İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm
Birinci BölümBaşvuru No: 2017/24356Tarih: 8 Temmuz 2020

Murat Haliç Başvurusu (B. No: 2017/24356)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MURAT HALİÇ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/24356)

Karar Tarihi: 8/7/2020

R.G. Tarih ve Sayı: 18/9/2020-31248

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin

denetlenmesi neticesinde elde edilen kayıtların imha edilmediği ve alenileştirildiği

ileri sürülerek açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle özel hayata

saygı hakkı ile haberleşme hürriyetiyle bağlantılı etkili başvuru hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 22/5/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

9. Hizbullah terör örgütü adına eylem ve faaliyetlerde

bulunduğu iddiasıyla başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı

(Başsavcılık) tarafından 2011 yılında soruşturma başlatılmıştır.

10. Soruşturma sürecinde başvurucu hakkında 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesi kapsamında

iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbiri uygulanmıştır.

11. Başvurucunun da aralarında bulunduğu altmış dört

şüpheli hakkında Başsavcılık tarafından 2/11/2015 tarihinde kovuşturmaya yer

olmadığına (takipsizlik) karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, şüpheliler

hakkında telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulandığı

ve söz konusu tedbirin uygulanmasına 22/5/2013 tarihinde son verildiği

belirtilmiştir. Kararda; yürütülen soruşturmada operasyon yapılmasını

gerektirecek mahiyette yeterli delile ulaşılamadığı, şüphelilerin gerçekleştirdiği

görüşmelerin güncel görüşmeler kapsamında kaldığı ve neticede delil elde

edilemediğinden şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği

ifade edilmiştir. Kararda, mahkeme kararlarına dayanılarak icra edilen

iletişimin dinlenmesi, tespiti, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin

değerlendirilmesine ilişkin tedbirlerin kaldırıldığı vurgulanmıştır. Ayrıca

telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un

137. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca ilgili kişilere gerekli

bildirimlerin yapılmasına, adli emanet memurluğunda bulunan kayıtlı

materyallerin aynı maddenin (3) numaralı fıkrası uyarınca imha edilmesine, bu

hususta anılan merciye yazı yazılmasına da karar verilmiştir.

12. Başvurucu; telekomünikasyon yoluyla iletişimin

denetlenmesine ilişkin koruma tedbirinin kanuna aykırı şekilde iki yıldan fazla

süre boyunca uygulandığını, söz konusu koruma tedbiri neticesinde elde edilen

ve 2/11/2015 tarihli takipsizlik kararıyla birlikte imha edilmesine karar verilen

kayıtların Başsavcılık tarafından farklı mahkemelere gönderildiğini, kayıtların

11/4/2016 tarihinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne (UYAP) yüklendiğini ve

bu suretle alenileştirildiğini ileri sürerek 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde düzenlenen koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası açmıştır.

Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) kayda alınan ve 20.000 TL manevi

tazminat talebini içeren 9/5/2016 tarihli dava dilekçesinde başvurucu, imha

edilmesi gereken söz konusu kayıtların -tespit edebildiği kadarıyla- yirmi dört

farklı dava dosyasına girdiğini iddia etmiş ve bu hususta mahkeme adı, esas

numarası gibi detaylı bilgiler sunmuştur. Başvurucu; takipsizlik kararının

üzerinden beş ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen soruşturma kapsamında elde

edilen dinleme kayıtlarının imha edilmemiş olmasının ve bu kayıtların UYAP'a

yüklenip farklı mahkemelere gönderilerek alenileştirilmesinin 5271 sayılı

Kanun'da yer alan usullere açıkça aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Kişinin

mahremiyetine ve haberleşmesine yönelik müdahaleler dolayısıyla oluşan

zararların devlet tarafından tazmin edilmesi gerektiğini, fiilî durumun

Cumhuriyet savcılarının eksik ve yanlış şekilde yaptığı işlemlerden

kaynaklandığını ve açtığı davanın 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3)

numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmeye uygun olduğunu iddia etmiştir.

13. Cumhuriyet savcısı tarafından Mahkemeye sunulan esas

hakkındaki mütalaada 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindeki yasal koşulların

oluşmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.

14. Mahkeme 23/12/2016 tarihinde davanın reddine karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen

hâllerin bulunmadığı ve mevcut durumun anılan maddenin (3) numaralı fıkrası

kapsamında değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir.

15. Başvurucu, söz konusu kararın bozulması ve davanın

kabulüne karar verilmesi talebiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf

başvurusunda bulunmuştur. 12/1/2017 tarihli istinaf dilekçesinde 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrasının açık olduğunu, bu düzenlemeyle

suç soruşturması ya da kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya

diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet

savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle devlet

aleyhine tazminat davası açılabileceğinin hüküm altına alındığını ve

mahkemelerin her şeyin kanunlarda açık şekilde düzenlenmesini beklemelerinin

hukuka uygun olmadığını iddia etmiştir. Başvurucu; Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun 12/5/2015 tarihli kararını da zikretmiş ve kanunların her sorunu

çözemeyeceğini, sorunların çözümü için uygun kurallar manzumesini ortaya

koyduğunu, sorunların ise ancak karar vericiler tarafından çözülebileceğini

ifade etmiştir. Aynı konu hakkında farklı mahkemelerce verilen kabul

kararlarının bulunduğunu, bu yöndeki kararların 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinin (3) numaralı fıkrası çerçevesinde verildiğini, oluşan manevi

zararlarının giderilmesi yönündeki talebinin yersiz gerekçelerle reddedildiğini

de ileri sürmüştür.

16. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin

10/3/2017 tarihli kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak

karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde mahkeme kararında usule ve esasa

ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde

herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde

olduğu, başvurucu tarafından ileri sürülen nedenlerin yerinde görülmediği

belirtilmiştir.

17. Nihai karar 22/5/2017 tarihinde öğrenilmiştir.

18. 22/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili

Mevzuat

19. 5271 sayılı Kanun’un "İletişimin tespiti,

dinlenmesi ve kayda alınması" kenar başlıklı 135. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"(1) (Değişik: 21/2/2014–6526/12

md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine

ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka

suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya

gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli

veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kayda

alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını

derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde

verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde

tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.

...

(4) Birinci fıkra hükmüne göre verilen

kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği,

iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite

imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en

çok iki ay için verilebilir; bu süre, bir ay daha uzatılabilir. (Ek cümle:

25/5/2005 – 5353/17 md.) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla

ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak

her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzere

uzatılmasına karar verebilir.

...

(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli

ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında

hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma

aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü,

hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon

numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi

belirtilir. ...

(7) Bu madde hükümlerine göre alınan

karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.

..."

20. 5271 sayılı Kanun’un "Kararların yerine

getirilmesi, iletişim içeriklerinin yok edilmesi" kenar başlıklı 137.

maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

"(3) 135

inci maddeye göre verilen kararın uygulanması sırasında şüpheli hakkında

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ya da aynı maddenin birinci

fıkrasına göre hâkim onayının alınamaması halinde, bunun uygulanmasına

Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl son verilir. Bu durumda, yapılan tespit veya

dinlemeye ilişkin kayıtlar Cumhuriyet savcısının denetimi altında en geç on gün

içinde yok edilerek, durum bir tutanakla tespit edilir.

(4)

Tespit ve dinlemeye

ilişkin kayıtların yok edilmesi halinde soruşturma evresinin bitiminden

itibaren, en geç onbeş gün içinde, Cumhuriyet Başsavcılığı, tedbirin nedeni,

kapsamı, süresi ve sonucu hakkında ilgilisine yazılı olarak bilgi verir."

21. 5271 sayılı Kanun’un "Tazminat istemi"

kenar başlıklı 141. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Suç

soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim

önüne çıkarılmayan,

c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya

hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı

hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde

hakkında hüküm verilmeyen,

e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan

veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya

beraatlerine karar verilen,

f) Mahkûm olup da gözaltı ve

tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya

işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle

zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,

g)

Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine,

yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,

h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları

yakınlarına bildirilmeyen,

i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir

şekilde gerçekleştirilen,

j) Eşyasına veya diğer malvarlığı

değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli

tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan

veya zamanında geri verilmeyen, k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama veya

tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından

yararlandırılmayan,

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler.

...

(3)

(Ek:18/6/2014-6545/70

md.) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil

olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya

yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine

açılabilir.

..."

22. 5271 sayılı Kanun’un "Tazminat isteminin

koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir.

(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer

ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu

işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın

yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır.

(3) Tazminat isteminde bulunan kişinin

dilekçesine, açık kimlik ve adresini, zarara uğradığı işlemin ve zararın

nitelik ve niceliğini kaydetmesi ve bunların belgelerini eklemesi gereklidir.

...

(6) İstemin ve ispat belgelerinin

değerlendirilmesinde ve tazminat hukukunun genel prensiplerine göre verilecek

tazminat miktarının saptanmasında mahkeme gerekli gördüğü her türlü araştırmayı

yapmaya veya hâkimlerinden birine yaptırmaya yetkilidir.

...

(8) Karara karşı, istemde bulunan,

Cumhuriyet savcısı veya Hazine temsilcisi, istinaf yoluna başvurabilir;

inceleme öncelikle ve ivedilikle yapılır.

..."

23. 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun

Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'a 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı

Kanun'un 86. maddesiyle eklenen geçici 8. madde şöyledir:

"(1) Bu

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce suç soruşturması ve kovuşturması

sırasında yapılan her türlü işlem veya alınan karar nedeniyle hâkimler ve

Cumhuriyet savcıları hakkında hukuk mahkemelerinde açılan ve hâlen derdest olan

tazminat davasına ilişkin dosyalar mahkemesince, Yargıtay incelemesinde bulunan

dosyalar ise esası incelenmeksizin ilgili dairece yetkili ağır ceza mahkemesine

gönderilir. Bu davalar ağır ceza mahkemelerince, Ceza Muhakemesi Kanununun 141

inci ve devamı maddeleri uyarınca Devlet aleyhine yürütülmek suretiyle karara

bağlanır."

