İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Adnan Çobanoğlu Başvurusu (B. No: 2016/2595)

1. Başvuru, temyiz talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye

Başvuru No2016/2595Tarih21 Mart 2019Okuma22 dk · 4.365 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mustafa Adnan Çobanoğlu Başvurusu

Karar tarihi
21 Mart 2019
Başvuru Numarası
2016/2595
R.G. Tarih ve Sayı
25/4/2019-30755
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.365 kelime·22 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, temyiz talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/2/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Bireysel Başvuru Tarihinden Önceki Süreç

8. Başvurucu 14/3/2003-8/11/2005 tarihleri arasında Türkiye

Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinde (Hastane) başhekim olarak görev

yapmıştır.

9. Hastane tarafından 29/12/2003 tarihinde açık ihale usulü ile 2004 yılı gece vardiyası personelinin taşınması işi

ihalesi yapılmış; başvurucu, başhekim olarak İhale Komisyonu

kararını onaylamıştır.

10. Sağlık Bakanlığının 12/11/2008 tarihli müfettiş raporunda

ihalenin yaklaşık maliyetinin mevzuata aykırı olarak belirlendiğinin ve bu

suretle Hastanenin zarara uğratıldığının belirtilmesi üzerine başvurucu ve bir

kısım İhale Komisyonu üyesi hakkında Sağlık Bakanlığı tarafından Ankara 23.

Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) alacak davası açılmıştır.

11. Dava dilekçesinde başvurucunun adresi "(...) Rd. PORTLAND

OR- (...)" olarak belirtilmiş; bu adrese Bakanlık kanalıyla

çıkarılan tebligat, başvurucunun adreste bulunamadığı gerekçesiyle bila ikmal iade edilmiştir.

12. Yargılamada 4/11/2010 tarihli celsede davacı tarafa,

davalının adresini bildirmek üzere süre verilmiş; davacı vekili 7/12/2010

tarihli dilekçe ekindeki başvurucuya ait nüfus cüzdanı fotokopisinde belirtilen

"(...) Cleveland OH, (...), USA" adresini dosyaya sunmuştur.

13. Mahkeme 7/4/2011 tarihli duruşma ara kararı gereği Türkiye'nin

Los Angeles Başkonsolosluğu vasıtasıyla başvurucunun "(...) Rd. PORTLAND OR- (...)"

adresine tebligat çıkarmış, tebligat bila ikmal iade

edilmiştir.

14. Mahkeme, Ankara İl Sağlık Müdürlüğüne adres araştırması için

yazı yazmış; İl Sağlık Müdürlüğü tarafından bildirilen "(...) Sk. No:(...)

Maltepe Ankara" adresine çıkarılan tebligat bila

ikmal iade edilmiştir.

15. Bu arada diğer davalılar G.A. ve S.K. 8/3/2012 tarihli

dilekçelerinde, içinde başvurucunun da yer aldığı adının ve adresi "(...) Cad. (...) Apt. 21 Kat.(...)

Daire (...) Ankara" olarak geçen Ankara 13. Asliye Ceza

Mahkemesinin 6/10/2011 tarihli ve E.2010/647, K.2011/256 sayılı kararı ile

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesini dosyaya sunmuştur.

16. Başvurucunun "(...) Sk. No:(...) Maltepe

Ankara" adresine çıkarılan tebligatın iade edilmesi üzerine

Mahkeme, başvurucunun Merkezî Nüfus İdare Sistemi (MERNİS) adresini araştırmış;

gelen nüfus kaydında yurt dışı adresin

"Beachwood USA" olduğu

belirtilmiştir.

17. Yine UYAP üzerinden yapılan araştırmada başvurucunun yurt

içi adresinin "(...) Cad. (...) Apt. 21

Kat.(...) Daire (...) Ankara" olduğu

belirtilmiştir.

18. Bu arada davacı vekili dosyaya sunduğu 25/4/2012 tarihli

dilekçesinde başvurucunun yurt dışı iş adresini "(...) Cleveland, OH, (...), USA" olarak belirtmiştir.

19. Mahkeme 12/6/2012 tarihli celsede "başvurucunun MERNİS adresinin Amerika'da olduğu, daha önce yurt

dışı tebligatının yapılması için yazışmalar yapıldığı ancak tebligatların

yapılamadığını" belirterek dava dilekçesi ve duruşma gününün

ilanen tebliğine karar vermiştir.

