İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Mustafa Ekinci Başvurusu (B. No: 2014/17113)

1. Başvuru, alternatif koruma tedbirlerinin varlığına rağmen

Başvuru No2014/17113Tarih9 Kasım 2017Okuma35 dk · 7.071 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Mustafa Ekinci Başvurusu

Karar tarihi
9 Kasım 2017
Başvuru Numarası
2014/17113
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.071 kelime·35 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, alternatif koruma tedbirlerinin varlığına rağmen

tutuklama kararı verilmesi, tutuklunun makul sürede hâkim önüne çıkarılmaması

ve delil durumunun tahliyeyi gerektirmesine rağmen tahliye kararı verilmemesi

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklular ile hükümlülerin

aynı infaz rejimine tabi tutulması ve tutma koşulları nedenleriyle kötü muamele

yasağının; tutuklulukta gerçekleşen ölüm olayı ve bu ölüm olayına ilişkin

etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/10/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi

(UYAP) aracılığıyla temin edilen belgeler ile Bakırköy Cumhuriyet

Başsavcılığından elde edilen soruşturma belgelerine göre ilgili olaylar özetle

şöyledir:

9. Başvurucunun oğlu A.E., silahlı terör örgütüne yardım etme

suçu nedeniyle 14/5/2008 tarihinde gözaltına alınmış, (kapatılan) İstanbul 9.

Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. madde ile görevli) 15/5/2008 tarihli kararıyla

da tutuklanmıştır.

10. A.E. 20/5/2008 tarihinde Tekirdağ 1 No.lu F Tipi Kapalı Ceza

İnfaz Kurumu (Ceza İnfaz Kurumu) hekimi tarafından muayene edilmiştir. Bu muayeneye

ilişkin raporda; normal fiziki muayene bulgularının olduğu, darp ve cebir

izinin mevcut olmadığı, beyan edilen herhangi bir hususun bulunmadığı

yazılıdır.

11. A.E. 27/6/2008 tarihinde Ceza İnfaz Kurumu revirinde muayene

edilmiş, kendisine reaktif anksiyete teşhisi konularak ilaç reçete

edilmiştir.

12. Terör örgütü ile ilgisinin bulunmadığına ve başka bir ceza

infaz kurumuna nakil olmak istediğine dair dilekçe vermesi üzerine A.E., bir

başka odaya yerleştirilmiştir.

13. A.E. 9/7/2008 tarihinde saat 10.30'da Ceza İnfaz Kurumu

revirinde tekrar muayene edilmiş, kendisine reaktif

anksiyete teşhisi konularak bir önceki

verilenden farklı bir ilaç reçete edilmiştir.

14. 9/7/2008 tarihinde saat 12.10 sıralarında meyve bıçağı ile

boyun bölgesinin üç dört farklı yerini yüzeyel cilt kesisi meydana getirecek şekilde çizmesi nedeniyle Ceza

İnfaz Kurumunda bulunan bir başka tutuklu/hükümlünün haber vermesi üzerine A.E.

revire götürülmüştür. A.E.nin boynundaki kesiler adli

rapor formunda "Basit tıbbi müdahale

ile iyileşir." olarak tarif edilmiştir. Psikolojisinin iyi

olmadığını ve ölmek istediğini beyan etmesi üzerine A.E., Ceza İnfaz Kurumu

hekimince aynı gün Tekirdağ Devlet Hastanesi Acil Psikiyatri Polikliniğine sevk

edilmiştir.

15. A.E. Tekirdağ Devlet Hastanesi Acil Psikiyatri

Polikliniğince 9/7/2008 tarihinde muayene edilmiş, kendisine depresyon teşhisi

konup ilaç reçete edilerek Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Ve Sinir

Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Hastane) sevk edilmiştir.

16. A.E. hakkında Hastane tarafından düzenlenen 10/7/2008

tarihli hasta yatış formuna hastanın geliş nedeni "yaşamdan zevk almama,

ölme isteği" olarak yazılmış, formda bulgular "depresif sıkıntı,

intihar düşüncesi" olarak belirtilmiştir.

17. A.E., Hastanede bulunduğu süre içinde doktorlar tarafından

değerlendirilmiş, hemşireler tarafından gözlenmiş ve kendisinin ilaç takipleri

düzenli olarak yapılmıştır. Hemşire gözlem ve değerlendirme formuna göre A.E.;

i. 14/7/2008 tarihinde

kendisini asmak istediğini beyan etmiş, bu nedenle elbiseleri alınarak kameralı

gözlem odasına alınmış ve yakından gözlenmiştir.

ii. 18/7/2008 tarihinde kendisine zarar verici davranışlarda

bulunmuş ve bu durum nöbetçi doktor tarafından değerlendirilmiş ve

sakinleştirilmiştir.

iii. 23/7/2008 tarihinde başka hastalara saldırmış ve bu nedenle

doktor talimatı ile tespite alınmıştır. Tespit aynı gün sona ermiştir.

iv. 25/7/2008 tarihinde başka bir hasta ile itişmiştir.

v. 26/7/2008 ile 2/8/2008 tarihleri arasında herhangi bir sorun

yaşamamış ve uyuma sorunu çekmemiştir.

18. A.E. 2/8/2008 Cumartesi günü saat 18.45'te Hastanenin

tutuklular için ayrılan kısmında yer alan banyoda asılı vaziyette bulunmuş ve

yapılan tıbbi müdahaleye rağmen kurtarılamamıştır.

A. Ceza Soruşturması

Süreci

19. Olay hakkında kendisine bilgi verilen Bakırköy nöbetçi

Cumhuriyet savcısı, zabıt katibi ve olay yeri inceleme ekibiyle birlikte olay

yerine intikal etmiş; olay yeri inceleme ekibine "olay yerinin titizlikle

incelenmesi, fotoğraflandırılması, kroki

düzenlenmesi, asıda kullanılan pijama üstüne atılan düğümün çeşitli açılardan

fotoğraflarının çekilmesi, pijama üstünün düğümü bozulmadan korunması"

talimatlarını vermiş, olay yerini bizzat incelemiş ve zabıt katibiyle 2/8/2008

tarihli olay yeri inceleme tutanağını düzenlemiştir. Söz konusu tutanağın

ilgili kısmı şöyledir:

"(...) Olay yerinin hemen adli servisin girişinde sağ tarafta

bulunan koridorun sonunda adli servis banyosu olduğu, banyonun girişinin

koridor sonunda girişe göre sağda olduğu, girişinde 332x195 ebatlarında hol,

holün banyo girişine göre solunda banyo kapısı, banyo kısmına girildiğinde

girişe göre sol tarafta üç adet kapısız duş, sağ tarafta bir klozet ve duvar

dibinde bir duş bulunduğu, girişe göre karşı duvarda radyatör bulunduğu, duvar

üst kısmında iki tarafta iki adet demir parmaklıklı, çerçevesi pimapenli ve asma kilitli havalandırma penceresi bulunduğu,

banyo girişine göre sağda ve sağ dipteki duş üzerinde bulunan pencere demirinde

düğümlü şekilde pijama bulunduğu, bu pijamanın bulunduğu pencerenin altındaki

küvetin içinde mavi leğen ve üzerine devrilmiş şekilde beyaz plastik sandalye,

biri küvetin içinde biri hemen 20 cm yanında iki adet siyah terlik bulunduğu,

etrafta başkaca iz ve emare olmadığı, şüpheli bir durumun olmadığı görüldü.

Banyo ayrıntılı olarak olay yeri inceleme ekibine fotoğraflattırıldı.

Yapılan ölçümlerde banyonun toplam olarak 352x334 cm ebatlarında olduğu, tavan

ile taban arasının 294 cm olduğu, pijamanın bağlı olduğu pencere demirinin alt

kısmından küvet tabanının 200 cm olduğu, pijamanın parmaklığa takılı olduğu

yerde pijama üst kısmında küvet aralığının 206 cm olduğu, yine pencerenin bağlı

olduğu pencere demiri alt kısmında banyo zemininin 188 cm olduğu görüldü. Olay

yeri banyo olduğu için banyoda kamera bulunmadığı anlaşıldı.(...)"

