İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Ateşoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1178)

1. Başvuru, tescil edilmiş

Başvuru No2013/1178Tarih5 Kasım 2015Okuma20 dk · 3.987 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mustafa Ateşoğlu Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
5 Kasım 2015
Başvuru Numarası
2013/1178
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.987 kelime·20 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, tescil edilmiş

taşınmaza ilişkin tapu senetlerinin kadastro çalışmasında uygulanamayan tapu

kayıtları listesine alınması ve tapu siciline güvenilerek satın alınan

taşınmazın Hazine adına kaydı nedeniyle uğranılan zararın tazmin edilmemesi

nedenleriyle mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 4/2/2013

tarihinde Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca 4/6/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/4/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir

örneği görüş için gönderilmiştir.

6. Bakanlığın görüş yazısı, 1/7/2014 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiş;

başvurucular vekili Bakanlığın cevabına karşı beyanlarını 16/7/2014 tarihinde

ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Antalya ili merkez Zeytinköy’de (Çamköy) bulunan

taşınmaza ait Nisan 1320 ve Nisan 1325 tarihli kayıtların paylı olması

nedeniyle açılan ve Hazinenin taraf olmadığı izaleyi şüyu davasında Antalya

Sulh Hukuk Mahkemesi E.1940/1, K.1940/15 sayılı kararıyla taşınmazın

büyüklüğünü arttırarak tapu kayıtlarının kapsadığı alanı 22.201.202 m² olarak

belirlemiş ve taşınmazın, hisseleri oranında sahipleri adına tesciline karar vermiştir.

9. 22.012.202 m² taşınmaz,

Antalya Satış Memurluğunun 1944/2 sayılı satış dosyası ve açık arttırma

suretiyle 13/4/1944 tarihli ve 118 sıra No.lu tapu

kaydıyla K.K. ve H.Ü.ye satılmıştır.

10. Bahsedilen taşınmaz 1946

yılında 18.02.1937 tarihli ve 3116 sayılı Orman Kanunu’na göre yapılan orman

tahdidinde orman sınırları içinde kalmıştır.

11. Bahsedilen taşınmaz

-başvurucuların murislerine ait olduğunu iddia ettikleri taşınmazı da kapsayan

bölge- 1964 yılında yapılan orman tapulama (kadastro) sırasında orman tahdidi

sınırı içerisinde bulunduğundan tapulama dışı bırakılmıştır.

12. 1975 yılında Orman Kadastro

Komisyonunca 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman

Kanunu’nun 2. maddesi uygulamasıyla -2/B olarak adlandırılan uygulama- taşınmazın

bulunduğu saha Hazine adına orman dışına çıkarılarak 4 No.lu orman kadastro

parseli içinde kalmıştır. Bu uygulama, itiraz edilmemesi sonucu 20/10/1976 tarihinde kesinleşmiştir.

13. K.K. ve H.Ü. 1965 yılında

taşınmazı ifraz ettirmiş ve taşınmazı muhtelif kişilere satmışlardır.

Taşınmazın 77.291 m²lik bölümünü alan ve adlarına kaydettiren A.E., B.E., Me.E., Mu.E., M.S. taşınmazı 17/7/1979 tarih, 182 cilt 93 sayfa 9.

sıra No.lu, 1/10/1979 tarih, 183 cilt 1. sayfa 1. sıra No.lu, 182 cilt 92 sayfa

8. sıra No.lu, 182 cilt 94 sayfa 10. sıra No.lu tapu kayıtlarıyla fundalık

olarak başvurucuların murisi Osman Ali ATEŞOĞLU’na

satmışlardır.

14. 1980 yılında yapılan

kadastro çalışmasında başvurucuların murisinin de hissesi bulunduğunu iddia

ettiği taşınmaz, makilik niteliğiyle 229 parsel olarak Maliye Hazinesi adına

tespit edilmiştir. Tapulama komisyonuna yapılan itirazlar 2/6/1981

tarihli komisyon kararıyla reddedilmiştir.

