İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Celasin Başvurusu (B. No: 2014/6992)

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı

Başvuru No2014/6992Tarih16 Kasım 2016Okuma21 dk · 4.137 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mustafa Celasin Başvurusu

Karar tarihi
16 Kasım 2016
Başvuru Numarası
2014/6992
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.137 kelime·21 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı

Kuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanın

reddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 23/11/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüş

sunulmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı emrinde muvazzaf

astsubay olarak görev yapmakta iken TSK'nın itibarını sarsacak şekilde ahlak

dışı hareketlerde bulunduğu gerekçesiyle hakkında idari tahkikat başlatılmış;

bu tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleri tarafından "Türk Silahlı Kuvvetlerinde kalması uygun

değildir." ortak kanaatini içeren 29/6/2012 tarihli ayırma

sicil belgesi düzenlenmiştir.

8. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Sicil Yönetmeliği) 61. maddesi

gereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyonda

başvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon 7/8/2012 tarihli kararı ile başvurucu

hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar 13/8/2012

tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonra Genelkurmay

Başkanının onayına sunulmuş, Genelkurmay Başkanınca da Hava Kuvvetleri

Komutanlığı kararı doğrultusunda işlem yapılmasının uygun görüldüğü

belirtilmiştir. Bunun üzerine hazırlanan 2012/21-352 sayılı kararnamenin

6/11/2012 tarihinde Millî Savunma Bakanı tarafından onaylanmasıyla başvurucunun

TSK ile ilişiği kesilmiştir.

9. Başvurucu, istihbarat birimindeki görevliler tarafından

13/3/2012 tarihinde sorgulandığını, sorgu esnasında cinsel yaşamına ilişkin

ayrıntılı sorular sorulduğunu, sonrasında savunması alınmaksızın ve hiçbir

gerekçe gösterilmeksizin ilişiğinin kesildiğini belirterek yürütmenin durdurulması

ve ayırma işleminin iptali talebiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde 10/12/2012 tarihinde dava

açmıştır. Sunduğu dava dilekçesinde başvurucu, ilişik kesme kararında herhangi

bir disiplinsizlik eyleminin gösterilmediğini, yalnızca özel yaşam biçimi

nedeniyle ilişiğinin kesildiğinin anlaşıldığını, sorgu yönteminin mevzuata

aykırı olarak aldatıcı biçimde ve baskı altında tutularak yapıldığını, hukuka

aykırı usuller içeren ve göreviyle ilgisi olmayan tamamen özel yaşantısına

ilişkin mahrem sorulardan oluşan sorgu neticesinde elde edilen beyanların delil

olarak kullanılamayacağını, başarılı bir sicile sahip olmasına rağmen bu

durumun dikkate alınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülük yönünden

hukuka aykırı olduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukuka aykırı

olduğunu ileri sürmüştür.

10. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde

27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94.

maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durum

sebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucunun

ilişiğinin kesildiği, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olması

gerektiği, ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevin

başarıyla icra edilebilmesi için bir koşul olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca kamu

hizmetinin yürütülmesinde zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışına

çıkarılmasının kaçınılmaz olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilen

ayırma işleminde takdir yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, dava

konusu ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

11. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602

sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.

12. AYİM Birinci Dairesinin 26/12/2012 tarihli ara kararı ile

dava dosyasındaki mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde başvurucu hakkında

tesis edilen ayırma işleminin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız

zararların doğması ve açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte

gerçekleşmediği gerekçesiyle yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiştir.

