlarına atfen,

başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası açısından

görüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.

38. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18).

39. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

40. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

41. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir

süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme

hakkına sahiptir.”

42. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin

lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

43. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).

44. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

45. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 41–45).

46. Ancak belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek

başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının

ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,

hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

47. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

48. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuruya konu davanın, başvurucunun boş alanda bulduğu roketatar

mermisinin patlaması sonucu yaralanması ve sakat kalmasından dolayı uğradığı

zararın tazminini konu alan bir uyuşmazlık olduğu görülmekle, bu sorunun

çözümüne yönelik olan ve 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen

somut yargılama faaliyetinin medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir

yargılama olduğunda kuşku yoktur.

49. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önünde

tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihi olarak

kabul edilebilmektedir (B. No:2012/1198, 7/1/2013, §

45). Somut başvuru açısından benzer bir durum söz konusu olup, makul süre

değerlendirmesinde nazara alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi,

başvurucunun, yaralanıp sakat kalmasından dolayı uğradığını ileri sürdüğü

zararların giderilmesi amacıyla idareye başvurduğu 27/2/2002

tarihidir.

50. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil,

uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 51).

51. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi

olup, bu tarih mevcut başvuru açısından Danıştay 10. Dairesinin E.2008/1108,

K.2012/6002 sayılı onama kararının tarihi olan 26/11/2012

tarihidir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 52).

52. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinden, başvurucu tarafından, Diyarbakır ili, Lice ilçesi 1.

Piyade Tabur Komutanlığı yakınlarında arkadaşlarıyla bulduğu roketatar

mermisinin patlaması sonucu yaralanması nedeniyle meydana gelen zararının

tazmini amacıyla yapılan 27/2/2002 tarihli başvurunun

idarece reddi üzerine Milli Savunma Bakanlığı aleyhine 100.000,00 TL maddi ve

10.000,00 TL manevi zararın tazmini istemiyle İdare Mahkemesinde 1/5/2002

tarihinde tam yargı davası açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece 22/5/2002 tarihinde dosyanın ilk incelemesinin yapıldığı,

adli yardım talebi yönünden dosyanın heyete sevk edilerek 23/5/2002 tarihli ara

kararıyla başvurucu vekilinden başvurucunun herhangi bir geliri ve malvarlığı

bulunmadığına dair yoksulluk belgesinin aslının istenildiği, Lice Kaymakamlığından

da başvurucunun yargılama giderlerini ödeyemeyecek düzeyde yoksul olup

olmadığına ilişkin araştırma yapılarak sonucun ve ilgili bilgi ve belgelerin

gönderilmesinin istenildiği, bu ara kararlarının 27/9/2002 tarihinde tebligata

çıkarıldığı, Lice Kaymakamlığı tarafından ara kararına ilişkin her hangi bir

cevap verilmediği, 15/4/2003 tarihli ara karar ile dava dilekçesi ekinde

sunulmuş olan fakirlik belgesi esas alınmak suretiyle adli yardım talebinin

kabul edildiği, bu kararın başvurucu vekiline, dava dilekçesinin de davalı

idareye gönderilmek üzere 24/7/2003 tarihinde tebligata çıkarıldığı, davalı

idarenin cevap dilekçesinin 8/9/2003 tarihinde Mahkemeye sunulduğu, bu

dilekçenin başvurucu vekiline gönderilmek üzere 16/1/2004 tarihinde tebliğe

çıkarıldığı, otuz günlük süresi içinde başvurucu vekili tarafından dosyaya

sunulan cevaba cevap dilekçesinin 1/6/2004 tarihinde davalı idareye tebliğinin

sağlandığı, davalı idarece bu dilekçeye karşı herhangi bir beyanda

bulunulmadığından dosyanın tekemmül ettiği, 11/1/2005 tarihli arar kararıyla

davalının Milli Savunma Bakanlığı yerine İçişleri Bakanlığı olarak

düzeltilmesine karar verildiği, bu doğrultuda dava dilekçesinin yeni davalı

İçişleri Bakanlığına tebliği ile dosyanın tekemmülüne başlandığı, ancak 15/6/2006

