İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Soysal ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2678)

1. Başvuru, kanuni ön alım hakkı nedeniyle açılan tapu iptali ve

Başvuru No2014/2678Tarih17 Kasım 2016Okuma26 dk · 5.222 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birincibölüm Mehmet Soysal Ve Diğerleri Başvurusu Birinci Bölüm

Karar tarihi
17 Kasım 2016
Başvuru Numarası
2014/2678
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.222 kelime·26 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kanuni ön alım hakkı nedeniyle açılan tapu iptali ve

tescil davasında Mahkemenin iptal edilen kanun hükmüne dayalı olarak davanın

esasını incelemeden reddine karar vermesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının;

temyiz aşamasında duruşma talebi olmasına rağmen bu konuda herhangi bir

değerlendirme yapılmadan duruşmasız inceleme yapılması nedeniyle de aleni

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/2/2014 tarihinde Batman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 10/6/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 6/11/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için 6/11/2014

tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü

9/1/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

16/1/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık

görüşüne karşı beyanda bulunmamışlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8.Başvurucular; murislerinin Batman ili Aydınkonak köyünde

bulunan dava konusu taşınmazda hisse sahibi olduklarını, müşterek maliklerden

H.D. ve B.D.nin paylarını üçüncü kişiye sattıklarını, satış işlemini sonradan

öğrendiklerini, Kanun'dan kaynaklanan şufa haklarının bulunduğunu belirterek

davalı üçüncü kişi adına olan kaydın iptali ile kendi adlarına tapuya tesciline

karar verilmesi istemiyle 29/4/2009 tarihinde dava açmışlardır.

9.Yargılama sırasında Bakanlar Kurulunun 11/5/2009 tarihli ve

E.2009/14992 sayılı kararı ile dava konusu taşınmazın bulunduğu köy, 22/11/1984

tarihli ve 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım

Reformu Kanunu kapsamında "uygulama alanı" olarak belirlenmiş; karar

27/5/2009 tarihli ve 24240 sayılı Resmî Gazete'de ilan edilmiştir.

10. Batman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, 4/7/2012 tarihli ve

E.2009/307, K.2012/564 sayılı kararı ile davayı reddetmiştir. Gerekçeli kararın

ilgili kısmı şöyledir:

"...

Dava, davacı vekili tarafından açılmış tapu

iptali ve tescil (Önalım Hakkından Kaynaklanan) davasıdır.Tüm dosya kapsamı

birlikte değerlendirildiğinde;dava konusu Aydınkonak köyü 62 parsel sayılı

taşınmazlarda paydaş olan H.D. ve B.D.nin taşınmazdaki hisselerini M.A.ya

9/3/2009 tarihinde satıp devrettikleri, aynı taşınmaz paydaşlarından H.S.

mirasçıları olan davacılarında eldeki davayı açarak önalım haklarını

kullandıkları, yargılama devam ederken Bakanlar Kurulunun 27/5/2009 tarihli

Resmi Gazete'de yayınlanan kararı ile Aydınkonak köyünün 3083 sayılı kanun

kapsamında toplulaştırma kapsamına alındığı anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki

uyuşmazlık toplulaştırma kapsamına alınan dava konusu taşınmaz ile ilgili

önalım hakkının kullanılıp kullanılmayacağına ilişkindir. Önalım hakkı dava

yolu ile ileri sürülmekte olup dava sonunda tapu iptali ve tescil kararı

verilmektedir. Dolayısıyla önalım hakkına dayanan davalar tapu iptali ve tescil

davalarının birer türüdür. 3083 sayılı kanunun 13/1.maddesinde toplulaştırma

kapsamına alınan taşınmazların 5 yıl süre ile 3.kişilere devrinin yasak olduğu,

13/5.maddesinde ise 5 yıllık süre içerisinde mahkemeler tarafından

toplulaştırma kapsamındaki araziler hakkında devir ve temliki gerektiren bir

karar verilemeyeceği düzenlenmiştir. Her ne kadar davalı vekili dava konusu

taşınmazda önalım hakkı kullanılmasının 3083 sayılı kanun tarafından

yasaklanmadığını ileri sürmüş ise de, önalım hakkına dayanan davalarda devir ve

temlik kararı verildiği, 3083 sayılı kanunun 13/5.maddesinde hiçbir istisnaya

yer verilmeden mahkemelerin toplulaştırma kapsamındaki araziler hakkında devir

ve temliki gerektiren karar veremeyeceğinin düzenlendiği, bu kadar açık bir

hüküm karşısında önalım hakkını 13/5.maddesinin istisnası olarak kabul etmeyi

gerektirecek yasal bir dayanak mevcut olmadığı, doktirinde de arazi toplulaştırması

halinde önalım hakkının kullanılamayacağı yönünde kuvvetli görüşler mevcut

olduğu, önalım hakkına nazaran öncelikle korunması gereken yolsuz tescile

dayalı tapu iptali ve tescil davalarında dahil toplulaştırma halinde devir ve

temlik kararı verilemediği nazara alındığında, bu davaya nazaran daha az

korunması gereken önalım hakkına dayalı davalarda da devir ve temlik kararının

verilemeyeceği anlaşılmakla, dava konusu taşınmazın toplulaştırma kapsamına

alınması nedeniyle davacı tarafın önalım hakkını kullanma imkanının bulunmadığı

kanaatine varılarak açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ve

aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

..."