13. AYİM Başsavcılığı tarafından sunulan 17/6/2013 tarihli

düşünce yazısında, başvurucunun geçmiş mesleki safahatı itibarıyla yalnızca bir

defa disiplin cezası ile cezalandırıldığı, mesleki sicil ortalamalarının çok

iyi seviyede olduğu, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadığı

vurgulanmıştır. Ayrıca özel hayatın gizliliği kapsamında kalması gereken bilgilerin

ayırma işlemine esas alınamayacağı, bu bağlamda başvurucunun disiplin ve sicil

durumu gözetilmeden ve ikaz dahi edilmeden tabi tutulduğu ayırma işleminde

ölçülülük ilkesinin ihlal edildiği, dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu ve

iptal edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

14. AYİM Birinci Dairesinin 26/11/2013 tarihli ve E.2012/1576,

K.2013/1152 sayılı kararıyla dava reddedilmiştir. Kararda, TSK'nın itibarını

sarsacak derecede ahlak dışı hareketlerde bulunduğu gerekçesiyle İstihbarat

Başkanlığınca yürütülen tahkikat kapsamında başvurucunun ifadesine

başvurulduğu, 13/3/2012 tarihinde ifadesi alınan başvurucunun yaşadığı cinsel

birliktelikleri detaylı şekilde anlattığı ve ikrar ettiği, başvurucu dışında

ifadesine başvurulan diğer askerî personelin de anlatımlarında başvurucunun

ahlaka aykırı davranışlarına yer verdiği ve başvurucunun cinsel yaşamına

ilişkin ayrıntıları aktardığı, başvurucunun iyi ahlak sahibi olmak vasfını

taşımadığı ve TSK'nın itibarını zedeleyecek tavır ve davranışlar içinde

bulunduğunun anlaşıldığı, ayırma işleminde takdir yetkisinin objektif

kriterlere göre kullanıldığı ve kamu yararı ile birey yararı dengesinin

gözetildiği belirtilmiş; tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı

sonucuna ulaşılmıştır. Kararda ayrıca, başvurucunun 13/3/2012 tarihli

ifadesinin bir suç isnadıyla ceza soruşturması ya da kovuşturması kapsamında

değil disiplin hukuku çerçevesinde değerlendirilmek üzere idari tahkikat

kapsamında alınmış olduğu ve başvurucunun bu şekilde tespit edilen ifadesi

sırasında iradesinin fesada uğratıldığı, yanıltıldığı ya da ifadesinin hukuka

aykırı şekilde yasak yöntem ve usullerle alınmış olduğuna dair dosya kapsamında

herhangi somut bir bilgi, belge ve kanıt bulunmadığı belirtilmiştir.

15. Karara katılmayan bir üye tarafından kaleme alına karşıoy yazısında, kişinin kendi ifadesine dayanılarak

hakkında olumsuz bir işlem tesis edilmesinin hukuken mümkün olmadığı, 13/3/2012

tarihli ifadenin başvurucunun özel hayatı dâhil tüm yaşantısını sorgulayan bir

çerçeveyi kapsadığı, böylesi bir ifadenin alınış tarzı nedeniyle işlemin

hukuken şüpheli hâle geldiği, genel mahiyette ve geniş bir zaman kesitini

kapsayacak şekilde alınması nedeniyle ifadenin hukuken geçerli olmadığı

hususunun daima gündemde kalacağı, ayırma işlemine esas alınan tek dayanağın

başvurucunun somut bilgi, belge ve olgularla desteklenmeyen soyut ifadesi

olduğu, ayrıca başvurucunun sicil notu ortalamasının mükemmel seviyede olduğu,

bu hususlar dikkate alınmadan tesis edilen dava konusu işlemin hukuka aykırı

olduğu şeklinde değerlendirmelere yer verilmiştir.

16. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi aynı

Dairenin 9/4/2014 tarihli ve E.2014/388, K.2014/336 sayılı kararıyla

reddedilmiş ve karar 22/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

17. 21/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

18. Anayasa Mahkemesinin 4/5/2016 tarihli yazısı ile yargılama

dosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun ayırma işlemine dayanak oluşturan “gizli” ibareli belgelerin gönderilmesi

istenmiştir.

