İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Metin Dilmaç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1439)

1. Başvuru; askerlik görevini ifa

Başvuru No2013/1439Tarih14 Ekim 2015Okuma22 dk · 4.326 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Metin Dilmaç Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
14 Ekim 2015
Başvuru Numarası
2013/1439
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.326 kelime·22 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; askerlik görevini ifa

sırasında bunalıma girdiğine ve intihar edebileceğine dair emareler bulunmasına

rağmen görevli komutanların müdahale etmemesi ve gerekli önlemleri almamaları

nedeniyle meydana gelen ölüm dolayısıyla yaşam hakkının; gerekçe

gösterilmeksizin müterafik kusur uygulanarak

bilirkişi raporuyla belirlenen zararın çok cüzi bir kısmına denk gelebilecek

oranda tazminat takdir edilmesi, bundan daha fazla miktarda idare lehine

vekâlet ücretine hükmedilmesi, bağımsız ve tarafsız olmayan bir mahkemede

yargılama yapılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 14/2/2013 tarihinde

Edirne İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/6/2014

tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 12/12/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve başvuru belgelerininbir örneğinin

görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlık tarafından 13/2/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvuruculara 20/2/2015 tarihinde

bildirilmiş; başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 26/2/2015

tarihinde sunmuşlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri, ilgili soruşturma ve yargılama

dosyası içerikleri ile Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

1. Başvurucuların Yakının Askerlik

Süreci

7. Askerlik hizmetini Edirne Süloğlu 54. Mknz.

P. Tug. K.Yrd. 1. Tnk. Tb.

1. Tnk. Bl. Komutanlığında yerine getiren

başvurucuların yakını Tnk. Er Erdem Dilmaç, yapılan

katılış muayenesinde sağlam raporu almış; psikiyatrik yönden muayene ve tedavi

görmemiştir.

8. Erdem Dilmaç’ın psikolojik ve ekonomik sıkıntılarına

ilişkin rehberlik danışma merkezine ya da amirlerine herhangi bir müracaatı

olmamıştır. Kendisi hakkında düzenlenen danışmanlık kartında da başarılı ve

azimli bir asker olduğu, herhangi bir problemini beyan etmediği kaydedilmiştir.

9. Erdem Dilmaç, askerliği sırasında mekanik nişancılık ve

atış eğitimi almıştır.

10. Başvurucuların yakını 22/8/2010

tarihinde, silahlı ve mermili olarak ifa edilen yol devriye nöbetinin bitimine

az bir zaman kala nöbet mahallinde göğüs bölgesinden vurulmuş olarak bulunmuş

ve şahsın vefat ettiği anlaşılmıştır.

2. Ceza Soruşturması Süreci

11. Olayın bildirilmesi üzerine 54. Mekanize Piyade Tugay

Komutanlığı Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık) tarafından resen soruşturma

başlatılmıştır.

12. Soruşturma kapsamında Askerî Savcı eşliğinde adli tıp

uzmanları tarafından gerçekleştirilen otopsi neticesinde Erdem Dilmaç’ın

(müteveffa) bitişik atış neticesinde ateşli silah yaralanması sonucu gelişen

akciğer ve kalp hasarına bağlı yoğun kan kaybı sebebiyle vefat ettiği tespit

edilmiştir.

13. Edirne İl Jandarma Komutanlığı Olay Yeri İnceleme Timi

tarafından olay yerinde ve müteveffanın cesedi üzerinde inceleme yapılarak olay

yeri inceleme raporu hazırlanmıştır.

14. Olay yerinde bulunan silah, boş kovan ve müteveffanın

kıyafetleri üzerinde kriminal inceleme gerçekleştirilmiştir.

İnceleme neticesinde düzenlenen uzmanlık raporları uyarınca müteveffanın ölümü

sonucunu doğuran ateşli silah yaralanmasının müteveffaya teslim edilen piyade

tüfeğiyle vücuduna bitişik şekilde yapılan atıştan kaynaklandığı, başka bir

kişinin atışa fiilen dâhil olduğuna dair hiçbir delil ve emare bulunmadığı

belirlenmiştir.

15. Müteveffanın üzerinden çıkan iki farklı mürekkepli

kalemle yazılan notlar üzerinde kriminal inceleme

yapılarak bu notların müteveffa tarafından kaleme alındığı tespit edilmiştir.

16. Müteveffanın cebinde çıkan ilk notta “Ben hırsız değilim.”, “Beni bunalıma siz soktunuz.”, “Y. uzman ve E. Astsubay bana dün hırsız gibi

baktınız, asıl hırsız size benim hakkımda bilgi verendir.” “Sorumlu sizsiniz.”