11. Bu arada hükme esas alınan 3083 sayılı Kanun'un 13.

maddesinin son fıkrasının "Birinci

fıkrada belirtilen süreler içinde mahkemeler veya icra iflas daireleri

tarafından bu arazi hakkında devir ve temliki gerektiren bir karar

verilemez."şeklindeki birinci cümlesi, Anayasa Mahkemesinin

11/4/2012 tarihli ve E.2011/33, K.2012/54 sayılı kararıyla Anayasa'nın 36. maddesine

aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiş; karar 13/10/2012 tarihli ve 28440

sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

12. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 30/5/2013

tarihli ve E.2012/16750, K.2013/9607 sayılı ilamı ile onanmıştır.

13. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 16/1/2014 tarihli ve

E.2013/13251, K.2014/340 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

14. Ret kararı 5/2/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş

24/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili Hukuk

15.Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrası şöyledir:

"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi

Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare

makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar."

16.Dava tarihinde yürürlükte olan 3083 sayılı Kanun'un, Anayasa

Mahkemesinin 1/4/2012 tarihli ve E.2011/33, K.2012/54 sayılı kararıyla iptal

edilmeden önceki 13. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:

"Uygulama alanlarında Bakanlar Kurulu

kararının Resmi Gazete'de yayımı tarihinden itibaren, kamulaştırma, toplulaştırma,

arazi değiştirilmesi ve dağıtım işlemlerinin tamamlanması veya tapuya tescili

sonuçlandırılıncaya kadar, gerçek kişilerle özel hukuk tüzelkişilerine ait

arazinin mülkiyet ve zilyetliği devir ve temlik edilemez. Bu araziler ipotek

edilemez ve satış vaadine konu olamaz. Ancak, bu kısıtlama süresi beş yılı

aşamaz. Sulama şebekesi tamamlanıp sulamaya geçinceye kadar da aynı işlemler

yapılmaz. Bu kısıtlamada ise süre, beş yılı aşamaz. Ancak, sulama alanlarında

toplulaştırma çalışmaları kısıtlama süresi içerisinde sonuçlandırılamadığı

takdirde, Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün teklifi ile Tarım ve Köyişleri

Bakanlığının onayı ile toplulaştırma çalışmalarının sonuçlandırılması amacıyla

kısıtlama süresi en fazla beş yıla kadar daha uzatılabilir.

Kısıtlama süresi içerisinde arazisini ve varsa

üzerindeki tesisleri satmak isteyen gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerin

müracaatları halinde, uygulayıcı kuruluş bu kişilere ait tarım toprağını ve

varsa üzerindeki tesisleri, altmış gün içinde bu Kanun hükümlerine göre kamulaştırır

veya yönetmelikle tespit edilecek esaslar dahilinde bunların başkalarına

satışına izin verir.

...

Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde

mahkemeler veya icra iflas daireleri tarafından bu arazi hakkında devir ve

temliki gerektiren bir karar verilemez. Miras yoluyla intikaller, bu hükmün

kapsamı dışındadır. Ayrıca mahkemeler satış suretiyle miras ortaklığının

giderilmesine karar veremezler."

17.Yürürlükte olan 3083 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"Uygulama alanlarında Bakanlar Kurulu

kararının Resmi Gazete'de yayımı tarihinden itibaren, kamulaştırma,

toplulaştırma, arazi değiştirilmesi ve dağıtım işlemlerinin tamamlanması veya

tapuya tescili sonuçlandırılıncaya kadar, gerçek kişilerle özel hukuk tüzelkişilerine

ait arazinin mülkiyet ve zilyetliği devir ve temlik edilemez. Bu araziler

ipotek edilemez ve satış vaadine konu olamaz. Ancak, bu kısıtlama süresi beş

yılı aşamaz. Sulama şebekesi tamamlanıp sulamaya geçinceye kadar da aynı

işlemler yapılmaz. Bu kısıtlamada ise süre, beş yılı aşamaz. Ancak, sulama

alanlarında toplulaştırma çalışmaları kısıtlama süresi içerisinde

sonuçlandırılamadığı takdirde, Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün teklifi ile

Tarım ve Köyişleri Bakanlığının onayı ile toplulaştırma çalışmalarının

sonuçlandırılması amacıyla kısıtlama süresi en fazla beş yıla kadar daha

uzatılabilir.

Kısıtlama süresi içerisinde arazisini ve varsa

üzerindeki tesisleri satmak isteyen gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerin

müracaatları halinde, uygulayıcı kuruluş bu kişilere ait tarım toprağını ve

varsa üzerindeki tesisleri, altmış gün içinde bu Kanun hükümlerine göre

kamulaştırır veya yönetmelikle tespit edilecek esaslar dahilinde bunların

başkalarına satışına izin verir.

...

Miras yoluyla intikaller, bu hükmün kapsamı

dışındadır."

18. Anayasa Mahkemesinin 11/4/2012 tarihli ve E.2011/33,

K.2012/54 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...