2. İlgili Yargı

Kararları

24. Başvurucuyla aynı soruşturma kapsamında soruşturulan

ve haklarında takipsizlik kararı verilen dört kişi tarafından koruma tedbirleri

nedeniyle açılan tazminat davasında Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen

13/12/2017 tarihli ve E.2016/59, K.2017/349 sayılı kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının ... soruşturma sayılı evrakın incelenmesinde; Davacının

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Müdacele Şube Müdürlüğünce yürütülen

soruşturma sırasında teknik takip altında tutulduğu, telefonlarının dinlendiği,

hakkında iletişim tespit kararları verildiği ve bu kararların bir çok kez

uzatıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının ... evrakında verilen

02/11/2015 tarihli ... kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği

anlaşılmış, böylece hakkında haksız yere koruma ve denetim tedbirlerinin

uygulandığı, KYOK kararı verildikten sonra davacı hakkında yapılan dinleme

kayıtlarının, teknik takip kayıtlarının uyap sistemine yüklenerek 24 farklı

dosyaya girdiği, davacı hakkında haksız dinleme sonucunda elde edilen dinleme

kayıtlarının hukuka aykırı olarak elde tutulduğu ve yok edilmediği, bu

sebeplerle davacının CMK'nın 141/3 maddedeki şartların gerçekleştiği

anlaşılmakla haksız koruma ve denetim tedbirlerine maruz kalan davacının

zenginleşemeye yol açmayacak şekilde iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda

alınması ile teknik takip tedbirine başvurulmasından dolayı meydana gelen

mağduriyetinin giderilmesi için 1.500 TL manevi tazminatın 02/02/2016

tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, haksız dinleme sonucunda

elde edilen dinleme kayıtlarının hukuka aykırı olarak elde tutulmasından ve yok

edilmemiş olmasından dolayı meydana gelen mağduriyetinin giderilmesi için 1.500

TL manevi tazminatın 10/05/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile

davalı hazineden alınarak davacıya ... verilmesine hükmedilmesi gerekmiştir.

..."

25. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 11/11/2015 tarihli ve

E.2015/13049, K.2015/17584 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...ceza yargılama mevzuatımızda

kişilerin gizli veya özel hayatı ile ilgili kabul edilebilecek bilgiler ile

kişilerin onur ve saygınlığını zedeleyecek ifade ve ibarelerin iddianamede

bulunmasını yasaklayıcı pozitif bir hukuk kuralı bulunmamaktadır. Ancak, böyle

bir düzenlemenin bulunmaması kişilerle ilgili her türlü bilginin iddianamede

gösterilmesini hukuka uygun kılmakta mıdır? Başka bir anlatımla diğer

kişilerden beklenen, özel hayata saygı, onur ve saygınlığı zedeleyici

davranışlardan kaçınma özen ve yükümlülüğü Cumhuriyet savcısı veya hakimden

beklenmeyecek midir?

Anayasamızın başlangıç bölümünde yer

alan 'Her Türk vatandaşının ... milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde

onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme

varlığını hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu' özel hayatın gizliliğini

düzenleyen 20. maddesinde ise ' Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz' şeklindeki düzenlemeye paralel olan; 4721 sayılı

MK’nın 24. maddesindeki; 'Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan

kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.

Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası,

daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin

kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına

yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.' hükmü ile; 6098 sayılı Türk Borçlar

Kanununun 58. maddesinin 1. fıkrasındaki; 'Kişilik hakkının zedelenmesinden

zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir

miktar para ödenmesini isteyebilir.' hükmü ve yine Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesinin 'Özel hayatın ve aile hayatının korunması başlıklı 8.

maddesindeki; "Herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve

haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.' hükümleri birlikte

değerlendirildiğinde;

CMK'nın 170. maddesinin 3. Fıkrasındaki

'iddianamede yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle

ilişkilendirilerek açıklanır' hükmünü uygulayan Cumhuriyet savcıları da,

zorunluluk ve gereklilik ilkelerine uygun hareketle özenli davranmalı,

kişilerin gizli veya özel hayat alanına ait olan, haberleşme içerikleri,

kişiler arasındaki konuşmalar, özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerle

ilgili bilgi ve belgelere iddianame içeriğinde yer vermelerinin gerekli olması

halinde, maruz kalınan suçlar bakımından kişilerin onur ve saygınlığını en az

zedeleyecek şekilde yer vermeli, zorunluluk ve gereklilik bulunmadıkça yer

vermemelidir. Gereklilik ve zorunluluğun belirlenmesinde ise suçun sübutu ve

nitelendirilmesine etki ölçüsüyle hareket edilmeli, isnat edilen suçun

niteliği, tarafların davadaki konumları, kişilerin ileriki yaşamlarındaki

etkileri, cinsiyeti, yaşı gibi özellikleri göz önünde bulundurulmalı yer

verilmesinin gerekli olduğu sonucuna ulaşıldığı takdirde ise bireysel hakları

en az ihlal edecek ve bu ihlali haklı gösterecek bir yöntem benimsenmelidir. Yargılama

makamları da, kamusal ve özel yararlar arasındaki dengeyi gözeterek, özel

bilgilerin kamuya yayılmasının önüne geçecek tedbirleri almalı, gerek

kararlarında gerekse yargılamada bu hususlarda daha dikkatli ve özenli

davranmalıdır.