şeklinde, ikinci notta ise “A. bana başka

çare bırakmadınız namusum üzerine yemin ederim ki bölükte olan hısızlıklardan hiçbir bilgim yok ve senin telefonunu ben

almadım.”, “A ve N’(y)e hakkımı

helal etmiyorum.” ve “Bölükte

herkes benim hakkımda ne düşünüyorsa yanlış düşündü.” şeklinde

ifadeler yer aldığı tespit edilmiştir.

17. Soruşturma kapsamında müteveffanın arkadaşlarının ve

komutanlarının tanık olarak ifadeleri alınmıştır. Tanık ifadelerinde

müteveffanın içine kapanık, askerlikle uyumlu, herhangi bir disiplin ve uyum sorunu

olmayan ancak ekonomik sıkıntıları olan bir personel olduğu, bu nedenle

arkadaşlarına borçları olduğu, arkadaşlarının kendisine küçük ve basit

yardımlarda bulunduğu beyan edilmiştir.

18. Bölük içinde cep telefonu çalınması olayında adının

geçtiği anlaşılmıştır. Ancak üzerinde bulunan notlarda da bahsettiği bu olayla

ilgili olarak kendisine resmî bir suçlama yöneltilmediği tespit edilmiştir.

19. Bu kapsamda Askerî Savcılığın 11/10/2010

tarihli ve E.2010/639, K.2010/48 sayılı kararıyla “soruşturma neticesinde toplanan bilgi ve delillerin tahlili

neticesinde, müteveffanın kendisini ruhsal bunalıma sürükleyen ekonomik ve

maddi sorunların olumsuz tesiri altında, olay günü nöbet sebebiyle hamili

olduğu silah ve mermileri kullanıp göğüs bölgesine bir el ateş etmek suretiyle

kendi hayatına son verdiği anlaşılmış; müteveffanın eylemi öncesinde kendisini

intihara sevk etmekte veya eylemi sonrasında müteveffanın durumunu tespit,

teşhis ve müdahale görevinin yapılmamasında kastı, kusuru ya da ihmali bulunan

herhangi bir kişiye veya herhangi bir suç unsuruna rastlanılmamıştır.”

gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

20. Anılan karara karşı başvurucuların vekilinin yaptığı

itiraz, Çorlu 5. Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 8/12/2010

tarihli ve 2010/A-12 Evrak ve 2010/1357 Müteferrik sayılı kararıyla

reddedilmiştir.

3. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde Açılan

Tazminat Davası Süreci

21. Başvurucuların maddi ve manevi zararlarının tazmini

istemiyle yaptıkları idari müracaatın zımnen reddedilmesi üzerine açılan tam

yargı davasında, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) İkinci Dairesinin 15/2/2012 tarihli ve E.2011/1193, K.2012/170 sayılı

kararıyla davanın reddine karar verilmiştir.

22. Başvurucuların karar düzeltme talebinde bulunması üzerine

aynı Dairenin 5/12/2012 tarihli ve E.2012/527,

K.2012/1146 sayılı kararıyla davacılar yakınının intihar olayından sonra

üzerinde çıkan notlar ve tanık ifadeleri birlikte değerlendirildiğinde

müteveffanın görev yaptığı birlikte bir askerin cep telefonunun kaybolduğu,

arkadaşlarının müteveffadan şüphelenerek onu sorguladıkları, onun da bundan

etkilenip emre aykırı olarak silah şarjörünü tam doldurarak nöbete gittiği, bu

durumun tanık er A. G. tarafından bilinmesine rağmen birlik komutanına bilgi

verilmediği hatta tanık er E. K.nın beyanına göre A.

