İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Şevket Atalay Başvurusu (B. No: 2014/12592)

1. Başvuru, yersiz olarak tahsil edilen prim ve gecikme zammının

Başvuru No2014/12592Tarih20 Temmuz 2017Okuma26 dk · 5.124 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Şevket Atalay Başvurusu

Karar tarihi
20 Temmuz 2017
Başvuru Numarası
2014/12592
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.124 kelime·26 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yersiz olarak tahsil edilen prim ve gecikme zammının

istirdadına ilişkin davanın kısmen kabul edilmekle birlikte gerekçesiz olarak

kısmen reddedilmesi ve istirdat alacağının eksik ve geç ödenmesi nedenleriyle

mülkiyet hakkının; davanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 22/7/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

A. Uyuşmazlığın Arka

Planı

7. S.Y. Danışmanlık Turizmİşletmecilik

Gıda İnş. ve Tic. Ltd. Şti. (Şirket) 1/4/2008

tarihinde kurulmuştur. Başvurucu, üç yıl süreyle olmak üzere Şirket müdürü

olarak atanmıştır. Başvurucunun eşi N.A. ise bu Şirketin kurucu üç ortağından

biridir.

8. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Antalya Sosyal Güvenlik İl

Müdürlüğü, Şirketin 2008 yılı 5. ve 11. aylara ait sosyal güvenlik prim ile

gecikme zammı borçları bulunduğunu tespit ederek 7/7/2009

tarihinde icra takibi başlatmıştır.

9. Bu arada başvurucu, Büyükçekmece Noterliğinde düzenlenen

istifaname ile 22/8/2008 tarihinde Şirket müdürlüğü

görevinden kendi isteğiyle çekilmiştir.

.B. Haciz Süreci

10. SGK Antalya İl Müdürlüğü söz konusu prim ve gecikme zammı

borçlarının tahsili amacıyla başvurucunun mevduatının ihtiyati haczi için 14/7/2009 tarihinde I. Bank A.Ş.ne

bildirimde bulunmuştur. Müdürlük ayrıca 7/8/2009

tarihli ödeme emri düzenlemiş, bu ödeme emri borçluya 27/8/2009 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

11. Başvurucu ihtiyati haczin kaldırılması ve borçlu olmadığının

tespiti istemiyle 3/8/2009 tarihinde SGK aleyhine

Antalya 4. İş Mahkemesinde dava açmıştır.

12. SGK tarafından başvurucu ile eşi N.A.nın

ortak banka hesabından 4/8/2009 tarihinde 102.001,50

TL, başvurucuya ait banka hesabından ise 15/9/2009 tarihinde 75.902,39 TL

tutarında tahsilat yapılmıştır.

13. Mahkeme 14/1/2010 tarihinde haczin kaldırılması isteği

yönünden davanın kısmen kabulüyle 2008 yılı 5., 6. ve

7. dönem prim ve gecikme zammı borçları dışındaki diğer dönemlerle ilgili

olarak borçlunun para ve diğer malvarlığı üzerine konulan hacizlerin

kaldırılmasına karar vermiştir. Karar ile 2008 yılı 5.,

6. ve 7. dönem prim ve gecikme zammı borçları ile ilgili hacizlerin

kaldırılması isteği yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme

ayrıca menfi tespit davasının ise tefrikine karar vermiştir.

14. Kararın gerekçesinde, başvurucunun 2008 yılı 5., 6. ve 7. dönemlere ilişkin borçlar bakımından Şirket

müdürü sıfatıyla Şirketin borçlarından müteselsilen

sorumlu olduğu belirtilmiştir. Mahkeme, istifa ettikten sonraki dönemler

bakımından ise başvurucunun Şirketin borçlarından sorumlu tutulamayacağını

kabul etmiştir. Dolayısıyla Mahkeme, bu kabulü aşan biçimde ihtiyati haciz

uygulanmasının doğru olmadığı kanaatiyle davanın kısmen kabulüne karar

verilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.

15. Her iki taraf da kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 10. Hukuk

Dairesinin (Daire) 8/6/2010 tarihli ilamıyla temyiz

edilen hükmün onanmasına karar verilmiştir. Onama ilamında prim borçlusu

Şirketin 1/4/2008-22/8/2008 tarihleri arasındaki

dönemde müdürü olarak görev yapan başvurucunun, anılan döneme ilişkin prim

borçları nedeniyle sorumlu tutulabileceğine ilişkin Mahkemenin yaklaşımının

kanuna uygun olduğu belirtilmiştir. Yargıtay ayrıca ihtiyati haciz uygulamasını

takiben hacze konu borç nedeniyle başvurucuya usulüne uygun olarak düzenlenen

ödeme emrinin tebliğ edildiğine dikkati çekmiştir.

C. Menfi Tespit Davası

Süreci

16. Tefrik edilen menfi tespit davası, Antalya 4. İş Mahkemesinin

E.2009/759 sayılı dava dosyasına kaydedilerek görülmeye devam edilmiştir.