Tüm bu açıklamalar ışığında davacının

iddiaları değerlendirildiğinde, iddianamede mağdur olarak gösterilen davacı

hakkında tutulan fişleme kayıtlarının iddianamede aynen yer alması, içeriğiyle

ilgili hiçbir değerlendirme yapılmaksızın ve değer yargısında bulunulmaksızın

CMK’nın 141/3. fıkrası uyarınca tazminatı gerektirmektedir. Zira sanıklara

isnat edilen suç gözetildiğinde, bu kayıtların iddianamede aynen yer alması

gerekmediği gibi, aynen yer almasında kamusal bir yarar da bulunmamaktadır.

Yargılama faaliyetlerinden kaynaklanan ve emredici veya yasaklayıcı bir norm

bulunmaması nedeniyle, kişisel kusur veya haksız fiil kapsamında

değerlendirilemeyecek bu özensiz davranış nedeniyle doğan zararın

giderilmesinde, Devletin kusursuz sorumluluğu söz konusu olup, yapılan

soruşturma ve kovuşturmalarda oluşan bu tür zararların tazminat hukukunun genel

ilkeleri çerçevesinde Devlet tarafından karşılanması gerekmektedir.

Açıklanan ilkeler çerçevesinde,

ispatlandığı takdirde maddi zararı ile yargılama faaliyetleri nedeniyle

zedelenen kişilik haklarından dolayı makul bir miktarda manevi tazminata

hükmedilmesi gerekirken, isabetsiz gerekçelerle davanın reddine karar

verilmesi, Kanun'a aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenle

yerinde görüldüğünden ... hükmün bozulmasına ... oybirliğiyle karar

verildi."

26. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 11/6/2018 tarihli ve

E.2018/2990, K.2018/6506 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...yeterli uzmanlığı bulunmayan

bilirkişiye rapor düzenlettirerek, bu raporu esas alıp dava açan Cumhuriyet

savcısının eylemlerinden ötürü manevi tazminat isteminde bulunulduğu

görülmekle, belirtilen davanın 5271 sayılı CMK'ın 141/3 maddesinde düzenlenen

hakim ve Cumhuriyet savcısının verdiği karara ve yaptığı işleme dayanılarak

açıldığı, 6545 sayılı Kanunun 70. maddesi ile ekli CMK'nın 141/3 maddesinde, 'Birinci

fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında

kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere

hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları

işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabileceği'nin

belirtildiği, aynı Kanun'un 86. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici

8. maddesinde ki 'Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce suç soruşturması

ve kovuşturması sırasında yapılan her türlü işlem veya alınan karar nedeniyle

hâkimler ve Cumhuriyet savcıları hakkında hukuk mahkemelerinde açılan ve hâlen

derdest olan tazminat davasına ilişkin dosyalar mahkemesince, Yargıtay

incelemesinde bulunan dosyalar ise esası incelenmeksizin ilgili dairece yetkili

ağır ceza mahkemesine gönderilir. Bu davalar ağır ceza mahkemelerince, Ceza

Muhakemesi Kanununun 141 inci ve devamı maddeleri uyarınca Devlet aleyhine

yürütülmek suretiyle karara bağlanır.' şeklinde düzenleme dikkate alındığında, CMK'nın

141/3 maddesinde belirtilen hakim ve Cumhuriyet savcılarının karar veya

işlemlerine dayalı tazminat davalarının ağır ceza mahkemelerinde karar

bağlanacağı hususu gözetilmeden, davanın görev yönünden reddine dair yazılı

şekilde hüküm tesisi, Kanuna aykırı olup, ... sair yönleri incelenmeyen hükmün

bu sebepten dolayı ... bozulmasına ... karar verildi."

27. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 28/5/2018 tarihli ve

E.2017/8495, K.2018/5987 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...tarihli duruşmada davacı vekili

tarafından, dinleme kararı veren hakim hakkında, kurul tarafından soruşturma

açıldığının iddia edilmesi karşısında, tazminat istemine dayanak soruşturma

dosyasında görev yapan Cumhuriyet savcıları ve hakimler hakkında yürütülen adli

ve idari soruşturma olup olmadığı, olması halinde sonucunun, Cumhuriyet

savcıları ve hakimlerin kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk

hâllerinin bulunup bulunmadığı, CMK'nın 141/3. maddesinde belirtilen halin

davacı lehine oluşup oluşmadığının araştırılmaması ... Kanuna aykırı olup ...

hükmün ... bozulmasına ... karar verildi."

B. Uluslararası

Hukuk

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel

ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."

29. Sözleşme'nin "Etkili başvuru hakkı" kenar

başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak

ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası

için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci

önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir."

30. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin

13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklerin ulusal düzeyde korunması için

etkili bir başvuru yolunun var olması gerektiğini belirtmektedir. AİHM'e göre

Sözleşme'nin 13. maddesi yetkili ulusal makamlar tarafından Sözleşme kapsamına

giren bir şikâyetin esasının incelenmesine izin veren ve uygun bir telafi

yöntemi sunan bir iç hukuk yolunun sağlanmasını gerekli kılmaktadır. Ayrıca bu

hukuk yolunun teoride olduğu kadar pratikte de etkili bir yol olması

gerekmektedir (İlhan/Türkiye [BD], B. No: 22277/93, 27/6/2000, § 97; Kudla/Polonya

[BD], B. No: 30210/96, 26/10/2000, § 157; Özpınar/Türkiye, B. No:

20999/04, 19/10/2010, § 82).