tarihinde hasım düzeltme kararı verilerek Milli Savunma Bakanlığının yeniden

gerçek hasım olarak belirlendiği ve başvurucunun uğradığı sakatlık oranının

tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bu

kararların 31/8/2006 tarihinde tebligata çıkarıldığı, 20/11/2006 tarihli Adli

Tıp Kurumu Raporunun 26/12/2006 tarihinde dosyaya sunulduğu, 30/1/2007 tarihli

ara kararı ile başvurucunun maddi zararının tespiti amacıyla bilirkişi

incelemesi yapılması için dosyanın Malatya İdare Mahkemesine gönderilmesine

karar verildiği, 28/3/2007 tarihinde Malatya İdare Mahkemesi tarafından

bilirkişi seçimi ve ücretlerin ödenmesi konusunda naip üyeye yetki verildiği,

4/4/2007 tarihinde bilirkişi raporunun dosyasına sunulduğu ve 9/4/2007

tarihinde dava dosyası ve söz konusu bilirkişi raporunun Diyarbakır 1. İdare

Mahkemesine ulaştığı, ardından taraflara tebliğinin sağlandığı, 27/6/2007

tarihinde de ilk derece Mahkemesince dosyanın karara bağlandığı

anlaşılmaktadır.

53. Kararın taraflarca temyiz

edilmesi üzerine ilk derece Mahkemesince süresinde temyiz ilk inceleme tutanağı

düzenlendiği, ancak davalı Milli Savunma Bakanlığınca yatırılmayan temyiz posta

harcının Ocak 2008’de tamamlatıldığı ve dosyanın tekemmülünün sağlandığı,

temyiz incelemesi için 7/2/2008 tarihinde Danıştay’a

gönderilen ve 15/2/2008 tarihinde temyiz merciinde kayda alındığı anlaşılan

dosyaya ilişkin olarak yaklaşık dört yıl dokuz ay sonra 26/11/2012 tarihinde

Danıştay 10. Dairesince onama kararı verildiği anlaşılmaktadır.

54. Bu kararla birlikte

neticelenen yargılama faaliyetinin toplam on yıl dokuz ay sürdüğü

anlaşılmaktadır.

55. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, 17/7/2007 tarihinde açılan davada ilk

derece mahkemesince 2577 sayılı Kanun’un 14. maddesinde öngörülen süre

içerisinde ilk inceleme tutanaklarının tanzim edildiği, dosyanın tekemmül

etmesinin ardından 2577 sayılı Kanun’un 20. maddesinde öngörülen düzenleyici

süre de nazara alınarak dosyanın karara bağlandığı, ancak, dava dilekçesi

ekinde başvurucuya ait muhtarlıktan alınmış fakirlik belgesi olduğu halde ara

kararıyla başvurucudan ve Kaymakamlıktan başvurucunun geliri ve malvarlığı

olmadığına ilişkin bilgi ve belge istenildiği, bu ara kararının tebliğ

işlemlerine yaklaşık dört ay sonra başlanıldığı, Kaymakamlıktan bir cevap

gelmemesi üzerine bu kez başvurucuya ait fakirlik belgesinin dava dilekçesi

ekinde bulunduğu belirtilerek adli yardın talebinin kabulüne karar verildiği,

bu şekilde dava dilekçesi ekinde mevcut bir belgeye dayanarak karar verilebilmesi

için bir yıla yakın bir sürenin geçirilmiş olduğu, ara kararlarının ve

taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin ilgililere tebliğ işlemlerinin

iki buçuk ayla dört ay arasında değişen sürelerde ancak başlatılabildiği,

dosyanın tekemmülü sağlanmışken 11/1/2005 tarihinde hasım değişikliği yapılarak

dosyanın yeni hasımla görülmesine karar verildiği, 15/6/2006 tarihinde ise

yeniden hasım düzeltme kararı verilerek davanın önceki hasımla devamına karar

verildiği, bu süreçte de yaklaşık bir yıl beş aylık bir gecikmeye neden

olunduğu görülmektedir.