Mahkeme 23/11/2009 tarihinde davanın kısmen kabulüyle

başvurucunun borçlu Şirketin 2008 yılı 8. ve 11. dönemlere ilişkin borçlarından

dolayı borçlu olmadığının tespitine karar vermiştir. Karar ile ödeme emrinin bu

aylara karşılık gelen kısımları yönünden iptaline, başvurucunun fazlaya ilişkin

isteminin ise reddine karar verilmiştir. Mahkeme, başvurucunun müdürlük

görevini yaptığı 1/4/2008-22/8/2008 tarihleri arası

prim ve gecikme zammı borçlarından sorumlu tutulabileceği, diğer dönem

borçlarından ise sorumlu tutulamayacağı gerekçesine dayanmıştır.

17. Taraflarca temyiz edilen karar Dairenin 8/6/2010

tarihli ilamıyla yukarıda değinilen aynı gerekçelerle (bkz. § 15) onanmıştır.

D. İstirdat Davası Süreci

18. Başvurucu, borçlu Şirketin sosyal güvenlik prim ve gecikme

zammı borçları için banka hesabından fazladan haczedildiğini belirttiği 67.254

TL'nin geri ödenmesi için Antalya 1. İş Mahkemesinin E.2009/83 sayılı dava

dosyasında SGK aleyhine 18/12/2009 tarihinde istirdat

davası açmıştır. Dava dilekçesinde Antalya 4. İş Mahkemesinin E.2009/637 sayılı

dava dosyasında 2008 yılı 8. ve 11. dönemlere ait prim borçlarından

başvurucunun sorumlu tutulamayacağının hüküm altına alındığı belirtilmiştir.

Başvurucu, bankalardaki 177.903,89 TL tutarındaki parasının haczedildiğini,

Antalya 4. İş Mahkemesince bu paranın 73.957,26 TL tutarındaki kısmının

fazladan tahsil edildiğinin belirlendiğini ifade etmiştir. Başvurucu, fazladan

tahsil edilen bu paranın 5.000 TL tutarındaki kısmının anılan Mahkemece hüküm

altına alındığını belirterek kalan 67.254 TL'nin istirdadına karar verilmesini

talep etmiştir.

19. Başvurucu Antalya 3. İş Mahkemesinin E.2011/34 sayılı dava

dosyasında ek dava açarak 6.703,26 TL'nin daha geri ödenmesini talep etmiş, bu

dava dosyası Antalya 1. İş Mahkemesinin E.2009/89 sayılı dava dosyasında

birleştirilerek yargılamaya devam olunmuştur.

20. Mahkeme hesap konusunda uzman bir bilirkişiden rapor

aldırmış, 5/1/2011 tarihli bilirkişi raporunda;

başvurucunun kalan alacağının 73.957,26 TL olduğu ve 5.000 TL'nin ise yargı

kararıyla tahsil edildiği belirtilmiştir.

21. Mahkeme 20/9/2011 tarihinde davanın

kabulüne ve 73.957,26 TL tutarındaki alacağın 15/9/2009 tarihinden itibaren

işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak başvurucuya ödenmesine karar

vermiştir. Kararda, başvurucudan fazla tahsil edilen meblağın bilirkişi

tarafından hesaplandığı ve yapılan hesaplamanın ise dosya kapsamına uygun

bulunduğundan hükme esas alındığı belirtilmiştir. Bununla birlikte Mahkeme,

bilirkişinin 5.000 TL'nin yargı kararıyla tahsil edildiği yönündeki görüşüyle

ilgili olarak ise böyle bir yargı kararı ve tahsilatın bulunmadığını belirterek

sonuca varmıştır.

22. Kararı taraflar temyiz etmiş, Dairenin 20/3/2012

tarihli ilamıyla hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamında,

başvurucunun Antalya 4. İş Mahkemesinin E.2009/759 sayılı dosyasında açtığı

ödeme emrinin iptali ve menfi tespit davası sonucu verilen karar ile borçlu

Şirketin 2008 yılı 5., 6. ve 7. aylar prim ve gecikme

zammından sorumlu olduğu, kalan dönemler yönünden sorumlu olmadığı hususunun

kesinleştiği belirtilmiştir. Daire, kararın eksik incelemeye dayalı olduğu

sonucuna varmıştır. Daire bu sonuca varırken SGK tarafından başvurucunun sorumlu

olduğu döneme ait prim ve gecikme zammı miktarının 132.270,75 TL olduğu

yönündeki yazısına atıfta bulunmuştur. Bu yazıda ayrıca 4/8/2009

tarihinde başvurucunun Şirketin kurucu ortaklarından olan eşi N.A. ile ortak

hesabından 102.001,50 TL ve 15/9/2009 tarihinde de başvurucunun müstakil

hesabından 75.902,39 TL tahsilat yapıldığı belirtilmiştir. Daireye göre Mahkeme

başvurucunun eşi N.A.nın da prim borcundan

sorumluluğu belirlendikten sonra ortak ödemede, başvurucu hesabına düşen ödeme

ayrıştırılmalıdır. Daire, böylece belirlenen miktarın başvurucu ödemesi olarak

düşülebileceğinin dikkate alınarak SGK'dan yeniden

borç durumu sorulduktan sonra gerektiğinde hesap bilirkişisinden rapor alınması

gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur.