20. Olay yeri incelemesinden sonra ceset üzerinde ölü muayenesi

işlemi gerçekleştirilmiştir. Ölü haricî muayenesinde boyundaki 2 cm

uzunluğundaki eski kesi izi, her iki kolda dirsek ve bilek arasında yüzeyel eski kesi izleri ve boğazda belirgin olmayan ası

izi dışında vücutta herhangi bir darp ve cebir izi tespit edilememiştir. Ölü

muayenesi işlemine katılan doktor bilirkişi, kesin ölüm sebebinin klasik otopsi

işlemi yapılarak tespit edilmesinin yerinde olacağını belirtmiştir. Bunun

üzerine kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla 3/8/2008 günü saat 10.20

sıralarında Ali Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesince klasik otopsi yapılmıştır.

21. Kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla yapılan klasik otopsi

işlemi sonucunda hazırlanan 10/11/2008 tarihli otopsi raporunda, akciğerlerin

yüzeylerinde antrakotik, subplevral

peteşial kanamalar olduğu, hyoid

kemiğinin sağlam olduğu, telem altına uyan bölgelerde boyun sağ yanda ekimoz olduğu ve kişinin ölümünün ası sonucu meydana

geldiği belirtilmiştir. Raporda ayrıca iç organlarda yapılan sistematik toksikolojik analiz sonucunda aranan toksik

maddelerden hiçbirinin bulunmadığı, kanda ve idrarda uyutucu-uyuşturucu madde

tespit edilmediği belirtilmiştir.

22. Bakırköy Cumhuriyet savcısı olayın meydana geldiği 2/8/2008 tarihinde

A.E.yi asılmış vaziyette ilk gören T.A.nın tanık sıfatıyla ifadesini almıştır. T.A.

ifadesinde; olay günü Adli Serviste kendisi ile C.A.nın

nöbetçi olduğunu, A.E.nin 3 numaralı gözlem odasında

kaldığını, odasının kapısı gece saat 23.00'te kapatılıp saat 08.00 sıralarında

açılan A.E.nin genel durumunun iyi olduğunu beyan

etmiştir. T.A. ayrıca hastaların gündüz içeride ve bahçede istediği gibi

dolaştığını, banyo yapmak isteyenlerin de banyoya girdiğini, banyoda kamera

bulunmadığını, hastaların banyoda yanlarında kimseyi istemediğini ve banyonun

kapanma saatinin 18.45 olduğunu söylemiştir. T.A. ilaveten olay günü saat 18.00

ila 18.30 sıralarında A.E.nin bir arkadaşından sigara

istediğini, kapanma saati gelince banyoyu kontrol ettiğini, A.E.yi

asılı vaziyette gördüğünü, A.E.yi tutup hemen havaya

kaldırdığını, arkadaşlarına seslendiğini, sağlık memuru O.T. ile C.A.nın hemen geldiğini, sağlık memurunun A.E.nin boynundan pijamayı çıkardığını, A.E.yi

yatırıp ilk müdahaleyi yaptığını, bu esnada diğer arkadaşlarının nöbetçi

doktora haber verdiğini, doktor gelince müdahalenin ardından A.E.nin devlet hastanesine götürüldüğünü, aslında A.E.nin arkadaşları ve kendileriyle sohbet ettiğini ve

intihar edecek biri gibi görünmediğini belirtmiştir.

23. 2/8/2008 tarihinde Cumhuriyet savcısınca beyanına başvurulan

C.A., T.A. ile aynı yönde beyanda bulunmuş, A.E.nin

isteği üzerine 18.00 ila 18.30 sıralarında bir mahkûmdan sigara alıp A.E.ye

verdiğini, sağlık memurunun 18.50 gibi oksijen vererek A.E.ye müdahale

ettiğini, doktorun ise 19.00 gibi A.E.ye müdahale ettiğini, acil sağlık

müdahalesinin 19.25'e kadar sürdüğünü, A.E.nin daha

sonra devlet hastanesine götürüldüğünü ifade etmiştir.

24. A.E.ye ait pijama üstüne el konulmasına dair Cumhuriyet

savcısı kararı Bakırköy 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 3/8/2008 tarihli kararıyla

onanmıştır.

25. Cumhuriyet savcısınca A.E.ye ilk müdahale eden sağlık memuru

O.T.nin5/8/2008 tarihinde ifadesine başvurulmuştur. O.T.; A.E.nin

kaldığı odanın kameralı gözlem odası olduğunu, doktorlarca yapılan gözlem ve

kontrol uyarınca A.E.nin odasının 08.00-23.00

saatleri arasında açık kalmasına ve kontrol altında havalandırma bahçesine

çıkmasına karar verildiğini, odası kapalıyken A.E.nin

elbiselerinin alındığını, A.E.de birilerinin ailesine zarar verebileceği

düşüncesinin olduğunu söylemiştir. O.T. ifadesinde; olay günü A.E.nin gün boyu diğer hastalarla servis içinde ve bahçede

bulunduğundan, infaz koruma memurlarının da onları kontrol ettiğinden, saat

18.30 sıralarında A.E.nin sıkıldığından bahsederek ne

zaman tahliye olacağını sorup kendisinden sigara istediğinden, sigarayı

aldıktan sonra bahçeye döndüğünden ve haberlerin başladığını duyduğu için saati

iyi hatırladığından söz etmiştir. Son olarak O.T., bir ara A.E.yi

duvara yaslanıp sigara içerken gördüğünü, saat 18.45'te hastaların havalandırma

bahçesinden içeriye alındığını, infaz koruma memuru T.A.nın

yemekten geldiğinde banyoyu kontrole gittiğini, T.A.nın

bağırması üzerine birden banyoya yöneldiklerini, T.A.yı

A.E.yi kucaklayıp havaya kaldırmış vaziyette

gördüğünü, A.E. yukarıya kaldırıldığı için pijamanın boynundan çıktığını, A.E.yi yere yatırdıklarını, nabzının silik olduğunu, kalp

masajına başladığını, entübe ederek oksijen ve serum

verdiğini, kısa bir süre sonra doktor S.nin

geldiğini, birlikte müdahaleye devam ettiklerini, 18.45-18.50 sıralarında

olaydan haberdar olduklarını, yaklaşık 19.30'a kadar müdahaleye devam

ettiklerini, ambulans gelince doktorÖ.nün A.E. ile

birlikte devlet hastanesine gittiğini beyan etmiştir.

26. A.E.ye ait pijama üstü ile olay yerine ait görüntüleri

içerir görüntü kayıt cihazı Cumhuriyet savcısınca adli emanete aldırılmıştır.

27. A.E.nin annesi Y.E. ile babası

olan başvurucu 5/11/2008 tarihinde Cumhuriyet savcısınca dinlenmiştir. Y.E ile

başvurucu verdikleri ifadelerde; hastanedeyken A.E.yi

iki kez ziyaret ettiklerini, ilk ziyaretlerinde A.E.nin

durumunun normal olduğunu, doktorun kısa zamanda iyileşeceğini söylediğini,

ikinci ziyaretlerinde A.E.yi sıkıntılı gördüklerini, A.E.nin ağladığını, hastaneden sağ çıkamayacağını ve

kendisini öldüreceklerini söylediğini, ısrarlarına rağmen sebebi konusunda bir

şey söylemediğini, bir süre sonra A.E.nin intihar

ettiğinin kendilerine söylendiğini, A.E.nin ölümünde

herhangi birinin etkisi varsa tespitini istediklerini beyan etmişlerdir.

Başvurucu ayrıca oğlunun öldürülmüş olabileceğinden şüphelendiğini söylemiştir.

