İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Muratcan Kolçak Başvurusu (B. No: 2016/5490)

1. Başvuru, sosyal güvenlik kapsamında ödenen yaşlılık aylığının

Başvuru No2016/5490Tarih12 Haziran 2019Okuma22 dk · 4.393 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Muratcan Kolçak Başvurusu

Karar tarihi
12 Haziran 2019
Başvuru Numarası
2016/5490
R.G. Tarih ve Sayı
17/7/2019-30834
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.393 kelime·22 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, sosyal güvenlik kapsamında ödenen yaşlılık aylığının

geri alınması ve ödeme yapılmayan döneme ilişkin talebin zamanaşımı süresi

geçtiğinden reddine karar verilmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/3/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

A. Uyuşmazlığın Arka

Planı

8. Sigortalı olarak geçen çalışma süresinin sonunda emeklilik

talebinde bulunan başvurucunun murisi H.K.ya

davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK/Kurum) tarafından ½/1999

tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yaşlılık aylığı bağlanmıştır.

9. Başvurucunun murisi, bağlanan aylığın kamuya ait bir bankanın

Etlik şubesinde bulunan hesabına yatırılması talimatını vermiştir. SGK

23/4/2004 tarihine kadar toplam 14.228,91 TL tutarındaki parayı başvurucunun

murisinin bildirdiği banka hesabına yatırmıştır.

10. Banka, emekli aylığının yatırıldığı hesapta beş yıla yakın

bir süre herhangi bir hareket olmaması üzerine durumu SGK’ya

bildirmiş ve hesapta biriken miktarı da iade etmiştir. SGK da 2004 yılı Nisan

ayından itibaren ödeme yapmayı durdurmuştur.

11. Sigortalı H.K.nın

11/1/2012 tarihinde ölümü ile mirasçı olarak aralarında başvurucunun da

bulunduğu kişiler kalmıştır.

12. Mirasçılar 30/1/2012 tarihli dilekçe ile SGK’dan

murisin hak edip alamadığı aylıkların ödenmesi isteğinde bulunmuşlardır. SGK ½/2007

ile 23/1/2012 tarihleri arasında hak edilen toplam 42.157,95 TL’yi hak

sahiplerine öderken ½/2007 tarihinden önce hak edilen aylıkları zamanaşımına

uğradığı gerekçesiyle ödemekten kaçınmıştır.

B. Uyuşmazlığa Konu Dava

Süreci

13. Başvurucunun da aralarında olduğu hak sahipleri 29/2/2012

tarihinde ödenmeyen veya ödenip de sonradan SGK’ya

iade edilen aylıklar nedeniyle fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 10.000

TL talebiyle Ankara 7. İş Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Hak sahipleri

26/12/2013 tarihli dilekçe ile taleplerini 30.950,61 TL olarak ıslah

etmişlerdir.

14. Mahkeme 27/12/2013 tarihinde davanın kabulüne karar

vermiştir.

15. Hüküm, davalı SGK tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 10.

Hukuk Dairesi (Daire) 11/11/2014 tarihli kararla hükmü bozmuştur. Anılan bozma

kararında 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga

99. Maddesi uyarınca geçici iş göremezlik ödeneği veya herhangi bir döneme

ilişkin gelir ve aylığın beş yıllık zamanaşımına tabi olduğuna işaret

edilmiştir.

16. Mahkeme, bozma kararına uymuş ve 30/3/2015 tarihinde davanın

reddine karar vermiştir.

17. Hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir. Daire

28/1/2016 tarihinde hükmü onamıştır.

18. Nihai karar 23/2/2016 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu

16/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Hükümleri

19. 506 sayılı Kanun’un ‘’Zamanaşımı

ve hakkın düşmesi’’ kenar başlıklı mülga 99. Maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Geçici

iş göremezlik ödeneğini veya herhangi bir döneme ilişkin gelir veya aylığını

beş yıl içinde almayanların, söz konusu ödenek, gelir veya aylıkları ödenmez.”

20. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık Sigortası Kanunu’nun ‘’Zamanaşımı,

hakkın düşmesi ve avans’’ kenar başlıklı 97. Maddesinin (3) ve

(4)numaralı fıkraları şöyledir:

“Bu

Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıklarını tahakkuk ettirildiği tarihlerden

itibaren aralıksız on iki ay sonuna kadar tahsil etmeyenlerin gelir ve

aylıkları, gelir ve aylık bağlanma şartlarının devam edip etmediğinin tespiti

amacıyla durdurulur.

Bu Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıklarını

tahakkuk ettirildiği tarihlerden itibaren aralıksız on iki ay sonuna kadar

tahsil etmeyenlerin gelir ve aylıkları, gelir ve aylık bağlanma şartlarının

devam edip etmediğinin tespiti amacıyla durdurulur.”

2. Yargıtay Kararı

21. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 3/3/2014 tarihli ve

E.2013/3217, K.2014/3789 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısımları

şöyledir:

‘’Davanın yasal dayanağını oluşturan 506

sayılı Yasa’nın 99. Maddesinde zamanaşımı ve hakkın düşmesi ile ilgili

düzenleme yer almaktadır. Bu maddeye göre, ‘Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan

hallerde, iş kazalarıyla meslek hastalıkları ve ölüm sigortalarından hak

kazanılan gelir ve aylıklar, hakkı doğuran olay tarihinden itibaren beş yıl

içinde istenmezse zamanaşımına uğrar. Bu durumda olanların gelir ve aylıkları,

yazılı istek tarihini takibeden aybaşından itibaren

başlar. İş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından kazanılan diğer haklar

ile hastalık ve analık sigortalarından doğan haklar ise, hakkı doğuran olay

tarihinden itibaren beş yıl içinde istenmezse düşer. Geçici iş göremezlik

ödeneğini veya herhangi bir döneme ilişkin gelir veya aylığını beş yıl içinde

almayanların, söz konusu ödenek, gelir veya aylıkları ödenmez.” Somut olayda,

davacılar murisi sigoralının 5/2/2002 tarihinde vefat

ettiği, davacıların ise 22/2/2008 tarihinde ölüm aylığı talebinde bulundukları,daha önce taleperinin olmadığı, Kurum tarafından eş Ayten’e 1/3/2008

tarihi itibarı ile ölüm aylığı bağlandığı, Ruken Macite ise, sigortalı çalışmasının sona ermesi ile 1/1/2011

tarihi itibarı ile ölüm aylığı bağlandığı anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca Yasa’nın açık hükmü

karşısında davacıların hakkı doğuran olay tarihinden itibaren beş yıl içinde

talepleri olmadığı için ölüm sigortasından hak kazandıkları aylık zamanaşımına

uğradığından ve bu durumda olanların aylıkları istek tarihini takip eden

aybaşından itibaren başlayacağından mahkemece Kurum işleminin doğru olduğunun

kabulü ile isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde istemin

kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.’’

B. Uluslararası Hukuk

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1. Maddesi

şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme’ye

ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi anlamında ancak mülk teşkil eden şeylere müdahale edilmesi koşuluyla anılan

hükmün ihlali iddiasında bulunabileceğini vurgulamaktadır (Kopecky/Slovakya [BD], B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek

Cumhuriyeti [BD] (k.k.),B.

No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). 1 No.lu Protokol bağlamında mülk kavramı iç hukuktaki formel

sınıflandırmadan bağımsız olarak özerk bir anlam taşımaktadır (Beyeler/İtalya [BD], B. No: 33202/96,

5/1/2000, § 100; Eski Yunanistan Kralı ve

diğerleri/Yunanistan, B. No: 25701/94, 23/11/2000, § 60). Mülk kavramının özerk yorumlanması, maddi

varlığı bulunan şeylerle sınırlı olmaması anlamına da gelmektedir. Bu bağlamda

mal varlığını oluşturan hak ve menfaatler de bu hüküm çerçevesinde mülkiyet

hakkı kapsamında, diğer bir deyişle mülk

olarak değerlendirilebilir (Broniowski/Polonya, B. No: 31443/96, 22/6/2004, §

129).