20. Mahkeme 19/2/2013 tarihli kararında, ihale nedeniyle Hazine

adına oluşan 16.998,25 TL zararın başvurucu ve diğer sorumlu kişilerden

müştereken ve müteselsilen tahsiline karar vermiştir.

21. Bu arada başvuru konusu alacak davasından önce başvurucu ve

ihalede kusuru olduğu iddia edilen sorumlular hakkında 5/1/2004 tarihinde

görevi kötüye kullanma suçundan dava açılmış, Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi

6/10/2011 tarihinde zamanaşımı nedeniyle kamu davasının ortadan kaldırılmasına

karar vermiştir.

22. Mahkemenin gerekçeli kararı başvurucuya ilanen tebliğ

edilmiş, diğer davalıların temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (Daire)

23/9/2014 tarihli kararında hükmü onamıştır.

23. Karar düzeltme talebi üzerine Daire 12/3/2015 tarihinde,

olay tarihinde yürürlükte bulunan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar

Kanunu 43. ve 44. maddeleri uyarınca tazminat miktarında uygun bir indirim

yapılması gerektiği gerekçesiyle onama kararını kaldırarak hükmü temyiz eden

diğer davalılar yararına bozmuştur.

24.Bozma kararına uyan Mahkeme 4/6/2015 tarihli kararında 8.499

TL tazminatın diğer davalılardan tahsiline hükmetmiş, başvurucu hakkında

19/2/2013 tarihinde kurulan hüküm kesinleştiğinden yeniden hüküm kurulmasına

yer olmadığına karar vermiştir.

25. Davacı tarafın temyizi üzerine dosya Yargıtaya

gönderilmiş; bu sırada başvurucu yargısal süreçten yeni haberdar olduğunu

belirterek 2/2/2016 tarihinde hükmü temyiz etmiş ve 10/2/2016 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. Bireysel Başvuru Tarihinden Sonraki Süreç

26. Daire 28/2/2017 tarihli kararında; dosya kapsamına göre

başvurucu hakkında verilen hükmün kesinleştiğini belirterek temyiz dilekçesinin

reddine karar vermiş ancak bir üye, başvurucunun 12/6/2012 tarihinde alınan

UYAP kaydında yurt içi MERNİS adresinin gösterildiğini, bu adresin başvurucu

vekilince verilen temyiz dilekçesinde güncel adres olduğunu, Mahkemece yurt

dışı tebligatları iade olunan başvurucunun öncelikle yurt içi MERNİS adresine

tebligat yapılması gerekirken bu yapılmadan ilanen tebligat aşamasına

geçilmesinin doğru olmadığını, bu durumun hukuki dinlenilme ve savunma hakkını

ortadan kaldırdığını belirterek karara muhalif kalmıştır.

27. Hüküm, karar düzeltme yoluna başvurulmaksızın 13/6/2017

tarihinde kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Hükümleri

28. 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen

en son adresinde yapılır.

Bilinen en son adresin tebligata elverişli

olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres

kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak

kabul edilir ve tebligat buraya yapılır."

29. 7201 sayılı Kanun'un 21. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Gösterilen adres muhatabın adres kayıt

sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten

sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o

yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya

memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva

eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin

kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır."

30. 7201 sayılı Kanun'un 28. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"Adresi

meçhul olanlara tebligat ilanen yapılır.

Yukarıki maddeler mucibince tebligat yapılamıyan ve

ikametgahı, meskeni veya iş yeri de bulunamıyan

kimsenin adresi meçhul sayılır.

Adresin meçhul olması halinde keyfiyet tebliğ

memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle tesbit edilir. Bununla beraber tebliği çıkaran merci,

muhatabın adresini resmî veya hususi müessese ve dairelerden gerekli

gördüklerine sorar ve zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirir.''

31. İlanen tebligat kararının verildiği tarihte yürürlükte olan

11/9/1959 tarihli ve 10303 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Tebligat Tüzüğü'nün (Tüzük) 46. maddesi şöyledir:

"Adresi meçhul olanlara tebligat ilanen

yapılır.