19. Anayasa Mahkemesine 23/6/2016 tarihinde sunulan söz konusu

belgelerin incelenmesinden; Hava Kuvvetleri Komutanlığınca istihbarata karşı

koyma hassasiyetleri çerçevesinde 13/3/2012 tarihinde başvurucunun ifadesinin

alındığı, söz konusu ifade metninde hangi kapsamda başvurucunun ifadesine

başvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde söz

konusu metnin “ifadeyi alan”

kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış olduğu

tespit edilememiştir. Anılan ifade alma işlemi sırasında başvurucuya bugüne

kadar nerelerde görev yaptığı, kimlerle ikamet ettiği, sosyal yaşantısının

nasıl olduğu, sosyal çevresini kimlerin oluşturduğu, İnternet ortamında sosyal

paylaşım sitelerinden hangilerine üyeliklerinin bulunduğu, İnternet vasıtasıyla

veya yüz yüze tanıştığı kadınlardan ilişki yaşadıklarının kimler olduğu, bu

kadınların TSK hakkında bilgi almaya yönelik herhangi bir girişimlerinin olup

olmadığı, grup halinde cinsel birliktelikler yaşayıp yaşamadığı hususlarının

sorulduğu görülmüştür. Başvurucunun, anılan soruları yanıtladığı ve özellikle

birlikte olduğu kadınlara ilişkin olarak cinsel birliktelik içeren geçmişteki

ilişkilerini açıkladığı ve ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır. Soruşturma

konusu olaylara ilişkin olarak başvurucu dışındaki kişilerin de ifadelerinin

alınmış olduğu, bu kişilerden başvurucu hakkında bildiklerini anlatmalarının

istendiği görülmüştür.

.

B. İlgili Hukuk

20. 926 sayılı Kanun’un işlem tarihinde yürürlükte olan 94.

maddesi; 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet

Kanunu’nun 13. ve 39. maddeleri; 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı

Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun geçici 1. maddesinin (4) numaralı fıkrası;

6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin 86. maddesi; Sicil

Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60. ve 61. maddeleri.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 16/11/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı

tarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerek

manevi baskı altında ifadesinin alındığını, aldatma yöntemiyle özel hayatına

ilişkin bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde edildiğini ve bu bilgilerin

ayırma işlemine dayanak olarak gösterildiğini belirtmiştir. Başvurucu, ayırma

işlemine gerekçe olarak gösterilen sorgunun kim tarafından ve nasıl yapıldığı

hususu değerlendirilmediğini, istihbarat birimleri tarafından yasak yöntemlerle

elde edilen hukuka aykırı delillerin AYİM tarafından ret gerekçesi olarak kabul

edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu yalnızca kendisini ilgilendiren ve

mesleğiyle ilgisi olmayan özel hayat alanına ilişkin bilgiler üzerinden tesis

edilen ayırma işlemi nedeniyle Anayasa’nın 20., 36., 38. ve 125. maddeleri ile

güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu,

ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesi ve lehine tazminata hükmedilmesi talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, özel hayatına

ilişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi ve bu bilgilere

dayanılarak hakkında ayırma işlemi tesis edilmesidir. İhlal iddialarının

niteliği gereği başvurunun Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel

hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

25. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve

bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört

saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan

itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,

el koyma kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel

veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini

veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp

kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen

hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına

ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

26. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bu

koruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel

bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özel

hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dış

dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdan

Anayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına

almaktadır (Serap Tortuk,

B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).

27. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece

yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak, bireyin kendisi hakkındaki

bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin

kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,

yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına

kullanılamaması kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati

bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini

belirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).

28. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendi

bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkilere

girebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bu

mahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgari

düzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyet

hakkının mekânı kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın gizliliği hakkı

bazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı

bireyin mahremiyetinin kamusal alanda da bazı koşullar altında korunmasını

mümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).

29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) denetim

organlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesi ve

gerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamının

belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkının

sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğin

serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına

dâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinsel

içerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğunda kuşku yoktur (Serap Tortuk, §

35). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mesleki hayat çerçevesinde

kişilerin özel hayatı hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların,

buna ek olarak kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden

alınmalarının özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu

vurgulamaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§ 47, 48).