24. AİHM, 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamındaki davalara

genel olarak uygulanan ilkelerin ve özellikle anılan maddenin mülk edinme

hakkını korumadığı biçimindeki ilkenin sosyal güvenlik ödemeleri ve sosyal

yardımlar yönünden de geçerli olduğunu belirtmektedir. AİHM, bu hükmün

Sözleşmeci devletlerin herhangi bir sosyal güvenlik planını uygulayıp

uygulamayacağının ya da bu planlar çerçevesinde kişilere ne tür menfaatlerin

sağlanacağının ve bunların miktarının ne kadar olacağının belirlenmesi

hususundaki serbestisine sınırlama getirmediğini vurgulamaktadır. Ancak AİHM’e göre Sözleşmeci devletlerin ister önceden kişilerin

katkı yapma şartına bağlı olsun ister olmasın sosyal yardım ödemesi yapılmasını

öngören yasal bir düzenlemenin bulunması durumunda bu düzenlemenin 1 No.lu

Protokol’ün 1. Maddesi kapsamına giren mülkiyete ilişkin bir menfaat (proprietary interest)

doğurduğu kabul edilmelidir (Moskal/Polonya, B.

No: 10373/05, 15/9/2009, § 38).

25. AİHM; modern, demokratik devletlerde birçok bireyin yaşamını

sürdürebilmek için hayatlarının tamamı ya da bir bölümünde sosyal güvenlik ve

sosyal yardım ödemelerine bağımlı olduğunu belirtmektedir. AİHM, birçok hukuk

sisteminin bu bireylerin belli bir derecede belirlilik ve güvenliğe ihtiyaç

duyduklarını kabul ederek onlara birtakım imkânlar sağladığını ve bu çerçevede

öngörülen bazı koşulların yerine getirilmesi şartıyla bu bireylere çeşitli

ödemeler yapılması yolunda düzenlemelere yer verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM’e göre bireylerin iç hukuka göre sosyal yardım alma

hakkının bulunduğu durumlarda bu ekonomik menfaatler 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi

kapsamına girer (Moskal/Polonya, § 39).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 12/6/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Ödeme Yapılmayan

Döneme İlişkin İddia

27. Başvurucu, murisine yapılan ödemenin durdurulduğu 23/4/2004

ile ½/2007 tarihleri arasındaki döneme ilişkin aylıkların zamanaşımı nedeniyle

ödenmemesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

28. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. Maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

29. Başvuru konusu olayda murise ait hesapta uzun bir süre

hareket tespit edilememesi nedeniyle ödemenin durdurulduğu ve bir kısım aylığın

506 sayılı Kanun’un mülga 99. Maddesinde öngörülen beş yıllık zamanaşımı

süresinin geçmesi nedeniyle ödenmediği görülmektedir. Bu hükümlerin

öngörülebilir, açık ve ulaşılabilir mahiyette olduğunda tereddüt

bulunmamaktadır. Dolayısıyla müdahalenin kanunilik koşulunu taşıdığı

anlaşılmıştır.

30. Yaşlılık aylığının ödenmesinin beş yıl içinde başvuru

koşuluna bağlanmasının temelinde yatan amaç; hukuki güvenlik ve istikrarın

sağlanması, yargı organlarının artık eskimiş ve güncelliğini yitirmiş

uyuşmazlıklarla uğraşmasının önlenmesidir. Bu amacın kamu yararına dönük olduğu

açıktır. Dolayısıyla başvurucunun geriye dönük olarak kendisine yaşlılık aylığı

ödenmesi isteğinin beş yılla sınırlandırılmış olmasının kamu yararı amacına

dayandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle müdahalenin meşru bir amacının bulunduğu sonucuna

ulaşılmıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yeşim Bullock, B.