Bu Tüzük hükümlerine göre tebligat yapılamıyan ve 13 üncü madde

mucibince yapılan soruşturmaya rağmen ikametgahı, meskeni veya iş yeri de bulunamıyan kimsenin adresi meçhul sayılır.

Adresi meçhul olması halinde keyfiyet tebliğ

memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına tebliğ mazbatasına şerh

verdirilmek suretiyle tesbit edilir. Bununla beraber

tebliği çıkaran merci, lüzum görürse, muhatabın adresini resmi veya hususi

müessese ve dairelerden veya zabıta vasıtasiyle tahkik

ve tesbit ettirebilir.

İlan, tebligatta başvurulacak son

çaredir."

32. 25/1/2012 tarihli ve 28184 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair

Yönetmelik'in (Yönetmelik) 48. maddesi şöyledir:

''(1) Bu Yönetmelik hükümleri uyarınca

kendisine tebligat yapılamayan, tebliğ memuru tarafından adresi tespit

edilemeyen, adres kayıt sisteminde de yerleşim yeri adresi bulunmayan kişinin

adresinin tespiti için tebligatı çıkaran merci tarafından adres araştırması

yapılır.

(2)

Tebligatı çıkaran merci, muhatabın adresini öncelikle resmî veya özel kurum ve

dairelerden, bunlardan sonuç alınamadığı takdirde kolluk vasıtasıyla

araştırabilir ve tespit ettirebilir. Yapılan araştırmalara rağmen muhatabın

adresinin tespit edilememesi halinde adres meçhul sayılır.

(3)

Adresi meçhul olanlara tebligat ilanen yapılır.

(4)

İlânen tebligat, bu maddedeki usuller izlendikten sonra başvurulacak son

çaredir.''

33. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun geçici 3. maddesi şöyledir:

"(1) Bölge adliye mahkemelerinin,

26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge

Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086

sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam

olunur.

(2)

Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz

yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı

Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki

427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına

devam olunur.

(3) Bu

Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin

göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan

hükümleri uygulanır."

34. 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Muhakemeleri

Usulü Kanunu'nun 432. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Temyiz süresi onbeş

gündür.

...

Temyiz, kanuni süre geçtikten sonra yapılır

veya temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme

temyiz isteminin reddine karar verir...

..."

2. Yargısal Kararlar

35.Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 15/10/2018 tarihli ve

E.2018/4809, K.2018/7977 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10.

maddesi, tebligat yapılacak şahsın bilinen en son adresine tebligat

yapılacağına, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının

anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt

sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinin, bilinen en son adresi olarak kabul

edilerek tebligatın buraya yapılacağını hüküm altına almıştır. Aynı Kanunun 28.

maddesi gereğincekendisine tebligat yapılamayan ve

ikametgahı, meskeni veya işyeri bulunamayan tebligat muhatabının, adresi meçhul

sayılır. İlan yolu ile tebligat, başvurulacak en son yol olduğundan, mahkeme,

muhatabın adresini resmi ve özel Kurum ve dairelerden veya zabıta aracılığıyla

soruşturarak tespit ettirebilir.

..."

36. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 16/10/2018 tarihli ve

E.2016/8964, K.2018/8050 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...

7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 28. maddesi

gereğince, kendisine tebligat yapılamayan ve ikametgahı, meskeni veya işyeri de

bulunamayan kimsenin adresi meçhul sayılır. Adresin meçhul olması halinde

keyfiyet, tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek

suretiyle tespit edilir. Bununla beraber, tebliğ çıkaran mercii, muhatabın

adresini resmi veya hususi müessese ve dairelerden gerekli gördüklerine sorar

ve zabıta vasıtası ile tahkik ve tespit ettirir.

Bu araştırmalardan sonra ilanen tebligatla

ilgili işlemlerin nasıl yapılacağı ise, Tebligat Kanunu'nun 29 ve 30. maddeleri

ile ilanen tebligatın yapıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan Tebligat

Tüzüğü'nün 46 ve 47. maddelerinde düzenlenmiştir. Tebligat Kanunu'nun ilana

ilişkin 28. maddesi ile Tebligat Tüzüğü'nün 46. maddesindeki hükümlere uyularak

çok yönlü araştırma (resmi ve hususi müessese ve dairelerden örneğin seçim

kurullarından, vergi dairesinden) yapılarak, bundan sonuç alınamaması halinde

ilanen tebliğe gidilmesi gerekir. İlanen tebligat, başvurulacak son yoldur. Bu

nedenle adres araştırmasının geniş bir çerçeve içerisinde ele alınıp

soruşturmanın çok yönlü yapılması zorunludur.