23. Bu arada SGK tarafından 9/10/2012

tarihinde başvurucuya 42.152,42 TL tutarında ödeme yapılmıştır.

24. Dava, dosyanın devredildiği Antalya 5. İş Mahkemesinin

E.2012/741 sayılı dosyasında görülmeye devam edilmiştir. Bozma ilamına uyan

Mahkeme, SGK'dan başvurucu ve eşinin borç durumlarını

sormuş, aynı bilirkişiden ek rapor aldırmıştır. 10/12/2012

tarihli ek bilirkişi raporunda SGK tarafından başvurucudan 49.276,41 TL

fazladan tahsilat yapıldığı belirtilmiştir. Mahkeme 13/12/2013

tarihinde davayı kısmen kabul etmiş, bilirkişi raporunda belirtilen 49.276 TL

tutarındaki alacağın 15/9/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle

birlikte davalıdan alınarak başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.

25. Karar yine taraflarca temyiz edilmiştir. Dairenin 9/7/2013 tarihli ilamıyla davalı SGK'nın

temyiz itirazları reddedilmiş, başvurucunun temyiz itirazları yönünden ise

hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Daire, başvurucunun sorumlu olduğu döneme

ilişkin olarakhaczedilen miktarların ödeme tarihleri

itibariyle mahsuplarının yapılması sonucu 55.379,50 TL iade edilecek haciz

kesintisinin bulunduğunun davalı SGK tarafından kabul edildiğini belirtmiştir.

Bozma ilamında bu sebeple iadesi gereken tutarın 49.279,41 TL olduğunu

belirleyen bilirkişi raporunun hükme dayanak alınması isabetsiz bulunmuştur.

26. Bozma ilamına uyan Mahkeme, 8/11/2013

tarihinde davayı kısmen kabul etmiştir. Mahkeme, davalı SGK tarafından davacıya

ödenen 45.152,42 TL’nin ödeme tarihi 9/10/2012

tarihine kadar işleyecek yasal faizi, kalan alacak tutarı olan 10.227,08 TL’nin

ise 15/9/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan

tahsili ile başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.

27. Karar taraflarca temyiz edilmiş, Dairenin 29/4/2014

tarihli ilamıyla hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Daire,

Mahkeme kararını vekâlet ücreti ve harç yönünden düzeltmiştir. Daire ayrıca

başvurucuya iade edilecek haciz kesintisi olan 55.379,50 TL'den davalı SGK

tarafından yargılama aşamasında ödenen 42.152,42 TL'nin mahsubu ile kalan alacak

tutarının 10.227,08 TL değil 13.227,08 TL olduğunu belirterek temyiz edilen

hükmü bu yönüyle de düzelterek onamıştır.

28. Nihai karar başvurucu vekiline 3/7/2014

tarihinde tebliğ edilmiştir.

29. Başvurucu, 22/7/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

30. Başvurucu 24/11/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunduğu ek dilekçe ile bireysel başvuruya konu alacağının

SGK tarafından Yargıtay kararından altı ay sonra üç ayrı tarihte yapılan

ödemeler ile ödendiğini belirtmiş ve dilekçesine buna ilişkin SGK ve ilgili

banka şubesinin yazılarını eklemiştir. Dilekçeye ekli 18/11/2014

tarihli SGK yazısında Antalya 5. İş Mahkemesinin Yargıtay tarafından onanan

ilamında belirtilen 13.227,08 TL tutarındaki asıl alacağın 15/9/2009 tarihinden

ödeme tarihine kadar olan 6.059,81 TL işlemiş faizi ile birlikte ödendiği

bildirilmiştir. Yazıda ayrıca başvurucuya 9/10/2012

tarihinde ödenen 42.152,42 TL'nin de yine 15/9/2009 tarihinden bu ödeme

tarihine kadar olan 11.640,99 TL tutarındaki işlemiş faizin de ödendiği belirtilmiştir.

SGK aynı yazıyla başvurucunun alacağına ilişkin işlemiş faizlerin, ilamda

belirtilen tarihler çerçevesinde ve yine ilamda belirtildiği şekliyle yasal

faiz üzerinden hesaplanarak ödendiğini başvurucuya bildirmiştir.

E. Başvuru Tarihinden

Sonra Yaşanan Gelişmeler

31. SGK tarafından başvurucunun banka hesabına 14/10/2014 tarihinde 13.227,08 TL, 20/10/2014 tarihinde

11.640,99 TL ve 27/10/2014 tarihinde de 6.059,81 TL tutarlarında olmak üzere

ödeme yapılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

32. Uyuşmazlık konusu prim dönemi itibarıyla yürürlükte olan 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı mülga Sosyal Sigortalar

Kanunu'nun "Primlerin ödenmesi" kenar

başlıklı 80. maddesinin birinci ve beşinci fıkraları şöyledir:

"İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların

primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince

hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim

tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayin sonuna kadar Kuruma

ödemeye mecburdur.

..."

33. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "Primlerin ödenmesi" kenar

başlıklı 88. maddesinin birinci, on altıncı ve on sekizinci fıkraları şöyledir:

"4 üncü maddenin

birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran işveren,

bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar

toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak sigortalı hissesi prim

tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu

tutara ekleyerek en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öder.

..."

34. 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı

Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun'un "Kanuni temsilcilerin sorumluluğu" kenar başlıklı

mükerrer 35. maddesi şöyledir:

"Tüzel kişilerle küçüklerin ve

kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin

mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği

anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan

teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre

tahsil edilir.

..."

35. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı

İcra ve İflas Kanunu'nun "Menfi tespit

ve istirdat davaları" kenar başlıklı

72. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları şöyledir:

"Dava alacaklı lehine neticelenirse

ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı

ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen

teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara

bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. (1)

Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal

takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme

hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi

tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile

uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar,

haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı

olamaz."

B. Uluslararası Hukuk

36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), istikrarlı olarak

kamu makamlarınca yapılacak geri ödemelerin gecikmesini faiz ödemeleriyle

ilişkilendirmektedir. Mahkemenin çeşitli kararlarında makul olmayan bir gecikme

gibi nedenlerle tazminatın değer kaybettiği durumlarda bu tazminatın

yeterliliğinin azalacağı belirtilmiştir (Angelov/Bulgaristan, B. No: 44076/98, 22/4/2004,

§ 39; Almeida Garrett, Mascarenhas Falcão ve diğerleri,

B. No: 29813/96-30229/96, § 54). Nitekim böyle başvurularda AİHM, esas

itibarıyla kamu makamlarının, geçen süre nedeniyle ödenmesi gereken tutardaki

değer kayıplarını telafi etmek için gecikme faizi ödeyip ödemediğini dikkate

almaktadır. Kısacası AİHM, mülkiyet hakkı kapsamında faiz ödemesini, esasen

devletin, borçlu olduğu tutar ile alacaklı tarafından nihai olarak alınan tutar

arasındaki enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarını giderme yükümlülüğüyle

ilişkilendirmektedir (Akkuş/Türkiye,

B. No: 19263/92, 9/7/1997, § 29).

37. Devlet tarafından ödenecek bir bedelin enflasyon

karşısındaki değer kayıplarında AİHM, ikili bir ayrıma gitmektedir.

Mahkemelerce belirlenmiş bir para alacağının ödenmemesi hâlinde daha katı bir

tutum sergileyerek %5'e kadar değer kayıplarını hesaplama faktörlerindeki

değişkenlerle ilgili kabul etmektedir (Arabacı/Türkiye

(k.k.), B. No: 65714/01, 7/3/2002; Akkuş/Türkiye,

B. No: 192639/92, 9/7/1997, §§ 24-31). Çünkü burada ödemelerin geç yapılması,

mahkeme kararlarının icra edilmesi ile ilgili bir sorundur. Mahkemelerde geçen

yargılama süresindeki enflasyon nedeniyle kamulaştırma bedelinin değer kaybı

yönünden ise meydana gelen farkın tazminatın belirlenmesi yönteminden

kaynaklandığı ve bu konuda kamusal makamların belirli bir takdir yetkisinin

olduğu da gözetilerek bu farkın başvurucular açısından aşırı bir yük getirip

getirmediği incelenerek karar verilmektedir (Aka/Türkiye,

B. No: 19639/92, 23/9/1998, §§ 41-51; Güleç ve Armut/Türkiye (k.k.), B. No: 25969/09, 16/11/2010).

38. AİHM'in Eko-Elda Avee/Yunanistan

kararında (B. No: 10162/02, 09/03/2006), haksız olarak

tahsil edilen verginin beş yıl beş ay sonra faizsiz olarak iade edilmesinin,

belli bir meblağdan yararlanma hakkı uzun süre engellenen başvurucunun mali

durumunda önemli bir zarara yol açması nedeniyle ölçülü görülmemiş ve mülkiyet

hakkının ihlaline karar verilmiştir (Eko-Elda Avee/Yunanistan, §§

23-31).

39. Yine benzer şekilde

Sefine Baş/Türkiye kararında da (B. No: 49548/99, 24/06/2008)

mahkemece hükmedilen alacağın değer kaybına ilişkin şikâyetler incelenmiştir.