31. AİHM, etkili başvuru hakkının Sözleşme çerçevesinde savunulabilir

nitelikteki bir şikâyetin etkili bir şekilde mahkemelerce incelenmesini ve

öngörülen yolun uygun bir telafi imkânı sunmaya elverişli olmasını güvence

altına aldığını vurgulamaktadır (Kudla/Polonya, § 157; Dimitrov-Kazakov/Bulgaristan,

B. No: 11379/03, 10/2/2011, § 35). AİHM iç hukuktaki düzenlemelerin

başvuruculara bu anlamda asgari güvenceleri içerecek şekilde yeterli bir hukuk

yolu sunup sunmadığını irdelemektedir (Dimitrov-Kazakov/Bulgaristan, §

36).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

32. Mahkemenin 8/7/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

33. Başvurucu;

i. Hakkında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda

alınmasına ilişkin koruma tedbiri uygulandığını, yaklaşık iki buçuk yıl süren

bu tedbir sonrasında kovuşturmaya yer olmadığına ve elde edilen kayıtların imha

edilmesine karar verildiğini, 5271 sayılı Kanun'un 137. maddesinin (3) numaralı

fıkrası gereğince yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtların en geç on

gün içinde imha edilmesi gerektiğini, sonraki süreçte açılan davalarda

mahkemelerce soruşturma dosyasının Başsavcılıktan talep edildiğini

belirtmiştir.

ii. Haksız şekilde kayıt altına alınan ve imha edilmesi

gereken tapelerin/görüşmelerin takipsizlik kararının üzerinden beş ay geçmesine

rağmen soruşturma dosyasıyla birlikte Başsavcılık tarafından yirmi dört farklı

mahkemeye gönderildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca imha edilmeyen kayıtların UYAP

üzerinden gönderildiğini, bu suretle özel hayatının ve haberleşmesinin ifşa

edildiğini iddia etmiştir.

iii. Cumhuriyet savcısının ihmalinden ve yaptığı işlemden

kaynaklanan manevi zararlarının karşılanması talebiyle 5271 sayılı Kanun'un

141. ve devamı maddelerinde öngörülen koruma tedbirleri nedeniyle tazminat

davası açtığını, anılan maddenin (3) numaralı fıkrası gereğince davasının

etkili bir şekilde incelenmesi ve açık olan ihlal nedeniyle lehine manevi

tazminata hükmedilmesi gerekirken söz konusu davayı açmak için kanunda

öngörülen koşulları taşımadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini

ifade etmiştir.

iv. Mahkemenin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindeki

dava yolu hakkında geliştirdiği ve hakkın özünü korumayan dar yorumu nedeniyle

manevi zararlarını karşılayamadığını, devletin sorumluluğuna gidemediğini

belirterek özel hayata saygı hakkının, haberleşme hürriyetinin ve adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

34. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu edilen süreçte

yargı organlarınca verilen kararlara ilişkin genel bilgiler aktarılmıştır.

35. Bakanlık görüşüne karşı başvurucu, sunduğu cevap

dilekçesinde bireysel başvuru formundaki taleplerini tekrar etmiştir.

B. Değerlendirme

36. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği" kenar

başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ...saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine

dokunulamaz.”

37. Anayasa’nın "Haberleşme hürriyeti" kenar

başlıklı 22. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, haberleşme hürriyetine

sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır."

38. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve

görevleri" kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,

kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak

ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

39. Anayasa’nın "Temel hak ve hürriyetlerin

korunması" kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:

"Anayasa ile tanınmış hak ve

hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma

imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin

hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek

zorundadır.

Kişinin, resmî görevliler tarafından

vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin

edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır."

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun yargı makamlarınca gerçekleştirilen işlemlerden ve

ihmallerden kaynaklanan, özel hayatın gizliliği ile haberleşmenin gizliliğinin

ihlal edilmesi suretiyle oluşan zararlarının tazmin edilmesi talebiyle açtığı

davanın etkili bir çözüm imkânı sunmadığına ilişkin şikâyetleri, Anayasa'nın

20. ve 22. maddeleriyle bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence

altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında değerlendirilmiştir. Etkili

başvuru hakkı bakımından yapılacak incelemenin sonucuna göre bu aşamada özel

hayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyeti bakımından ayrıca bir inceleme

yapılmayacaktır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

42. Anayasa'nın 12. maddesine göre herkes kişiliğine

bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

Bu genel nitelikteki anayasal düzenleme ile bireylerin kişilik değerlerine

yönelen ve zarar veren olumsuz tutum ve davranışlar dışlanmaktadır. Bunun

yanında Anayasa'nın 5. maddesinde, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin

korunması için gerekli şartların hazırlanması devletin temel amaç ve

görevlerinden biri olarak sayılmaktadır. Bu düzenlemeler ışığında devletin

bireylerin özel hayata saygı haklarına ve haberleşme hürriyetlerine keyfî

olarak müdahale etmemenin yanında üçüncü kişilerin anılan hak ve özgürlüklere

karşı saldırılarını önlemekle yükümlü kılındığı, bu bağlamda pozitif

yükümlülüklerinin bulunduğu söylenebilir (Ali Çığır, B. No: 2015/19298,

8/5/2019, § 32; Erol Kumcu, B. No: 2015/18988, 9/5/2019, § 32; U.B.,

B. No: 2015/3175, 10/10/2019, § 33).

43. Söz konusu yükümlülükler, kişilerin özel hayatlarına

ve haberleşmelerine yönelik gerçekleşmesi yakın tehlikelere karşı gerçek

anlamda bir koruma sağlayabilmeli ve oluşan zararların tazmin edilmesi için

kamu makamlarınca gerçekleştirilen işlemler, yapılan eylemler ve ihmaller

konusunda kişilere etkili bir karşı çıkma ve telafi imkânı vermelidir. Bu imkân

ise ancak etkili bir başvuru yolu tanınması ile sağlanabilir.

44. Etkili başvuru hakkı anayasal bir hakkının ihlal

edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını

inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini

engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama)

elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması

olarak tanımlanabilir (Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47).

45. Anayasa Mahkemesi, manevi zararların ağırlıkta olduğu

ihlal iddialarında -kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, özel hayata

saygı hakkı ile haberleşme hürriyeti kapsamında- hukuki tazmin yolunu daha

yüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu

olarak kabul etmiştir (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44; Aslı

Kırmızı Demirseren, B. No: 2013/5680, 15/4/2014, § 41; Gülşin Oral,

B. No: 2013/6129, 16/9/2015, § 47; Sümeyye Örnek, B. No: 2014/11091,

7/6/2017, § 26). Bunun gerekçesi ise kasten veya taksirle başkalarına verilen

zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderilmesi imkânının daha fazla olması,

ceza hukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumluluk

alanında objektif sorumluluk esasının da etkili şekilde uygulanması ve hukuki

sorumluluk alanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat

standardı kullanılması olarak açıklanmıştır. Ayrıca hukuk sistemimizde hukuki

sorumluluk alanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar görenin

zararının telafi edilmesi olduğu dikkate alındığında özellikle manevi zarara

dayanan uyuşmazlıklar açısından hukuki tazmin yolu ilgililere daha yüksek

başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olarak

nitelendirilmiştir (Işıl Yaykır, § 44; Aslı Kırmızı Demirseren, §

41; Mesut Özbezen, B. No: 2013/8175, 15/4/2014, § 40).

46. Ayrıca Anayasa Mahkemesi; kişilik haklarına saldırı

mahiyetindeki iddiaların adli ve idari yargı düzenindeki mahkemelerce

değerlendirilebileceğini, bu doğrultuda ilgili mevzuat kapsamında kişilik

haklarına yönelen saldırıların sona erdirilmesi ve zararın tazmin edilmesi

hususunda hukuk davası ile tam yargı davası açılabileceği konusunda bir

tereddüdün bulunmadığını da vurgulamaktadır (Ali Çığır, § 41; Erol

Kumcu, § 41; Cansun Sarıyıldız, B. No: 2015/11671, 8/1/2020, § 30).

47. Devletin suçların soruşturulması faaliyeti kapsamında

şüpheliler hakkında birtakım tedbirler alarak onları gözetimi altında tuttuğu

durumlarda ise şüphelilerin sonradan ileri sürecekleri şikâyetlerinin olması

olağandır. Usul kurallarının yoğun şekilde öngörüldüğü bu özel durumlar

yönünden söz konusu şikâyetlerin esasının incelenmesine imkân sağlayan ve

gerektiğinde uygun bir telafi yöntemi sunan etkili hukuk yollarının olması da

ilgililere etkili başvuru hakkının sağlanması bakımından bir gerekliliktir. 5271

sayılı Kanun'un 141. ve devamı maddelerinde düzenlenen koruma tedbirleri

nedeniyle tazminat davaları da bu bağlamdaki gerekliliği karşılamaya uygun bir

yöntem sunmalıdır.

48. H.Ö. (B. No: 2017/34332, 12/12/2018) kararında

Anayasa Mahkemesi, koruma tedbirleri tazminat davaları ile 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinin (3) numaralı fıkrası yönünden birtakım değerlendirmelerde

bulunmuştur. Söz konusu düzenlemeler ile pratikteki uygulamaların bu tür

şikâyetler açısından etkili bir hukuk yolu olarak değerlendirilebilmesi için

gerekli olan yargısal yaklaşıma ilişkin yapılan açıklamalarda Anayasa Mahkemesi

5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı 141.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında suç soruşturması veya kovuşturması sırasında

kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere

hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdiği kararlar veya yaptığı işlemler

nedeniyle devlet aleyhine tazminat davası açılabileceğinin öngörüldüğünü,

anılan hüküm kapsamında Cumhuriyet savcılarının yapmış oldukları işlemler

nedeniyle zarar gördüğünü düşünen mağdurlar yönünden bir başvuru mekanizmasının

oluşturulduğunu tespit etmiştir (H.Ö., § 41; ayrıca bkz. M.Y., B.