No: 2014/13223, 20/9/2017, § 50).

31. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir (Onur Tur Uluslararası

Nakliyat Ltd. Şti., B. No: 2015/947, 15/11/2018, § 59).

32. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık

olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin

ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik

ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca

daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise

bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir

dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

33. Şikâyet edilen yaşlılık aylığının ödenmesine engel teşkil

eden zamanaşımının kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olduğu açıktır. Gereklilik ölçütü yönünden yargı

mercilerinin hukuki güvenlik ve istikrarı zedeleyen eskimiş ve güncelliğini

yitirmiş uyuşmazlıklar yerine çözüm bekleyen uyuşmazlıklar üzerinde

yoğunlaşmasını sağlamak bakımından kamu makamlarının belirli bir takdir

yetkisinin olduğu kabul edilmelidir. Bununla birlikte bu takdir yetkisi

çerçevesinde yapılan müdahale yönünden kamu makamlarının Anayasa’nın 35. Maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının korunmasının gerektirdiği güvenceleri

de sağlamaları zorunludur.

34. Somut olayda mevzuatta öngörülen ve derece mahkemelerince

uygulanan beş yıllık zamanaşımı süresi oldukça uzun bir süredir. Murise

bağlanan yaşlılık aylığının durdurulduğu 23/4/2004 tarihinden mirasçıların SGK’ya müracaat ettiği 11/1/2012 tarihine kadar ödemeyi

yeniden başlatmak amacıyla muris ya da mirasçıların müracaat etmesine engel

olacak haklı bir sebep ileri sürülmediği gibi yargısal makamların kararlarının

makul bir değerlendirme içermediği veya keyfî olduğu da başvurucu tarafından

ortaya konulamamıştır.

35. Bu itibarla zamanaşımı nedeniyle ödemenin yapılmadığı

olayda, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı bir

külfet yüklemediği değerlendirilmiştir. Buna göre başvurucunun mülkiyet

hakkının korunması ile müdahalenin kamu yararı arasında olması gereken adil

denge bozulmamış olup mülkiyet hakkına yapılan müdahale ölçülüdür. Bu durumda

başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edilmediği açıktır.

36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamıştır.

B. Yapılan Ödemenin Geri

Alınmasına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu; mirasçısı olduğu, babasının hak kazandığı ve

Kurum tarafından babası adına açılan banka hesabına yatırılan bir kısım

yaşlılık aylığının hesapta herhangi bir hareket bulunmaması üzerine geri

alınmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

38. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak

35. Maddesi şöyledir:

‘’Herkes, mülkiyet ve miras

haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

40. Anayasa’nın 35. Maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcut

mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne

kadar güçlü olursa olsun Anayasa’yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.

Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa’da yer alan

mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde

ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli

bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren

yerleşik bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir

beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı

kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için

yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan

Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).

41. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp

bir kanun hükmü, yerleşik bir yargısal içtihat veya ayni menfaatle ilgili

hukuki bir işleme dayalı beklentidir (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28). Dolayısıyla Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet

hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının

tanınmasına bağlı olup bu tanım, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile

yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd.

Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Bu çerçevede mülkiyet

hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var

olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa

Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 54).