3083 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralı da

içeren temliki tasarrufların durdurulması başlıklı 13. maddesinde Bakanlar

Kurulu’nun Kanunu uygulama kararından itibaren uygulama sona erinceye kadar

uygulama alanındaki arazilere ilişkin temlik sonucu doğuracak tasarruf

işlemleri yasaklanmıştır. Bu çerçevede Bakanlar Kurulu kararının Resmî

Gazete’de yayımlanmasından itibaren, uygulama alanlarında kamulaştırma,

toplulaştırma, arazi değiştirilmesi ve dağıtım işlemlerinin tamamlanması veya

tapuya tescili sonuçlandırılıncaya kadar, gerçek kişilerle özel hukuk

tüzelkişilerine ait arazinin mülkiyet ve zilyetliğinin devri ve temliki

yasaklandığı gibi bu araziler üzerinde ipotek kurulmasına ve satış vaadi

yapılmasına da sınırlama getirilmiştir. Kanun, bu kısıtlamaların süresini beş

yılla sınırlandırmakla birlikte sulama alanlarında toplulaştırma çalışmalarının

bu süre içinde sonuçlandırılamaması halinde çalışmaların sonuçlandırılması

amacıyla kısıtlama süresinin en fazla beş yıla kadar uzatılmasına olanak

tanımıştır. Uzatmaların Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından

yapılması öngörülmüştür.

Ancak, Kanun kısıtlama süresince öngörülen

devir ve temlik yasağına bazı istisnalar öngörmüştür. Bu çerçevede kısıtlama

süresi içerisinde arazisini ve varsa üzerindeki tesisleri satmak isteyen

kişilerin başvurusu halinde uygulayıcı kuruluşun altmış gün içinde bu kişilerin

taşınmazlarını kamulaştırması ya da belli esaslar dâhilinde bunların

başkalarına satışına izin vermesi öngörülmüştür. Ayrıca uygulama alanındaki

arazinin Tarım Kredi Kooperatifleri ve bankalara ipotek edilmesine olanak

tanınmıştır. Tarım Kredi Kooperatifleri ve bankalar dışındaki kişiler lehine

ise ipotek yapılması mümkün değildir. İtiraz konusu kuralı da içeren son

fıkrada ise birinci fıkrada belirtilen beş yıllık süreler içinde mahkemeler

veya icra iflas daireleri tarafından uygulama alanındaki araziler hakkında

devir ve temliki gerektiren bir karar verilemeyeceği öngörülmüştür.Miras

yoluyla gerçekleşen intikaller ise bu hükmün kapsamı dışında tutulmuştur.Ayrıca

mahkemelerin satış suretiyle miras ortaklığının giderilmesine karar

veremeyeceği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla kısıtlama süresince satış ve

ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla devirler uygulayıcı kuruluşun kontrolüne

tabi tutulmuş, miras yoluyla devirlere izin verilmiş, bunların dışındaki

devirler ise tamamen yasaklanmıştır. Mahkemeler ve icra dairelerine getirilen

devir ve temlik sonucunu doğurucu karar verme yasağı ise kısıtlama süresince

mutlak bir yasak olarak düzenlenmiştir.

Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü

ve adil yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Adil yargılanma hakkının temel

unsurlarından birisi mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı,

uyuşmazlığı hakkında nihai ve icra edilebilir karar verecek bir yargı mercii

önüne uyuşmazlığı götürme hakkı olarak tanımlanabilir. Bu nedenle mahkemeye

erişim hakkı aynı zamanda mahkemeden icra edilebilir bir karar almayı da

içerir. Dava açılmasına herhangi bir engel olmamakla birlikte, mahkemenin

davayı çözme yetkisi yoksa ya da kararını uygulatma imkânı bulunmuyorsa

mahkemeye erişim hakkından söz edilemez.

İtiraz konusu kural belli sürelerle mahkemelerin

ve icra iflas dairelerinin devir ve temlik sonucu doğuran kararlar vermelerini

yasaklamaktadır. Devir ve temlik işlemlerinin durdurulma süresi kanunda beş yıl

olarak öngörülmüş olmakla birlikte on yıla kadar uzatılması mümkündür. Bu süre

boyunca mahkemelere devir ve temlik sonucunu doğuracak karar verme yasağı

öngörülmekle birlikte mahkemelerin nasıl karar vereceğine ilişkin bir açıklık

getirilmemiştir. Bu durumda mahkemelerin önlerindeki derdest davaları askıya mı

alacağı yoksa incelemeye devam ederek devir ve temlike neden olmayan bir karar

mı vermek zorunda olduğu konusunda açıklık bulunmamaktadır.

Mahkemeler bu seçeneklerden hangisini

uygularsa uygulasın davada haklı olmakla birlikte itiraz konusu kural nedeniyle

devir ve temlik sonucu doğuracak bir karar verilememesi sonucu hakkını elde

edemeyen taraf, uygulama işlemleri tamamlandıktan sonra da haklarını tam olarak

elde edemeyecektir. Davayı askıya alma halinde, dava konusu taşınmaz uygulama

kapsamında bölünmüş ya da başka bir taşınmaz ile birleştirilmiş veya başka bir

kişiye tahsis edilmiş olabileceğinden dava sonunda verilen kararın uygulanma

kabiliyeti kalmayacaktır. Dava konusu taşınmazın kamulaştırılmış olması halinde

de kamulaştırma bedeli tapuda malik gözüken kişiye ödenmiş olacağından davada

haklı olan tarafın kamulaştırma bedeli alması da mümkün olmayacak veya

alabilmesi için yeni davalar açması gerekecektir.

Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 36.

maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğünü ihlal edici nitelikte olup

Anayasa’ya aykırıdır, iptali gerekir.

..."

19. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

732. maddesi şöyledir:

"Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz

üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde,diğer

paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler."

20. 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu'nun 14/7/2004 tarihli ve 5219 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle

değiştirilen 427. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"... Alacağın tamamının dava edilmiş

olması halinde, hükümde, asıl isteminin kabul edilmeyen bölümü birmilyar lirayı

geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur; şu kadar ki karşı tarafça temyiz yoluna

başvurulması halinde, düzenleyeceği cevap dilekçesinde temyize ilişkin

itirazlarını ileri sürmesi mümkündür.

438 inci maddenin birinci fıkrasındaki

onmilyar liralık duruşma sınırı ile 440 ıncı maddenin üçüncü fıkrasının birinci

bendindeki altımilyar liralık karar düzeltme sınırının belirlenmesinde

yukarıdaki fıkra hükmü kıyasen uygulanır.

..."

21. 1086 sayılı mülga Kanun'un 438. maddesinin birinci ve

dördüncü fıkrası şöyledir:

"Yargıtay temyiz incelemesini dosya

üzerinde yapar. Ancak tüzelkişiliğin feshine veya genel kurul kararlarının

iptaline, evlenmenin butlanına veya feshine, boşanma veya ayrılığa, velayete,

nesebe ve kısıtlamaya ilişkin davalarla miktar veya değeri onmilyar lirayı aşan

alacak ve ayın davalarında taraflardan biri temyiz dilekçesi veya cevap

dilekçesinden duruşma yapılmasını istemiş ise, Yargıtayca bir gün belli

edilerek taraflara usulen tebligat yapılır. Tebliğ tarihi ile duruşma günü

arasında en az onbeş gün bulunması gerekir; taraflar gelmişlerse bu süreye

bakılmaz. Tebligat gideri verilmemişse duruşma isteği dikkate alınmaz."

"Duruşma günü belli edilen hallerde

Yargıtay, tarafları veya gelen tarafı dinledikten sonra ve taraflardan hiç biri

gelmemiş ise dosya üzerinde inceleme yaparak kararını o gün tefhim eder."

22. 1086 sayılı mülga Kanun'un ek 2. maddesi şöyledir:

"Görev, kesin hüküm, Yargıtayda duruşma, karar düzeltme ve senetle

ispata ilişkin maddelerdeki parasal sınırlar, 1 Ocak 1990 tarihinden itibaren

dört katı olarak uygulanır. Bu uygulama nedeniyle görevsizlik kararı

verilemez."

23. 1086 sayılı mülga Kanun'un ek 3. maddesi şöyledir:

"Görev, kesin hüküm, Yargıtayda duruşma, karar düzeltme, senetle

ispata ve sulh mahkemelerindeki taksim davalarında muhakeme usulünün

belirlenmesine ilişkin maddelerdeki parasal sınırlar, 1/1/1998 tarihinden

itibaren iki, 1/1/2000 tarihinden itibaren dört katı olarak uygulanır. Bu uygulama

nedeniyle mahkemelerce görevsizlik kararı verilemez."

24. 1086 sayılı mülga Kanun'un ek 4. maddesi şöyledir:

"Görev, kesin hüküm, istinaf, temyiz, Yargıtayda duruşma, senetle

ispata ve sulh mahkemelerindeki taksim davalarında muhakeme usulünün belirlenmesine

ilişkin maddelerdeki parasal sınırlar; her takvim yılı başından geçerli olmak

üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 213 sayılı Vergi

Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca

her yıl tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle

uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların onmilyon lirayı

aşmayan kısımları dikkate alınmaz. Bu uygulama nedeniyle mahkemelerce

görevsizlik kararı verilemez.

Yukarıdaki fıkra uyarınca her takvim yılı başından geçerli olmak üzere

uygulanan parasal sınırların artışı, artışın yürürlüğe girdiği tarihten önce

ilk derece mahkemelerince nihaî olarak karara bağlanmış davalar ile bölge

adliye mahkemesi kararı üzerine yeniden bakılan davalarda ve Yargıtayın bozma

kararı üzerine kararı bozulan mahkemece yeniden bakılan davalarda

uygulanmaz."

25. 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun

mükerrer 298. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...B) Yeniden değerleme oranı, yeniden değerleme yapılacak yılın

Ekim ayında (Ekim ayı dahil) bir önceki yılın aynı dönemine göre Devlet

İstatistik Enstitüsünün Toptan Eşya Fiyatları Genel Endeksinde meydana gelen

ortalama fiyat artış oranıdır. Bu oran Maliye Bakanlığınca Resmî Gazete ile

ilân edilir. ..."

26. 1086 sayılı mülga Kanun'un geçici 2. maddesi şöyledir:

"Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı

Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş,

Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî

Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna

başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanununun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan

değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam

olunur."

27. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun geçici 3. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004

tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye

Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci

maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar,

1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına

devam olunur.

Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama

tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında,

kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı

Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin

uygulanmasına devam olunur."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 17/11/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

29. Başvurucular; dava konusu taşınmazda murislerinin müşterek

malik olduklarını, hissedarlardan H.D. ve B.D.nin paylarını üçüncü kişiye

sattıklarını, durumu öğrenir öğrenmez şufa davası açtıklarını, davadan sonra

taşınmazın bulunduğu yerin Bakanlar Kurulunun kararı ile 3083 sayılı Kanun

gereğince toplulaştırma kapsamına alındığını, Mahkemece karar verilmeden önce

hükme esas alınan 3083 sayılı Kanun'un 13. maddesinin son fıkrasındaki "Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde

mahkemeler veya icra iflas daireleri tarafından bu arazi hakkında devir ve

temliki gerektiren bir karar verilemez." cümlesinin Anayasa

Mahkemesi tarafından iptal edildiğini, kararın 13/10/2012 tarihli Resmî

Gazete'de yayımlandığını, iptal edilen kanuna dayalı olarak karar verilmesinin

mümkün olmadığını buna ilişkin itirazlarını temyiz ve karar düzeltme aşamasında

dile getirmelerine rağmen Yargıtayın gerekçe göstermeden taleplerini

reddettiğini, Anayasa'nın 138. maddesinde kanunilik ilkesinin benimsendiğini,

uyuşmazlık konusu olay sırasında hangi kanun ve mevzuat geçerli ise bu normun

uygulanması gerektiğini, dava konusu taşınmazdaki payların 9/3/2009 tarihinde

üçüncü şahsa satıldığını, şufa davasının 29/4/2009 tarihinde açıldığını,

toplulaştırma kararının 27/5/2009 tarihinde alındığını, satış ve dava tarihinin

toplulaştırma kararından önce olduğunu, bu açıdan Bakanlar Kurulu kararının

derdest davayı etkileyemeyeceğini, Yargıtayda duruşmalı temyiz talebinde

bulunmuş olmalarına rağmen bu konuda hiçbir değerlendirme yapılmadan dosya

üzerinden inceleme yapıldığını, bu yönüyle savunma haklarının kısıtlandığını,

haklı oldukları davada yargılama gideri ve para cezası ödemek zorunda

kaldıklarını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

30. Başvurucuların adil yargılanma hakkı kapsamında ileri

sürdükleri ihlal iddiaları duruşmalı yargılama hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddia ile mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği iddiası başlıkları

altında incelenmiştir.

1.Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Duruşmalı Yargılama Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucular, temyiz aşamasında duruşma talepleri olmasına

rağmen bu konuda herhangi bir değerlendirme yapılmadan duruşmasız inceleme

yapıldığını ileri sürmüşlerdir.

32. Bakanlık görüşünde bu hususta değerlendirme yapılmamıştır.

33. Başvurucuların söz konusu iddiası, yargılama sürecinde

temyiz aşamasında sözlü beyanda bulunmasına imkân tanınmamış olmasına yönelik

olduğundan ilgili iddianın aleni yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi uygun

görülmüştür.

34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine

karar verebilir."

35.6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez olduğuna

karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının

salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara

yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan

başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça

dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

36. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının temel unsurlarından biri de Anayasa'nın 141. maddesinde

düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Yargılamanın

açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak

yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada

keyfîliği önlemektir. Bu yönüyle anılan ilke hukuk devletinin en önemli

gerçekleştirme araçlarından birini oluşturur. "Duruşmalı yargılama

hakkı", her türlü yargılamanın mutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğu

anlamına gelmez. Adil yargılama ilkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve

iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna

tutulması ve duruşma yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlalini

oluşturmaz. Özellikle ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp

karar verildikten sonra kanun yolu incelemesinin, tarafların iddia veya

savunmaları yazılı olarak alındıktan sonra dosya üzerinden yapılması hâlinde

adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32).

37. 1086 sayılı mülga Kanun'un hâlen yürürlükte olan ve 5219

sayılı Kanun'un 2. maddesiyle değiştirilen 438. maddesinde, temyiz

incelemesinin kural olarak dosya üzerinden yapılacağı hüküm altına alınmakla

birlikte sınırlı olarak sayılan bazı istisnai durumlarda temyiz incelemesi için

duruşma yapılacağı belirtilmiştir. Yine aynı maddede bu istisnalardan biri

olarak uyuşmazlık miktarı on milyar lirayı aşan alacak davalarına ilişkin

temyiz incelemesinin, taraflardan birinin talebi üzerine duruşmalı olarak

yapılması düzenlenmiştir.

38. Anılan Kanun maddesinde yer verilen on milyar liralık sınır

1086 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi uyarınca her yıl güncellenmektedir. Bu

bağlamda başvurucunun duruşmalı olarak temyiz talebinde bulunduğu 2013

senesinde duruşma sınırının güncellenmiş değeri 18.560 TL'dir.

39. Bireysel başvuruya konu edilen tapu iptali ve tescil

davasının yargılaması sırasında Mahkeme, taşınmazın keşifte tespit edilen

155.863,30 TL'lik değer üzerinden eksik kalan harcın yatırılması için ara karar

tesis etmiş, belirlenen harç, davacı tarafça Mahkeme veznesine yatırılmıştır.