..."

B. Uluslararası Hukuk

1. İlgili Sözleşme

37. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ...konusunda karar verecek olan ,...bir

mahkeme tarafından davasının ...görülmesini istemek hakkına sahiptir..."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

38. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye erişim

hakkının başvuru yapılabilmesi konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve

dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili

fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple kanundaki

ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar

verdiği durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa (k.k.),

B. No: 51307/99, 23/1/2003).

39. AİHM, dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk

hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle

mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte ve kendisinin rolünün bu yorumun

etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu

ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adalet yönetiminin

güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların

veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına

müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir.

AİHM, bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve

Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının amaç ve hedefleri

çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013,

§ 20).

40. Bunun yanında bir mahkemeye başvuru hakkının yasal birtakım

şartlara tabi tutulması kabul edilebilir olsa da mahkemeler usul kurallarını

uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırı

şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının

ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdır

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

41. Mahkemenin 21/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

42. Başvurucu, ilanen tebligatın usulsüz olduğunu, dosyada

tebligat yapılabilmesi için yurt içi ve yurt dışı güncel adresleri mevcut

olduğu hâlde ilanen tebligat yapılarak davaya katılımının engellendiğini,

Yargıtay aşamasındayken davadan haberdar olduğunu, bu nedenle temyiz

başvurusunda bulunduğu hâlde Yargıtayın temyiz

dilekçesini reddettiğini belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; yenidenyargılama yapılmasına karar verilmesini talep

etmiştir.

B. Değerlendirme

43. Anayasa’nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanma

hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

45. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

46. Her ne kadar başvurucu başvuru konusu davadan haberdar

olduğunu iddia ettiği tarihte hükmü temyiz etmiş ve temyiz incelemesi

sonuçlanmadan 10/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuş ise de bireysel

başvuru incelemesi sonuçlanmadan Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 28/2/2017

tarihinde onama kararı verdiği ve hükmün 13/6/2017 tarihinde kesinleştiği

anlaşılmıştır. Bu açıdan başvuru konusu davadaki süreç bir bütün olarak

değerlendirilmiş, başvurucunun olağan kanun yollarını tükettiği sonucuna

ulaşılmıştır.

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

48. Anayasa'nın

36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.

Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36.

maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin

taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No:2014/13156, 20/4/2017,§

34).

49. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

50. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

51. Başvurucu hakkında verilen kararın kesinleştiğinden bahisle Yargıtayca temyiz dilekçesinin reddedilmesinin mahkemeye

erişim hakkına bir müdahale teşkil ettiği açıktır.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

52. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

53. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple müdahalenin somut başvuruya ilişkin

olarak Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmiş olan kanun tarafından öngörülme,

haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun

olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

54. Başvuru konusu olayda 1/6/1990 tarihli ve E.1989/3, K.1990/4

sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu kararı gereği Yargıtay

Dairesi, başvurucunun temyiz talebini 1086 sayılı mülga Kanun'un 432. maddesine

göre kesin karara karşı temyiz talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle

reddetmiştir.

55. Yargıtay Dairesinin bu hükmü esas alarak verdiği ret

kararına göre yapılan müdahalenin kanun tarafından öngörülme ölçütünü

karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

56. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne

olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından

müteaddit defa incelenmiştir.Anayasa Mahkemesi bu

incelemelerinde, dava açılmasında süre koşulu öngörülmesinin en genel ifadesiyle

Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan

istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğuna işaret etmiştir

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ayşe

Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017, §§ 54, 55; Fatma Altuner, B.

No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve

Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).