42. Somut olayda, başvurucunun babası çalıştığı günlere ilişkin

olarak prim ödeme şartı ile emekliliğe ve sosyal güvenlik ödemesi almaya hak

kazanmış olup SGK bu kapsamda murisin banka hesabına belli bir süre ödeme

yaptıktan sonra hesapta biriken parayı geri almıştır. Murisin 11/1/2012

tarihinde ölümü ile sahip olduğu mal varlığı kanunen aralarında başvurucunun da

bulunduğu mirasçılara intikal etmiştir. Bu itibarla başvurucunun somut olay

bakımından Anayasa’nın 35. Maddesi kapsamında korunması gereken bir menfaatinin

mevcut olduğu değerlendirilmiştir.

ii. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

43. Anayasa’nın 35. Maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı

verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

44. Anayasa’nın 35. Maddesi ve mülkiyet hakkına temas eden

hükümler içeren diğer hükümleri dikkate alındığında, Anayasa’nın mülkiyet

hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Bu maddenin

birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle

mülkten barışçıl yararlanma hakkına

yer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına

müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak

mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenmekle aynı zamanda

mülkten yoksun bırakmanın

şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise

mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala

bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve

düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa’nın diğer bazı maddelerinde de devlet

tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,

mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

45. Somut başvuruda, başvurucunun murisi adına açılan banka

hesabında bulunan bir miktar paranın idare tarafından geri alınması şeklindeki

mülkiyet hakkına yapılan müdahale, mal varlığında bir azalmaya yol açılsa dahi

mülkten yoksun bırakma amacı taşımamaktadır. Diğer taraftan hesapta biriken

paranın doğrudan iadesine ilişkin herhangi bir düzenleme de söz konusu

değildir. Dolayısıyla şikâyete konu müdahalenin mülkiyetten barışçıl

yararlanmaya ilişkin genel kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

46. Anayasa’nın 13. Maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

47. Anayasa’nın 35. Maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa’nın 13. Maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa’ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

48. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

49. Somut olayda başvurucunun murisinin banka hesabında bulunan

para idare tarafından geri alınmıştır. Bu hâlde ödemenin niteliği, amacı ve

yapılan bu işlemin kanuni bir dayanağının bulunup bulunmadığının öncelikle

belirlenmesi gereklidir.

50. Başvurucunun murisi, yukarıda açıklandığı üzere çalıştığı

günler için ödenen primler karşılığında SGK’dan

emekli olmuş ve yaşlılık aylığı almaya hak kazanmıştır. Yaşlılık aylığının

bağlandığı tarihten ödemenin durdurulduğu tarihe kadar yapılan ödemeler de

kapsamdaki ve 506 sayılı Kanun uyarınca yapılması zorunlu ödemelerdir.

51. Muris, yaşlılık aylığı ödemesinin sağladığı kolaylıklar

nedeniyle Kurumdan doğrudan alınması yerine adına açılan banka hesabına

yatırılması yöntemini tercih etmiş ve Kuruma bu yönde talimat vermiştir. Davalı

Kurum da hak edilen aylıkları bu banka hesabına havale etmiştir. Murisin banka

hesabında bulunan para kanunen artık bu kişinin mülkiyetindedir (bkz § 42). Bu aşamadan sonra para üzerinde tasarruf yetkisi

kural olarak yalnızca hesap sahibine aittir. Aksi bir durumun bunu ileri süren

kişi ya da kurum tarafından dayanağı ile ispatlanması gereklidir.

52. Başvuruya konu olayda idare, 506 sayılı Kanun’un mülga 99. Maddesine

dayanarak işlem tesis etmiştir. Anılan Kanun hükmünde herhangi bir döneme ait

gelir ve aylıklarını almayan hak sahiplerine beş yıl geçtikten sonra bu

ödemenin yapılamayacağı açıkça düzenlenmiştir. Ancak hak sahibinin banka

hesabında bulunan ve artık kurumun mülkiyetinden çıkan, dolayısıyla yapılmayan

bir ödeme olarak kabulü mümkün olmayan durumlara ilişkin herhangi bir hüküm

bulunmamaktadır. Öte yandan ödemenin yanlışlıkla yapıldığı kabul edilse dahi bu

paranın iadesi ancak 5510 sayılı Kanun’un 96. Maddesi ya da sebepsiz

zenginleşme hükümlerine göre istenebilecek olup somut olay itibarıyla idarenin

bu yönde bir iddiası da bulunmamaktadır. Bu hâlde kanuni bir dayanağı olmadan

murisin bankahesabında bulunan paranın geri alınmış

olması ve bu işleme karşı açılan davada bu husus gözetilmeden karar

verilmesinin mirasçı olan başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği

sonucuna varılmıştır.