28. A.E.ye ilişkin hasta kayıt evrakı (doktor gözlemlerine

ilişkin belgeler, hemşire gözlem ve değerlendirme formları, tahlil sonuçları ve

reçete edilen ilaçlara ait belgeler) Cumhuriyet savcısınca soruşturma evrakı

arasına aldırılmıştır. Söz konusu belgelere göre A.E. doktorlara 21/7/2008

tarihinde hastaneden sağ çıkamayacağından endişe ettiğini söylemiş, olay

günü20.15 sıralarında ölü olarak Acil Dahiliye Servisine gelmiş, solunum

yetersizliğine bağlı kardiovasküler arrest sonucu ölmüştür.

29. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen olay yeri

resimlerinden, küvetin içindeki mavi plastik leğen içindeki plastik sandalyenin

ters dönmüş vaziyette olduğu, küvetin bulunduğu yerden demir parmaklıklı

pencereye kolayca erişmenin mümkün olduğu, demir parmaklıktaki pijama üstünün

kollarının demir parmaklıktaki bir demirin arasından geçirildiği ve düğümün

pijamanın kollarının birbirine bağlanması suretiyle atıldığı anlaşılmıştır.

30. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan müzekkere

sonucunda olay yeri krokisinin bulunmadığı öğrenilmiştir.

31. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, otopsi raporuna göre

herhangi bir şüpheli bulgu bulunmadığı, ölümün ası sonucu meydana geldiği ve

olaya A.E. dışındaki kişi ya da kişilerin etki ettiğine veya karıştığına dair

herhangi bir delil olmadığı gerekçeleriyle 19/12/2008 tarihinde olay hakkında

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.

32. Başvurucu vekilinin soruşturma dosyasının örneğine ilişkin

talebi Cumhuriyet savcısınca değerlendirilmiş, 18/2/2009 tarihinde fotoğrafların

örneğine ilişkin talebin teknik yetersizlik ve fotoğrafların Ceza İnfaz

Kurumunun içini göstermesi nedeniyle reddine, dosya sureti talebinin ise

kabulüne karar verilmiştir.

33. Başvurucu kovuşturmaya yer olmadığına itiraz etmiştir.

İtirazda dile getirilen hususlar şunlardır:

- Sadece ifade için

çağrıldığı söylenmesine rağmen A.E. gözaltına alınıp tutuklanmıştır.

- Gözaltı sürecinde,

kendisine ve ailesine yönelik zararların olabileceğinin A.E.ye söylenmesi A.E.nin ruh sağlığını olumsuz etkilemiştir.

- Ceza İnfaz Kurumunun

koşulları nedeniyle A.E.nin sağlık sorunları

artmıştır.

-A.E.nin

sağlık kontrolleri zamanında yapılmamıştır.

-A.E.nin

sağlık sorunları ile yakından ilgilenilmemiştir.

- A. E.nin

ölüm korkusu ve yaşamdan zevk almadığı kayıtlara geçmesine rağmen A.E.nin sağlık sorunları üzerinde Hastanede yeterince

durulmamıştır.

- A. E.nin

banyoda gözlenmemesi, banyoda kamera olmaması ve yaşam hakkının teminat altına

alacak özel uygulamaların olmaması nedenleriyle olayda ağır kusur

bulunmaktadır.

- Soruşturma aşamasında

olay yerinin fotoğraflarına ve hasta takip evrakına ulaşamamışlardır.

34. İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, kovuşturmaya yer olmadığına

dair kararın gerekçesinin yerinde olduğunu belirterek 3/9/2009 tarihinde

itirazı reddetmiştir.

B. Disiplin Soruşturması

Süreci

35. Olay tarihinde Hastanenin Adli Servisinde görevli infaz

koruma memurları T.A. ve C.A. hakkında Metris 1 ve 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza

İnfaz Kurumunca disiplin soruşturması başlatılmış ve adı geçenlerden savunma

istenmiştir. T.A. ve C.A., ceza soruşturması sırasında verdiği ifadelerle aynı

yönde yazılı savunma vermiştir.

36. Metris 1 ve 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, olayda

ihmallerinin ve kasıtlarının bulunmadığı gerekçesiyle 26/9/2008 tarihinde

memurların disiplin cezası ile cezalandırılmalarına yer olmadığına karar

verilmiştir.

C. İdare Mahkemesinde Açılan Tam Yargı Davası

Süreci

37. Başvurucu, eşi ve diğer çocuklarıyla birlikte oğlu A.E.nin ölümü nedeniyle uğramış oldukları maddi ve manevi

zararlarının tazmini istemiyle 24/2/2009 tarihinde İstanbul 4. İdare Mahkemesi

nezdinde Bakanlık aleyhine 40.000 TL maddi, 240.000 TL manevi olmak üzere

toplam 280.000 TL talepli tam yargı davası açmıştır. Başvurucular dava

dilekçelerinde özetle intihar olayının meydana gelmesinde Ceza İnfaz Kurumu

yetkilerinin kusur ve sorumluluklarının olduğunu, yetkililerin koruyucu ve

önleyici hiçbir tedbir almadığını, dolayısıyla yakınlarının ölüm olayında

davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğunu ileri sürmüştür.

38. İstanbul 4. İdare Mahkemesi 21/12/2009 tarihli ve

E.2009/306, K.2009/1751 sayılı karar ile idarenin gerek tedavi öncesi gerekse

tedavi sırasında bir hizmet kusurunun olmadığı ve ölüm olayının tedavi görülen

hastanede meydana gelmiş olması nedeniyle illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle

davanın reddine karar vermiştir.

39. Başvurucunun talebi üzerine Danıştay Onuncu Dairesince

8/7/2014 tarihinde yapılan temyiz incelemesi sonunda hükmün onanmasına karar

verilmiş, karar düzeltme yoluna başvurulmaması üzerine hüküm 18/10/2014

tarihinde kesinleşmiştir.

40. Onama kararı 1/10/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş

olup bireysel başvuru 30/10/2014 tarihinde yapılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

41. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un "Hükümlünün

muayene ve tedavi istekleri" kenar başlıklı 71. maddesi

şöyledir:

"Hükümlü, beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının

tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma

hakkına sahiptir. Bunun için hükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması

hâlinde Devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi

ettirilir."

42. 5275 sayılı Kanun'un "Hükümlünün

muayene ve tedavisi" kenar başlıklı 78. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün acil veya

olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimi tarafından yapılır. Genel veya

hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavi sonuçları, sağlık izleme

kartına işlenir ve dosyasında saklanır."

43. 5275 sayılı Kanun'un "Hastaneye

sevk" kenar başlıklı 80. maddesi şöyledir:

"Hükümlünün sağlık nedeniyle hastaneye sevkine gerek duyulduğunda

durum, kurum hekimi tarafından derhâl bir raporla ceza infaz kurumu yönetimine

bildirilir."

44. 5275 sayılı Kanun’un “Tutuklama

kararının yerine getirildiği kurumlar” kenar başlıklı 111. maddesi şöyledir:

"Tutuklular, iç ve dış güvenlik görevlisi bulunan, firara karşı

teknik, mekanik, elektronik veya fizikî engelleri olan, 34 üncü maddede sayılan

hâller dışında oda ve koridor kapıları sürekli olarak kapalı tutulan ve yasal

zorunluluklar ayrık, dışarıyla irtibat ve haberleşme olanağı bulunmayan normal

güvenlik esasına dayalı tutukevlerinde veya maddî olanak bulunmadığı hâllerde

diğer kapalı ceza infaz kurumlarının bu amaca ayrılmış bölümlerinde tutulurlar.

Eylem ve davranışları ile 9 uncu madde

kapsamına giren tutuklular, yüksek güvenlikli tutukevlerinde veya buna olanak

bulunmadığı hâllerde yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarının

tutuklulara ayrılan bölümlerinde barındırılırlar.