15. Çamköy 229 No.lu parselde mülkiyet

iddiasında bulunan ve itirazları reddedilen başvurucuların murisi de dâhil

olmak üzere çok sayıda kişi Antalya Tapulama Hâkimliğine dava açmıştır. Mahkeme

2/3/1984 tarihli ve E.1982/50, K.1984/51 sayılı

kararıyla ve 1964 yılında yapılan tapulama dışı bırakma işleminin kesinleştiği,

tespit dışı bırakma işleminin de bir tapulama olduğu, daha sonra 6831 sayılı

Kanun’un 2. maddesi uygulamasıyla bu parselin bulunduğu sahanın orman rejimi

dışına çıkarıldığı, 1980 yılında yapılan kadastro çalışmasında ise ikinci bir

tapulama -kadastro çalışması- olduğu ve yasal yönden geçersiz olduğu -bir yerde

iki defa tapulama yapılamaz ilkesi- gerekçesiyle işlemin iptaline karar

vermiştir.

16. Kararın temyizi üzerine

incelemeyi yapan Yargıtay 16. Hukuk Dairesi 13/7/1988

tarihli ve E.1987/10370, K.1988/12941 sayılı kararıyla hükümden sonra yürürlüğe

giren ve elde bulunan davalara da uygulanacağı öngörülen 21/6/1987 tarihli ve

3402 sayılı Kadastro Kanunu ile yeni bir sisteme geçildiği, Kanun’un öngördüğü

sicilleri oluşturabilmek için kadastro yapılması gerektiği ve tapulama dışı

bırakılan yerlerde tekrar kadastro yapılmayacağına dair bir hüküm bulunmadığı

gerekçesiyle kararı bozmuştur.

17. Bozma sonrası Antalya

Kadastro Mahkemesi 23/9/1994 tarihli ve E.1988/302,

K.1994/2476 sayılı kararıyla 229 No.lu parselin yüz ölçümünün 9.226.601 m²

olarak düzeltilmesine, teknik bilirkişilerce hazırlanan krokide A, B, C, D

harfleriyle gösterilen toplam 5.202.698 m² bölümün Hazine adına, kalan

4.023.903 m²lik yerin ise krokide müstakil harflerle gösterilen tapu malikleri

adına hisseleri nispetinde tespitine; bir kısım müdahillerin davalarının sübut

bulmaması, bir kısmının bazı hissedarlardan kadastrodan sonra satın almaya

dayalı taleplerinin görev nedeniyle reddine karar vermiştir.

18. Bahsedilen karar da temyiz

edilmiş ve Yargıtay 16. Hukuk Dairesi 28/6/1995 tarihli ve E.1995/6250,

K.1995/4620 sayılı kararıyla, İlk Derece Mahkemesinin Hazine adına yapılan

tespitinde isabetsizlik bulunmadığından onanmasına, kişiler adına tespitte ise

1964 yılında yapılan orman tahdidi ve 1976 yılında yapılan orman dışına çıkarma

işlemi konusunda bir tartışma bulunmadığı, tartışmanın orman dışına çıkarılan

alanın zilyetlikle kazanılıp kazanılamayacağına ve bir kısım davacının dayanak

olarak aldığı tapu kayıtlarının taşınmazın bu kısmını kapsayıp kapsamadığına

ilişkin olduğu, orman dışına çıkarılmadan tespit tarihine kadar 20 yıllık süre

geçmediğinden zilyetliğe dayanarak dava açanların temyiz istemlerinin reddine

karar verilmesi gerektiği, Hazinenin temyiz itirazları yönünden ise 6831 sayılı

Kanun’un 2/B maddesinde “orman sınırları

dışına çıkarılacak yer, sınırlaması itirazsız kesinleşmiş tapulu arazi ise

mülkiyet tekrar sahiplerine geçer” hükmü gereği orman tahdidinin

itirazsız kesinleşip kesinleşmediğinin ve davacıların dayandıkları tapu

kayıtlarının revizyon görüp görmediğinin araştırılması

gerektiği, tapu kayıtlarının uyması hâlinde miktarı kadar arazinin kayıt

maliklerine verilebileceği gerekçesiyle kararın bu kısımlarını bozmuştur.