Mahkeme davayı tümden reddetmiştir. Bu doğrultuda temyizde duruşma talep

edebilme sınırının hesaplanmasına yönelik uyuşmazlık miktarının yasal sınırın

üzerinde olduğu ve İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik temyiz incelemesinin

duruşmalı olarak yapılması gerektiği söylenebilir. Başvurucular temyiz incelemesinin

duruşmalı olarak yapılmasını istemiş ise de Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin dosya

üzerinden değerlendirme yaptığı anlaşılmıştır.

40. Temyiz yolu ilk derece mahkemesi kararlarına karşı

başvurulabilen, ilk derece mahkemeleri önüne taşınmış vakaların, bu mahkemelerce

usulüne uygun olarak incelenip incelenmediğinin ve özellikle ilgili vakalara

kanunların doğru uygulanıp uygulanmadığının kontrol edildiği olağan kanun

yoludur. 1086 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri de temyiz yoluna müracaatlarda

kural olarak incelemenin dosya üzerinden yapılacağını, istisnai durumlarda ise

duruşmalı olarak incelemenin zorunlu bir usul olduğunu kurala bağlamıştır (Cengiz Topel Çelikoğlu, B. No: 2013/8049,

18/2/2016, § 88).

41. 1086 sayılı mülga Kanun'un temyiz ile ilgili hükümlerinde,

taraflarca sınırlı durumlarda temyiz incelemesinin duruşmalı olarak

yapılmasının talep edebileceği, duruşma için belirlenen günde Yargıtayın

gelenleri dinleyeceği, taraflardan hiçbiri gelmemiş ise dosya üzerinden

inceleme yaparak karar vereceği düzenlenmiştir (Cengiz Topel Çelikoğlu, § 89)

42. Somut olayda, temyize konu edilen uyuşmazlık miktarının

duruşmalı inceleme yapılabilmesi için Kanun'da öngörülen sınırın üzerinde

olduğu ve başvurucuların da duruşma yapılması talebine karşın incelemenin dosya

üzerinden yapıldığı anlaşılmış ise de yazılı yargılama usulünün uygulandığı

başvuru konusu davanın niteliği dikkate alındığında başvurucuların kişisel

özellikleri, davranışları gibi sözlü yargılamayı zorunlu kılan olguların

Yargıtayın kararını doğrudan etkileme potansiyeline sahip olmadığı, Yargıtayın

dava dosyasının içeriği, yazılı belgeler ve beyanlara istinaden uyuşmazlığı

hakkaniyete uygun bir şekilde sonlandırma imkânına sahip olduğu, başka bir

ifadeyle şikâyet konusu temyiz incelemesinin yazılı sunumlar temelinde hüküm

vermeye elverişli bir yapıda olduğu, nitekim Kanun'da tarafların duruşmaya

gelmemeleri hâlinde incelemenin dosya üzerinden yapılmasına imkân tanındığı

anlaşılmıştır.

43. Bunların yanında, Kanun'da tanınmış usule ilişkin bir hakkın

mahkeme tarafından resen kullandırılmamasının, yargılamayı her durumda adil

olmaktan uzaklaştırmayacağı hususu ile birlikte başvurucuların da Anayasa

Mahkemesine, sözlü yargılama yapılması hâlinde daha önce sunduğu belge ve

delillerin dışında yargılamanın sonucunu etkileyebilecek nitelikte, esasa

yönelik hangi beyan veya delilleri sunacağına ilişkin bir açıklamada

bulunmadığı anlaşılmıştır.

44. Açıklanan nedenlerle yargılamanın bütünü gözönüne

alındığında aleni yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlal

bulunmadığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

45. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça dayanaktan

yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka

bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

46. Başvurucular, hisselerin devredildiği ve davanın açıldığı

tarihte Bakanlar Kurulunun toplulaştırma kararı almadığını, hükme esas alınan

kanun hükmünün davanın derdest olduğu dönemde Anayasa Mahkemesince iptal

edildiğini, Mahkemenin yargılama sırasında alınan Bakanlar Kurulu kararı ile

iptal edilmiş kanun hükmüne dayanarak davayı reddettiğini belirterek adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

47. Bakanlık görüşünde, başvurucuların açtığı şufa davasında

Bakanlar Kurulunun toplulaştırma kararını taraflar arasında yargılama devam

ederken almasının davanın esasına ilişkin sonucu belirleyip belirlemediği,

öngörülebilir olmayan Bakanlar Kurulu kararının meşru kabul edilip

edilemeyeceği, müdahale sonucunda davalı üçüncü kişinin, başvuruculara nazaran

önemli ölçüde avantajlı hâle gelip gelmediği, ilk derece mahkemesi kararında

devir ve temlike engel gösterilen kanuni düzenleme ortadan kaldırıldığı hâlde

davanın reddedilmesinin keyfîlik taşıyıp taşımadığı hususundaki değerlendirme

yetkisinin Anayasa Mahkemesine ait olduğu belirtilmiştir.