No: 2014/7149, 22/11/2017, § 50). H.Ö. kararında, yargılama

faaliyetlerinden doğan ve emredici ya da yasaklayıcı bir kural bulunmaması

nedeniyle kişisel kusur veya haksız fiil kapsamında değerlendirilemeyecek

özensiz davranışlardan kaynaklanan zararların 5271 sayılı Kanun'un (3) numaralı

fıkrası kapsamında giderilebileceğine ilişkin olarak Yargıtayca verilen bazı

kararlara da yer verilmiş ve anılan fıkranın etkili bir yol olarak

işletilebileceğine işaret edilmiştir.

49. Gerçekten de kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi

amacıyla öngörülen yargı yollarından biri olan koruma tedbirleri nedeniyle

tazminat davası açma imkânının mevzuatta yer alması tek başına yeterli olmayıp

bu yolun aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunması gerekir. Söz konusu yola

başvurulabilmesi için öngörülen koşullar somut olaylara tatbik edilirken

dayanak işlem, eylem ya da ihmallerden kaynaklanan savunulabilir nitelikteki

iddiaların bu doğrultuda geniş şekilde değerlendirilmesi, koşulların oluşmadığı

sonucuna ulaşılması durumunda ise bu durumun yargı makamları tarafından ilgili

ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir.

50. Sonuç olarak tahdidi sayılan koşullar dışında

hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptığı

işlemlerden kaynaklanan zararların giderilmesine yönelik girişimlerde bulunma

imkânı sağlayan ve geniş şekilde yorumlanmaya uygun olan söz konusu

düzenlemelerin zarar görenlerin herhangi bir yargı merciine başvurma imkânını

ortadan kaldıracak şekilde dar yorumlanmaması ve etkili bir yargısal koruma

sağlama konusunda yargı makamlarınca temel hak ve özgürlükleri önceleyen bir

yaklaşım içinde olunması etkili başvuru hakkının gereklerinin sağlanması

açısından önem arz etmektedir.

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

51. Başvuru özetle takipsizlik kararıyla birlikte

Başsavcılık tarafından imha edilmesine karar verilen dinleme kayıtlarının beş

ay geçmesine rağmen tutulmaya devam edilmesi, kayıtların birçok farklı

mahkemeye gönderilmesi ve UYAP'a aktarılması nedeniyle manevi zarara uğradığını

belirten başvurucunun pratikte bu iddialarını dile getirebileceği etkili bir

başvuru yolu bulunmadığına, bir başka deyişle mevcut yargısal sistemin etkili

olmadığına ilişkindir.

52. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde 18/6/2014

tarihinde yapılan değişikliklerle eklenen (3) numaralı fıkra ile anılan

maddenin (1) numaralı fıkrasında yazan hâller dışında suç soruşturması veya

kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri

de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar

veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davalarının devlet aleyhine

açılabileceği kabul edilmiştir. Dolayısıyla bu suretle Cumhuriyet savcılarının

yapmış olduğu işlemler nedeniyle zarar gördüğünü düşünen kişiler yönünden bir

hukuk yolu getirilmiştir.

53. Bazı kararlarında Yargıtay, suç soruşturması veya

kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri

de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdiği kararlar veya

yaptığı işlemler nedeniyle zarar gördüğünü iddia ederek 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesi kapsamında tazminat davası açan kişilerin durumlarını bu bağlamda

değerlendirmiştir. Örneğin özel hayatın gizliliği ve iddianame içeriğinde

kişisel verilerle ilgili bilgi ve belgelere haksız şekilde yer veren Cumhuriyet

savcısının bu eylemine karşı açılan tazminat davasında Yargıtay; yargı mensuplarının

zorunluluk ve orantılılık ilkelerine uygun hareket ederek özenli davranmaları

gerektiğini, kişilerin gizli veya özel hayat alanına ait olan haberleşme

içeriklerine, kişiler arasındaki konuşmalara, kişisel verilerle ilgili bilgi ve

belgelere iddianame içeriğinde yer verilmesinin uygun olmadığını, yer

verilmesinin zorunlu olması durumda ise maruz kalınan suçlar bakımından

kişilerin onur ve saygınlığını en az zedeleyecek şekilde bu hususlara yer

verilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Yargıtay, bu durumda bireysel hakları en

az ihlal edecek ve bu ihlali haklı gösterecek bir yöntemin benimsenmesi

gerektiğini ifade ederek aksi yöndeki yaklaşımı özensiz davranış olarak

nitelendirmiş ve 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrası

gereğince mağdurun manevi zararlarının tazmin edilmesi gerektiği sonucuna

ulaşmıştır (bkz. § 25).