19. İlk Derece Mahkemesi bozma

kararına uyduğunu belirtmiş ancak 10/6/1997 tarihli ve

E.1996/27, K.1997/151 sayılı kararıyla 229 sayılı parselin kesinleşmeyen

4.023.903 m²lik bölümünün, haritasında bağımsız parseller olarak gösterilmek

suretiyle payları oranında tapu malikleri adına tesciline karar vermiştir.

20. Kararın temyizi üzerine

incelemeyi yapan Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 7/7/1998

tarihli ve E.1998/311, K.1998/3125 sayılı kararıyla, bozma kararının

uygulamasının yapılmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararını tekrar

bozmuştur.

21. İlk Derece Mahkemesi 2/12/1999 tarihli ve E.1999/285, K.1999/292 sayılı kararıyla

bozma kararına direnmiştir.

22. Direnme kararını inceleyen

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 27/6/2001 tarihli ve

E.2001/7-427, K.2001/558 sayılı

kararıyla direnme kararında hüküm fıkrası oluşturulmadığı gerekçesiyle direnme

kararını bozmuştur.

23. İlk Derece Mahkemesi 11/4/2002 tarihli ve E.2002/6, K.2002/27 sayılı kararıyla

tekrar direnme kararı vermiştir.

24. Direnme kararını inceleyen

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 12/11/2003 tarihli ve

E.2003/7-563, K.2003/678 sayılı kararıyla Yargıtay 7. Dairenin görüşünü haklı

bularak ikinci direnme kararını da bozmuştur.

25. Bu kez bozma kararına uyan

İlk Derece Mahkemesi 25/4/2005 tarihli ve E.2004/1, K.200/5 sayılı kararıyla

davacıların dayandıkları Nisan 1320 ve Nisan 1325 tarihli kayıtların paylı

olması nedeniyle Antalya Sulh Hukuk Mahkemesinin 11/1/1940 tarihli ve 15/1

sayılı kararıyla izaleyi şüyu davasında Mahkeme kararında tapu kayıtlarının

kapsadığı alanın 22.201.202 m² olduğunun belirlendiği, dayanak tapu

kayıtlarının miktarının ise çok düşük olduğu ve kök tapu kayıtlarının

değişebilir sınırlı bulunduğu, miktarın arttırılması talebi ve miktarın

düzeltilerek tapuya tesciline ilişkin karar bulunmadığı belirtilerek 13/4/1944

tarih ve 118 numaralı tescilin yolsuz tescil niteliğinde olduğu, bu nedenle

dayanılan tapu kaydının ihdas tarihindeki miktarı olan 1.838.000 m²nin esas

alınması gerektiği, 1946 yılında yapılan ve kesinleşen orman tahdidi ile dava

konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu, 1975 yılında 6831 sayılı

Kanun’un 2/B maddesi uyarınca taşınmazın Hazine adına orman sınırları dışına

çıkarılarak 4 No.lu orman kadastro parseli içinde kaldığı, tapunun yüz ölçümü

1.838.000 m² olduğu hâlde tapu maliklerine 3.931.926 m² yer verildiğinin

anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kesinleşen kısmı için yeniden hüküm

kurulmasına gerek olmadığı gerekçesiyle davaya katılan bazı davacıların

taleplerinin görev yönünden reddine; davacılara verilen yer ile dayanak tapunun

yüz ölçümü arasında fark olması, tapunun revizyon

gördüğü parsellerin sınırlarının değişebilir nitelikte olması ve 1975 yılında

Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmış arazinin zilyetlikle

kazanılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle taşınmazın yüz ölçümünün

düzeltilerek tespiti için Hazine adına tesciline karar vermiştir.

26. Kararın temyizi üzerine

incelemeyi yapan Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 30/11/2006

tarihli ve E.2006/2115, K.2006/3955 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesinin

kararını onamıştır.

27. Başvurucuların murisinin

karar düzeltme talebi, Yargıtay aynı Dairesinin 1/7/2008

tarihli ve E.2007/3956, K.2008/2954 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar bu

tarihte kesinleşmiştir.

28. Dava konusu taşınmazın mülkiyeti

konusunda davanın kesinleşmesinden sonra başvurucuların murisi tapu siciline

güvenerek aldığı taşınmazın Hazine adına kaydı nedeniyle zarara uğradığını

ileri sürerek 29/6/2009 tarihinde Antalya 1. Asliye

Hukuk Mahkemesi nezdinde tazminat davası açmıştır.