57. Başvurucunun temyiz talebi, hakkındaki kararın kesinleştiği

gerekçesiyle reddedilmiştir. Kesinleşmiş kararlara karışı yeniden olağan kanun

yoluna başvurulamamasının hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı

hukuk düzenine karşı olan güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla vazedildiği, bu

açıdan meşru bir amaca yönelik olduğu anlaşılmıştır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

58. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

59. Tebligat, yetkili makamlarca birtakım hukuki işlemlerin bu

işlemin hukuki sonuçlarından etkilenmeleri amaçlanan kişilere kanuna uygun

şekilde bildirimi ve bu bildirimin usulüne uygun olarak yapıldığının

belgelendirilmesi işlemidir. Usulüne uygun işlemlerin kendisine bağlanan hukuki

sonuçları doğurabilmesi için muhatabına bildirilmesi gerekir. Usulüne uygun

olarak yapılan tebligat, Anayasa'da güvence altına alınmış olan iddia ve

savunma hakkının tam olarak kullanılabilmesinin ve bireylere tanınan hak arama

hürriyetinin önemli güvencelerinden biridir (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

60. Yetkili makamların tebliğ işlemlerini yürütürken gerekli

özeni göstermemesi nedeniyle tebliğin muhatabı, tebliğ konusuna vâkıf

olamayabilir. Böyle bir durumda kişinin herhangi bir kusuru bulunmadığı hâlde

kişiyi tebligata bağlanan sonuçtan sorumlu tutmak hakkın varlığını anlamsız

kılabilir ve bu suretle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz

hâle getirebilir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673,

25/7/2017, § 65; Ertuğrul Dalbaş, B. No: 2014/7805, 25/10/2017,§ 64).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

61. Somut olayda Yargıtay Dairesi, dava dilekçesi ve 19/2/2013

tarihli kararın başvurucuya usulüne uygun tebliğ edilerek kararın

kesinleştiğini kabul etmiş; başvurucunun temyiz talebini reddetmiştir. Ret

kararının yargılamanın sürüncemede bırakılmasının önlenmesi ve makul sürede

tamamlanması amacına yönelik elverişli ve gerekli olduğu değerlendirilebilir

ancak gözönüne alınması gereken asıl husus

müdahalenin orantılı olup olmadığıdır.

62. Başvurucu, tebligat yapılabilmesi için yurt içi ve yurt dışı

adreslerinin dosyada mevcut olduğunu ancak bu adreslere tebligat çıkarılmadan

ilanen tebligat yoluna gidilerek davanın sonuçlandırıldığını; bu suretle

mahkemeye erişiminin engellendiğini iddia etmiştir.

63. 7201 sayılı Kanun'un 10. maddesinde; tebligatın tebliğ

yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılacağı, bilinen en son adresin

tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde

muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinin bilinen en son

adres olarak kabul edileceği ve tebligatın buraya yapılacağı belirtilmiştir.

64. Yine 7201 sayılı Kanun'un 28. maddesinde; kendisine tebligat

yapılamayan ve ikametgâhı, meskeni veya işyeri de bulunamayan kimsenin

adresinin meçhul sayılacağı, adresin meçhul olması hâlinde keyfîyetin

tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle

tespit edileceği, bununla beraber tebliğ çıkaran mercinin

muhatabın adresini resmî veya özel kurum müessese ve dairelerden gerekli

gördüğüne soracağı, zabıta vasıtası ile tahkik ve tespit ettireceği

belirtilmiştir.

65. İlanen tebligat kararının verildiği tarihte yürürlükte olan Tüzük'ün 46. ve Yönetmelik'in 48. maddelerinde, ilanen

tebligatın adresi meçhul olanlara karşı son çare olarak başvurulması gereken

bir yol olduğu, tebligatı çıkaran mercinin muhatabın

adresini öncelikle resmî veya özel kurum ve dairelerden araştırması, bunlardan

sonuç alamadığı takdirde kolluk vasıtasıyla araştırma yapmak suretiyle adresi

tespit ettirebileceği belirtilmiştir.

66. Yargısal içtihatlarda bu duruma değinilerek ilanen tebligat

kararı verilmeden önce çok yönlü araştırma -resmî ve özel kurum ve dairelerden,

örneğin seçim kurullarından, vergi dairesinden- yapılması, bundan sonuç

alınamaması hâlinde bu yola başvurulması gerektiği, ilanen tebligatın

başvurulacak son yol olduğu, bu nedenle adres araştırmasının geniş bir çerçeve

içinde ele alınıp soruşturmanın çok yönlü yapılmasının zorunlu olduğu

belirtilmiştir (bkz. §§ 35, 36).