48. Başvurucuların, Mahkemenin esas hakkında değerlendirme

yapmadan iptal edilen Kanun hükmüne dayalı olarak davanın reddine karar vermesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkiniddialarının,uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteme

hakkına yönelik olması nedeniyle mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi

uygun görülmüştür.

49. Bunun yanında başvurucuların, yargılama sırasında ileri

sürülen iddiaların (bkz. § 49) Yargıtay temyiz ve karar düzeltme aşamalarında değerlendirilmediğinekararların

bu açıdan gerekçesiz olduğuna ilişkin şikâyetleri de Mahkemeye erişim hakkı

kapsamında incelenmiştir.

50. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,

2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B.

No: 2012/791, 7/11/2013, § 51; Ş.Ç.,

B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41).

51. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık

kapsamında bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde

karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye

başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını (Özkan

Şen, § 52) ya da kişinin bizatihi mahkemeye başvurmuş olmasını

anlamsız hâle getiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (İbrahim Can Kişi, B. No: 2012/1052,

23/7/2014, § 31).

52. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye etkili

erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak

kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda

tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye

ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade

etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki

belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu

hakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir (Şener

Berçin, B. No: 2013/5516, 22/1/2015, § 52).

53. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa’nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması da mümkün

olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir

kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları

ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak

bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz (Hüseyin Dayan, B.No: 2013/5033, 13/4/2016,

§ 46).

54. AİHM de mahkemeye erişim hakkının dayanağı olan Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinde adil yargılanma hakkının

sınırlandırılması rejimi düzenlenmemiş olmasına rağmen bunun hiçbir surette

mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılamayacağı anlamını taşımadığını, hakkın

niteliği gereği mahkemeye erişim konusunda devletin birtakım sınırlama ve

düzenlemeler yapmasının kaçınılmaz olduğunu ve bu nedenle sözleşmeci

devletlerin bu konuda bir takdir alanına sahip olduklarını kabul etmektedir.

Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte meşru bir amaca

dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının

gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak

şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gerekir (Rıza Gençoğlu, B. No: 2013/3543, 7/5/2015,

§ 49).

55. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilen

mahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların kanuni olması, hakkın özünü

zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve

ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§ 38; İbrahim Can Kişi, § 36).

56. Somut olayda başvurucuların murislerinin hissedar olduğu

taşınmazda bir kısım paydaşın 9/3/2009 tarihinde paylarını üçüncü kişiye sattığı,

bunun üzerine müşterek malik olan başvurucuların kanundan doğan şufa haklarını

kullanmak üzere 29/4/2009 tarihinde Batman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde

tapu iptali ve tescil davası açtıkları,yargılama devam ederken 27/5/2009

tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararı ile

dava konusu taşınmazın da yer aldığı Batman ili, Aydınkonak köyünün 3083 sayılı

Kanun gereği toplulaştırma kapsamına alındığı anlaşılmıştır.

57.3083 sayılı Kanun’un 13. maddesinde, uygulama alanlarında

Bakanlar Kurulu kararının Resmî Gazete'de yayımlanma tarihinden itibaren

kamulaştırma, toplulaştırma, arazi değiştirilmesi ve dağıtım işlemlerinin

tamamlanması veya tapuya tescili sonuçlandırılıncaya kadar gerçek kişilerle

özel hukuk tüzel kişilerine ait arazinin mülkiyet ve zilyetliğinin beş yıl

süreyle devir ve temlik edilemeyeceği, anılan bu sürenin de beş yıla kadar

uzatılabileceği düzenlenmiştir.

58. Yineaynı Kanun’un 13. maddesinin son fıkrasının birinci

cümlesinde, anılan kanunun birinci fıkrasında belirtilen süreler içinde

mahkemeler ve icra, iflas daireleri tarafından toplulaştırma yapılan arazilerle

ilgili devir ve temlik gerektiren bir karar veremeyeceği belirtilmiş,

Mahkemenin bu hükme dayanarak4/7/2012 tarihinde davayı reddettiği anlaşılmıştır.

59. Mahkemenin davaya esas aldığı anılan kanun hükmü, Anayasa

Mahkemesinin 13/10/2012 günlü Resmî Gazete’de yayımlanan 11/4/2012 tarihli ve

E. 2011/33, K. 2012/54 sayılı kararı ile iptal edilmiş, iptal kararının aynı

tarihte yürürlüğe girmesinden sonra mahkeme hükmü, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin

30/5/2013 tarihli kararı ile onanmış, karar düzeltme talebinin16/1/2014

tarihinde reddedilmesiyle hüküm kesinleşmiştir.

60. Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa

Mahkemesi kararlarının Resmî Gazetede yayımlanmasıyla birlikte yasama, yürütme

ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı

belirtilmiştir.