29. Başvurucuların murisi 26/8/2009 tarihinde vefat etmiştir.

30. Mahkeme 29/6/2009 tarihli ve

E.2009/244, K.2010/92 sayılı kararıyla ve Kadastro Mahkemesi kararına atıf

yaparak başvurucuların murisinin satın aldığı tapu kayıtlarının 229 No.lu

parsele ait olduğu iddiasının Kadastro Mahkemesince reddedildiği, dayanılan

tapu kayıtlarının miktarından daha fazla yer verildiği ve başvurucuların murisi

adına mevcut kayıtların 229 No.lu parsel dışında çok sayıda parselin revizyon gördüğü, dava dilekçesinde belirtilen hususların

tapu kaydının yanlış tutulmasından kaynaklanmadığı, başvurucuların murisinin

kadastro öncesi satın aldığı tapu kayıtları hangi kadastral

parsellere uygulanmış ise yasal süresi içinde o parseller yönünden tespit

malikleri aleyhine talepte bulunabileceği, 3402 sayılı Kanun’un 12/4 maddesi

gereği kadastrosu tamamlanmış alan içinde kalan eski tapu kayıtlarının işleme

tabi kayıt niteliğini kaybedeceği ve bunlara dayanılarak işlem yapılamayacağı

gerekçeleriyle davayı reddetmiştir.

31. Kararın temyizi üzerine

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 17/1/2012 tarihli ve E.2011/16678, K.2012/237 sayılı

kararıyla başvurucuların murisinin dayandığı tapu kaydının değişebilir sınırlar

içerdiği; miktarından çok fazlaya, toplam 3.931.926 m²ye çok sayıda parselin revizyon gördüğü, başvurucuların murisinin çekişmeli 229

sayılı parsel için mevcut bir tapu kaydının bulunmadığı, bu nedenle de Kadastro

Mahkemesi kararının kesinleşmesiyle zarara uğrandığının söylenemeyeceği

gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

32. Başvurucuların karar

düzeltme talebi Yargıtay aynı dairesinin 11/12/2012

tarihli ve E.2012/7868, K.2012/14280 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar

kesinleşmiştir.

33. Bu ilam başvuruculara 31/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

34. Başvurucular 4/2/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

35. 6831 sayılı Kanun’un 1.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve

ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.

…

J) Funda veya

makilerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşımıyan

yerler;

Orman sayılmaz.”

36. 6831 sayılı Kanun’un 11.

maddesi şöyledir:

“Orman kadastro komisyonlarınca düzenlenen tutanakların askı

suretiyle ilanı, ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmündedir. Tutanak, harita ve kararlara karsı askı tarihinden itibaren altı ay

içinde kadastro mahkemelerine, kadastro mahkemesi olmayan yerlerde kadastro

davalarına bakmakla görevli mahkemeye müracaatla sınırlamaya ve 2 nci maddeye göre orman sınırları dışına çıkarma işlemlerine

Çevre ve Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü ve hak sahibi gerçek ve tüzel

kişiler itiraz edebilir. Bu müddet içinde itiraz olmaz ise komisyon

kararları kesinleşir. Bu süre hak düşürücü süredir. Ancak, tapulu

gayrimenkullerde tapu sahiplerinin, on yıllık süre içerisinde dava açma hakları

mahfuzdur.

37. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk

Medeni Kanun’un 1007. maddesi şöyledir:

“Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet

sorumludur. Devlet, zararın dogmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.

Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer

mahkemesinde görülür.”

38. 3402 sayılı Kanun’un 12.

maddesi şöyledir:

30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan

kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir.

…

Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve

tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten

sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava

açılamaz. ( iptal cümle: Anayasa Mah.12.5.2011 Tarih

ve 2009/31 E. 2011/77 K. s.k.) **

Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski

tapu kayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu kayıtlara

dayanılarak kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz.

Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle tapuya tescil

edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın, taşınmazı tescil

tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduranlar

ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olan davalarda medeni

kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.”