53. Açıklanan gerekçelerle yapılan ödemenin geri alınmasına dair

iddia yönünden Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

c. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

54. 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

55. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise

öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin ve

bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu

maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer

tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).

56. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden

kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun

belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet

Doğan, § 57).

57. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yargılamanın yenilenmesitalebinde bulunmuştur.

58. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun murisinin banka hesabında

bulunan paranın kanuni bir dayanağı bulunmadan geri alınması işlemine yönelik

davanın reddi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

Somut başvuruda, ihlalin yargı kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

59. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılması

kapsamında mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Bu doğrultuda

mahkemece ihlal sonucuna uygun olarak 30/5/2015 tarihli kararın yalnızca

başvurucu yönünden ortadan kaldırılması ve murisin hesabında bulunmakta iken

geri alınan tutar ile başvurucunun miras payı dikkate alınarak bir karar

verilmesi gerekmektedir.

60. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Ödeme yapılmayan döneme dair mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Hasan

Tahsin GÖKCAN’ın karşıoyu

ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Yapılan ödemenin geri alınmasına dair mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara

7. İş Mahkemesine (E.2015/237, K.2015/216 )

GÖNDERİLMESİNE,

D. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/6/2019 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvuranın murisinin 1999 yılındaki talebi üzerine yaşlılık

aylığı bağlanmış ve yıllar içinde gösterdiği banka hesabına yatırılmıştır.

Hesabın aktif görünmemesi nedeniyle SGK tarafından Nisan 2004 tarihinde ödeme

durdurulmuş ve hesaba yatırılan 14.228 TL Kuruma iade edilmiştir. Başvurunun

oybirliğiyle kabul edilen kısmında, hesaba yatırılan ve mülkiyet oluşturduğu

kabul edilen miktarın mirasçıya ödenmemesi nedeniyle ihlal kararı verilmiştir.

Buna karşın aylık ödemesinin durdurulduğu 2004 ile 2007 yılları arasındaki

kısım, 506 sayılı Kanunun 99. maddesi gereği mirasçıların idareye başvurduğu

2012 yılından geriye doğru 5 yıllık zamanaşımı dışında kaldığı gerekçesiyle

ödenmemiş ve açılan dava da retle sonuçlanmış olup bu döneme ilişkin olarak

çoğunluk tarafından ulaşılan ihlal bulunmadığı sonucuna aşağıda belirtilen

gerekçelerle katılmamaktayım.

2. Zamanaşımı uygulamasına dayanak olarak gösterilen 506 sayılı

Kanunun 99/3. maddesinde “Geçici iş göremezlik ödeneğini veya herhangi bir

döneme ilişkin gelir veya aylığını beş yıl içinde almayanların, söz konusu

ödenek, gelir veya aylıkları ödenmez.” hükmü yer almaktadır. Aynı maddenin ilk

fıkrası ise iş kazası, meslek hastalığı, vazife malullüğü ve ölüm

sigortalarından bağlanan gelir ve aylıklara ilişkin 5 yıllık zamanaşımını

düzenlemektedir.

3. İlk derece mahkemesinin, anılan hükmün “iş kazası, meslek

hastalığı, vazife malullüğü ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir ve

aylıklara ilişkin olduğu, bağlanmış aylıklar bakımından bu nedenle ödeme yapılmamasının

yerinde bulunmadığı” şeklindeki değerlendirmesiyle davayı kabulüne karşın,

temyiz incelemesini yapan Yargıtay 10. Dairesince “506 sayılı Yasa'nın 99.

maddesinin son fıkrası {…geçici işgöremezlik ödeneği

veya herhangi bir döneme ilişkin gelir ve aylığını beş yıl içinde almayanların

söz konusu ödenek, gelir veya aylıkları ödenmez} hükmünü içermektedir.