54. Başka bir kararında Yargıtay, yeterli uzmanlığı

bulunmayan bilirkişiye rapor düzenlettiren ve bu raporu esas alarak kamu davası

açan Cumhuriyet savcısının eyleminden dolayı ileri sürülen manevi tazminat

talebinin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında

değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir (bkz. § 26). Yine Yargıtay, dinleme

kararı veren ve hakkında disiplin soruşturması başlatıldığı iddia edilen

hâkimin bu kapsamdaki eylem ve işlemlerinden kaynaklanan zararların tazmini

talebiyle açılan davada 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının uygulanabileceğini ifade etmiştir (bkz. § 27). Ayrıca başvurucuyla

aynı soruşturma kapsamında soruşturulan dört kişi tarafından aynı hukuki

gerekçelerle -koruma tedbirleri nedeniyle- açılan tazminat davasında -Bakırköy

11. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/12/2017 tarihli kararıyla- 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında manevi tazminata hükmedilmiştir

(bkz. § 24).

55. Dolayısıyla 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında "suç soruşturması veya kovuşturması sırasında

kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere

hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları

işlemler" şeklinde ifade edilen ve her somut olayın özelliğine göre

değerlendirilmesi gereken nedenlere dayanılarak bir zararın meydana geldiği

konusunda savunulabilir iddiaların ileri sürülmesi durumunda yargı makamlarının

bu konuda yapacakları yorum, söz konusu temel hakların korunmasını sağlayan

etkili başvuru yolunun bulunup bulunmadığının saptanmasında kilit rol

oynamaktadır.

56. Somut olayda; başvurucunun özel hayatının ve

haberleşmesinin gizliliğinin ihlal edilmesi suretiyle manevi olarak zarar

gördüğüne ve bu zararların tazmin edilmesi gerektiğine yönelik şikâyetleri 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen koşulların oluşmadığı gerekçesiyle

derece mahkemelerince reddedilmiştir.

57. Başvurucunun şikâyet ettiği hususun hangi nedenlerle

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında

değerlendirilmesi gerektiğiyle ilgili olarak somut ve ikna edici gerekçeler

ileri sürdüğü görülmektedir. Ancak derece mahkemelerince bu hususların

değerlendirilmediği ve savunulabilir nitelikteki iddialara dayanan davanın

neden söz konusu düzenlemenin kapsamında kabul edilmediği konusunda

açıklamalarda bulunulmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurucu ile aynı

soruşturma kapsamında hakkında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda

alınmasına ilişkin tedbirler uygulanan ve başvurucuyla birlikte hakkında

takipsizlik kararı verilen diğer kişiler tarafından açılan tazminat davalarında

(bkz. § 24) farklı yönde kararlar verildiğine ilişkin olarak başvurucu

tarafından ileri sürülen iddialar hakkında da herhangi bir gerekçenin

oluşturulmadığı görülmektedir.

58. Belirtilen nedenlerle başvurucunun içinde bulunduğu

koşulların ve iddialarının 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı

fıkrası kapsamında olmadığı yönünde verilen kararın ilgili ve yeterli

gerekçeler içermediği ve başvurucuya uygun bir telafi şansı sunmaya elverişli

olmadığı anlaşılmaktadır. Esasında 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3)

numaralı fıkrasının kapsamı konusunda derece mahkemelerince ortaya konulan bu

yaklaşımın temel hakların ihlaline yönelik şikâyetin etkili bir şekilde

incelenmesine imkân sağlamadığı değerlendirilmektedir. Neticede somut olayın

koşullarında özel hayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyeti bağlamında oluşan

zararlarının tazmini konusunda başvurucuya asgari güvenceleri içerecek şekilde

etkili bir hukuk yolu sunulmadığı sonucuna varılmaktadır.

59. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. ve 22.

maddeleriyle bağlantılı olarak 40. maddesinde güvence altına alınan etkili

başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

60. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir

mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

61. Başvurucu; ihlalin tespit edilmesini, yargılamanın

yenilenmesine ve lehine 10.000 TL tazminata hükmedilmesine karar verilmesini

talep etmiştir.

62. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer

bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

63. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından

söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani

ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle

ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan

karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,

varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu

bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan, §§ 55, 57).

64. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir

örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan

mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

65. İncelenen başvuruda özel hayata saygı hakkı ile

haberleşme hürriyetiyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmıştır. İhlalin özel hayata saygı hakkı ile haberleşme

hürriyeti bağlamında oluşan zararlarının tazmini konusunda başvurucuya asgari

güvenceleri içerecek şekilde etkili bir hukuk yolu imkânı sunmayan derece

mahkemelerinin kararlarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

66. Bu durumda etkili başvuru hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

67. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

68. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç

ile 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata saygı hakkı ve haberleşme hürriyetiyle

bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan

etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin etkili başvuru hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2016/287, K.2016/454) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 257,50 TL harç ile 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 8/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Muammer TOPAL

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

Murat HALİÇ

Vekili

:

Av. Murat SADAK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/24356, 8 Temmuz 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: Birinci Bölüm
  • Başvuru No: 2017/24356
  • Tarih: 8 Temmuz 2020

İlgili Kararlar

  • Şahin Öncü Başvurusu (B. No: 2017/26001)
  • Taner Şentürk Başvurusu (B. No: 2017/19405)
  • Elif Güneş Yıldırım Başvurusu (B. No: 2016/15455)
  • Ertuğrul Doğan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/22705)
  • Aysel Gümüş Yavuz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/42849)
  • Hüseyin Ak Başvurusu (B. No: 2016/77854)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.