39. 3402 sayılı Kanun’un 20.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir

"Tapu kayıtları ile diğer belgelerin kapsadığı yeri

tayinde;

A) Kayıt ve belgeler,

harita, plan ve krokiye dayanmakta ve bunların yerlerine uygulanması mümkün

bulunmakta ise, harita, plan ve krokideki sınırlara itibar olunur.

B) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde

belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde kalan yer

hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerde gösterilen sınırlar

esas alınarak tespit yapılır.

C) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde

belirtilen sınırlar, değişebilir ve genişletilmeye elverişli nitelikte ise,

bunlarda gösterilen miktara itibar olunur. Ancak değişebilir ve genişletilmeye

elverişli sınırlardaki taşınmaz malların kayıtları, fizik yapıları ve konumları

itibariyle belli bir yeri kapsıyorsa, tespit o sınır esas alınarak yapılır.

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

40. Mahkemenin 5/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların

4/2/2013 tarihli ve 2013/1178 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

41. Başvurucular, murisleri

adına tescil edilmiş taşınmaza ilişkin tapu senetlerinin yapılan kadastro

çalışmasında uygulanamayan tapu kayıtları listesine alınması nedeniyle açtıkları

itiraz davasında Kadastro Mahkemesinin kararının Yargıtay tarafından düzeltilip

onanmasıyla taşınmazın Hazine adına tescil edildiğini, bunun üzerine

murislerinin tapu siciline güvenerek aldığı taşınmazın Hazine adına kaydı

nedeniyle uğradıkları zararın tazmini için açtıkları davanın da reddedilmesi

sonucu mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler; ek beyan

dilekçeleriyle aynı parselle ilgili aynı süreci yaşayan üçüncü bir kişinin

açtığı tazminat davasında Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 25/3/2013

tarihli ve E.2013/593, K.2013/5207 sayılı, ilgili lehine bozma kararını delil

olarak sunmuşlar ve 4.251.005 TL maddi tazminat ile yargılama giderlerinin

kendilerine ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

42. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16).

43. Başvurucuların hak ihlaline

neden olduğunu ileri sürdükleri iki yargılama süreci bulunmaktadır. Bunlardan

ilki taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlığın konu olduğu Antalya Kadastro

Mahkemesine açılmış kadastro tespitine itiraz davasıdır. Bu dava Yargıtay 7.

Hukuk Dairesinin 1/7/2008 tarihli karar düzeltme

talebini ret kararı ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları incelemeye

başladığı 23/9/2012 tarihinden önce kesinleştiğinden taşınmazın aynına ilişkin

mülkiyet sorunu hakkında değerlendirme yapılmayacaktır.

44. İkinci yargılama süreci ise

başvurucuların murisinin 229 No.lu parsele ilişkin tapu sicilinin hatalı

tutulduğu iddiasıyla Antalya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat

talepli davadır. Bu dava Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 11/12/2012

tarihli karar düzeltme talebini ret kararı ile kesinleşmiştir. Bu davanın

konusu 229 No.lu parselin tapu sicillerinin hatalı tutulması nedeniyle meydana

geldiği iddia edilen zararın tazminini talep etmek olduğundan başvurucuların

mülkiyet haklarına yönelik şikâyetleri, meydana geldiğini iddia ettikleri zararın

mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklenti oluşturup oluşturmadığıyla sınırlı

olarak incelenecektir.

Kabul Edilebilirlik Yönünden

45. Başvurucular, murislerinin

tapu siciline güvenerek aldığı taşınmazın Hazine adına kaydı nedeniyle

uğradıkları zararın tazmini için açtıkları davanın reddedilmesi sonucu mülkiyet

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

46. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35.

maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz."

47. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması"

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz."

48. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1) No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı

1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

49. Anayasa'nın 35. maddesinde

herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla

kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına

aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası ve 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin

taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

50. Bununla birlikte Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi içtihatlarında nelerin mülkiyet hakkına konu olabileceği

hususunda mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin bunlara ilişkin

yorumundan bağımsız olarak "özerk bir yorum" esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD],

B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye

[BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,

§ 129; Beyeler/İtalya [BD], B.

No: 33202/96, 5/1/2000, § 100; Iatridis/Yunanistan

[BD], B. No: 31107/96, 25/3/1999, § 54).

51. Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanındaki mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul

edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu

alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı

içtihatlarından bağımsız bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge,

§ 31).

52. Anayasa ve Sözleşme'nin

ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları

koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün,

mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa

olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet

kavramı içinde değildir. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir

"ekonomik değer" veya icrası mümkün bir "alacağı" elde

etmeye yönelik "meşru bir beklenti", Anayasa'nın ve Sözleşme'nin

ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, § 36, 37).

53. Meşru beklenti, makul bir

şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta

belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren

yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip

nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece

ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı

meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, § 37).

54. Dolayısıyla Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet

hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının

tanınmasına bağlı olup bu tanım, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile

yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd.

Şti.,

B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Bu çerçevede mülkiyet hakkının ihlal

edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu

kanıtlamak zorundadır.

55. 4721 sayılı Kanun’un 1007.

maddesine göre tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devlet

sorumludur. Bu maddeye dayanılarak açılacak tazminat davalarında kişilerin,

zararın tapu sicilinin hatalı tutulmasından kaynaklandığını ispat etmeleri

gerekmektedir.

56. Osmanlı Devleti Dönemi’nde

toprak mülkiyeti sistemi bugünkü durumdan oldukça farklı olup toprakların büyük

kısmı tımar denilen ve bugünkü kullanım hakkından oldukça fazla hak içeren

ancak taşınmazın kuru mülkiyetini kullanıcıya vermeyen mülkiyet uygulaması

yaygın olarak bulunmaktaydı. Cumhuriyet Dönemi’nde 17/2/1926

tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin

kabulüyle bahsedilen türden mülkiyeti gösterir tapu belgeleri, mülkiyet olarak

kabul edilmiştir. Bununla birlikte kadastro uygulaması geç başladığından ve

uzun süre aldığından kadastronun geçmediği alanlarda kişilerin sahip olduğu

tapu belgeleri; genellikle harita, plan ve krokiye dayanmayan ve sabit

sınırları göstermeyen belgelerdir (Kemal

Yeler ve Ali Arslan Çelebi, § 39).

57. 3402 sayılı Kanun’la,

taşınmaz mülkiyetinde yaşanan uyuşmazlıkları çözmek için Kanun'un 20.

maddesinin A fıkrasında kadastro uygulaması yapılırken tapu kayıtları ile diğer

belgelerin kapsadığı yerin tayini kayıt ve belgelere, harita, plan ve krokiye

dayanmakta; bunların yerlerine uygulanması mümkün ise harita, plan ve krokideki

sınırlara itibar olunacağı ancak harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve

belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde

kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise kayıt ve belgelerde gösterilen

sınırlar esas alınarak tespit yapılacağı hükmü getirilmiştir. Aynı maddenin C

fıkrasında ise harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde

belirtilen sınırlar; değişebilir ve genişletilmeye elverişli nitelikte ise

bunlarda gösterilen miktara itibar olunacağı ancak değişebilir ve

genişletilmeye elverişli sınırlardaki taşınmaz malların kayıtları, fizik

yapıları ve konumları itibarıyla belli bir yeri kapsıyorsa tespitin o sınır

esas alınarak yapılacağı hükmü yer almaktadır.

58. Yargıtay Hukuk Genel

Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 E.,

2009/517 K.; 16.06.2010 tarihli ve 2010/4-349 E. 2010/318 K sayılı

kararlarında; tapu işlemleri kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini

takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro

işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan

hatalardan 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesi anlamında devletin sorumlu

olduğunun kabulü gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca devletin sorumluluğunun

kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türkiye Borçlar Kanunu’nun

125. maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı süresi gözetilerek 4721 sayılı

Kanun’un 1007. maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adli

yargıda dava açabileceği ifade edilmiştir.

59. Somut başvuruya konu olayda

başvurucuların murisi, 1979 yılında 229 No.lu parselde yer aldığı belirtilen

fundalık niteliğinde değişebilir sınırlı taşınmazı satın almıştır.