G. ve A. Ö. ile birlikte bulundukları bir ortamda ciddi söylenmiş söz olarak

algılanmasa dahi müteveffanın ''... Ben

kafama sıkacağım, bu işi kökten çözeceğim...'' şeklinde sözler sarf

ettiği, bu ve benzeri emarelere rağmen gerekli tedbirin alınmadığı, kendi

beyanına göre yapmadığı bir hırsızlık eyleminden dolayı suçlanmasını

hazmedemeyen müteveffanın intihar ettiği, intihar edeceğine ilişkin emareler

göstermesine ve bu durumun davacıyla aynı birlikte görevli başka personel

tarafından bilinmesine rağmen gerekli tedbirin alınmadığı, bu nedenle hizmetin

iyi ve sağlıklı şekilde işletilmemesinden kaynaklanan hizmet kusurunun

bulunduğu, bununla birlikte ölüm olayının davacılar yakınının kendi iradesiyle

vuku bulması sebebiyle dava konusu olayda müteveffanın da müterafik

kusurunun olduğunun anlaşıldığı, zararın tespiti amacıyla yapılan bilirkişi

incelemesi sonucu düzenlenen 12/11/2012 tarihli

raporda davacı anne Cemile Dilmaç'ın 25.874 TL, davacı baba Metin Dilmaç'ın ise

23.042 TL maddi tazminat hak edişinin mevcut olduğunun bildirildiği, bilirkişi

raporunun uygun bulunduğu belirtilip karar düzeltme isteminin kabulüne,

müteveffanın müterafik kusuru da dikkate alınarak

başvurucular için maddi ve manevi toplam 12.050 TL tazminata, 2/11/2011 tarihli

ve 28103 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 659 sayılı

Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk

Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 14.

maddesi uyarınca davalı idare lehine ise toplam 13.387 TL vekâlet ücretine

hükmedilmiştir.

23. Karar, başvuruculara 29/1/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular, süresi içinde 14/2/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

24. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun “Doğrudan

doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı 43. maddesi şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin

yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir

yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama

başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin

kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve

altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten

itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler.

Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan

tam yargı davasının görevden reddi halinde sonradan Askeri Yüksek İdare

Mahkemesine açılan davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı

aranmaz.”

25. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk

Borçlar Kanunu’nun haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin ceza hukuku ile

ilişkisini düzenleyen 74. maddesi şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,

ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin

kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk

hâkimini bağlamaz.”

26. 1602 sayılı Kanun’un “Askeri

Yüksek İdare Mahkemesinin kararlarının sonuçları” başlıklı 63.

maddesi şöyledir:

“Daireler ve Daireler Kurulu kararları kesin

olup, kesin hükmün bütün hukuki sonuçlarını hasıl

eder. Bu kararlar aleyhine, ancak bu kanunda yazılı kanun yollarına

başvurulabilir.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin esasa ve

yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, altmış

gün içinde işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur.

Mahkeme ilamlarının icaplarına göre eylem ve

işlem tesis etmeyen idare aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde tam yargı

davası açılabilir.

Tam yargı davaları hakkındaki kararlar, genel

hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.”

27. 659 sayılı KHK’nın “Davalardaki

temsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve

dağıtımı” kenar başlıklı 14. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil

adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk

birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk

müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu

davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve

takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar

üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 14/10/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvurucuların 14/2/2013 tarihli ve 2013/1439 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

29. Başvurucular; yakınları olan

müteveffanın haksız yere hırsızlık gibi yüz kızartıcı bir suçlamaya maruz

bırakılıp dışlandığını ve bu suretle bunalıma sokulduğunu, görevli komutanların

müdahale etmemeleri ve gerekli önlemleri almamaları nedeniyle idarenin kusur

sorumluluğunun var olduğunu, yine son bir haftadır müteveffanın şarjörü tam

doldurarak nöbet tutmasına rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığını belirterek

yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

30. Başvurucular ayrıca Mahkemece

gerekçe gösterilmeksizin müterafik kusur uygulanarak

bilirkişi raporuyla belirlenen zararın çok cüzi bir kısmına denk gelecek oranda

tazminat takdir edilirken bundan daha fazla miktarda idare lehine vekâlet

ücretine hükmedildiğini, AYİM'de görev yapan

-özellikle hâkim sınıfından olmayan- üyelerin tümüyle idareye bağlı olduğunu,

atamalarında ve seçimlerinde büyük ölçüde idarenin ve ordunun müdahalesinin

bulunduğunu, dolayısıyla yargılamanın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede

yapıldığından söz edilemeyeceğini belirterek adil yargılama hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

1. Yaşam

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

31. Başvurucuların Anayasa’nın 17.

maddesinin ihlal edildiği iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde, şikâyetlerin

kabul edilebilirliği açısından değerlendirme yapılırken başvurucuların mağdur

sıfatıyla AYİM’de açılan tam yargı davası sonucunda

idarenin hizmet kusurunun tespit edildiği, AYİM tarafından maddi ve manevi

tazminata hükmedildiği, Askerî Savcılık tarafından müteveffanın ölümüne ilişkin

adli soruşturma yapıldığı, soruşturmalar sonucunda kesin ölüm nedeni ve

müteveffanın ölümünü hazırlayan koşulların ortaya konulduğu, Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında ulusal yetkililerce ihlalin tespit

edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderilmesi

hâlinde ilgili tarafın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) kapsamında

bundan böyle mağdur olduğunu ileri süremeyeceğinin kabul edildiği, başvurunun

yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin kabul edilebilirliği

incelenirken mağdur sıfatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi

gerektiği ifade edilmiştir.