Başvuruya konu olayda idare mahkemesince başvurucunun 15/9/2003

tarihinden itibaren geçerli olmak üzere dul aylığına hak kazandığı kabul

edilmiştir. AİHM öncelikle idare mahkemesinin kararının talep edilebilir bir

“alacak” oluşturduğu ve bu nedenle başvurucunun Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi anlamında mülkiyet oluşturan bir hakkının

mevcut olduğunu belirtmiştir. Mahkeme ayrıca bu hakkın, başvurucuya emekli

sandığına başvurduğu tarihten itibaren geçerli olacak şekilde geriye dönük

olarak tanındığını vurgulamıştır. Bununla birlikte AİHM, başvurucuya salt bu

hakkın tanınmış olmasının, başvurucunun mağdur sıfatını ortadan kaldırmadığını

kabul etmiştir. AİHM'e göre mağdur sıfatının ortadan

kalkabilmesi için ileri sürülen ihlalin hem zamanında hem de mağdurun bu hakkı

kullanamadığı süre gözönüne alınarak telafi yoluna

gidilmesi gerekmektedir. Mahkeme bu çerçevede başvurucunun banka hesabına yatırılan

paranın, yargılamada geçen süre zarfında uğranılan maddi kaybın sonuçlarını

gidermeye yetmediğini belirtmiştir. AİHM geçen sürenin yalnızca devlete yarar

sağladığını ve ilgili dönemde Türkiye'de paranın hızla değer kaybettiğini göz

önüne alarak başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Sefine Baş/Türkiye, §§ 58-64).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

40. Mahkemenin 20/7/2017 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

41. Başvurucu, SGK tarafından borçlu Şirketin sigorta prim ve

gecikme zammı borçlarının tahsili kapsamında banka hesaplarındaki parasına

haksız yere haciz konulduğunu belirtmiştir. Başvurucu, bu paranın iadesi

istemiyle Antalya 1. İş Mahkemesinde açtığı (sonradan Antalya 5. İş

Mahkemesinde görülmeye devam edilerek sonuçlanan) istirdat davasının kısmen

kabul edildiğini ifade etmiştir.

42. Başvurucu ilk olarak, 22/8/2008 tarihinde Şirket müdürlüğünden

istifa ettiğinin bilinmesine karşın haksız yere takip başlatıldığı ve alacak da

likit olduğu hâlde derece mahkemelerince yararına icra

inkar tazminatı ödenmesine karar verilmemesinden yakınmaktadır. Başvurucu

ayrıca fazladan tahsil edilen parasının iadesi için açtığı davanın gerekçesiz

olarak kısmen reddedildiğini belirtmektedir. Başvurucu bundan başka Mahkemece

alacağı için %9 oranında kanunî faiz işletilmesine karar verilmesine rağmen bu

oranın alacağına geç kavuşması nedeniyle oluşan güncel zararını

karşılamadığından ve bireysel başvuru tarihi itibarıyla bu paranın tamamının

henüz ödenmediğinden yakınmıştır. Başvurucu bu sebeplerle mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu son olarak kamu kurumlarının

alacakları ile özel kişilerin alacakları yönünden farklı faiz uygulanması

nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

43. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, kamu

kurumlarının alacakları için uygulanan faiz oranının kendi alacağı yönünden de

uygulanması gerektiğini belirterek, eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmektedir. Bununla birlikte bu iddianın ciddiye

alınabilmesi için başvurucunun benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele

ile kendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu

farklılığın meşru bir temeli olmaksızın sırf ırk, renk, cinsiyet, din, dil, cinsel

yönelim ve benzeri ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya

koyması gerekmekte olup somut olayda ise başvurucunun bu yöndeki iddialarını

temellendirecek somut bulgu ve kanıtlar ortaya koyamadığı anlaşılmaktadır. Nitekim

somut olayda başvurucunun bu konudaki temel şikâyetinin, fazladan tahsil edilen

parasının makul olmayan nedenlerle değer kaybetmesi sonucu mülkiyet hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla

başvurucunun makul sürede yargılanma hakkı dışındaki diğer bütün iddialarının

mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. İcra

İnkâr Tazminatına Hükmedilmemesi Şikâyeti Yönünden

45. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcut

mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne

kadar güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.

Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer"

veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir

beklenti" Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.

Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın

doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma

ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan,

yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma

beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın

varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, § 36, 37).

46. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp

bir kanun hükmü, yerleşik bir yargısal içtihat veya ayni menfaatle ilgili

hukuki bir işleme dayalı beklentidir (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, §

28). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru

beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia

edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanım, mevzuat hükümleri

ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen

Nakliyat Ticaret Ltd. Şti.,

B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Bu çerçevede mülkiyet hakkının ihlal

edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu

kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve

diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §

54).

47. Başvurucu, Mahkemece %40 oranında icra inkar

tazminatına hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Başvurucuya göre alacak

likit olup davalı SGK ise fazladan tahsilat

yaptığından haksız ve kötü niyetlidir. Başvurucu bu sebeple icra inkar tazminatı koşullarının oluştuğunu ileri sürmektedir.

Başvurucu bu iddiasını ise 2004 sayılı Kanun'un 72. maddesine dayandırmaktadır.

48. Ancak bireysel başvuruya konu dava

ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte olan 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin onsekizinci fıkrasında, SGK alacaklarının imtiyazlı alacak

olduğu ve taraf olduğu her türlü dava ve icra takiplerinin kısmen veya tamamen

aleyhe neticelenmesi halinde 2004 sayılı Kanun'da yazılı tazminat ve cezaların

SGK hakkında uygulanamayacağı açık olarak hüküm altına alınmıştır. Yargıtay içtihatlarının da bu yönde

olduğu görülmektedir (Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 13/2/2012

tarihli ve E.2010/13115, K.2013/15441 sayılı kararı). Dolayısıyla başvurucuya

icra inkar tazminatı hükmedilmesi yönünde "meşru

beklenti" teşkil edecek bir kanun hükmü bulunmadığı gibi başvurucu bu

iddiasını destekler mahiyette yerleşik bir yargısal içtihat da sunamamıştır.