Kadın, çocuk ve gençlik tutukevleri müstakil olarak

kurulabilir. Tutuklular, tutukevlerinde veya maddî olanak bulunmadığı hâllerde

kapalı ceza infaz kurumlarının tutuklulara ayrılan bölümlerinde, büyükler,

kadınlar, gençler, çocuklar olmak üzere ve suç türleri de gözetilerek ayrı

yerlerde barındırılırlar."

45. 5275 sayılı Kanun'un "Tutukluların

yükümlülükleri" kenar başlıklı 116. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Bu Kanunun; yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları, hapis

cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi, kuruma alınma ve kayıt

işlemleri, hükümlüler ile yakınları ve ilgililerin bilgilendirilmesi, cezayı

çekme, güvenlik ve iyileştirme programına ve sağlığın korunması kurallarına

uyma, bina ve eşyaların korunması, kapıların açılmaması ve temasın önlenmesi, oda

ve eklentilerinde bulundurulabilecek kişisel eşyalar, arama, disiplin

cezalarının niteliği ve uygulanma koşulları, kınama, bazı etkinliklere

katılmaktan alıkoyma, ücret karşılığı çalışılan işten yoksun bırakma,

haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama, ziyaretçi

kabulünden yoksun bırakma, hücreye koyma, çocuk hükümlüler hakkında

uygulanabilecek disiplin tedbirleri ve cezaları, disiplin soruşturması,

disiplin cezasını gerektiren eylemlerin tekrarı, disiplin cezalarının infazı ve

kaldırılması, yönetim tarafından alınabilecek tedbirler, zorlayıcı araçların

kullanılması, ödüllendirme, şikâyet ve itiraz, nakiller, disiplin nedeniyle

nakil, zorunlu nedenlerle nakil, hastalık nedeniyle nakil, nakillerde alınacak

tedbirler, avukat ve noterle görüşme hakkı, kültür ve sanat etkinliklerine

katılma, ifade özgürlüğü, kütüphaneden yararlanma, süreli veya süresiz

yayınlardan yararlanma hakkı, telefonla haberleşme hakkı, radyo, televizyon

yayınları ile internet olanaklarından yararlanma hakkı, mektup, faks ve

telgrafları alma ve gönderme hakkı, bu Kanunda sayılan günlerde dışarıdan

gönderilen hediyeyi kabul etme hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, muayene ve

tedavi istekleri, hükümlülerin beslenmesi, iyileştirme programlarının

belirlenmesi, hükümlülerin sayısı ve uygulanacak güvenlik tedbirleri, eğitim

programları, öğretimden yararlanma, muayene ve tedavileri, sağlık denetimi,

hastaneye sevk, infazı engelleyecek hastalık hâli, kendilerine verilen yiyecek

ve içecekleri reddetmeleri, ziyaret, yabancı hükümlüleri ziyaret, ziyaret ve

görüşlerde uygulanacak esaslar, beden eğitimi, kütüphane ve kurslardan

yararlanma konularında 9, 16, 21, 22, 26 ilâ 28, 34 ilâ 53, 55 ilâ 62, 66 ilâ

76, ve 78 ila 88 inci maddelerinde düzenlenmiş hükümlerin tutukluluk hâliyle uzlaşır

nitelikte olanları tutuklular hakkında da uygulanabilir."

46. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun

"İnfaz hâkimliklerinin görevleri"

kenar başlıklı 4. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"İnfaz hakimliklerinin görevleri şunlardır :

1. Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kabul

edilmeleri, yerleştirilmeleri, barındırılmaları, ısıtılmaları ve

giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması, bedensel ve ruhsal

sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin yaptırılması,

dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin

şikayetleri incelemek ve karara bağlamak.

2. Hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye

tabi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil ve

tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem veya faaliyetlere

ilişkin şikayetleri incelemek ve karara bağlamak.

..."

47. 4675 sayılı Kanun'un "İnfaz

hâkimliğine şikâyet ve usulü" kenar başlıklı 5. maddesinin

ilgili kısımları şöyledir:

"Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde hükümlü ve tutuklular

hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgili faaliyetlerin kanun, tüzük ve

yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı olduğu gerekçesiyle bu işlem veya

faaliyetlerin öğrenildiği tarihten itibaren onbeş

gün, herhalde yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde şikayet yoluyla infaz

hakimliğine başvurulabilir.

Şikayet, dilekçe ile doğrudan doğruya infaz hakimliğine yapılabileceği

gibi; Cumhuriyet başsavcılığı veya ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürlüğü

aracılığıyla da yapılabilir. İnfaz hakimliği dışında yapılan başvurular hemen

ve en geç üç gün içinde infaz hakimliğine gönderilir. Sözlü yapılan şikayet,

tutanağa bağlanır ve bir sureti başvurana verilir.

..."

48. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

"Ölünün kimliğini belirleme ve adlî

muayene" kenar başlıklı 86. maddesi şöyledir:

"Engelleyici sebepler olmadıkça ölü

muayenesinden veya otopsiden önce ölünün kimliği her suretle ve özellikle

kendisini tanıyanlara gösterilerek belirlenir ve elde edilmiş bir şüpheli veya

sanık varsa, teşhis edilmek üzere ölü ona da gösterilebilir.

Ölünün adlî muayenesinde tıbbî belirtiler,

ölüm zamanı ve ölüm nedenini belirlemek için tüm bulgular saptanır.

Bu muayene, Cumhuriyet savcısının huzurunda ve

bir hekim görevlendirilerek yapılır."

49. 5271 sayılı Kanun'un "Otopsi"

kenar başlıklı 87. maddesi şöyledir:

"Otopsi, Cumhuriyet savcısının huzurunda biri

adlî tıp, diğeri patoloji uzmanı veya diğer dallardan birisinin mensubu veya

biri pratisyen iki hekim tarafından yapılır. Müdafi veya vekil tarafından

getirilen hekim de otopside hazır bulunabilir. Zorunluluk bulunduğunda otopsi

işlemi bir hekim tarafından da yapılabilir; bu durum otopsi raporunda açıkça

belirtilir.

Otopsi, cesedin durumu olanak verdiği

takdirde, mutlaka baş, göğüs ve karnın açılmasını gerektirir.

Ölümünden hemen önceki hastalığında öleni

tedavi etmiş olan tabibe, otopsi yapma görevi verilemez. Ancak, bu tabibin

otopsi sırasında hazır bulunması ve hastalığın seyri hakkında bilgi vermesi

istenebilir.

Gömülmüş bulunan bir ceset, incelenmesi veya

otopsi yapılması için mezardan çıkarılabilir. Bu husustaki karar, soruşturma

evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilir.

Mezardan çıkarma kararı, araştırmanın amacını tehlikeye düşürmeyecekse ve

ulaşılması da zor değilse ölünün bir yakınına derhâl bildirilir.

Yukarıdaki fıkralarda sözü edilen işlemler

yapılırken, cesedin görüntüleri kayda alınır."

50. 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve

Maddeler Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) "Yeme ve içmede kullanılan araç ve gereçler" kenar

başlıklı 6. maddesi şöyledir:

"Koğuş, oda ve eklentilerinde, her hükümlü için kantinden temin

edilmek şartıyla bir adet uç kısmı sivri olmayan on santimetre uzunluğunda

bıçak, plastik veya yumuşak metalden imal edilmiş çatal, yemek ve çay kaşığı,

0.50 mm. kalınlığında iki adet metal yemek tabağı ve ikişer adet cam su bardağı

ile çay bardağı ve tabağı bulundurulabilir."