32. Başvurucular, başvurunun kabul edilebilirliği hakkındaki

Bakanlık görüşüne karşı mağdur sıfatının bulunmadığı iddiası ile ilgili olarak

yeni bir görüş ileri sürmemişlerdir.

33. Başvurucuların Anayasa’nın 17.

maddesine ilişkin şikâyetleri açısından Bakanlık görüşünde ileri sürülen mağdur

sıfatının bulunup bulunmadığı hususunda karar verebilmek için somut olayda,

devletin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında yaşam hakkını korumak için sahip

olduğu “etkili bir yargısal sistem kurma” pozitif yükümlülüğünün kapsamının ve

başvuru konusu olayda eğer varsa bu yükümlülüğün ne ölçüde yerine

getirildiğinin tespiti gerekmektedir.

34. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesi

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.”

35. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez

haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri

bulunmaktadır. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan

hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı

sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin

yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin

kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü

bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§

50, 51).

36. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı

kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği

temel yaklaşıma göre devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında

gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm

imkânları kullanarak bu konuda ortaya konulmuş yasal ve idari çerçevenin yaşamı

tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka

yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve

yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya

olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyeti kapsamaktadır

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

52).

37. Bu kapsamda bazı özel koşullarda devletin, kişinin kendi

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla gerekli

tedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Zorunlu

askerlik hizmeti için de geçerli olan bu yükümlülüğün ortaya çıkması için

askerî mercilerin, kendi kontrolleri altındaki bir kişinin kendini öldürmesi

konusunda gerçek bir risk olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmelerinin

gerekip gerekmediğini tespit etmek, böyle bir durum söz konusu ise bu riski

ortadan kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler

kapsamında kendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını incelemek

gerekmektedir. Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,

öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek

faaliyetin tercihi göz önüne alınarak pozitif yükümlülük; yetkililer üzerine

aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır. Bu çerçevede Anayasa

Mahkemesince yapılacak incelemede basit bir ihmali veya değerlendirme hatasını

aşan bir kusurun askerî yetkililere atfedilebilip atfedilemeyeceğinin ortaya

konulması gerekmektedir (Sadık Koçak ve

diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, §

74).

38. Askerlik yükümlülüğü kapsamında yürütülen bazı eylem ve

etkinliklerin doğasına ve insan unsuruna bağlı olarak ortaya çıkan risk

seviyesine uygun şekilde yaşamı koruyucu yasal ve idari düzenlemelerin

bulunması gerekmektedir. Devlet, askerlik görevini zorunlu kıldığı için

özellikle silahların kullanımı konusunda büyük bir titizlik göstermeli ve

psikolojik sorunları olan askerlerin tedavi edilmesini ve onlara yönelik uygun

tedbirlerin alınmasını sağlamalıdır. Oluşturulan yasal ve idari düzenlemelerde

askerlik yaşamının doğasında var olan tehlikelerle karşı karşıya bulunan

askerlerin etkin bir şekilde korunmalarını sağlayan uygulamaya ilişkin

tedbirlerin ve emir komuta zinciri içerisinde yer alan sorumlular tarafından

işlenebilecek kusur ve hataların tespit edilmesini sağlayacak usullerin

öngörülmesi gerekmektedir. Bu çerçevede askere alım sırasında kişilerin uygun

denetimlerden geçirilmesi, askerlik öncesinde ve sırasında gerekli denetim ve

müdahalelerin yapılması büyük önem taşımaktadır (Sadık Koçak ve diğerleri, §§ 75, 76).

39. Yaşam hakkının korunması, silah

altındaki bir askerin askerî makamların kontrolü altında iken “şüpheli”

bir biçimde ölmesi, bağımsız ve tarafsız bir şekilde etkili ve uygun resmî bir

soruşturmanın yürütülmesini de gerekli kılmaktadır. Bu şekilde yukarıda bahsi

geçen yasal ve idari çerçevenin etkili bir şekilde uygulanması temin

edilebilecektir. Bu amaçla yürütülen araştırma ve soruşturmanın; öncelikle

olayların tam olarak nasıl meydana geldiğinin belirlenmesini, ikinci olarak ise

sorumluların tespit edilmesini, gerek görüldüğünde cezalandırılmasını

sağlayacak nitelikte olması gerekir. Bu kapsamda yürütülen işlemler, ön

soruşturma aşamasının ötesine geçmeli ve yargı aşaması da dâhil bütün süreç 17.

maddenin gereklerine cevap vermelidir. Böylelikle derece mahkemeleri hiçbir

durumda mağdurların yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığına karşı yapıldığı

sabit görülen saldırıları cezasız bırakmamalıdır (Sadık Koçak ve diğerleri, § 77).