49. Sonuç olarak somut başvuru açısından yeterli bir hukuki

temele dayalı olmadığından, başvurucunun icra inkâr tazminatına hükmedilmemesi

şikâyeti yönünden, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkı kapsamında meşru bir beklentisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

50. Açıklanan gerekçelerle icra inkâr tazminatına hükmedilmemesi

sonucu mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Alacağın

Değer Kaybına Uğratılarak Ödendiği Şikâyeti Yönünden

51. Başvurucu öncelikle fazladan tahsil edilen parasının iadesi

için açtığı davanın gerekçesiz olarak kısmen reddedildiğinden yakınmaktadır.

Ancak Mahkemenin 10/12/2012 tarihli ek bilirkişi

raporunu hükme esas alarak 13/2/2013 tarihinde davanın kabulüne karar verdiği

görülmektedir. Kararın temyizi üzerine Dairenin 9/7/2013

tarihli bozma ilamıyla bilirkişi raporunu esas alan hükme ilişkin diğer

itirazlar reddedilmekle birlikte davalının kabul ettiği tutarın 55.379,50 TL

olduğunun raporda gözetilmemesi isabetsiz bulunmuştur. Bozma ilamında varılan

sonucun gerekçeli olarak açıkladığı görülmektedir. Mahkeme de 8/11/2013 tarihinde bozma ilamına uyduğunu belirterek hüküm

kurmuştur. Bu karar da temyiz edilmiş, Dairenin 29/4/2014

tarihli ilamıyla temyiz edilen hükümde yer alan vekâlet ücreti ve harçlar

yanında ayrıca başvurucudan yapılan fazladan tahsilatın mahsubuna ilişkin maddi

hata düzeltilmek suretiyle onanmıştır. Başvurucu ayrı ve açık yanıt gerektiren

hangi iddiasının değerlendirilmediğine ilişkin bir beyanda da bulunmamıştır. Bu

durumda derece mahkemelerinin kararlarında yeterli ve makul gerekçenin

bulunmadığı söylenemez. Başvurucunun alacağın tespiti usul ve esasına ilişkin açık

bir itirazının ise bulunmadığı anlaşılmaktadır.

52. Diğer taraftan başvurucu, yargı kararıyla kesinleşmiş

alacağının yalnızca bir kısmının ödendiğinden yakınmakta ise de bireysel

başvuru öncesinde 9/10/2012 tarihinde 42.152,42 TL

tutarında ödeme yapan SGK tarafından, başvuru tarihinden sonra 14/10/2014,

20/10/2014 ve 27/10/2014 tarihlerinde toplam 30.927,88 TL tutarında daha ödeme

yaptığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun bu kapsamdaki şikâyetinin,

alacağının değer kaybına uğratılarak ödendiği iddiası ile sınırlı olarak

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

53. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak

zorundadır (Cemile Ünlü, B. No:

2013/382, 16/4/2013, § 26). Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanındaki mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul

edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu

alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı

içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge,

B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31).

54. Somut olayda başvurucunun banka hesabındaki mevduatından SGK

tarafından fazla tahsilat yapıldığı, bu sebeple

"alacağının" mevcut

olduğu derece mahkemelerince kabul edilmiştir. Başvurucunun bu alacağının

Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkı kapsamında "mülk"

teşkil ettiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

55. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle "mülkten barışçıl yararlanma hakkı"na

yer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına

müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak

mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenmekle, aynı

zamanda "mülkten yoksun bırakma"nın

şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise

mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala

bağlanmak suretiyle, devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve

düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet

tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,

mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).

56. Başvuru konusu olayda başvurucu lehine Mahkemece hükmedilen alacağın

değer kaybına uğratılarak ödenmesimülkiyet hakkına

müdahale teşkil etmektedir. Bu müdahalenin ise ne mülkten yoksun bırakma veya

ne de mülkün kullanılmasının kontrolü niteliği taşıdığı değerlendirilmekle

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin "mülkten barışçıl

yararlanma ilkesi"ne ilişkin genel kural

çerçevesinde incelenmesi gerekir.

i. Genel

İlkeler

57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.

Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara

yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan

başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça

dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

58. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya

uygun olabilmesi için müdahalenin, kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması

ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

59. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği,

kişilerin mülkiyet haklarına getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmaması ve

ulaşılmak istenen kamu yararı ile bireyin sınırlandırılan hakkı arasında adil

bir dengenin kurulması gerekir. Bu adil denge, mülkiyet hakkına yapılan

müdahaleyle bireye, şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfetin yüklenmesi

durumunda bozulmuş olur.

60. Bir mülkün devir tarihindeki bedelinin daha sonra ödenmesi

durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan

hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin

tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da

bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek

haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011).