Başvurucuların murisi adına düzenlenen kayıtta taşınmazın fundalık olduğu ve

sınırlarının değişebilir nitelikte olduğu yer almaktadır. Bu nedenle

başvurucuların murisi taşınmazı satın aldığı 1979 yılında, 6831 sayılı Kanun’un

1. maddesine göre taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğunu bilebilecek

durumdadır. Ayrıca başvurucuların murisinin dayandığı kayıt değişebilir sınırlı

olduğundan ve Mahkemece zilyetliğin bulunmadığı tespit edildiğinden 3402 sayılı

Kanun’un 20. maddesi gereği gösterilen miktara itibar olunacağı, kaydın fizik

yapı ve konumu itibarıyla belli bir yeri kapsaması hâlinde tespitin o sınır

esas alınarak yapılacağı da açık olup taşınmazın satın alındığı tarihte

öngörülebilmektedir.

60. 1980 yılında yapılan

kadastro çalışmasında bahsedilen parsel, Hazine adına kaydedilmiştir. Antalya

Kadastro Mahkemesi 25/4/2005 tarihli kararıyla başvurucuların murisi dâhil 392

davacının 229 No.lu parselle ilgili itirazlarını, dayandıkları Nisan 1320 ve Nisan

1325 tarihli kayıtların paylı olması nedeniyle Antalya Sulh Hukuk Mahkemesinde

Hazinenin taraf olmadığı çekişmesiz olarak görülen izaleyi şüyu davasında

11/1/1940 tarihli kararıyla kayıtlarının kapsadığı alanın 22.201.202 m² olarak

genişletildiği ancak dayanak alınan tapu kayıtlarının miktarının ise çok düşük

olduğu ve kök tapu kayıtlarının değişebilir sınırlı bulunduğu, bu nedenle

13/4/1944 tarihli tescilin yolsuz tescil niteliğinde olduğu, dayanılan tapu

kaydının ihdas tarihindeki miktarı olan 1.838.000 m²nin esas alınması

gerektiği, dava konusu taşınmazın 1946 yılında yapılan ve kesinleşen orman

tahdidi ile orman sayılan yerlerden olduğu, 1975 yılında 6831 sayılı Kanun’un

2/B maddesi uygulamasıyla taşınmazın Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı,

tapu kayıtlarında yüz ölçüm 1.838.000 m² olduğu hâlde tapu maliklerine

kayıtlarının diğer parsellerde revizyon görmesiyle

3.931.926 m² yer verildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle reddetmiştir.

61. Başvurucuların murisinin tapu

sicilinin hatalı tutulduğu iddiasıyla Antalya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde

açtığı davada ise Mahkeme, 29/6/2009 tarihli kararıyla ve Kadastro Mahkemesi

kararına atıf yaparak başvurucuların murisinin satın aldığı tapu kayıtlarının

229 No.lu parsele ait olduğu iddiasının Kadastro Mahkemesince reddedildiği,

dayanılan tapu kayıtlarının miktarından daha fazla yer verildiği ve

başvurucuların murisi adına mevcut kayıtların 229 No.lu parsel dışında çok

sayıda parselin revizyon gördüğü, dava dilekçesinde

belirtilen hususların tapu kaydının yanlış tutulmasından kaynaklanmadığı,

başvurucuların murisinin kadastro öncesi satın aldığı tapu kayıtlarına dayalı

olarak hangi kadastral parsellere uygulanmış ise

yasal süresi içinde o parseller yönünden tespit malikleri aleyhine talepte

bulunabileceği, 3402 sayılı Kanun’un 12/4 maddesi gereği kadastrosu tamamlanmış

alan içinde kalan eski tapu kayıtlarının işleme tabi kayıt niteliğini

kaybedeceği ve bunlara dayanılarak işlem yapılamayacağı gerekçeleriyle davayı

reddetmiştir.

62. Kadastro Mahkemesinin

başvurucuların murisi dâhil davacıların tutundukları tapu kayıtlarının miktarı

itibarıyla geçerli olduğu, miktarı itibarıyla kayıtların 229 No.lu parseli

kapsamadığı ve bu parsele uygulanamadığı sonucuna ulaştığı, Asliye Hukuk Mahkemesinin

ise bu hükme ve başvurucuların murisinin tutunduğu kaydın başka parsellere

uygulanmasına binaen başvurucuların murisinin tapu kaydının 229 No.lu parselde

hatalı tutulmasına bağlı zarar oluştuğu iddiasını yerinde görmediği

anlaşılmaktadır.