61. Davada esas alınan Kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı

iddiası ile yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, Kanun'da öngörülen

karar verme yasağını adil yargılanma hakkının alt unsuru olan mahkemeye erişim

hakkıyla ilişkili görmüş; Mahkemeye erişim hakkının, uyuşmazlık hakkında nihai

ve icra edilebilir karar verecek bir yargı mercii önüne uyuşmazlığı götürme

hakkı olarak tanımlanabileceğini, mahkemeye erişim hakkının aynı zamanda

mahkemeden icra edilebilir bir karar almayı da içerdiğini, dava açılmasına

herhangi bir engel olmamakla birlikte, mahkemenin davayı çözme yetkisi yoksa ya

da kararını uygulatma imkânı bulunmuyorsa mahkemeye erişim hakkından söz

edilemeyeceğini, itiraz konusu kural belli sürelerle mahkemelerin ve icra iflas

dairelerinin devir ve temlik sonucu doğuran kararlar vermelerinin

yasaklandığını, devir ve temlik işlemlerinin durdurulma süresi kanunda beş yıl

olarak öngörülmüş olmakla birlikte on yıla kadar uzatılmasının mümkün

olduğunu,bu süre boyunca mahkemelere devir ve temlik sonucunu doğuracak karar

verme yasağı öngörülmekle birlikte mahkemelerin nasıl karar vereceğine ilişkin

bir açıklık getirilmediğini, bu durumda mahkemelerin önlerindeki derdest

davaları askıya mı alacağı yoksa incelemeye devam ederek devir ve temlike neden

olmayan bir karar mı vermek zorunda olduğu konusunda açıklık bulunmadığını,

mahkemelerin bu seçeneklerden hangisini uygularsa uygulasın davada haklı

olmakla birlikte itiraz konusu kural nedeniyle devir ve temlik sonucu doğuracak

bir karar verilememesi sonucu hakkını elde edemeyen tarafın, uygulama işlemleri

tamamlandıktan sonra da haklarını tam olarak elde edemeyeceğini, davayı askıya

alma hâlinde, dava konusu taşınmaz uygulama kapsamında bölünmüş ya da başka bir

taşınmaz ile birleştirilmiş veya başka bir kişiye tahsis edilmiş

olabileceğinden dava sonunda verilen kararın uygulanma kabiliyetinin

kalmayacağını, dava konusu taşınmazın kamulaştırılmış olması hâlinde de

kamulaştırma bedeli tapuda malik gözüken kişiye ödenmiş olacağından davada

haklı olan tarafın kamulaştırma bedeli alması da mümkün olmayacağı veya

alabilmesi için yeni davalar açması gerekeceğini belirterek anılan kuralın

Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğünü ihlal ettiği

sonucuna ulaşmıştır (AYM, E.2011/33, K.2012/54, 11/4/2012).

62. Mahkemenin, davanın açıldığı ve müşterek mülkiyete konu

hisselerin üçüncü kişiye satıldığı tarihte toplulaştırma kapsamında bulunmayan

dava konusu yerin yargılama sırasında alınan Bakanlar Kurulu kararına göre 3083

sayılı Kanun kapsamda olduğunu kabul ederek Anayasa Mahkemesinin 13/10/2012

tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 11/4/2012 tarihli kararı

ile iptal edilen 3083 sayılı Kanun'un 13. maddesinin son fıkrasındaki "Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde mahkemeler

veya icra iflas daireleri tarafından bu arazi hakkında devir ve temliki

gerektiren bir karar verilemez." hükmüne dayalı olarak davanın

esasını değerlendirmeden verdiği ret kararı nedeniyle ileri sürülen ihlal

iddiasına konu müdahalenin yasal dayanağının bulunmadığı, Mahkemece yapılan

değerlendirmenin, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri bağlamında

öngörülebilirlik sınırları içerisinde olmadığı ve başvurucularınmahkemeye

ulaşmasını aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız hâle getiren nitelikte

olduğu, buna göre başvurucuların mahkemeye erişim haklarının zedelendiği

sonucuna ulaşılmıştır.

63. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasanın 36.

maddesinde güvence altına mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3.6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

64. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. ...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

65. Başvurucular, yeniden yargılama ve 100.000 TL maddi, 100.000

TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.

66. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

67. Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlal, adil yargılanma

hakkının unsurlarından olan mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmesinden

kaynaklandığından ve ihlalin yeniden yargılama yapılarak ortadan

kaldırılmasında hukuki yarar bulunduğundan, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin Batman 1. Asliye

Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

68. Yeniden yargılama kararı verildiğinden başvurucuların

tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

69. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Duruşmalı yargılama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye

erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkı ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Batman 1.

Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2006,10 TL yargılama giderinin başvuruculara müşterek olarak ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/11/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Yakup MACİT

Başvurucular

:

1. Mehmet

SOYSAL

2. Süleyman

SOYSAL

3. Hüseyin

SOYSAL

4. Gülsine

SOYSAL

5. Hasan

SOYSAL

6. Necla AY Vekili : Av. Mehmet Masum ERKEN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/2678, 17 Kasım 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; Kenan
  12. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye
  13. C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkı ihlalinin
  14. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Necipoğlu
  17. Hakyemez
  18. Soysal
  19. Soysal
  20. Soysal
  21. Soysal
  22. Soysal
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/2678
Tarih
17 Kasım 2016

İlgili Kararlar

  • Gülşen Özsoy ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/774)
  • Mehmet Şerif Tunç Başvurusu (B. No: 2014/4460)
  • Halil Dündar Başvurusu (B. No: 2014/12436)
  • Hasan Bayık Başvurusu (B. No: 2014/13471)
  • Lokman Durmaz Başvurusu (B. No: 2014/19557)
  • Ahmet Alkan Başvurusu (B. No: 2014/18601)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.