40. Anayasa Mahkemesi açısından

başvurucuların yakınlarının öldüğü gün resen ceza soruşturmasının açıldığı ve

bunun idari soruşturma ile tamamlandığı, mevcut veriler ışığında idari ve

yargısal makamların olayların seyrini aydınlatmak istediğinden kuşku

duyulmadığı, yürütülen soruşturmaların ölüm nedenlerini kesin olarak saptamaya

imkân verdiği kanısına varılan durumlarda -askerlerin ölümü konusunda yürütülen

soruşturmanın ve davaların derinliği ve ciddiyeti üzerinde etki gösterecek

nitelikte bir eksikliğin bulunmaması koşuluyla- yürütülen soruşturmaların ve

alınan kararların yetersiz veya çelişkili olduğu ileri sürülemez (Sadık Koçak ve diğerleri, § 95).

41. Bu kapsamda başvuru konusu olayda

yürütülen ceza soruşturmasındaki işlemler incelendiğinde ölüm olayının

gerçekleştiği gün resen soruşturmanın başlatıldığı, ayrıntılı olay yeri

incelemesi yapıldığı, ölü muayenesi ve klasik otopsi işleminin uygulandığı;

ilgili askerlerin, müteveffanın samimi olduğu asker arkadaşlarının,

komutanlarının beyanlarının alındığı; silahın balistik incelemesinin yapıldığı,

müteveffanın üzerinden çıkan notların kriminal

incelemesinin yapıldığı, tüm bu hususlar değerlendirilerek Erdem Dilmaç’ın

ölümünün meydana gelmesinde herhangi bir şahsın suç teşkil edecek “kastı,

kusuru ya da ihmali” mevcut

olmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, bu karara

karşı başvurucular tarafından Askerî Mahkemeye yapılan itirazın da reddedildiği

anlaşılmaktadır.

42. Başvurucular ceza soruşturması sürecine ilişkin herhangi

bir eksiklik iddiası ileri sürmediği gibi yukarıda yer verilen değerlendirmeler

ışığında da başvuru konusu olayda bu konuda Anayasa Mahkemesince resen

gözetilecek bir yetersizlik veya çelişkinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

43. Mevcut başvuruda gerçekleşen ölüme ilişkin başvurucuların

ortaya koyduğu ve yürütülen ceza soruşturması kapsamında elde edilen bulgulardan,

müteveffanın ölümünün intihar sonucu gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bunun

aksine bir durumdan “şüphelenilmesini” gerektiren bir olgu da bulunmamaktadır.

Bu durumda yukarıdaki paragrafta (bkz. § 39) yer verilen ilkeler karşısında

başvuru konusu olay kapsamında yaşam hakkı açısından ön soruşturmayı aşan ve

yargılamayı da içeren bir ceza soruşturması yürütülmesi zorunluluğu bulunduğu

sonucuna varılamaz. Bütün bu hususlar dikkate alındığında intihar sonrasında

yürütülen ceza soruşturmasında yukarıda yer verilen ilkeler yönünden bir

eksikliğin bulunduğu söylenemez.

44. Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede yaşamı

koruma yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediği konusunda bir sonuca varabilmek

için yukarıda yer verilen ilkeler çerçevesinde (bkz. § 37) öncelikli olarak

askerî yetkililerin Erdem Dilmaç’ın intihar etme riskini bilip bilmediklerinin

veya bilmeleri gerekip gerekmediğinin ortaya konulması gerekmektedir. Başvuru

konusu olayda askerlik öncesi yapılan sağlık kontrolünde Erdem Dilmaç’ın herhangi

bir psikolojik sorunu olduğuna dair bir tespit bulunmadığı, ilk katılış

işlemleri sırasında bazı bilgi formları doldurulduğu, Erdem Dilmaç’ın bu

formlarda herhangi bir probleminden bahsetmediği, düzenlenen danışmanlık

kartına da başarılı ve azimli bir asker olduğunun kaydedildiği görülmektedir.

45. Bir askerin sadece psikolojik sorunlarının bulunmasına

veya kendisine yüklenilen sorumlulukların ifası sırasında yaptığı hatalardan

dolayı askerliğinin uzaması, disiplin cezası alması gibi yaptırımlara maruz

kalacağı düşüncesiyle yoğun kaygılar yaşamasına bağlı olarak gerçekleşen

intihar eylemlerini idarenin öngörmesi ve gerekli tedbirleri alması gerektiği

sonucu çıkarılamayacak olmakla birlikte (Rıfat

Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015,

§ 93) başvuru konusu olaydaki gibi genel olarak bazı sorunları olduğu bilinen

ve bu şekilde bir eyleme girişebileceği hakkında şüphe bulunan askerlerin bazı

ihmallere bağlı olarak silah ve mühimmatı ele geçirmesi sonucunda gerçekleşen

intihar eylemlerinde idarenin bu konuda önleyici tedbirler alması

beklenebilecektir.