67. Kanun ve yargısal uygulamalara göre yargısal mercilerin son

çare olarak öngörülen ilanen tebligat yoluna başvurmadan önce yargılamada taraf

olanların tebligata yarar adreslerini tespit etmeleri ve buna göre tebliğ

işlemini gerçekleştirmeleri hususunda azami dikkat ve özeni sergilemeleri

gerekmektedir. Somut olayda Yargıtayca temyiz

talebinin reddedilmesi kararı, esasen yargısal süreçte dava dilekçesinin tebliğ

işlemlerinin mevzuat ve yargısal uygulamalar çerçevesinde ne ölçüde sağlıklı

yürütüldüğü hususuyla doğrudan ilgilidir.

68. Bu noktada bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği,

mevzuatın yorumlanması ve uygulanması derece mahkemelerinin görevi olmakla

birlikte bu yorum ve uygulamaların etkilerinin Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanında bulunan hak ve yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığının Anayasa

Mahkemesince incelenebileceği tabiidir. Mahkemeye erişim hakkı yönünden

yapılacak böyle bir inceleme, somut olayın koşulları çerçevesinde olacaktır.

69. Başvurucu yurt dışında yaşadığını, Türkiye'ye geldiğinde

kaldığı ve babasının da o tarihlerde yaşadığı evin adresinin "(...) Cad. (...) Apt. 21 Kat.(...)

Daire (...) Ankara" yurt dışında görev yaptığı hastanenin

adresinin "(...) Cleveland OH, (...),

USA", MERNİS'te kayıtlı adresinin ise

Beachwood USA olduğunu, buna karşın yargılamada

ısrarla "(...) Rd.

PORTLAND OR- (...)" adresine tebligat çıkarıldığını iddia

etmiştir.

70. Mahkeme ilk olarak Bakanlık kanalıyla "(...) Rd. PORTLAND

OR- (...)" adresine tebligat çıkarmış, tebligatın bila ikmal iade edilmesi üzerine 4/11/2010 tarihli

duruşmada davacı tarafa davalının adresini bildirmesi için süre vermiş, davacı

vekili 7/12/2010 tarihli dilekçe ekindeki başvurucuya ait nüfus cüzdanı

fotokopisinde "(...) Cleveland OH,

(...), USA" adresini dosyaya sunmasına rağmen Mahkeme

Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosluğu aracılığıyla yine "(...) Rd. PORTLAND

OR- (...)" adresine tebligat çıkarmıştır.

71. Tebligatın iadesi üzerine Mahkeme Ankara İl Sağlık

Müdürlüğüne adres araştırması için yazı yazmış, İl Sağlık Müdürlüğü tarafından

bildirilen "(...) Sk.

No:(...) Maltepe Ankara"

adresine çıkarılan tebligat da bila ikmal Mahkemeye

iade edilmiştir.

72. Mahkemece başvurucunun MERNİS'teki

adres bilgilerini araştırılmış, gelen nüfus kaydında yurt dışı adresinin "Beachwood USA" olduğu

belirtilmiş, yine UYAP üzerinden yapılan araştırmada yurt içi adresinin "(...) Cad. (...) Apt. 21 Kat.(...)

Daire (...) Ankara" olduğu belirtilmiştir.

73. Yine bu süreçte dosyanın diğer davalıları G.A. ve S.K.

8/3/2012 tarihli dilekçelerinde, Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 6/10/2011

tarihli ve E.2010/647, K.2011/256 sayılı kararı ile Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığının iddianamesini dosyaya sunmuştur. İhale ile ilgili olarak içinde

başvurucunun da aralarında olduğu sorumlular hakkında görevi kötüye kullanmak

suçundan 30/9/2010 tarihinde açılan davada Mahkemenin zamanaşımı nedeniyle

davanın ortadan kaldırılmasına kararı verdiği anlaşılmıştır. Bu dosyada yurt

dışına 11/2/2011 tarihinde yazılan talimatta başvurucunun adresinin "(...) Dr. Apt., (...) Beachwood

OH, A.B.D" olarak belirtildiği ve savunmasının alındığı, yine

gerekçeli kararda ve iddianamede başvurucunun yurt içi adresinin "(...) Cad. (...) Apt. 21 Kat.(...)