Mahkemece anılan madde hükmü çerçevesinde değerlendirme yapılıp ileri sürülen

talepler hakkında karar verilmesi gereği gözetilmeksizin hüküm tesis edilmesi”

gerekçesiyle bozma kararı verilmiş, bozmaya uyan mahkemenin davanın reddine

ilişkin kararı aynı Dairece onanmıştır.

4. Anayasanın 60. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes,

sosyal güvenlik hakkına sahiptir" denilmektedir. Mahkememiz kararlarında

belirtildiği üzere Sosyal güvenlik hakkını düzenleyen bu hüküm bireylere

yaşlılık, hastalık, kaza, ölüm ve malullük gibi sosyal riskler karşısında insan

onuruna yaraşır asgari ölçüde bir yaşam düzeyi sağlamayı amaçlamaktadır. Aynı

maddenin ikinci fıkrasında da "Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli

tedbirleri alır ve teşkilatı kurar." denilerek bu görevin devlet

tarafından oluşturulacak kuruluşlar yoluyla yerine getirilmesi öngörülmektedir.Sosyal güvenlik hakkını gerçekleştirmeyi

amaç edinen Kurumda (SGK)iştirakçi olanlar, aktif çalışma yaşamları boyunca

miktarı ve süresi yasa tarafından belli edilmiş primleri ödemekte ve belli yaşa

geldikten sonra da emekli statüsüne geçerek bu statünün sağladığı, başta

yaşlılık aylığı olmak üzere çeşitli sosyal haklardan yararlanmaktadırlar.

Primli rejime dayalı sosyal güvenlik sisteminin esası da,

önceden alınan payın (primin) yeniden dağıtımına dayanmaktadır (bkz. AYM

6.1.2011, 2009/19 E.- 2011/4 K.)

5. Yaşlılık aylığı sigortalılar için önemli bir sosyal güvenlik

hakkı güvencesidir. Bu aylığa yasal olarak hak edinildiği an sigortalı yönünden

bir mülkiyet hakkından da söz edilmelidir. Kanunlarda bu hakkın kullanım

şartları ve Kurumun zarar görmemesi için bazı tedbirler öngörülebilmektedir.

Nitekim uyuşmazlık döneminin son yılında yürürlüğe giren 5510 sayılı SSGSS

Kanununun 97/4. maddesinde “bağlanan gelir ve aylıklarını 12 ay boyunca tahsil

etmeyenlerin gelir ve aylık bağlama şartlarının devam edip etmediğinin tespiti

amacıyla durdurulur” hükmü yer almaktadır. Ancak bu hükümde durdurma nedeni,

aylık bağlama şartlarının denetimi amacıyladır. Şartlarda yasaya aykırılık

bulunmadığında bu durdurmanın sigortalının ve mirasçılarının haklarını ortadan

kaldırma etkisinden söz edilemez. Aynı maddenin ilk fıkrasında yer alan

zamanaşımı kuralı ise “iş kazası, meslek hastalığı, vazife malullüğü ve ölüm

hâllerinde bağlanması gereken gelir ve aylıklar” hakkındadır. Üçüncü fıkradaki

beş yıllık zamanaşımı kuralı da kısa vadeli sigorta kolları ve ölüm

sigortasıyla sınırlıdır. Yine 97/5. maddedeki zamanaşımı da genel sağlık

sigortasıyla ilgilidir.