46. Nitekim AYİM, başvurucular

tarafından açılan tam yargı davası sonucunda verdiği kararda müteveffanın

üzerinden çıkan not ve tanık beyanlarına dayanarak “kendi beyanına göre yapmadığı bir hırsızlık eyleminden dolayı

suçlanmasını hazmedemeyen müteveffanın intihar ettiği, intihar edeceğine

ilişkin emareler göstermesine ve bu durumun davacıyla aynı birlikte görevli

başka personel tarafından bilinmesine rağmen gerekli tedbirin alınmadığı, bu

nedenle hizmetin iyi ve sağlıklı şekilde işletilmemesinden kaynaklanan hizmet

kusurunun bulunduğu,” gerekçesiyle davanın kabulüne ve başvuruculara

tazminat ödenmesine hükmetmiştir.

47. Yukarıda yer verilen kararda da

açıkça tespiti yapıldığı üzere başvuru konusu olayın özel koşulları göz önünde

bulundurulduğunda müteveffanın intihar edebileceğine dair uyarıcı nitelikte

belirtiler ortaya çıkmasına rağmen müteveffanın bu yöndeki beyanlarının

komutanlarına bildirilmemesi ve son bir hafta içinde müteveffanın -talimatlara

aykırı olarak- dolu şarjörü bulunan silahla nöbete gittiğinin tespit

edilememesi, ölümün gerçekleşmesinde idarenin ihmale yönelik davranışlarının

olduğunu ortaya koymaktadır. AYİM’in bu tespiti ile yaşam hakkının

devlete yüklediği yaşamı koruma pozitif yükümlülüğünün idare tarafından yerine

getirilmediği açıktır.

48. Anayasa Mahkemesi açısından, idari makamlar ve derece

mahkemeleri tarafından başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın alınması

suretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve

yeterli biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın artık mağdur olduğu ileri

sürülemeyecektir. Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde bireysel başvuru

mekanizmasının ikincil niteliği dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin inceleme

yapmasına gerek kalmayacaktır. Bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin

şikâyetler açısından kapsamlı bir ceza soruşturmasını müteakip yapılan ve makul

bir tazminata hükmedilmesi ile sonuçlanan idari dava yolu, etkili bir başvuru

yoludur ve mağdur sıfatını ortadan kaldırabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 61, 74; Sadık Koçak ve diğerleri, § 83).

49. Mağdur sıfatının ortadan kalkması, özellikle ihlal

edildiği ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi

ile bu kararın ardından ilgili açısından uğradığı zararların devam edip

etmediğine bağlıdır. Başvuruculara sunulan telafi imkânının uygun ve yeterli

olup olmadığı kararı, söz konusu anayasal temel hak ve özgürlüğün ihlalinin niteliği

göz önünde bulundurularak dava koşullarının tamamının değerlendirilmesi

sonucunda verilebilecektir. Bu çerçevede, bir başvurucunun mağdur sıfatı,

Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için aynı zamanda, idari veya

yargısal bir kararla kendisine ödenmesine karar verilen tazminata da bağlı

olabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri,

§ 84).

50. Başvuru konusu olay açısından -öncelikli olarak- AYİM’in kararında açık bir şekilde ihlal tespitinin

yapıldığı ve buna dayalı olarak başvuruculara, uğradıkları maddi ve manevi

zararın karşılığı olarak -yargılama kapsamında alınan bilirkişi raporundan da

yararlanılarak- toplam 12.050 TL maddi ve manevi tazminata hükmedildiği

görülmektedir. Anılan kararda bilirkişi tarafından verilen

raporun AYİM’in kıstaslarına, ilmî verilere ve

yerleşik içtihatlara uygun bulunduğu, bilirkişi raporu doğrultusunda işlem

yapıldığı ve müteveffanın müterafik kusurunun da

dikkate alındığı belirtilerek davacı anne, babaya bir miktar maddi tazminat

verilmesi; davacı anne, baba ve kardeşlere yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle

duydukları acı ve ızdırabı kısmen de olsa

karşılayabilmek amacıyla olayın meydana geliş şekli, tarihi, müteveffanın

askerlik statüsü, davacıların sosyal durumları, paranın alım gücü ve

işletilecek yasal faiz ve müteveffanın müterafik

kusuru dikkate alınarak manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir. Bu

değerlendirmeler sonucunda AYİM, müteveffanın annesine 2.650 TL maddi ve 1.500

TL manevi, babasına 2.400 TL maddi ve 1.500 TL manevi, kardeşlerin her birine

1.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.