61. Anayasa Mahkemesi kanun koyucunun bir hak olarak öngördüğü

veya kamu borcu hâline gelmiş ödemelerin geç yapılması nedeniyle mağdur

olunduğu iddiasıyla yapılan başvurularda, alacakta veya hakka konu bedelde

meydana gelen değer aşınmalarının başvurucular üzerinde orantısız bir yük

oluşturması hâlinde ihlal kararları vermiştir (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013;

Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28,

25/2/2015). Anayasa Mahkemesi ayrıca mahkemelerce hükmedilen tazminatın

yargılamada geçen süre nedeniyle enflasyon karşısında değer kaybettiği bir

başvuruda da ölçülülük yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

vermiştir (Abdulhalim Bozboğa,

B. No: 2013/6880, 23/3/2016).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

62. Başvuru konusu olayda başvurucunun müdürü olduğu borçlu

Şirketin sigorta prim ve gecikme zammı borçları nedeniyle banka hesaplarındaki

mevduatı, SGK tarafından haczedilmiştir. Ancak başvurucu, 1/4/2008

tarihinde kurulan bu Şirketin müdürlüğünden 22/8/2008 tarihinden istifa

etmiştir. Başvurucu bunun üzerine haciz işlemine itiraz ve menfi tespit

istemiyle Ankara 4. İş Mahkemesinde dava açmıştır. Tefrik edilerek görülen

yargılamalar neticesinde başvurucunun 2008 yılı 5., 6.

ve 7. aylara ait prim ve gecikme zammından sorumlu olduğu, diğer dönemler

yönünden ise sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

63. Başvurucunun fazladan tahsil edilen parasının iadesi

istemiyle Ankara 5. İş Mahkemesinde 18/12/2009

tarihinde açtığı istirdat davası 8/11/2013 tarihinde kısmen kabul edilmiş,

temyiz üzerine hüküm Dairece düzeltilerek onanmıştır. Buna göre derece

mahkemelerince SGK tarafından fazladan tahsil edildiğini belirledikleribaşvurucunun

55.379,50 TL tutarındaki parasının istirdadına karar verilmiştir. Dolayısıyla

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuna aykırı olduğu derece

mahkemelerince belirlenmiştir.

64. Yukarıda da değinildiği üzere Antalya 5. İş Mahkemesince

hükmedilen söz konusu alacağın SGK tarafından başvurucuya ödendiği

anlaşılmaktadır (bkz. § 52). Ancak başvurucuya bu alacağın ödenmiş olması tek

başına başvurucunun mağdur sıfatını ortadan kaldırmamaktadır. Başvurucunun

mağdur sıfatının ortadan kalkabilmesi için ileri sürülen ihlalin hem zamanında

hem de mağdurun bu hakkı kullanamadığı süre göz önüne alınarak telafi edilmesi

yoluna gidilmesi gerekmektedir (bkz. §§ 35-38).

65. Somut olayda başvurucunun banka hesaplarından fazladan

tahsil edilen alacak tutarı derece mahkemelerince toplam 55.379,50 TL olarak

belirlenmiştir. Başvurucuya bu asıl alacak tutarı iki aşamada ödenmiştir. İlk

olarak 9/10/2012 tarihinde 42.152,42 TL tutarında bir

ödeme yapılmıştır. Başvurucunun banka hesabından fazladan yapılan tahsilatın

ise 15/9/2009 tarihinde yapılan ödemeye ilişkin olduğu

belirlenmiştir. Merkez Bankası verilerine göre başvurucunun banka hesabından

fazladan tahsilatın yapıldığı 2009 yılı Eylül ayı ile 2012 yılı Ekim ayı

tarihleri arasında enflasyonda meydana gelen artış %29,09’dur. Bu durumda

başvurucuya ödenmesi gereken söz konusu alacağın 2012 yılı Ekim ayı itibarıyla

Merkez Bankası verileri kullanılarak enflasyon karşısında değer kaybının

giderilmiş karşılığı 54.415 TL’dir.

66. İkinci olarak ise başvurucunun kalan 13.227,08 TL

tutarındaki alacağı ise 14/10/2014 tarihinde

ödenmiştir. Yine Merkez Bankasının verilerine göre 2009 yılı Eylül ayı ile

ikinci ödemenin yapıldığı 2014 yılı Ekim ayı arasında enflasyonda meydana gelen

artış ise %51,51’dir. Bu durumda başvurucuya ödenmesi gereken söz konusu

alacağın 2014 yılı Ekim ayı itibarıyla Merkez Bankası verileri kullanılarak

enflasyon karşısında değer kaybının giderilmiş karşılığı 20.040 TL’dir.

67. Dolayısıyla yukarıdaki verilere göre başvurucunun mülkiyet

hakkı kapsamındaki toplam 55.379,50 TL tutarındaki alacağın, yapılan ödemelerin

tarihleri dikkate alındığında, enflasyon karşısında değer kaybının giderilmiş

karşılığının 74.455 TL olduğu görülmektedir. Diğer bir deyişle başvurucunun

alacağının değer kaybını telafi edecek fark 19.075,50 TL'dir. Buna karşılık,

başvurucuya toplam 17.700,80 TL tutarında faiz ödemesi yapıldığı anlaşılmaktadır.