51. Yönetmelik'in "Giyim

eşyaları" kenar başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrası ise

şöyledir:

"Hükümlülerin koğuş, oda ve eklentilerinde birer adet palto, manto

ve mont, iki adet ceket veya ceket yerine kullanılabilen hırka, dört adet

pantolon ve/veya etek, bayan için iki adet elbise, bir takım eşofman, dört adet

gömlek, iki adet kazak, iki takım pijama, bir spor ayakkabısı, bir kışlık

ayakkabı, bir iskarpin, üç adet tişört, iki adet kravat, bir adet kemer,

gerektiği kadar iç çamaşırı, çorap, bir terlik, havlu ve bir bornoz ile kaşkol,

25/11/1925 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisâsı

Hakkında Kanuna aykırı olmayan bir adet şapka bulundurulmasına izin

verilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

52. Mahkemenin 9/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

53. Başvurucu, A.E.nin makul bir süre

içinde hâkim önüne çıkarılmadığını, psikolojik durumu dikkate alınarak

mahkemece gerekli tedbirlerin alınmadığını, durumun aciliyetine

ve mevcut delil durumuna göre tahliye edilmesi gerekirken tahliye edilmediğini

ve alternatif koruma tedbirlerinin varlığına rağmen hakkında tutuklama kararı

verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

54. Bakanlık, başvurucunun kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının

ihlal edildiği iddiasıyla ilgili görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’ungeçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup bu tarihten sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurular

incelenebilir (Zafer Öztürk, B.

No: 2012/51, 25/12/2012, § 17).

56. Somut olayda A.E.nin bir suç

şüphesine dayanan tutukluluğu A.E.nin öldüğü 2/8/2008

tarihinde yani bireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tarih olarak

belirlenen 23/9/2012 tarihinden önce sona ermiştir.

57. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

58. Başvurucu, tutuklular ile hükümlülerin aynı infaz rejimine

tabi tutulması ve A.E.nin ağır tutulma koşulları

bulunan bir ceza infaz kurumunda bulundurulması nedenleriyle kötü muamele

yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

59. Bakanlık, başvurucunun bu ihlal iddiasıyla ilgili görüş

bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

60. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3),48. maddesinin (1)

ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda, kamu gücünün neden

olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı;

bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal edildiği, buna ilişkin

gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

61. Somut olayda başvurucu, infaz rejimi ve tutma koşullarının

kötü muamele niteliğinden olduğunu soyut biçimde iddia etmiş; bu konuda

herhangi bir delil ortaya koymamış ve böylece ihlal iddiasına ilişkin

delillerini sunma, temel hak ve özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin

açıklamalarda bulunma yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Dolayısıyla

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların temellendirilemediği sonucuna

ulaşılmıştır.

62. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

63. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklardan

olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.

Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin

yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı sıra pozitif

bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını

gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§§ 50, 51). Bu nedenle, yaşam hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiaların,

öldürmeme yükümlülüğü, A.E.nin yaşamının üçüncü

kişilerin eylemlerine ve kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı

koruma yükümlülüğü yönünden ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.

1. Öldürmeme

Yükümlülüğünün İhlal Edildiğine Ve A.E.nin

Yaşamının Üçüncü Kişilerin Eylemlerine Karşı

Korunmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

64. Başvurucu, Ceza İnfaz Kurumuna yaptığı ziyarette A.E.nin kendisini öldüreceklerini ve Ceza İnfaz Kurumundan

sağ çıkamayacağını söylediğini, bu nedenle ölüm olayının kasten meydana

getirilmiş olabileceğini düşündüğünü, bununla birlikte ölüm olayının meydana

gelmesinde kamu görevlilerinin en azından ihmallerinin bulunduğunu ileri

sürmüştür.

65. Bakanlık, başvurucunun bu ihlal iddiasıyla ilgili görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

66. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği yaşamını kaybeden kişi

açısından bu hakka yönelik bir başvuru, ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen

kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41). Somut olayda başvurucu, ölen A.E.nin

babasıdır. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından başvuruda bir eksiklik

bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurunun diğer kabul edilebilirlik

kriterleri yönünden de incelenmesi gerekir.

67. Ölümün üçüncü kişi ya da kişilerce gerçekleştirildiği

yönündeki başvurucunun iddiasının başvurucular tarafından ortaya konulan

delillerle soruşturma dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ışığında

değerlendirilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi tarafından bu bilgi ve belgeler

ışığında yapılacak olan değerlendirmede ispat ölçütü olarak "makul

şüphenin ötesinde" ilkesinin benimsendiğini ve bu ilkenin uygulanacağını

vurgulamak gerekir. Böyle bir ispat yeteri derecede sağlam, açık ve birbiri ile

uyumlu çıkarsamaların ya da aksi ispat edilememiş benzer maddi karinelerin bir

arada bulunmasına bağlı olabilir (Hilmi

Moray, B.No:2013/3053, 21/4/2016, § 52).

68. A.E.nin ası sonucu yaşamını

yitirmesi üzerine nöbetçi Bakırköy Cumhuriyet savcısı olaydan haberdar

edilmiştir. Cumhuriyet savcısı huzurunda yapılan olay yeri incelemesi neticesinde

ölümün meydana geldiği banyoda şüpheli herhangi bir duruma rastlanmamıştır

(bkz. § 19). Yapılan ölü muayenesinde boyundaki 2 cm uzunluğundaki eski kesi

izi, her iki kolda dirsek ve bilek arasında yüzeyel

eski kesi izleri ve boğazda belirgin olmayan ası izi dışında vücutta herhangi

bir darp ve cebir izi tespit edilmemiş (bkz. § 20); yapılan otopsi işlemi

sonucuna ilişkin raporda kişinin ölümünün ası sonucu meydana geldiği

belirtilmiştir. Raporda ayrıca iç organlarda yapılan sistematik toksikolojik analiz sonucunda aranan toksik

maddelerden hiçbirinin bulunmadığı, kanda ve idrarda uyutucu-uyuşturucu madde

tespit edilmediği belirtilmiştir (bkz. § 21).

69. Başvurucu, ceza soruşturmasında oğlunun öldürülmüş

olabileceğinden söz etse de bu hususta başkaca bir açıklama yapmamış, yalnızca

oğlunun kendisine oradan sağ çıkamayacağından ve öldürüleceğinden söz ettiğini,

oğlunun bunun sebebini de açıklamadığını ifade emiştir. Başvurucu, A.E.nin Ceza İnfaz Kurumunda veya Hastanede yaşadığı

herhangi bir olumsuz durumdan da söz etmemiştir (bkz. § 27). Başvurucu, A.E.nin Ceza İnfaz Kurumunda bulunan görevliler veya diğer

tutuklu ve hükümlülerle arasında anlaşmazlık bulunduğuna ilişkin herhangi bir

delil de ortaya koymamıştır. Böylesi bir durum hakkında başvuru kapsamında

bilgi ve belge de bulunmamaktadır. O hâlde, başvurucu tarafından iddia edildiği

gibi başvurucunun oğlunun her türlü şüpheden uzak olarak devlet görevlileri

veya Hastanenin Adli Servisindeki diğer tutuklu veya hükümlerce öldürüldüğü

sonucuna varmak için yeterli delil bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucu

tarafından ileri sürülen iddiaların temellendirilemediği sonucuna ulaşılmıştır.

70. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. A.E.nin Yaşamının

Kendi Eylemlerine Karşı Korunmadığına İlişkin İddia

a. Yaşam Hakkının Maddi Boyutunun

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

71. Başvurucu öncelikle A.E.nin ruh

sağlığının bozulmasına gözaltı sürecinde A.E.ye söylenen "kendisine ve

ailesine zarar verilebileceği" yönündeki beyanların etkili olduğunu,A.E.nin sağlık sorunlarının Ceza İnfaz Kurumunun

koşulları nedeniyle daha da arttığını, Ceza İnfaz Kurumunda gerekli sağlık

kontrollerinin yapılmadığını, Ceza İnfaz Kurumunda psikolog, psikiyatri uzmanı

gibi uzmanların bulundurulmadığını ve A.E.ye zamanında teşhis konulmadığını

ileri sürmüştür. Öte yandan başvurucu; A.E.nin

gerekli ve yeterli sağlık hizmetinden yararlanamadığını, Hastanedeki banyoda

parmaklıkların bulunduğunu, banyoda kamera bulunmadığı gibi banyonun

görevlilerce de gözlenmediğini, Hastanede sağlık sorunları olanların yaşam

haklarını teminat altına alacak özel uygulamalar bulunmadığını, sağ

çıkamayacağını düşünmesi nedeniyle A.E.nin yirmi dört

saat kamerayla veya çıplak gözle gözetlenmesi gerektiğini iddia etmiştir.

72. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve

Anayasa Mahkemesi içtihatları ve ulusal mevzuat hükümleri ışığında yaşam

hakkının ihlal edilip edilmediğiyle ilgili takdirin Anayasa Mahkemesine ait

olduğu belirtilmiş, ilaveten mevzuata uygun verilmiş olsa da A.E.ye bağcıklı

pijama verilmiş olmasının intihar olayının gerçekleşmesine katkısının olup

olmadığı ve bu hususta bir ihmalin bulunup bulunmadığı hususundaki takdirin de

Anayasa Mahkemesine ait olduğu ifade edilmiştir.

73. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında önceki

açıklamalarını tekrar etmiştir.

ii. Değerlendirme

(1) Kabul Edilebilirlik

Yönünden

74. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam

hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

(2) Esas Yönünden

75. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip

olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre

devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm

olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak

bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan

kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin

durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri

alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşam

hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

76. Bu kapsamda bazı özel koşullarda devletin kişinin kendi

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla gerekli

tedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır (Sadık

Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 74). Ceza infaz

kurumlarında ve devletin kontrolü altında bulunan diğer alanlarda gerçekleşen

ölüm olayları için de geçerli olabilecek bu yükümlülüğün ortaya çıkması için

yetkililerin kendi kontrolleri altındaki bir kişinin kendini öldürmesi

konusunda gerçek bir risk olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip

gerekmediğini tespit etmek, böyle bir durum söz konusu ise bu riski ortadan

kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler

kapsamında kendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını incelemek

gerekmektedir (Mehmet Kaya ve diğerleri,

B. No: 2013/6979, 20/5/2015, § 72). Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek

yapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi dikkate alınarak pozitif

yükümlülük yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 53). Bu

çerçevede Anayasa Mahkemesince yapılacak incelemede, basit bir ihmali veya

değerlendirme hatasını aşan bir kusurun cezaevi yetkililerine atfedilebilip

atfedilemeyeceğinin ortaya konması gerekmektedir.

77. Tutuklanan veya hürriyeti bağlayıcı cezasının infazına

başlanan kişilerin daha önce sahip oldukları pek çok özgürlükten mahrum

kalmaları ve günlük yaşamlarında ciddi nitelikte bir değişim yaşamalarının

doğal bir sonucu olarak psikolojik sağlıkları bozulabilmekte, dolayısıyla

kırılgan ve korumasız bir konumda bulunan bu kişilerin intihar etme riski artabilmektedir.

Bu nedenle yasal ve ikincil düzenlemelerin cezaevi yetkililerine bu kişiler

hakkında daha duyarlı ve dikkatli olma görevi yüklemesi ve tutuklu veya hükümlü

kişilerin hayatlarının tehlikeye atılmasını önleyici tedbirler alınmasını

sağlaması gerekmektedir. Bu amaçla öncelikle cezaevinde kalan kişilerin

davranışlarının ve sağlık durumlarının takip edilmesi, gerektiğinde doktor

muayenesine başvurulması, diğer yandan bu konuda meyli olduğu anlaşılanlar

açısından kendileri için en uygun yerlerde kalmalarının temin edilmesi ve

intihar eylemlerinde kullanılabilecek kesici/delici eşyalara, kemer, çamaşır

ipi veya ayakkabı bağcıkları gibi eşyalara el konması şeklinde bu tip risklerin

azaltılmasına yönelik önlemlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Kaya ve diğerleri, § 73).

78. Bu bağlamda kişi özgürlüğüne aşırı bir sınırlama

getirmeyecek ölçüde bir tutuklunun veya hükümlünün kendine zarar verme

ihtimalini en aza indirecek tedbirlerin alınması yetkililerden

beklenebilecektir. Bir hükümlü veya tutuklu açısından daha sıkı tedbirlerin

gerekip gerekmediği ve bunların uygulanmasının makul olup olmadığı, başvuru

konusu yapılan her bir somut olayın koşullarına göre değişecektir (Mehmet Kaya ve diğerleri, § 74).

79. Yaşam hakkı kapsamında devletin öncelikle yaşamı tehlikeye

girebilecek kişilerin yaşamını korumak için yeterli yasal ve idari bir çerçeve

oluşturması gerekmektedir. Aynı yükümlülük, ceza infaz kurumlarında bulunan

kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması için de geçerlidir. Bu kapsamda ceza

infaz kurumu yetkililerince yerine getirilecek kontrol ve denetim işlemleri ile

bu konuda alınacak diğer tedbirlerin yukarıda yer verilen mevzuatta ayrıntılı

olarak düzenlendiği görülmektedir (bkz. §§ 41-51). Başvurucu tarafından bu

konuda ileri sürülen bir eksiklik bulunmadığı gibi başvuru konusu olay

açısından Anayasa Mahkemesince resen gözetilmesi ve incelenmesi gereken bir

husus da bulunmamaktadır.

80. Mevcut başvuruda, yukarıda yer verilen ilkeler çerçevesinde

öncelikle Ceza İnfaz Kurumu yetkilileri ile başvurucunun tedavi gördüğü Hastane

yetkililerinin A.E.nin kendini öldürme riskini bilip

bilmediklerinin veya bilmelerinin gerekip gerekmediğinin ortaya konması,

yetkilerin riski bildikleri veya bilmeleri gerektiği sonucuna varılması hâlinde

ise A.E.nin sağlığının korunması ve kendisine veya

diğer kişilere zarar vermemesi açısından yetkililer tarafından gerekli önleyici

tedbirlerin alınıp alınmadığının tespiti gerekmektedir.

81. Burada belirtmek gerekir ki A.E.nin

ruh sağlığının bozulmasına gözaltı sürecinde A.E.ye söylenen "kendisine ve

ailesine zarar verilebileceği" yönündeki beyanların etkili olduğu ileri

sürülmüş ise de iddia konusu sözlerin A.E.ye söylendiğine, bu sözler nedeniyle A.E.nin psikolojisinin olumsuz etkilendiğine ve bu

hususların Ceza İnfaz Kurumu yetkililerince bilindiğine dair ikna edici

deliller mevcut değildir. A.E. 20/5/2008 tarihinde Ceza İnfaz Kurumunda muayene

edilmiş, normal fiziki muayene bulguları tespit edilmiş, bunların ötesinde A.E.

tarafından herhangi bir husus da beyan edilmemiştir. A.E. 27/6/2008 tarihinde

tekrar muayene edilmiş, reaktif anksiyete teşhisiyle kendisine ilaç reçete

edilmiştir. A.E. 9/7/2008 tarihinde saat 10.30 sıralarında tekrar muayene

edilmiş, reaktif anksiyete

teşhisiyle kendisine bir öncekinden farklı bir ilaç reçete edilmiştir. Aynı gün

saat 12.20 sıralarında A.E., meyve bıçağıyla boynunun üç dört yerini yüzeysel

olarak kesmiştir (bkz. §§ 10-14). O ana kadar A.E.nin

kendisine zarar verme isteği olduğundan Ceza İnfaz Kurumu yetkilerinin haberdar

olduğuna ilişkin herhangi bir delil mevcut değildir. Bu sebeple 9/7/2008 tarihi

öncesinde Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin A.E.nin

kendini öldürme riskini taşıdığını bildiklerinden veya bilmeleri gerektiğinden

söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

82. Kendisine zarar vermesi üzerine A.E., öncelikle Kurum

hekimince muayene edilmiş; psikolojisinin iyi olmadığını ve ölmek istediğini

beyan etmesi üzerine A.E. Kurum hekimince aynı gün Tekirdağ Devlet Hastanesi

Acil Psikiyatri Polikliniğine sevk edilmiştir. Tekirdağ Devlet Hastanesi Acil

Psikiyatri Polikliniğince 9/7/2008 tarihinde muayene edilen A.E.ye depresyon

teşhisi konularak ve ilaç reçete edilerek kendisi Hastaneye sevk edilmiştir. Bu

nedenle 9/7/2008 tarihinden itibaren yetkililerin A.E.nin

kendini öldürme riskini taşıdığını bildikleri kabul edilmelidir (bkz. § 15).