51. Belirlenen tazminat miktarları ile davanın koşulları ve

başvurucuların uğradığı zararlar arasında açık bir orantısızlık bulunmadığı

görülmektedir. Sonuç olarak AYİM’in kararında bariz

bir takdir hatası veya açık keyfîlik tespit

edilmediğinden Anayasa Mahkemesinin tazminat miktarlarının belirlenmesi

konusunda AYİM’in takdir yetkisine müdahalesi söz

konusu olamaz (Sadık Koçak ve diğerleri,

§ 87; Özkan Şen, B. No: 2012/791,

7/11/2013, § 45).

52. Bu durumda Anayasa Mahkemesi açısından, somut olayda

etkili bir ceza soruşturmasını müteakip AYİM’in,

yaşanan intihar eyleminden idarenin sorumlu olduğunu tespit etmesi ve kendi

takdir ettiği ölçüler çerçevesinde tazminata hükmetmesinin, başvurucuların yaşam

hakkı açısından mağdur sıfatını ortadan kaldırdığı sonucuna ulaşılmıştır.

53. Açıklanan nedenlerle başvurucuların yaşam hakkının ihlal

edildiği iddialarının, mağdur sıfatının bulunmamasına bağlı olarak kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiaları

1. Bağımsız ve Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkı

54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre Mahkemece, açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını

kanıtlayamadığı, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara

ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin

meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden

ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

55. Başvurucular, AYİM'de görev

yapan -özellikle hâkim sınıfından olmayan- üyelerin tümüyle idareye bağlı

olduğu, atamalarının ve seçimlerinin büyük ölçüde idarenin ve ordunun

müdahalesini gerektirdiği, askerî hâkimlerin statülerindeki bazı özelliklerin

de sorunlu olduğu iddiasıyla bağımsız ve tarafsız bir mahkemede

yargılanmadıklarını, dolayısıyla adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

56. AYİM'in oluşumu, statüsü ve görevleri

Anayasa ve ilgili Kanun'da hüküm altına alınmıştır. AYİM'e

atanan askerî hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa ve ilgili Kanun hükümleri ile

garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleri yönünden askerî hâkimlerin

bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun olmadığı, kararlarından dolayı

idareye hesap verme durumunda bulunmadıkları, disipline ilişkin konuların AYİM

Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip karara bağlandığı görülmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29).

57. AYİM'e üye olarak atanan sınıf subayları

yönünden ise salt bunların Genelkurmay Başkanlığınca önerilen üç aday arasından

seçilmesi sebebiyle bu üyelerin bağımsızlığının zedelendiği söylenemez. Sınıf

subayı üyelerin nihai atama yetkisi cumhurbaşkanına aittir. Bunların

atanmasından sonra sınıf subayı üyeler -askerî hâkim üyeler gibi- görevlerini

yerine getirirken dış müdahaleye karşı anayasal güvence altındadırlar. Bu

üyeler, hâkimlik görevleri süresince askerî veya idari organlar tarafından

görevlerinden alınamazlar. Sınıf subayı üyelerinin en fazla dört yıllık süre

ile görev yapmaları, disiplin konularında yukarıda bahsedilen Disiplin Kuruluna

tabi kılınmaları, görev süreleri zarfında idari veya askerî yetkililerce

herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamaları, idareye karşı

bağımsızlıklarını güçlendirmiştir (Yaşasın

Aslan, § 30; benzer yönde AİHM kararları için bkz. Mustafa Yavuz ve diğerleri./Türkiye,

29870/96, 25/5/2000; Bek/Türkiye,

23522/05, 20/4/2010).

58. AYİM'in bağımsız ve tarafsız mahkeme

olmadığına somut gerekçe olarak başvurucuların iddiasıyla benzer nitelikte olan

davaların genel idari yargıda kabul edilmesine rağmen AYİM'de

reddedilmesi gösterilmektedir. Başvurucuların bu iddiası içtihat farklılığına

ilişkin olup tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul

edilemeyeceği gibi AYİM'in bağımsız ve tarafsız

mahkeme olmadığını da göstermez.