Buna göre ödenen faiz alacağı da dikkate alındığındabaşvurucunun

alacağı yalnızca %2,48 oranında değer kaybetmiştir.

68. Bu koşullar altında somut olaya bakıldığında, başvurucuya

ödenen faizin, aradan geçen sürede alacağının uğradığı değer kaybını büyük

ölçüde karşıladığı anlaşılmaktadır. Yukarıda tespit edilen düzeyde küçük bir

farklılığın ise (%5'den daha az) hesaplama yöntemi sebebiyle oluşabilecek

yanılma farklılığı (hata marjı) kapsamında kaldığı

değerlendirilmelidir. Ayrıca başvurucunun Mahkeme kararıyla tespit edilen

alacağı kısmen yargılama devam ederken ödenmiş, alacağın kalan kısmı da nihai

karar tarihinden yaklaşık dört ay sonra ödenmiştir. Bu durumda alacağın geri

ödenmesi sürecindeki gecikmenin, bu sürede uğranılan zararın karşılanması

amacıyla ödenen faiz miktarı da gözetildiğinde mülkiyet hakkının ihlaline yol

açacak denli ağır sonuçlara yol açmadığı değerlendirilmiştir.

69. Neticede somut olay bakımından

hesaplama konusundaki takdir yetkisi de dikkate alındığında, başvurucudan yersiz

olarak fazladan tahsil edilen parasının değer kaybının makul bir biçimde

karşılandığı anlaşıldığından müdahaleyle başvurucuya şahsi olarak aşırı ve

olağandışı bir külfetin yüklenmediği, dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkı

ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı sonucuna

varılmıştır. Buna göre başvurucunun söz konusu şikâyetiyle ilgili olarak mülkiyet

hakkının ihlali iddiası yönünden açık bir ihlal bulunmamaktadır.

70. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun alacağının değer kaybına

uğratılarak ödendiği şikâyeti yönünden mülkiyet hakkının ihlali iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

71. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

72. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

73. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin olan iş mahkemeleri

nezdinde açılan davalarda yargılama süresi tespit edilirken sürenin başlangıç

tarihi olarak uyuşmazlığı karara bağlayacak davanın açıldığı tarih; sürenin

sona erdiği tarih olarak, yargılamanın sona erdiği (Nesrin Kılıç, B. No: 2013/772, 7/11/2013,

§ 69), yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını

verdiği tarih esas alınır (Mehmet Salih

Ayyıldız, B. No: 2012/397, 17/11/2014, § 25).

74. İş mahkemeleri nezdinde görülen davalarda yargılama

süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve

kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki

tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Nesrin

Kılıç, § 58).

75. Başvuruya konu uyuşmazlığın iş mahkemesinde görülen bir

alacak davasına ilişkin olduğu görülmektedir. Yapılan yargılamada Antalya 1. İş

Mahkemesinin 20/9/2011 tarihli kararı, Dairenin

20/3/2012 tarihli ilamıyla eksik araştırma nedeniyle bozulmuştur. Bozma ilamı

sonrası dosyanın devredildiği Antalya 5. İş Mahkemesinin 13/2/2013

tarihli kararı da Dairenin 9/7/2013 tarihli ilamıyla bilirkişi raporunda hesap

hatası bulunduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Nihayet, ikinci bozma ilamından

sonra Mahkemenin 8/11/2013 tarihinde verdiği hüküm ise

Dairenin 29/4/2014 tarihli ilamıyla düzeltilerek onanmıştır.

76. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 4 yıl 4 aylık

yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

77. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

78. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…”

79. Başvurucu manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

80. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

81. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya net 3.250 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

82. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın;

a.

İcra inkar tazminatının ödenmemesi şikâyeti yönünden konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

b.

Alacağın değer kaybına uğratılarak ödendiği şikâyeti yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 3.250 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Antalya 5. İş Mahkemesine (E.2013/432,

K.2013/500) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/7/2017tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Recai AKYEL Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Mehmet Şevket ATALAY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/12592, 20 Temmuz 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Uyuşmazlığın Arka
  7. C. Menfi Tespit Davası
  8. D. İstirdat Davası Süreci
  9. E. Başvuru Tarihinden
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası Hukuk
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Mülkiyet Hakkının
  15. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, kamu
  16. B. Makul Sürede
  17. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  18. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  19. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  20. Yıldırım
  21. Kömürcü
  22. Akıncı
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/12592
Tarih
20 Temmuz 2017

İlgili Kararlar

  • Ahmet Rişvanlı Başvurusu (B. No: 2014/15608)
  • Alaattin Akbaş Başvurusu (B. No: 2014/16622)
  • Sınırlı Sorumlu Güzelçamlı Konut Yapı Kooperatifi Başvurusu (B. No: 2014/497)
  • Puro Dış Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/8535)
  • Naki Ilgaz Başvurusu (B. No: 2014/16313)
  • Cemile Bozan Başvurusu (B. No: 2014/14062)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.