83. Bu durumda somut olayın koşullarında A.E.nin

sağlığının korunması ve kendisine veya diğer kişilere zarar vermemesi açısından

yetkililer tarafından gerekli önleyici tedbirlerin alınması gerektiği açıktır.

84. Somut olayda A.E., Hastanenin üç numaralı kameralı gözlem

odasında kalmıştır. Doktorlarca yapılan gözlem ve kontrol uyarınca A.E.nin odası 08.00-23.00 arasında açık kalmış; A.E,

08.00-23.00 saatleri arasında kontrol altında havalandırma bahçesine

çıkabilmiştir. Odası kapalıyken A.E.nin elbiseleri

alınmıştır. A.E., gün boyu diğer hastalarla Servis içinde ve bahçede bulunmuş,

infaz koruma memurları da A.E.yi kontrol etmiştir.

A.E., Hastanede kaldığı süre içinde doktorlarca değerlendirmiş ve hemşirelerce

gözlenmiştir. A.E.nin ilaç takipleri düzenli

yapılmıştır. Olaydan çok kısa bir süre önce saat 18.30 sıralarında sağlık

memuru O.T., A.E. ile konuşmuştur. Olaydan hemen sonra saat 18.50 sıralarında

sağlık memuru O.T. tarafından, 19.00 sıralarında ise doktor tarafından A.E.ye

tıbbi müdahalede bulunulmuştur. Saat 19.25'e kadar yapılan tıbbi müdahale

sonrasında A.E. devlet hastanesine sevkedilmiş ancak A.E.nin Acil Servise ölü olarak intikal ettiği

anlaşılmıştır (bkz. §§ 16, 17, 22, 23 ve 25).

85. Bakanlık görüşünde, A.E.ye bağcıklı pijama verilmiş

olmasının intihar olayının gerçekleşmesine etkisinin olup olmadığı ve bu

hususta bir ihmalin bulunup bulunmadığı hususlarının takdir edilmesi gerektiği

bildirilmiş ise de kullandığı pijama bağcıklı olsa bile A.E.nin

pijama üstünün kollarından düğüm yapması ve bağcıkları kullanmaması nedeniyle

bağcıklı pijama kullanımının olayın gerçekleşmesine etkisinin bulunmadığı

değerlendirilmiştir (bkz. § 29).

86. Banyoda kamera olmadığı ve banyonun görevlilerince

gözlenmediği ileri sürülmüş ise de tedavi görenlerin özel hayata saygı

haklarına ve bu kapsamda mahremiyetlerine üstünlük verilerek banyonun kameralar

veya görevliler tarafından gözlenmeyişinin önleyici tedbirlerde bir noksanlık

olarak görülemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.

87. A.E.nin Ceza İnfaz Kurumunda

20/5/2008, 27/6/2008 ve 9/7/2008 tarihlerinde muayene olduğunu, reaktif anksiyete

teşhisiyle A.E.ye 27/6/2008 ve 9/7/2008 tarihlerinde ilaç reçete edildiğini, A.E.nin Hastanede kaldığı süre içinde doktorlarca

değerlendirildiğini ve hemşirelerce gözlendiğini, A.E.nin

ilaç takiplerinin düzenli yapıldığını dikkate alan Anayasa Mahkemesi, A.E.ye

zamanında teşhis konulmadığından, A.E.nin gerekli ve

yeterli sağlık hizmetinden yararlanamadığından söz edilemeyeceği sonucuna

varmıştır.

88. Olayın meydana geldiği yerin Hastanenin Adli Servisi olduğu,

tutuklu ve hükümlülerin Hastaneden kaçmalarının engellenmesi amacıyla banyodaki

pencerelerde tedavi gören tutuklu ve hükümlülere zararı olmayan parmaklıkların

bulunduğu, A.E.nin olayda kesici/delici eşya, kemer,

çamaşır ipi veya ayakkabı bağcığı gibi intiharda kullanılabilecek bir eşya

kullanmayıp mevzuata uygun olarak bulundurduğu, gündelik hayatta yaşam için

herhangi bir tehdit oluşturmayan pijama üstünü kullandığı ve A.E.yi yaşama döndürmek için hemen tıbbi müdahalede

bulunulduğu gözetildiğinde somut olayın koşullarında A.E.nin

sağlığının korunması ve kendisine veya diğer kişilere zarar vermemesi için

öncelikler ve kaynaklar ölçüsünde gerekli tüm önleyici tedbirlerin alındığı

kanaatine ulaşılmıştır.

89. Açıklanan nedenlerle A.E.nin

yaşamının kendi eylemlerine karşı korunmadığına ilişkin iddia yönünden, yaşam

hakkının maddi boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Yaşam Hakkının Usul

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

90. Başvurucu, ölüm olayıyla ilgili soruşturmanın etkili

yürütülmediğini, ölüm olayını aydınlatacak olay yerine ilişkin fotoğrafların

taleplerine rağmen verilmediğini veidari soruşturma

dosyası ile A.E.nin sağlık durumuyla ilgili tedavi

evrakına kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan sonra ulaşabildiklerini

belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Öte yandan

başvurucu, tedavi evrakına ulaşamamaları ve fotoğrafların verilmemesi nedeniyle

kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ancak elindeki mevcut belgeler

çerçevesinde itiraz edebildiklerini öne sürmüş ve bu sebeple adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

91. Bakanlık görüşünde, ölüm olayıyla ilgili ceza soruşturması,

disiplin soruşturması ve tam yargı davası süreçleri özetlenmiş ve takdirin

Anayasa Mahkemesine ait olduğu ifade edilmiştir.

92. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında önceki

açıklamalarını tekrar etmiştir.

ii. Değerlendirme

93. İddianın değerlendirilmesinde esas alınacak Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı

17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

94. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun adil yargılanma hakkıyla

bağlantı kurarak ileri sürdüğü iddialar, yaşam hakkının usul boyutu kapsamında

incelenmesi gerektiğinden adil yargılanma hakkı yönünden inceleme

yapılmamıştır.

(1) Kabul Edilebilirlik

Yönünden

95. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam

hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

(2) Esas Yönünden

(a) Genel İlkeler

96. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında

devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usul boyutu,

yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konmasına ve sorumlu kişilerin

belirlenmesine imkân tanıyan bağımsız bir soruşturmanın yürütülmesini

gerektirmektedir. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her

ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu

usul yükümlülüğünün gerektiği şekilde yerine getirilmemesi hâlinde devletin

negatif ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığının tam olarak

tespit edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle soruşturma yükümlülüğü, devletin bu

madde kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesini

oluşturmaktadır (Salih Akkuş, B.

No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).

97. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülük her olayda

mutlaka ceza soruşturması yürütülmesini gerektirmemektedir. İhmal nedeniyle

meydana gelen ölüm olaylarında mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili

hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

59). Ancak somut olay açısından yetkili ve sorumlu kişilerin muhakeme hatasını

veya dikkatsizliği aşan bir ihmalinin yani olası sonuçların farkında olmalarına

rağmen kendilerine verilen yetkileri gözardı ederek

olayda ortaya çıkan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri

almama gibi bir durumun bulunup bulunmadığına karar verilmesi gerekmektedir.

Çünkü bu gibi durumlarda bireyler kendi inisiyatifleriyle hangi hukuk yollarına

başvurmuş olursa olsun insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan

kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin

yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§§ 60-62).

98. Yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi gereken ceza

soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir

şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve

sorumluluklarını tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır.

Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.

Anayasa'nın 17. maddesi hükümleri başvuruculara üçüncü tarafları belirli bir

suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği, tüm yargılamaların

mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma yükümlülüğü verdiği

anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 56).

99. Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini temin adına

soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin toplanması gerekmektedir

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

57; Sadık Koçak ve diğerleri, §

94).

100. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkinliğini sağlayan

hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliği

sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır.

Buna ilaveten her olayda ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak

için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58).

101. Yukarıda sayılanlara ek olarak yürütülecek soruşturmalarda

makul bir hızla gerçekleştirilme ve özen gösterilme zorunluluğu da zımnen

mevcuttur. Elbette ki bazı durumlarda soruşturmanın veya kovuşturmanın

ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada

ve devamında yapılan kovuşturmada yetkililerin hızlı hareket etmeleri yaşanan

olayların daha sağlıklı bir şekilde aydınlatabilmesi, kişilerin hukukun

üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü

gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi

açısından kritik bir öneme sahiptir (Deniz

Yazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96).

102. Ayrıca soruşturmada görevli olan kişilerin olayların içinde

olan veya olması muhtemel olan kişilerden bağımsız olması gerekmektedir. Bu

durum sadece hiyerarşik ya da kurumsal bir bağlantının bulunmamasını değil aynı

zamanda pratik bağımsızlığı da gerektirir.

(b) İlkelerin Olaya Uygulanması

103. Yaşanan bir ölüm olayının oluşumuna ilişkin delillerin

değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir. Ancak Anayasa

Mahkemesinin, başvuru konusu olayın sebep ve koşulları anlayabilmek ve

başvurucunun oğlunun ölümünün “şüpheli” olduğuna dair iddialarının soruşturma

makamları ve derece mahkemeleri tarafından karşılanıp karşılanmadığını nesnel

bir şekilde değerlendirmesi gerekebilmektedir.

104. A.E.nin ölümünü çevreleyen

koşulların ve sorumlularının tespit edilmesi amacıyla ceza soruşturması

yürütülse de başvurucu İstanbul 4. İdare Mahkemesi nezdinde tam yargı davası da

açmıştır. Bu durumda, her iki sürecin de yaşam hakkının etkili soruşturma

yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu yönünden ayrıca incelenmesi gerekir.

105. Başvurucunun, eşi ve diğer çocuklarıyla birlikte intihar olayının

meydana gelmesinde Ceza İnfaz Kurumu yetkilerinin kusur ve sorumluluklarının

olduğu ve yetkililerin koruyucu ve önleyici tedbir almadıkları iddiasıyla

açtığı tam yargı davası gerek tedavi öncesi gerekse tedavi sırasında bir hizmet

kusurunun olmadığı ve ölüm olayının tedavi görülen hastanede meydana gelmiş

olması nedeniyle illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir (§§ 37,

38 ve 39). Yapılan incelemede A.E.nin yaşamının kendi

eylemlerine karşı korunmadığına ilişkin iddia yönünden yaşam hakkının maddi

boyutunun ihlal edilmediğine karar verildiği dikkate alındığında, somut olayda,

tam yargı davası süreci yönünden yukarıda belirtilen genel ilkelere aykırı bir

durum tespit edilmemiştir.

106. A.E.nin ölümüyle ilgili ceza

soruşturması gelince, başvurucunun oğlu A.E.nin

Hastanenin banyosunda boynundan asılı vaziyette bulunması ve sonrasında ölümü

ile ilgili olarak Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca derhâl ve resen bir

soruşturma başlatılmıştır. Ölüm olayının öğrenilmesinden kısa bir süre sonra

Cumhuriyet savcısı eşliğinde detaylı bir olay yeri incelemesi yapılmış, olay

yerinin pek çok resmi çekilmiş ve ölü muayenesi işlemi yapılmıştır. Ölü

muayenesi işlemi sırasında da fotoğraf çekilmiştir. Ardından otopsi işlemine

geçilmiş ve A.E.nin ölüm sebebinin ası olduğu tespit

edilmiştir. Soruşturmayı bizzat yürüten Cumhuriyet savcısı A.E.yi

banyoda bulan kişileri tanık sıfatıyla, başvuran ile A.E.nin

annesi Y.E.yi ise mağdur olarak dinlemiştir.

Cumhuriyet savcısı, disiplin soruşturması ve A.E.ye ait tedavi evrakını

soruşturma dosyasına getirtmiş ve elde edilen delillerden ölümün ası sonucu

meydana geldiği ve olaya A.E. dışındaki kişi ya da kişilerin etki ettiklerine

veya karıştıklarına dair herhangi bir delil olmadığı sonucuna varmıştır.

2/8/2008 tarihinde başlatılan soruşturma 19/12/2008 tarihinde

sonuçlandırılmıştır. Karar sonrasında da olsa başvurucu, disiplin soruşturması

dosyası ile A.E.ye ait tedavi evrakına erişebilmiştir. Nitekim kovuşturmaya yer

olmadığına dair karara yapılan ve retle sonuçlanan itirazda da tedavi

evrakındaki bilgilerden söz edilmiştir.

107. Sonuç olarak A.E.nin ölümü ile

ilgili soruşturmanın ivedi, bağımsız ve tarafsız şekilde yürütüldüğü, ölüm

olayının sebep ve koşullarını tespite imkân verecek etkin ve yeterlilikte

olduğu, makul bir sürede sonuçlandırıldığı ve başvurucunun da etkin şekilde

katılımına açık olduğu sonucuna varılmıştır.

108. Açıklanan nedenlerle A.E.nin

yaşamının kendi eylemlerine karşı korunmadığına ilişkin iddia yönünden, yaşam

hakkının usul boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın zaman bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Öldürmeme yükümlülüğünün ihlal edildiğine ve A.E.nin yaşamının üçüncü kişilerin eylemlerine karşı

korunmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. A.E.nin yaşamının kendi eylemlerine

karşı korunmadığına ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. A.E.nin yaşamının kendi eylemlerine

karşı korunmadığına ilişkin iddia yönünden Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkının maddi ve usul boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

9/11/2017tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Murat İlter

DEVECİ

Başvurucu

:

Mehmet

Mustafa EKİNCİ

Vekili

:

Av. Kadir

TUNÇ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/17113, 9 Kasım 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Ceza Soruşturması
  7. B. Disiplin Soruşturması
  8. C. İdare Mahkemesinde Açılan Tam Yargı Davası
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Kişi Hürriyeti ve
  12. B. Kötü Muamele Yasağının
  13. C. Yaşam Hakkının İhlal
  14. B. A.E.nin yaşamının kendi eylemlerine
  15. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  16. Gökcan
  17. Hakyemez
  18. Deveci
  19. Tunç
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/17113
Tarih
9 Kasım 2017

İlgili Kararlar

  • Ebru Bayram Başvurusu (B. No: 2014/15024)
  • Aıgul Mavlıanova Başvurusu (B. No: 2016/6293)
  • Tekin Mehmetoğlu Başvurusu (B. No: 2014/13438)
  • Orhan Kayahan Başvurusu (B. No: 2014/1970)
  • Haydar Ali Bayram Başvurusu (B. No: 2014/4255)
  • Barış Efe Tümerk Başvurusu (B. No: 2014/17053)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.