6. Prim süresini doldurarak emekli aylığını talep eden

sigortalının bağlanan aylığını durdurmasıyla ilgili olarak 2004 tarihinde

dayanak yasal temel bulunmadığı gibi idari bir tedbir olarak yapılacak

durdurmanın da ancak aylık bağlama şartlarının kontrolünü sağlama amacı dışında

bir hukuki sonucu doğuracağı söylenemez. Sosyal güvenlik primlerini yıllar

içinde ödeyerek tamamlayan bir sigortalının talebi olmasa dahi yaşlılık

aylığını hak etmeye ilişkin bir mülkiyet hakkının varlığından veya en az meşru

beklentisinden söz etmek gerekir. Elbette yasa koyucunun Kurum bütçesinin

öngörülebilirliği gibi bazı nedenlerle makul bir süre öngörerek zamanaşımı

düzenlemesi yapması da mümkündür. Ancak aylığı bağlanmış ve artık hukuken

yaşlılık aylığı güvencesinden istifade eden durumundaki sigortalının şahsi

banka hesabında hareket olmadığı gerekçesiyle mülkiyet hakkının ortadan

kaldırılması bir hukuk devletinde öngörülebilir bir sonuç olmasa gerektir.

7. Diğer taraftan mahkeme kararlarında uygulamaya dayanak

gösterilen kurallarda, "aylık bağlama şartlarını denetim amaçlı"

olarak ödeme tedbiren durdurulsa dahi bağlanmış bir

yaşlılık aylığının zamanaşımına uğrayacağına ilişkin açık bir düzenleme yer

almamaktadır. Uygulamaya temel alınan söz konusu kural ise, sigortalı

tarafından Kurumdan ilk kez talep edilmemiş aylık alacaklarıyla ilgilidir.

Nitekim Yargıtay 21 ve 10. Hukuk Dairelerinin ilgili tüm kararlarında anılan

99/3. maddedeki “almayanların” ibaresi ‘talep’ veya ‘istem’ olarak

nitelenmektedir. Buna karşın ilgili hükmün bütününün somut olaya dair

uygulaması kanun metnini aşan ve mülkiyet hakkını ihlal eden bir yorum şekline

bürünmektedir. Düşüncemize göre yorum yoluyla kanun metninde olmayan bir hukuki

sonucun benimsenip bu durumun yıllar içinde istikrar kazanması, bariz takdir

kusuru olmasını önlemeyecektir. Nitekim Mahkememiz bir başvuruda ilgili kanunun

savunmaya imkan tanımaz biçimdeki müstekar

yorumunun somut uyuşmazlıkta sürdürülmesinin masumiyet karinesi ilkesini ihlal

ettiğine karar vermiştir (Ahmet Altuntaş ve diğerleri B. No: 2015/19616,

17/5/2018). Sonuç olarak kanunda hak edilmiş ve ödemesi başlamış yaşlılık

aylığının zamanaşımına uğramasını gerektiren açık bir düzenleme bulunmamasına karşın,

kanun metninin anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkını

ortadan kaldırır biçimde yorumlanması başvurucunun mülkiyet hakkını ihlal

etmiştir.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Heysem KOCAÇİNAR

Başvurucu

:

Muratcan KOLÇAK

Vekili

:

Av. İsmail

COŞKUN

Başkan Hasan Tahsin GÖKCAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/5490, 12 Haziran 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Uyuşmazlığın Arka
  7. B. Uyuşmazlığa Konu Dava
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Ödeme Yapılmayan
  13. B. Yapılan Ödemenin Geri
  14. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  15. B. Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  16. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  17. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  18. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Karşıoy Gerekçesi
  20. Gökcan
  21. Özgüldür
  22. Hakyemez
  23. Coşkun
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/5490
Tarih
12 Haziran 2019

İlgili Kararlar

  • Bubo Çeviren ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/16290)
  • Cengiz İnş. San.ve Tic.a.ş. ve Mirax Tur. İnş. Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/7846)
  • Süleyman Başmeydan Başvurusu (B. No: 2015/6164)
  • Mehmet Bayrakcı Başvurusu (B. No: 2014/6100)
  • Mohamed Kashet ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/17659)
  • S.m. Başvurusu (B. No: 2016/6038)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.