59. Somut dava ile ilgili olarak subjektif

veya objektif esaslar doğrultusunda AYİM'in

tarafsızlığını kuşkulu hâle getirecek bir durum tespit edilmediği gibi

yargılamanın bağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin bir husus da

saptanmamıştır. Dolayısıyla Derece Mahkemelerinin kararlarında açık bir ihlal

tespit edilmediğinden başvurucuların bu yöndeki iddiaları açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur.

b. Mahkemeye Erişim Hakkı

60. Başvurucular, hükmedilen tazminattan daha yüksek miktarda

avukatlık ücretine hükmedildiğini belirterek adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir. Bakanlık görüşünde, bu konuda Kamil Koç başvurusu (B. No: 2012/660, 7/11/2013) kararında bu tür şikâyetlerin incelenmesinde göz

önüne alınacak kriterlerden ayrılarak farklı bir neticeye ulaşmayı gerektirecek

herhangi bir neden bulunmadığı ifade edilmiştir.

61. Başvurucular, 26/2/2015

tarihinde sundukları Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, Millî Savunma

Bakanlığının, 11/3/2013 tarihli, MAİY:45392-3a-217-2011/Huk. Müşv. ve Dav. D./B.B. sayılı “Vekalet Ücretinden Feragat” konulu yazıyla,

Bakanlık lehine hükmedilen 13.387 TL vekâlet ücretinden Bakan oluruyla feragat

edildiğinin kendilerine bildirildiğini, bu konuda bir ihtilafın kalmadığını

beyan etmişlerdir.

62. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi ve şartları” kenar

başlıklı 48. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“(5) Kabul edilebilirlik şartları ve incelemesinin usul ve esasları ile

ilgili diğer hususlar İçtüzükle düzenlenir.”

63. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

“Düşme kararı” başlıklı 80.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendi şöyledir:

“(1) Bölümler ya da komisyonlarca yargılamanın her aşamasında aşağıdaki

hallerde düşme kararı verilebilir:

…

ç)

Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun

incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmemesi.”

64. Başvuru konusu olayda, 659 sayılı

KHK’nın 14. maddesi uyarınca davalı idare lehine toplam 13.387 TL vekâlet

ücretine hükmedilmiş olmakla birlikte, vekâlet ücretinin tahsilinden feragat

edilmiş olması nedeniyle başvurucunun iddiasına konu ettiği vekâlet ücretini

idareye ödeme zorunluluğu ortadan kalkmış olup anılan vazgeçme işlemi ile

başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden kalmamıştır.

65. Açıklanan nedenlerle başvurunun incelenmesinin

sürdürülmesini haklı kılan bir nedenin kalmadığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “düşmesine”

karar verilmesi gerekir.

i. Hükmedilen

Tazminata İlişkin İddialar

66. Yaşam hakkına bağlı olarak devletin sahip olduğu “etkili

bir yargısal sistem kurma” yönündeki usul yükümlülüğü çerçevesinde,

başvurucuların mağdur sıfatının ortadan kalkıp kalkmadığı hususunda inceleme

yapılırken başvurucuların bu bölümde hükmedilen tazminata ilişkin ileri sürdüğü

iddiaları da içine alacak şekilde değerlendirmeler yapılmış ve başvurucuların

mağdur sıfatının kalktığı sonucuna ulaşılmış olması nedeniyle başvurucuların "hak

arama hürriyeti" kapsamında değerlendirip ileri sürdüğü aynı doğrultudaki iddialarının Anayasa’nın 36.

maddesi bağlamında yeniden incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Yaşam hakkının ihlal edildiğine yönelik iddialarının kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2.

Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik

iddialarının açıkça dayanaktan yoksunluk

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine yönelik iddialarının incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden

kalmamış olması nedeniyle DÜŞMESİNE,

B.

Yargılama giderinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

14/10/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Cüneyt DURMAZ Başvurucular : 1. Metin DİLMAÇ 2. Cemile DİLMAÇ 3. Emre DİLMAÇ 4. Eylem NİZAM DİLMAÇ 5. Cemil DİLMAÇ 6. Gökan DİLMAÇ Vekili : Av. Recep SELÇUK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1439, 14 Ekim 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve Olgular
  7. A. Olaylar
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve
  10. Gerekçe
  11. A. Başvurucuların İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1439
Tarih
14 Ekim 2015

İlgili Kararlar

  • Arif Haldun Soygür Başvurusu (B. No: 2013/2659)
  • Musa Kaya Başvurusu (B. No: 2013/2350)
  • Deniz Yaşar Başvurusu (B. No: 2013/4042)
  • Ali Pala Başvurusu (B. No: 2013/3056)
  • Ergün Poyraz Başvurusu (B. No: 2013/8503)
  • Salih Tutal Başvurusu (B. No: 2014/11644)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.