Daire (...) Ankara" olarak belirtildiği anlaşılmıştır.

74. Bunun yanında davacı vekilinin Mahkemeye sunduğu 25/4/2012

tarihli dilekçesinde başvurucunun yurt dışı iş adresinin "(...) Cleveland OH, (...), USA" olduğunu

belirtmiştir.

75. Mahkeme, dosya kapsamında tespit edilen bu adres bilgilerine

rağmen "(...) Rd.

PORTLAND OR- (...)" ve "(...) Sk. No:(...)

Maltepe Ankara" adreslerine tebligat çıkarmakla yetinmiş; en

son 12/6/2012 tarihli celsede "davalı

Mustafa Adnan Çobanoğlu'nun MERNİS adresinin Amerika'da olduğu, daha önce yurt

dışı tebligatının yapılması için yazışmalar yapıldığı ancak tebligatın

yapılamadığını" belirterek duruşma gününün ilanen tebliğine

karar vermiştir.

76. Mahkemenin yargısal süreçte ilanen tebligat kararından önce

başvurucunun tebligata yarar açık adresleri dosyada mevcut olduğu hâlde bu

adreslere tebligat çıkarmadığı, bu konuda yapılması gerekli hatta zorunlu olan

araştırmayı yapmadığı anlaşılmıştır.

77. Buna göre somut davada, başvurucunun tespit edilen yurt dışı

ve yurt içi adreslerine tebligat çıkarılmadan ya da bu adreslere çıkarılan

tebligatların bila ikmal dönme ihtimalinde dahi kanun

ve yargısal içtihatlarda belirtildiği üzere yeterli araştırma yapılmadan

yargılamanın sonlandırılması ve Yargıtayın da bu

doğrultuda tebliğ işlemlerinin usule uygun olduğunu belirterek başvurucunun

temyiz talebini reddetmesi, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri bağlamında

öngörülebilirlik sınırları içinde değerlendirilemeyecektir. Bu açıdan yapılan

uygulamanın başvurucunun mahkemeye ulaşma imkânını ortadan kaldırdığı, bu

suretle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin orantısız olduğu sonucuna

ulaşılmıştır.

78. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3.6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

79. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

80. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler tayin edilmiştir.

81. Mehmet Doğan

kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle

ihlalin kaynağının tayin edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere

kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).

82. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi

amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul

kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak

yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın

kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin

gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını

tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin

ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere

gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet

Doğan, § 59).

83. Başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin

tespitiyle yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.

84. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun temyiz hakkını kullanma

imkânını kısıtlayacak bir yorum yapılarak temyiz talebinin reddine karar

verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna

varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin Daire kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

85. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Buna göre yeniden yapılacak yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un

50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda Daire tarafından yapılması gereken iş,

temyiz isteminin reddi yolundaki kararını kaldırarak temyiz istemini -usule

ilişkin diğer meselelerde de bir eksiklik söz konusu değilse- esastan

incelemekten ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin dosyanın Yargıtaya gönderilmesini sağlamak üzere Ankara 23. Asliye

Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

86. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TLyargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 23. Asliye Hukuk

Mahkemesine (E.2015/202, K.2015/299) GÖNDERİLMESİNE,

D. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Yakup MACİT

Başvurucu

:

Mustafa

Adnan ÇOBANOĞLU

Vekili

:

Av. Metin

KARAÇAĞLAYAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/2595, 21 Mart 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Bireysel Başvuru Tarihinden Önceki Süreç
  7. B. Bireysel Başvuru Tarihinden Sonraki Süreç
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. VI. Hüküm
  15. A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  16. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  17. E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  18. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Özgüldür
  20. Gökcan
  21. Karaçağlayan
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/2595
Tarih
21 Mart 2019

İlgili Kararlar

  • B.p.o. Başvurusu (B. No: 2015/19012)
  • Ali Kayan Başvurusu (B. No: 2015/9814)
  • Öner Yakasız ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/9430)
  • Hasan Akboğa Başvurusu (B. No: 2016/10380)
  • Mustafa Demiraydin Başvurusu (B. No: 2015/1051)
  • Ünal Gökpınar Başvurusu (B. No: 2018/9115)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.