30. Anayasa’nın 20. maddesinde herkesin kendi özel hayatına

saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine

dokunulamayacağı belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın

gizliliği hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı

kapsamında güvence altına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet

alanının ve bu alanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel

yaşamı kapsamında olduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin

bilgilerin gizliliğinin korunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın

20. maddesi kapsamında değerlendirilmektedir (Şengül

Kayan, B. No: 2013/1614, 3/4/2014, § 37; Serap Tortuk, § 36).

a. Müdahalenin Varlığı

31. “Ahlaki durum” sebebiyle TSK’dan ayırma işlemine tabi

tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden, TSK’dan ayırma

kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konu süreçte

özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış ve ilişkilerinin

önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında özel yaşamına ait unsurlar

temel gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararının, başvurucunun özel hayatın

gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

32. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkı

açısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakım

sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeni

öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları

bulunmakta, ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara

dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir

(Serap Tortuk,

§ 38).

33. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

34. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınarak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi

çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan

belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm

güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının

belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Serap Tortuk, § 40).

35. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddia

edilen müdahalenin incelenmesinde kanunilik ölçütünün ve müdahaleyi haklı kılan

sebeplerin var olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde

değerlendirilmelidir.

i. Kanunilik

36. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan, müdahalenin “kanun”la yapılması şartına aykırılık bulunduğuna ilişkin

bir iddiada bulunulmamıştır. Yapılan değerlendirmeler neticesinde, 926 sayılı

Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası ile Sicil

Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60. ve 61. maddelerinin

“kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru

Amaç

37. Başvurucunun özel hayatına ilişkin bilgilere dayanılarak

hakkında ayırma işlemi tesis edilmesinin askerî disiplinin korunması ve kamu

hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla millî güvenliğin

korunması amacını taşıdığı, dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına ilişkin

Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında meşru bir amacın bulunduğu sonucuna

varılmıştır.

.

iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma

ve Ölçülülük

38. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel

hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin

önlenmesidir. Devletin ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkını

etkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de

bulunmaktadır. Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri

bakımından dahi özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının korunması için

gerekli önlemlerin alınması ödevini de içermektedir (Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 42).

39. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak

ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatın

gizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre

demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşru

amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,

sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü

sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen

gösterilmelidir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Marcus Frank Cerny [GK], B. No:

2013/5126, 2/7/2015, § 73).

40. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle

özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai

tedbirler niteliğinde olmasını; başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en

son önlem olarak kendini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın demokratik bir

toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını

ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı

karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Ata Türkeri, § 44).

41. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veya

idari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp

karşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımından

yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idarenin ve

derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayatın

gizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri”

ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup

koyamadığı olacaktır (Ata Türkeri, §

45).

42. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,

kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen

geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat

kavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal

hayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özellikle

kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat unsurları

açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla birlikte bu

kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu gibi asgari

güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, § 52).

43. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığına

veya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğu

zaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamın

gizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu

olduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlara

yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddi

gerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §

47).

44. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukuka

uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında, bireylerin özel

hayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindeki

etkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişi

üzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardaki

değerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıca

tesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumları

dikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir (G.G. [GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016,

§ 60).

45. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi

açıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınan

haklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran karar

alma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyı

sağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,

başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil

şartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasını

gerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:

28945/95, 10/5/2001, § 72).

46. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecin

değerlendirilmesi sonucunda ahlak dışı hareketlerde bulunduğu iddiasıyla

başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığı görülmüştür. Bu kapsamda Hava

Kuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun ve diğer bazı personelin ifadesinin

alındığı, başvurucunun cinsel hayatına dair hususların esas olarak başvurucunun

13/3/2012 tarihli ifadesinden öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu

ifade metninde, başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığının

belirtilmediği gibi hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu

hususunun da açıklanmamış olduğu ancak başvurucunun kendisine sorulan soruları

yanıtladığı, geçmişte cinsel birliktelik yaşadığı ilişkileri açıkladığı ve

cinsel hayatına ilişkin hususları içeren ifade metnini imzaladığı

anlaşılmıştır.

47. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı

tarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerek

manevi baskı altında ve yanıltıcı beyanlarla ifadesinin alındığını, aldatma

yöntemiyle özel hayatıyla ilgili bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde

edilmeye çalışıldığını ve özel hayatına ilişkin gerçek dışı ve hukuka aykırı

gerekçelerle hakkında ayırma işlemi tesis edildiğini ileri sürmüştür.

48. AYİM Birinci Dairesinin 26/11/2013 tarihli ve E.2012/1576,

K.2013/1152 sayılı kararında başvurucunun anılan iddiaları değerlendirilmiş ve

anılan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 14).

49. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadesinin belirli ve

somut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusunda

bilgi verilmeden temin edilmiş olması anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheli

duruma getirmektedir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında sorulan sorular gözönüne alındığında başvurucunun mesleki hayatını değil

özel hayatını ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığı

görülmektedir. Bu kapsamda başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyla

değil daha çok mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleriyle ilgili

olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf konusu ayırma işleminin kapsamı

mesleki hayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda idarenin ve yargısal

makamların karar gerekçelerinde başvurucunun İnternet üzerinden ya da sosyal

ortamlardan tanıştığı çok sayıda kadınla birliktelik yaşadığı, ahlaki yönden

özenli bir yaşam sürmediği ve cinselliğe düşkünlüğünün bulunduğu tespitlerine

yer verildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı, sonuç olarak

başvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen davranışların

esasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına dâhil özel yaşam

eylemleri olduğu anlaşılmaktadır.

50. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı

özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.

Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesinin

başvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağından

yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etki

oluşturduğu bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiği anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya

da istisnai tedbir mahiyetinde olması, başvurulabilecek son çare ya da

alınabilecek en son önlem niteliğinde olması gerekir.

51. AYİM kararında başvurucunun ifade alma işleminin usul ve

içerik yönünden hukuka aykırı unsurlar taşıdığı iddialarına rağmen anılan

ifadenin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği, başvurucunun özel

hayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel hayatını geçmiş yıllardan itibaren tüm

detaylarıyla anlatmasının nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulmadığı

görülmektedir. AYİM tarafından söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilen

hususlar dayanak alınmak suretiyle TSK'dan ilişiğin kesilmesi işlemine karşı

açılan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme kararında

başvurucunun özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatı

üzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı

gibi anılan eylemlerin TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de

detaylı şekilde açıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilen

delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ileri sürülen iddialar

hakkında bir araştırma yapılmadığı görülmüştür.

52. Bu durumda muhakeme sırasında başvurucunun; açık ve somut

bir biçimde öne sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu

anlaşılan söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıt

verilmemesi, özel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindeki etkisinin

açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına gerekli saygının gösterilmesini

adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerden

yararlandırılmaması nedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkına müdahaleyi

haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kabul

edilmelidir. Bunun yanında tesis edilen işlemin başvurucunun geçmiş sicili ve

başarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönünden değerlendirilmediği,

sınırlama ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlanan

başvurucunun kaybı arasında adil bir denge gözetilmediği, başvurucunun özel

hayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu ya da istisnai

tedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek

en son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığı ve gerekli

özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

53. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence

altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

55. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkında

yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte 10.000 TL manevi

tazminat talep etmiştir.

56. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

57. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

58. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiası

açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme

olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre

için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

16/11/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

Mustafa

CELASİN

Vekili

:

Av. Mustafa

BOZKURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/6992, 16 Kasım 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  12. C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının
  13. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Özgüldür
  17. Kömürcü
  18. Celasin
  19. Bozkurt
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/6992
Tarih
16 Kasım 2016

İlgili Kararlar

  • Fırat İşgören Başvurusu (B. No: 2014/6425)
  • Mehmet Muti Ceviziçi Başvurusu (B. No: 2014/10883)
  • Mine Gezer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7825)
  • Fidan Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/6012)
  • İmran Karbuz Başvurusu (B. No: 2014/13347)
  • Lokman Kınaş Başvurusu (B. No: 2014/6567)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.