63. Bu durumda başvurucuların

murisi, Kadastro Mahkemesinde tutunduğu kaydın 229 No.lu parselde yer aldığını

ispat edememiş, başvurucular da Asliye Hukuk Mahkemesi önünde 229 No.lu

parselde kayıtların yanlış tutulması sebebiyle zarara uğradıklarını kanıtlayamamışlardır.

Mahkeme, bahsedilen parselde başvurucuların murisine ait taşınmaz bulunmadığı

yönünde kesinleşen Kadastro Mahkemesi kararı ile başvurucuların murisleri dâhil

davacıların tutundukları kayıtların kapsadığı 1.838.000 m² alandan daha fazla

3.931.926 m² olarak başka parsellerde revizyon

gördüğüne ve taşınmazın revizyon gördüğü parsellere ilişkin olarak dava

açılabileceğine dayanarak davayı reddetmiştir.

64. Başvurucular, murislerine

ait taşınmaz kaydının revizyon gördüğü diğer

parsellerle ilgili olarak bir dava açtıklarından bahsetmemekte ve böyle bir

davayı başvuru konusu yapmamaktadırlar.

65. Başvurucular aynı parsele

ilişkin üçüncü bir kişinin açtığı tazminat davasını reddeden İlk Derece

Mahkemesi kararını bozan Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 25/3/2013 tarihli ve

E.2013/593, K.2013/5270 sayılı bozma kararını delil olarak sunmuş olmakla

birlikte bu dava incelendiğinde söz konusu davacının taşınmazına ait kaydın

başka parsellerde revizyon görmediği, bu nedenle de

devletin kusursuz sorumluluğuna giden Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin tazminat

talebini ret kararını bozduğu, somut başvuruya konu davada ise başvurucuların

murislerine ait taşınmaz kaydının başka parsellerde revizyon gördüğü,

dolayısıyla tazminat koşullarının oluşması bakımından davaların aynı nitelikte

olmadığı anlaşılmıştır.

66. Sonuç olarak somut başvuruya

konu dava 229 No.lu parsele ilişkin kayıtların hatalı tutulmasına bağlı

tazminat istemi olduğundan ve başvurucular Asliye Hukuk Mahkemesi önünde 229

No.lu parsele ilişkin murislerine ait kaydın hatalı tutulmasına bağlı tazminat

iddialarını kanıtlayamadıklarından başvurucuların bu iddiaları mülkiyet hakkı

kapsamında meşru beklenti olarak nitelendirmeye yeterli somutluğa sahip bir

beklenti olmayıp başvurucuların söz konusu parsele ilişkin kayıtların hatalı

tutulmasına bağlı tazminat iddialarının Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen

mülkiyet hakkına ilişkin korumadan yararlandırılması mümkün değildir.

67. Açıklanan nedenlerle

başvurunun konu bakımından yetkisizlik

nedeni ile kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucuların mülkiyet

hakkına yönelik ihlal iddiasının konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderinin

BAŞVURUCULAR ÜZERİNE BIRAKILMASINA

5/11/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Selami ER Başvurucular : 1. Mustafa ATEŞOĞLU 2. Yusuf ATEŞOĞLU 3. Zeynep ATEŞOĞLU 4. Emine GÜLCÜ 5. Nursel ATEŞOĞLU 6. Ertuğrul ATEŞOĞLU 7. Aysel ATAŞ Vekili : Av. Muammer HAPİL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1178, 5 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye
  16. A. Başvurucuların mülkiyet
  17. B. Yargılama giderinin
  18. Başvurucular Üzerine Bırakılmasına
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1178
Tarih
5 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Sait Şahin Başvurusu (B. No: 2013/4338)
  • Vatan Partisi Başvurusu (B. No: 2015/8764)
  • Nasrullah Kuran Başvurusu (B. No: 2013/6123)
  • Remziye Güney Uyanıker Başvurusu (B. No: 2013/1717)
  • K. A. Başvurusu (B. No: 2014/13044)
  • Turan Günana Başvurusu (B. No: 2013/2720)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.