56. Kanun yolu incelemesinde yer

alan süreçlerin değerlendirilmesinde, ilk

derece mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerine, temyiz merciinde kayda

alınma tarihi nazara alındığında yaklaşık dört yıl dokuz ay sonra onama

kararının verildiği anlaşılmaktadır.

57. Yargılama sürecinin

uzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,

hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 44).

58. Bu kapsamda, yargı

sisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar,

hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerine

gönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki

gecikmeler, yargıç ve personel sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı

nedeniyle yargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkili makamların

sorumluluğu gündeme gelmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Foti ve Diğerleri/İtalya, B. No: 7604/76,

10/12/1982, § 61; Neumeister/Avusturya, B. No: 8163/07, 2/4/2013, §

20-21; Zimmermann-Steiner/İsviçre, B. No: 8737/79, 13/07/1983, §

29-32; Reilly/İrlanda, B. No: 21624/93, 22/2/1995, §

65-66; Eckle/Almanya, B. No: 8130/78, 15/07/1982, §

84).

59. Başvuru konusu yargılama

süreci değerlendirildiğinde, ilk derece Mahkemesince özellikle tebligat

işlemlerinin başlatılması ve birtakım usulî

işlemlerin gerçekleştirilmesi süreçlerinde yetkili makamların yeterli özeni

göstermemeleri nedeniyle gecikmelerin yaşandığı ve bu gecikme periyotlarının yargılamanın uzaması üzerinde baskın bir

etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.

60. Öte yandan, temyiz

aşamasında geçen toplam dört yıl dokuz aylık sürenin de yargılama faaliyetinde

gecikmeye sebebiyet verdiği görülmekte birlikte söz konusu aşamanın yukarıda

yer verilen tespitler ışığında, özellikle yargı sisteminin yapısından

kaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğinden kaynaklandığı

anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile

Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince, yargılama sisteminin, mahkemelerin davaları

makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil

yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi zorunluluğu göz

önünde bulundurulduğunda, hukuk sisteminde var olan yapısal ve organizasyona

ilişkin eksikliklerin, yargılama faaliyetinin makul sürede

gerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.

61. Başvurucunun tutumunun

yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.

62. Yapılan bu tespitler

çerçevesinde davaya bütün olarak bakıldığında, başvuruya konu uyuşmazlığın

başvurucunun askeri bölge yakınlarında arkadaşlarıyla bulduğu roketatar

mermisinin patlaması sonucu yaralanması nedeniyle meydana gelen zararının

tazminine yönelik olmasına, maddi tazminat hesaplamasının bilirkişi incelemesi

gerektirmekle birlikte karmaşıklık içermemesine ve başvurucu açısından taşıdığı

öneme karşın on yıl dokuz ay süren başvuruya konu yargılama faaliyetinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

63. Belirtilen nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

64. Başvurucu, ileri sürdüğü hak

ihlallerinin Mahkeme tarafından tespiti halinde maddi ve manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmişlerdir.

65. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun tazminat taleplerine ilişkin görüş bildirilmemiştir.

66. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

67. Başvurucu tarafından maddi

ve manevi tazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36.

maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle

iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

68. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık on yıl dokuz aylık yargılama süresi nazara

alındığında, başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

takdiren 10.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

69. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurunun,

1.

Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline ilişkin şikâyetler yönünden “kişi bakımından yetkisizlik” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal

edildiği iddiası yönünden “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 10.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

26/6/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör : Elif KARAKAŞ Başvurucu : Mehmet KARADAĞ Vekili : Av. Fethi GÜMÜŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2030, 26 Haziran 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2030
Tarih
26 Haziran 2014

İlgili Kararlar

  • Hüseyin Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/7282)
  • Halkevleri Derneği ve İlknur Birol Başvurusu (B. No: 2013/577)
  • Yaşar Uyanık Başvurusu (B. No: 2013/1710)
  • Ünal Yiğit Başvurusu (B. No: 2013/1075)
  • Orhan Kurtay Başvurusu (B. No: 2014/1007)
  • İrfan Sarı Başvurusu (B. No: 2014/1397)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.